7. GÜRCÜLER VE KARTVELİLER

GÜRCÜLER ve KARTVELİLER


Kartveliler ve İslamiyet


Tarihte Türklerin Kafkas halkları ile ilişkileri


Tarihte Kartveli-Türk ilişkileri


GÜRCİSTAN’A GELEN KIPÇAKLAR
Kıpçakların Kartvelilere ve Kartveliceye etkileri


Gürcistan'da Kıpçak/ Türk yöneticiler
Kartvelinin tespit ettiği Kartveliceye geçen bazı Türkçe adlar


Atabekler dönemi. Atabekler ve Osmanlı


Ortodoks Atabek kurucuları Kıpçaklar


Hıristiyan Kıpçaklardan Müslüman Gürcülere
Müslüman Gürcü ile Kartveli farkı


Dünyanın en güzel ırkı Kartvelistler


Seyyahın kaleminden Kartveliler


Gürcüler ve sonuç


ARTVİN VE ÇEVRESİNİN GEÇMİŞİNE DAİR İLGİNÇ KANITLAR


Ay adları yönünden. Giyim-kuşam yönünden. Mutfak yönünden


Halk inançları yönünden. Halk oyunları yönünden


Arrvin’de Kıpçak izlerine dair kanıtlar


GÜRCÜLER ve KARTVELİLER


Gürcistan’da Gürcü dediğimiz Hıristiyan toplum kendilerini Kartveli bilir ve Kartveli adını kullanır. Ülkelerine Gürcistan değil Sakartvelo veya Kartli derler. Türkiye’deki Gürcüler ise ileride geniş olarak açıklandığı gibi Müslüman olanlardır. Gürcüler Kartveli kelimesini kullanmaktan şiddetle kaçınırlar çünkü her Kartveli Hıristiyandır ve her Gürcü Müslümandır.


Görüleceği üzere farklılıklar hem dinidir ve hem de ırkıdır.


Kartveliler ve İslamiyet


Gumilev, “Okuma yazma bilmeyen halklar çok çabuk dil değiştirirler.”


İlahi dinlere mensup olup okuma-yazması olan toplumların toplu olarak dil ve din değiştirdiklerine tarih şahit olmamıştır.


“Araplar, 645’de Tiflis ele geçirildi ve burada Gürcülerle anlaşma yapıldı. Bu anlaşma ile Araplar Gürcülerin dini inançlarına dokunmayacak, ancak kendi isteği ile Müslüman olanlar kardeş sayılacak ve bunlardan vergi alınmayacaktı.” (DURSUN, 2011, s. 33)


Gürcistan’ın dolayısıyla Tiflis’in 640’li yıllarda İslam orduları tarafından fethedildiği ve Tiflis’te İslam’ın yayıldığını iki Arap seyyahı bahseder. Bu sırada Tiflis Hazar Türklerinin elinde bulunduğu ve bunların Müslüman olmuş olabileceği düşünülmektedir. Tarihte Kartveli krallıkları varlıkları kesintisiz devam etmiş olup çok zaman ve yerde istilacılara başkaldırıp egemenliklerini kazanmışlardır.


“Gürcüler 650’li yıllarda Arap idaresine başkaldırdılar.” (İPEK, 2010, s. 61) Kartveliler Müslüman olmuş ise isyan eden bu Kartveliler kimdir?
İslam idaresi adı altında Kartveliler de Ermeniler gibi kilise sayesinde dinlerini ve kimliklerini korumuşlardır.


Gürcistan’ın İslam ile tanışması Türklerden çok önce olmasına rağmen Megrel, Svan ve Kartveli grupları olan Kahetliler, Hevsurlar, Gurialılar, İngilolar ve Raçalılar arasında Müslümanlığa geçen olmamıştır.


Müslüman Gürcülerin varlığına rağmen Kartvelice Kuran ve İslami eserler neden yazılmamıştır?


“1550’li yıllarda Osmanlı idaresine geçen Livane, Pertekrek, Şavşat, Acara sancakları başında Hıristiyan Gürcü (Kartveli) beyleri bulunmaktadır.” (KANGÜL, 2016, s. 22, 23, 24)


“XVI. asrın başında İmereti, Samshe, Kartli ve Kaheti bağımsız birer devlet idiler.” (GÜMÜŞ, 2000, s. 38)


1670’li yıllarda Tiflis’i gezen seyyahın izlenimleri: “Her ne kadar Muhammedi bir imparatora boyun eğse de ve tüm bölge bu dine mensup bir prens tarafından yönetilse de Tiflis'te hiç cami yok. İranlılar cami inşa etmek için ellerinden geleni yapmışlar ama baş edememişler. Halk derhal ayaklanıp silah kuşanıp inşaatı yıkıyor, işçilere de kötü davranılıyormuş. Birkaç yıl önce kalenin içine, büyük Tiflis meydanından ayıran duvara bitişik olarak küçük bir cami inşa etmişler. Camiyi buraya inşa etmelerinin nedeni halkın camiyi ve minareden namaza davet eden müezzini görmeye alışması içinmiş. Gürcüler caminin inşasına engel olamamışlar, çünkü güçlü bir muhafız birliğinin bulunduğu kalenin içine ellerinde silahla girmeye cesaret edememişler; fakat müezzin ezan okumak için minareye çıktığı vakit halk meydana toplanmış ve camiye o kadar çok taş atmışlar ki, müezzin hemen oradan inmek zorunda kalmış; bu eylemden sonra bir daha kimse minareye çıkmamış.” (CHARDIN, 2014, s. 230)



Tarihte Türklerin Kafkas halkları ile ilişkileri


Feodal çağlarda bu ülkeye (Kafkas Albanya) yabancı akıncılar geldi. Bu yabancılar arasında en önemlileri Türk kökenli toplumlardı (s. 62). Romalılar, Kafkas sırtlarını aşan geçit yoluna Kaspi ya da Kafkas kapısı derlerdi. Buradaki ırmağın bir yakasında sağlam bir Kuman (Kıpçak) kalesi vardı. Kuman kalesi güneylerden gelecek kalabalık düşman ordularını engellemek için yapılmıştır.(BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 67)


“İskitler döneminde (M.Ö. VII. yüzyıl) İdil'in aşağı akımlarındaki Türk unsuru bizi şaşırtmamalı.” (BUDAYEV, 2009, s. 16)
“Kıpçak isminin kaynaklarda ilk ortaya çıkışı M.Ö. III-II. asırlardır.” (KUMEKOV, 2013, s. 44)
Marr, Bun-Türk’ün “otokton/ yerli Türk” anlamına geldiğini yazmaktadır. (Marr N. et Briere, M. La Langue Georgienne, Paris 1931, s. 615)
“İskender, (M.Ö. 336–323 yılları) Kür nehri boyunca yerleşmiş ve bizce iptidai Türkler ve Kıpçak denilen korkunç surette barbar milletler gördü.” (BROSSET, 2003, s. 16) Batı, kendinden olmayana barbar der.
Pliny, “Makedonyalı İskender zamanı ile ilgili kayıtlarında, Derbent’i Kuman geçidi olarak anarken, Merv’in kuzeyinde Kafkas dağları sınırında Kuman (Kıpçak) isimli bir halkın yaşadığını kaydetmektedir.” (TELLİOĞLU, 2004, s. 32)
“Kıpçaklar I. yüzyıldan itibaren Kafkasya dağlarının kuzeyinde yer alan stepler ülkesinde oturduğunu ve bu bölgeye de Kumanya denildiğini iddia edenler vardır.” (GÖKBEL, 2000, s. 40)
“372 yılında Hunlar Alanlar’ın (Kafkasya) ülkesini yakıp yıkarak onları batıya kaçmak zorunda bıraktılar.” (GRİGORİANTZ, 1999, s. 17)


“Bütün Ogur oymakları, gerek Don ve Kuban, gerekse Don ve Dnyeper arasındakiler, Volga ve Tuna Bulgar Türklerinin ecdadı ile Macarlar uzun müddet Kafkasya'da birlikte yaşamışlardır (s. 5). Bulgarların Kafkasya'da yerleşmesi, bu Türk boyunun istikbali üzerinde fevkalade etkili olmuştur (s. 12). Kafkas eteğindeki Bulgar Türklerinin toprağında büyük karışıklıklar oldu (M.Ö. 127-114) ve bir Bulgar Türk zümresi Ermenistan'a gelerek Kog münbit (verimli) alanına yerleşti.” (FEHER, 1984, s. 13).


Şengelia, Gürcü kaynaklar “Heraklius’un müttefiki Hazarların 628’de Tiflis’e yerleştiklerini belirtmektedirler (s. 12). Gürcistan M.S. 3. ve 4. yüzyıllarda Hun Bulgar Türklerinin daha sonrada Hazar Türklerinin hakimiyeti altına girmiştir. Bu dönemde iki halk arasında siyasi ve kültürel tanışıklık yaşanmıştır.” (BUTSASHVİLİ, 2015, s. 13)
“4. ve 7. yüzyıl arasında bölgeye (Kafkasya) yerleşen çok sayıda kabile (Türk) ve topluluklar içinde Bulgarlar da vardı.” (BETROZOV, 2009, s. 185)


“Philostorgios, Batı Hunlarının Trakya’ya, Doğu Hunlarının da 395’de Mezopotamya, Suriye ve Kilikya’ya hücum etmişlerdir.” (ORKUN, 1932, s. 8)
“7. yy. dan beri Çerkes ve Türk toplulukları arasında yoğun ilişkiler kurulmuştur.” (BETROZOV, 2009, s. 185)


“IX. asırda Batıya, Türk dilli halkın yeni bir akını başladı. Gürcü yazılı eserlerde bu yeni gelen Türk dilli halkın adı Kıpçak diye anılmaktadır.” (ALASANİA, 2013, s. 127)


Tarihte Kartveli-Türk ilişkileri
Kartveli tarihçi, “Gürcistan’ın Türk dünyasıyla ilişkileri çok eski tarihlere dayanır (s. VII). Kartliye (Gürcistan) giren Makedonyalı Aleksandros (M.Ö. 330’lu yıllar) Bun (yerli)-Türklerle karşılaşmıştır (s. 1). Gürcü Kroniği’ne göre ise Türklerin Mtskheta’ya (Gürcistan başkenti) gelmesi daha önce Keyhusrev zamanında (M.Ö. 530’lu yıllar) olmuştur (s. 2). Büyük İskender gelene dek Kür sahilinde oturan yavuz akrabalara Bun-Türkler ve Kıpçaklar deniliyordu.” (ALASANİA, 2013, s. 127)
“Moktsevai Kartlisai” ye göre ise Kartli’de önceden Buntürkler oturmaktaydı. Onların yaşadığı şehirler Sarkine, Kaspi, Uplist Urbnisi, Odzrhe idi.” (T. Putkaradze, Kartveller, s. 44)
“Çin’den gelip Gürcistan’da hanedanlık yapan Orbelyanların, Stephanos, Saint-Marti ve Gürcü tarihi Kartlis Tshovreba’ya (Kartli’nin Tarihi) göre Türk oldukları belirtilmiştir.” (BROSSET, 2003, s. 13) (ALASANİA, 2013, s. 145) Brosset’in “Gürcistan Tarihi” adlı eseri Kartlis Tshovreba’nın Fransızca tercümesidir.


“Türk-Gürcü ilişkilerini M.Ö. VIII. yüzyıldan başladığını görüyoruz. Güney Kafkasya’da bulunan Gürcistan, tarihi boyunca Hun, Kıpçak, Selçuklu ve Osmanlı gibi Türk toplumların egemenliği altına girmiştir.” (BOSTASHVIL, 2020, s. 66)
“el-Belazuri, Gürcistan’ın fetihten önce (Araplar) Hazarlar elinde bulunduğunu ifade eder.” (GÜMÜŞ, 2007, s. 64)
“Gürcü tarihsel kaynakta (Kartlı’nın Yaşamı) eski yüzyıllarda Kartli’de mevcut olan altı dilden birinin Hazar Türkçesi olduğu zikredilmektedir. Aynı kaynağa göre “Türkler ve Gürcüler, kaleleri ve şehirlerini İran istilalarına karşı birlikte korumaktaydılar.” (CIKIA, 2010, s. 230)


“Orta Asya’dan gelmiş olan Batı Türklerine ait bir ordu ile Bizans birlikleriyle beraber Gürcü ve Pers birliklerini yenerek 627 yılında Tiflis’i işgal ederler.” (DUMEZİL, 2000, s. 14)
“Orta Asya’da Kıpçakların merkezi “Siğnaği” şehri idi. Kafkasya’ya göç eden Kıpçaklar bu ismi yeni yere verdiler. Bir yerleşim merkezi olarak Siğnaği (Gürcistan doğusunda) 1762’de bir krallık şehrine dönüşmüştür.” (ALASANİA, 2013, s. 132) Sığnak, Göktürkler döneminde Oğuz şehridir. (ÖGEL, 2014, s. 360)
“Bagratlılar’ın Peygamber Davit ve Süleyman’dan inip (Yahudi) memleketimize (Gürcistan) gelmiş oldukları, Bagratlıların ilk kıralı Guaram, büyük annesi tarafından Gurgaslan (Kurtaslan) sülalesine bağlı idi.” (BROSSET, 2003, s. 183)
“Uzların veya Kumanların önünden kaçan akraba Peçeneklerin hücumu hemen hemen tamamıyla Türk karakterine haiz Macarların Kuban bölgesindeki yurtlarını terke mecbur etti. Küçük bir kısmı, güneye yönelen Peçenek darbesinin tesiriyle Kafkasların güneyine, Tiflis havalisine kaçtı.” (ECKHART, 2010, s. 7)


GÜRCİSTAN’A GELEN KIPÇAKLAR
“1118 yılında Davit Kıpçaklardan temin ettiği 45.000 aileyi Kafkas geçitlerinden aşırıp Gürcistan’a getirdi. İki yıl sonra Gürcistan, 40.000 kişilik süvari (Kıpçak) ordusuna sahip bir ülke haline geldi.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 142)


“Kral Davit, Kıpçak prensi Atrak’ın kızıyla evlenmişti. 40 bin seçkin Kıpçak savaşçı seferlerine iştirak ettiriyordu.” (BROSSET, 2003, s. 319)
David’in tarihçisi, “Sayımı yapılan Kıpçakların savaşa götürülebilen 50.000 kişiyi buldu. Cavahişvili, “Gürcü Hukuk Tarihi’nde, Kıpçaklardan alınan 50.000 savaşçıdan alınan ordu kurdu.” (ALASANİA, 2013, s. 135)


Her aileden bir asker alındığından araştırmacılar Kıpçak nüfusunu (45X5 veya 50X6) 225.000 ile 300.000 arasında gösterirler (1100’lü yıllar).
“Cavahişvili de 50.000’i altı ile çarpar.” (ALASANİA, 2013, s. 135)


“Büyük göçle Kuman-Kıpçak kütleleri Çoruh, Kür dolaylarını görülmemiş bir kudret ve genişlikle canlandırdılar.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 179)


“David Agmesenebeli döneminde Selçuklulara karşı savaşmak için ülkeye Kıpçaklar getirilmiştir. Gürcistan’daki tarihleri boyunca Kıpçaklar Gürcistan’da üst düzey yöneticilik yapmışlardır. Kıpçakların Gürcistan’a gelişleri Kraliçe Tamar’ın yönetimi sırasında (1184-1214) da devam etmiştir. Bu ikinci dalga Gürcistan’da “yeni Kıpçaklar’’ terimini ortaya çıkarmıştır.” (BUTSASHVİLİ, 2015, s. 14)
“Giorgi III, isyan edenlere karşı Genel Kurmayın başına Gürcüleşmiş Kıpçaklı Kubasarı’ı tayin etti.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 148)
“Giorgi III zamanında Gürcü askeri gücünü meydana getiren Kıpçaklar, başkomutanlığı devralan ünlü Kıpçak başbuğu Kubasar ile hâkimiyeti tamamen ele geçirdiler. Anası tarafından Kıpçak olan güzel Tamara döneminde Gürcü devleti, kuzeyden Kıpçaklar başbuğunun kardeşi Sevinç idaresindeki yeni Kıpçak kütlelerinin ülkeye gelmesi ile de (ikinci büyük göç) askeri ve siyasi alanda tarihinin en parlak çağını yaşamıştır.” (GÖKBEL, 2000, s. 58)


“Marqvart, “Kıpçakların (Kumanlar) Gürcülerle birleşerek Kafkasya Müslümanlarına hücum ettikleri sırada 1120-1121’den itibaren büyük bir siyasi güç olarak ortaya çıktıklarını ispat etmiştir.” (YAKUBOVSKİY, 1976, s. 4)
“Bu dönemde Gürcistan etnik bakımdan hemen hemen bir Türk Kıpçak ülkesi haline geldi.” (KARAGÖZ, 1998, s. 65)
“Gürcistan’da XII. yüzyılda Kıpçaklar faaldirler. Gürcistan’ın parlak çağının büyük başbuğu Kubasar Kıpçaklıdır. Kraliçe Tamara’nın damarında da Kıpçak kanı vardır.” (RASONYI, 1983, s. 38)
“1080 de Melikşah döneminde Emir Ahmet Kars, Erzurum ve Karadeniz’e kadar bütün Çoruh vadisini işgal ederek, Şavşat, Acara, Ardanuç, Kutayis ve Kartli havalisine, beraberindeki oymakları yerleştirdi (s. 21). Şavşat, 1555’de Osmanlıya dahildi.” (AYDIN, 1998, s. 273)


“Gürcü devletinin başında, ta Akamanış İmparatorluğu zamanından bilinen o meşhur “yedi boy” bulunmaktaydı. Liderlerine Gürcistan’da “Eristavi” adı takılan bu boyların birinden kral çıkmaktaydı. Neredeyse bin yıl boyunca aralarından Gürcistan krallarının çıktığı Bagratlılar da, bu “yedi boya” mensuptu.” (DUMEZİL, 2000, s. 18)


“Kraliçe Tamar’ın, Sultan Kılıç Arslan’a elçi göndererek oğlu ile evlenmek istediğini bildirmiş ama oğlu R. Süleyman Şah bu teklifi reddetmiştir.” (TELLİOĞLU, 2009, s. 97)
“Erzurum’da Saltukluların prensi Muzaffereddin babasının müsaadesini almadan Tamara ile evlenmek için Hıristiyanlığa geçer ve etrafıyla birlikte Gürcistan’a gider. Bir müddet sonra kocasından bıkan Tamara onu Erzurum’a geri gönderir ve Davit’le evlenir. Kraliçe Tamara daha önce Kılıç Arslan’ın oğlu Süleyman Şah ile evlenmek istediği fakat onun haysiyet kırıcı saydığı bu teklifi hiddetle red etmiştir.” (TURAN, 1980, s. 19)


Kıpçak/ Kumanlar sayesinde Gürcistan’a altın çağını yaşatan “Kraliçe Tamar’in mezar yeri (Atilla ve Cengiz Han gibi) sırdır.” (GRİGORİANTZ, 1999, s. 217)
“Tiflis’i Sasani hükümdarı Nûşirevan’ın inşa ettiği (s. 37), Tiflis adı “tbili” ile ilgili olup “sıcak su şehri” anlamında olduğu (s. 38) ve sıcak su hamamlarının meşhur olduğu Tiflis’te bu hamamlara “Türk hamamları” denildiği Thielmann tarafından ifade edilmektedir. (GÜMÜŞ, 2007, s. 39)
 


Kıpçakların Kartvelilere ve Kartveliceye etkileri


Kartveli ordu ve yönetici unvanlarından bazıları:
Gürcüce “-dze eki Farsça zade anlamında soyadı unvanıdır. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151)


Yine -vili eki ile -gili ekinin hısımlığı açıktır. “Kıpçaklar –gili eki kullanır.” (MALACILI, 2002, s. 265)


Kartveli soyadlarındaki ekler –dze, -vili eki çıkarıldığında çok Kartveli sülale lakabının Ermenilerdeki gibi Türkçe olduğu görülmektedir.


Gürcüce “eristavi: Bir bölgenin yöneticisi.” Eris-tavi. Eris, Türkçe er’den. Gürcüce tav: Baş (Erbaşı) ve çok Türk ağzında tav: Dağ.
“Eski Gürcücede eri sözcüğü hem halkı ifade ederdi, hem savaşçı askeri.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 32) Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde eristav bir boy (ADİLOĞLU, 2005, s. 191) olması çok ilginç benzerliktir.
“Atabey, Türklerde ve Selçukluda unvan olup, kraliçe Tamara’a protokol itibariyle vezirden sonra atabeylik müessesini kurdu.” (GALSTYAN, 2005, s. 26)


“Atabey, Ata ve Bey kelimelerinin birleşmesiyle oluşan sözcük.” (TURAN, 2012, s. 464) Ata ve bey kelimeleri Türkçe’dir.
Gürcüce kağana: Hani; sardali: Serdar; Şaha: Şahi ve çeri: Çari, ordu. (ARISOY, 2010)


“Tamara’nın tarihçisi savaşta, ‘Çalaş’ ve ‘Dasnaçta’ kelimelerini kullanmaktadır. Bunlardan birincisi ‘çarpışma, savaş’ ikincisi ‘sancaklar’ demektir.” (ALASANİA, 2013, s. 140)
“1080 yılında Gürcistan'da Didi Türkoba (Büyük Türklük) diye adlandırılan Türk akınları başladı.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s.136)
Kuman/ Kıpçakça sıkrık: Kurye, ulak. (GRÖNBECH) (TOPARLI)
Gürcüce şikriki: Haberci, kurye. (ARISOY, 2010)
Sikrik, Rize’de Azaklıhoca köyünün eski adı.
Gürcüce karauli: Bekçi, nöbetçi. (ARISOY, 2010) Türkçe karavul: Bekçi, müfreze, keşif kolu. (ÇAĞBAYIR) Kazak Türklerinde karavil: Düşmanı gözetleyen gözcü. (KENESBAYOĞLU)
“Kaleliler, Gürcülerin soylu sınıflarından.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 140) Kaleliler, Türkçe ad.
Gürcüce atamani: Lider, başkan. (ARISOY, 2010) Orhun Abidelerinde ataman: Başbuğ anlamı ifade eder. (DONUK, 1988, s. 37)
İlginç benzerliklerden biri de hutsesi: Rahip. (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 78) Eski Türkçe hut: Kut. (ÇAĞBAYIR) Eski Uygurca hut: Kut. (CAFEROĞLU, 2011, s. 84) Hut sesi: Kutlu ses.
“Gürcülerin ilk ataları Hatti ve Subariler’in Savaş tanrısının adı Tarhan’dır.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 37, 80) DLT’te tarhan: İslamlıktan önce (Türklerde) verilmiş olan bir addır; bey demektir (c. 1 s. 436). Çok ilginç.
Eski Türkçe unsurların Gürcistan’ın tarihinde ve kültüründen yer almasının temel sebebi, Gürcüleşen Kıpçakların Kartveli tarihindeki yoğun etkisidir.


Gürcistan'da Kıpçak/ Türk yöneticiler
Kubasar, Gürcü ordusunun başkumandanlarından. (BROSSET, 2003, s. 358)


Günümüzde Kumbasarlar Bayburt Şeyhhayran, Veysel. İkizdere Başköy, Ortaköy. İspir Bahçeli, Sandıklı, Sırakonak. Köprübaşı Yağmurlu. Rize Eminettin, Kurtuluş’ta varlıklarını sürdürmektedirler.
Bölgede Yusufeli Demirken, Yüksekoba. Ardeşen Tunca. Güneysu Adacami. Pazar Derebaşı. Sürmene Çimenli yerleşim yerlerinde Kumbasar soyadı almaları tesadüf değildir. (Geniş bilgi, Artvin, Bayburt, Gümüşhane, Rize, Trabzon, İspir, Pazaryolu sülaleleri ve Kökenleri, Osman Coşkun, 2025)
“Gürcistan’da XII. yüzyılda Kumanlar faaldirler. Gürcistan’ın parlak çağının büyük başbuğu Kubasar Kıpçaklıdır. Kraliçe Tamara’nın damarında da Kıpçak kanı vardır.” (RASONYI, 1983, s. 38)
Tamara, İbranice addır. Kıpçakça Tamar yol (mecaz) anlamındadır.
Ağboğa ve Gurgaslan Gürcü prensleri. (BROSSET, 2003, s. 146)
Gürcistan'da “446-499 yıllarında 53 yıl krallık yapan Gurg-aslan, ön yüzü kurt, arka yüzü aslan biçiminde altın bir miğfer takmasından ileri geliyordu.” (GRİGORİANTZ, 1999, s. 209)
“Kutlu Buğa, Gürcü kralı Sadun’un oğlu.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 183)
“Kutlu Arslan, Tamara döneminde Gürcistan’da derebeyi.” (GRİGORİANTZ, 1999, s. 214)


“Kutlu Arslan Tamar’ın finans bakanı.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 151)
“Ermeni belgelerine göre Şahinşah, Gürcü kıralı olup oğullarından birinin adı da Akbuğa’dır (s. 49) ve Kutluk-Boğa, Gürcistan ordusunun başkumandanı.” (GALSTYAN, 2005, s. 80)
“Ağ Buğa taht mücadelesi veren kişi.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 205)
“Beka, Gürcü başkomutanı Sarkis’in oğlu. Beka, Arapçadan Kıpçakçaya geçen bakilik, sonsuzluk anlamında kelime.
“Aşot, Gürcü ve Ermeni krallarının birkaçının adı. Bu dillerde anlamı yoktur. Aşot> Aşut.


“IV. David’in Otrok Hanın (Atrak-Kıpçak hanı) kızı ile evlenmiştir. Gürcü kralının genç hanımının adının yılanın kızı veya ejderhanın kızı olarak çevrilmesi mümkündür.” (AHİNCANOV, 2009, 142)


“Erdoğdu, Levend, Yuvan, Baş-Kapan (s. 68) ve Kaplan, 1500'lü yıllarda Gürcü beyleri (s. 125). Osan, Gürcü beyi.” (AYDIN, 1998, s. 123)


“1578 Gürcü kaynaklarında ve 1595 Tahrir defterlerinde Çıldır sancağında, Yukarı Kür boyundan, Çoruk boyundan Azgur’a değin Hıristiyan köylülerinden Türkçe ad taşıyanlar binlercedir.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 177) Bu adları bırakanlar nereye gittiler ve ne oldular?

Kartvelinin tespit ettiği Kartveliceye geçen bazı Türkçe adlar


Cikia: [[Türk kişi adlarının Gürcüceye geçip yerleşme olay bir devirde değil, Türk boylarının birkaç göçü sonucunda gerçekleşmiştir. Kartveller alanında 400’e kadar Türk kökenli özel isim mevcuttur. Argunaşvili soyadında argun Etnonim Türk şu beş Gürcü soyadında görülür: Turkadze, Turkişvili, Turkia, Turkiaşvili ve Turkoşvili; Yuruk, Ozbeg, Uzbeg, Urum, Uğuz < Oğuz (Uğuzaşvili soyadında), Kazah, Kacar, Kivçağ < Kıpçak, Kumuk, Çağatay, Uturgur v.b.


Türk kavimlerinden geçen isimler de bulunmaktadır:
Beduka Soyadlar: Kuçukaşvılı, Şişmanaşvili, Gozalişvili, Uzunaşvili, Çolokaşvili, Buiğlişvili < bıyıklı, Burnusuzaşvili, Parmaksızaşvili, Çirkinaşvili, Çoplianı < çoplı, İaralişvili, Karagozaşvili, Sağiraşvili, Uğurlaşvili v.b. Gelbahiani (gel bak) ve Apakiani (apak) ile üç Megrel soyadında Demuria (Demür), Donğuzia ve Kolbaia (Külp).


Birkaç Kartveli Yahudi soyadında da birleşik sözcük bulunmaktadır:
Parlagaşvili (parlak), Topçiaşvili (topçu), Burnusuzaşvili (burnusuz), Parmaksizaşvili (parmaksız) v.b.


Zanaat adlarından: Arabacı, Atçı, Arhçia < arkçı (Arhçiaşvili soyadında), Balcı, Dilenci, Demirci, Kapıcı, Kavukçu (Kauhçişvili soyadında), Kazancişvili, Komurcişvili, Kuluhçişvili < kullukçu, Kurkçişvili, Okçu, Papakçişvili, Sopacı, Topçişvili, Ularcişvili


Eski Türk geleneklerinden gelen ad vermede:
Doğan erkek çocuğa Geldia < geldi. Yeni doğan erkek çocuğunun korkusuz olması için ona İlmaz < yılmaz, Korkmaza < korkmaz, Urkmaza < ürkmez;
Daha fazla çocuğa sahip olmak için yeni doğan çocuğa Tekturmaz < tek durmaz. Yeni doğan çocuğun uzun ömürlü olması için ona Durmiş < durmuş, Dursun < dursun, Kosun < kosun, Satilmişa < satılmış; çocuğun onurlu bir yaşam sürmesi için ona Utanmaz < utanmaz.
Azrail'den korunması için de Elberdi < el berdi, Begverdi < beg verdi, Colbordi < col (yol) buldu v.b. derler.
Olumlu ve olumsuz sıfat-fiilli şekiller (Vermiş, Girmiş, Durmuş/ Durmişidze soyadında/, Eğmiş/ Eğmişaşvili soyadında, Bilmiş, Satılmış; Doğmaz, Dönmez, Batırmaz, Utanmaz).


Ayrıca Temir, Kaya, Aslanadze, Aslanaşvili, Aslanikaşvili, Aslanişvili; Kaplanidze, Kaplanişvili, Koçiaşvili, Koçişvili soyadlarında olduğu gibi. Ayrıca Hudaverdi, Allahverdi, Tağrıverdi soyadlarından, Hudaverdaşvili, Alaverdaşvili, Tağrıverdaşvili.
Vücut uzuvlarından türemiş isimler: Başia < baş, Gozia < göz, Gonglia < gönlü.
Gök cisimlerinden türemiş isimler: Aiguni < ay gün, İldiz < yıldız.
Bazı nesnelerden türemiş isimler; Kiliça < kılıç.
Akrabalık isimlerinden türemiş adlar: Anakiz < ana kız, İene < yenge, Oğli < oğlu, Kardaş < kardeş; metal isimler: Altuna, Cumuşa< gümüş, Temür.
Alacuk < alacık, Bairağa < bayrak, Balta, Topa < top (Topadze soyadında), Çomak (Çomahidze soyadında).
Burduhan, Karahan, Tatlahan, Uluhan gibi birleşik isimler bu türdendir
Aidoğmişaşvili, Aladağişvili, Baisoğulaşvili, Begverdişvili, Vermişaşvili, Dursunaşvili (bugün ise Dursunidze soyadına rastlamaktayız), Kirkizulaşvili (kırk kızıl), Kutluağasşvili, Kutlibegaşvili, Kerkezlişvili (kör gözlü), Tangrikulaşvili, Tilkiaşvili, Urdubegaşvili v.b.


20. asrın ikinci yarısından beri III. bin yılın eşiğine dek Türk isimlerinden çocuklarını sadece Temur, Tengiz, Elguca, Hatuna ve Aslan’la adlandırırlar.
Gürcü kişi adları ve soyadları: Bega, Begi, Begia, Begler, Bego, Begua, Begüm, Begverdi, Begabegaşvili, Begaia, Begaşvili, Begadze, Begverdişvili, Begiaşvili, Begiaşvili, Begiauri, Beglerişvili, Beglikaşvili, Begumişvili v.b. Ağabeg, Ağaverda, Kutluağa, Ağaşvili v.b.]] (CIKIA, 2010, s. 230-233)


Daha geniş bilgi için Türkçe’den Kartveliceye geçen yüzlerce kelimenin yanında, onlarca öz Türkçe kişi adları da Kartveliler tarafından benimsenmiştir. (BUTSASHVİLİ, 2015, s. 35…)


Benzer durum Tamar Toloraia’nın çalışmasında da pek çok öz Türkçe kelimeleri konu etmiştir. Türkçe aracılığı ile Gürcüceye geçen Arapça ve Farsça kelimeleri büyük bir yekûn oluşturmaktadır.


Bu kelimeleri ve unvanları Kartveliceye kazandıranların nesilleri ne oldu?
 


Atabekler dönemi


Kartveli tarihçi, [[Kıpçaklar arasında öne çıkan ailelerden biri de Atabekler’dir. Bu söz Türkçe olup, ata ve bey kelimelerinden oluşmuş ve çok saygı değer, ulu, yüce baba anlamlarını içermektedir. Samshe Atabeyliği (1266-1578), Atabeylikler içerisinde en uzun ömürlü olanı Sa-Atabago olarak bilinen Samshe Atabeyliği’dir. Bu Atabeylik Azğur, Ahıska, Posof, Ardahan, Acara, Şavşat, Ardanuç, Oltu, Tortum, Yusufeli, Olur, Şenkaya, Sarıkamış, Göle, Hanak, Çıldır, Kurtkale, Nialishev topraklarından oluşmaktadır.


Sa-atabago, yani Atabeyler Yurdu şu beş bölgeden ibaret idi:


1. Samshe; merkezi Ahıska.


2. Cakhet (Cavakhet); merkezi Çıldır-Akçakale.


3. Şavşat; merkezi Maçahel.


4. Klarcet; merkezi Ardanuç.


5. Tao (Tav Evi); merkezi Oltu (s. 18).


Ahıska ile ilgili XVI. yüzyıla ait başka her hangi bir resmi kaynağa (Osmanlı kayıtlarından başka) rastlanılmamasıdır (s. 2). Samshe devletinin kendine özgü bayrağı ve kanunları vardı. Devleti S. Cakeli, Beka ve onun oğulları Ağbuğa yönetmiştir (s. 19). Çaklı Atabeyler bu bölgeyi yaklaşık 600 sene idare etti (s. 39). Atabekler, Bagratlı sülalesinden gelen Gürcistan kralları ve Beyleri ile anlaşamadıklarından, bu mezhebdaşları üzerine her zaman Akkoyunlular ile Osmanlılar gibi Müslümanların ordularını getirmiş ve onlara kılavuz olarak hasımlarını ezdirmişlerdir. Atabeyler Osmanlı Devleti yanında yer almışlardır.]] (BEKADZE, 2014, s. 21)


“XVI. yüzyılın başlarında Ahıska Atabekleri Hükümetinin sınırları Azgur’dan Kars, Artvin, Tortum, İspir ve Erzurum’a kadar uzanıyordu. Bugünkü halk kültüründen de anlaşılıyor ki, Ahıska Türkleri ile Posof, Ardahan, Artvin, Ardanuç, Şavşat, Yusufeli, Tortum, Narman ve Oltu halkı aynı köktendir.” (KURAT, 1972, s. 82...)


“1268’de Poskov Ahıska kesiminde kurulan Kıpçak soyundan Atabeklerin bir kolu da Çoruh boyunda eski Bagratlı başkenti sarp kayalıktaki Ardanuç Kalesi’ni başkent edinmişlerdi (s. 68). Kıpçak soyundan gelen bu Ortodoks Hıristiyan Atabekler 1500’lü yıllarda batıda Osmanlı Devleti ile doğu ve güneyde ise İran ile komşu idi (s. 77). Atabekler, İlhanlılardan sonra, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlı akıncılarına kılavuz olarak Bagratlıların elindeki yerleri vurmuş veya vurdurmuştur.” (ÖZDEMİR, 2002, s. 47)


“İlhanlılara bağlı olan ve Bagratlılardan ayrı bir yönetim kuran Kıpçaklar, Artvin ve çevresinde Atabegler idaresini kurmuşlardır.” (GÖKBEL, 2000, s. 311)


“Kıpçaklar, Gürcülerin müttefiki sıfatıyla Kafkasya’ya gelmişlerdir. Daha sonra İslamiyeti kabul eden Kıpçak Türkleri İl-Deniz’in hükümdarlığında Azerbaycan’da bir Atabeylik vücuda getirmişlerdir.” (ÖGEL, 1992, s. 20)


“Trabzon’un fethinden sonra, Bayburt, İspir, Tortum, Livane, Oltu, Ardanuç, Şavşat, Göle, Ardahan, Gürcülerin elindeydi ve bu yörenin yönetimini Gürcüleşmiş Kıpçak (Kuman) Türklerinden gelme Ortodoks Hıristiyan Atabek’ler yürütüyordu.” (UMAR, 2000, s. 79)


Atabekler ve Osmanlı


[[Çıldır Atabekleri’ne bağlı olan Şavşat, İmerkev, Maçakhel ve Acara kesimlerinin beyleri, kendi istekleri ile Müslümanlığı kabul ederek Osmanlı himayesine girmişlerdir. Daha sonra Kıpçak Atabekleri’ne bağlı olan Şavşat Köprülü Köyü’nden Zor Tuna, Yavuz Selim’e sığınarak, Müslümanlığı kabul etmiş ve beylik almıştır. Yavuz Selim, Gürcistan üzerine yaptığı seferle Arhavi, Hopa ve Borçka kesimlerini almış ve Gönye (Maradit) Sancağı’nı oluşturmuştur (s. 85).


Ardanuç Sancağı 1551’de, Livane Sancağı 1553’te, Şavşat Sancağı 1553’te, İmerkhev Sancağı 1553’te, Acara Sancağı 1561’de, Batum Sancağı 1565’de, Tavuskar Sancağı 1574’te, Macakhel Sancağı 1576’da kurulmuşlardır. Bu sancaklar arasında Şavşat Sancağı’na Mehmet Bey, İmerkhev Sancağı’na Mahmut Bey ve Macakhel Sancağı’na da Ahmet Bey getirilmişlerdir (s. 86).


Osmanlılar’ın gelişi bir tür kurtarıcı gibi karşılanmıştır. Aşağı Gürcistan (Ahıska ve Ahılkelek) beylerinden Minuçehr Müslümanlığı kabul etmiş ve Mustafa adını alarak Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Daha sonra kardeşi Greguvar ve Ahıska çevresindeki öteki Atabeyler Müslümanlığı kabul ve benimseyerek Osmanlı yönetimini tanımışlardır.]] (GÜL, 2009, s. 87)


“W.E.D. Allen: Acara halkının Osmanlıya bağlılığını ve Rusların en şaşmaz düşmanları olduğunu, Osmanlı-Rus savaşında, en çetin muharebenin Osmanlı taraftan Acara halkı gönüllüleriyle yapıldığını yazmaktadır.” (REFİK, 2001, s. 5)


Kartveli tarihçi “Svanidze: Trabzon’un fethini izleyen günlerde Osmanlı kuvvetleri, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Çoruh nehrine kadar olan topraklarını aldılar.” (GÜMÜŞ, 2007, s. 37)


“Osmanlı kuvvetleri bölgeye gelmesiyle birlikte Maçhakel, 1479’da kendi isteğiyle Osmanlı Devleti'ne katıldı.” (BİLGE, 2015, s. 36) Niçin?


“Maçakhal sancağı gönüllü olarak Osmanlılara katılmıştır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 167)


“Batum ve civarının Osmanlılara geçmesi 1545 yılındadır.” (KANGÜL, 2016, s. 19)


“Acara denilen Kıpçak Türk’ü kökenli Müslüman Gürcülerin yaşadığı, merkezi Bathumi (Batum) olan Çoruh nehri ağzındaki Guria (Gürel), Çoruh nehri ile Kür nehrinin kaynağı arasındaki bölge Samtskhe/ Sa-Atabago (Mesket ülkesi/ Atabek ülkesi) olarak adlandırılır.” (BİLGE, 2015, s. 7)


Stalin’e rağmen Acarlar, 1926 yılı nüfus sayımında Kartvelilerden ayrı olarak farklı bir halk sayılmışlardır.


“Batum ve çevresindeki Acarlar aslen Kıpçak Türkü’dür.” (ALSIRT, 2009, s. 12)


“Sultan (Fatih) Samsun’dan Gürcü sınırına kadar olan bölgeyi, kaleleri, köyleri ve halkını fazla zorlukla karşılaşmadan ve savaşmadan ele geçirdi.” (MİLLER, 2007, s. 60) Neden?


“Orta Kür’ün güneyinde (Çoruh boylarında) yerleşen ve Hıristiyanlığı kabul eden Kıpçaklar, daha 1208’de bir kuvveti oturak kavim sıfatıyla köy ve kasabalarda yaşıyorlardı. Elegaz dağı eteğinde Kıpçak-avank isminde manastırları vardı. Abaka han zamanında Ahıska bölgesinde sahneye çıkan Hıristiyan Türk Çıldır Atabekleri ile bu Kıpçakların İslamlaşması başladı.” (TOGAN, 1981, s. 258)


“İlhanlılara tabi olan Sarkis önderliğindeki Ortodoks Kıpçaklar, 1267’de Ahıska bölgesini ikta alarak (kiralayarak) burada Gürcülerden bağımsız hareket etmeye başlamışlardır. Osmanlı devleti bölgeye hakim olduktan sonra bu Kıpçaklar, İslamiyeti kabul etmişlerdir.” (TELLİOĞLU, 2009, s. 130)


“Kıpçakların büyük çoğunluğu beş yüz yıl boyunca Gürcü/ Kartveli kilisesine bağlı kaldıkları halde kimliklerini kaybetmeden XV. yüzyıldaki Osmanlı fetihleri sonucunda Osmanlı idaresinde baskı olmadan Müslüman olmuşlardır.” (GÖKBEL, 2000, s. 312)


“1100 ve 1200’lü yıllarda bölgeye yerleşmiş olan Kıpçak Türkleri, Hıristiyan Gürcülerden etkilenerek önce Hıristiyanlaşmışlar, ancak Osmanlı fethinden sonra Müslüman Türk soydaşları ile kısa sürede kaynaşarak kolayca Müslümanlığa geçmişlerdir.” (DEMİREL, 2010, s. 114)


“Güney Gürcistan ve Batum Osmanlı'da kalmıştır. Bu bölgenin Osmanlı'da kalmasındaki temel sebep ise; burada Kıpçak Türklerinin bulunmasıdır. Bunlar İslamiyet'i benimseyerek kendilerini Osmanlı Devleti'nin bir parçası olarak görmüşlerdir.” (KOÇ, 2007, s. 9)
“1578 yılında burası Ahaltsihe (Ahıska ) beyliğinden alınmıştır ve Çıldır (Gürcüce /çrdili/ 'gölge') eyaleti adı taşıyan ayrı bir siyasi birim kurulmuştur. 1625 yılında Samtshe-Saatabago Beylerbeyi Beka tarafından İslam dini kabul olduktan sonra, tüm bölgede İslam hızla yayılmıştır.” (CIKIA, 2010, s. 230)


Diğer kiliselerden farklı olarak “Artvin ve çevresindeki kiliselerin kubbelerinin kümbet biçiminde olması ve bolca boğa, aslan, kartal, horoz figürlerinin yer almasıdır.” (Yusufeli Sempozyumu, 2010, Yusufeli Belediyesi, s. 59-68)


Ortodoks Atabek kurucuları Kıpçaklar


“Kimi göçebe Türkmenler yerleşik hale geldiler ve Hıristiyan oldular. Kimi de Rumca, Ermenice ve Gürcüce konuşmaya başladılar.” (KING, 2015, s. 110)
Gürcistan kıralı David’in tarihçisi “Kıpçakların çoğu, gün be gün Hıristiyan oluyorlardı (s. 137). Cavahişvili, Kıpçaklar Gürcüceyi öğrenip Gürcüleştiler. 250.000 kişinin hiçbirinin varisi Kıpçak olarak kalmayıp, zorlamadan doğal bir biçimde Gürcüleştiler.” (ALASANİA, 2013, s. 137)


“M. Lordkipanidze: Gürcistan’ın çeşitli bölgelerine iskân edilen Kıpçaklar, hızlı bir şekilde asimile olmuş, Hıristiyanlığı ve Gürcüceyi benimseyerek yerleşik hayata geçmiş ve yerli halkla karışmıştır.” (TELLİOĞLU, 2004, s. 123)
“Kür ve Çoruh boylarını Müslümanlara karşı koruyabilmek için Kıpçaklar aileleriyle birlikte buraya yerleştirildiler. Gürcü Kralı IV. David’in ölmesinden sonra yerine geçen oğlu Kür ve Çoruh boylarındaki arazileri Kıpçaklara verdi ve Kıpçaklarda buralara yerleşmeye başladılar. Yaklaşık 500.000’i bulan nüfusları ile Kıpçaklar bu tarihten itibaren bölge tarihinde etnik, siyasi, kültürel yönlerden çok önemli rol oynadılar.” (DURSUN, 2011, s. 70)


“N. Murğulia ve V. Şuşarin’e göre Kıpçakların kışla yeri eskiden Türklerin geldiği Kür ve Lori nehirlerinin sahilleri boyunca idi.” (ALASANİA, 2013, s. 132)


“Gürcistan’da 5 milyonluk nüfusun bir milyonu Gürcüleşmiş Kıpçaklar olduğu bilinmektedir.” (ÜSTÜNYER, 2010, s. 65)


Osmanlı-İran savaşlarından sonra, Batı Gürcistan Türklerin, Doğu Gürcistan ise İran’ın nüfuzu altında kaldı. (GUNİAVA, 2007, s. 1)


Doğu Gürcistan Kartveli kökenli olduğundan bu yerlerde ihtida olayı yaşanmadı.


“Orta Asya’da Kıpçakların merkezi Siğnaği şehri idi. Kafkasya’ya göç eden Kıpçaklar bu ismi yeni yere verdiler (Gürcistan). Böylece Azerbaycan’da Siğnaği köyü ve Gürcistan’ın doğusunda Siğnaği şehri ortaya çıkmıştı. Bir yerleşim merkezi olarak Siğnaği 1762’de bir krallık şehrine dönüşmüştür.” (ALASANİA, 2013, s. 132)


“Ermenistan’ın Şirak vilâyetinde, şimdiki Arıç köyünün eski adı Kıpçak’tır ve XII. asırda bu köyde Hıpçakvank Manastırı inşa edilmiş ki o manastır bugün dahi durmaktadır.” (Garkavets, Cuha, Kıpçakskoye Pismennoye Naslediye I, Almatı 2002 s. 7)


Gürcüleşen Kıpçaklar gibi Özdil örneğinde olduğu gibi Ermenileşen Kıpçaklar da çoktu.
“1206 yılında Hariç çevresinde Zakariye Mkhargrdzeli, Ğpçakhvank (Kıpçak manastırı) adıyla manastırı kurmuştu.” (ALASANİA, 2013, s. 131)


1267 yılında, 1118’de Gürcü kralı Davit II’nin daveti üzerine Kafkaslara gelen Kıpçaklar, (eski Kıpçaklar) kendi beyleri idaresinde, İlhanlılara tabi ve Bağratlılar’dan ayrı bir Ortodoks Atabekler Hükümeti kurdular. Bu Atabekler hükümeti, Bayburt, İspir, Tortum, Livana (Yusufeli ile Artvin), Oltu, Ardanuç ve Şavşat gibi bütün Yukarı ve Orta Çoruk boyları ile Kür boyunun Göle, Ardahan, Ahıska ve Ahılkelek ile Azgur kesimlerini içine almakta idi. (GÖKBEL, 2000, s. 311)


“Kıpçaklar Yukarı Kür ve Çoruh boylarına yerleşerek Ahıska'yı merkez yaptı. Giderek güçlenen Kıpçak Caklı Ailesi 1267’de bağımsız oldu. Ahıska Kıpçak Atabekleri (Gürcü kaynaklarında Sa–Atabego) devletinin sınırları Borcom Vadisi'nden Erzurum, Ardanuç ve Acara'ya kadar genişledi. Bu devlet Osmanlı hâkimiyetine kadar devam etti.” (KOÇ, 2007, s. 7)


Kral David, Kıpçaklardan oluşan ordusu sayesinde Selçuklu akınlarını durdurmuş ve hatta Müslüman Oğuzları yaşadığı yerlerden çıkararak boş kalan bu yerlere mükâfat olarak Kıpçakları yerleştirmiştir.


“XII-XIII. yüzyıllardan itibaren Kür, Aras, Çoruh boylarına yayılarak bir kısmı Gürcü-Ortodoks kilisesine, diğer bir kısmı da Ermeni-Gregoryen kilisesine bağlandıkları için Türkçe konuştukları halde sırf haçperest olmaları sebebiyle bu Kıpçaklara, Osmanlılara, Rum / Rumiyân denilmesi gibi Gürcü veya Ermeni denilmesi adet olmuştur.” (AYNAKULOVA, 2009, s. 123)


“Hıristiyan, Budist veya Maniheist Uygurların sırf dini mensubiyetinden hareket ederek onların etnik menşei hakkında veya tertip ettikleri metinlerin Türklüğe ait olup olmadıkları üzerine tartışmalar yapılmamaktadır. Yine Kırım, Litvanya ve Polonya’da yaşayan Karaim Türklerinin Yahudi dinine mensup olduklarını ve İbranice yazdıklarını da hatırlatırsak yerinde olacaktır.” (AYNAKULOVA, 2009, s. 118, 119)


Cevabı açıklanmayan soru


Kartveli tarihine damga vurmuş Kıpçakların 1100’lü yıllarda nüfusları 300 000 civarında iken ve günümüzde milyonları aşması gerekirken akıbetleri ne oldu?


Hıristiyan Kıpçaklardan Müslüman Gürcülere
Osmanlı bölgeye gelmeden önce Gürcistan’da Müslüman nüfusun yoğunluğundan tarih bahsetmez.


Kartveli tarihçi “Ts. Abuladze: Şavşat, Livane, Macahel, Y. Acara... Bölgede (Samshe) hızla İslamlaşma şiddete dayalı değildi ve Osmanlı Devleti Hıristiyanlığı tehdit etmiyordu (s. 135). Zorlama olmaksızın kısa zamanda yöre tamimiyle İslam dinine girmiştir.” (ÖZDEMİR, 2002, s. 137)


Osmanlı, vergi ile bağlantılı olduğu için ihtida kayıtlarını düzenli tutmuştur. Osmanlı’da ihtida kayıtlarının tutulduğu (Hıristiyanlıktan Müslümanlığa dönen) Batum Şeriyye Sicil defterleri kayıptır. Muhtemeldir ki Gürcistan veya Rusya arşivindedirler. Katvelilerin Müslümanlığa geçtiğine dair kayıtlar bu defterlerde yazılı olsaydı şimdiye kadar binlerce makale ve kitap ortalığı doldurmuştu.


Hıristiyan Kıpçaklar, azınlık psikolojisi gereği kendilerini daha güvende hissetmek için bir arada bulunma, Kartvelilerden uzak kalmak isteği gibi nedenlerle Acara-Batum-Çürüksu ve Artvin bölgesinde gettolaşmışlardır. Tiflis ve diğer bölgelerdeki dağınık haldeki Kıpçaklar ise tamamen Kartvelileşmiştir.


“Ermeniler ve Gürcülerde (Kartveli) milli kültürün taşıyıcısı kilise olmuştur.” (BİLGE, 2015, s. 19)


Milli kimliğini henüz unutmamış Hıristiyan Kıpçaklar, Osmanlı’nın bölgeye gelmesiyle birlikte Türklerle karşılaştıklarında (Malazgirt savaşında Bizans ordusundaki Peçenekler benzeri) Osmanlı yönetimine gönüllü katılmışlar ve kısa zaman içinde İslam’ı benimseyip topluca Müslüman olmuşlardır. O tarihte beri Türklerle bütünleşmişler ve Kartvelilere karşı her zaman Türklerin safında yer almışlardır. Gürcü dediğimiz halk bundur.


Gürcüleşmiş Kıpçakların kaderi Lazlara benzer. Lazlar gibi bu toplum da Kartveli yazı diline, edebiyatına, tarihine, kilisesine, kültürüne mesafeli durmuş ve kendilerini Kartvelilerden ayrı tutmuş veya tutmak zorunda bırakılmıştı. Bu büyük toplumun içinden Kartvelice okuryazar çıkmamış ve bir yazılı eseri görülmemiştir.


Lazların Müslüman olmasına Rum ve Kartveli kiliseleri kayıtsız kaldığı gibi, Acara-Batum, Artvin çevresindeki Hıristiyan Kıpçakların Müslüman oluşuna da Kartveli krallığı, kiliseleri, tarihçileri ve halkı ses çıkarmamış ve tepki göstermemişlerdir. Çünkü haklı olarak bu toplumları kendilerinden kabul etmemişler ve yabancı görmüşlerdir.


Geniş bir bölgede kalabalık bir toplum sessiz-sedasız ve topluca Müslüman oluyor ama Kartveli kurum, kuruluş ve ileri gelenlerden hiçbir tepki yok. Kitlesel ihtida olayı Kartvelileri ilgilendirmemiş ki olayı önemsememişler ve çok önemli bir hadise için tarihe bir kayıt bile düşmemişlerdir.


Kartveli tarihçileri, Müslüman Gürcüleri için Türklerin baskısıyla şu tarihte ve bu yerde Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçtiklerine dair bir ifadeleri günümüze kadar olmamıştır. Kardlis Tshovreba’da kısa da olsa bir not düşülmemiştir.


Müslüman olan bu toplum eğer Kartveli kökenli olmuş olsalardı, hayali işkenceler, sanal katliamlar, zorla din değiştirme senaryoları kaleme alınırdı ve özellikle kiliseleri yeri-göğü ayağa kaldırırdı.


Osmanlı döneminde Kartveli ileri gelenlerinden nüfuzlarını koruma adına Müslüman olanlar olmuştur ama sayıları çok azdır. Bunların da geçmişine bakıldığında çoğunu Türk kökenli Hıristiyan Çaklılar yani Kıpçaklardı.
“Hammer: Bizans İmparatorluğunun varislerinden birisi olan David’in sekiz oğlundan en küçüğü, Osmanlı başkenti Edirne’de İslamiyet’i kabul etmiştir.” (BAYLAN, 2001, s. 29)


Ermeniler gibi tarihleri, edebiyatları, kişilikleri kiliseyle bütünleşmiş olan Kartvelilerin Müslüman olmaları elbette mümkün değildir. Zorlama yapıldığına dair bir kanıt olamaz çünkü Osmanlı din değiştirmede zorlama yapmadı. İsteseydi imparatorlukta bir tek Hıristiyan bırakmazdı. Hatta vergi gelirlerinin azalmaması için Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçişleri 1600’lü yıllardan sonra zorlaştırdı.


Bölgenin 93 harbi ve devamından sonra uzun zaman Rus/ Ermeni/ Kartveli işgalinde kalmasına rağmen Müslüman Gürcü/ Kıpçaklardan, Hemşinlilerden, Trabzonlulardan ve Lazlardan bir kişi bile Hıristiyanlığa geri dönmemiştir. Aksine Ermeni ve Kartvelilerden gördükleri zulümler nedeniyle çoğu muhacir olup Anadolu’ya dağılma zorunda kalmışlardır.


“Rus–Türk savaşları dolayısıyla Gürcistan'dan binlerce Karapapak ailesi Kars vilayetine göçmüştür. Etnik demografik dağılıma göre, 1838’de Borçalı sancağında nüfusun yüzde 64'ü, 1918’de Borçalı bölgesinin orta kısmında nüfusun yüzde 93'ü, Karayazı bucağında ise yüzde 89'u Türklerden ibaret olmuştu.” (MEMMEDLİ, 2018, s. 23)


“Bu göç sırasında Kola, Artaani, Şavşeti, Klarceti, Livana, Murğuli, Maçaheli, Tao, Acara ve Kobuleti neredeyse tamamen boşaldı. Boşalan köylerde tarım tamamen ortadan kalktı, birçok köy tarih sahnesinden silindi. Arşiv belgelerinin incelenmesi ile 1879 yılındaki göçlerden sonra 2000 nüfuslu Kobuleti’de 500 kişinin kaldığı, çevre köylerin ise tamamen harap ve viran olduğu anlaşılmaktadır. Kobuleti’nin Kvirike, Keda’nın, Arsenuali ve Murğuli’nin Eraguna köylerinde olduğu gibi bazı köylerde tek bir canlı bile kalmamıştı. Karalidze, Artvin Vilayetinin yerel sakinlerinin yarısından fazlası yabancı yerlere göç etmişlerdir (s. 99). Kars ve Batum’dan en az yarım milyon insan Osmanlı İmparatorluğu’na göç etmiştir. Göç edenlerin sayısı kesin olarak bilinmediği gibi göç sırasında ölenlerin sayısı da bilinmemektedir.” (CHOKHARADZE, 2015, s. 107)


“Müslümanlar gaspa, soyguna uğraması ve katli vakayı adliyeden oldu. Kitleler halinde sürgün edilen erkekler, tecavüze uğrayan savunmasız kadınlar, yakılıp yıkılmış köyler, yoksul, aç, korkudan titreyen ve hiçbir ihtiyacı karşılanamayan bir nüfus. Bölgedeki (Kafkasya'da) Müslümanların hali işte budur.” (FINDLEY, 2012, s. 196)


1878 yılı Salnamesinde Lazistan sancağın merkezi Batum’da 58 hane Hıristiyan, 1555 hane İslam vardı. (EMİROĞLU, 1995, s. 347) Ya bugün?


Müslüman Gürcü ile Kartveli farkı


Türkiye'deki Gürcüler Kartveli kelimesini bilmezler bu nedenle kendilerine Gürcü, Acaralı veya Çveneburi (Bizden olan) derler. Böylece kendilerini Kartvelilerden ayrı tutmuşlar ve haklı olarak Kartvelileri yabancı görmüşlerdir. Gürcü ile Kartveli arasındaki temel fark, her Kartveli Hıristiyan’dır ve her Gürcü Müslüman’dır. Farklılık hem dinidir ve hem ırkıdır. Kartvelilik Hıristiyanlığı; Gürcü/ Acara/ Çveneburi de Müslümanlığı temsil eder.


Kartveliler de Gürcü kelimesini bilmezler, kendilerini Kartveli derler. (Kartveli dilinde ü sesi yoktur) Ülkelerine Gürcistan değil Sakartvelo/ Kartlı derler.
Gürcü kelimesi Arapça ve Farsça etnik Kurc veya Gurc adıyla bağlantılıdır. (LANG, 1997, s. 101) Gürcü, Farsça gurc’dan. (ÇAĞBAYIR)


Uzun zaman Kartveli dini ve kültürü baskısı ve etkisine rağmen Müslüman Gürcüler arasında yalnızca dini ayrılık değil soy, tarihi geçmiş ve kültürel farklılıklar da derin boyuttadır.


Açılım adına son zamanda Müslüman Gürcüler arasında devşirilmiş bir güruh peyda olup ataları Kartveli sözünü gavur kelimesi ile eş anlamlı görmesine rağmen kendilerini Müslüman Kartveli diye tanıtmaya başladılar. Uşak ruhluluk doğuştan mı sonradan mı kazanılır? Bilinmez.


Dünyanın en güzel ırkı Kartvelistler


İç-dış Kartvelistler, tarihi kahramanları olmadığı için Gürcüce konuşanları Kartveliliğe özendirme adına her fırsatta Kartveli dilini, ırkını, yazısını, folklorunu, bahçelerini, şarabını, üzüm kütüklerini, kestanesini, elmasını, küpünü, kiliselerini ve özellikle Kartveli adını şişirip yücelterek Kartveli hayranlığı oluşturma öncelikli gayeleridir.


Kartveli ırkını şovenist boyutta ilahlaştırır ve eşsiz-benzersiz bir sınıfa sokar. Hiçbir millette olmayan necip sıfatları Kartvelilere yüklerler. Böylece Gürcüleri Kartvelilere yamama yapmak güya kolaylaşacaktır.
“Gürcü (Kartveli) toplumu başkalarından çok değişik, kendine özgü, orijinal bir topluluktur.” (TSERETELİ, 2005, s. 99)
“Dünyanın en güzel ırkı. Kadınlar ve erkekler güzel ve havalı. Özgür, gururlu, methiyeci, büyük söz söyleyen dövüşçü, cesur, diliyle, inancıyla Gürcü.” (MİMİOŞVİLİ, 1999, s. 31)
“Gürcistan'da her köylünün bir prens olduğu ve bir prens gibi davrandığı.” (LANG, 1997, s. 24) gibi safsatalarla sık karşılaşmak mümkün. Acaba gerçek bu mu?


Türkiye’deki Kartvelistler, rüya ülke ilan ettikleri Sakartvelo’ya geri dönmedikleri gibi Gürcistan'dan Türkiye’ye büyük bir akın vardır.


Gürcistan’dan gelen Kartvelilere baktığımızda yazılanlarla yaşananların taban tabana zıt olduğunu görmekteyiz. Bu kişiler milliyetini söylemekte bile imtina ettikleri, Türkiye'de en ağır işlerde ucuz alın teri gücüyle çalışmalarına (yadırgamıyorum), kadınların sıradan Türk erkekleri ile evlenmeye can atmalarına (Ermenilerdeki gibi) ne demeli? Prens-prenses olana bunlar yakışır mı? Dünyanın en güzel ırkı ve ilahi sıfat taşıyan bu insanlar bu derece sıradanlaşır mı?
“Ayşenur Kolivar: Kapı (Sarp) kısa sürede kadın ticaretinin aracı haline geldi (s. 342). Latife Akyüz, Hopa’daki fuhuş sektörünü açıklarken “Eğlenmek isteyen adam kadını önce yemeğe çıkarmak, sonra diskoya götürmek, sonra da otele oda tutmak yani gecede ortalama 500-600 lira harcamak zorunda. Ancak sokakta biraz daha ucuza mal etmeleri mümkün.” (BİRYOL, 2012, s. 157)
“Lazlar, sınır kapısının açıldığından beri Gürcü ve Ruslar tarafından başlatılan bavul ticareti ve fahişelikle ispatlanmış olan ahlaki çöküş ve fakirlikten dolayı sınırın öbür tarafından gelen, kendilerini bir başka düzlemde Gürcülerden ayrı tutmaya çalışıyorlar.” (HANN, 1999, s. 34)
“Gönüllü olarak çalışmaya devam eden kadın sayısı çok.” (Hürriyet, 15. 08. 2003)
Dünyanın en seçkin ırkı ve asil kadını buysa sıradan olanı nasıldır?


Seyyahın kaleminden Kartveliler


1670’li yıllarda seyyahın izlenimleri, [Gürcülerin (Kartveli) çok hilebaz ve kötü niyetli olduklarını, onlardan her şey bekleneceğini, birkaç yıl önce Moskof bir papazın Gürcistan'dan geçerken soyulduğunu, papazın sahip olduğu zenginlikleri ele geçirmek için prensin gizlice bu olayı ayarlamakla suçlandığını (s. 194).


Çok cahil ve çok ahlaksız oluyorlar. Dalavereci, düzenbaz, vefasız, hain, nankör ve kibirlidirler. Söylediklerini ve yaptıklarını inkâr etmekte, sahte şeyler ileri sürmekte ve savunmakta, haklarından fazlasını istemekte ve asıl düşüncelerini saklamakta inanılmaz bir yüzsüzlük sergiliyorlar. Ruhlarının bu kötü huylan dışında en kirli kösnüllüğe sahipler, yani ayyaşlık ve sefahat. Bu pislikler de öyle ileri gidiyorlar ki bu özellikler bütün Gürcülerde ortak paydadır ve bunlar ahlaksızlık olarak da kabul edilmiyor. Kilise adamları, tıpkı diğerleri gibi, sarhoşlar ve evlerinde cariye olarak kullandıkları güzel kadın köleler bulunduruyorlar (s. 208).


Kadınları da az günahkâr ve kötü huylu değiller; erkeklere çok düşkünler ve onların da bütün ülkelerini sarmış olan bu kokuşmuşluk selinde büyük bir payları var. Gürcüler aşın derece tefecidirler. Ancak teminat üzerine ödünç veriyorlar ve aldıkları en düşük faiz ayda yüzde iki yüzdür (s. 209).


Gürcüler çok sinsi ve başkalarının mallarına susamış insanlardır.] (CHARDIN, 2014, s. 248)


GÜRCÜLER VE SONUÇ


“Abdülhamit, Anadolu nüfusunun Türkleştirilmesi için Müslüman göçmenleri Türk’ten ayrı düşünmemiştir.” (CHOKHARADZE, 2015, s. 99)
Tarihi veriler, ihtida hareketleri, kültürel değerler, yer adları ve sülale lakapları Gürcüce konuşan Müslümanların Gürcüleşmiş Kıpçak/ Kuman Türkleri olduğunu ispatlamaktadır.
Kartveli zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Gürcülerle Türkler arasında bugüne kadar ırk üzerine nahoş bir olay yaşanmamıştır. Siyasi ve ekonomik yönden önlerine herhangi bir engel çıkarılmamıştır. Olan problemler Gürcü-Türk adına bakmadan geneldir, ortaktır. Türkler hiçbir zaman Gürcü-Türk ayrımına gitmemiş, aklından geçirmemiş, Gürcüleri kardeş görmüş ve kardeş bilmiştir.
Gürcüler de Türkleri kardeş görmüş ve Türklere karşı kardeşlikten öte duygu hissetmemişlerdir. İki toplum et ve kemik gibi kaynaşmıştır. Biri diğerini yabancı görmeden kız almış ve vermiştir.


Günümüz Türkiye’sinde Gürcü-Türk gelenekleri, kültürel değerleri harmanlaşmış ve farklılıklar bile fark edilmez olmuştur.


“1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Kafkasya bölgesinde Türkler, Çerkezler, Çeçenler, Abazalar, Dağıstanlılar ve Acara bölgesinde yaşayan Müslüman Gürcüler, aktif olarak Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katılmışlardır.” (DEMİREL, 2009, s. 317) Kardeşlik bu değilse başka nedir?
“Elviye-i Selâse olarak adlandırılan Batum, Artvin Ardahan ve Kars’ta 16 Ağustos 1918’de yapılan halk oylamasında, Batum’da oy kullanma durumunda olan 4.312 kişiden 2.669’u Türkiye’yi istemiş, 160 kişi hayır demiş ve 1483 kişi de çekimser kalmıştır. Artvin’de, oy kullanma durumunda olan 16.317 kişiden 16.309’u Türkiye’yi istemiş ve 3 kişi red oyu vermiştir. Üç sancak genelinde ise 87.048 kişiden 85.129’u Türkiye’yi istemiş, 441 hayır oyu vermiş ve 1693 kişi de çekimser oy kullanmıştır. Kırk yıl Rus ve Gürcü işgalinde olan bu bölgelerdeki durum böyledir.” (GÜL, 2009, s. 96) Artvin insanı budur.


Müslüman Gürcüler/ Kıpçaklar onurludur, ihanete pirim vermez, yemek yediği kabı kirletmez, dedelerinin kemiklerini sızlatacak kadar alçalmaz. Kartvelistlere uşaklık yapacak kadar küçülemez.


ARTVİN VE ÇEVRESİNİN GEÇMİŞİNE DAİR İLGİNÇ KANITLAR


“Gürcü kültüründe Türk kültürünün etkisinin bir başka örneği de 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin kullanılmış olmasıdır. Hatta bu takvimdeki hayvan isimleri Gürcücedeki isimleriyle değil, Kıpçak Türklerinin kullandığı şekliyle verilmiştir. Gürcü rahibi Sulhan-Saba Orbeliyani’nin “Sitkvis Kona Kartulis” adlı eserinde bu takvim yer almaktadır.” (BUTSASHVİLİ, 2015, s. 21)


Dağlar içinde gettolaşmış toplumlarda değişim ve gelişim çok yavaş ilerler. 1600-1700 yıllarının gelenekleri ve kültürü ile 1900 yılı başlarındaki gelenekler özellikle köylerde hemen hemen aynı idi.


Ay adları yönünden


Artvin'in ilçe veya köylerinde Kartvelice ay adlarını bilinmez.


Palkanov, “İnsanlar her şeyi değiştirebilir, takvimlerini ise çok zor değiştirirler.” (ALTINKAYNAK, 2006, sayı 4, s. 25)


Osmanlı Arapça ay adları kullanmıştır.
Kartvelice ay adları: Janvari, Tebervali, Marti, Aprili, Maisi, Tibatva, İvlisi, Agvisto, Sektemberi, Oktomberi, Moemberi, Dekemberi.


Artvin’de farklı farklı ay adları kullanılsa da Kartvelice ortak olan “mart, abril, mayıs, Ağustos” ay adlarıdır. Bu adlar, dünyanın çok dillerinde yaygın olup kökenleri Latincedir. Diğer ay adlarının tamamı Türkçe ve Türklerin bölgeye getirdiği Arapça kelimelerden oluşur.


Giyim-kuşam yönünden


“Şavşat’ta kumaş çeşitleri: Kutnu, şifon, has, alavera, canfes, krep döşen, kanavuz, pamuklu kumaş (s. 72). Giysiler: Leçek, çit, fes, silgi, vala, tavşar, foşi, tülbent, uştum, ehram, üç etek, boylama, çar, tuman, içlik, iç etek, fistan, cepken, sıkma, kofta, şalvar. Kolye, mahmudiye, armudiye, kazi-gazi, hakik, gümüş gerdanlık, şova, peştamal, kuşak, penez, kabalak, köynek, gömlek, cepken, cako, potur, sako, çorap, yemeni, kemer, çarık, çizme, çapula.” (KARASÜLEYMANOĞLU, 2015, s. 75…)


“Turfan'da (Uygur bölgesi) bulunan eserlerde görülen bir resimde Türklerin on asır evvel üç etekli entari giydikleri görülmektedir. Cem ayinine kadınların eski milli elbiseleriyle gelmeleri şarttır ve bu şarta riayet edilir. Bazı yerlerde bu şarta riayet edilmemesi son zamanlardadır.” (YÖRÜKAN, 2005, s. 91)


Üç etek, Kızılbaşlarda, Yörüklerde, Ege bölgesinde ve Balkan Türkleri arasında da yaygındır.


“Şavşat ilçesinde kadın giysileri:


Başa giyilenler: Vala, Foşi, Tavşar, Leçek, Uştum (Uçtum), Çıt, Silgi, Fes-Kofiya.
Bedene giyilenler: Üçetek, Çar, Boylama.


Bele giyilenler: İpek kuşak, Şal kuşak, Kemer, Çar bağ.
Bel üstüne giyilenler: İçlik, Kofta, Kırkmakas, Koçik, eldiven.


Bel altına giyilenler: Don-Tuman, Arkalaç-Eteklik-İpekli kumaş, Peştamal.


Ayağa giyilenler: Çarık-Çapula, Yemeni, Çorap.
Oyalar: Mekik oyası, İğne oyayı, Tığ oyası.
Takılar: Polat, Armudiye, Mahmudiye, Kazi-Gazi, Hakik-Mercan, Gümüş gerdanlık, Şova.” (URAL, 1998, s. 22-43)


Mutfak yönünden


“Şavşat’ta çorbalar ve yemekler: Çinçar, karalahana, lahana, pancar, kımi, kabak, kesme, ayran, sütlü, sebze, yarma, kavut, fasulye, umaç, hele, kalaçoş, hınkal, haşil, papa, kuru börek, laz böreği, patates böreği, bişi, lokum, düğmeç, gevrek, katmer, kete, ev makarnası, mafiş, lalanga, cırığta, erişteli pilav, Çerkez tavuğu, puçuko, kabak, soğan, çarhala, üzüm yaprağı, güveç kebabı, kuyu kebabı, candil, kaysefe, peynir eritmesi, bulama, kuymak, mantar yahnisi, ağuz, çılbır, yumurtalı süt, yoğurtlu bişi, pelverde, zerde, hasuta, zülbiyet, koptan, malakta, mırkıl, şalgam dolması.” (KARASÜLEYMANOĞLU, 2015, s. 75…)


Halk inançları yönünden


Bölgenin geleninde doğum, ölüm, düğün gibi halk inançları, gelenekler ve batıl inançlar birbirlerinin fotokopisi gibidir. Tamamı eski Türk kültürü izleri olup çoğu Şamanizmin dokularını taşır.


Halk oyunları yönünden


Kıpçakça bar: Bir tür çalgı, saz. (TOPARLI) Latince bar: Dans edilip eğlenilen içkili yer.


“Atabarı, ahçik barı, cilveloy, coşkun Çoruh, kobak, deli horon, döney (döne), düz horon (varagela), Hemşin, Karabağ, mendo barı, sarı çiçek (sarı kız), şahlan (şeyha), Şavşat barı (çift jandarma), teşi, uzun dere, üç ayak (ağır bar), Acara horonu, gülenber, deli kız, hoş bilezik, kazazka, tavuk barı, Tamara, Murgul basması, Kürt barı.” (KARASÜLEYMANOĞLU, 2015, s. 275…)


Şavşat’ta horonlar: Ağırbar, Atabarı, Basma, Dizkırma, Döney, Hançar bari, Horom (Düz, deli), Karabağ, Karşıberi, Orta-Batum, Sallama, Sarıçiçek, Sasa, Sıçratma, Teketek, Temürağa, Uzundere…


Söylenen Türküler, Artvin’in genelinde folklorik erkek ve kadın giyim-kuşam giysilerinin adları Türkçedir.


ARTVİN’DE KIPÇAK İZLERİNE DAİR KANITLAR


Yer adlarının dili yoktur fakat kimliği vardır.
ANÇ ADI


Anc/ Anç/ İncilli köyünün adı, Ardanuç.


Anç, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 109) 1100’lü yıllarda Ancoğlu Kıpçak federasyonunu oluşturan boylardan biri. (KARA, 2007, s. 193) Ancoğlu, Kıpçak boyu. (KUZEYEV, 2005, s. 179) Karadeniz’in kuzey sahasında Kumanlar/ Kıpçaklar en kudretli devrini yaşamışlardır. (SAFRAN, 1989, s. 17)
Ançlılar, Ahıska kökenli sülale. (BAYRAKTAROĞLU, 1992, s. 134)


Ancıkale, Dağıstan’da şehir. (EREL, 1961, s. 4) Ançu, Göktürk beyi. (KAFESOĞLU, 1984, s. 92)


Anceloğlu mah. Şehitlik köyü, Artvin.


Anc-el: Anç yurdu, Kıpçak yeri.


Ancimahat mezrası, Bereket köyü, Ardanuç.


Anci-manat. Arapça mahatt: Yolculuk esnasında inilip durulacak yer. (DEVELLİOĞLU) Ancların, Kıpçakların dinlenme yeri.


Ancitik mezrası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.


Anc-itik. “İtik, Kuman/ Kıpçak menşeli aile ve şahıs adı olup köpek anlamı taşır.” (RASONYI, 1993, s. 144) Ancitik, Kıpçak/ Kuman adı.
Ançkora/ Anaçlı köyünün adı, Ardanuç.


Anç-kora. Uygur, Kazak, Özbek ve Kırgızca koro: Ağıl, ahır. (KTLS) Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkarlarda kora: Ağıl, ahır. (TAVKUL, 2000) Ançkora: Kıpçak ahırı.


Ançohori/ Pınarlı köyünün adı, Hopa.


Anç-ohori. Lazca ohor: Ev. Kıpçak’ın evi.


AGARA ADI


Yaylacılık çok eski Türk geleneği olduğu için “Eski Türkler bir bakıma dağlı sayılmalıdırlar.” (KURAT, 1972, s. 5)


Artvin’de olan yayla, mezra ve kışlak adları ne Gürcistan’da ve ne de Ermenistan’da vardır.
“Rasovskiy: Kumanların çeşitli grupları halinde yaşadıklarını ve her grubun kendine ait yazlık ve kışlıkları vardı.” (YÜCEL, 2001, s. 60)


Gürcüce agaraki: Yazlık ev. Ermenice akarag: Çiftlik.


İkinci adı Agara olan yığınla mezra, mahalle, yayla ve yer adları Artvin ve çevresinde bulunmaktadır. Bu adlar arasında Gürcüce agaraki ve Ermenice akarag sözcükleri ile birebir örtüşen bir tane dahi olsa tespit edilememiştir.


Bir diğer delil de Ermenilerin geçmişte yoğun olarak yaşadığı Batı Hemşin bölgesinde, Rize ve Trabzon’da Agara yer adı yoktur.


“Agara adını Kıpçak Türkleri ekenek (mezra) anlamında kullanmışlardır.” (Turan Dergisi, 2006, sayı 5, s. 107)
“Agara, Türkçe ara-yer anlamında olup Türkçeden Gürcüceye geçmiştir.” (Kafkaslarda Türk Dili ve Kültürünün Etkileri, 2013, TDK. s. 105)


Agara mezrası, Ahıska Sancağında Onğora köyü. (BEKADZE, 2014, s. 47)


Agara/ Posof’un Kaleönü köyünün eski adı.
Agara/ Ağıllar köyünün adı, Artvin.


Agara/ Erikli köyünün diğer bir adı, Şavşat.


Agara mah. Çukurköy, Şavşat.


Agara mah. Maden köyü, Murgul.


Agara mezrası, Serinsu köyü, Yusufeli.


Agara yaylası, Marsis dağı civarı, Artvin.


Agara mah. Kireçlik köyü, Arhavi.


Agara gölü, Arhavi.


Agara yaylası, Üçırmak köyü, Arhavi.


Arhavi’de Agara adları, Yusufeli ile olan yakın coğrafi konumun sonucudur. Bu adlar, yüksek kesimlerde yer almaktadır. Laz yerleşimi yerlerde Agara adı görülmez.
Köy adı olan yerlerin önceden mezra olmaları ihtimal dahilindedir.


Şarapçılık ve bağcılıkla ilgili yer adları


Kartveli tarihçi, “Gürcistan bağcılık, şarapçılık sanatının ilk geliştirildiği önemli bir ülkedir. Bu ülkede 300 kadar yöresel üzüm çeşidi yetiştirilmektedir. Bunların çoğu şaraplık üzüm çeşitleridir.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 74)


Bir diğeri, “500 kadar bilinen Gürcü asma türlerinin bulunduğunu ve binlerce çeşit şarap içme kapları ile ünlü olduğu.” (MİMİOŞVİLİ, 1999, s. 33)


Ermenice gini: Şarap ve ğhağoğ: Üzüm. Gürcüce ğvino: Şarap; sirachana: Şaraphane; maçari: Taze şarap; vazi: Bağ kütüğü, üzüm asması; akido: Üzüm salkımı; rvinisa: Şarap, şaraba ait; savenahe/ zvari: Üzüm bağı…


Tarihte Gürcistan, Artvin, Laz yöresinde üzüm ve şarapçılık çok gelişmişti. Bunlara rağmen bağcılık ve şarapçılıkla ilgili Kartvelice yer adları Artvin bölgesinde tespit edemedik.


Kıpçakça bor: Şarap. (TOPARLI) Kuman/ Kıpçak Türklerinde bor: Şarap. (GRÖNBECH) Macarca bor: Şarap. (RASONYI, 1993, s. 121) DLT’te (1072 yılı) bor: Şarap.
Ermenice ve Gürcüce şarap ve üzüm ile ilgili yer adı olmayışı, Kıpçakça bor adının her yerde yaygın oluşu ve bağ sözcüğünün kullanılışı, Gürcüce konuşan insanların kökenlerinin Kıpçaklara uzandığının kesin ispatıdır.


Bölgede çok eskilere uzanan Hazar, Macar, Kuman/ Kıpçak, Budist yer adları ile değişik Türk boy ve Türkmen oymakları yığınladır.


Valanizeoğlu


Valani-ze> Valani-dze> Valanizade. “Gürcüce -dze eki Farsça olup zade anlamında soyadı unvanıdır.” (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151)


Valani, Kıpçakların Batı dillerindeki adlarından biri. (LEZİNA, 2009, s. 555) Valani, Kumanların/ Kıpçakların diğer bir adı. (KAFESOĞLU, 1984, s. 175) Valanı, Kıpçakların farklı bir adı. (OMOROV, 2008, s. 20)


Valanizeoğlu Artvin, Dere mahallesinde.


Valanize Dere Mahallesi, Artvin. (ARTVİNLİ, 2013, s s. 263)


Valanize Ballıüzüm köyü, Artvin. (ARTVİNLİ, 2013, s. 263)
Gürcüce ek almış Kıpçak/ Türkçe ad. Gürcüleşmiş Kıpçakların hatırası.


Valena Maçka’nın Arıkaya köyünün eski adı. (Valani ile bağlantılı)


Cordanoğlu/ Çortanoğlu


Curtan, Kıpçak kabilesi. (LEZİNA) Çurtan, Kıpçak boyu. (GÖKBEL, 2000, s. 89) Çortan, Kıpçakların 16 büyük uruğundan biri. (TOGAN, 1981, s. 163)


“Kıpçak’ta Çortan, XIV. yüzyılın ilk yarısında bir kabilenin adı, Macaristan’da kişi adı ve Romanya’daki İslav vesikaları Çortan, Çurtan adını zikretmişlerdir. Çortan, turna balığı anlamında olup Kuman/ Kıpçak şahıs adıdır.” (RASONYI, 2006, s. 199)


Kafkasya’da Kumuk Türklerinde çortan: Turna balığı. (PEKACAR, 2011, s. 107)


Cordanoğlu/ Çortanoğlu Ardanuç Peynirli. Arhavi Musazade. Çaykara Çamlıbel, Köknar, Şahinkaya. Hayrat Dağönü. Hopa Sugören. Of A. Kışlacık. Trabzon Ortahisar’da.


Çortan-asoğlu Hıristiyan Türk. Gümüşhane’nin Kurum vadisinde. (ANDREADIS, 1998, s. 23)


Cordan mah. Başköy, Fındıklı.


Cordan-a Eskale obasında bir pınar adı. Şalpazarı.


Cordan daşi (taşı), Temelli köyü, Maçka.


Cordanlı mah. Dağönü köyü, Hayrat/ Trabzon. Cordanoğlu aynı yerde.


1918 yılı Trabzon konferansında Gürcü heyetin azalarından Tumanof (Prens Kiril Leon Tumanidze), “Dedelerimiz, Çin-Türkistan’dan gelmiş olan Türklerdir. Ben de sizin ırkınızdan Türk ırkından sayılırım.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 31)


1927’de Muvahit Zeki Bey, “Tarihi yönden yapılan araştırmalar ve incelemeler bu halkın aslında köken olarak Türk olduğunu doğrulamaktadır. Gürcü dili ile bazı adetlerin yerleşmesi, yeri geldikçe bölgenin ve halkın uzun süre Gürcü istilası altında kalmasından ileri gelmiştir.” (ZEKİ, 1999, s. 61)


“Gürcüce de konuştukları için Türk olan Acara ve Çürüksu ahalisine de Gürcü denilmesi veya lisan meselesinin Batum ve Artvin havalisinin milliyet araştırmasında ölçü sayılması hiç doğru değildir (s. 211). (Artvin Gürcüleri için) Tarih nokta-ı nazarında vaki tedkikat (araştırma) bu ahali an asıl (aslen) Türk olduklarını teyid etmektedir.” (DEMİREL, 2010, s. 93)


Dil, milliyeti belirleyen yegâne unsur değildir. Her İngilizce konuşan İngiliz, her Türkçe konuşan Türk, her Almanca konuşan Alman, her Kartvelice konuşan Gürcü değildir. İletişimin zirve yaptığı günümüzde bile Almanya’da üçüncü nesil Türk gençlerinin bir kısmı Türkçeyi bilmiyorlar. 4-5 nesil sonra tamamen Almanlaşacaklardır.


🔇