
ARTVİN RİZE TRABZON YER ADLARININ KÖKENLERİ
ÖNEMLİ NOT
Yer adlarının açıklanmasında aşağıda belirtilen ekleri dikkate alınmadan doğru sonuca ulaşmak imkânsızdır.
Türkçe dışında bölgede konuşulan veya konuşuşmuş diller içerisinde ‘ö’ ve ‘ü’ sesleri yoktur. Ermenice dışındaki dillerde de ‘ı’ sesi yoktur. Bu dillerde ‘ı’ sesi incelerek ‘i’, ‘ö-ü’ harfleri de kalınlaşarak ‘o’ ve ‘u’ ya dönüşür.
Bölgedeki dillerin bazılarında da ‘c, ç, f, ş, y’ harfleri yoktur. Eserde, bu konu çoğunlukla dikkate alınmamıştır.
Farsça ve Arapça ekleri veya sözcükleri bölgeye Türklerin getirdiği kesindir.
-a, -e, -i, -o, -u ekleri
Rumca –a eki, bazı hallede ‘çokluk’ yerine geçmektedir. Farsça –i, aitlik, ilişkinlik gösteren takıdır. (UMAR, 1993, s. 322)
İsime eklenen ‘i’ belirsizliğin ‘i’sidir. (ALT, 2005, s. 22) Aynı ses özelliği Lazca ve Gürcücede de vardır. Abhaz> Abhaza, Acar> Acara, Çoruh> Çoruhi, Tiflis> Tiflisi, Batum> Batumi, gibi.
-i eki, sözcüğün akışına göre değişiklik gösterip, -a, -e, -o, -u halini alabilmektedir. Bu ekler, söylenişi kolaylaştırma dışında kelimeye etkisi yoktur.
Sona gelen bu seslerin önüne kaynaştırma görevli ‘y, v, k...’ gibi harfler gelebilmektedir.
Türkçede ‘-i hali eki’ belirtme durum eki olarak evi, okulu, gözü... yerinde kullanılır.
-an, -en, -on ekleri
Farsça an, çoğul edatıdır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Keşiş-keşişan gibi. Kelimenin akışına uygun olarak –an eki; –en, –on, -van haline dönüşebilmektedir.
-ar eki
“Türkçede ‘-ar’ topluluk ekidir.” (TEKİN, 1989, s. 59)
Av-ar, Haz-ar, Tat-ar, Bulg-ar, Mac-ar, Kaç-ar, Avş-ar, Suv-ar, Sal-ar…
“Er> ar: insan, erkek, savaşçı” etnonimi etkili biçimde Orta Asya’da kullanılmıştır. (ZEKİYEV, 2007, s. 64)
-ca eki
‘Farsça ca: Yer, mekân, mevki’ bildirir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kelimenin başına gelir. Bölgede tersidir.
DLT’te ça: Benzetme edatı.
-ca eki, kelimenin akışına göre ‘-ce, -çe, -ça’ halini alabilmektedir. Türkçede işlek ektir, yer ve mekân kavramları katarak isimler yapar. Düz-ce, Kumlu-ca, Çamlı-ca, kaplı-ca, ılı-ca...
-epe eki
Abhazca son ek ‘-ipa’ eki ‘oğul’ anlamındadır. (BUDAYEV, 2009, s. 171) Gürcüce ‘pi’ edatı cemi (çoğul) edatıdır. (BERKOK, 1958, s. 145) Lazca –epe, ‘çokluk’ ekidir. Kökü ‘ep’tir. Türkçede ‘ep’ eki, ‘çok’ anlamı verir. (GÜLENSOY, 2007, s. 335) DLT’te ep: Pekitme ve abartma edatı. (c. I s. 34)
DLT> Divani Lügat-İt –Türk, Kaşgarlı Mahmut, Çeviren Besim Atalay. (yazımı 1070’li yıllar)
-et, -it, -at, -ot, -ut, -ud eki
“-at, -et, -ıt, it, -ut, üt, çoğul ekleri olup Yumut, Bayat, Konrat, Alat, Koçat, Merkit, Orsut, Sayat, Ürküt, Arlat, Mangıt, Türküt v.b. (bk. -t) bu eke rastlanmaktadır.” (ATANIYAZOV, 2005, s. 51)
‘-t’ harfi, Moğol çoğul sıfatı belirtisidir. (BARTHOLD, 2012, s. 7)
Eski Türk Yazıtlarında “toygun: Büyük, yüksek rütbeli memur. Çoğulu toyyut. (s. 868) Yine oglan: Oğul, evlat. Cemi (çoğulu) oglit/ oylit. (s. 821) Tarkan: Türklerce maruf bir rütbe, unvan ve tarkat: Tarkanın cemi.” (ORKUN, 1994, s. 858)
DLT’te tegin: Hakan oğullarına verilen unvan. Çoğulu tegit. (c. I. s. 355)
Zeki Velidi, “Saka isminin T li cemi (çoğulu) Saka-it, yine Türk, Çiğil ve Barula kelimeleri de T li çoğulu Türküt, Sikilüt ve Barulat demek olması pek mümkündür.” (TOGAN, 1981, s. 35) Keza Asi-ut=Aslar, Masag-et=Masaklar. (RASONYİ, 1984, s. 41) Bunlara İskit, Oset, Akat gibi kavim adları da eklenebilir.
“Moğolca ve Türkçe -t çoğul işaretini görmekteyiz. Orta Türkçede karşılığı ‘-ler, -lar’ çoğul işaretidir.” (RASONYİ, 1984, s. 73) “Çağatay Türkçesinde beg: Bey ve begat: Beyler.” (ERBAY, 2008, s. 107) “-üt eki Moğolca çoğul ekidir.” (GUMİLEV, 2002, s. 201)
Türkçe alp: Alp, yiğit. Alpagut: Alpler... (GÜLENSOY, 2007) Kutadgu Bilig’de tigin: Prenses ve tigit: Prensesler. (BAYRAKTAR,1991, s. 50)
Türkçe’de ‘t’ ekiyle ‘çoğul’ anlamı kazanmaktadır. (LAYPANOV, 2008, s. 117)
'-t eki, Türk dillerinde topluluk anlamı verir. Kolt: Kollar gibi.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 149)
Türkçede bağ-bağat. Levend-Levendat. Er-Erat. Talim-talimat. Tanzim-Tanzimat. İnşa-İnşaat. Tatbik-tatbikat gibi örnekleri sıralamak mümkün.
Kelimenin akışına göre ‘-et, -it’ ekleri, –at, -ot, -ut, -od, -üd şekline dönüşmekte; kök, gövde ve ek arasına –n, -s, -ş, -y, -k, -v... sesleri kaynaştırma harfleri olarak görev yapmaktadır.
Ön yargılı ve dünyayı tek renk zannedenler, –et, -at, -it... eklerini Gürcüce yamar ve ‘yurdu’ anlamını verir. Kısmen geçerli olsa da genele vurulduğunda imkânsızdır. Çünkü akraba adlarında da belirtilen ekler sık sık yer almakta ve bu haliyle gülünç bir durumu oluşmaktadır.
Bu ek yalnız Gürcülerin olduğu yerlerde değil, bölgenin her tarafına serpilmiş olması Gürcüce ile bağlantısını tamamen koparmakta ve Türkçe olduğunu ispatlamaktadır.
Ayrıca Gürcistan’daki ‘-at, -it, -ot, -ut’ ekli yer adlarını araştırmama rağmen bulamadım. Olan ‘-et’ eki adlar da çok azdır ve Türkçeden Gürcüceye ithal edildiği kesindir. Tıpkı Agara adı gibi.
Yer adlarına bakıldığında bu ek, Türkçedeki anlamı olan ‘-ler, -lar’ ifadesiyle tam örtüşmektedir.
Ermeni yer adları içinde de bu ekler zaman zaman görülür.
Sahakyan, durumu kamufle etmek, konuyu saptırmak ve bu eklerin Türkçeden bağını koparmak için ‘-ut’ ekini, Hint-Avrupa kökenli olduğunu iddia eder ve adı-sanı duyulmamış başka bir Ermeni’yi kaynak gösterir. Ama belirtilen eklerle ilgili açıklayıcı örnekler maalesef kitabında yoktur. (SAHAKYAN, 2012, s. 82)
-ha eki
Farsça -ha, çoğul edatıdır. (DEVELLİOĞLU, 1980)
–ik ve –k ekleri
Türkçedeki –cik, -cuk ekinin kısaltılmış durumudur. -k, küçültme eki. (EREN, 1999, s. 286) Ermenice ‘-ik, -ig’ ekleri de aynı görevi görmesi çok ilginçtir.
-k eki
Türkçede ‘-uk’ eki adlarla ilgili işlek ektir. Tonyukuk, Barcuk, Şad-Tutuk, Kutluk, Mamuk, İmaruk, Buzruk v.s.
-(i)k, küçültme eki. (GÜLENSOY, 2007, s. 255) -k küçültme eki. (EREN, 1999, s. 286) -k> -ik> -cik.
-inç eki
DLT’te inç: Rahat, huzur, içi sakin. Eski Uygurlarda inç: Sakin, sükûnet, rahat... (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça enç: Sakin, durgun. (TOPARLI, 2007)
Türkçe adlar türeten ekler içinde -inç, -ınç ekleri de bulunmaktadır. Sevinç, Eminç, Kılınç, Narınç. (ATALAY, 1936, s. 5) “Eski Türk Yazıtları’nda bazı örnekler: Abinç, beşinç, bosanç, erinç, inanç, keglinç, közünç, onunç, öğrünç, ökünç, kilinç, korkinç… “(ORKUN, 1994) “DLT’te bezinç, birinç, erinç, kılınç, sakınç, sefinç, ilenç, yörgenç, ınanç. avınç, tezginç, ulınç…” Kıpçakçada da sık yer alır.
Ermenice inç: Ne, soru zamiri. Ayrıca seyrek olarak da fiilden isim yapma eki görevi de yapar. Ermenice sırpel: Silmek, sırpiç: Silici. Kantel: Yıkmak, kantıç: Yıkıcı. Şinel: Yapmak, şiniç: Yapıcı...
-ınç, Eski Türkçede yapım eki. (ÇAĞBAYIR)
-inç, addan ad yapan ek. (GÜLENSOY, 2007)
-istan takısı
-istan eki Farsça olup Türkçesi -ili ve -eli anlamlarını taşır.
Türkistan, Ermenistan, Arabistan…
-iya, -iye eki
Türkçede ‘sahip’ anlamına gelir. “-İYA’nın Ön Türkçe İERÜÜ fiilinden gelir ve ‘sahip olan’ dolayısıyla ‘ülke’ anlamını verir.” (H. Tarcan, Ön Türk Uygarlığı, 2006, s. 293)
Eski Uygurca iye: Sahip. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça eye: Sahip. (AGAR, 1989, s. 984) Kazakça iye: Sahip. (KENESBAYOĞLU, 1984, s. 119) Eski Türkçe ige: Sahip. (GÜLENSOY, 2007) Yine Eski Türkçe iyye: Sahip. (ÇAĞBAYIR)
Umar -iya ekinin kökenini güvenle saptayamadığını bildirir. (UMAR, 1993, s. 100)
Aynı kitabında yer adlarıyla ilgili Türklerle ilgili neredeyse hiçbir iz yoktur.
Türkçede ‘-iye’ eki çok işlek bir ektir. Türk-iye, Kemal-iye, Arab-iya, İtal-iya, Sur-iye...
-iya/ -iye eki çoğul anlamı da verir. Mal-iye, mülk-iye, harb-iye, vakf-iye...
Mahmudiye, Suadiye, Hayriye, Süleymaniye...
-ka, -ko takısı
Bölgede ‘ka’ eki, gösterme edatı, sevgi ve yakınlık ifade eder ve insan-akraba adlarına takılır.
Mutika, Ömerika, Memika, Kuşika, babaka… Kelimenin akışına uygun olarak ‘-ka’ bazen ‘-ko’ olabilir. Karako, Boziko, Duraliko…
Altayca kaa: Hizmetkâr ve kaak: Erkeğe saygılı hitap şekli. (NASKALİ) Çuvaşça ka: Nazikçe buyurmak, rica. (PAASONEN) Eski Uygurca ka: Akraba, arkadaş. (CAFEROĞLU) “Ko, ke, ki son ekleri aile adlarının sonuna’yakınlık’ ‘sevgi’ ifade eder.” (ÖNDER, 2007, s. 218) Eski Türkçe ka: Aile, akraba. (Lİ, s. 5) DLT’te kı: Hısımlık bildiren isimler sonuna gelerek acıma ve sevme anlatan bir kök. Atakı: Babacığım gibi. Moğolca küü: Genç erkek. (LESSİNG)
“Eski Türkçe -ka, -ke yönelme ekidir. Aş-ka varmak: Yemeğe gitmek. Bayat-ka: Tanrıya. Bular-ka: Bunlara…” (BOZKURT, s. 192) “Türkçe ‘ka’ (kap) sözü akrabalık ifade eden bir ifadedir, ka(r)daş, ka-yın, ka(n)daş, ka(rın)daş... Eski Türklerde çocuklar babalarına ‘ata-kı’ yani ‘babacığım,’ annelerine de ‘ana-kı’ yani ‘anneciğim’ şeklinde hitap ederlerdi.” (GÜZEL, c. III s. 17) Altayca eneke: Anneciğim. (NASKALİ) Çağatayca aba-ka: Babacık. (ERBAY) Malkar’da ana-ka: Anne, annecik ve ata-ka: Baba. (TAVKUL) DLT’te anam-ka: Anama, atam-ka: Babama. (c. III, s. 212) Sarı Uygurca ani-ka: Nine. (Lİ, s. 46) Uygurca ane-ka: 1. Anne. 2. Anneanne. (GÜNDÜZ, 1995) Gagauz Türklerinde erkek hacıya hacı, kadın hacıya hacıy-ka denir. (MALACILI, 2002, s. 187) Çağatay Türklerinde ana-ka: Valide. (KUNOS, s. 11)
“Uygurca ani-ka: Ana kelimesinin küçültme biçimi ve bali-ka: Çocuk anlamında olup –ka, küçültme ve sevimlilik bildiren ek anlamındadır.” (ÖZTUNCER) Eski Türkçe ana-ka ve dadi-ka: Baba, ata, sevgi, yakınlık ve saygı anlamında söylenir. Gagauz Türklerinde day-ka: Dayı. (BASKAKOV)
-lı, lu eki
Türkçe işlek aidiyet yapım ekidir. Çeşitlemeleri ‘-li, -lu ve –lü’dür.
Konumuzla ilgili olanı Osmanlı: Osman’a ait, Osmanoğlu. Bektaşlı: Bektaşoğlu...
Yer adıyla ise Artvin-li, İranlı, güneyli...
-na eki
Farsça ‘–na’ eki, sıfatlarda yer ismi yapan son ektir. Peh-na: Geniş yer. Teng-na: Dar yer.
Bölgede ‘–na’ son ek olarak, bolca yer alır.
Lazcaya ‘-ona, -una, -ina, -yana’ şeklinde geçen sözcük; Gürcücede de ‘-kana’ olarak yerini almıştır. (bak. -ona eki)
-nar eki
Yalnızca Yusufeli ve Şavşat’ın bazı yerlerinde ‘ler-lar’ anlamında kullanıldığı olur. Degirmen-nar, Bostan-nar, Harman-nar gibi.
-ona, -puna, -kona, -kana, -yana ekleri
Gürcüce -yana: Ekin tarlası, alan. Artvin’in bazı yerlerinde –kana eki aynı anlamdadır.
Lazcada –kona, –puna ve –ona ekleri de ‘yer, tarla, alan’ anlamları taşır.
Kelimenin akışına göre Lazca ona>una>uni>ina>ena>ene>one>ana>oni ye dönüşür. Bütün bu ekler Farsça –na ekinden türetilmiş eklerdir.
na> o-na> pu-na> ka-na> ko-na> ya-na.
Farsça ‘–na’ eki, sıfatlarda yer ismi yapan son ek. (ÇAĞBAYIR) Peh-na: Geniş yer. Teng-na: Dar yer…
-orun, -orum ekleri
Eski Türkçe orum: yer, konak. (GABAİN, 1988) Eski Uygurca orun: Yer, mahal. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça orun: Yer, mahal. (TOPARLI, 2007) Uygurca orun: Yer. (NECİP, 1995) Musevi inançlı Hazar Türklerinin bakiyeleri olan Karay Türklerinde orun: Yer, mahal. (GÖKÇE, 2000, s. 136) Şor Türklerinde orın: Yer, mahal, mevki. (TANNAGAŞEVA, 1995) DLT’te orun: Yer, mekân, mevki ve kara orun: Mezar. Kara yer. Eski Türkçe orun: Yer. (Şecere-i Türk’e göre Moğol Boyları) Altayca orın: Yer. (NASKALİ, 1999) Kumanca orun: Yer, mahal. (GRÖNBECH) Özbekçe orin: Yer. (YUSUF, 1994) Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde orun: Yer, mevki. (TAVKUL, 2000) Türkmence ve Moğolca orun: Yer, bölge, mahal, alan, mevki. Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde orun: Yatak. (NEMETH, 1990) Kazakça, Hakasça orın: Yer. Karahanlı Türklerinde orun: Yer, mekân. Teleüt Türklerinde orın: Yer, mahal, mekân. (SIRKAŞEVA, 2000) Çağatay Türklerinde orun: Yer, bölge. (ERBAY, 2008) Kutadgu’da orun: Yer, mekân, mevki. (BAYRAKTAR, 1991)
Türk kabile teşkilatında mühim rol oynayan ‘oron’ (mevki), belli kabilelere mensup şahısların belirli yerlerde oturması...(KAFESOĞLU, 1984, s. 231)
Yukarıdaki açıklamalarda görüldüğü gibi orun: Yer, mevki, mahal, mekân anlamındadır. Bölge ağzında ise bu ek yer yer kısaltılarak ‘-or, -oru, ori’ şeklini de aldığı görülür.
Türkçe örüm: Tarla… (EYUBOĞLU, 1995)
-os, -is, -es, -as ekleri
Bölgeye gelen Yunanlılar, yazı dillerinin verdiği avantajla bütün yer adlarını ve yerel sözcükleri dillerine uydurarak Yunanca imiş gibi izlenim doğurur.
Rumca ‘-is, -os’ ekleri, kelimenin eril-dişil özelliğini etkileme bakımından önem taşırlar. Kök üzerine bu ekler ilave edilerek sözcük Yunan dilinin gramerine uydurulur. Hint-Avrupa dillerinin genel özelliğidir. Bu dillerin bazılarında eril-dişil eklerin kelimenin başına da geldiği olur.
Yunan kültürünün etkisi nedeniyle bölgedeki yer adlarına takılan bu eklerin anlama katkısı ve etkisi yoktur.
Ural-Altay ve Kafkas dil gruplarında artikeller (eril-dişil) özellikleri bulunmaz. Eski Türklerde dilde cinsiyete ayırımı olmadığı gibi sosyal hayatta da kadın erkek cinsiyet ayırımı yoktu.
-oz, -öz ekleri
Türklerde öz sözü, iki dağ arasında bulunan bir dere demekti. (ÖGEL, 2000, c. III s. 129)
Eski Türkçe öz: Vadi ve özek: Küçük vadi. (GABAİN, 1988) Eski Uygur Türkçesinde öz: Dere. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te öz: İki dağ arasında bulunan dere. Eski Türk Yazıtlarında öz: İki dağ arasındaki dere ve çevresi. (ORKUN, 1994, s. 831) Karahanlılarda öz: Vadi. (ATA, 2004, s. 588) Türkçe öz: Vadi, çay, ırmak. (SÜMER, 1992, s. 117)
Oz/ öz: Vadi, dere, dere yatağı veya dağ arası geçit manasında olup coğrafi terimdir. Bölgenin coğrafi konumu nedeniyle ‘oz’ sözcüğü, çok işlek kelimedir.
Oz, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 443)
-ul, -ol ekleri
Kafkas Karaçay Türklerinde ul: Oğul. (PRÖHLE, 1990) Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Altay Türklerinde uul: Oğul, delikanlı. (DİLEK, 2005) Başkurt, Kazak ve Tatarca ul: Oğul. Kırgızca ül: Oğul.
-vat, -vati eki
Vatan kelimesi kısaltılarak Lazcaya ‘vat’ ‘vati’ olarak geçmiştir.
–yan eki
“Farsça ‘-yan’ eki, çoğul üretme takısı” (UMAR, 1993, s. 283) Akışa uygun olarak ‘-yen’ halini de alır.
‘–yan’, Farsça bir ektir. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 177)
“Az adının Farsça çoğul şekli aziyan şeklindedir.” (CZEGLEDY, 2009, s. 41) Osmanlıca neferyan: Neferler, yetişkin insanlar. Arapça sabi: Çocuk, çoğulu sibyan: Sabiler ve Osmaniyan: Osmanlılar, Ademiyan: Adem oğulları, insanlar, ahyan: Vakitler, zamanlar, asiyan: İsyancılar... (DEVELLİOĞLU, 1980)... (DEVELLİOĞLU, 1980)
Farsça ‘-yan’ eki, yine Farsça ‘-an’ ekiyle bağlantılıdır.
YER ADLARI
ABİÇA/ Kocatepe köyünün adı, Rize.
Abi-ça.” Farsça ab: Su ve Farsça ca: Yer, mekân, mevki” (DEVELLİOĞLU, 1980) bildirir. Abica: Su yeri, suluca. Kumlu-ca, çatal-ca, ılı-ca gibi. Türkçe.
ABİYA, Bahçekaya mah. Esiroğlu, Maçka.
Ab-iya. Abiya: Suya sahip, suyu olan, sulak. (bk. –iya eki) Türk-iye, Süleyman -iye gibi. Türkçe.
ABİYON, Sevinç köyü, Maçka.
Abi-yon> Abiyan: Ablar, sular. (bk. –yan eki) Türkçe.
ABLİK gölü, Arsiyan deresi kaynaklarından, Şavşat.
Ablık, Türkçe coğrafi adlardan. (YURTSEVER, 1993, s. 21)
Ab-lik. Türkçe ‘lik’ eki değişik anlamlar içerir. Konumuz yakın olanı Hıristiyanlık, Türklük, yükseklik... Ablik: Suluk, su toplanan yer. Türkçe.
ABAHBARAN yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Abah-baran. Farsça ab: Su ve baran: Yağmur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Abak: büyük, ulu. (KENESBAYOĞLU) Türkçe ile bağlantılı ad.
ABAKA, Karşular mahallesinin bir bölümü, Tonya.
“Abaga cemaati, Türkmen boyunun Karkın kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1) “Abak, Kazakların Kerey kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 85)
“Abaka, Anadolu’daki İlhanlı hükümdarı.” (YÜCEL, 1991, s. 37) “Hülagü’nün halefi olan Abaga, Trabzon prenseslerinden biri ile de evli idi.” (KARAGÖZ, 1998, s. 33) “Abaka, Ermeni belgelerine göre Trabzon imparatorunu öldüren kişi. (1279)” (GALSTYAN, 2005, s. 72)
“Abağa, Moğol dilinde ‘amca’ demektir.” (OKTAY, 2007, s. 145)
Kıpçakça karşu: Karşı. (AGAR, 1989, s. 101)
Abaka ve Karşu, Türkçe adlar.
ABANO, Cumhuriyet mah. Hopa.
“Abano, İtalya’nın Venedik ilinde kaplıcalarıyla ünlü kasaba. Bulunduğu yöre, Anadolu kökenli Etrüsk’lerin bölgesi kapsamındaydı.” (UMAR, 1993, s. 9)
Gürcüce abano: Hamam. Lazca obonu: Yıkanmak. (ERTEN, 2000) Lazca abano: Hamam. (BENLİ, 2004) Farsça abana: Suyu bol memleket. (ÇAĞBAYIR)
Lazları Etrüsklerle ilişkilendirenler de vardır. İtalya’da beş şehrin oluşturduğu bölgenin adının Lazio olması ve Suriye’de Lazkiye şehir adı dikkat çekicidir. “Bulgaristan’da Laz-ev, Laz-ov, Laz-in gibi soyadları bulunmaktadır.” (ACAROĞLU, 1999, s. 171) “Lazine, Tuhsi Türklerinin yaşadığı yerlerden biri.” (SÜMER, 1999, s. 50)
“Coğrafi ve filolojik yönlerden yapılan araştırmalar, Etrüskleri Orta Asya’da gösteriyor. Oradan Milattan 2000 yıl önce göç ederek Küçük Asya’nın kuzeyindeki Lidya’ya gelmişlerdi. Daha sonra İtalya’ya göçmüşlerdi.” (KARAGÖZ, 1998, s. 58)
Abano, Derecik köyü, Arhavi. Lazca.
ABANOĞUR, Çayırbağı mah. Tonya.
“Aban-oğur. Aban, İran mitolojisinde sekizinci ayda olacaklara hükmeden meleğin adı.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Abanoğur: Uğurlu melek.
Ab-an: Farsça ab: Su ve “-an” eki Farsça çoğul ekidir. Aban: Sular ve “abanoğur: Kutsal sular” anlamındadır.
Abanatavul deresi, Irmaklar köyü, Ardanuç.
Aban-at-avul: Avul suları. (bk. –at eki)
Abanut vadisi, Tekkale köyü, Yusufeli.
Aban-ut: Abanlar, sular. (bk. –ut eki)
Abanohur mah. Taşgeçit köyü, Araklı.
Aban-ohur: Ahır suları. Türkçe.
ABANOZ mah. Bahçeli köyü, Yusufeli.
Abanos Türkmen kolu. (SAKİN, 2006, s. 80)
Farsça “abnus”dan> abanoz. (ÇAĞBAYIR) “Mecaz olarak Türkçede abanoz: Esmer, yağız adam” anlamındadır. (ACAROĞLU, 1999, s. 15)
Abanoz mah. Yanıkdağ köyü, Çayeli. Türkçe.
ABAŞİ mah. Yeniköy, Ardeşen.
Abaşi, Tanrı dağının güney yayında Kırgızistan’da dağ. (AYDIN, 1989, s. 25)
Aba-şi, kökü “aba” olan sözcük. Aba, Türkmenlerin Şıh kolundan. (LEZİNA, 2009) Abaşi, 1. Tanrı dağından gelenler. 2. Abalar, Türkmenler.
ABAZA mah. Bağışlı köyü, Maçka.
Abazalar mah. Balcılı köyü, Yusufeli. Abaza, Kafkas kavmi.
ABDALLI/ Yeşilköy beldesinin adı, Beşikdüzü.
“Abdallar, Eftalitlere uzanan ve geniş bir coğrafyaya yayılmış Türk boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s. 55) “Abdal, Türkmen oymağı.” (SÜMER, 1999, şema L. I) “Abdal ile başlayan Salur ve Karkın Türkmen-lerinin geniş bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. I s. 4)
Arapça abdal: Gezgin derviş. Anadolu’da Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal gibi ozanlar ve inanç yayıcıları vardı. Türkçe.
ABDOĞLU/ Kocaköprü köyünün adı, Pazar.
Abd-oğlu, “abdioğlu”ndan. “Abdı, Türkmenlerin Şıh kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 86)
Arapça abd: 1. Allah’a göre insan. 2. Köle. (DEVELLİOĞLU)
Abdoğlu mah. Doğanay köyü, Ardeşen. Türkçe.
ABİTLER mah. Yokuşlu köyü, Yusufeli.
Abidlü: Varsak Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Arapça abid/ abit: Allaha ibadet eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Sülale adı. Türkçe.
ABİŞHO/ Köprübaşı köyünün adı, Çamlıhemşin.
Farsça abişhor: 1. Dinlenmek için kısa bir duraklama. 2. Hayvanları sulama yeri. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Abiş-ho: Abişler. (bk. –ha eki) “Abışlı, Ensari Türkmeni.” (LEZİNA, 2009) Abişha: Türkmenler. Türkçe.
ABİŞKA mah. Gülen köyü, Dernekpazarı.
Kıpçakça abışka: İhtiyar. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
ABOYİR mah. Aksu köyü, Sürmene.
Ab-o-yir. Farsça ab: Su. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çok Türk ağzında yir: Memleket, yer. Aboyir: Su yurdu. Türkçe.
Aboyir yaylası, Ocaklı köyü Maçka. Su yeri. Türkçe.
ABRAMET mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Abram-et. Abram, “İbrahim”den. Abramet: İbrahimler. (bk. –et eki) İbranice abram: Halkın babası.
Abra-m-et. Eski Uygurca abra: Arpa. (CAFEROĞLU, 1968)
Abramiyet, Çağlayan köyü mah. Şavşat.
Abramiyet> İbrahimler. (bk. –et eki) Hazar izi. Türkçe.
ABRAŞLİ mah. Ballıköy, İkizdere.
“Abraşlar, Bulgaristan’da Türk adı ve Türklerle meskûn kasaba.” (ACAROĞLU, 1988) Osmanlıca “abraş: Alaca renkli, Arapça “ebreş”ten.” (ÇAĞBAYIR) Çağatayca “abraş: Cins at.” (GÜZELDİR, 2002, s. 24) Türkçe.
ABREYAS, Çaykara’nın yaylası.
Abre-yas. “Arapça abre: Gözyaşı.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Yas: Matem. Abreyas: Üzüntüden dolayı dökülen gözyaşı. Acı bir hatırayı içinde saklayan ad. Türkçe.
ABU yayla, Fındıklı.
Abu, “ab”dan. Farsça ab: Su. (DEVELLİOĞLU, 1980) Sulak yayla. Türkçe.
ABU HEMŞİN/ SUPE/ Beydere köyü adları, Fındıklı.
“Farsça ab: Su. Şarap. (mecaz)” (ÇAĞBAYIR)
Ab-i Hemşin: Hemşin suyu, Hemşin deresi.
Köyün diğer adı Supe. Moğalca sübe: Dar geçit. (LESSİNG)
Sup-e. (bk. –e eki) Eski Türkçe sub: Irmak, su. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ABU HEMŞİN deresi, Aslandere köyü, Fındıklı.
Abu Hemşin: Hemşin suyu, Hemşin deresi.
ABU SUFLA mah. Fındıklı.
“Arapça süfla: Aşağı, aşağı olan.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Ab-i süfla: Aşağı dere. Türkçe.
Türkistan’da Ab-i Derya, Ab-ı Rahmet, Ab-oba... yer adları. (AYDIN, 1989, s. 25)
ABU ULYA/ Çağlayan köyünün adı, Fındıklı.
Arapça ulya: Yukarı, çok yüksek olan. Ab-i ulya: Yukarı su, yükseklerdeki dere. Türkçe.
ABUGAMLAR mah. Oylum beldesi, Sürmene.
“Farsça gam: Köy.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Abu gamlar: Suyu bol köy. (bk. abukam)
ABUGZA, Hürriyet mah. Fındıklı.
Abu-gza. Lazca gza: Yol. Abugza: Su yolu. Suyun taşındığı, alındığı yer. Çok işlek yol. (mecaz) Türkçe-Lazca.
ABUİSLA/ AZLAĞA/ Esenkıyı köyünün adları, Hopa.
Abu-isla. İsla: İyi, güzel. (ÇAĞBAYIR) Abuisla: 1. İyi su. 2. Güzel şarap. (mecaz)
Köyün diğer adı Azl-ağa. Arapça azl: Azil. Azlağa: Kovulan ağa.
Azlağ-a. (bk. –a eki) Azlağ, tarihi Türk kişi adı. (ATALAY, 1936, s. 11)
ABUKAM mah. Küçükdoğanlı, Köprübaşı, Trabzon.
Abu-kam. DLT’te kam: Şaman, kâhin. Kıpçakça kam: Hekim. (TOPARLI, 2007)
Abukam: Şifa veren su. Kutsal su. Türkçe.
ABUNOĞA, Aksu mah. Fındıklı.
Abu-noğa: Su çarşısı. Lazca noğa: Çarşı. Mecaz olarak bol su yeri. Türkçe-Lazca.
ABUSON mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Ab-o-son: Son su. Farsça ab: Su. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ab-oson. Oson, Kafkas kavmi Oso> Osetler’den. Aboson: Oset suyu. Türkçe.
ABUZİ, Karaağaç köyü, Çayeli.
Abuzi> abu zir: Aşağıdaki su. Farsça zir: Alt.
ACARA, 1878 salnamesinde Trabzon nahiyelerden.
Acar-a. (bk. –a eki) Acar, Türkmenlerin Teke kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 88) Acarlar, Bayındır boyunun cemaatinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 10)
Türkçede acar: Yiğit, güçlü, kuvvetli. (ACAROĞLU, 1999, s. 15)
Acara, yönetim merkezi Batum olan Gürcistan’a bağlı bölge. Kafkas. Türkçe.
ACEMEPE mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Acem-epe: Acemler. “Acemli, Türkmenlerin Bayat kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 88)
Lazca “–epe” eki, “çokluk” ekidir.” Türkçe “ep” eki, “çok” anlamı verir.” (GÜLENSOY, 2007, s. 335) DLT’te “ep: Pekitme ve abartma edatıdır.”
Türkçe acem: Yabancı. İranlı.” (ÇAĞBAYIR)
Acemoğun suları, Sisdağı çevresi, Şalpazarı.
Acemoğun>Acemoğlu. Türkçe.
AÇABA/ Bucak köyünün adı, Pazar.
“Açoba, 985 yıllarında Hazar döneminde Abaza-Elin’de liman.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 7)
Bölge ile ilgili yerel dillerde benzeri sözcük yoktur. Açaba, “Açoba”dan gelenlerin hatırasını taşıyan ad. Türkçe.
ADA, yaygın yer adı.
Bölgede etrafı açık bir parça ormana veya tersi durum olan etrafı ormanlarla çevrili bir parça çayırlık yere ada denmektedir.
Ada mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Adagül köyü, Borçka. Eski adı aynı.
Adakale, Ardanuç’un eski ilçe merkezi. Türkçe.
ADAM MEZ mah. Geyikli beldesi, Şalpazarı .
Adammez> Adambilmez. (GÜLAY) Türkçe.
ADANOZ/ Hacıköy’ün adı, Şalpazarı.
Adan-oz. Adan, Ensari Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009) Adanoz: Türkmen vadisi. (bk. -oz eki)
Eski Uygurca adan: Başkası. (CAFEROĞLU, 2011) Adanoz: Yabancılar vadisi. Türkçe.
ADUÇA mah. Ardıçlı köyü, Murgul.
Adu-ça. Kıpçakça adu: Düşman. (UĞURLU, 1984 s. 93) Aduça: Düşman yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
AFRA, Yazlık köyü, Of.
“Arapça tafra> afra: Bağırıp çağırma.” (ÇAĞBAYIR) Yankı yapan yer. Türkçe.
AFYONBABA, Işıklı köyü, Ardeşen.
Kişi lakabı. Alevi Türkmenleriyle ilgili olabilecek ad.
Afyonbaba, Yeniköy, Ardeşen. Türkçe.
AGARA
Yayla-mezra adlarının Ermenicesi bölgede bilinmez ve yer adları arasında bulunmaz.
Gürcücede zegani: Yayla adı iki yerde tespit edilmiştir. Bölgede bini aşkın mezra, yayla ve kışla sözcüklerinin Rumcasının ve Gürcücesinin bilinmediği gibi. Halkın eskiden beri yaşattığı ve bildiği sözcükler ise oba, yayla, mezra ve kışlaktır.
Gürcüce agaraki: Yazlık ev. (ARISOY, 2010) Ermenice akarag: Çiftlik. (GOSHGARİAN)
“Agara” adının dar bir coğrafyada toplanması, Gürcüce “agaraki” ve Ermenice “akarag” ile birebir örtüşen yer adının bulunmaması, “agara” sözcüğünün Türkçe olduğu, çok sözcüklerde olduğu gibi Ermenice ve Gürcüceye de Kıpçakça’dan ihraç edildiği kesindir.
Ayrıca Artvin’in belli yerlerinde de ikinci sözcüğü “agara” olan yığınla yer adı vardır. Bu adların arasında “agaraki” veya “akarag” kelimesi bir kez olsa dahi yoktur. Hepsi “ağara”dır.
En önemli bir diğer kanıt da Ermenilerin geçmişte yoğun olarak yaşadığı Batı Hemşin bölgesiyle, Gürcülerin ağırlıkta olduğu Borçka’nın Maçahel vadisinde de “agara” adı tespit edilememiştir.
“Agara adını Kıpçak Türkleri ekenek (mezra) anlamında kullanmışlardır.” (Turan dergisi, sayı 5, 2006, s. 107)
Bölgenin tarihi boyunca yoğun Kıpçak Türkleri ile ilişkisini göz önüne alırsak Kıpçakça “agara: ekenek, mezra” anlamını taşıyan ifade, konumuyla birebir örtüşen en uygun izahattır.
Tarihte şarapçılığın dolayısıyla bağcılığın çok gelişmiş olmasına rağmen şarap ve bağcılıkla bağlantılı bütün yer adlarının Kıpçakça ve Türkçe olması, bölge halkının Kıpçaklarla yoğun karışımının getirdiği sonuçlardan bir diğeridir.
Birçok veri sonucunda Artvin yöresinin insanları farklı dilli olsalar bile, genelde kökenlerinin aynı yere dayandığı ve özellikle Kıpçak soyluların baskın olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Tıpkı bölgedeki Çepnilerin 5-6 dilli olduğu gibi.
Aşağıda mahalle diye ifade edilen yerlerin, geçmişte mezra olmaları ihtimal dâhilindedir.
Agara/ Ağıllar köyünün adı, Artvin.
Agara/ Erikli köyünün diğer bir adı, Şavşat.
Agara mah. Çukurköy, Şavşat.
Agara mah. Maden köyü, Murgul.
Agara mezrası, Serinsu köyü, Yusufeli.
Agara yaylası, Marsis dağı civarı, Artvin.
Agara mah. Kireçlik köyü, Arhavi.
Agara gölü, Arhavi.
Agara yaylası, Üçırmak köyü, Arhavi.
Arhavi’de Agara adları, Yusufeli ile olan yakın coğrafi konumun sonucudur. Bu adlar, yüksek kesimlerde yer almaktadır. Laz yerleşiminin diğer yerlerinde “agara” adı görülmez.
Agar-et mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli. Agarlar.
Agara, Kıpçakça/ Türkçe ad.
AGASKUR mah. Başköy, Murgul.
Ag-askur. Türkçe ag: Boy, halk. (ATANIYAZOV, 2005, s. 91) “Askur, Kür boyundaki Türklerle ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 50) Türkçe.
AGRİT/ Fatih köyünün adı, Trabzon.
Yunanca agrotis: Çiftçi, rençper. Yunanca.
AĞAPEŞ OPUTE mah. Kemalpaşa, Hopa.
Ağanın köyü. Türkçe-Lazca.
AĞAGİL mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Ağa, “zalim kimse” veya “zengin, saygın kişi, cömert” gibi anlamları da vardır.
Ağa beylü, Kayı boyunun Atçeken grubu içinde bir cemaat. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 19) Ağa ile başlayan sözcüklerin belli yerlerde yoğun olması, akraba akına işaret etmektedir.
Ağagil mah. Gümüşhane köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Ağabeyşka, Gülen köyü, Çaykara.
Ağa-bey-ş-ka, “ş” kaynaştırma sesidir. (bk. –ka eki) Kökü “ağa-bey”. “Ağa beylü, Kayı boyunun Atçeken grubundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 19) Türkçe.
AĞANGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Ağanlı, Türkmenlerin Avşar kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 91)
“Ağan, Türkmen boyu Barakların eski yerleşim yeri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 435)
Eski Uygurca ağan: Ceza, cezaya çarpma. (CAFEROĞLU, 2011)
Ağangil: Türkmen ailesi. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
AĞARAN şelalesi, Sırtköy civarında, Çayeli.
Ağar-an: Ağarlar. Farsça –an eki “çoğul” anlamındadır. Kıpçakça ağar-: 1. Beyazlaşmak. 2. Akmak, geçmek. (TOPARLI, 2007)
Ağaran: Süt ve süt ürünleri. (ÇAĞBAYIR)
Ağaran: Beyazlayan, kırlaşan. Görüntüsünden adını alan şelale. Türkçe.
AĞASAR/ Şalpazarı’nın adı.
Ağa-sar. “Farsça “-sar” eki “yer” bildiren bileşik kelime yapar. Kuh-sar: Dağlık yer.” (DEVELLİOĞLU, 1980, s. 1104) Ağasar: Ağa yeri. Türkçe.
AĞAŞA/ Mahmutlu köyünün adı, Çarşıbaşı.
Ağa-şa. (bk. – a eki) Kökü “ağa” olan sözcük. Türkçe.
AĞBABA tepesi, Boyalı köyü, Ardanuç.
Anadolu gönül erenlerinin hatırası. Türkçe.
AĞBAŞ harabeleri, Kılıçkaya kalesi çevresi, Şavşat.
Ağbaş: Kır baş. Kıraç (mecaz). Türkçe.
AĞCUT/ Gümüşözü köyünün adı, Yusufeli.
“Ağcut, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 170)
Ağ-cut. Türkçe ağ: Yükselme bildiren kök. (EYUBOĞLU, 1995) Ağcut: Yüksekler. (bk. –et eki)
Ağcut mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli. Türkçe.
AĞENİ/ Beyazkaya köyünün adı, Ardeşen.
Lazca ağani: Yeni. Yeni gelenleri veya yeni yerleşim yerini işaret eden ad. Lazca.
AĞLAHA/ Ahlat köyünün adı, Artvin.
Moğolca aglak: Sapa, ıssız, ücra, tenha. (LESSİNG, 2003)
Ağla-ha: Ağlayanlar. (bk. –ha eki) Türkçe.
AĞLEZ, Köprügören köyü, Yusufeli.
Arapça ağlez: Çok çirkin. (ÇAĞBAYIR)
AĞNAS/ Değirmencik köyünün adı, Araklı.
“Arapça ahnas: Yalan yere yeminler, yeminden dönmeler.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Yunanca agnos: Saf, masum. (AKSOY, 2003) Ahnas, tarihi Türk kişi adı. (ATALAY, 1936)
Ağnas> ağa-nas. Arapça nas: Topluluk. Ağanas: Ağa toplumu. Türkçe.
AĞPUR tepesi, Kantarlı köyü civarında, Hemşin.
İkinci kelimesi Türkçedir. Ermenice ağpur: Pınar. Ermenice-Türkçe.
AĞRA tepesi, Arhavi.
Arapça agra: Çok sevimli. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
AĞRABİ/ Kışlak köyünün adı, Akçaabat.
Ağrab-i. (bk. –a eki) Arapça ahrab: Kulağı yarık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lakap.
Ağabi: Beyaz su. Belirsiz.
AĞREM, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
Yunanca agrios: Vahşi ve erimia: Issız yer.
Ağremepe, Zeytinlik mah. Ardeşen. Belirsiz.
AĞRİT/ Ağıllı köyünün adı, Trabzon.
Yunanca agrios: Yabani, vahşi ve agros: Tarla. (AKSOY, 2003) Eski Uygurca agrıg: Hastalık. (CAFEROĞLU, 2011)
Ağr-it. Ağ: Yükselme bildiren kök. (EYUBOĞLU, 1995) Ağit> ağrit: Yüksekler. (bk. –it eki)
Ağrit / Çamlıyurt köyünün adı, Yomra. Belirsiz.
AĞULOPO, Tonya.
Tonya’da ağulopo: Ağılı otçuk. (KALYONCU, 2001, s. 35) Yöresel.
AĞURSA/ Bakımlı köyünün adı, Maçka.
Ağur-sa, “agur, ağur”dan. Agur> “Ogur, Bulgar Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 434) “Onogur, Macarların diğer bir adı.” (CZEGLEDY, 2009, s. 17)
Yunanca aguros: Ham, olmamış. (AKSOY, 2003) Kafkas Malkar Türklerinde ogur: Kutluluk bahtiyarlık. Kıpçakça ogur: Hırsız. (SAFRAN, 1989, s. 91) Eski Türklerde ögür: 1. At sürüsü. 2. Tavla. (ÖGEL, 2000, c. III s. 33) Belirsiz.
AĞURZANOS mah. Coşandere, Maçka.
Ağur-zan-os. (bk. –os eki) Ağur, “ogur”dan. “Ogur, Bulgar Türkleri.” (RASONYİ, 1993, s. 14) Zann, Cann, Sanniler, bölgenin antik kavimlerinden. (NAKRACAS, 2003, s. 192) Ogur-Zan boyları ile ilgili ad. Rumca –os eki almış. Antik.
AĞVAN/ Seslikaya köyünün adı, Ardeşen.
“Ağvan, Kafkasya’da Alban halkının diğer adı.” (Bİ, 2007, s. 343)
589’da Hazar, Grek ve Gürcülerin Agvania’ya hücumu Persler tarafından püskürtüldü. (GUMİLEV, 2007, s. 521) Kafkas.
AHALDABA/ Tepeköy köyünün adı, Şavşat.
Ahal-daba. “Ahal, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 92)
Gürcüce ahali, akhali: Yeni ve daba: Kasaba. Ahaldaba: 1. Yeni kasaba. 2. Türkmen kasabası.
“Ahel, Hazar tapınağı.” (DUNLOP, 2008, s. 168) Aheldaba: Tapınaklı kasaba. Gürcüce. Kıpçakça-Gürcüce.
AHALDAHAN/ Adagül köyünün adı, Borçka.
Ahal-dahan. Ahal ve Dahan, Türk boyları. (LEZİNA, 2009, s. 92, 219)
“Ahel, Hazar tapınağı.” (DUNLOP, 2008, s. 168) Uygurca dahan: Köylü. (GÜNDÜZ, 1995, s. 47) Aheldahan: 1. Türk tapınağı. 2. Yeni köylü. 3. Türk köylüsü. Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
AHALET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Ahal-et. “Ahal, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009)
Farsça ahal: Bir şeye yaramayarak atılacak şey. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce ahali, akhali: Yeni. Ahalet: Türkmenler. Yeniler. Türkçe. Gürcüce.
AHALKASGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
“Ahel, Hazar tapınağı.” (DUNLOP, 2008, s. 168) Kaslar, Hazarlar. (LEZİNA, 2009, s. 333) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Hazarlarla bağlantılı akraba adı. Türkçe.
AHALŞEN mezrası. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Ahal-şen. Yeni şenlik. Gürcüce-Türkçe.
Farsça ahal: Bir şeye yaramayarak atılacak şey. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce ahali, akhali: Yeni. Ahalet: Türkmenler. Yeniler.
AHALT, Evren mahallesinin eski adı, Yusufeli.
Ahal-t, çoğul takısı almış sözcük. (bk. –et eki) “Ahal, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Gürcüce ahali, akhali: Yeni
Ahalt: 1. Türkmenler. 2. Yeniler. Yeni denilenler Türk oldukları kesindir. Türkçe. Gürcüce.
Ahalt mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
AHANDA/ Kavaklı köyünün adı, Akçaabat.
“Pelasg/ Luwi dilinde ahanda: Sulu, dereli.” (UMAR, 1993, s. 27) Yunanca angathi: Diken. (AKSOY, 2003) Ahan-da: Burada. Antik.
AHARŞEL mah. Bademkaya köyü, Yusufeli.
Ahar-ş-el, “ş” kaynaştırma sesidir.
“Ahar-Aşıklu, Türkmenlerin Kusun ve Varsak boyunun kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 92)
Eski Türkçe ahar: Çay, dere, akarsu. (ÇAĞBA-YIR) Azerice ahar: Sürekli akan. (ALTAYLI, 1994) Kıpçakça ahar: Başka, diğer. (TOPARLI, 2007) Aharşel: Diğer yurt.
Ahar: 1. Türkmen boyu. 2. Dere. 3. Diğer.
Aharel: Türkmen yurdu, öbür yurt, dereli.
Aharşen, Kürecik mah. Zeytincik köyü, Yusufeli.
Aharşen: Şen Türkmenler.
Aharşiya/ Akarsu köyünün adı, Artvin.
Ahar-ş-iya: Akarsuya sahip. Eski ile yeni adı uyumlu. (bk. –iya eki) Türkçe.
AHCUT mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Ağcut, Türkçe yer adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 171)
AHÇOZLİ mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı.
“Açgözlü”den. Lakap. Türkçe.
AHİNCOZ/ Yiğitler köyünün adı, Rize.
Ahin-c-oz. “Ahinler, Batı Kafkas kabilelerinden.” (Bİ, 2007, s. 302) Ahın, Kafkas halkı Ubıhlarda hayvancılık tanrısı. (TAVKUL, 2007, s. 473)
Azerice ahın: Süratli akan su. (ALTAYLI, 1994) Ahınoz: Ahinler vadisi. Dereli vadi. (bk. –oz eki) Kafkas.
AHİYOZ/ Armutlu köyünün adı, Çayeli.
Ahi-y-oz, “y” kaynaştırma sesidir. “Ahili, Canik sancağında Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 182) Ahiyoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki)
Karahanlı’da ahı: 1. Cömert. (ÜŞENMEZ) Dede Korkut’ta ahi: Eli açık. (KARAALİOĞLU) DLT’te akilik: Cömertlik. Ahiyoz: Cömertler vadisi. Türkçe.
AHİZA/ Ferhatlı köyünün adı, Ardanuç.
Ahiz-a. (bk. –a eki) Arapça ahiz: Esir, tutsak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
AHMEDİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen
“Ahmetli, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 92) Yaygın akraba.
Ahmadandun mah. Uzuntarla köyü, Çaykara.
Ahmed-andun: Ahmetoğlu. Rumca ek almış Türkçe ad.
Ametina mah. Kavaklıdere mah. Ardeşen.
Ahmet’in yeri. (bk. -ona eki)
Amatiphe mah. Güney köyü, Ardeşen.
Ametiepe: Ahmetler. (bk. –epe eki)
Amedoğli mah. Armağan köyü, Ardeşen.
Ahmetoğlu mah. Demirköy, Yusufeli. Türkçe.
AHNAR/ AĞNAR yaylası, İşhan köyü, Yusufeli.
Kıpçakça ah/ ağ: Beyaz. Yörede “nar: Çoğul” anlamında. Ahnar: Beyazlar, kırlar. Belirsiz.
AHO/ Ayvadere köyünün adı, Araklı.
Şavşat’ta aho: Yamaç yerde ormanın kesilmesiyle açılan tarla. (POLAT, 2001, s. 151) Ardanuç’ta aho: Ormanda fundalık arazide açılan tarla, açma. (ÖZKAN, 1994, s. 98)
Aho, Altıparmak köyü yaylası, Yusufeli.
Aho, Çağlayan köyü mezrası, Yusufeli. Yöresel.
AHOT/ Kömürlü köyünün adı, Yusufeli.
Aho-t: Tarlalar. (bk. –t eki) Yöresel.
AHSEV deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Ah-sev. Kıpçakça ah: Beyaz. Sev, “hev”den. Gürcüce hev: Dere. Ermenice sev: Siyah. Beyaz dere. Türkçe-Gürcüce.
AHTAP, Morkaya köyü, Yusufeli.
Arapça ahtab: Odunlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
AHVANİ mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Ahvan-i. “Ağvan, Kafkasya’nın eski kavimlerinde ve devlet kurmuş Alban halkının diğer adı.” (Bİ, 2007, s. 343) Kafkas.
AJUT yaylası, Hemşin.
Aj-ut. Farsça aj: Dinlenme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ajut: Dinlenmeler, mola yerleri. (bk. –ut eki) Türkçe.
AKAKET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Akak-et. “Türkçe akak: Su kaynağı, suyun aktığı yer, dere, akarsu.” (EYUBOĞLU, 1995) Akaket: Sular, dereler. (bk. –et eki) Türkçe.
AKALET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Akal-et. Kıpçakça akal: Yenmiş, aşınmış. (UĞURLU, 1984, s. 95) Farsça akal: Çer-çöp. (ÇAĞBAYIR) Akalet: Yenmişler. Çöpler. (bk. –at eki) Türkçe.
AKATOZ/ SETOZ/ Bürücek köyünün adları, Derepazarı. (bk. Setoz)
Akat-oz. Akatsir, Hazar kabile federasyonu. (LEZİNA, 2009, s. 94) Akatir, Hunlara bağlı kabilelerden. (CZEGLEDY, 2009, s. 118)
Akat, Eski çağ kavimlerinden. “Akat oğlu, Macar masal kahramanı.” (RASONYİ, 2006, s. 478) Akatoz: Akat vadisi. Antik.
AKGEDİK mezrası, Ulaş köyü, Artvin. Türkçe.
AKGÜNER mah. Ulaş köyü, Arhavi. Türkçe.
AKİRLUK mah. Yeniyol köyü, Ardeşen.
Akirluk, aykırı, düz, çaprazlamasına. Türkçe.
AKİSE yaylası, Tonya.
Akis-e. (bk. –a eki) Akis, Arapça “aks”tan. Akis: Yankı yapan. Kaya, vadi veya dağın yankı yapmasıyla ilgili ad.
Tonya’da akise: Horon komutu.
Akise/ Akkese köyünün eski adı, Beşikdüzü. Türkçe. Yöresel.
AKLAR mah. Aksu köyü, Sürmene.
Ak, Göklen ve Ensari Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009, s. 93) Aklar: Türkmenler. Türkçe.
AKLENTİ yaylası, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Aklantı: Meyil, eğim. (DS) Türkçe.
AKMAN, Beydere köyü, Fındıklı.
Akman, Bayulı Türk boyundan. (LEZİNA, 2009)
Türkçede akman: Kartal, aladoğan. (ACAROĞLU, 1999, s. 17) Akman: Güzel. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
AKNİZOR yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Ermenice akn, agn: Kaynak ve dzor: Vadi. Kaynağın, pınarın olduğu vadi. Ermenice.
AKPUNĞAR, Berta deresinin kaynağının mevkii.
Ak-punğar. Kıpçakça bıngar: Pınar. (TOPARLI, 2007) Akpunğar: Beyaz pınar. Türkçe.
AKRA, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Pelasg/ Luwi dilinde akra: Doruk, uc, yarımada çıkıntısı. (UMAR, 1993, s. 42) Grekçe akra: 1. Burun. 2. Liman. (BIJIŞKAY, s. 25) Lazca akra: Boynuz. (BENLİ, 2004) Arapça akra: Çıplak dağ. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Akra komat, Muratköy, Çamlıhemşin.
Kom-at: Komlar. (bk. –at eki) Akra komati: Dağdaki komlar. Kom, Türkçe “konmak”tan. (GÜLENSOY, 2007)
AKRAK, Fırtına, Pazar.
Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde akrak: Beyazımsı. (PRÖHLE, 1990) Türkçe.
AKREVAN dağı, Günyayla köyü, Yusufeli.
Ak-revan. Revan: Akan. (ÇAĞBAYIR) Akrevan: Beyaz akan. (su) Türkçe.
AKRİYA/ Uğurköy’ün adı, Borçka.
Akri-ya. Şavşat’ta akri: Dayanıklı bir ağaç türü. Ardanuç’ta akri: Kışın yaprağını dökmeyen, dayanıklı kerestesi olan bir orman ağacı. (ÖZKAN, s. 98) Gürcüce akri, akgri: Dönüm. Yunanca akri: Uç, son, kenar. Akriya: 1. Andızlı yer. 2. Kenardaki yer. (bk. –iya eki) Yöresel.
AKSAKALLAR mah. Veliköy, Şavşat.
Aksakal, Varsak Türkmenlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 81)
AKSET yaylası, Kömürlü köyü, Yusufeli.
Aks-et. Arapça aks: Yankı. (ÇAĞBAYIR) Akset: Yankılar, yankı yapan yer. Türkçe.
AKSİLİSA deresi, Akköse köyü, Dernekpazarı.
Aksil-is-a. (bk. –a eki) Kıpçakça aksıla: Dar şey. (TOPARLI, 2007) Kıpçak kökenli Kafkas Malkarlar’da aksıl: Beyazımsı, beyaza çalan. (TAVKUL, 2000) Türkçe.
AKŞABETGİL mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
Akşabet, Aşkabat’tan. Türkistan’da şehir. Buradan Anadolu’ya göçler çok olmuştur. Gelinen yerle bağlantılı ad. Türkçe.
AKUT mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Ak-ut. “Ak, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 93) Akut: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
ALACA yayla, Şalpazarı.
Alaca, Alaca dağ, Alaca şehirlü, Alacalu, Alacalu evladı, Alaca Yakalu adlarında Türkmen cemaatleri. (SAKİN, 2006, s. 87) Görünüşü ile ilgili ad. Türkçe.
ALAFOLİM, Galyan yaylası, Maçka.
Alaf-olim. Bölgede alaf: Ağaç yapraklarından yapılan hayvan yiyeceği. Olim, “eli”nden. Alafeli> alafolim: Alaf yeri.
Ala-folim. Kıpçakça ala: Alaca. Rumca foli: Ala çukurluk. Türkçe-Rumca.
ALAGÖZ mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Alagöz, Beğdili Türkmenlerinden. (UÇAKCI, 2013, s. 183)
Alagöz, Türkçe şahıs adı. (SÜMER, Şahıs Adları, s. 375)
ALAHTORA mah. Demirkapı köyü, İkizdere.
Alah-tora. “Allah” isminden “l” sesi düşmesiyle “Alah”a dönüşmesi mümkündür.
“Tora: Musa töresi.” (SOYSÜ, 1992, s. 41) Tora, Tevrat kitabının İbranice adı. Bu ad, Hazar Türklerinin hatırası. Alatora, İnançla ilgili ad.
Moğolca ala: Düz zirveli tepe. (LESSİNG, 2003) Eski Anadolu Türkçesinde tora: Tepe. (ÇAĞBAYIR) Alatora: Düz tepe. Çaykara’nın bazı yerlerinde alatero: Küçük tuz torbası. Türkçe.
ALAMANLAR, Anzer köyü, İkizdere.
Alamanoğlu, aynı köyde. Alamanlu cemaati, Canik (Samsun) sancağına da iskân edilen Türkmân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 200)
Çağatayca alaman: Haydut, eşkıya çetesi. (ERBAY, 2008, s. 24) Kırgızca alaman: Akın, intizamsız saldırış. (YUHADİN, 1994) Eski Türklerde alaman: Nefer. (NUR, 1979, c. II, s. 107) Türkçe.
ALANCAK mah. Elmaalan köyü, Arsin.
Alancak> alancık: Küçük düz. (DS) Türkçe.
ALANO/ Pazarönü köyünün adı, Of.
Alan-o. (bk. –a eki) “Alanlar, (275–276) Karadeniz’in doğu kıyılarını izleyerek Anadolu’ya girdiler ve sırasıyla Pontus ve Galatia yörelerini talan ettiler.” (UMAR, 2000, s. 62) “Alanlar, günümüzde Kafkasya’da yaşayan Türk soylu millet.” (LAYPANOV, 2008, s. 130) Alonlar, Osetlerin ataları. (PİATİGORSKY, 1945, s. 39) “Alan-Çepni, Çepnilerin bir kolu.” (SÜMER, 1999, s. 417) “Alan cemaati, Yıva Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 90)
“Alon, Macaristan’ın Büyük Kumanistan’ında Kuman adı ve Kuman sülalesi.” (RASONYİ, 2006, s. 163) “Alan, Oğuz adlarından.” (SÜMER, 1999, s. 145) “Alan, Hazar Türklerinde unvan ve şahıs adlarından.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 168) “Alan, Kafkas Malkarlar Türklerinin kendilerine verdikleri isim.” (TAVKUL, 2007, s. 473) Türkçe alan: Açık yer.
Alano, İkiztepe mah. Pazar.
Alanoba, Taşkıran mevkiinde, Uzungöl, Çaykara.
Alanohangava mah. Pazarönü, Of.
Alano-hanga-va. (bk. –a eki) Kıpçakça hanga: Heybe. (SAFRAN, 1989, s. 137)
“Hangar, Peçeneklerin diğer bir adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 142)
Alanoz mah. Oğulağaç köyü, Maçka.
Alan-oz: Alan vadisi. Açık vadi. (bak. –oz eki) Türkçe. Kafkas.
Alanomakod mah. Pazarönü köyü, Of.
Alano-mad-od. Makod: Maklar. (bk. –et eki) Mak, Peçenek oymağı. (RASONYİ, 1984, s. 73) İki farklı kavim adı. Kafkas. Antik.
ALATURAN mah. Mutlugün köyü, Yusufeli.
Ala-turan. Eski Uygur Türkçesinde ala: Ala tenli. (CAFEROĞLU, 2011) “Turanlı, Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 737)
“Eski Türk Yazıtları’nda Turan, has isimlerden.” (ORKUN, 1994, s. 921)
Turan, Türklerle meskûn ülkeler, Türkistan. Alaturan: Karışık Türk boylarının olduğu mahal.
“Türkler, çocuklarının yaşamasını dileyen adların başlıcalar arasında Turan (Duran) adı bulunmaktadır.” (SÜMER, 1999, s. 18)
Alaturan mezrası, Çıralı köyü, Yusufeli. Türkçe.
ALAZLI yaylası, Düzköy, Trabzon.
Çoban Derneği şenliğinin yapıldığı yayla. Alaz-lı, “-lı” yapım ekini almış sözcük.
Alaz: Ağaçların seyrek veya hiç olmayan ormanlık alanlar.(ÇAĞBAYIR)
“Alaz, Türkçe yalav (alev)dan.” (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
ALBEKYARİŞ mah. Sümer köyü, Fındıklı.
Albek-yariş. Lakap. Türkçe.
ALEKSİ mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
“Alessio, Arnavut’taki Leş şehrine Latinlerin verdiği addır.” (SERTOĞLU, 1986, s. 14) Arnavutoğlu bölgede yaygın sülaledir. Veya dışarıdan gelip Aleksi’nin arazisine ya da evine yerleşenlere yerli Türklerin verdiği lakap. Türkçe.
ALESER, Acısu köyü, Akçaabat.
Ale-ser. Farsça ale: Sığınak ve ser: Tepe. (DEVELLİOĞLU, 1980) Aleser: Sığınak tepe. Türkçe.
ALEVA mah. Gürgenli köyü, Çayeli.
Alev-a. (bk. –a eki) Eski Türkçe alev: Ateş, sıcaklık. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ALHAN mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Alhanlı, Türkmen boyunun Tecirili kolunda bir kabile ve Alhan, Saka boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 103) Akraba adı. Türkçe.
ALİ
“Alilü Bozulus taifesinden, Alioğlu cemaati Türkmen boyundan.” (SAKİN, 2006, s. 90, 91) “Ali, Alilü, Türkmen boylarının kolu” (HALAÇOĞLU, 2009, c. ı s. 120...) “Alik, Alike, Türk boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 104)
Aliağa mah. Aktepe köyü, Pazar.
Aliefendi avla. Suçatı köyü, Pazar.
Aliboz, 1878 yılı salnamesinde Vakfıkebir köyü.
Alicik mah. Gürgen köyü, Güneysu.
Aliça mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ali-ça: Ali’nin yeri. (bk. –ca eki) Alice, Türkmen Yörükân taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 197)
Aliça ona mah. Doğanay köyü, Ardeşen. Ali’nin yeri.
Aliçape mah. Tütüncüler köyü, Pazar. Aliçalar. (bk. -epe eki) Akraba adı.
Aligil mah. Ilıca köyü, Şavşat. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Aligil mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Alika mah. Yavuzköy, Pazar.
Alikepe mah. Tunca beldesi, Ardeşen. Alikepe: Aliler. (bk. –epe eki)
Aliki mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Alik, Türk boylarından. (LEZİNA, 2009, s. 104)
Alikica mah. Çamlıca köyü, Güneysu. Aliki-ca: Aliki yeri. (bk. –ca eki)
Alikoğlu mah. Hisarlı köyü, Pazar.
Alilet yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli. Ali-l-et: Aliler. (bk. –et eki) Türkçe.
ALİSİNOS/ Uzuntarla köylerinin adı, Çaykara.
“Arkaik Helence’de Alithis, alithin… “erguvan rengi, kırmızı renk” anlamlarını verir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 237) Yunanca alithionos: Gerçek, sahih. (AKSOY, 2003) Bu ifade yer adıyla uyum sağlamaz.
Ali-sinos. Yunanca litos: Taş. (AKSOY, 2003) Alilitos: Ali’nin taşı. Türkçe-Rumca.
ALİKALAR, Bakırköy köyü, Artvin.
Alika, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 176) Türkçe.
Alikinaşi ona mezrası, Sırtoba köyü, Arhavi. Alika’nın yeri. Türkçe-Lazca.
ALİSTA mah. Karaca köyü, Arsin.
Alis-ta. Türkmence alis: Uzak. (ÖLMEZ, 1995) Çağatayca alis: Uzak. (ERBAY, 2008) Kırgızca alıs: Uzak. (YUHADİN, 1994) Uygurca alis: Uzak. (NECİP, 1995) Moğolca ve Altayca alıs: Güneş ışığı olmayan yer. (NASKALİ, 1999) Alista: Uzakta.
Alista, “Ali Usta”dan. Türkçe.
ALKOYUN yaylası, Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Al-koyun. Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
ALMA, Subaşı köyü, Pazar.
Alma, Peçeneklerin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, c. ı s. 128)
DLT’te ve Kıpçakça alma: Elma. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
ALOĞLU, Madenli beldesinde mahalle, Çayeli.
“Allar, Başkurt oymağı.” (KUZEYEV, 2005, s. 51) Türkçe.
ALOT mezrası, Yanıklı köyü, Artvin.
“Allot, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 105)
Artvin yöresinde alot: Çamaşır yıkamada kullanılan kil.
Al-ot: Kırmızı ot. Yöresel. Türkçe.
ALTILAR mah. Üçler köyü, Arhavi.
Altılar, Beğdili Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 131)
ALTİMETİ mah. Derinsu köyü, Pazar.
Altı-m-et: Altılar. (bk. –et eki) “Altı ile başlayan Türk boy ve kolları.” (LEZİNA, 2009, s. 107) Altılar, Beğdili Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 131) Türkçe.
ALTUNOĞLİŞ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Altunoğlu, Türkmenlerin Anamaslu kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 107) Türkçe.
ALUZAR mezrası, Çevreli köyü, Yusufeli.
Alu-zar. Farsça alu: Erik, ve Farsça -zar eki eklendiği isme yer adı yapar. (ÇAĞBAYIR) Aluzar: Erikli. Türkçe.
AMANESKET mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Aman-esket. “Aman: Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 108, 349) Esket, İskitleri hatırlatan ad.
“Attaliates, Bizanslıların Selçuklularla yaptıkları harplerde Bizans ordusunda Peçeneklerde bulunmaktaydı ve onlara Skit deniliyordu.” (KURAT, 1937, s. 5) Belirsiz.
Amanet, Tekkale köyü, Yusufeli.
Aman-et: Kıpçaklar. (bk. –et eki) Türkçe.
AMASYA, Trabzon’un eski köyü.
“Amasya, Helen dilinde hiçbir anlamı yoktur.” (UMAR, 2000, s. 198) “Amasya, Kafkasya’nın eski halkından Albanların hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35)
Amasya: Uzun zaman taze kalan bir çeşit üzüm. (ALKAYIŞ, 2007) Kafkas.
AMBAKOR mah. Narlık köyü, Yusufeli.
Amb-akor. Akor, “ahır”dan. Ermenice amb: Bulut. Ambakor: Bulut–ahır. Ambar-ahır.
Ambak-or. Ambak: Cevizin yeşil kabuğu. (DS) Ambakor: Ceviz yeri. (bk. –orum eki) Belirsiz.
AMENA mağara, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Amen-a. (bk. –a eki) “Arapça emn> amen: Çok güvenilir.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
AMEŞİKA ONA, Sivrikale köyü, Pazar.
Arapça ameş: Gözü zayıf olma, zayıf gözlülük. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ameşika ona: Ameşin yeri. (bk. -ona eki)
AMEŞ’UN çayırı, Ayvalık köyü, İkizdere. Türkçe.
AMETİNA mah. Kavaklıdere mahallesi, Ardeşen.
Kökü “amet> ahmet” olan sözcük. Türkçe.
AMİRASİ, Arılı köyü, Fındıklı.
A-mirası, miras yer. Lazcada bazen sözcüklerin önüne anlama etkisi olmayan ses veya heceler gelebilmektedir. Buradaki gibi. Türkçe.
AMLAKİT yaylası, Çamlıhemşin.
Amlak-it. Amlak, Türklerin Çiğil, Barsçak, Tütek adlı dört boyundan biri. (OMOROV, 2008, s. 69) Amlakit: Amlaklar, Türkler. (bk. –et eki) Türkçe.
AMOKTA/ Şenköy’ün adı, Çamlıhemşin.
Maçka’da hamofta: Yaban çileği. (EMİROĞLU) Belirsiz.
AN mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
“An, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 202)
Ermenice an: O. (GOSHGARİAN) Farsça ân: Güzellik cazibesi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça an: Hudut. (TOPARLI, 2007) An: İki tarla arasındaki sınır. (EREN, 1999) Türkçe.
ANABEDEMA/ Çayıriçi köyünün adı, Yomra.
Ana-bedema. Bedama, “potom”dan. Yunanca ano: Üste, yukarıda. Rumca potom: Dere. Anapotama: Ana dere. Yukarı dere. Yunanca.
ANAÇLAR mah. Çifteköprü köyü, Köprübaşı.
“Anaçlu, Kıpçak boyu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 135) Anaçlu: Anaçlar, Kıpçaklar. (bk. -li eki) Türkçe.
ANAGERT/ Kaşıkçı ve Cevizlik köylerinin adı, Ardanuç.
Ana-gert. İran dilinde kerd: Köy. (KUZEYEV, 2005, s. 150) Ermenice gerd: Yapı. Moğolca ger: Ev, yurt. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 72) Anagerd> anakerd: Ana köy, merkez köy. Türkçe.
ANARAŞ, Yemişli mahallesinin adı, Sürmene.
“Yunan kaynaklarında böyle bir ada rastlanmaz ve köyün eski adının “manahos” olup, Bizans kaynaklarına göre kökeni de Kumanlara dayanır.” (KARAGÖZ, s. 2006, s. 294)
Ana-raş, “ano-raşi”den. Rumca anoraşi: Yukarı sırt. Ana-sırt. Rumca.
ANASO/ Çambaşı köyünün adı, Çaykara.
“Adın Yunanca ile ilgisi olmadığı, Bizans kaynaklarında Anatkos, Hıristiyanlaşmış Tatarlardan bahsedilir ve adın Moğol Tatarlarından geldiği kabul edilebilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 262)
Anas-o. “Anas, Türkçede “zevkli”, Arapçada ise “mutlu, sevinçli” anlamındadır.” (BUDAYEV, 2009, s. 91)
Kıpçakça an: Hudut. (TOPARLI, 2007) Anaso: Huduttaki su. Ana su. Türkçe.
ANAVLİ mah. Güzelce köyü, Maçka.
An-avli. Kıpçakça an: Hudut ve avlu: Av yeri. (TOPARLI, 2007) Anavlu: Sınırda mahalle. Sınırdaki avlak. Türkçe.
ANBELA/ Esiroğlu’nun adı, Maçka.
Anabele, Bayad Türkmenlerinin Şafaki kolunun yerleştiği yer. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2081)
Yunanca ambeli: Bağ, bağlık. (AKSOY, 2003) Yunanca.
ANBELEN mah. Yeşilköy, Araklı.
An-belen. Kıpçakça an: Hudut. (TOPARLI, 2007) Türkçe belen: Geçit, yamaç, tepe, yüksek yer. (GÜLENSOY, 2007) Anbelen: Sınırdaki geçit. Türkçe.
ANC/ ANÇ/ İncilli köyünün adı, Ardanuç.
“Anç, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 109) “1100’lü yıllarda Ancoğlu, Kıpçak federasyonunu oluşturan boylardan biri.” (KARA, 2007, s. 193) “Ancoğlu, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 179) “Karadeniz’in kuzey sahasında Kumanlar en kudretli devrini yaşamışlardır.” (SAFRAN, 1989, s. 17)
Ancıkale, Dağıstan’da şehir. (EREL, 1961, s. 4)
Anca sırtı, Adacami köyü, Güneysu. Anc-a. (bk. –a eki)
Anceloğlu mah. Şehitlik köyü, Artvin.
Anc-el: Anç yurdu, Kıpçak yeri.
Ancibranoz/ Geçitli köyünün adı, Hayrat.
Anc-ibran-oz. Kıpçak vadisi. (bk. –oz eki)
Anciho, Aktepe köyü, Pazar.
Anci-ho: Anciler, Kıpçaklar. (bk. -ha eki)
Ancimahat, Bereket köyü mezrası, Ardanuç.
Anci-manat. Arapça mahatt: Yolculuk esnasında inilip durulacak yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ancların, Kıpçakların dinlenme yeri.
Ancitik, Alanbaşı köyü mezrası, Yusufeli.
Anc-itik. İtik, Kuman/ Kıpçak menşeli aile ve şahıs adı olup “köpek” anlamı taşır. (RASONYİ, 1993, s. 144) Ancitik, Kıpçak/ Kuman adı.
ANÇKORA/ Anaçlı köyünün adı, Ardanuç.
Anc-kora. “Anç, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 109) Uygur, Kazak, Özbek ve Kırgızca koro: Ağıl, ahır. (KTLS) Malkarlarda kora: Ağıl, ahır. (TAVKUL, 2000) Ançkora: Kıpçak ahırı. Türkçe.
ANÇOHORİ/ Pınarlı köyünün adı, Hopa.
Anç-ohori. Ancoğlu, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 179) Lazca ohor: Ev. Kıpçak’ın evi. Türkçe-Lazca. Anc/ Anç, Türkçe.
ANCUMAH yaylası, Yeşilalan köyü, Çaykara.
Ancu-mah. Ançu, Göktürk beyi. (KAFESOĞLU, 1984, s. 92)
Kıpçakça ançu: Sema. (TOPARLI, 2007) Farsça mah: Ay. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ançumah: Gök-ay. Mecaz olarak “yüksek yer.” Türkçe.
ANÇİLLUH, Tekkale köyü, Yusufeli.
Ançil-luh. Türkçe “-lik” eki almış sözcük. Yörede ançil: Bir bitki türü. Şavşat’ta anstli: 1-2 m. boyunda yıllık bitki. (POLAT) Gürcüce antsli: Mürvet ağacı. Türkçe ek almış Gürcüce ad.
ANDERİ mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
“Andari, Osmanlı dönemi Dağıstan civarında aşiret.” (TÜRKAY, 1979, s. 49)
Helence andera: Kıyı. (UMAR, 1993, s. 68) Bölgede ander: Hayırsız, uğursuz.
Andervat, 1530’da Hemşin köyü.
Ander-vat: Uğursuz yurt. (bk. -vat eki) Yöresel.
ANDİBİ mah. Yeşilköy, Araklı.
An-dibi. Kıpçakça an: Hudut. (TOPARLI, 2007) Andibi: Sınırın dibi. Türkçe.
ANDON/ Küçükçayır köyünün adı, Rize.
Maçka’da “Andon: Kötü, uygunsuz kadın.” (EMİROĞLU, 1989) Andon, Ermeni şahıs adı. Ermenice.
Andonli mah. Madenköy, Çayeli.
Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Andon köyünden gelip yerleşenlerin kurduğu mahalledir. Akraba adıdır. Ermenilikle ilgisi yoktur.
Andonoğlu sülalesi Ermeni çetelerine karşı çok şehit vermiştir. (COŞKUN, 2012, s. 43) Türkçe.
ANDRA/ Kayabaşı köyünün adı, Kalkandere.
“Avşar Türkmenleri kolundan Andırın Yörükleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 54) “Andari, Osmanlı dönemi Dağıstan aşiretlerinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 49)
“Andırga, Oğuz Türkleriyle Göktürklerin savaştığı yerin adı.” (SÜMER, 1999, s. 36) “Andre, Doğu Roma memuru, Hazar elçisi.” (MOSES, 2006, s. 356) “Andre, Havarilerden.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 68) Andras, 12. yy. da Maravunehir’de ağırlıklı olarak Tibet ve Hintlilerin yaşadığı yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 110)
Yunanca andria: Kahramanlık, cesaret. (AKSOY, 2003) Rumca andra: Koca. Ermenice andar: Orman. (GOSHGARİAN) Andra: 1. Kabile adı. 2. Kişi adı. 3. Kahraman.
Andra vat/ Avcılar köyünün adı, Fındıklı.
Andra-vat: Andra yurdu. (bk. –vat eki)
Andra deresi, Aşıklar köyü, Çayeli. Yunanca.
ANDUZLU yayla, Şalpazarı.
Andız otundan adını alan yayla. Türkçe andız: Selvi. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
ANEMORAŞ mah. Taşçılar köyü, Dernekpazarı.
Anemo-raş. Rumca anemo: Rüzgâr ve raşi: Sırt. Anemoraşi: Rüzgârlı sırt. Rumca.
ANİFA/ Akoluk köyünün adı, Trabzon.
Pontusça yfanio: Keten dokumacılığı. (KARAGÖZ, 2006, s. 71) Yunanca aniforos: Yokuş.
Anif-a. (bk. –a eki) Arapça anif: Sert, şiddetli, kaba muamele eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe. Yunanca.
ANİSE mah. Oğuz köyü, Arsin.
Anis-e. (bk. –e eki) Arapça anis: İhtiyar bekâr ve Farsça anise: Cana yakın kadın veya kız. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ANKLİYA/ ANGLİYA/ Dalkırmaz köyünün adı, Şavşat.
Ank-l-iya. Ang, Türk boyu. (Türk Dünyası El Kitabı, s. 50)
Moğolca ang: Yaban hayvan avı, av. (LESSİNG) Kırgızca anğ: Çukur. (YUHADİN) Ankı, Abazalarda Toprak tanrıçası. (TAVKUL, 2007, s. 473) Kıpçakça anglı: Anlayışlı. (TOPARLI, 2007)
Anglıya: 1. Türklerin yeri. 2. Anlayışlılar yeri. 3. Çukur yer. 4. Av yeri… (bk. –iya eki) Türkçe.
Ankliya mah. Tepedüzü köyü, Ardanuç. Türkçe.
ANTOZ mah, Selamet köyü, Güneysu.
Ant-oz. Kıpçakça ant: Yemin. Yemin vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe “-oz” eki almış belirsiz ad.
ANZER/ ANCER/ Ballıköy ile Çiçekli köylerinin adı, İkizdere.
“Anzes, Rum ağzında ve Helen dilinde bu sözcüğün hiçbir anlamı yoktur.” (UMAR, 1993, s. 80)
Kafkasya Karaçay-Malkar Türklerinde Anzor, erkek adı. (TAVKUL, 2000) Kafkas Çeçenlerde Kaberdey’in ikinci kabilesi Anzor. Kafkasya’da Anzor adıyla başlayan değişik insan ve köy isimleri. Çeçen şehit Aslan Maşadov’un oğlu Anzor Maşadov. Çuvaşça anzer: Dar. (PAASONEN, 1950)
“Enzher, Dağıstan’da yaşayan bir Hazar klanının adı.” (BROOK, 2005, s. 61)
Anzerliler ve yakın çevrenin yaşlıları Anzer adını Ancer olarak söylerler. Doğrusu budur.
Anc-er. “Ancoğlu, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 179) Ancer: Kıpçak eri.
An-cer. Ermenice an: O. (GOSHGARİAN) Farsça ân: Güzellik cazibesi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Orhun Yazıtları’nda an: Av hayvanı. (ORKUN, 1994, s. 760) Kıpçakça an: Hudut. (TOPARLI, 2007) Çok Türk ağzınca cer: Yer. (GÜLENSOY, 2007) Ön Türkçe an: Gök. (MUTLU, 2008, s. 124) Ancer: 1. Huduttaki yer. 2. Av hayvanı yeri. 3. Mecaz olarak yüksek yer.
Anzerli mah. Örnek köyü, Pazar. İkizdere’nin Anzer köyünden gelenlerin kurduğu mahalledir. Türkçe.
APAÇİ, Darılı köyü, Pazar.
Laz yöresinde yaygın yer adıdır.
“Apacı, 1. Beğdili boyunun Moğol Tatarları cemaati. 2. Moğol boyuna mensup cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 139) “Apaci, bölgenin tarihi kabilelerinden.” (BİLGİN, 2002, s. 151) Apaç, Abaza soyu. (TAVKUL, 2007, s. 485)
İdeolojik maksatlı hazırlanmış sözlükte (halk bilmez ve duymamıştır) “apaçi: Viran” anlamı verilmiştir. Kafkas. Türkçe.
APANCENE/ Esendere köyünün adı, Kalkandere.
Apan-cen-e. (bk. –a eki) Aban: 1. İran takviminde Güneş yılının sekizinci ayına verilen ad. 2. İran mitolojisinde bu ayda olacaklara hükmeden meleğin adı. Farsça ceng> cen: Şarkı, türkü. (ÇAĞBAYIR) Abancen> apancene: Meleğin şarkısı. İnançla ilgili ad.
Apanconoz/ Ketenli köyünün adı, Rize.
Apancon-oz, “oz” eki Türkçedir. Belirsiz.
APETİ mah. Güneli köyü, Güneysu.
Ap-et-i. Abet: Ablar, sular. (bk. –et eki) “Farsça ab: Su. Şarap. (mecaz)” (ÇAĞBAYIR)
APİDON mah. Dereköy, İkizdere.
Api-don. Donmuş su, soğuk su. Soğuk yer.
APİNA yaylası, Çamlıhemşin.
Ap-ina. Apina: Su yeri. (bk. –ona eki)
APOYİR, Güneyce, İkizdere.
Apo-yir. Eski Türkçe yir: Yer. Apo’nun yeri. Su yeri.
APYON/ Reşadiye köyünün adı, Yomra.
Apyon, “abyan”dan. Abyan: sular. (bk. –yan eki) Yunanca apion: Armut. (TIETZE)
Apyon mah. Kıratlı köyü, Yomra.
Apyon mah. Madenli beldesi, Çayeli. Yunanca. Türkçe
APLAN, Ilıca köyü, İkizdere.
DLT’te aplan: Sıçan cinsinden bir hayvan. Bu akraba lakabının bulunduğu köyde Sıçanoğlu da bulunmaktadır. Türkçe.
APORĞOLA, Güvercinli köyü, Hopa.
Apor-ğola. A-por. Kıpçakça por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Lazca gola: Yayla. (ERTEN, 2000) Porgola> aporğola: Yayla deresi. Lazcada sözcüğün önüne anlama etkisi olmayan ses veya hece gelebilir.
APSO/ Suçatı köyünün adı, Pazar.
Umar, “apsu” adının kökenini saptayamadığını bildirir. (UMAR, 1993, s. 90)
Apsu, Abhazların diğer bir adı. (BÜYÜKA, s. 21) Apsa, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar Türklerinde kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 163) Bölgede Kafkas kavimleri çoktur.
Ap-so. Farsça ab: Su. So, “su”dan. Absu: Su-su. Mecaz olarak bol su. Kafkas.
APUT, İkiztepe mahallesinin adı, Pazar.
Ap-ut. “Farsça ab: Su. Mecazen şarap.” (ÇAĞBAYIR) Abut: 1. Sular. 2. Şaraplar. Türkçe.
ARAFEK dağı, Çoruh nehri güneyinde.
Araf-ek. Arapça araf: Tepe, sırt. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arafek: Küçük tepe. (bk. –ik eki) Türkçe.
ARAKAT ağılı, Yarbaşı köyü, Yusufeli.
Arak-at: Araklar. (bk. –at eki) Kıpçakça arak: Biçilen ot demetlerinin yan yana getirilip yığılmasıyla oluşan büyük ot yığını. (TOPARLI, 2005, s. 352) Kumuk Türklerinde arak: Ekin, saman yığını ve aregi: Uzak. (NEMETH, 1990) Arakat: Ot yığınları. Uzaklar. (bk. –at eki) Türkçe.
ARAKLI, Trabzon’un ilçesi.
“Yunan kaynaklarında Araklı, Türk köyü olarak verilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 95)
Kumanca/ Kıpçakça araklı: Bir cins keten dokuma. (GRÖNBECH) Meslek adı. Türkçe.
ARAKNER mah. Çukurluhoca köyü, Çayeli.
Arak-n-er, “n” kaynaştırma sesidir. “Arak, ırak yurt anlamında olup, Salırların içinde de Araki adını taşıyan aşiretler, sülaleler vardır (s. 83) ve Türkçe arak, “ırak”tan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 84)
Ermenice arakeal: Havari, haberci, elçi. Kıpçakça arak: Biçilen ot demetlerinin yan yana getirilip yığılmasıyla oluşan büyük ot yığını. (TOPAL, 2005, s. 352) Moğolca arag: Dere veya ırmağın kurumuş yatağı. (LESSİNG, 2003) Azerice arak: Meyvelerden elde edilen bir çeşit içki. (ALTAYLI, 1994)
Arakner: 1. Arak, Türkmen eri. 2. Uzak yerin erleri... Türkçe ile bağlantılı ad.
ARAL kayası ve düzü, Ortaköy, Sürmene.
Çağatayca aral, bir taifenin adı olup “araları yakın adalar” anlamındadır. (KUNOS, 1902, s. 13)
Türkçede aral: Ada. (KARAAĞAÇ, 2008) Eski Türkçe aral: Sık çalılık. (GABAİN, 1988) Altayca aral: Orman. (NASKALİ, 1999) Ortaasya’da Aral gölü. Türkçe.
ARAM mah. Maçka.
Farsça aram: Dinlenme, durma, yerleşme. (DEVELLİOĞLU) Türkçe.
ARAMAN’UN düzü, Tozköy, İkizdere.
Umar, “araman” adının kökenini saptayamadığını bildirir. (UMAR, 1993, s. 93) “Araman, Türk yer adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 78)
Aram-an. Azerice aram: Dağlık yerlere nispeten alçak ve sıcak olan yerlerin adı. (ALTAYLI, 1994) Türkmence aram: Sessizlik. Kaşgar’da aram: Rahat. (ARATAN, 1965) Farsça arami: Durma, eğlenme, yerleşme. (DEVELLİOĞLU) Araman: 1. Ağıllar. 2. Ahırlar. 3. Durup eğlenme yerleri. 4. Dağlarda düşük sıcak yerler. (bk. –an eki) Türkçe.
ARANOZ, Salnamede Vakfıkebir’in köyü.
“Aran, eski Hazarlar döneminde Karabağ’ın diğer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 18)
“Eski Türklerde binit (binme) ve savaş aracı olarak atların özel bir bakımı vardı. Bu atlar “aran” adı verilen bir mahalde toplanmaktaydı.” (GÜZEL, c. III, s. 23)
Aran, 2. yy.dan beri bilinen temiz Türk köklü sözdür ve kışlanacak yer, sıcak yer anlamındadır. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 32)
DLT’te, Nogayca, Kumuk-Balkarca aran: Ahır. (NEMETH, 1990) Çağatayca aran: Ahır. (KUNOS, 1902, s. 13) Hakasça aran: Ahır, ağıl. (ARIKOĞLU) Tatarca aran: At ve inek ahırındaki her göz. (GANİYEV, 1997) Kırım Türklerinde aran, aram: Ahır, dam. (KAKUK) Kafkas Malkar Türklerinde aran: Çukur yer, vadi. (TAVKUL, 2000) Uygurca aran: Ova, kışlak. (ÖZTUNCER, 2006) Kazakça aren: Ahır. (EREN, 1999) Karapapaklarda aran: Yayla. (CAFEROĞLU, 1995) Moğolca arang: Düzlük, yüksekçe yer. (LESSİNG, 2003) Nahçıvan’da aran: Düzlük, ova. (GULİYEV)
Çayeli/ Senoz’da aran: Ahır. (ARICI)
Aranaş/ Darılı köyünün adı, Pazar.
Aran-aş, Lazca ek almış.
Aranoz, 1878 yılı salnamesinde Of’un köyü.
Aran-oz: Kışlak vadisi, ahır vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
ARAPGİL mah. İşhan köyü, Yusufeli. Türkçe.
“Arap bir Türk boyunun ismidir. Arap kavmiyle ilgisi yoktur.” (ÖNDER, 2007, s. 291)
“Araplu, konar-göçer Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 203) “Uzun Hasan beyin Karakoyunlularla “1448–1450 yılları arası mücadelesi sırasında Uzun Hasan beyin yanında görülen Araplı/ Arapoğlu aşireti, Bozulus tarihinde Dulkadır iline mensup (Türkmen) aşiretler arasında kaydolunmuştur.” (GÜNDÜZ, 1997, s. 51) “Arablı, 1691 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 56)
Bulgaristan’da Türklerle meskûn Araplar ile Araplı köyleri. (ACAROĞLU, 1988)
Arap düzü yaylası, Güneysu.
Arap dere yaylası, Karaçam köyü, Çaykara.
Arapi kona, Çamlı köyü, Hopa.
Arapi kona: Arap’ın yeri. (bk. –ona eki)
ARAŞKA yaylası, Çaykara.
Araş-ka. (bk. –ka eki) Araşlu, Avşarların bir kolu. (SÜMER, 1999, s. 295)
Arapça araş: Çatılar, damlar. Mecaz olarak “yüksek yer.” Türkçe.
ARATA mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Arat-a. (bk. –a eki) “Arat, Moğol aristokrat sınıfından biri.” (VLADİMİRCOV, 1950, s. 10) “Arad, 1549 da Kıpçaklı Ortodoks beyi.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 201)
Türkçe arat: Cesaret. (ATALAY, 1936) Arapça arat: Mıntıka, avlu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ARAVANİ KOLİ mah. Köprüköy, Ardeşen.
“Aravan, Türkistan Manak’tan 150 km. mesafede dere.” (AYDIN, 1989, s. 31)
Arav-an. “Eski Türkçe aravı: Pişdar, öncü, harpte ilerden düşmana gönderilen askerler.” (ATALAY, 1936, s. 30) Aravıan> aravan: Öncü askerler. (bk. –an eki) Osmanlı’da “kol, kolcu” sözcüklerinin bir anlamı da “güvenlikçi, muhafız”dı. Askeri ad.
Aravani, Çamlıhemşin yaylası.
Köyden adını alan yayla. Türkçe.
ARAVET/ Torbalı köyünün adı, Ardanuç.
Arav-et: Aravlar, öncü savaşçılar. (bk. –et eki) “Eski Türkçe aravı: Pişdar, öncü, harpte ilerden düşmana gönderilen askerler.” (ATALAY, 1936, s. 30) Ermenice aravod: Sabah.
Aravet mezrası, Erenköyü, Yusufeli. Türkçe.
ARBAŞI, Boyalı köyü, Ardanuç.
Eski Türkçe ar: Arka, geri. (ÇAĞBAYIR) Kazakça ar: Arka, sırt, geri, kuzey. (KARAAĞAÇ, 2008) Arbaşı: Arka tarafın başı. Sırtın başı, Türkçe.
ARCİVAN/ Balalan köyünün adı, Yusufeli.
Arci-v-an. Hopa’da arci: Gürgen, kayın. Çağatay Türkçesinde arça: Meşe ağacı. (ERBAY, 2008, s. 48) Uygurca arça: Ak çam, köknar ağacı. (NECİP, 1995) Arcuvan: Ağaçlık, ağaçlar. (bk. –an eki) Hemşin’in bazı yerlerinde arc, “ağaç” demektir ve ağacın kısaltılmış ifadesidir.
Arcika, Aşıklar köyü, Çayeli.
Arci-ka. (bk.-ka eki) Kökü “arci” olan sözcük. Türkçe.
ARÇEVİT yaylası, Çifteköprü köyü, İkizdere.
Arç-ev-it. Ermenice arc: Ayı. (KORTOŞYAN) Türkçe evit: Evler. (bk. –et eki) Arçevit: Ayı evleri, yer adıyla örtüşmez. Ama sığırlara manastır yapanlar, ayı için de ev yapmış olabilirler. (bk. vanak)
Karluklar döneminde arc: Uzun ağaç. (SÜMER, 1999, s. 48) Türkçe arça: Çam. (KTLS) Hakasça arçin: Ardıç. (ARIKOĞLU) Kırgızca arça: Ardıç ağacı. Altayca arçın: Ardıç. (NASKALİ, 1999) Moğolca arça: Ardıç ağacı. (LESSİNG, 2003) Azerice arçan: Ardıç ağacı. (ALTAYLI, 1994) Hopa/ Hemşin’de arcı: Gürgen. (YILMAZ, 2012)
Arc-ev-it: Ağaç evler. Yayla çamlık ormanına çok yakın olup evleri ağaçtandır. Türkçe.
ARÇVET/ Örücüler köyünün adı, Borçka.
Arç-v-et. Türkçe arça: Çam. (KTLS) DLT’te arçı: Heybe. Arçıet> Arçvet: Heybeler, çamlar. (bk. et eki) Dokumacılıkla ilgili ad… Türkçe.
ARDALA/ Eşmekaya ve Çimenli köyleri adı, Hopa.
“Ardala: Sessiz, ıssız yer. Şehir veya mahalle dışına kalmış.” (ÇAĞBAYIR)
Ardala, Hüseyinhoca köyü, Kalkandere. Türkçe.
ARDANUÇ, Artvin ilçesi.
Umar, Ardanuç adının kökeninin Luwi/ Pelasgos dilinde “adra –akarsu” olduğunu belirtir. (UMAR, 1993, s. 20)
Ard-anuç. Ermenice ard: Tarla. Anuç, “anuş”tan. Ermenice anuş: Tatlı. Ardanuş: Tatlı tarla. Ard-an-uç. DLT’te art: Sırt, dağ beli, tepe. Eski Türkçede art: Dağlık yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 128) Yazıtlarında art: Dağ yolu. (ORKUN, 1994, s. 764)
Ardan: Tepeler, sırtlar. Ardanuç: Yüksekteki tepeler. Belirsiz.
ARDEŞEN/ ARDESEN, Rize ilçesi.
Ard-eşen. Ermenice ard: Tarla. Ermenice şen: Kurulu, oturulan. (ALT, 2005, s. 17) Ardeşen: Tarlada oturan, oturulan tarla.
Ardeşen adı eski kayıtlarda yer almaz. 19. yüzyılda ortaya çıkmış köydür. Kuruluşu yenidir. Bu nedenle Ermenice ile bağlantısı olmaz.
Ardeşen, “ardi şen”den. DLT’te art: Sırt, dağ beli, sarp yer, yokuş, tepe. Eski Türkçede art: Dağlık yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 128) Orhun yazıtlarında art: Dağ yolu, dağ sırtı. (ORKUN, 1994, s. 764) Hopa/ Hemşin’de ard: Dağ. (YILMAZ, 2012) Arteşen: Şenlik dağ beli. Türkçe.
ARDİ, Sefalı köyü, Çayeli.
Ard-i. (bk. –i eki) DLT’te art: Dağ beli. Türkçe.
ARDİN mah. Başköy, Güneysu.
“Ardin/ Argın, Kıpçak boyu.” (İSMAİL, 2002, s. 151)
“Eski Türkçe ardın: Arkası.” (ÇAĞBAYIR)
Ardin mah. Çayırlı köyü, Kalkandere.
Ardina çayır, Gürdere köyü, İkizdere.
Ardina mah. Köprülü köyü, Rize.
Ardine, Merdivenli köyü, Pazar. Yaygın ad. Türkçe.
ARDİYAZMİNDA mah. Çukurköy, Şavşat.
Ardi-yaz-minda. Ardi yaz: Arkası yaz. Gürcüce cminda: Aziz, temiz. Gürcüce.
AREKLER harabeleri, Acıelma tepesi, Ardanuç.
Arek-ler. Kumuk Türklerinde arak: Ekin, saman yığını ve aregi: Uzak. (NEMETH, 1990) Türkçe.
AREV/ Yumurtatepe köyünün adı, Kalkandere.
Kıpçakça arov, aruv ve Kumanca arov: Temiz, pak. (GRÖNBECH) Malkar Türklerinde aruv: Güzel, temiz. (TAVKUL, 2000) İbranice arev: Tatlılık, hoşluk. Gürcüce areva: Yolunu kaybetme. (ARISOY, 2010) Ermenice arev: Güneş. (KORTOŞYAN)
“Ermenicenin “güneş” anlamında Arev, Alev sözcüğü ile hısımlığı açıktır.” (UMAR, 1993, s. 47) Belirsiz.
ARGALİYA/ Uğurlu köyünün adı, Trabzon.
Yunanca argalios: Dokuma tezgâhı. (AKSOY, 2003) Argali: Orta Asya’da yaşayan, büyük boynuzları olan yaban koyunu. (EREN, 1999) Azerice arğalı: Yaban koçu. (ALTAYLI)
Argal-iya. Moğolca argal: Tezek. (LESSİNG, 2003) Argaliya: Tezeklik. (bk. –iya eki) Eski Türkçe arğali: Yabani koyun. (NUR, 1972, s. 30) Nahçıvan’da argali: Vahşi koç. (GULİYEV)
Pelasg/ Luwi dilinde arga: Parıltı, ışık. (UMAR, 1993, s. 101) Argaliya: 1. Dokumacılık. 2. Tezek yeri. 3. Parıltılı yer. 4. Küçükbaş hayvancılık. (bk. –iya eki)
Argaloz/ Yanıktaş köyünün adı, Derepazarı.
Argal-oz: Argal vadisi... (bk. -oz Türkçe kelimedir)
Argaloz/ Çiftekavak mahallesinin adı, Rize. Yunanca. Türkçe.
ARGURA mah. Fındıcak köyü, Sürmene.
Argur-a. (bk. –a eki) DLT’te argur: Yorma. Mahalleye gidiş yorucu olmalı. Türkçe.
ARHANÇİLO, Küçükdoğanlı mah. adı, Köprübaşı.
“Hellence arhancikos: İğne yapraklı, koza-laklı bir ağaç.” (KARAGÖZ, s. 2006, s. 294)
Arhan-ç-il-o. (bk. –a eki) “Arhan, VII. asırda, bir süre için Kuzey Afganistan’daki Batı Türk başbuğunun başşehri.” (CZEGLEDY, 2009, s. 142)
Avarca arhan: Kement. Eski Türkçe arhan: Aziz. (BOZKURT, 1999, s. 112) Arhançil: Aziz yurdu. İnançla ilgili ad. Ahandoz adında mahallenin varlığı, bu kelimenin Türkçe ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Arhandoz mah. Uğurlu köyü, Of.
Arhandoz: Kutsal vadi. (bk. –oz eki) Arhan şehrinden gelenlerin vadisi. Türkçe.
ARHAVİ
Umar, “Arhavi” adının kökenini saptayamadığını bildirir. (UMAR, 1993, s. 102)
“Eski Türkçe aravı: Öncü, harpte ilerdeki düşmana gönderilen askerler, pişdar.” (ATALAY, 1936, s. 30) Arapça ahavi: Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi. (ÇAĞBAYIR)
“Aragvi, Tiflis’in kuzeyinde olup, Hazar Türklerinin Kafkas dağlarını güneye aşmaya yarayan geçitlerdendi.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 17)
Ar-kapi. Lazc ar: Bir ve kapi: Kütük. Arkapi: Bir kütük.
Bölge ile ilgili halklar arasında en uygun ifade, Türklerde ve Türkçede yer almaktadır.
Arhavet/ Arkaköy’ün adı, Borçka.
Arhav-et: Arhavililer, Arhavi’den gelip yerleşenler. (bk. –et eki) Türkçe.
ARHVA/ Akpınar köyünün adı, Borçka.
Arh-va. (bk. –a eki) Kıpçakça arg: Irmak ve arha-: Acele etmek. (TOPARLI, 2007)
Arhva, Arhavi’den bozma. Arhavi’den gelip yerleşenler. Türkçe.
ARİKE mah. Dağeteği köyü, Yusufeli.
Arık-e. (bk. –e eki) “Arikler, Kafkasya’nın eski kavimlerinden.” (Bİ, 2007, s. 325) “Arık, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 206)
Kıpçakça arık: Irmak ve arig: Kutsal. (TOPARLI, 2007)
Arike mezrası, Darıca köyü, Yusufeli.
Ariken mah. Maden köyü, Artvin.
Arık-en: Kafkaslılar, ırmaklar, kutsal sular... (bk. –an eki) Türkçe.
ARİŞET mah. Tepeköy, Şavşat.
Ariş-et. “Arış, Adigine kollarından bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 112) Arışet: Adigineler. (bk. –et eki)
Uygurca ariş: Yolun veya suyun ikiye ayrılan yeri. (ÖZTUNCER, 2006) Kuzey Türklerinde arış: Çavdar. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 173) Çağatayca ariş: 1. Araba oku. 2. Terzilik. (ERBAY, 2008, s. 54) Türk ağzında arış: 1. Asma. 2. Gelincik. (ALKAYIŞ, 2007) Kafkas. Türkçe.
ARKALUĞU, Dağdibi köyü, Pazar.
Arka yer, sırtın arkası... Türkçe.
ARKANİGİL mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Arkan-i. (bk. –i eki) “Arkan, Kıpçak boyu olup, “ip” anlamındadır.” (LEZİNA, 2009, s. 113> 349)
Eski Türkçe arkan: Nihayet. (GABAİN, 1988) Ermenice arkani: Kral, sultan. (GOSHGARİAN) Arkan adının “-gil” eki alması Ermenice ile bağının olmadığının delilidir. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Arkanigil, Derecik köyü, Arhavi.
Arkangilon, Balıklı köyü, Arhavi.
Arkangil-on: Arkanların, Kıpçakların yeri. (bk. –an eki) Türkçe.
ARKINÇ yayla, Cimil, İkizdere.
Dede Korkut’ta arkıç: Yazın sürünün istirahat ettiği yer, dağ yamacı. (KARAALİOĞLU, 1985, s. 242) Ermenice arkin: Örnek, numune. (GOSHGARİAN) Türkçe.
ARKİM/ Avcılar köyünün adı, Ardanuç.
Arkin, Çerkez tanrılarından. (GRİGORİANTZ, 1999, s. 221)
Ark-im. Kıpçakça ark: Nehir ve im: Vergi, haraç. (TOPARLI, 2007) Arkim: Sulama parası. Belirsiz.
ARKİVA, Tepeyurt köyü, Arhavi.
Arkiv-a. (bk. –a eki) Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde arği: Öbür taraf.
Kökü “ark” olan sözcük. Türkçe.
ARKİYANİ KEDİ, Kayalar köyü, Borçka.
Arki-yan: Arklar. (bk. –yan eki) Gürcüce arki: Kayın ve kedi: Tepe, doruk, zirve. Arkiyani kedi: Yüksekteki arklar. Yüksekteki kayınlar. Türkçeden Gürcüce arhi: Ark. Gürcüce. Türkçe-Gürcüce.
ARKOFOL mah. Çifteköprü köyü, Köprübaşı.
Arko-fol. Rumca arko: Ayı. Arkofol: Ayı yuvası. Yunanca arkuda: Ayı. (AKSOY, 2003) Rumca.
ARKOLİKOZ/ Ekmekçiler köyünün adı, Rize.
Yunanca argalios: Dokuma tezgâhı. (AKSOY, 2003)
Arko-likoz. Rumca argos: Ayı. Rumca liko: Kurt. Argos-liko-oz> arkolikoz: Ayı-kurt vadisi. “-oz” sözcüğü Türkçedir. Rumca.
ARKORUM, Demirkapı köyü, İkizdere.
Ark-orum. DLT’te art: Sırt, dağ beli, yokuş. Arkorum: Yokuş yer... (bk. –orum eki) Türkçe.
ARKOTİL/ Limanköy’ün adı, Çayeli.
Ar-kotil. Ar, Türk boyu. (ABEŞİ, 2001, s. 79) Ar, değişik Türk boy adı. (LEZİNA, 2009, s. 11o)
Kotil’in bu haliyle anlamı yoktur.
Kot-il. DLT’te kot: Bırakma. Kot-il: İl, yer, yurt bırakma anlamında olup “kotil: Göç etme, göç edenler” manasına gelir. Arkotil: İlini terk eden Ar kabilesi. Arkotil, Akraba adı. (bk. kotil)
Arkotil, Camiönü mah. Rize. Türkçe.
ARKULUĞU, Suçatı köyü, Pazar.
Eski Türkçe arku: Dere. (GABAİN, 1988) “Aykırı”dan. Türkçe.
ARMAŞEN/ Esendal köyünün adı, Yusufeli.
Arma-şen. Armaşen: Şen Armalar. Arma köyü. Belirsiz.
ARMANOS/ Enginköy’ün adı, Maçka.
Arman-os. (bk. –os eki) “Arman, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 206)
“Arman, Türkçe yer adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 177)
Farsça arman: Hasret, özleyiş, özleme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Uygurca arman: Ülkü, gaye, istek. (NECİP, 1995) Çağatayca arman: Arzu istek. (ERBAY, 2008, s. 56) Kazakça arman: Uzak. (KENESBAYOĞLU, 1984) Türkçe-Rumca.
Armanoy mah. Temelli köyü, Maçka.
Arman-oy: Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007)
Armanoy: Özlem vadisi. Uzak vadi... Türkçe.
ARMONİ, Arhavi-Fındıklı arasında bir bölge adı.
Latince armoni: Ayarlama. Müzikte ahenk. Armani, Adigelerin bir kolu. (TAVKUL, 2007, 493)
Armoni mah. Derbent köyü, Fındıklı. Belirsiz.
ARMUTLUK yaylası, Maçka.
“Armud/ Armutlu, Türkmen Yörükâni taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 206) Doğu Karadeniz yaylalarında armut yetişmez.
DLT’te armut: Armut.
Armut duzi mah. Köprücü köyü, Hopa. Türkçe.
Armutoğlu mah. Coşandere köyü, Maçka.
ARNASTAL yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Arna-stal. Kazakça arna: Kaynak, göze. (KENESBAYOĞLU, 1984) Rumca stali: Yazlık oba. Arnastal: Yayla gözesi. Rumca ile bağlantılı ad.
ARNAVUTİ mah. Aktaş köyü, Pazar.
Arnavut’tan. (bk. -i eki) Osmanlı döneminde bölgeye değişik nedenlerden Midilli, Girit, Macar, Arnavut… gibi yerlerden iskânlar yapılmıştır.
Arnağut ırmak, Dumankaya köyü, Güneysu.
Arnavutlar, Kayabaşı köyü, Kalkandere. Türkçe.
ARNAVUL mah. Tosunlu köyü, Ardanuç.
Arn-avul. Avul, Türkçedir. Arnan, 12. yy.da Buhara’da yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 97)
Kazakça arna: Kaynak, göze. (KENESBAYOĞLU, 1984) Ermenice arno: Kartal. Kartal ile avul sözü örtüşmez. Arna avul> arn avul: Pınarlı avul, pınarlı köy. Türkçe.
ARON/ Sütlüce köyünün adı, Rize.
“Arunler, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292)
“Aaron, Hazar Türklerinde bir kral (bek)” (BROOK, 2005, s. 134) “Aaron, Bulgar valisi, “Harun”dan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 461) Hazar Türklerinin hatırası.
AROS, Kılıçkaya köyü yaylası, Yusufeli.
Ermenice aros: Sürülmemiş tarla. Ermenice.
AROZ/ Doğanlı köyünün adı, Beşikdüzü.
Ar-oz. Ar, değişik Türk boyu adı.
Aroz: Türk vadisi. (bk. –oz eki)
Eski Türkçe ar: Arka, geri. (ÇAĞBAYIR) Aroz: Arkadaki vadi. Türkçe.
ARPİK/ Musadağı köyünün adı, Çayeli.
Arpik, şahıs adı. Türkçe apik: Hızlı, hazır, tetik. (ACAROĞLU, 1999)
Arp-ik> “ap-ik> abik”ten. Farsça ab: Su. Abik: Küçük su. Belirsiz.
ARSENİ BALA/ Elmaalan köyünün adı, Arsin.
“Bizans kaynaklarına göre Hıristiyanlaşmış Tatarlarla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 112)
Farsça bâlâ: Yüksek. Arseni bala: Yüksekteki Tatarlar.
Arapça ars: Sevinç, ferahlık. (ÇAĞBAYIR) Arsen: Ferahlıklar. (bk. –an eki) Türkçe.
ARSİFOZ/ Aşıklar köyünün adı, Çayeli.
Arsi-foz. Arsiler, Kafkas halklarından. (s. 70, Muruc Ez-Zeheb)
Eski Türkçe arsi: Evliya. (GABAİN, 1988) Arsifoz: Evliyalar vadisi. Arsiler vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe. Kafkas-Türkçe.
ARSİLİ, 1583 yılında Of köyü. (UMUR, 1951, s. 18)
Arsil-i. (bk. –a eki) “Arsiler, Hazar ordusunun seçkin birliğini oluşturan Türk ve Müslüman halk.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 132)
Arsila, “aslan”dan bozma. (GUMİLEV, s. 81)
Gürcüce arsil: Esas, temel. (ARISOY, 2010) Hakasça arsıl: Yabani. (ARIKOĞLU, 1951) DLT’te arsıl: Kestane rengi, kumral. Türkçe.
ARSİN, Trabzon’un ilçesi.
Umar, Arsin/ Arsen, “bu adın öz biçimini saptayamadım” der. (UMAR, 2000, s. 138)
“Böyle veya benzeri bir sözcüğe yer adı olarak Yunan kaynaklarında rastlanmaz. Bizans kaynaklarında geçen Arsenios adı, Hıristiyanlaşmış Tatarların bu adla anıldıkları belirtilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 111)
“Arsun, Kıpçak başbuğlarından.” (SÜMER, 1999, s. 374)
Kerkük’te arsin: Tandıra yapışan ekmeği koparmaya yarayan araç. (HÜRMÜZLÜ) Çuvaşça arsın: Erkek. (BAYRAM, 2007, s. 38) Uygurca asin: Aşağıdaki kısım. (GÜNDÜZ, 1995) Çağatayca arsun: 1. Sömürge. 2. Ordugâh, karargâh. (ERBAY, 2008, s. 57) Türkçe.
ARSİYAN dağı, Şavşat.
Luwi dilinde arsiya: Akmak. (UMAR, 1993, s. 115)
Arsiyan, “Er-Kıran” anlamında. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 458)
Arsi-yan. Eski Türkçe arsi: Evliya. (GABAİN, 1988) Gürcüce arsi: Varlık. Arsiler, Kafkas halklarından. (s. 70, Muruc Ez-Zeheb)
Arsiyan dağı: Evliyalar dağı. Arsiler dağı. (bk. –yan eki)
Arsiyan yaylası, Şavşat. Türkçe. Kafkas.
ARŞALA/ ARŞELA/ Tüfekçi köyünün adı, Dernekpazarı.
Arapça “Arş-ı âlâ”dan, yüksekteki yer. Türkçe.
ARŞOTA/ Söğütlü köyünün adı, Rize.
Arş-ot-a. (bk. –a eki) Arapça arş: Çadır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arşot: Çadırlar. (bk. –et eki)
Arşot-a, (bk. –a eki) “aşut”tan bozma sözcük. Belirsiz.
ARTAN mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Artanlu, Avşar boyu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 153) EAT’de artan: Geriye kalan. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ARTVİN
Artvin adının kökenini güvenle saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 115)
Art-vin. DLT’te art: Sırt, dağ beli, sarp yer, yokuş, tepe. Eski Türkçede art: Dağlık yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 128) Orhun Yazıtları’nda art: Dağ yolu, dağ sırtı. (ORKUN, 1994, s. 764) Farsça vin: Siyah üzüm. (DEVELLİOĞLU, 1980) Artvin: Siyah üzümlü dağ sırtı, dağ beli... Türkçe.
ARUZ/ Dolanlı köyünün adı, Beşikdüzü.
Aruz, Dede Korkut’ta adı geçen Dış Oğuz beyi.
Arapça aruz: Yan taraf. (ÇAĞBAYIR)
Aruzlar, Kavak mah. Çamlıhemşin. Türkçe.
ARUNZE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Yusufeli’nde arunze: Üzüm türü. Yöresel.
ARVELA/ Veliköy’ün adı, Çarşıbaşı.
Arv-el-a. (bk. -a eki) Arapça arv: Sıtma ile oluşan titreme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arvel: Sıtmalı yer. Önceleri bölgede sıtma çok yaygındı. Türkçe.
ASBALO/ ASPALO, Büyükdoğanlı mahallesinin adı, Köprübaşı.
“Asbalu Karaca, Varsak Türkmenlerinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1258) Türkçe.
ASBEKAR, Narlık köyü mezrası, Yusufeli.
Asbe-kar. Farsça asp: At. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 129) Farsça “-kar” eki eden, edici. Aspkar: At yetiştirici. Kıpçakça kar: Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Asbkar> asbekar: At düzü. Belirsiz.
ASILSAN mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Asıl-san. Asıl: Soy, nesep. San: Şan, nam. Asılsan: Şanlı soy. Akraba adı. Türkçe.
ASİYAN dağı, Şavşat.
Arapça asiyan: Asi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ASKAROZ/ ASKOROZ/ ASKUROZ/ Taşlıdere köyünün adları, Rize.
“Seyyah, Oğuzeli’ni (Orta Asya) anlatırken Askaruz adlı dağlardan bahseder. İdris-i şöyle der: Bu muazzam büyüklükteki dağlar, güneyden kuzeydoğuya doğru uzanmaktadır. Dağ etekleri boyunca ormanlık araziler yer almakta ve bu ormanlarda çok sayıda av hayvanı bulunmaktadır.” (AGACANOV, 2002, s. 90)
Askar-oz. “Askar, Başkurt Ayle boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 115) Askar, Irak’ta 12. yy.da şekerleriyle ünlü eski bir şehir. (ORHAN, 2007, s. 122)
“Askur, Kür boyundaki Türklerle ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 50)
Arapça askar: Üzüm şırası ve asgar: En küçük. (DEVELLİOĞLU, 1980) Askaroz/ Askoroz: Orta Asya’daki “Askaruz” dağlarıyla bağlantılı ad. Üzüm şıraları vadisi. Küçük vadi. (bk. –oz eki)
Ortaasya’nın Askaruz bölgesinden gelenlerin hatırası olması büyük ihtimaldir.
Lazcada bazı sözcüklerin önüne anlama etkisi olmayan ses ve heceler yer yer gelebilmektedir.
Askoroz deresi, Rize.
Alm-askur mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Al-eskiri, Hürriyet mah. Fındıklı.
Bağ-askur, Şentepe köyü, Pazar.
Bar-askur, Düzenli köyü, Borçka.
Bon-oskuri, Sulak köyü, Pazar.
Ç-askuri mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
Ç-askuri mah. Yeniköy, Ardeşen.
Gol-oskur mezrası, Gürsu köyü, Fındıklı.
Gol-oskur, Yaylacılar köyü, Fındıklı.
Kak-askur, Çağlayan köyü, Fındıklı.
K-askur, Serindere köyünün adı, Ardeşen.
Kl-askur, Aralık köyünün adı, Borçka.
Kokv-askur, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Met-askur, Sulak köyü, Fındıklı.
Pet-eskir mah. Tepecik köyü, Fındıklı.
Sant-askur, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Sav-askır mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
T-askur, Köprüköy, Ardeşen.
T-askur, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
T-askur deresi, Hemşin. Askor, Askur, Türkçe adlar.
ASKET yaylası, Kömürlü köyü, Yusufeli.
Gürcüce asketi: Derviş. (ARISOY, 2010) Gürcüce.
ASKİLET mezrası, Bahçeli köyü, Yusufeli.
Askil-et. “Çinliler, Batı Türk kavimleri arasında Askil kavim adını bildirmektedirler.” (CZEGLEDY, 2009, s. 74)
“Askil, Karluk Türklerinin Nuşeybi boyundan.” (NECEF, 2005, s. 92) “Askil, Akhun Türklerinden ve Telek, Özbek Kongrat boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 115, 514) “Askil, Akhunları oluşturan kabilelerden biri.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 82)
Lazca anskili: Diken ve aksili: Yaban gülü. (BENLİ, 2004) Artvin’de askil: Kuşburnu. (ALİ GÜNDÜZ, Çoruh Havzası ve Artvin, s. 201) Yusufeli’nde askil: Kuşburnu. Gürcüce askili: Yaban gülü. Askilet: 1. Askiller, Türkler. 2. Dikenler. 3. Kuşburunları. Türkçe. Gürcüce.
ASLAN MİNDOR dağı, Erenköy civarı, Yusufeli.
Arslanlu Türkmen cemaatleri. (SAKİN, 2006, s. 94)
Aslan, Kıpçak-Kuman ismidir. (RASONYİ, 1983, s. 45) Gürcüce mindori: Düzlük, vadi, alan. Aslan mindori: Aslan düzü. Türkçe-Gürcüce.
ASNİGİL mah. Kayadibi köyü, Şavşat.
Asni-gil. Kıpçakça asnu: Nazlı. (TOPARLI, 2007)
Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Akraba lakabı. Türkçe.
ASO/ Aksu köyünün adı, Sürmene.
“Aso adı ve benzerine ne Yunan ne de Türk kaynaklarında rastlanılmaz ve Pelasglar’a dayanır.” (KARAGÖZ, s. 2006, s. 295) Aso, tarihi Kafkas kavmi Alanların adlarından biri. (BERKOK, 1958, s. 155) “Asoo, Kırgızların Çerik kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009)
“Asi, Osetlerin, Kafkas Karaçay Türklerine verdiği ad.” (TAVKUL, 2007, s. 151)
As-o. (bk. –a eki) “As, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 114) “Alanlara “AS” denirdi.” (DUNLOP, 2008, s. 209)
Rumca aso: ...den, ...dan. (ASAN, 2000) Yunanca as: -sun, -sin anlamlarını veren ön ek. (AKSOY, 2003) Farsça as: Değirmen. Arapça as: Mersin ağacı. (likapa) Kafkas. Türkçe.
Asofoliza/ Derindere köyünün adı, Çaykara.
Aso-foliza. (bk. aso)
Foliza: Çukurluk. Kafkas-Rumca. Türkçe-Rumca.
ASPET, Fethiye mahallesinin adı, İyidere.
Asp-et. Farsça asp: At. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 129) Arapça asb: Sarmaşık. Aspet: 1. Atlar. 2. Sarma-şıklar. (bk. –et eki)
Ermenice asbet: Şövalye. Merkezi yer olmayan ve kalenin bulunmayan yerde şövale olması mümkün değildir. Ayrıca aşağıda “asp” ile başlayan adlar bulunmaktadır. Türkçe.
ASPORİM, Asmalıırmak köyü, Güneysu
Asp-orim. Farsça asp: At. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 129) Asporim: At yeri. (bk. -orum eki) Türkçe.
ASPURYANLI/ Karaağaçlı köyünün adı, Tonya.
“Aspuryanlı adı, Göktürklerin Şapolyo adından gelen ve Bulgar Türk hakanlarından olan “Asparu” un adıyla ilgili olmalıdır.” (ERÖZ, 1983, s. 27)
“Değişik kaynakların Kırım’da gösterdiği Aspurginler ile bağlantılı köy adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 329)
“Asparuh, Uygur hakanlığına ait Şine-usu kitabesinde “Çik kavmine tutuk verdim, İşbaralar (asparuh), Tarkanlar tayin ettim, şeklinde geçen unvan.” (DONUK, 1988, s. 18)
“Asparuk, büyük Bulgar hanı Kubat’ın oğullarından.” (BROOK, 2005, s. 42)
“Türkçede asparuh: Doğan kuşu.” (ACAROĞLU, 1999, s. 6)
Aspur-yan-lı. Türkçenin “-lı” yapım ekini almış sözcük. Kafkas As/ Alanlarda aspar: Mağrur, asil. (LAYPANOV, 2008, s. 137) Arapça aspur: Boya elde edilen bir kültür bitkisi. (ÇAĞBAYIR) Asparyan: Asiller, gururlular... (bk. –yan eki)
“İsporyani, Of’un eski köylerinden olup Aspuryanlı ile bağlantılıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 252) Türkçe.
ASU çatağı, Gülen köyü, Çaykara.
As-u. (bk. –a eki) İkinci kelime Türkçedir. Farsça as: Değirmen. Arapça as: Mersin ağacı. (likapa) As çatağı: 1. Değirmen çatağı. 2. Likapa çatağı.
ASURİNA mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
Asur-ina. Eski Uygurca asur, asuri: Cin, şeytan. (CAFEROĞLU, 2011)
Asurina: Cin, şeytan yeri. (bk. –ina eki) Belirsiz.
AŞA/ Sularbaşı köyünün adı, Araklı.
Aşa, “aşağı”dan. Şalpazarı’nda aşa: Aşağı. (GÜLAY, 1992), s. 473) Bölgede yaygın kelime.
Eski Türkçe aşa: Öte. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça aşağ: Alçak, aşağı. (TOPARLI, 2007)
Aşa (Küçük)/ Çiftepınar köyünün adı, Araklı. Türkçe.
AŞÇI mah, Pamukçular köyü, Yusufeli.
Aşcılar, Aşcılar, Anadolu’da eski Türkmen cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 159)
AŞIĞIETİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Aşığı-eti: Aşıklar. (bk. –et eki) Aşıklar, değişik Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 116)
AŞİT/ AŞOT/ AŞUT/ HAŞUT
Umar, “aşut, adının kökenini ve anlamını saptayamadım” der! (UMAR, 1993, s. 129)
Aşhot, Kafkas Kabardeylerin bir kolu. (TAVKUL, 2007, s. 497) Aşudlu, Avşar Türkmen boyunun cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 162) Aşut, Kıpçak oymağı, Danişmend-Eli Türkmenleri boyundan olduğu 1516 yılındaki tapu tahrir defterinde görülmektedir. “Aşut, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 11)
Türkçeden Gürcüce ve Ermeniceye geçen “Aşot”, Ermeni ve Gürcü krallarına ad olmuştur. Ermenicede ve Gürcücede anlamı yoktur.
Kıpçakça aşut: Dağın aşılacak yolu. (TOPARLI, 2007) Kazakça asuv: Dağ geçidi, bel. (KENESBAYOĞLU, 1984) Kırgızca aşuu: Geçit. (YUHADİN, 1994) Dede Korkut’ta aşıt: Geçit, dağın aşılacak yolu, beli. (KARAALİOĞLU, 1985) Bayat Türklerinde aşırt: Dağ ardı, dağın öbür tarafı. (AYDIN, 1984) Kafkas Karaçay Türklerinde auş: Dağ geçidi. (TAVKUL, 2000) DLT’te aşun-: Geçmek, aşmak. Türkçe aşut: Dağ beli. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 56) Bölgede aşut/ aşit/ haşut: Dağ geçidi, yüksekteki dağ boğazı anlamında olup; Türk dünyasında yaygındır ve ortak anlam taşımaktadır.
Arşit yaylası, Hemşin.
Aşit, Meşeköy, İkizdere.
Aşot yaylası, Trabzon.
Aşot, Dereköy, İkizdere.
Aşut, Çat köyü, Hemşin.
Aşut, Günyayla köyü, Yusufeli.
Aşut/ Haşut, Cimil, İkizdere. Aşutoğlu aynı köyde.
Haşot, Demirkapı köyü, İkizdere.
Haşut, Zeytincik köyü yaylası, Yusufeli.
Haya Arşiti, Eskice köyü, İkizdere.
Heveng Aşiti, Yusufeli. Türkçe.
AŞPİŞEN/ Kınalıçam köyünün adı, Yusufeli.
Aş pişen. Mecaz olarak, 1. Misafirleri çok. 2. Yiyecekte sıkıntı çekmeyen. 3. Sıcak yer. Türkçe.
ATAMAN mezrası, Erenköy, Yusufeli.
“Orhun abidelerinde geçen taman, ataman: Başbuğ anlamı ifade eder ve İslavcadaki “hedman”da bundan gelir.” (DONUK, 1988, s. 37) “Ataman: Reis, başbuğ anlamında olup, Kazak beylerine verilen unvandır.” (KENESBAYOĞLU, 1984)
Tatarca ataman: Çetebaşı. (GANİYEV, 1997) Tuva Türkçesinde ataman: Elebaşı. (KUULAR, 2003) Çuvaş Türklerinde ataman: Elebaşı, çetebaşı. (BAYRAM, 2007, s. 40) Türkçe.
ATANASUR mah. Ortaköy, Artvin.
Atan-asur. Eski Uygurca asur, asuri: Cin, şeytan. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe ile bağlantılı ad.
ATANOĞLU mah. Borçka.
Atan, Kazak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 117) Atana, Kıpçak (Bagış) kolundan bir grup. (LEZİNA, 2009, s. 117, 349) Kıpçaklarla bağlantılı ad. Türkçe.
ATANSAGARA mezrası, Kömürlü köyü, Yusufeli.
Atan-sagara. Atan, Kazak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 117) Atana, Kıpçak (Bagış) kolundan bir grup. (LEZİNA, 2009, s. 117, 349) Gürcüce sagareo: Yabancı, harici. (ARISOY, 2010) Yabancı Kıpçaklar. Türkçe-Gürcüce.
ATİNA/ Pazar ilçesinin adı.
“Atina, Luwi/ Pelasg dilinden Helenceye geçen sözcük olup “Ana Tanrıça-Sal” anlamını taşır.” (UMAR, 1993, s. 131) Yunanca Atina adı “akıl, güzellik, hikmet” anlamlarına da geldiği yazılıdır.
Hemşinliler Pazar ilçesinin YALİ dedikleri de olmuştur.
Yali, “yalı”dan. “Eski Türkçe yal-mak: Yalamak.” (EREN, 1999) Eski Türkçe yalı (yalamaktan): Suyun yaladığı yer. (ÇAĞBAYIR) Denizin sahili yalaması gibi.
“1515 yılı Osmanlı kayıtlarında Atina kazasında, Tekfur (Bizans’ta vali ve derebeyleri unvanı) ile Bali (Türk boyu) adını taşıyanlar bulunduğu gibi Karaman, Haldi ve Kavalar olarak anılanlar da vardı.” (s. 339) “Karaman, Anadolu’da Türkçe konuşan ve başka dil bilmeyen Ortodoks Hıristiyanlara denirdi.” (BOSTAN, 2002, s. 343)
Adı geçen ailelerden Haldi, bölgenin kadim kavimlerinden. “Kava, Türkmenlerin Hoca kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 335) Türkçe kava: Kaya. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Farsça berzen: Mahalle.
“1486 yılı kayıtlarında Pazar yerleşim yerleri arasında Ulak, Katonu (Katuna’dan), Tav’at (Dağlar), Züğre (zühre’den), Tavalvat gibi ilginç isimler görülmektedir.” (BOA. MAD. 828)
“1520–1566 arasında Absula, Bubula, Biğan, Bucan, Kudyan, Hersivat, Zühre, Feleğrivat, Çikalvat, Haldi, Maşu’balak, Çayat, Halkevra, Boğat, Furtuna…bazı yerleşimlerdir.” (BOA. TD. 442) Antik. Yunanca.
ATİYAN tepesi, Tepeköy, Şavşat.
Atiyan, “atyan”dan. Arapça atyan: Çamurlar, balçıklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ATLAK taşı, Kalegüney köyü, Beşikdüzü.
Bulgar-Türk diyalektiğinde atlak: Binek atı. (ACAROĞLU, 1999, s. 23) Uygurca atlak: Yamaç. (ÖZTUNCER, 2006) Atlak taşı: 1. Ata binilen taş, ata benzer taş. 2. Yamaçtaki taş. Türkçe.
ATMACAPE mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
Atmacalar. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
ATMİK mezrası, Dağeteği köyü, Yusufeli.
Eski Türkçe atmık: At sahibi. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ATYANOZ ÇIKARA/ Bozukkale köyü adı, Rize.
Atyan-oz. Arapça atyan: Çamurlar, balçıklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Uygurca çikar: Memba, kaynak. (ÖZTUNCER, 2006) Atyanoz: 1. Çamurlu balçıklı vadideki su. 2. Balçıklı vadideki bitki. (bk. çıkar) Atyanoz/ Kasarcılar köyünün adı, Rize. Türkçe.
AUSET mezrası, Maden köyü, Artvin.
Aus-et. DLT’te avus: Bal mumu. Avuset: Bal mumları. (bk. -et eki) Arıcılıkla ilgili ad. Türkçe.
AVAÇİ avla. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ava-çi, Türkçe “-çi” yapım eki almış sözcük. “Ava: Oğuz boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 118) Avaçi: Oğuzlu mahallesi. Uygurca ava: Ata, baba. (ÖZTUNCER) Mecaz olarak büyük yer... Türkçe.
AVAKLI mah. Yavuzköy, Çarşıbaşı.
“Avaklı, Türk boyu” (LEZİNA, 2009, s. 118)
Avak, Gürcü prenslerden. (OKTAY, 2007, s. 130)
Ermenice avak: Büyük, baş, reis. (GOSHGA-RİAN) Türkçe avağ: Eda, naz. (ATALAY, 1936)
Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük ve Avak, “boy” adı ile örtüşmektedir. Türkçe.
AVANA/ Avcılar köyünün adı, Borçka.
Avana, Avar izi taşıyan ad. (ERÖZ, 1983, s. 24) Avano, Oğuz oymaklarına ait yer adı. (TYASB, ERÖZ, s. 47) Arapça avene: Yardımcılar, yakınlar. (EYUBOĞLU, 1995)
Avan-a. (bk. –a eki) Ermenice avan: Kasaba. Ermenice. Türkçe.
AVANOZ/ Yıldızlı köyünün adı, Araklı.
Avan-oz. “Oz” sözü “vadi, dere” anlamında olup Türkçedir.
“Avanlu, Bozulus Türkmeni.” (LEZİNA, 2009) “Avanlu, Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 210)
Arapça avan: Yardakçılar, yamaklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice avan: Kasaba. Çuvaş Türklerinde avan: İyi, rahat, hoş, güzel. (BAYRAM, 2007, s. 29) Karay Türklerinde avan: Günah. (GÖKÇE, 2000, s. 128) Türkçede avan: 1. Sürülmesi güç olan tarla. 2. Kurt. (ACAROĞLU, 1999) Terekemelerde avan: Düşman. (CAFEROĞLU, 1995, s. 233)
Avanoz: Türkmen vadisi... (bk. –oz eki) Türkçe.
AVARET, Erenköy köyünün mezrası, Yusufeli.
Avar-et. Avarlar. (bk. –et eki) “Avarlar, Türk boyundandır.” (UMAR, 2000, s. 64) “Avrupa Avar hakanlığı kurucularının Türklüğü, araştırmalar ilerledikçe daha da kesinlik kazanmaktadır ve değişik kaynaklarda Avarlara, Abares, Abaroi, Avari, Avares, Abari, Obri, Apar, Abar denmektedir.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 151, 153) “Avarların bir kısmı, daha doğrusu hatırı sayılı bir kısmı Türk dilli idi. (s. 16) Geç Avar halkının Altay bölgesinden Z’li bir Türk dili konuşuyordu.” (HARMATTA, s. 18) “Avar, Asya kökenli büyük göçer halk.” (CZEGLEDY, 2009, s. 163) “Dağıstan’da Avarlar 600 000 kadar olup, Avarca konuşurlar.” (KALAFAT, 1999, s. 113) (günümüzde) “İmam Şamil’in mensup olduğu soy.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 460)
Türkçede Avar kavminin anlamı “dik kafalı”dır. (RASONYİ, 1984, s. 7) Çuvaşça avari: Kaza, bela. (BAYRAM, 2007, s. 29) Ermenice avar: Yağma, çapul. (GOSHGARİAN)
Avaris, Yusufeli, merkez. Avar-is. (bk. -is eki) Kafkas.
AVATLIK, Gürgendağ köyü obası, Düzköy, Trabzon.
Avat-lık. Türkçe “-lik” yapım eki almış sözcük. Ermenice avad: Malikâne, zeamet, tımar. (GOSHGARİAN) Akçaabat’ta avat: Bir çeşit böğürtlen. (GEDİKOĞLU, 1996) Avatlık: Böğürtlenlik. Yöresel.
AVAZAN yaylası, Çevreli köyü, Yusufeli.
Avaz-an. “Avaz: Hazar boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 119) Avazan: Hazarlar. (bk. –an eki)
Kıpçakça avazan: Yıkanma leğeni (ARIKAN, 2006, s. 203) Ermenice avazan: Havuz. (GOSHGARİAN) Artvin’de avazan: Su içilen yer. (İLKER, 1990, s. 325)
Avazan mezrası, Günyayla köyü, Yusufeli.
Avazan mezrası, Maden köyü, Artvin. Türkçe. Ermenice. Yöresel.
AVCAK tepesi, Ulucami köyü, Güneysu.
Avcak: Av alanı. (bk. -cak eki) Türkçe.
AVCİ mah. Hasköy, Pazar.
“Avcı, Avcılar cemaatleri Türkmen boyundandır.” (SAKİN, 2006, s. 96) “Avcı/ Avcılı/ Avcılu Türkmen Yörükâni taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 210) “Avcı, Safevi devletinin dayandığı en başta gelen Türk boylarından biri olan Şamlu boyunun obalarından.” (SÜMER, 1999, s. 310) Türkçe.
AVGAH tepesi, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Farsça avgah: Av bekleme yeri. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
AVGAHAN tepesi, Kantarlı köyü civarı, Hemşin.
Avgah-an: Avgahlar, av bekleme yerleri. (bk. –an eki) Türkçe.
AVİÇO deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Aviç-o. (bk. –a eki) Aviç: Avuç. (DS) Coğrafi konumla ilgili ad. Küçük dere. (mecaz) Türkçe.
AVLA LİVADİ mah. Başköy, Fındıklı.
DLT’te avla: Toplanma, üşüşme. Eski Anadolu Türkçesinde avla: Ağıl. (ÇAĞBAYIR) Avli: Göçebe Türklerde 3–5 çadırdan mürekkep mahalle. (NUR, 1972, s. 247) Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Kafkas dağlı dillerinde avıl, avul: Köy. (BÜYÜKA, s. 16) Lazca avla: Ev önü, avlu. (ERTEN)
“Avli: Avlu anlamında sözcük Grekçede de vardır. Türkçe avlu: Toplanma yeri, bir araya gelme-birikme yeri ve avlu, çevresi sarılmış olan “ağıl” anlamındadır.” (EYUBOĞLU, 1995)
Avlu, Türkçeden Yunancaya geçen sözcüktür.
“Kazakça avla, Özbekçe havli, Türkmence hovli, Azerice ağıl, Kırgızca ağıl, Uygurca eğil: Ağıl, avlu.” (KTLS)
Lazca livadi: Bahçe. Avla livadi: Bahçeli avlu. Türkçe-Lazca.
Avliya, Akçaabat’ın mahallesi.
Avliya: Avlu yer. (bk. –iya eki)
Avliya, Esiroğlu beldesi, Maçka. Türkçe.
AVLAĞUN ırmağı, Cimil, İkizdere.
Avloğ, “avlak”tan. DLT’te aglak: Issız, oturulmayan yer, boş. Kıpçakça avlak: Boş arazi, ıssız. (TOPARLI, 2007) Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde avlak: Kır, ova, boş arazi, çayır. (TAVKUL, 2000) Kumanca avlak: İşlenmemiş arazi, tenha arazi. (GRÖNBECH) Kafkas Avarlarda avlah: Bozkır, step. (SAVAŞ) Eski Türkçe aglak: Boş ve ıssız yer. (ARSLAN, 1997, s. 43)
Avlak: Av alanı. Yukarıdaki ifadelerin hepsi, yer adları için uygun anlamlar içermektedir. Türkçe.
-AVRA, -AVRİ, -AVUR
Bu halleriyle, bölge ile ilgili dillerin hiçbirinde yer adıyla örtüşen anlamları yoktur.
Avra, “avlu, avul ve avıl”dan bozma sözcüktür. Üç sözcüğün de her yerde ikinci sözcük oluşu bu savın doğruluğunu onaylamaktadır. Tıpkı “köy” adının ilk sözcük olamadığı gibi.
“-Avri, -avur” kelimeleri de aynı özellikleri içermektedir ve “avul”dan bozma kelimelerdir.
Kıpçakça avlu: Av yeri. (TOPARLI, 2007) Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Azerice aul: Köy. (ALTAYLI, 1994) Avli, göçebe Türklerde 3-5 çadırdan mürekkep mahalle. (NUR, 1072, s. 247) Türkçe.
Bas-avra mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Ciğ-ovra vadisi, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Kaç-avra mah. Dereiçi köyü, Yusufeli.
Kan-avra mah. Köprübaşı.
-Avri
Artvin-Çayeli arasında yer adlarında görülen ikinci sözcük olup “avlu”dan bozmadır.
Umar, “avri”yi “abra” şekline sokup; “abra, Luwi/ Pelasgos kültüründe “bol su” “gür su” ile bağlantılı olduğunu söyler” (UMAR, 1993, s. 12)
Kıpçakça avrı: 1. Kat. 2. Yaprak şeklinde olan para. (TOPARLI, 2007) Yer adıyla uyum sağlamaz.
Çit-avri mah. Aralık köyü, Borçka.
Dev-avri, Maral köyü, Borçka.
Enik-avre mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Gohun-avri, Düzenli köyü, Borçka.
Kves-avri mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Map-avri/ Çayeli ilçesinin adı.
Mes-avri/ Sarısu köyünün adı, Çayeli.
Sand-avri, Düzenli köyü, Borçka.
Tom-avri, Kayalar köyü, Borçka.
Zik-avri mah. Atanoğlu köyü, Borçka. Türkçe.
-Avur eki, Bölgede yaygındır ve diğerleri gibi ikinci sözcüktür.
“Avır, Hazar boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 118) Kıpçak ağzında avur: Ağır. (TOPARLI, 2007) Yer adıyla örtüşmez.
Dikkati çeken bir başka durum da “-avur” ekinin tamamına yakını Artvin’in merkez köyleriyle Şavşat’ta yer almasıdır. Avur, “avlu”dan bozma sözcük.
Ab-avur, Ortaköy, Artvin.
Buk-avur mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Buzn-avur, Erenler köyü, Artvin.
Çağ-avur, Veliköy mah. Şavşat.
Çenç-avur, Kocabey köyü, Şavşat.
Çil-avur, Küre köyünün mahallesi, Murgul.
Çist-avur, Zeytinlik köyü, Artvin.
Çit-avur, Erenler köyü, Artvin.
Dal-avur, Maden köyü, Artvin.
Datin-avur, Veliköy, Şavşat.
Disil-avur, Şalcı köyü, Şavşat.
Ecen-avur, Ortaköy, Artvin.
Ekinc-avır, Ortaköy köyü, Artvin.
Ez-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Gasn-avur, Zeytinlik köyü, Artvin.
Gondaz-avur, Şalcı köyü, Şavşat.
Gul-avur, Ortaköy mah. Artvin.
Hazar-avur, Vezirköy, Artvin.
Kac-avur, Madenköy, Artvin.
Kan-avur, Taşkıran beldesi mezrası, Çaykara.
Kan-avur, Gürdere köyü, İkizdere.
Kub-avur mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Mağal-avur, Ortaköy, Artvin.
Met-avur, Bakırköy mah. Artvin.
Miskin-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Nadl-avur, Ortaköy, Artvin.
Nuk-avur, Ortaköy mah. Artvin.
Otman-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Pap-avur, Ortaköy, Artvin.
Pelik-avur, Ortaköy, Artvin.
Sesl-avur/ Ziyaret köyünün adı, Şavşat.
Sil-avur mah, Ortaköy, Artvin.
Solam-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Şimşik-avur, Karaağaç köyü, Şavşat.
Tabik-avur, Ortaköy, Artvin.
Tanzil-avur, Ortaköy’ün mezrası, Artvin.
Tek-avur, Erenler köyü, Artvin.
Telağ-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Tilk-avur, Atalar köyü, Şavşat.
Ziltil-avur, Şalcı köyü, Şavşat. Avur, Türkçe kelime.
AVRAMİT/ Güneyköy’ün adı, Pazar.
Avram-it. Avram> abram, İbrahim’in İbranice adı. Abramlar, İbrahimler. İbranice Abram: Halkın babası.
Avramiyoz mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Avrami-yoz: İbrahimler vadisi. (bk. -oz eki) Musevi inançlı Hazar Türklerinin hatırası. –Oz Türkçe ektir. Türkçe.
AVRANKİLOZ, Ağaçlı köyü, Akçaabat.
Avran-kil-oz. DLT’te avran: Ekmek fırını. Avranoz: Kil topraktan ekmek fırınının olduğu vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
AVREK mezrası, İşhan köyü, Yusufeli.
Av-rek. Türkçede “–rek” eki, “azlık” bildirir. (ÇAĞBAYIR) DLT’te “–rak”, “fazlalık bildiren ek.”
Avrek/ avrak: Avın az-çok olduğu yer. Ermenice averag: Yıkıntı. Ermenice. Türkçe.
AVRES mah. İşhan köyü, Yusufeli.
“Avresi, Mesaget-Alan kavmine mensup Türkler’in bir boyu.” (ABEŞİ, 2001, s. 66)
Avres yaylası, Yusufeli. Türkçe.
AVRETUL, Serindere mah. Yusufeli.
Avret-ul. Avret, Yıva ve Kınık Türklerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009) Avretul: Kınıkoğlu. (bk. –ul eki) Türkçe.
AVSEK dağı, Yusufeli.
Kıpçakça avsak: Kavak ağacı. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
AVROY mah. Cevizlik köyü, Akçaabat.
Avr-oy. Kıpçakça avrı: Kat ve oy: Dere, vadi. (TOPARLI, 2007) Avrıoy: Büyük vadi. Belirsiz.
AVUSOR yaylası, Çamlıhemşin.
Avu-sor. Kıpçakça avu: Ağı, zehir. (TOPARLI, 2007) Sor: Dere. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172) Ermenice tsor: Vadi. Avusor: 1. Ağılı dere. 2. Ağılı vadi. Bitkiden adını alan yayla. Türkçe. Türkçe-Ermenice.
AVZAN, Zuğa yaylası civarı, Hemşin.
Kıpçakça avazan: Yıkanma leğeni (ARIKAN, 2006, s. 203) Ermenice avazan: Havuz. (GOSHGARİAN)
Avz-an. Arapça avz: Sığınma, sığınak. Avzan: Sığınanlar, sığınaklar. (bk. –an eki) Türkçe.
AYA mah. Ortaköy, Maçka.
Kazakça aya: Geniş, yüksek. (KENESBAYOĞLU, 1984) Uygurca aya: İki dağın arası. (GÜNDÜZ, 1995) Kumanca aya: El içi. (GRÖNBECH)
El içine benzediğinden dolayı “aya” adı bu mahalleye verilmiş olabilir. Yunanca ayos: Aziz, evliya. Aya/ Ayos adı, tek olarak yer adı olmaz. Türkçe.
AYAN/ AYANE/ AYANO
Ayan-e. (bk. –e eki) “Ayan ile başlayan değişik Türkmen cemaatleri.” (SAKİN, 2006, s. 97) “Ayan, Moğol boyuna mensup cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 193)
Uygurca ayan: Açık, görülür. (NECİP, 1995) Moğolca ayan: Gezi, seyahat. (LESSİNG, 2003) Tuva Türklerinde ayan: Orman açıklığı. (KUULAR, 2003) Türkmence ayan: Açık. (ÖLMEZ, 1995) Kırgızca ayant: Saha. (KTLS) Arapça ayan: Açık, meydanda. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Ayane, ayano, yaygın ad.
Ayane dağı, Çiçekli köyü, İkizdere.
Ayan-e. (bk. –a eki) Kökü “ayan” olan söz.
Ayane dağı, Tepebaşı köyü, Güneysu.
Ayane mah. Temelli köyü, Maçka.
Ayano, Başköy köyü, Hopa.
Ayano mah. Yeniköy, Of.
Ayano, Düzköy, Borçka.
Ayanoz mah. Dağönü köyü, Of.
Ayan-d-oz. Ayan vadi. (bk. –oz eki)
AYANOZ/ Yokuşlu köyünün adı, Kalkandere.
Ayan-oz: Ayan vadi. Türkçe.
AYANOĞLU, Çamburnu, Sürmene.
Ayan: Bir yerin ileri gelen, nüfuzlu kişileri. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
AYASTOFOR yaylası, Akarsu köyü, Maçka.
Aya-stofor. Yunanca ayos: Aziz, evliya. Aziz stofor. Belirsiz.
AYAZGİL mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Ayaz, Avşar Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 197) Ayazan: Ayazlar. (bk. –an eki) “Ayaz, Macaristan’da kişi adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 98)
Kıpçakça ayaz: Ayaz, açık, bulutsuz hava. (TOPARLI, 2007) Altayca ayas: Açık, parlak. (NASKALİ, 1999) Eski Uygur Türkçesinde ayaz: Serinlik, sert soğuk, ayaz. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te ayas: Ayaz. Ayazan: Sert soğuklar. (bk. –an eki)
Ayazan yaylası, Cevizlik köyü, Yusufeli.
Ayaz-an: Ayazlar. (bk. –an eki) Türkçe.
AYAZMA, Eskipazar’ın mah. Of.
Maçka’da ayazma: Kutsal su. (EMİROĞLU) Yunanca ayazo: Kutsamak, takdis etmek. (AKSOY, 2003)
Ayaz-ma. Türkçe: ayaz: Soğuk. Arapça ma: Su. Ayazma: Soğuk su. Yunanca.
AYDEKALE, Taşkıran beldesi mezrası, Çaykara.
Ayde-kale. Belirsiz.
AYDER yaylası, Çamlıhemşin.
“Ayderlü, Yüreğir Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 197) Burada “-lü” eki “oğlu” anlamını verir. Osmanlı gibi. Ayderlü: Ayderoğlu. Türkçe.
AYDOĞDU mah. Yukarı Şahinler köyü, Arhavi.
Aydoğdu, Türkmen oymağı. (İLBEY, 2010, s. 203) Türkçe.
AYESER yaylası, Güzelyayla köyü, Maçka.
Maçka’da ayeser: Soğuk rüzgâr. (DURMUŞ) Yunanca aye: Kutsal. (AKSOY, 2003) Rumca aye: Öyle, öyle işte. Farsça ser: Tepe, baş. Ayeser: Kutsal tepe. Ayeser “Aziz Serios”tan. Yunanca-Türkçe. Yöresel.
AYFUGA mah, Aksu köyü, Sürmene.
Hıristiyanlıkla bağlantılı ad. Belirsiz.
AVGAHAN tepesi, Kantarlı köyü ile yayla arası, Hemşin.
Avga-han. “Avga, Ensari Türkmenlerinden.” (ATANİYAZOV, 2005, s 291) Han, unvan.
Av-gah-an. Avgâh: Av alanı. Avgâhan: Av alanları. (bk. –an eki) Türkçe.
AYGERİ mah. Yukarıköy, Maçka.
Ay-geri. Konumu ile ilgili ad. Türkçe.
AYGUR deresi, Şavşat.
DLT’te aygır: Aygır, damızlık erkek at. Türkçe.
AYIKKANA mezrası, Maden köyü, Artvin.
Ayık-kana. Kıpçakça ayık: Uyanık. Ayık-kana: Ayığın yeri. Lakap. (bk. –ona eki) Türkçe.
AYLE mah. Arılı köyü, Fındıklı.
“Ayle, Başkurt boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 121) “Ayla, Avşar Türkmen boyu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 203)
Çuvaş Türklerinde aylem: Vadi, alçak yer. (PAASONEN, 1950, s. 9)
Ayl-e. (bk. –e eki) Moğollarda ayl: Birkaç çadırdan mürekkep küçük bir birlik. (TEMİR, 2010, s. 211) Türkçe.
AYMAN/ Sulakyurt köyünün adı, Araklı.
“Aymalar, Değişik Türk boylarına ait cemaat adı.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 203)
Kıpçakça ayman: Kalbur, elek. (TOPARLI, 2007) Mısır Kıpçak Türklerinde ayman: Ceviz. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 289) Uygurca ayman: Arzu, istek. (GÜNDÜZ, 1995) Cevizcilik veya meslekle ilgili ad. Türkçe.
AYNALİ, Armağan köyü, Ardeşen.
“Aynallu, Azerbaycan Türkleri.” (LEZİNA, 2009, s. 122)
Bulgar diyalektiğinde aynacı: Kurnaz, düzenbaz ve aynalı: Güzel, parlak. (ACAROĞLU, 1999, s. 24) Osmanlı’da aynalı: Bir altın türü. Türkçe.
AYNATİ, Sivrikale köyü, Pazar.
Aynat-i. (bk. –i eki) Yunanca ayennitos> aynat: Daha beter, kötü. Moğolca aynat: Üyeleri erkekler tarafından akraba olan kabile. (YAKUBOVSKİY, 1976, s. 24)
Ayn-at. Arapça ayn: Pınar, kaynak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Aynat: Pınarlar. (bk. –et eki) Yunanca. Türkçe.
AYTİMUR tepesi, Çamlıhemşin.
Ay-timur, akraba veya kişi adı. Timur, Timurçi sülale adı bölgede yaygındır. Türkçe.
AYTORA mah. Aksu köyü, Sürmene.
Ay-tora. Ay ile başlayan değişik Türk boyları ve Tora, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 119, 527) Türk boylarıyla ilgili ad
Tora, Tevrat’ın adı. Aytora: Aydınlatan Tora. Hazar Türklerinin hatırası.
Aya Thedora, Hıristiyan azizlerden. Çuvaş Türklerinde ay tere: Ya Allah. (PAASONEN, 1950)
Aytoroz/ İncesırt köyünün adı, Çayeli. Belirsiz.
AYVAN dağı, Artvin. (ÖZDEMİR, s. 2)
“Ayvanlar, Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Farsça eyvan> ayvan: Teras, sundurma. (ÇAĞBAYIR) Şavşat’ta ayvan: Balkon. (POLAT, 2001)
Ayvan/ Ayven, Köprüüstü ve Kükürtlü köylerinin adı, Araklı.
Ayvanlı mah. Pervane köyü, Araklı. Türkçe.
AYVASİL/ Çağlayan beldesinin adı, Trabzon.
“Agios Basileios, Hıristiyan azizlerinden olup, Basileios sözcüğün ise Pelasg dilinde geçer. Böylece sözcüğün kökeni Pelasglar’a dayanabilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 53)
Ay-vasil. Arapça vasıl: Ulaşan, kavuşan, yetişen. Yunanca vasilia: Krallık, kraliyet. (AKSOY, 2003)
Yunanca.
AYVAZLI mah. Değirmencik köyü, Araklı.
Ayvazlı, Bayat Türkmen kolu. (LEZİNA, s123)
Ayvaz, eski Türkçe köy adı. (ATALAY, 1936, s. 78)
Ayvaz: Yardımcı. Köroğlu’nun yardımcısının adı. “Ayvaz: Koca, erkek. Savaş gemilerinde çalışan cerrah yardımcısı. Büyük konaklarda veya sarayda yemek hizmetlerinde çalışan.” (KARAAĞAÇ, 2008) “Ayvaz: Yakışıklı. Bir gözü kör. Sağır...” (ÇAĞBAYIR)
Ayvaz, mah. Aşağıırmaklar köyü, Ardanuç.
Ayvazlı mah. Diktaş köyü, İkizdere.
Ayvazlı mah. Derindere köyü, Çaykara.
Ayvazgil mah. Yavuzköy, Şavşat. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002) Türkçe.
AZAKLI, Müftü mah. Ardeşen.
“Azaklı cemaati, Teke, Ankara ve Canik sancağına iskân edilen Türkmân Yörükâni taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 216)
“Azak denizi, Azak diyarı, Azak şehri, Azak suyu, Azak iskelesi, Azaklu, Azak Kalası gibi yerler tarihte veya günümüzde mevcuttur.”
DLT’te Azak: 1. Oğuz beylerinden bir büyüğün adı. 2. Nereden ve kimden geldiği belli olmayan ok. Azak, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936, s. 11)
Azaklı: Azak’tan gelenler. Bölgede yaygın sülaledir.
Azaklı, Levent köyü, Hemşin.
Azaklı mah. Çağrankaya köyü, İkizdere.
Azaklı, Sivrikale köyü, Pazar.
Azaklıoğlu Acısu köyü, Akçaabat. Türkçe.
AZARLI mah. Çataldere köyü, Çayeli.
Türkçe “-li” yapım ekinin almış sözcük. Arapça azar: Yardım. (BASKAKOV, 1997, s. 24) Türkçe azar: Yüksek. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 6) Aynı köyde “azar” soy adı vardır. Türkçe.
AZAT deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Farsça azat: Özgür, hür, serbest. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
AZİNE mah. Muradiye beldesi, Rize.
Farsça azine: 1. Bayram günü. 2. Cuma günü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
AZURE mah. Demirciler köyü, Borçka.
Azur-e. (bk. –e eki) Farsça azur: Haris, cimri. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
AZVANK, Alanbaşı köyünün mezrası, Yusufeli.
Az-vank. Ermenice azg: Millet ve vank: Manastır. Azgvank: Ulus manastırı. Ermenice.
AZYURE mah. Düzköy, Borçka.
Az-yure. DLT’te az: Az ve yüre: Çevre, muhit. Azyüre: Küçük yer. Türkçe.
BABAĞPUR, Elevit yaylası, Çamlıhemşin.
Bab-ağpur. Arapça bab: Kapı. Bab: Orta Asya’da bir kısım dervişlere verilen ad. (ÜŞENMEZ, 2006, s. 144) Ermenice ağpur: Pınar. Babağpur: Derviş pınarı. Türkçe-Ermenice.
BABALUĞİ mah. Yeniköy, Ardeşen.
Baba, Türk boy adı ve kolu. (LEZİNA, 2009, s. 125)
Babai mskibu mah. Düzköy, Borçka. Lazca mskibu: Değirmen.
Babiça mah. Sinanköy, Ardeşen.
Babiça: Babanın yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
BABIR mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
“Babır, Mogol, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 125)
Çağatayca babir: Atik ve azim. (KUNOS) Babır, “babur”dan. Timur’un torunu Babur tarafından Hindistan’da kurulan imparatorluğun adı. Türkçe.
BABİK/ Çukurluhoca köyünün adı, Çayeli.
“Babik, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 125) “Babik, Yörükân taifesinin bir kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 217)
“Babuk, Moğolların boyu ve beyi.” (YÜCEL, 1989, s. 17) Babiku, Abaza soyu. (TAVKUL, 2007, s. 485)
“Slavonya’da Papuk dağlarının civarında bazı yer adlarının Hun Türklerinden kaldığı tahmin edilmektedir.” (HAMZAOĞLU, 2000, s. 421) “Babik, İran şahı adına Hun savaşçısı Honogur ile savaşan ve onu yenen kişi.” (MOSES, 2006, s. 53) Babek, İran’da şehir. (MERÇİL, 1991, s. 74)
Ermenice bab(ig): Dede. (GOSHGARİAN); papik: Bir yemek çeşidi. (SOYSÜ, 1992, s. 118) Kırgızca papik: Saçakçık. (YUHADİN, 1994)
“Babek/ Babikler, İslamiyet içinde bir zamanlar kendine yer bulmuş mezhep. (DEGUİGNES, 1976 c. III, s. 913) 816–831 yılları arasında isyan etmişlerdir. Babek’in asıl adı Hasan’dır ve “babek” sözü payedir.” (HASANOV, 2009, s. 197)
“Kanuni döneminde ahalisi Türk olan Kerkük’te Babık köyü.” (111 Numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrir Defteri) Kırım Yedikuy şehir bölgesinde Tatarların Babik köyü. Azerbaycan’da Babek, yerleşim yeri. Kafkasya’da Babuk Avul, yerleşim yeri. Malatya Pütürge’de Babik çayı ve Babik köyü.
Babik/ Papik, Tophane mahallesinin adı, Rize.
Babik’ten gelenlerin hatırası. Türkçe.
BABUSER, Kale köyünde yer adı, Çamlıhemşin.
Babu-ser. “Babu, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 126, 349)
Arapça bab: Kapı. Farsça ser: Tepe, baş. Babuser: Dağın giriş yeri, geçit. Türkçe.
BACA ırmağı, Dernek köyü, Pazar.
“Baca, Türk halklarından.” (KUZEYEV, 2005, s. 149) Coğrafi konumuyla ilgili ad.
Bacaş rakani mah. Dülgerli köyü, Arhavi.
Lazca rakani: Tepe. Türkçe-Lazca.
BACİLAK/ Ocak köyünün adı, Yomra.
Baci-lak. –lak, isimden isim yapan ek. Belirsiz.
BAÇİ,
“Bacı, Yıva Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 212) “Bacı, Türkmenlerin Bulgarlu kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 126)
Adın yaygın olması ve bölge ile ilgili dillerde uyum sağlayacak anlamının bulunmaması Türkmen boyu ile ilgisi olduğunu kesinleştirir.
Baçi mah. Papatya köyü, Pazar.
Baçi mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Baçi mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Baçi mah. Ardaklı, Pazar.
Baciha, Yeşilalan köyü yaylası, Çaykara.
Bacı-ha. Türkmenler. (bk. –ha eki)
Baçi mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Baçivati mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Türkmen yurdu. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
BADA, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
“Bada, Yomut, Teke ve Ensari boylarından. (ATANİYAZOV, 2005, s 95) Türkçe.
BADALA mah. Elmalık mah. Ardeşen.
Badal-a. (bk. –a eki) Badal, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 126)
Kırgızca badal: Fundalık, çalılık. (YUHADİN, 1994) Badal: Tümsek… (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
BADARA, Bahar mahallesinin adı, Hemşin.
Uygurca badarğa: Ev yapımında tavanda kullanılmak amacıyla kesilmiş ince cam ağaçları. (ÖZTUNCER, 2006)
Badar-a. (bk. –a eki) Ermenice badar: Lokma. (GOSHGARİAN) DLT’te badar: Gürültülü ses. Dere sesi ile bağlantılı ad.
Badara yaylası, Çamlıhemşin. Türkçe.
BADOĞLU, Erenler köyü, Artvin.
“Badoğlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 126)
“Bad (abad), Azerbaycan’da yerleşim yeri.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 36) Azerbaycan’dan gelenler.
Badoğli mah. Duygulu köyü, Ardeşen. Türkçe.
BADİ, BADİŞ
“Badi, Türkmenlerin Olom kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 299)
Kırgızca bada: Sığır sürüsü. (YUHADİN, 1994) Uygurca pada: Sürü, sığır sürüsü. (NECİP, 1995) Lazca badi: İhtiyar. Yer adıyla ilgisi zordur.
Badi koru, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Badi mah. Alçılı köyü mahallesi, Pazar.
Badi ona, Derecik köyü, Arhavi.
Badinin yeri. (bk. –ona eki) Lazca. Türkçe.
BADİNA mah. Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Bad-ina. “Badoğlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 126) Badina: Türkmen yeri. (bk. –ona eki) Türkçe.
BADİRT dağı, Çaykara. (KAYA, 1972, s. 63)
Eski Türkçe badır: Göbek. (ÇAĞBAYIR) Konumuyla ilgili ad, orta dağ. Türkçe
BADİS, 1626’da Hemşin köyü. (BOA. TD. 442, s. 149...)
“Bağdis, Göktürkler döneminde yerleşim yeri.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 103)
Ermenice badic: Kabuk. (GOSHGARİAN) DLT’te badıç: Asma çardağı. Belirsiz.
BAGA, 1878 Trabzon Salnamesinde Artvin’in köyü.
“Baga, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 127)
“Baga-Şad, Batı Hakanlık dönemi hanlarından.” (GUMİLEV, 2007, s. 563) “Bağa, Göktürk hakanı.” (BROSSET, 2003, s. 187) “Göktürklerde büyük unvan olan “baga”, tarkan unvanı ile birlikte taşınıyor.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 33) “Baga, “küçük unvan” anlamında olup, Tonyukuk kitabesinde geçmektedir.” (DONUK, 1988, s. 4) Aytmıradov, “Türk topluluklarında görülen Baga kavim adının eski Türkçe “Buga, Buka, Boğa, Öküz” sözünün bugünkü şeklidir.” (ATANİYAZOV, 2005, s 96) “Buga, Kuman şahıs adı. Kuman asıllı Rumen asilzadesi.” (RASONYİ, 2006, s. 137)
Kafkas Kıpçakçasında baga: Çakal. (TOPAL, 2005, s. 355) Kıpçakça baka: Kurbağa. (TOPARLI, 2007) Kazakça baga: Bir unvan. (ARSLAN, 1997, s. 119) Eski İran dilinde baga: Tanrı. (UMAR, 1993, s. 147)
Şavşat’ta baga: Hayvanların ahırda yem yediği yer. (POLAT, 2001)
Baga mah. Peterek köyü, Murgul.
Bagahuna mah. Erenköy, Murgul.
Baga-h-una: Bagalar, Türkler… (bk. –ona eki)
Bagatav, Kalburlu köyü, Artvin.
Baga-tav. Çok Türk ağzında tav: Dağ. Yöresel. Türkçe.
BAGARA tepesi, Biçinlik köyü, Tonya.
Bagar-a. (bk. -a eki) “Bagar, Türkmenlerin İmreli ile Nohurlı kollarından.” (LEZİNA, 2009, s. 127)
Eski Türkçe bagar: Dost, akraba, sevgili. (GABAİN, 1988) Türkçe.
BAGAT tepe, Okçular köyü, Artvin. (YILDIRIM)
Bagat, Türkistan’da köy. (AYDIN, 1989, s. 35)
Farsça bagat: Bağlar, üzüm bağları. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bagat mevkii, Karagöl civarı, Şavşat.
Bagat, Tekkale köyü civarında dere, Yusufeli.
Bagatket mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Bagat-ket: Üzüm bağları. (bk. –et eki)
Bagati vake, Efeler köyü, Borçka.
Bagat-i-vake. (bk. –i eki) Gürcüce vake: Ova.
Bagat: 1. Bağcılıkla ilgili ad. 2. Türkistan’dan gelenler. Türkçe.
BAGEN/ Balcı köyünün adı, Borçka.
“Bagan, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 127, 349)
“Bagan, Avarlarda şahıs ve unvan adı.” (RASONYİ, 1993, s. 79)
Moğolca bagan: Direk, kazık, sütün. (LESSİNG, 2003) Özbekçe pagane: Basamak ve Başkurt, Kazak Tatar Türkçesinde bagana: Direk. (KTLS) Kafkas Malkar Türklerinde bagan: Sütun, direk. (PRÖHLE, 1990) Eski Türkçe bağana: Abide. (ATALAY, 1936, s. 31)
Hopa, Borçka, Şavşat ‘ta bagen: Mısır kurutmak ve tanelemek için dört direk üzerine kurulan yer. (DS) Ardanuç’ta “begen” aynı anlamda. (ÖZKAN, 1994, s. 101) Rize’de bageni: Uçları kertik ağaçlarla yapılan baraka. (DS)
Lazca bageni: Derme çatma kulübe, dağ evi. (ERTEN, 2000) Direk, kazık ile basit ağaçtan yapılan kulübe birlikteliği dikkat çekicidir. Bölgedeki “bagen, bageni” sözü, eski Türk kültür izlerindendir.
Bagan> Bagen: 1. Kıpçak boyu. 2. Direk, kazık. (ormanla ilgili) 3. Basit kulübe.
Bagendeği, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Bagen-değ. Ermenice değ: Yer. Bagendeğ: Kıpçak yurdu. Baraka yeri.
Bageniş düzü, Yeniköy, Fındıklı.
Bagenli, Yeniköy mah. Hemşin.
Bagen-li: Kıpçaklı. Barakalı. Türkçe.
BAĞAT, Çınarlı köyü, Fındıklı.
Farsça bagat: Bağlar, üzüm bağları. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bağate, Yeşilköy, Hopa.
Bağat-e. (bk. –e eki) Türkçe.
BAĞCI mah. Boyalı köyü, Yusufeli.
Lazca baği: Bağ-bahçe. (ERTEN, 2000) Lazca bağu: Ahır, ambar. (BENLİ, 2004) Gürcüce baği: Bağ, bahçe. (ARISOY, 2010)
Bölgenin tarihi geçmişinde bağcılık yaygındı ve şarapları da ünlüydü. Lazca “ambar” adının bu derece yaygın yer adı olması mümkün değildir. Bu adların “ambar” olduğunu kabul edersek bölgede bağcılıkla ilgili yer adların tamamını yok etmiş oluruz. Çünkü bölgede“bağlık” sözcüğünün karşılığı Lazca, Ermenice ve Gürcücede yoktur. Aşağıdaki adların ikinci sözcükleri de bu isimlerin “bağlıkla” ilgisini kesinleştirmektedir. Bağu zeni, bağu ğali, bağ oba...
Bağ ve benzeri adları bölgede çok fazladır.
Bağlar mah. Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Bağlar mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Bağlar mah. Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Bağlık mah. Pırnallı köyü, Artvin.
Bağlık mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Bağlık mah. Erenköy, Yusufeli.
Bağlık mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Bağlık mah. Narlık köyü, Yusufeli.
Bağlık mah. Yokuşlu köyü, Yusufeli.
Bağlugil deresi, Maçahel, Borçka.
Bağoba, Bucak mah. Hopa.
Bağ-oba: Bağlık.
Bağudid mah. Derecik köyü, Arhavi.
Lazca didi: Büyük. Büyük bağlık.
Bağva mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Uygurca bağven: Bahçıvan. (NECİP)
Bağ-va: Bağ. (bk. –a eki) Türkçe.
BAĞDASARİ, Dernek köyü, Pazar.
Bağda “bağ” ile ilgili ad. Kıpçakça sarı: Şarap. (TOPARLI, 2007) Bağda sarı: Şaraplık bağ.
Bağ-dasar. Farsça dasar: Simsar. Bağdasar: Bağ simsarı. Türkçe.
BAĞMACILAR, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Bağmançı: Bağ bekçisi. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
BAHADIRLI, Büyük mahalle, Tonya.
Bahadırlı, Bayat, Eymür, Kızıllu Türkmen kollarından. (LEZİNA, 2009, s. 127)
Bahadiri mah. Darılı köyü, Pazar.
Bahadiri mah. Tütüncüler köyü, Pazar. Türkçe.
BAHÇİYET mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Bahçi-yet. Bahçi, “bağcı”dan. Bağcıyet: Bağcılar, bahçe sahipleri. (bk. –et eki) Türkçe.
BAHTA/ Kireçlik köyünün adı, Arhavi.
“Bahta, Pontus kaynaklarına göre Peçenek beyi Batas’tan.” (KARAGÖZ, 2006, s. 221)
“Bagtı, Türkmen boyu olup, “baht” anlamındadır.” (ATANİYAZOV, 2005, s 97)
Azerice bahta: Orman güvercini. (ALTAYLI, 1994) Arapça bahta: 1. Sazlık, çakıllı sel yatağı. 2. İki dağ veya tepe arasındaki dere. (ÇAĞBAYIR)
Bahta, Hamsiköy deresi, Maçka. Türkçe.
BAKA mah. Suçatı köyü, Pazar.
“Baka, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 128) Baka,Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 178)
Bak-a, “Bakoğlu”ndan. (bk. –a eki)
Bak-a çayırı, Çat köyü, Hemşin.
BAKANA, Elmalı köyü, Borçka.
Baka-na. Kıpçakça baka: Kurbağa. (TOPARLI) Baka-na: Kurbağa yeri... (bk. –na eki)
Bakana, Demirciler köyü, Borçka. Türkçe.
BAKANAT, Küplüce köyü, Şavşat.
DLT’te bakanat: Çatal tırnaklıların iki tırnak arası ve iki tırnaktan her biri. Hayvancılıklı ilgili ad. Türkçe.
BAKATOĞLU mah. Dumankaya köyü, Güneysu.
“Bakat, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 128)
“Kazaklar, Türk boyu. XVII. Asır başlarında Trabzon sahil kesimlerine sık sık Kazak akınlarına maruz kalması ve yapılan tahribat nedeniyle Of nüfusunda azalmaya sebebiyet vermişlerdir.” (TRUS, c.1 s. 154)
Yurdun değişik yerlerinde Kazak yerleşimleri bulunmaktadır.
“Bakath, Onogur Türklerinin yerleşim yerlerinden.” (GOLDEN, 2006, s. 58) Macarlar’da Onoğur, boy birliğinin bir üyesi. (GOLDEN, 2006, s. 160) “Bakath, Onogurların depremde yıkılmış bir şehri. (s. 119)
Ogur adı, Oğuz adının Bulgar varyantıdır.” (CZEGLEDY, 2009, s. 143) Ogur, Orta Türkçe şekliyle Oğuz tabiri, “akraba topluluğu” veya “boy, boy birliği veya bağlı halklar” anlamına geliyordu. (GOLDEN, 2005, s. 7)
Onogur, Macarlarla bağlantılı Türk boyu.
“Bagat, Türkistan’da Hezaresp’e bağlı bir köy.” (AYDIN, 1989, s. 35)
“Eski Türkçe bak/ bag/ beg: Yönetici, rehber.” (LAYPANOV, 2008, s. 111)
Bakat: Beyler. (bk. -et eki) Türkçe.
BAKET/ Dikmenli köyünün adı, Artvin.
Bak-et: Baklar. (bk. -et eki) “Baklı, Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 223)
Baket: Türkmenler, yöneticiler. Türkçe.
BAKİ, BAKU
“Bakı, Karakalpak, Kazak ve Kırgız boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 129) “Baki, Yıva Türkmen boyunun Kurtlar cemaati kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 223)
“Bakı, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936) “Bakı: İsbicab’a bağlı şehir.” (AYDIN, 1989, s. 35) Bakü, Azerbaycan’ın başkenti.
Bazı Laz ağzında baki: Ahır. Gürcüce baki: Yayla ahırı. Eski Türkçe baku: Tepe. (BOZKURT, 1999, s. 190) DLT’te baku: Tepe, yüksekçe yer. Arapça bakı: Denetleyici. (EYUBOĞLU, 1995)
Baki: 1. Türk boyu. 2. Tepe, yüksekçe yer. 3. Ahır. 4. “Bakü”den gelenler...
Bak-i. (bk. –i eki) “Baklı, Türkmen cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 223)
“Baki” adının özü “bak”tır.
Baki, Başköy, Pazar.
Bu köyde Bakoğlu sülalesi vardır.
Baki, Saat köyü, Fındıklı.
Baki, Tepeyurt köyü, Arhavi.
Bakiş düzü, Gürgencik köyü, Arhavi.
Bako mah. Karşıköy mahallesi, Borçka.
Bak-o. (bk. –a eki) Lazca. Türkçe.
BAKİNA, Trabzon salnamesinde Pazar köyü.
Bak-ina: Bak’ın yeri. Türkmen yeri. Bakü’den gelenlerin yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
BAKOĞLU mah. Derinsu köyü, Pazar.
“Baklı, Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 223)
“Eski Türkçe bak/ bag/ beg: Yönetici, rehber.” (LAYPANOV, 2008, s. 111)
Bakoğlu mah. Akarsu köyü, Maçka.
Bakoğlu mah. Yayla mah. Ardeşen.
Bakoğun yatağı, Acısu köyü, Akçaabat.
Bakoğun, “Bakoğlu”ndan. Türkçe.
BAKOZ/ Yamaçdere köyünün adı, Ardeşen.
Bak-oz. Oz sözü Türkçedir. “Baklı, Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 223)
“Eski Türkçe bak/ bag/ beg: Yönetici, rehber.” (LAYPANOV, 2008, s. 111)
Bak-oz: Türkmen vadisi, bey vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
BAKTA mah. Tepedüzü köyü, Ardanuç.
Baktaçi, Türk boylarından. (LEZİNA, 2009, s. 129)
Bakta, “bahta”dan. (bk. BAHTA)
BAKURİ mah. Ğvandi yaylası, Çamlıhemşin.
Bak-uri, “bak-lı.” Akraba adı.
Lazca “-uri” eki Türkçedeki “-lı, -li, -lu, -lü eklerinin karşılığıdır. Baklı, 1453–1650 yılları arasında görülen Türkmen cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009) Türkçe-Lazca.
BAKUSA deresi, Armutlu mah. Şavşat.
Bakus-a. Baküs, Apolo gibi heykel. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 58) Belirsiz.
BALABAN, 1878 yılı salnamesinde Vakfıkebir köyü.
“Balaban, Kıpçak kabilelerinden Alp-eri (İlbari)ye mensuptur.” (GÖKBEL, 2000, s. 122) “Balaban bir Türk oymağı adıdır, Balaban Kuman Türklerine ait bir isim idi.” (BOSTAN, 2002, s. 344) “Balaban, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 129) “Osmanlı döneminde Halep Türkmenlerinden iskânları emredilenler arasında, Beğ-Dili’den Balabanlu obası da bulunmaktaydı.” (SÜMER, 1999, s. 305) “Balabanlu, Avşar boyunun yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 224)
“1432’de Romanya’da, Kuman asıllı Rumen asilzadesi Balaban bey. (RASONYİ, 2006, s. 173) Balabanoğlu, Kıpçak Kuman isimleridir.” (RASONYİ, 1983, s. 45)
Kıpçakça balaban: Şahin-doğan. (GÖKBEL, 2000, s. 198) Lazca/ Pazar balabani: Yoz atmaca, şahin. Karaçay-Malkarlarda balaban: Büyük ve palapan: Dev yapılı, dev. (TAVKUL, 2000) Eski Türkçe balaban: Cesim, iri vücutlu. Büyük. (ATALAY, 1936, s. 32) Gagauzca balaban: Sağlıklı adam. (BASKAKOV, 1991) Balaban: Dağıstan halk çalgılarından. (RAMAZAN, s. 36)
Balaban: 1. Kıpçak/ Kuman adı ile ilgili. 2. Türkmen boyu. 3. Şahin-doğan...
Balaban mah. Hayrat, Trabzon.
Balaban/ Küçükdere köyünün eski adı, Çarşıbaşı.
Balaban sırtı, Tavşanlı köyü, Of.
Balabani mah. Merdivenli köyü, Pazar.
Balabani Küçük, 1515 kayıtlarına göre Of’un köyü.
Balabanoğlu mah. Çağlayan köyü, Fındıklı. Türkçe.
BALAHİ mah. Ocak köyü, Pazar.
Balahoğlu aynı köyde. Balah, “balak”tan. “Balaklu, Bayındır Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 225)
Lazca balah, balaha: Gür yapraklı otsu bir bitki. (ERTEN, 2000) Gürcüce balahi: Ot, Otlak. Azerice balağ: Kamışa benzer bir bitki. (ALTAYLI, 1994) Yörede palah: Ayı yavrusu.
“Türkçe’de balak (“bala”dan): Yavru, yeni doğan döl. Anadolu Türkçesinde balak: Ayı yavrusu.” (EYUBOĞLU, 1995)
Balah: Bitki türü. Ayı yavrusu. Türkmen adı. Sülale adı olduğu için Türkmenlerle bağlantılı olduğu açıktır. Türkçe.
BALAHOR/ Yenice köyünün adı, Çayeli.
“Balahur, Kıpçak (Özbek-yüz) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 130, 349) Uygurca balahor: Kavgacı, olay çıkaran, işi karıştıran. (ÖZTUNCER, 2006)
Bala-hor. Eski Türkçe bala: Çocuk, yavru. DLT’te bala: Çırak, özellikle çiftçi çırağı.
“Bala sözü, Türkçenin en eski çağlarından beri, kuş ve hayvan yavrusu karşılığı olarak kullanıla
gelmektedir.” (ÖGEL, 2000, c. II s. 412) Rumca hor: Köy. Balahor: Küçük köy. (mecaz). Çiftçi köy.
Balahor deresi, Akise deresinin kollarından, Tonya.
Hor, Rumca horia’dan “köy” anlamındadır.
Balahor mezrası, Hamsiköy, Maçka.
Balahor yaylası, Araklı. Türkçe-Rumca.
Balahorlular mah. Kırantaş köyü, Maçka.
Balahor’dan gelenler. Türkçe.
BALAK 1878 Salnamesinde Maçka köyü.
“Balaklu, Bayındır Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 225)
“Balak, Sabirlerden kalan adlardan olup, Türkçedir.” (RASONYİ, 1993, s. 78) “Balak, Kuman-Kıpçak adı ve 1100’lü yıllarda birbiri ardına Trabzon prensini, Urfa kontunu ve Kudüs kralı Balduin’i esir eden Türk komutanın adı.” (RASONYİ, 1983, s. 45, 62)
“Balaka, Moğol hanlarından.” (OKTAY, 2007, s. 138)
Balak/ Kıyıcık köyünün adı, Of. Türkçe.
BALAMAR ırmağı, Çamlık köyü, İkizdere.
Türkçe balamar: Büyük. (ATALAY, 1936, s. 32) Türkçe.
BALANCAR, Cimil, İkizdere.
“Hazar hakanlığındaki halk grupları ile idari terimler, şahıs ve yer adları arasında Balancar adı da geçmektedir.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 168) “Balancar, Hazar Türklerinin başkentlerinden.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 49) Türkçe.
BALAVAN yaylası, Havuzlu köyü, Yusufeli.
Bal-avan. Ermenice avan: Kasaba. Bal kasabası. Mecazen verimli ve gelişmiş yer.
Bala-van: Balalar. (bk. –an eki) Kıpçakça bala: Çocuk, yavru. Mecaz olarak “küçük yayla.” Türkçe. Türkçe-Ermenice.
BALBAL, Çarşıbaşı ilçesinde mevki adı, Trabzon.
Bu yerde kimliği belirsiz birinin mezarı bulunmakta ve değişik problemlere çare olacağı umularak günümüzde de ziyaret edilmektedir.
Orhun yazıtlarında balbal: Ölünün öldürülen düşmanı adına dikilen taş. (ORKUN, 1994, s. 768) Orta Asya Türklerinin, mezarlar üzerine heykel dikme geleneği vardı. (ERÖZ, 1983, s. 5)
Balbalları çağrıştıran mezar taşlarının benzerini bölgede görmek mümkündür. Türkçe.
BALCIOĞLU mah. Artvin.
Balcılar, Türkmen ve Peçenek kolu. (LEZİNA, 2009)
BALDAŞ dağı, Başyayla-İncesu köyü arası, Hemşin.
Bal-daş. Yörede T/D sesi yer yer değiştiği olur. Bal Taş. Arı kovanlarının konduğu kaya.
Bulgar diyalektiğinde baltaş: Sulak yer. (ACAROĞLU, 1999, s. 29) Türkçe.
BALE, Sındıran köyü mezrası, Maçka.
“Balı, Kayı boyunun çok yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 228)
Bal-e. (bk. –e eki) Güzel yer. (mecaz) Türkçe.
BALEK/ Kıyıcık köyünün adı, Of, Trabzon.
“Bizans kaynaklarında “balag” şeklinde geçen bu sözcük Hıristiyan Tatarlara verilen addır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 263)
DLT’te belek: Armağan, konuğun hısımlara verdiği armağan. Türkçe.
BALENGİS, Araklı yaylası.
Baleng-is. (bk. –is eki) Türkçede beleng: Dağ beli. (ÇAĞBAYIR) Rumca ek almış Türkçe ad.
BALEZE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Bal-eze, “eze, dze”den Baloğlu. Bal teyze. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
BALGODİ deresi, Uzuntarla, Çaykara.
Bal-godi. Eski Türk yazıtlarında godi: Alt, aşağı. (ORKUN, 1994, s. 842) Balgodi deresi: Aşağıdaki ballı dere. Bal godi, “bal koydu”dan. Godi, belki “otu”ndan. Bal otu. Belirsiz.
BALH/ Balcılı köyünün adı, Yusufeli.
“Balh, Türk aristokrasi zümresinden.” (TOGAN, 1981, s. 75) “Balhı, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292)
Balh, 1878 yılı salnamesinde Artvin köyü. Türkçe.
BALHİBAR mah. Balcılı köyü, Yusufeli.
Balhi-bar. “Balhı, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292) “Bar, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 132)
Balh, Türk aristokrasi zümresinden. (TOGAN, 1981, s. 75) Bar, folklorik ad. Türkçe.
BALIK Of’un eski köylerinden. (UMUR, 1951, s. 19)
“Balık, Kazak boyu.” (İSMAİL, 2002, s. 151) “Balık, Yörükân Taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979)
“Balık, Kuman adı.” (RASONYİ, 2006, s. 174)
DLT’te balık: 1. İslamlıktan çok önce Türk dilince “sığınak, kale, şehir”lere verilen ad. 2. Çamur. Yer adları arasında balık-dere birlikteliğinin olmaması ilginçtir. Bu nedenle yer adlarının bilinen balıkla ilgisi olmadığı kanaatini doğurur.
Balık: Sığınak...
Balık tepe, Eskipazar, Of.
Balıkkedi, Maral köyü, Borçka.
Gürcüce kedi: Tepe.
Balıklı tepesi, Üçırmak köyü, Arhavi.
Balıklı yaylası, Serindere köyü, Ardeşen.
Balıklı dağı, Hopa.
Balıklı yaylası, Fındıklı.
Balıklı mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Baluk yoli, Yavuzköy, Pazar.
Balukli yaylası, Acısu köyü, Akçaabat. Türkçe.
BALİ mah. Özgüven köyü, Yusufeli.
“Balı, Kayı Türkmen boyunun Dulkadırlı taifesinden yaygın bir kol.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 228) “Balioğlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 311)
“1486 ve 1515 yılı kayıtlarında Arhavi (Laz) ve Atina (Pazar) kazalarında “Bali” adlı Hıristiyan Türklerin kayıtları bulunmaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 338–339)
“Balı, Türkçe adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 177) “Balı, Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 12) “Meşhur akıncı beylerinden Malkoçoğlu Bali bey.” (PAKALIN, c. I s. 40) “Bali bey, Yörükân Su-Başısı.” (ORHUNLU, 1990, s. 103)
Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde balı: Kiraz. (NEMETH, 1990) Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde bali: Kiraz. (TAVKUL, 2000) Gürcüce bali: Kiraz, “bal”dan. Şavşat’ta bambal: Kiraz. (POLAT)
1840 yılı kayıtlarında Balioğlu Akçaabat’ın Kaleyra ve Haçka köylerinde.
Bali mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
Baliça mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Bali-ça. Balinin yeri. (bk. –ca eki)
Baligil mah, Erenköy köyü, Yusufeli.
Balihala, Mahura yaylası civarı, Maçka.
Balihor, Sevinç köyü, Maçka.
Bali-hor. Hor, Türkmenlerin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 277) Rumca horiya> hor: Köy.
Balikedi tepesi, Maral köyü, Borçka.
Bali-kedi. Gürcüce kedi: Doruk.
Balivat/ Sinanköy’ün adı, Ardeşen.
Bali-vat: Bali’nin yurdu. Vat, Lazca ektir.
Baliyet mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Bali-yet: Balilar, Türkmenler, kirazlar. (bk. –et eki)
Baliyet yaylası, Bostancı köy, Yusufeli. Türkçe.
BALİYAS mezrası, Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Bali-y-as. Kökü “bali” olan sözcük. Rumca ek almış Türkçe ad.
BALKAN, Salnamelerde Tirebolu köyü.
Fatih’in Trabzon’u almak için aştığı Balkan dağı. Çağatayca balkan: Dağ. (KUNOS) Kıpçakça balkan: Türk dağı. (CAFEROĞLU, 1931, s. 14) Türkçe.
BALKAR, Hemşin dağları.
Ermeni rahip 1817 yılı seyahatinde “Hamşen, bir günlük yol yukarıda, Balkar dağının yanında muhtelif köylerden ibarettir” der. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 63)
“Balkar, Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) Balkar, Kıpçak kökenli Kafkas kavmi. “Balkar, Kıpçak karakterli dil grubundandır.” (RASONYİ, 1993, s. 15) Türkçe.
BALLIGOROP/ Ballıdere köyünün adı, Güneysu.
Ballı-gorop. Gorop, “korop”tan. Korop: Basit barınak. Türkçe. Yöresel.
BALOHOR, Çayırbağı beldesi yaylası, Düzköy.
Bal-ohor. Ohor, “ahır”dan. Balahır, hayvancılık yapmak için ideal yer. Türkçe.
BALTA mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
“Baltacılar, Baltalar Yörük cemaatlerinden.” (SAKİN, 2006, s. 104) “Baltalu, İğdir Türkmen boyunun Gökçelü taifesinden bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Kuman Türklerinde “balta” koruyucu adlardan olup, “meskende kalan yabancı” anlamındadır.” (RASONYİ, 1984, s. 108)
Balta yaylası, Yaylalar köyü, Yusufeli. Türkçe.
BALTACI deresi, Of.
“Baltacı: Sefere giderken yol açmak, çadırları kurup kaldırmak, yükleri indirip bindirmek gibi işleri görmüşler ve ayrıca sarayın Birûn kısmına mensup bir cins hizmet erbabıydılar.” (SERTOĞLU, 1986, s. 32) Bölgede askeri sülale adları çoktur.
Baltacılı, Of’un eski köyü. (UMUR, 1951, s. 19)
Baltana mah. Köprüköy, Ardeşen.
Balta-na: Balta yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
BALÜHALA pınarı, Örnekalan köyü yaylası, Maçka
Balü-hala> bal hala. Kadın lakabı. Türkçe.
BALVANA/ Kirazlı köyünün adı, Şavşat.
Balvan-a. (bk. –a eki) “Palvan, Türkmenlerin Salor kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 446)
“Balvan, Bulgaristan’da Tırnova ilinin bir köyü.” (ACAROĞLU, 1999, s. 29)
Farsça balvane: 1. Darı kuşu. 2. Dağ kırlangıcı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
“İslavca’da “put” manasına gelen “balvan” sözü, Türk menşeli olarak görülür.” (RASONYİ, 1993, s. 82) Türkçe.
BAMBACIGİL mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Bambacı, “bombacı”dan. Askeri sülale adı. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002) Türkçe.
BANAKNA mah. Düzköy, Borçka.
Banak-na. Banak: Bir parça. (ÇAĞBAYIR) Banakna: Bir parça yer. (bk. –na eki) Türkçe.
BANAYER, Sürmene-Bayburt yolunda yer adı.
Bana-yer. “Bana, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 164) Banayer: Kıpçak yeri. Belirsiz.
BANDIRTAP, Çat köyü, Hemşin.
Bandır-tap. “Bandur, Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 177)
Eski Türkçe tap: Düz, tepe üzerindeki düzlük. (ÇAĞBAYIR) Bazı Türkçe ağızlarda tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Türkçe.
BANDİGE, Balengis yaylası civarı, Araklı.
Pandugi, Türkçe adlardan. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 174) Belirsiz.
BANGLETİ mah. Çamlık köyü, Hopa. (bk. PANÇ)
BANİ duzi, Çınarlı köyü, Fındıklı.
“Bani, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 132) “Bani, Avşar Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 238) Gürcüce bani: Ihlamur ağacı.
Ban-i. “Orta Asya Türklerinde ban: Ulu, çok büyük.” (ÖGEL, 2000, c. VII, s. 256) Kıpçakça ban: 1. Dam, çatı. 2. Sorgun ağacı. (TOPARLI, 2007)
Bani/ ban: Türkmen boyu. Kıpçak adı...
Bani kabani, Sulak köyü, Fındıklı. Türkmen bayırı.
Banika, Köprücü köyü, Hopa. Bani-ka. (bk. –ka eki) Lakap.
Baniki mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Baniş mah. Sulak köyü, Fındıklı. Türkçe. Gürcüce.
BANU’NUN suyu, Aksu köyü, Sürmene.
Farsça banû: 1. Kadın, hanım, hatun. 2. Gelin. Banu’nun suyu, kadın adı. Türkçe.
BAPKET mezrası, Çevreli köyü, Yusufeli.
Bap-ket. Farsça bap/ bab: Kapı, giriş yeri. Bapket: Giriş yerleri, geçitler. (bk. –et eki) Türkçe.
BARAGAN mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
“Baragan, Türk menşeli olup, Bükreş ve Tuna nehri arasında yayılan ovanın adıdır. Kırım yarımadasında da geçer. Sagay Türklerinin destanlarında Barakan adında bir kahraman rol oynuyor. İbn Rusta, 912 civarında Pamir yaylaları mıntıkasında adı Bargan olan bir yer zikretmişti. Romanya’daki Baragan adı Kuman menşelidir.” (RASONYİ, 2006, s. 175)
“Baragan, Türkçe yer adı.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 183) Türkçe.
BARAK mezra, Tonya.
“Barak, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 132) “Barak, Yıva Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Barak, Kıpçak’ta bir Kuman kabilesinin adı ve Romanya’da eski bir köyün adıdır.” (RASONYİ, 2006, s. 175) “Barak, Oğuz elinde nehir.” (AGACANOV, 2002, s. 75) “Barak, Moğol hanı.” (TOGAN, 1981, s. 63)
Kıpçakça barak: Çoban köpeği. (TOPARLI, 2007) Bulgar diyalektiğinde barak: Perişan saçlı. (ACAROĞLU, 1999, s. 29) Bölgenin tarihi göz önüne alınırsa “Barak, “Kıpçak boyu” adı öne çıkar.
Barak, Karşular mah. Tonya.
Baraka mah. Özgürköy, Ardeşen.
Barak-a. (bk. –a eki) Kökü “barak”tır.
Barakbil mah. Yarbaşı köyü, Yusufeli.
Barak-bil. Kıpçakça bil: Sırt, bel. (TOPARLI, 2007) Barakbil: Barak sırtı, Kıpçak sırtı.
Baraket yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Barak-et: Baraklar, Kıpçaklar. (bk. –et eki) Türkçe.
BARALİ BAĞ mah. Ekşinar köyü, Ardanuç.
Bara-li, Türkçe –li yapım eki almış sözcük. Bara: Kısım, parça. (YUHADİN) Baralı: Parçalı bağ.
BARANDA düzü, Subaşı köyü, Hopa.
Kökü “baran” olan sözcük. Uygurca baran: 1. Bağ. 2. Kulübe. (NECİP, 1995) Türkçe.
BARAT mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
“Barat, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 132) “Barat, Kıpçakların büyük boyu.” (AHİNCANOV, 2009, s. 264)
Barate, Güvercinli köyü, Hopa.
Barad-e. (bk. –e eki) D/T ses değişimi. Türkçe.
BARBEREKET mezrası, Bereket köyü, Ardanuç.
Bar-bereket. Barlı, Kıpçak kabilelerinden biri. (CAFEROĞLU, 1931)
DLT’te bar: Büyük. Bar: Var. Barbereket: Büyük bereket. Bereketli yer. Türkçe.
BARDAKLI mah. Ortaköy mahallesi, Artvin.
Bardak, Bardakçı, Bayad Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 245) Türkçe.
BARDİ mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Lazca bardi: Bir kazık etrafındaki ot yığını. Ermenice pardi, kavak ile ilgili ad. Lazca.
BARGUN, Serindere köyü, Ardeşen.
“Bargın, Kırım Tatarlarından bir boy.” (LEZİNA, 2009, s. 133)
“12. asırda, Türkistan’da Bargin-i Ferah (geniş havza), yer adı.” (BARTHOLD, 2012, s. 151) Türkçe.
PARHAL/ Altıparmak köyünün adı, Yusufeli.
Barhal: Kuzey rüzgârı. (DS) Antik.
BARHAR/ PARHAR mezrası, Uzuntarla, Çaykara.
“Parkhar, Parhar, Barkhal, Arşaklıların ilk çağında M.Ö. II. Yüzyıl sonlarında Dağıstan’dan gelen “Bulgar” kolunun (Karaçay-Balkar) “Bulgar/ Barkar” boyunun, Bayburt ve Çoruh soluna yerleşmesinin coğrafyadaki hatırası.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 53)
Barğar, Buhara’da eski bir yerleşim bölgesi. (ORHAN, 2007, s. 101)
“Palhar, Bulgar Türklerinin diğer bir adı.” (ZEKİYEV, 2007, s. 319) Yörede P/B ses değişimi çoktur.
“Eski İran dilinde poru-hva-athra, “çok, iyi, soluk; iyi soluk alınan, cennet gibi yerler” anlamına gelen bu kelime, daha sonraları paryades olarak anılan bu ad, bundan Ermeni ağzına uydurma ürünü olan, Ermenicede özellikle “otlak, yaylak” anlamına gelen Parkhar sözcüğü ile bağlantılıdır.” (UMAR, 1999, s. 642)
“Parhar adı İranlılarca Parugowthra “çok parlak karla kaplı dağlık bölge” olarak geçer. Bu yer adı Grek dilinde Parhar olarak kısaltılmıştır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 214)
Of’un bazı köylerinde barhar: Yayla. (ASAN, 2000) Yunanca oropedio: Yayla. (AKSOY, 2003)
Barhale mezrası, Tarakçılar köyü, Yusufeli.
Barhal-e. (bk. –e eki)
Parharlı/ Salnamede Vakfıkebir köyü. Antik.
BARHİBAR mah. Balcılı köyü, Yusufeli.
Bar-hibar. DLT’te bar: Büyük. Bar> var.
Bölgede hıbar: Duvar örülürken taş ya da kerpiç arasına konulan moloz. (DS) Mecaz olarak, küçük taşlı yer... Belirsiz.
BARKOZMANLI/ Kayacan köyünün adı, Tonya.
Bark-ozmanlı. DLT’te bark: Mülk. Orhun yazıtlarında bark: Ev, bark mesken. (ORKUN, 1994) Ozmanlı, “Osmanlı”dan. Bark ozmanlı: Osmanlı mülkü. Türkçe.
BARMA yaylası, Çaykara.
Moğolca barma: Zavallı, fakir, cılız. (LESS-İNG) Mecaz olara, yetersiz, cılız otlak.
Bar-ma. Orta Asya’da par: Var, yeterli. (ZEKİYEV, 2007, s. 16) Arapça ma: Su. Yeterli su. Türkçe.
BARTİKA kışlası, İnanlı köyü, Yusufeli.
Bart-i-ka. Kökü “bart” olan sözcük. “Bart, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 134)
BART’UN tepesi, Sarıçayır dağı zirvesi, Şavşat.
“Bart, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 134)
“Bartu, Çoçi neslinden bey.” (RASONYİ, 1993, s. 220)
DLT’te bart: Su içilen bardak, şarap ve benzeri akıcı nesnelerin ölçüsü. Yunanca barten> bartun: Zehirli bir ot. (ÇAĞBAYIR) Türkçe. Yunanca.
BASA/ Yolüstü köyünün adı, Ardanuç.
“Basa, 1453–1650 yılları arasında Karaman vilayetinde bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 246)
“Basa, Kuman, Kıpçak adı.” (RASONYİ, 2006, s. 178) “Basa Tuğrul, Uygur devlet adamlarından ve Osmış Tuğrul’un kardeşi idi.” (SÜMER, 1999, s. 80) Basand, 12. yy. kayıtlarında halkı savaşçı olan Buhara’da bir şehir. (ORHAN, 2007, s. 99)
Eski Türkçe basa: Kuvvet, kudret. (LAYPANOV, 2008, s. 119) Lazca basa: Kazık, direk. (ERTEN, 2000) Basaoğlu, Pazar’da yaygındır.
Basaş rakani mah. Dülgerli köyü, Arhavi.
Lazca söylenişidir ve kökü “basa”dır. Lazca rakani: Tepe. Basa, Türkçe.
BASALET mezrası, Yarbaşı köyü, Yusufeli.
“Barselt, Kuzey Kafkasyalı Hun kökenli bir kavim.” (GOLDEN, 2006, s. 167)
Arapça besalet: Yiğitlik, bahadırlık, cesurluk. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Pasalet/ Aksu köyünün adı, Kalkandere.
Basilet merası, Tekkale köyü, Yusufeli
Basilet> besalet: Yiğitler, kahramanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
BASAR sırtı, Maden köyü, Artvin.
Moğolca basar: Mera. (LESSİNG, 2003) Basar adı Türkçe “yenmek, galip gelmek”, anlamına gelen “bas” köküne dayanır. (PİLANCI, 1996, s. 51)
BASAVRA mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Bas avlusu. (bk. avra) Türkçe.
BASİLET merası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Basil-et. Arapça basil: Kahraman, yiğit, cesur kimse. Basilet: Yiğitler. (bk. –et eki) Akraba lakabı. Türkçe.
BASKLAR mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Basklar, Kafkas kabilesi. (Bİ, 2007, s. 302) Kafkas.
BASKALLAR mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Sülale adı olarak İkizdere’de de vardır.
Paskal: Üstü başına bakmayan, kirli. (DS) Belirsiz.
BAŞ, 1530 yılında Kara Hemşin köyü.
Mecaz olarak, büyük köy, son köy.
Baş obalmela dağı, Arhavi.
Baş-obal-mela. Obal, “oba”dan. Arapça mela: Cemaat, bir kavmin ileri gelen şahsiyetleri.
Baş kyoi, Pazar. Başköy’ün adı olmalı.
Başdağ yaylası, Boyalı-Kızılcık köylerinin yaylası, Ardanuç.
Başağagil mah. Atalar köyü, Şavşat.
Başoba yaylası, Şalpazarı.
Başköy, Murgul, Hemşin, Fındıklı... ilçelerinde eski adı “Başköy” olan köy adları yaygındır. Türkçe.
BAŞKARET mah. Mutlugün köyü, Yusufeli.
Başkar-et. Kıpçakça başkaru: Kılavuz. (GÜZELDİR, 2002, s. 172) Başkaret: Kılavuzlar. Türkçe.
BATAKGİL mah. Arpalı köyü, Yusufeli.
Batak, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 135) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
BATANAT tepesi, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Batan-at. Batan: Dağ geçidi. Batanat: Dağ geçitleri. (bk. –at eki) Türkçe.
BATİ, Başköy, Hopa.
Badi, Türkmenlerin Olom kolundan. (ATANİYAZOV, 2005, s 299)
Bat-i. (bk. –i eki) Türkçe bat: Boy, sülale. (ATANİYAZOV, 2005, s 96) Doğunun zıttı. Türkçe.
BATLİET mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Bat-li-et. Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. “Batlar, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 136) Batliet: Türkmenoğulları (bk. –et eki) Türkçe.
BATMAZİ mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Akraba lakabı. Türkçe.
BATONOĞLEBİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Bat-on-oğl-ebi. Batonoğulları. Ebi “epe”den. Türkçe, Lazca ve Gürcüce’de “çokluk” ekidir. (bk. –epe eki) Kökü, “bat” olan sözcük. Bat, Çerkez kabilesi. (LYULYE, 2010, s. 64) Bat-on: Batlar, Çerkezler. (bk. –on eki) Kafkas.
BATUMOĞLİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Batum’dan gelen. Batumoğlu aynı köyde. Türkçe.
BAVUT yaylası, Bahçeli köyü, Yusufeli.
Bav-ut. Moğolca bav: Ahır. (ÇAĞBAYIR) Türkçe bav: Ahır, ahır hayvanı. (EYUBOĞLU, 1995) Bavut: Ahırlar. Türkçe.
BAYARA, Karşular mahallesi, Tonya.
Bayar-a. (bk. –a eki) Bayar, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 482) Bayar, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936) Bayar, Türklerde şeref anlamını taşıyan unvan. (DONUK, 1988, s. 5) Türkçe. BAYKAŞ mah. Yenice köyü, Dernekpazarı.
Bay-kaş. Kıpçakça bay: Zengin ve kaş: Dağ sırtı, tepe başı. (TOPARLI, 2007) Kaş, değişik Türk boy adı. (LEZİNA, 2009, s. 333) Baykaş: Çok dağ sırtı... Türkçe.
BAYİNA mah. Aktepe köyü, Pazar.
Bay-ina. Bay, değişik Türk boyu ve kolu. (LEZİNA, 136) Baylu, Avşarların bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 272)
Bay-i. (bk. –i eki) Kıpçakça bay: Zengin. (TOPARLI, 2007) DLT’te bay: Varlıklı.
Bay-ina: Türkmen yeri. (bk. –ona eki)
Baili vadi, Darılı köyü, Pazar.
Bay-il. Zengin yurt. Türk eli vadisi.
Bayi, Başköy, Fındıklı.
Bayna mah. Kavaklıdere mahallesi, Ardeşen.
Bay-na: Bay’ın yeri. (bk. –na eki)
BAYNAZİ mahalle, Aktaş köyü, Pazar.
Baynazlu, Yaparlı Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 273) Türkçe.
BAYRA mezrası, Karşular mahallesi, Tonya.
Bayra, Nogay boyu. (LEZİNA, 2009, s. 140) Türkçe.
BAYRAKTARİ LİVADİ, Hasköy, Pazar.
Bayraktar: 1. Görevi bayrak taşıma olan kişi. 2. Bir hareketin önderi. Askeri ad. Yunanca livadi: Otlak. (AKSOY, 2003) Lazca livadi: Bahçe. Türkçe-Lazca.
BAYRAM
“Türkmen boyundan Bayramlar, Bayramlı, Bayramoğlu adlı cemaatler.” (SAKİN, 2006, s. 107) “Bayramlu/ Bayramoğlu: Bu boy adını Hoy ve yöresine hâkim bulunan Bayram Beg’den almıştır. Karakoyunluların yanında önemli hizmetlerde bulunduktan sonra, 1467 bozgunu üzerine, Akkoyunlular'a katılarak, Timurlu Ebu Said’e karşı girişilen sefere Uzun Hasan’ın yanında katıldılar.” (c. 24, sayı 325 s. 299, Türk Kültürü dergisi)
“Bayramoğlu, Akkoyunlu olup bölgemize yerleşenlerden.” (BİLGİN, 2002, s. 114)
“Bayramlu beyliği Ordu’da Çepniler tarafından kurulan beyliktir.” (SÜMER, 1992, s. 130)
Bayramgil mah. Bereket köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Bayramiş mah. Gürsu köyü, Fındıklı.
Bayramina mah. Duygulu köyü, Ardeşen.
Bayramların yeri. (bk. –ona eki) Lazca ek.
Bayraminepe mah. Hamidiye köyü, Pazar.
Bayramlar. (bk. –epe eki) Lazca ek.
Bayramlar değirmeni, Beydere köyü, Fındıklı. Türkçe.
BAZGİRET/ Madenköy’ün adı, Şavşat.
Bazgir-et. Farsça bacgir: Vergi toplayan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bacgiret: Vergi alanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
BAZHANA, Sarp köyü, Hopa.
Baz-hana. “Bazlu, Eğdili Türkmenlerinin Cerid grubundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 297)
Baz kağan, Göktürkler dönemi Oğuz hakanı. (SÜMER, 1999, s. 23)
Eski Türk yazıtlarında baz: Garip, yabancı. (ORKUN, 1994, s. 773) DLT’te baz: Yat, yabancı, garip. Azerice baz: Doğan kuşu. (ALTAYLI, 1994) Uygurca baz: Ala doğan. (NECİP, 1995)
Bazhana: 1. Yabancı, fakir hanesi. 2. Doğan yeri. Türkçe.
BAZİROĞLU mah. Pervane köyü, Araklı.
Bazır, Kırgız (Sayak) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 142) Bazirli, Yörükân Taifesinden bir cemaat. (TÜRKAY)
Arapça bazir: 1. Çok konuşan. 2. Ekici, eken. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
BEBERET, Maden köyü yaylası, Artvin.
“Beberek (beğ-Beğrek), Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172…)
Beber-et. Yusufeli’nde beber: İhtiyar kadın. (DS) Beberet: İhtiyar kadınlar, yaylacılar. (bk. –et eki) Bölgede yaylacı kadınlara ilginç adlar verilmektedir. Yöresel. Türkçe.
BECİTGİL mah. Atatlar köyü, Şavşat.
Beçiy: Abzah boyu. (KANBOLAT, 1989, s. 23) Farsça becidd: Ciddi. (DEVELLİOĞLU) Türkçe.
BEDA, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Bada, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale. (ATANİYAZOV, 2005, s 292)
Hakas Türklerinde beda: Felaket, bela. (ARIKOĞLU, s. 64) Beda: Beceriksiz. (ÇAĞBAYIR)
Bedazor mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Beda-zor. Ermenice dzor: Vadi. Farsça “–zar” eki eklendiği kelimelere “yer adı” anlamı verir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkmen vadisi. Türkmen yeri. Türkçe-Ermenice.
Bedovogil mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Bedo-va. (bk. –a eki) Türkçe “-gil” eki almış sözcük. Lakap. Türkçe.
BEDREME kalesi, salnamede Tirebolu köyü.
Bedrama’nın Rumca, Ermenice ve Türkçede anlamı yoktur. Luwicedir. (UMAR, 2000, s. 112) Bedre, Çıldır/ Ahıska eyaletinde sancak. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 295)
Bedrem-e. (bk. –e eki) DLT’te bedrem: Bayram, sevinç ve eğlence günü. Türkçe.
BEDROMİDA/ Çamlık köyünün adı, Vakfıkebir.
Bedro-mida. “Bedros, Ermenilerin bir çeşit papalığı.” (SOYSÜ, 1992, s. 109) Papalıkla köy adının ilgisi olamaz.
Badros, Osmanlı döneminde bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 219)
Bedro: Su kovası. (DS) Belirsiz.
BEG/ BEĞ
“Orhun yazıtlarında bag: Bey.” (ORKUN, 1994, s. 774) “Eski Türk Kitabelerinde beg, “asiller” ve begi, erkek adlarından.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 33, 125) Eski Türkçe beg: Bey. (GABAİN, 1988)
Begi ağalar mah. Bakırköy, Artvin.
Begi ağalar: Ağalar, beyler.
Beglar mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Beglet, Salnamede Yukarı Acara’nın köyü.
Beg-l-et: Beyler. (bk. –et eki)
Beğave, Köknar köyü, Çaykara.
Beğ-ave. Kıpçakça beg: Bey ve ave: Kutsal, aziz. (SAFRAN, 1989, s. 96) Beğave: Önemli kişi.
Begoğulları mah. Varlık köyü, Şavşat. Türkçe.
BEGLEVAN/ Güreşen köyünün adı, Borçka.
Beg-l-evan. Ermenice avan: Kasaba. Beyler kasabası. Türkçe-Ermenice.
BEH, Şalcı köyü, Şavşat.
“Beh, Hazarlar dönemi unvanlardan olup “bey” anlamındadır.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 161) “Beh, Hazarlarda büyük hakanın yardımcısı.” (GOLDEN, 2006, s. 116) Türkçe.
BEHİCE/ Behice köyünün adı, Çamlıhemşin.
Arapça behice: Güzel, şirin. Türkçe.
BEHROL, 1515’de Of’un köyü. (UMUR, 1951, s. 18)
Behr-ol. Arapça behr: 1. Uzaklık. 2. Felaket. Behrol> behrel: 1. Uzak yer. 2. Musibet yurdu.
Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Behrol: Behroğlu. Türkçe.
BEKİRGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
Bekirli/ Bekiroğlu Türkmen Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 238)
Bekireb, Eskikale köyü mah. Şavşat.
Bekir-eb: Bekirler, Türkmenler. (bk. –epe eki)
Bekiri avla Ortaalan köyü, Ardeşen. Türkçe.
BEKLOOĞLİ mah. Dernek köyü, Pazar.
Bekler, Türk sülalesi. (TOGAN, 1981, s. 39) Belki “Benkli”den. Türkçe.
BEKTAŞİ mah. Dernek köyü, Pazar.
“Türkmen boyuna mensup değişik Bektaş/ Bektaşlu cemaatleri.” (SAKİN, 2006, s. 109, 461) “Bektaşlı, konar-göçer Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 239) “Bektaşlar, Türkmen boyu Yıva’nın Kılcan Yörüklerinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 320)
Bektaşi: Hacı Bektaşi tarikatına mensup. Farsça bektaş: Arkadaş.
Bektaşlar mah. Çifteköprü köyü, İkizdere.
Bektaşi zeni, Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Bektaşlı, Soğuksu mah. Sürmene. Türkçe.
BEKYARİŞ mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Bek-yarı-iş. Kıpçakça bek: Bey. (TOPARLI, 2007) Bey-yar. Türkçe.
BEKYAYİ sırtı, Sulak köyü, Fındıklı.
Bakyayi, “bek-yay”dan. Bey silahı...Türkçe.
BELAT dağı, İncesu köyü, Çayeli.
Bel-at. Bel: Dağ sırtlarında geçit veren alçak kısım, belen. Belat: Dağ geçitleri. (bk. –at eki) Türkçe.
BELEKOĞLU, Atalar köyü, Şavşat.
Belek, Kırgız ve Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009)
DLT’te belek: Armağan. Türkçe.
BELEN mah. Geyikli beldesi, Şalpazarı.
“Belen, Salur boyunun, Teke kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 324)
Türkçe belen: 1. Tepe, yüksek yer. 2. Yüksek geçit, dik dağ yolu. (ÇAĞBAYIR) Azerice belen: Dağ yamacında bir bölüm. (ALTAYLI)
Belencik, Demirkent köyü mezrası, Yusufeli.
Belencik: Küçük geçit... Türkçe.
BELEŞET mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Beleşet: Beleşler. (bk. –et eki) Beliş, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 147) Türkçe.
BELHA mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Osmanlı döneminde belha, Arap taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 240)
Belh-a. (bk. –a eki) Belh, Horasan’da Türklerle meskun zengin ve büyük, zamanında Sasani Hükümdarı’nın yasamış olduğu bir şehirdir. (ORHAN, 2007, s. 91) Türkçe.
BELO/ BELE, Ballıca köyü, Of.
Bele, Bayad boyu kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Bel-o: Bel, sırt. Türkçe.
BELTİYET mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Belti-yet. “Beltirler, Türk boyu.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 11)
Yazıtlarında beltir: Yol ağzı. (ORKUN, 1994) Beltiryet> beltiyet: 1. Türkler. 2. Kavşaklar. Türkçe.
BENA ONA, Işıklı köyü, Ardeşen.
Arapça bena: Oğullar, evlat. (ÇAĞBAYIR) Bena ona: Çok iyi yer. (bk. –ona eki) (mecaz) Türkçe.
BENARA mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
“Banaran, Salurların Kosun taifesinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 238) Belirsiz.
BENDER/ Çavuşlu köyünün adı, Çarşıbaşı.
“Bender, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 147)
“Peçevi Tarihi’nde Bender, Basarabya’nın eski merkezidir.” (YILMAZ, s 307)
“Bender, Moldovya’da Kıpçak yerleşim yerlerinden.” (MALACILI, 2002, s. 1)
Arapça bender: Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bender’den gelen. Türkçe.
BENEKDERE, Aşıklar köyü, Çayeli.
DLT’te benek: Bakır para. Benek dere: Renkli dere. Türkçe.
BERBATOĞLİ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Berbatlu, Bayındır Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 341) Türkçe.
BEREKGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
“Beregi, 1453-1650 yıllarında Türkmen kollarından biri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 341)
Berek-gil. Bereke Han, Memluk sultanı. (YİĞİT, 2008, s. 57) Kıpçakça berik: Berk, kuvvetli, sağlam. (AGAR, 1989, s. 951) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Belirsiz.
BEREPE, Aktaş köyü, Pazar.
Ber-epe. Kıpçakça ber: Toprak. (UĞURLU, 1984, s. 114) Berepe: Topraklar. (bk. –epe eki) Belirsiz.
BERETKET yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Beret-k-et. Arapça bered: Dolu. (yağış) (DEVELLİOĞLU, 1980) Beredket> beretet: Dolular. (bk. –et eki) Bol yağış yeri. (mecaz) Belirsiz.
BER GEÇE mah. Cevizli köyü, Ardanuç.
Eski Türkçe geçe: Karşılıklı iki yandan her biri, yaka. (ÇAĞBAYIR) Ber geçe: Beri taraf. Tersi o geçe. Türkçe.
BERH, Şalcı köyü, Şavşat.
Farsça berh: Parça, kısım. (DEVELLİOĞLU, 1980) Berh: Az yer.
Berha Yeniköy, Ardeşen.
Berh-a. (bk. –a eki)
Berha Gündoğan köyü, Ardeşen. Türkçe.
BERİK, Muratköy, Çamlıhemşin.
“Berik, Bağdüz Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 343)
Kıpçakça berik: Berk, kuvvetli, sağlam. (AGAR, 1989, s. 951) Türkçe.
BERİYA, Acısu-Kuruçam arasın bir tepe, Akçaabat.
“Beriyye, Yıva Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 343)
Beriyet mah. Çukurköy, Şavşat.
Beriy-et: Türkmenler. Beriler. (bk. –et eki) Türkçe.
BERJENA mah. Kavak köyü, Arhavi.
Berj-ena. Farsça berj: Kasırga, girdap. (ÇAĞ-BAYIR) Berjena: Girdap yeri. (bk. -ona eki) Türkçe-Lazca
BERKELİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Berk-eli. “Hunlarda da bulunan ve Macaristan’da Berk köyü” (RASONYİ, 2006, s. 184)
Kıpçakça berk: Kuvvetli, sağlam. Berkeli: Korunaklı. Türkçe.
BERTA/ Ortaköy’ün adı, Artvin.
“Berta, İskit/ Saka kralı Bartatua ile ilgili ad.” (YILDIRIM, 2007, s. 60) “Berda, Hazar dönemi yerleşim yerlerinden.” (DUNLOP, 2008, s. 97)
Dr. Arpat Berta, Macar Türkolog. Ermenice pert: Kale.
Çağatayca bertas: Esaret, kölelik. (KUNOS, 1902, s. 25) Türk dünyasında borta: Kurt.
Berta, Berda’dan gelenler. Kafkas. Türkçe.
BERZELER mah. Varlık köyü, Artvin.
Türkçe çoğul eki almış kelime. Farsça berze: Yakışıklı, nazik. Tarım işi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
BERZENA mah, Kavak köyü, Arhavi.
“1515 yılı kayıtlarında Arhavi kazasında Türkçe adlar olan 11 hane Berzene, Kavalar, Cani, Cil, Türkman, Ermeni, Kocaman, Çıra ve Tatar adıyla gruplar yazılmıştır.” (BOSTAN, 2002, s. 339)
Berze-na: berze: Yakışıklı, nazik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yakışıklılar yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
BESE ÇARİ, Sulak köyü, Pazar.
Bes-e. (bk. –e eki) Farsça bes: Kâfi, çok. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca çari: Su.
Bes çari> bese çari: Yeterli su. Türkçe-Lazca.
BEŞAVUL/ Beşağıl köyü, Artvin.
“Biş Aul, Başkurt oymağı.” (RUDENKO, 2001, s. 67) Beş-Avul, Başkurt uruğu. (TOGAN, 2003, s. 164) “Biş-Avul, Türk oymağı.” (GÖKTÜRK, 1974, s. 15) “Beş ile başlayan değişik Türk boyları.” (LEZİNA, 2009, s. 147)
Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Azerice aul: Köy. (ALTAYLI, 1994) Avul: Ağıl. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
BEŞİRİ meşe, Sinanköy, Ardeşen.
Beşir oğulları ve Beşirli, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 150) Türkçe.
BEŞKÜRÜN, Sarıbudak köyü, Artvin.
Kürin, Kafkas kavimlerinden. (TOGAN, 1981, s. 169)
Eski Türkçe kürün: Su yalağı. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
BEŞKELİ, Tonya. (KARAGÖZ, 2006, s. 330)
Beş-keli. Yunanca keli: Keşiş odası, inziva yeri. (AKSOY, 2003) Kıpçakça keli: 1. Musluk. 2. Tokmak. (TOPARLI, 2007) Beşkeli: 1. Beş keşiş odası. 2. Beş Tokmak. Türkçe. Türkçe-Yunanca.
BEŞLİOĞLİ mah. Barış mah. Ardeşen.
“Beşli, Türkmenlerin bir kolu.” (LEZİNA, 2009)
“Beşlû/ Beşli: Osmanlı döneminde kalelerde muhafız olarak kullanılan bir çeşit askerlerdi. Bunlar, önce sınır bölgelerinde köyler halkından beş evde bir olmak üzere mükellefiyet şeklinde toplandıkları için bu adla adlandırılmışlardır.” (SERTOĞLU, 1986, s. 50)
“Beşlilerin vazifeleri askere yol açmak, delilik işini görmekti.” (PAKALIN, c. I s. 211)
Beşlepe mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Beşl, “beşli”den. Beşl-epe: Beşliler. (bk. –epe eki) Sülale adı. Türkçe.
BEŞPARE yaylası, Artvin. Şenlik yapılan yer.
Beş-pare. Farsça pare: Tane, adet. Beş pare: Beş köy. Bazı köylerin bu yerde bir araya gelmelerinin hatırası. Türkçe.
BETE VATİ mezrası, Topluca köyü, Ardeşen.
Bete-vati: Kötü yer. (bk. –vati eki) Türkçe-Lazca.
BEYBURT, Ortaköy, Sürmene.
Bayburt, Kayı boyunun Atçeken grubunun cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 259)
Beyburt, belki “bey yurt”t veya Bayburt’tan gelenlerin hatırası. Türkçe.
BEYCE, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
Bey-ce. Bey yeri, beyin yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
BEYHET mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Bey-h-et: Beyler. (bk. –et eki) Türkçe.
BEYLİK mah. Köprügören köyü, Yusufeli.
Beylik: Bey olma durumu. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
BERZNEV mah. Muratlı köyü, Borçka.
Berz-nev. Farsça berz: Ziraat, ekim ve nev: Yeni. (DEVELLİOĞLU, 1980) Berznev: Yeni ekim. Türkçe.
BEZİMMODUL, Sefalı köyü, Çayeli.
Bezim-modul. Arapça bezim: Kuvvetli, zorlu kişi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca moduli: Verimli toprak. (ERTEN, 2000) Türkçe modul: Verimsiz tarla... (ÇAĞBAYIR) Türkçe ile bağlantılı ad.
BEZLİ, Kito yaylası civarında, Hemşin.
Bez-li. Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Değişik anlamları içinde yer adıyla uyum sağlayan bez: Altından su çıkan küçük çayırlık. (DS) Belirsiz.
BEZLİHARAL, Çağlayan köyü mezrası, Yusufeli.
Bezli-haral. “Arapça gırar> haral: Kıl veya ketenden yapılmış büyük çuval.” (ÇAĞBAYIR) Bezliharal: Bezli çuval. Meslekle ilgili ad. Belirsiz.
BİBAT mah, Oğulağaç köyü, Maçka.
Bib-at. Arapça bib: Havuza gelen su yolu. Bibat: Su yolları. (bk. –at eki)
Kıpçakça bi: Bey. (TOPARLI, 2007) Biat>bibat: Beyler. Türkçe.
BİBEROZ mah. Buzlupınar köyü, Çayeli.
Biber sözü, Rize’den doğuya gidildikçe “piper” ile “peper” sözcüklerine dönüşmektedir.
“Beberli, 1000 çadırlı Türkmen oymağı ve Avusturya’ya çağrılan Türkmen oymakları arasında Biber-Oğlu Assaf bey.” (SÜMER, 1999, s. 433, 246) “1689 yılına ait Osmanlı belgelerinde Halep Türkmen aşiretleri arasında Biberoğlu’da vardır.” (REFİK, 1930, s. 86)
“Biberd, Kafkas Karaçay-Balkarlarda yaygın isim ve Kılıç Biberd, Memluk sultanı Canbolat’ın kardeşi.” (BUDAYEV, 2009, s. 94) “Bibars, Kuman-Kıpçak adı.” (RASONYİ, 1993, s. 151)
Biber-oz. Biber vadisi. (bk. -oz eki) Türkçe.
Biberit, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Biber-it: Biberler. (bk. -it eki)
Peperit, Güvercinli köyü, Hopa.
Peper-it: Biberler. Türkçe.
BİBİNA mah. Sulak köyü, Fındıklı.
Bibi-na. Farsça bibi: Babanın kız kardeşi. Kız kardeşin yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
BİCE/ Tütünlü köyünün adı, Ardanuç.
“Bicne, Oğuz boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 152)
“Orhun anıtlarında biçi: Kadın, kraliçe.” (ORKUN, 1994, s. 777) “Eski Türkçe biçe: melike, kadın hükümdar.” (ATALAY, 1936, s. 33)
Kıpçaklarda biçi: Oba. (AHİNCANOV, 2009, s. 264) Kumukça biçellik: Mahsul. (NEMETH, 1990) Tuva Türklerinde biçi: Küçük, ufak. (KUULAR, 2003) Türkçe.
BİCİNLİK/ Biçinlik köyünün adı, Tonya.
Umar, “biçin” sözcüğünün kökenini güvenle saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 165)
Bicin-lik. Türkçe “-lik” yapım eki almış kelime.
“Biçine, Kırgız boyu.” (OMOROV, 2008, s. 28) “Biçine, Oğuz boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 152)
“Biçina, Peçenek şehirlerinden.” (KURAT, 1937, s. 166)
Kıpçakça biçen: Çayır, çimen. (ARIKAN, 2006, s. 218) Yine Kıpçakça biçin: Ekin biçimi. (CAFEROĞLU, 1931) Kafkas Malkar Türklerinde biçelik: Çayırlık. (PRÖHLE, 1990) Türkçede biçinek: Otlak. (GÜLENSOY, 2007) Göktür kitabelerinde biçen: Çiftçi, köylü. (DİKER, 2000, s. 22)
“Biçina, Peçenek şehirlerinden.” (KURAT, 1937, s. 166)
Kıpçakça biçen: Çayır, çimen. (ARIKAN, 2006, s. 218) Yine Kıpçakça biçin: Ekin biçimi. (CAFEROĞLU, 1931) Kafkas Malkar Türklerinde biçelik: Çayırlık. (PRÖHLE, 1990) Türkçede biçinek: Otlak. (GÜLENSOY, 2007) Göktür kitabelerinde biçen: Çiftçi, köylü. (DİKER, 2000, s. 22)
Eski ve yeni adları uyumlu. Türkçe.
BİÇİ mezra, Çataldere köyü, Çayeli.
Bıcı, “Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 485)
Orhun Yazıtlarıda biçi: Kraliçe. (ORKUN, 1994, s. 777)
Biçi mezra: İyi mezra. Türkçe. Kafkas.
BİFERA/ Tosunlu köyünün adı, Trabzon.
Bifer-a. (bk. –a eki) Azerice bifer: Akılsız, beceriksiz. (ALTAYLI, 1994) Kutatgu Bilik’te bifa: Kaba, görgüsüz. (ÜŞENMEZ) Türkçe.
BİKORKİYET mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Bik-orki-yet. Bik: Boğa. (ACAROĞLU, 1999, s. 27) Eski Uygurca örki: Yüksek. (CAFEROĞLU, 2011) Bikörgiyet: Yüksekteki boğalar. Farsça bikar: İşsiz. Bikar-ki-yet. İşsizler. (bk. –et eki) Belirsiz.
BİKİNHALA yaylası, Ortaköy yaylası, Artvin.
Bikin-hala. Kıpçakça bike: Kraliçe. (ARIKAN, 2006, s. 219) Çağatay Türkçesinde bikim: Prenses. (ERBAY, 2008, s. 114)
Kırım Türklerinde bike: Hanım. (KAKUK) DLT’te bıkın: Böğür.
Bikinhala: Hanım Hala yaylası. Türkçe ile bağlantılı ad.
BİLALİ mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Bilallı, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 245)
Bilali mah. Handağı köyü, Pazar. Türkçe.
BİLBİLAN yaylası, Hopa.
Bilbil-an. “Bilbil, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 153) Bilbilan: Bilbiller, Türkmenler. (bk. –an eki)
“Kuzey Kafkasya’daki Oğuzlarda bilbil: Bülbül.” (KÜRENOV, 1997, s. 42) “Türkçede bilbil: Bülbül.” (ACAROĞLU, 1999, s. 37) Bilbilan: Bülbüller.
Bilbilan kalesi, Hanlı köyü civarında, Şavşat. Türkçe.
BİLEV deresi, Ardanuç-Şavşat sınırını çizen dere.
Kıpçakça bilev: Bileği taşı. (TOPARLI, 2007) Mecaz olarak “keskin dere, hızlı dere.” Türkçe.
BİLİ ONA, Köprüköy, Ardeşen.
Bil-i. (bk. –i eki) Kıpçakça bil: Bel, sırt. (TOPARLI, 2007) Biliona: Sırtlık. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
BİLİSİK mah. Yağcılar köyü, Yusufeli.
Bil-isik. Kıpçakça bil: Bel, sırt ve ıssık: Sıcak. (TOPARLI, 2007) Bilissık: Sıcak sırt. Türkçe.
BİNCİLİ mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Bin, sayı. Mecaz olarak, çok, kalabalık, fazla. Arapça bin: Bölge, mıntıka. (ÇAĞBAYIR)
Arapça cil: Cemaat. Bincil: Kalabalık.
Binbaşi tepe, Sulak köyü, Fındıklı. Çok tepe.
BİNARA mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Binar-a. (bk. –a eki) Binar, bınar: Pınar. (DS) Türkçe.
BİNAT/ Dokuzoğul köyünün adı, Artvin.
Bin-at: Binler. (bk. –et eki) Kalabalık. Türkçe.
BİNDEVA mah. Kıyıcık köyü, Fındıklı.
Bin deva: Bin şifa. Türkçe.
BİNİCA mah. Hisarlı köyü, Pazar.
Binice, Osmanlı döneminde Türkmen cemaati. (LEZİNA, 2009, s. 153) Osmanlıca yazım hatası nedeniyle Binis adına dönüşmüştür. Türkçe.
BİRGİ/ PİRKİ/ Taşönü köyünün adı, Araklı.
“Birgi, Döğerlerin Pasyan taifesinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 358) “Piriki, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 628)
Birgi, Aydınoğulları beyliğinin başkenti. Bölgede Aydınoğlu ve Aydınlıoğlu çok fazladır. Oradan gelinme ihtimali vardır.
“Birgi, Phyrgios (Frigyalı anlamına gelen bir Miletos kralının adı)’tan.” (EYUBOĞLU, 1995) “Pirki/ pyrgi/ pyrgos, Eski Helence’de “kule, kale, şato” anlamına gelen ve aslı Pelasglara bağlanan sözcük.” (KARAGÖZ, 2006, s. 109) Yunanca kastro, frurio: Kale, hisar. (AKSOY, 2003)
Çağatayca birgi: Boynuz. (ERBAY, 2008, s. 112) Kıpçakça birge: Birlikte. (TOPARLI, 2007)
Birgi: 1. Türk kabilesi. 2. Başkent adı. 3. Kale. 3. Boynuz, coğrafi konumla ilgili ad.
Birgi düzlüğü, Ergin köyü mezrası, Maçka.
Pirigi mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
Birgi, Pirigi, Birgi’den gelen. Türkçe. Antik.
BİRİL mah. Dereiçi köyü, Şavşat.
Eski Türkçe bir: Güney. (GABAİN, 1988) Bir-il: Güney yurt. Türkçe.
BİRVANA mezrası, Taşkıran beldesi, Çaykara.
Bir-van-a: Birvan> Birler. (bk. –an eki) Birvan: Güneyler. Belirsiz.
BİT/ Tarakçılar köyünün adı, Yusufeli.
Bit> bid. Osmanlıcada “t” yerine genelde “d” yazılır. Farsça bid: Söğüt ağacı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bit ve Bitik sözü, Türk lehçelerinin çoğunda günümüze kadar “dokuman, belge, kitap” anlamında kullanılmıştır. DLT’te biti: Gökten inen kitaplardan her biri. Türkçe.
BİYETUR mah. Arpalı köyü, Şavşat.
Biy-et-ur. Kıpçakça biy: Bey. (TOPARLI, 2007) Biyet: Beyler (bk. –et eki) ve ur, “-uri”den. Gürcüce –uri eki “oğlu” anlamı verir. Biyeturi: Beyleroğlu. Farsça pur: Oğul. (GUMİLEV, 2007, s. 208) Türkçe-Gürcüce.
BLADİ ırmağı, Uzungöl, Çaykara.
“Bleada, Attila’nın kardeşi ve Blak, Kuman Türk boyu.” (RASONYİ, 1993, s. 69, 154)
Bladis, Dönençay köyü adı, Şebinkarahisar. Türkçe.
BLAKANA, Eğridere köyü civarı, Çaykara.
Blak-ana. “Blak, Kuman Türk boyu.” (RASONYİ,1993, s. 154)
“Blak adının menşei Karlıklarda “bulak” adından alır. Blak kabile adının Bulak’tan geldiği kesindir.” (RASONYİ, 1984, s. 39) “Blaklar, Kumanlar ülkesinden adını almıştır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 98) Blakana: Blak yeri. (bk. -na eki) Türkçe.
BOÇEPE mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Boç-epe> boçiepe: Koçlar. (bk. -epe eki) Lazca.
BODA, Ocak köyü, Pazar.
Uygurca boda: Büyükbaş hayvan. (ÖZTUNCER, 2006) Türkçe.
BODAMİKŞA yaylası, Güzelyayla köyü, Maçka.
Kökü “potam: Dere” olan sözcük. Rumca.
BODULLU/ Mutlu köyünün adı, Hemşin.
Budullu, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 163)
Bodoglar, Macaristan’ın Küçük Kumanistan’da Kişkunhalaş şehri arasının bir kısmıdır ve Kuman şahıs adıdır. (RASONYİ, 2006, s. 186, 484) Türkçe.
BODURİ mah. Dernek köyü, Pazar.
Bodur ile başlayan Osmanlı dönemi Türkmen taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 248)
Bodur: Enine göre boyu kısa olan. Lakap.
Bodurlar mah. Irmakyanı köyü, Yusufeli. Türkçe.
BOGİNA/ POGİNA mah. Boğaziçi köyü, Hemşin.
Hopa Lazcasında bogina: Arı kovanı. (BENLİ, 2004) Meslekle ilgili ad. Gürcüce bogini: Direnmek.
Bogina/ Tektaş köyünün adı, Pazar.
Bogina mah. Dereüstü köyü, Arhavi. Lazca.
BOĞOÇ/ Üçgedik köyünün adı, Maçka.
“Kuman Türklerinin hatırası olan Bugaç, Macaristan’da, Küçük Kumanistan’da halen bir köyün adıdır.” (RASONYİ, 2006, s. 191) Boğaç, Dede Korkut hikâyelerinde adı geçen kahraman. Dede Korkut hikâyelerinin önemli bir bölümü de Trabzon ve çevresinde geçer.
Kıpçakça boğuz: Boğaz. (TOPARLI, 2007)
BOĞUTTU, Sisdağı yaylası civarı, Şalpazarı.
Türkçe boğuntu: Zor nefes alıp verme, tıkanma. (ÇAĞBAYIR) Yüksek yer. (mecaz) Türkçe.
BOLOĞUR mah. Veliköy, Şavşat.
“Bol uğur”dan. Bereketli yer. Türkçe.
BONDİKA/ PONTİKA/ Kovanlı köyünün adı, Çarşıbaşı.
Bondi-ka. (bk. –ka eki) Yunanca pont: Deniz. “Pontus dilinden Türkçeye geçmiş pontikos: Fındık sıçanı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 356)
“Pontos kelimesi ilk olarak Homeros’ta geçer ve Homeros, Karadeniz’e ve Atlantik Okyanusu’na da deniz anlamına gelen Pontus ifadesini kullanmıştır. Karadeniz bölgesine Osmanlılar egemen olmadan önce Karadeniz’in Türkçe adı “Kara Deniz” olarak ortaya çıkmış ve Grekçe “Pontus”un yerini almıştır.” (KEÇİŞ, s. 65) Yunanca.
BONDİLODİ yaylası, Çaykara.
Bond-il-odi. Türkçe ekler alan kelime. Yunanca pont: Deniz. Pontil: Deniz ili. Odi, “otu”ndan. Bondil otu. Bondil yaylasının otu. Yunanca-Türkçe.
BORGALİ mah. Güneşli, Arhavi.
Kıpçakça bor: Şarap. (TOPARLI, 2007) Kuman Türklerinde bor: Şarap. (GRÖNBECH) Macarca bor: Şarap. (RASONYİ, 1993, s. 121) DLT’te bor: Şarap.
Şarapçılık eski tarihlerde Artvin bölgesinde isim yapmıştı. Ermenice gini: Şarap ve ğhağoğ: Üzüm. (KORTOŞYAN) Gürcüce “ğvino: Şarap, sirachana: Şaraphane, maçari: Taze şarap, vazi: Bağ kütüğü, üzüm asması, akido: Üzüm salkımı” (ARISOY, 2010); rvinisa: Şarap, şaraba ait, savenahe, zvari: Üzüm bağı ve kurzeni: Üzüm.
Gürcü tarihçi “Gürcistan bağcılık, şarapçılık sanatının ilk geliştirildiği önemli bir ülkedir. Bu ülkede 300 kadar yöresel üzüm çeşidi yetiştirilmektedir. Bunların çoğu şaraplık üzüm çeşitleridir.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 74)
Bu birikime rağmen bölgede Ermenice ve Gürcüce “şarap” ile ilgili bir yer adı tespit edemedik.
Gürcüce baği: Bağ, bahçe. (ARISOY, 2010)
Ermenice ve Gürcüce “şarap ve üzüm” ile ilgili yer adı olmayışı Kıpçakça “bor” adının her yere serpili oluşu ve üzüm bağlığı yerine “bağ” sözcüğünün kullanılışı... düşündürücüdür. Ve bu halkın, tıpkı kimliği birkaç farklı kola ayrılmış Çepnilerin akıbetine benzemektedir.
Lazcada da yer adı olarak “bağ, bağu” sözcüğü çok yaygındır. (bak. bağ)
Artvin’in ve ilçelerinde bağcı, bağcılar, bağlar, bağlık vb. yığınla adlar vardır. Diğer dillerdeki “bağ” sözcüğünün karşılığı bölgede bilinmez. Bölgedeki dillerin kullandığı ortak kelime ise “bağ ve bağlık”tır.
300 çeşit üzüm yetiştireceksin, şarapların dünyada isim yapacak ama bağ, bağcılık, şarap ve üzümcülükle ilgili bir yer adına sahip olamayacaksın! Bir yerde büyük bir tuhaflık olduğu kesin.
Gali, “ğali”den. Lazca ğali: Dere. Borğali: Şarap deresi. Mecazen, çok şarap üretilen yer. Türkçe-Lazca.
Borgali, özellikle Arhavi’de yaygın yer adı.
BORĞOLA mah. Aşağıhacılar mah. Arhavi.
Lazca gola: Yayla.
Borğola, Yolgeçen köyü, Arhavi.
Borhet, Bostancı köyü, Yusufeli.
Bor-h-et: Borlar, şaraplar. (bk. –et eki)
Borhina, Ulukent köyü, Arhavi.
Bor-hina: Şarap yeri. (bk. –ina eki)
Borken mezrası, Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Bor-k-en: Şaraplar. (bk. –an eki)
BORSİ mah. Derecik köyü, Arhavi. “Borçi”den.
BORSİ ĞAL mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Borçi-gali: Şarapçı deresi. Türkçe-Lazca.
Borvani yaylası, Çamlıhemşin.
Bor-avan-i. Ermenice avan: Kasaba.
Borovan mezrası, Altıparmak köy, Yusufeli.
Borova gölü, Yukarıdurak köy yaylası, Ardeşen.
Ovadaki şarap gölü.
Borovan mah. Taşkıran köyü, Yusufeli. Bor, Türkçe.
BORCİ, BORÇİ
Kutagu Bilik’te borçı: İçki içen, içkici. (ÜŞENMEZ) Eski Türk idari birimlerinde borçı: Üzüm vergisi toplayan memur. (DONUK, 1988, s. 72)
Bor-çi, Türkçe “-ci” yapım eki almış sözcük.
Kıpçakça bor: Şarap. (TOPARLI, 2007) Borci: Şarap yapan-satan. 3. İçkici.
Borçi mah. Derecik köyü, Arhavi.
Borçi mezrası, Balıklı köyü, Arhavi.
Borçiğal mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Lazca ğali: Dere. Şarapçı deresi.
Borgi, Uğurköy, Borçka.
Borgi> borci: Şarapçı, bağcı.
Borçina mah. Derecik köyü, Arhavi.
Borçi-na: Şarapçı yeri... (bk. –na eki)
Ziborçi, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Zi-borçi. Zir, “zir”den. Farsça zir: Alt, aşağı. Zirborci> ziborçi: Aşağıdaki şarapçı. Türkçe.
BORBALİKEDİ, Uğurköy, Şavşat.
Gürcüce borbali: Tekerlek ve kedi: Tepe, zirve. Yuvarlak tepe. Görüntüsüyle ilgili ad. Gürcüce.
BORÇKA, Artvin’in ilçesi.
Umar, “adının kökenini, anlamını saptayamadım” der. (UMAR, 1993, s. 171)
“Borçka, Kuman (Kıpçak) oymağının adıdır.” (ERÖZ, 1983, s. 26) “Borçalı Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 157) “Borçalı, Hazar kağanına kız veren en itibarlı Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 467)
“Kıpçak kabile adlarında Boroc-oğlu şeklinde yazılan kabilenin mühim bir kısmı bugün Orta Kür ırmağı sağında Borçalilar adıyla yaşamaktadırlar.” (TOGAN, 1981, s. 172)
Gürcüce boçka: Varil. (Rusça)
Borç-ka. (bk. –ka eki) Borç/ Burç. “Burçoğlu, Kıpçak boylarından. (GOLDEN, 2006, s. 171) “Burç oğlu XIV. Yüzyılda Karadeniz Kumanlarında geçer.” (RASONYİ, 1993, s. 144)
“Borcoğlu, eski Hazarlar döneminde Orta-Kür ırmağı sağına ve Kafkasya güneyine göç eden Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 42) Borc, Kuman prensi. (RASONYİ, 2006, s. 485)
Kıpçakça bor: Şarap. (TOPARLI, 2007) Kuman Türklerinde bor: Şarap. (GRÖNBECH) Eski Türklerde bor: Üzüm şarabı. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 328)
Kafkas, Kür ve Çoruh boylarının Kıpçaklarla tanışıklığı tarihin derinliklerine uzandığı göz önüne alınırsa ve başka dillerde de anlamı tespit edilememişse, yer adı “üzüm-şarap”la ilgili olup, Kıpçaklarla bağlantılı addır. Türkçe.
BORO, Eğridere köyü, Çaykara.
“Boro, Peçenek ve Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 276)
Kırgızca boro: Kocaman, büyük. (YUHADİN, 1994)
Boro’nun deresi, Eskice köyü, İkizdere.
Boro mah. Sevinç köyü, Maçka. Türkçe.
BORTHEV, Salnamede Yukarı Acara köyü.
Bort-hev. Bört: Kurt yavrusu. (ÇAĞBAYIR) Türk dünyasında börte: Erkek kurt. Gürcüce hevi> hev: Dere. Börthev: Kurt deresi. Türkçe-Gürcüce.
BORUGİL mah. Esenkaya köyü, Yusufeli.
Boru-gil. “Boru ile başlayan Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 157) Akraba adı. Türkçe.
BOSELT/ Okumuşlar köyünün adı, Artvin.
Gürcüce boseli, akhori: Ahır. Boselit: Ahırlar.
Boselta mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Boselta mah. Demirci köyü, Şavşat. Gürcüce.
BOSKANAT mah. Tepeköy, Şavşat.
Belki “bostan-at”tan. Belirsiz.
BOSTANLI mah. Çardaklı köyü, Arsin.
“Bostan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 158) “Türkmen boyundan Bostancı, Bostanlu cemaatleri.” (SAKİN, 2006, s. 113) Bostancı, Avşar Türkmen boyunun bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 365)
“Bostancı: Saraylarla kasırların bekçiliğini yapan ve zabıta işleriyle de alakadar bulunan asker.” (PAKALIN, c. I s. 239) Bostan, Bostancı, askeri sülale.
Bostanlı mah. Sındıran köyü, Maçka.
Bostanlı mah. Yaylabaşı köyü, Maçka.
Bostanati, Uğurköy, Borçka.
Bostan-at-i. Bostanat: Bostanlar. (bk. –et eki)
Bostanoğlu mah. Çiçekli köyü, Arsin. Türkçe.
BOŞNAK
“Trabzon’a Balkanlardan sürgünler olduğu, Arnavut ve Boşnakların da bunlar arasında önemli yer aldığı Trabzon Tahrir defterlerinde mevcuttur.” (BİLGİN, 2002, s. 111)
Boşnak: Bosnalı. (ACAROĞLU, 1999, s. 41) Doğu Karadeniz’de dirlik sahipleri arasında Boşnak asıllı kişiler de vardır. (SÜMER, 1992, s. 92)
Boşnaği mah. Dernek köyü, Pazar.
Boşnaği mah. Alçılı köyü, Pazar.
Boşnak mah. Soğuksu köyü, Kalkandere.
Boşnakli mah. Seselidere köyü, Çayeli.
Boşnakoğlu, İnanlı köyü, Yusufeli. Türkçe.
BOTAM, Çaykara’nın Eğridere köyü mahallesi.
Rumca potam: Dere. “Potamia, Yunancaya yörenin antik kavimlerinden olan Pelasgların dilinden geçmiştir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 86)
Botamli, 1878 yılı salnamede Vakfıkebir köyü.
Botamlı> potamlı: Dereli, deresi olan. Türkçe yapım eki almış sözcük.
Botamiya/ Derecik köyünün adı, Akçaabat.
Botom-iya: Dereli. (bk. –iya eki) Türkçe ek almış Pontusça ad.
BOV deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Kıpçakça böv: Örümcek. (TOPARLI, 2007) Azrice bövi: Sidik. (ALTAYLI) Türkçe.
BOTONOZ/ Bozdoğan köyünün adı, Akçaabat.
Boton-oz. Türkçe “-oz” eki almış sözcük.
Botum, Varsak Türkmenlerini Atçeken grubunun kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 368) Belirsiz.
BOYA/ Yolbaşı köyünün adı, Kalkandere.
“Boya, Yörükân Taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 250) “Boyacılu, Peçeneklerin bir kolu.” (SÜMER, 1999, s. 319)
“Boya, Türkçe “boy”dan.” (EYUBOĞLU, 1995)
Boya düzü yaylası, Çamlık köyü, İkizdere.
Boya rakani, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Lazca rakani: Tepe.
Boyalık, Yalıköy mah. İyidere. Türkçe.
BOYEN, Gündoğan köyü, Ardeşen.
Boy-en. Boy, Uz boyu Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 159)
Boyen: Uzlar. (bk. –an eki) Belirsiz.
BOYNUYOĞUN KARYESİ, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Tirebolu köyü.
“Boynuyoğunlu, Çavuldur boyunun Dulkadırlı Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009) Türkçe.
BOZACİŞİ, Ocak köyü, Pazar.
Bozacı, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
BOZAGET yaylası, Demirdöven, Yusufeli.
Boza-get. Boza, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 183) Türkçe boza: Güç, kuvvet. (LAYPANOV, 2008, s. 137)
BOZLOBİYA, Esenkıyı köyü, Hopa.
Boz fasulye. Türkçe.
BOZOĞLU, Derebaşı köyü, Pazar.
“Bozoğlu, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 255) “Bozlu/ Bozoğlu, 1691–1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 64)
“Eski Türkçe boz: Bahadır.” (ATALAY, 1936, s. 34)
Bozogil değirmeni, Şalcı köyü, Şavşat.
BÖĞREKLER mah. Atalar köyü, Şavşat.
Bögrek-ler. “Böğrek, Avşar Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 398)
Beyrek, Bir bölümü Karadeniz bölgesinde geçen Dede Korkut hikâyelerindeki kahramanlardan biri. Türkçe.
BÖVER yaylası, Yamaçüstü köyü, Yusufeli.
Uygurca böver: Güney, güneşin battığı taraf. (ÖZTUNCER, 2006) Türkçe.
BRANDA düzü, Subaşı köyü, Hopa.
Yöre ağzına uydurulmuş. “Berendi, Peçeneklerin bir kolu.” (RASONYİ, 1993, s. 132) Türkçe.
BUCAK, Termik mahallesinin adı, Hopa.
“Bucak, Bucaklı, Bucaklu değişik Türk boylarının kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 163)
Kıpçakça bucak: Bucak, köşe.
Bucağli deresi, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Bucaklı, Türkmen boyu. (İLLİYEV, 2010, s. 15) Türkçe.
BUCUR/ Akantaş köyünün adı, Murgul.
“Bucur, eski Uygur döneminde silah dağıtımı ile ilgili vesikalarda adı geçen şahıs adı veya unvanlardan.” (SÜMER, 1999, s. 81) “Buçur, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 181) Kırgızca büçür: Tomurcuk. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
BUÇAN, Başköy, Pazar.
“Buçan adı, eski Uygurca “kişi adı” olarak gösterilmektedir.” (CAFEROĞLU, 2011) Belirsiz.
BUÇE/ Güvercinli köyünün adı, Hopa.
Buç-e. (bk. –e eki) Eski Türkçe buç: Son, uç. (ÇAĞBAYIR) Uçta, kenardaki yer. Türkçe.
BUÇUGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Buçu-gil> Buçu sülalesi. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
DLT’te buçi: Bir çeşit kubuz. (çalgı) Buçu> Buçuk, Kuman Kıpçak adı. (RASONYİ, 1983, s. 45) Uygurca bücü: Cin. (ÖZTUNCER, 2006) Türkçe.
BUDAÇUGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Buda-çu-gil, “-çu” yapım eki almış sözcük. Eski Uygurca buda: Üzüm. (CAFEROĞLU, 2011) Budacı: Üzümcü. Akraba adı.
Budiat, Sundura mah. Hopa.
Budaat> budi-at: Üzümler. (bk. -at eki)
Budiva, Hürriyet mah. Fındıklı.
Budi-va. (bk. –a eki) Türkçe.
BUKAVUR mah. Zeytinlik köyü, Artvin. (bk. avur)
BUKAZE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Buk-aze. Büklü, Anamuslu Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s. 165) Türk dünyasında buk: Kayın ağacı. (KTLS) Gürcüce “dze” eki Farsça “zade” anlamında. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151) Akraba adı. Türkçe-Gürcüce.
BUKLA mah. Yavuzköy, Pazar.
Lazca bukla: Tomruk.
BUL, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Bul, Türk boyu. (CEVİZOĞLU, 1991, s. 123) Diğer dillerde anlamı yoktur. Kıpçakça bul-: Azletmek. (TOPARLI, 2007)
Bul-a, Sulak köyü, Pazar. (bk. –a eki)
Bulbat, Kale mah. Arhavi.
Bul-b-at. Bullar. (bk. –at eki)
Bulep, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Pazar köyü.
Bul-ep: Bullar. (bk. –epe eki)
Bulepi mah. Pazar. Bullar. Türkçe-Lazca.
BULAKİYA yaylası, Üçgedik köyü, Maçka.
Bulak-iya. Kıpçakça bulak: Kaynak, memba. (TOPARLI, 2007) Kırgızca bulak: Pınar. (YUHADİN, 1994) Bulak-iya: Pınar yeri. (bk. –iye eki) Türkçe.
BULAKO mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Bulak-o. (bk. –a eki) “DLT’te bulak: Türklerden bir bölük.” “Bulak, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 89) “Bulak, Altınordu hakanı.” (ÖZTÜNA, c. I, s. 257)
Uygurca bulak: Su kaynağı. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 137) Kıpçakça bulak: Kaynak, memba. (TOPARLI, 2007) Kırgızca bulak: Pınar. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
BULALİS/ Meyvalı köyünün adı, Of.
“Bizans kaynaklarında göre Peçenek kabile-lerinden alınma yer adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 264)
Pulal-is, “bilal”dan. (bk. –is eki) Rumca ek almış Türkçe ad.
BULDUĞET mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Bulduğ-et. Bulduklar, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 165)
Bulduk, Çepniler arasında kullanılan Türkçe adlardan. (SÜMER, 1992, s. 119) Bulduket: Bulduklar, Türkmenler, Çepniler. Türkçe.
BULİVATİ, Kocaköprü köyü, Pazar.
Kiraz yurdu. (bk. -vat eki)
Buli duzi, Çınarlı köyü, Fındıklı.
Mbuli zeni, Suçatı köyü, Pazar.
Kiraz düzü. Lazca.
BULUGA mah. Kutlugün köyü, Trabzon.
“Buluca, Varsak Türklerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 414)
Bulug-a. (bk. –a eki) “Bulug, tarihi Türk kişi adı.” (ATALAY, 1936) Kıpçakça bulukluk: Geçimsizlik. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
BULUNTİ, Çamlık ve Demirkapı köyü, İkizdere.
Buluntu: Sahibi bulunmayan mal. Türkçe.
BULURDZUGİ, Güngören köyü, Arhavi.
Bulur-dzugi. Bulur, belki “pilur”dan. Ermenice pilur: Tepe. Dzugi, belki “düz”den. Düz tepe. Belirsiz.
BULUŞKİ mah. Helvacı köyü, Akçaabat.
Buluş-ki. DLT’te buluş: Kişinin yaptığı bir işten ettiği kazanç. Türkçe
BULYAT, Esenkıyı köyü, Hopa.
Bul-yat. Kıpçakça bul-: Azletmek. (TOPARLI, 2007) Bulyat: Azledilenler. (bk. -at eki) Belirsiz.
BUNA/ Yeşitepe köyünün adı, Ardeşen.
Bun-a. (bk. –a eki) Bun Turki, Erken Türkler. (LEZİNA, 2009, s. 166)
“Eski Türkçe mung> bung> bun: Sıkıntı ve Farsça bun/ bün: Dip, son, aşağı taraf. (ÇAĞBAYIR) Çağatayca bun: Orman, ağaçlık tepe, geçit. (KUNOS) Buna> bun: 1. Kabile adı. 2. Aşağı taraf. 3. Orman, ağaçlık, tepe. Türkçe.
BURAT mezrası, Dereiçi köyü, Yusufeli.
“Burat, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 166, 349)
Bur-at. Arapça bur: tarıma elverişli olmayan tarla: Burat: Verimsiz tarlalar. (bk. –at eki) Türkçe.
BURBUCİ mah. Köprüköy, Ardeşen.
Lazca burbu: Yarasa. Lakap.
BURÇİ, Muratköy, Çamlıhemşin.
Burç-i. (bk. –i eki) “Burçoğlu, Kıpçak boylarından.” (GOLDEN, 2006, s. 171) “Burciler, Kıpçak federasyonunun alt kabilelerinin adıdır.” (BUDAYEV, 2009, s. 94) “Burcoğlu, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 179)
Kıpçakça burç: Biber. (CAFEROĞLU, 1931)
Burçula Yavuzlar mahallesi, Ardeşen.
Burç-ul-a. (bk. –a eki) Burçul: Burçoğlu. (bk. –ul eki)
Burçul oni, Muratköy, Çamlıhemşin.
Burçul oni: Kıpçakoğlu yeri. (bk. –ona eki)
Burçul oni, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin. Türkçe-Lazca.
BURĞEPUNA, Hasköy, Pazar.
Burğe-puna. DLT’te bürge: Pire. Bürgepuna: Pire yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
BURİL mezrası, Veliköy, Şavşat.
Bur-il. Arapça bur: Ekime elverişli olmayan tarla. (ÇAĞBAYIR) Buril: Kıraç yer. Türkçe.
BURNAZLAR, Gölyayla, İkizdere.
Burnazlu, Türkmenlerin Cerit kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 168) “Burnazlu cemaati, Türkmen Cerid taifesinden.” (SAKİN, 2006, s. 118)
Bayburt’un Burnaz köyü. Burnaz: İri ve uzun burunlu. (EREN, 1999) Burn-az, “burun azması”ndan. Türkçe.
BURSİYET mah. Yarbaşı köyü, Yusufeli.
Bursi-yet. “Bursa, Türkler tarafından Pamir’den Macaristan’a taşınan yer adlarından.” (RASONYİ, 2006, s. 77)
Farsça bürs: Ardıç ağacının meyvesi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bürsiyet: Ardıç meyveleri. Türkçe.
BUŞUR suyu, Çahmut yaylası yakınında, Çaykara.
İkizdere’nin Eskice köyüne yakındır. (bk. puşur) Türkçe.
BUTİETİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Buti-et. Eski Uygurca buti: Cin, peri, umacı. (CAFEROĞLU, 2011) Butiet: Cinler… (bk. –et eki) İnançla ilgili ad. Türkçe.
BUYANİ KEDİ, Maral köyü, Borçka.
Gürcüce kedi: Tepe, doruk. Buyani kedi: Bu taraftaki tepe. Türkçe-Gürcüce.
BUYUKLET, Çamlıköy, Hopa.
Buyuk-l-et: Büyükler. (bk. –et eki) Büyük ile başlayan değişik Türkmen oymakları. (LEZİNA, 2009, s. 171)
Buyuk Yaylacılar köyü, Fındıklı. Türkçe.
BÜK değirmeni, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
“Bükli, Bilge Kagan kitabelerinde yer adlarından.” (SİMİÇ, 2005)
DLT’te bük: 1. Tomurcuk. 2. Köşe bucak. Eski Türkçe bük: Böğürtlen. (ALKAYIŞ, 2007) Şalpazarı’nda bük: Düzlük. (GÜLAY) Lazca buki: Ağaç kökü. (ERTEN, 2000)
Bükbaşı, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Düzlüğün başı. Türkçe.
BÜRÜCEK köyü, Derepazarı.
Bürüçek, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
BZATA mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Baz-at-a. (bk. -a eki) “Eski Türk yazıtlarında baz: Garip, yabancı.” (ORHUN, 1994, s. 773) Kıpçakça baz: Sulh. (TOPARLI, 2007) Bazat: Yabancılar. (bk. -at eki) Belirsiz.
CABAĞET mezrası, Günyayla köyü, Yusufeli.
Cabağ-et. Çabak, Kuman adlarından. (RASONYİ, 1983, s. 36) Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde çabak: Balık. (PRÖHLE, 1990) Çabaket: Balıklar, Kumanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
CABAT/ Sulak köyünün adı, Pazar.
“Cabatı, Kazak boyu ve Çabat, Kumandı boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 172, 191)
Cab-at. Orhun abidelerinde çab: Şan, şöhret. (ORKUN, 1994, s. 789) Çabat: Şanlılar, şöhretliler. (bk. –at eki) Türkçe.
CABİYET mah. Maden köyü, Artvin.
Cabi-yet. Oğuzlarda Cabı oymağı. (SÜMER, 1999, s. 156) Cabiyet: Cabiler. (bk. –et eki) Çepni’den.
Arapça cabi: 1. Vergi tahsildarı. 2. Çekirge. (DEVELLİOĞLU, 1980) Cabiyet: Oğuzlar. Tahsildarlar. Çekirgeler. (bk. et eki) Türkçe.
CABOİTİ mah. Sugören köyü mah. Hopa.
Kökü “cab”dır. Çepni adının bölgedeki çeşitlemelerinden biridir. Kayıtlarda da aynı yer “ceboğlu” vardır. Caboit> cabit: Cablar, Çepniler. (bk. –it eki) Bölgede Çepni adı, “Cab, Cap, Ceb, Çep gibi adlar almıştır. Türkçe.
CABRAZE mezrası, Serinsu köyü, Yusufeli.
Kökü “cabdze> Caboğlu”dur. Eski Türk Yazıtlarında çab: Şan, şöhret. (ORKUN, 1994, s. 789) Çap, Çepni ile bağlantılı ad. Gürcüleşen Çepniler olmuştur. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
CABRİKET mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Cabri-ket. Çaprı: Çırpı. (DS) Ermenice ket: Irmak. Blirsiz.
CACİVAT/ Akmescit köyünün adı, Pazar.
Cacirat, bir Moğol boyu. (ÖLMEZ, 2003, s. 119)
Caci-vat: Cacılar vatanı. (bk. –vat, -it eki) “Cac ve caci: Taşkent’le ilgili, Taşkent’e ait olan.” (ÇAĞBAYIR)
Cacivat: Taşkentliler. Taşkent’ten gelenlerin anısı.
Lazca çaça, çaçi: Kuru yaprak. Çaçivat: Kuru yaprak yurdu, ağacı bol yer. Yapraklı. Lazca. Türkçe-Lazca.
CADİŞ pınarı, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Cadiş, “cadı”dan. Türkçe.
CAFERİ/ Caferli köyünün adı, Vakfıkebir.
“Cafer, Türkmen kolu.” (SAKİN, 2006, s. 121)
Caferi, Hz. Ali’nin soyundan Caferi mezhebini kuran ve Hanefi mezhebinin kurucusu İmam Azamın hocası İmam Cafer. Çepni Türklerinin izi.
Cafergil mah. Kirazalan köyü, Yusufeli. Türkçe.
CAGERA/ Ağaçlı köyünün adı, Akçaabat.
Cager-a. (bk. –a eki) “Cagar, Oğuz birliğini oluşturan kabilelerden biri.” (KARA, s. 99)
“Pontus kaynaklarına göre cakera, Türkçe çakır, doğanla kuş avlayan… anlamlarına gelir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 67) Türkçe.
CAHBEYİK yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
Cah-beyik. Farsça cah: Mevki, yer ve çah: Çukur. Ermenice çah: Çalı. Beyik, “büyük”ten. Çahbeyik: Büyük yer, çukur yer. Türkçe.
CAHÇE, Esenkıyı köyü, Hopa.
Farsça çah: Kuyu, çukur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Cahçe: Çukurca. (bk. –ca eki) Türkçe.
CAHMUT yaylası, Çaykara.
Cah-mut. Farsça çah: Kuyu, çukur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çahmut: Çukurlar. (bk. -ut eki) Yörede çahmut: Çamur. Yöresel.
Cahmut, Alanbaşı köyünde orman, Yusufeli. Türkçe.
CAKORİ, eski kayıtlarda Akçaabat köyü.
“Pontus kaynaklarında Türkçe olup, “çakır” anlamını taşır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 68) Türkçe.
CAKŞUNA deresi, Yolgeçen köyü, Arhavi.
Cak-ş-una, “ş” kaynaştırma sesidir. Kıpçakça çak: Kuvvet, güç. (TOPARLI, 2007) Çakşuna: Güçlü yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
CALA mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
“Cala, Oğuz oymağı.” (BEYOĞLU, 2000, s. 274) “Çala, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Lazca çala: Dere. (ERTEN, 2000) Gürcüce cala: Koru. Azerice çala: Çukur yer. Artvin’de cala: Çayır. (İLKER, 1990, s. 326) Yöresel. Lazca. Gürcüce. Türkçe.
CALAT mah. Çukurköy, Şavşat.
“Çalatlu, Varsak Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 499)
Çağatayca çalad: Çamur, balçık. (ERBAY, 2008, s. 158) Türkçe.
CAMANDAR mah. Peynirli köyü, Ardanuç.
Çamandar, Yukarı Kür ve Çoruk boylarındaki eski Kıpçak boyu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Çamandar/ samandar, Hazar başkenti. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 71) Türkçe.
CAMİKARİ mah. Uğurköy, Borçka.
Gürcüce kari: 1. Kapı. 2. Kısım. Cami kari: Cami kapısı, cami civarı. Türkçe-Gürcüce.
CAMYAR dağı, Şalcı köyü civarı, Şavşat.
Cam-yar. Cam, “çam”dan. Çamyar: Uçurumlu yerdeki çamlar dağı. Türkçe.
CANEVR mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Can-evr. Evr, “ev”den. Kıpçak evi. Çerkez evi. (bk. CANCİR)
CANCİR yaylası, Madenköy, Şavşat.
Can-cir. Yer> yir> cir. Cancir: Kıpçak yeri. “Canlu, Kıpçakların Bulgarlı taifesi.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 438)
“Hun veya Sün (Sun), değişik fonetik çevrelerde San, Syen, Jan, Şan, Çan, Çın vs. şeklini almıştı.” (ZEKİYEV, 2007, s. 65) Can, Çerkezlerden bir kabile. (GRİGORİANTZ, 1999, s. 110)
DLT’te Can, bir Uygur şehrinin adı.
Arapça cann: Cin taifesi. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bölgenin “Osmanlı kayıtlarında Çıtak, Cani, Cil, Türkman, Tatar, Kocaman adları zimmî (Hıristiyan) oldukları, Türk boyu ve oymaklarına mensup cemaatlerdir.” (BOSTAN, 2002, s. 346) Cancir: Kıpçak yeri, Cinli yer… Türkçe.
CANİŞOYİ mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Kökü Can-oy-i. (bk. –i eki) Caniş “can”dan. Kıpçakça oy: Vadi. Kıpçak vadisi, Çerkez vadisi… Kafkas. Türkçe.
CANİT mah. Düzköy, Borçka.
Can-it: Canlar, Kıpçaklar. Çerkezler, Cinler. (bk. –it eki)
CANUT mah. Aşağışimşirlik köyü, Çamlıhemşin. (bk. CANCİR)
Can-ut: Canlar, Kıpçaklar, Çerkezler. Türkçe.
CANAYER/ ZANAYER/ Buzluca köyünün adları, Araklı.
Cana-yer. İkinci kelimesi Türkçedir.
Cana, Çerkezlerden bir aşiret. (TÜRKAY, 1979)
Zana-yer: Zann, bölgenin antik kavimlerinden. Zanayer: Zanların yurdu.
Kazakça cana: Yeni. (KENESBAYOĞLU, 1984) Canayer: Yeni yer. Kafkas. Antik.
CANBUR/ DAYNA/ Elmaköy’ün adı, Trabzon.
Can ile başlayan değişik Türk kabileleri.
Arapça bur: Ekime elverişli olmayan tarla. Canbur: Can’ın tarlası.
Köyün diğer adı Dayna. “Daynak, Moğol boyunun Tataran-ı Mugal taifesinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 601) Belirsiz.
CANCA mah. Yamaçdere köyü, Ardeşen.
“Canca, Gümüşhane’nin eski sikkelerdeki adı.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 469)
“1515-1520’de Gümüşhane için “Karye-yi Eski Canca, 1583’de karye-yi Nefs-i Canca-yı Maden” olarak Görülür. (Trabzon, 2006, c. ı s. 145, Türk Ocakları Trabzon Şubesi Ya.) Ermenice canc: Sinek.
Canca mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
Canca mah. Zafer Mahallesinde, Pazar.
Canca yaylası, Artvin.
Canca/ Balsu mahallesinin adı, Rize.
Cancava/ Cafer Paşa köyünün adı, Çayeli.
Canca-va. (bk. –a eki)
Canco, Balsu mah. Rize.
Canca’dan. Canca, Gümüşhane’den gelenler. Türkçe.
CANCAK mezrası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Can-cak. Can, bir anlamı da “çok sevilen”dir. Cak, yer adları yapar. Kuyucak, Bulancak... Cancak: Çok sevilen yer. Cin yeri. Türkçe.
CANENİ/ Cevizli köyünün adı, Akçaabat.
Caneni, Pontus dilinde Türkçe sözcük olarak gösterilmektedir. (KARAGÖZ, 2006, s. 67)
Can-en-i: Canlar, Kıpçaklar, Çerkezler. (bk. –en eki) (bk. CAN) Türkçe.
CANCİK, Çat köyü yaylası, Hemşin.
“Cancik, Döğer Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 436)
Ermenice cancik: Küçük sinek. (bk. -cik eki, Türkçedir) Türkçe. Ermenice.
CANDAR, Şalcı köyü, Şavşat.
“Candarlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 176) “Candar, Döğer ve Kınık Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 437) “Candar, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 486)
Farsça candar: 1. Silahlı kimse. 2. Muhafız, korucu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
CANGAHUR mezrası, Kemalpaşa, Hopa.
Canga-hur. Canga: Küçük bakraç, kova ve hur: Yiyecek, azık. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
CANİK sancağı ve CANİK dağları.
“Canikler, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 177) “Canikler, Avşar kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 437)
“Canik, Trabzon vilayetine bağlı dört sancak-tan birinin adı idi.” (PAKALIN, c. I s. 258)
Çağatayca çanık: Havanın bozukluğu, bulut. (KUNOS, 1902, s. 39) Türkçe.
CANKARİYA/ Çimenli köyünün adı, Akçaabat.
“Çankaraçı, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 198) “Cankara, Yörükan taifesi.” (TÜRKAY, 269)
“Cankar, Türklerde bir başbuğ.” (GUMİLEV, 2007, s. 185)
Cankariya: Cankar’ın yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
CANO/ ÇANO yaylası, Çamlıhemşin.
“Cano, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 269)
Çano, “çino, çine”yi çağrıştıran ad. Moğolca çine: Kurt. (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
CANPET/ Meyvalı köyünün adı, Fındıklı.
Cambet, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 175)
Can-p-et. “Canlu, Kıpçakların Bulgarlı taifesi.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 438)
Can, Çerkezlerden bir kabile. (GRİGORİANTZ, 1999, s. 110)
Can-p-et: Canlar, Kıpçaklar. Çerkezler. (bk. –et eki) Türkçe.
CANPOLAT/ Pehlivantaşı köyünün adı, Rize.
“Canbolat, 1453–1650 yılları arasında Anadolu cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 436) Türkçe.
CANUKA mah. Tonya.
Canuk-a, “canik”tan. Türkçe.
CAPOSMANLAR mah, Yeşilyurt, Güneysu.
Cap, Çepni adının bölge ağzında aldığı adlardan biri. Çebi, Ceb, Çep, Çap... gibi çeşitlemeleri bölgede sıkça görülür. Cap> Çepni Osmanlar. Türkçe.
CAPUNİ yaylası, Çamlıhemşin.
Cap uni: Çepni yeri. (bk. –ona eki) (bk. ÇEPNİ) Türkçe-Lazca.
CARA/ ÇARA/ Çıralar köyünün adı, Ardanuç.
“Çara, Türk kavim adı.” (ATANİYAZOV, 2005, s 97) “Çara, Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172)
Uygurca cara: Kirpi. (KTLS) Tatarca çara: Büyük ağaç tabak. (GANİYEV, 1997) Kırgızca cara-: Hoşa gitmek. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
CARAT/ CARET/ Köprüyaka köyünün adı, Şavşat.
Carat, Türk uruk isimi. (TOGAN, 1981, s. 41)
Kıpçak kökenli Kafkas Malkar Türklerinde carat: Beğenme, hoşlanma. (TAVKUL, 2000)
Car-et. Car: Çarşaf. Yar. Caret: Yarlar. Çarşaflar. (bk. –et eki)
Carat mah. Altıparmak köyü, Yusufeli. Türkçe.
CARCİVAT/ Akmescit köyünün adı, Pazar.
Carci-vat. Ermenice car: Çözüm, konuşmak. (GOSHGARİAN) Eski Türkçe çar: Dere. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 34) Çağatayca car: Askere sefer haberini eyleyen kişi. (GÜZELDİR, 2002, s. 292) Kazakça car: Yar, uçurum. (KENESBAYOĞLU, 1984) Özbekçe car: Yar, uçurum. (YUSUF, 1994) Kafkas Malkar Türklerinde car: Yar, uçurum. (TAVKUL, 2000)
Arapça izar> car: Kadın örtü çeşidi. (EREN, 1999) Ardanuç’ta çar: Kadınların eskiden sokaklarda giydiği giysi, çarşaf. (ÖZKAN, 1994, s. 104)
Dokumacılıkla ilgili meslek. Dereli yurt.
Carci: Car ören. Carcivat: Carcilar yurdu. (bk. –vat eki) Moğolca carçi: Hizmetçi. (LESSİNG, 2003) Türkçe-Lazca.
CARİHOZ/ Dağsu köyünün adı, Rize.
Carih-oz. Carih, Arapça “cerh”den. Carih: Yaralayan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Carihoz: Yırtıcı hayvan vadisi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
CARİSHEV deresi, Şenocak köyü, Şavşat.
Caris-khev. “Çariş, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 185) Gürcüce hev: Dere. Çarişkhev> cariskhev: Kıpçak deresi.
Gürcüce cari: Ordu, askeri birlik. (ARISOY, 2010) Türkçe “çeri”den. Çarishev: Ordu deresi.
Carishev kalesi, Dutlu köyü, Şavşat.
Carishev/ Sebzeli köyü adı, Şavşat. Türkçe-Gürcüce.
CATELLER mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Cat-el. “Cat, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 179) Catel: Türkmen yurdu.
Çatel: Karşılaşılan yer. Türkçe.
CAVANA/ Salacık köyünün adı, Akçaabat.
Cavan-a. (bk. –a eki) “Cavanlar, Osmanlı dönemi aşiretlerinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 67)
Sözcüğün öz biçimi Farsça “civan” sözünün yöre ağzında aldığı değişik şeklidir. (KARAGÖZ, 2006, s. 68)
Farsça civan: Genç, yakışıklı. Türkçe.
CAVİ, Uğur deresinin bir kolu, Maçahel, Borçka.
Cav-i. (bk. –i eki) Cav, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY)
“Farça çah> cav: Banyo yapılan yer.” (ÇAĞBAYIR)
Cavret mah. Irmakyanı köyü, Yusufeli.
Cav-r-et: Cavlar, Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
CAYERA/ Akdamar köyünün adı, Akçaabat.
Ca-yer-a. (bk. –a eki) Kıpçakça ça: Bir şeyi severken kullanılan kelime. (TOPARLI, 2007) Çayer: Sevilen yer.
Cayer, “çayır”dan. Türkçe.
CAZOĞLİ mah. Derbent köyü, Fındıklı.
Çazlu, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 200) Türkçe.
CEBECİ mah. Dağdibi köyünün adı, Pazar.
“Türkmen boyundan Cebelü cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 122)
Cebe, ünlü Moğol komutanı. Moğolca cebe: Savaş araç ve gereci, silah ve mühimmat. (LESSİNG, 2003)
Osmanlı’da “cebeci: Harp aletleri, levazımı yapan, bunları muhafaza ve harpte mevzilere ve tabyalara kadar sevk eden bir kısım ordu mensupları unvandır.” (PAKALIN, c. I s. 261) Askeri sülale adı.
Cebeci değirmeni, Ortaköy, Güneysu. Türkçe.
CEBELİ MUNTİHA dağı, Uzungöl civarı, Çaykara.
Arapça cebel: Dağ. Muntiha, “mıntıka”dan. Dağ mıntıkası. Türkçe.
CEBERET dağı, Artvin-Rize sınırında.
Ceber-et. Ceberli Türkmen obasının Şerefli oymağından. (ORHUNLU, 1987, s. 144) Ceberlu, zorunlu iskana tabi tutulan oymaklardan. (ORHUNLU, 1963, s. 71)
Arapça ceber: Cebriye tarikatının diğer bir adı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ceberet: Ceberler, Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
CEBRİGEL mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Cebri-gel. Cebri gelenler, zoraki gelenler, sürgün edilenler. Türkçe.
CEÇELUMU yaylası, Çamlıhemşin.
Çeçelü, 1691–1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan Türkmen oymaklarından. (ORHUNLU, 1963, s. 56)
Ceçelume mezrası, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin. Belirsiz.
CEÇHASANOĞLİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ceç, “cece”den. “Ceceli Hasanoğlu, Beğdili Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 180) Türkçe.
CEDLİYAN mah. Ortaköy, Artvin.
Cedli-yan. Cedli> cetli: Atalı, soylu. Cedliyan: Soylular. (bk. –yan eki) Akraba lakabı.
Cedliyenti mah. Demirci köyü, Şavşat. Türkçe.
CEDRUL mah. Çukurköy, Şavşat.
Ced-r-ul. Ced> cet: Ata. Çok Türk ağzında ol, ul: Oğlu. (bk. -ul eki) Cedrul: Cedoğlu. Belirsiz.
CEĞALVER dağı, Hemşin.
Lazca ceğalveri: Güneşin doğduğunda ışıkların vurduğu yer. (ERTEN, 2000) Lazca.
CEHERNEM DERE mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı. Türkçe.
CELAVATA mezrası, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Arapça cela: Gurbete gitme, memleketten ayrılma. (DEVELLİOĞLU, 1980) Celavata: Gurbet yeri. (bk. –vati eki) Türkçe-Lazca.
CELİCİVAR mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Celi-civar. Arapça celi: Aşına, belli. (ÇAĞBAYIR) Celicivar: Bilinen yer. Gürcüce cvari: Haç. Türkçe.
CEMAG yaylası, Sıraköy, Çamlıhemşin.
“Cemah, Kafkas Hunların tabi boy olup Kıpçak soyludur.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 47)
Ermenice cermag: Beyaz. (GOSHGARİAN) Yine Ermenice cmak: Gölgeli. Moğolca camag: Balçık, çamur. (LESSİNG, 2003) Yörede camag, “kuzey” olarak da bilinir. Yöresel. Türkçe.
CEMAL, 1515 kayıtlarına göre Of’un köyü. (UMUR, 1951, s. 46)
Cemaller, Avşarlı Türkmen boyunun yaygın cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 468) Türkçe.
CEMTUMANİ, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Cem-tuman. Arapça cem: Toplama, toplanma. Cemtuman: Dumanların toplandığı yer.
Cem vadu ırmağı, Bucak köyü, Pazar.
Irmakların toplandığı vadi. Türkçe.
CENGELEK yaylası, Şavşat.
“Cengerler, Salur Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 470)
“Moğolca-Türkçe, cengel-e, insanların bir yerde halka kurup avı yakalaması.” (ÖGEL, 2000, c. VII s. 189) Farsça cengel: Orman. Belirsiz.
CENNETİ ÇARİ ırmağı, Merdivenli köyü, Pazar.
Cennet suyu, güzel su. Türkçe-Lazca.
CENUKU mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Kökü “cenik” olan sözcük. (bk. –u eki) “Cenik: Atik, becerikli ve Farsça cenik: Havası sıcak ve nemli yer.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
CEP, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Bölgede Cep, “Çepni”nin aldığı adlardan biridir. Cap, Cab, Ceb, Çap, Çep, Çab, Çeb adları Çepni adının diğer çeşitlemeleridir. Türkçe.
CERA/ Çamlıdere köyünün adı, Akçaabat.
“Cera, Pontus dilinde Türkçe sözcük olarak gösterilmektedir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 67) Cerahler, Çeçenlerin bir kolu. (BERJE, 1958, s. 15)
Farsça çera: Otlak. (ÇAĞBAYIR)
Cera/ Kavaklı köyünün adı, Çarşıbaşı.
Cera. Türkçe. Kafkas.
CERAH yaylası, Ataköy köyü, Çaykara.
“Cerahli, Bayat Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 181)
Arapça cerrah: Doktor. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mecazen şifalı yer. Eski Türkçe çerağ: Dağın kılıcı. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 34) Farsça çerağ: Yağ kandili. Türkçe.
CERECİVATİ mah. Irmakköy, Pazar.
Cereci-vati. “Cereciklü, Türkmenlerin Kavurgalu boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 181)
Arapça cere: Bir malın yıllık kirası. (ÇAĞBAYIR) Cereci vati: Kiralık yer. Türkçe-Lazca.
CERAT, Fıstıklı köyü, Artvin.
Arapça cerad: 1. Çekirge. 2. Yağmacılar takımı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
CERENÇON mah. Çataldere köyü, Çayeli.
Ceren-ç-on. Moğolca ceren: Ceylan. (LESSİNG, 2003) Cerençon: Ceylanlar. (bk. –an eki) Türkçe.
CEVANUT, Subaşı köyü, Pazar. (KUYUMCU, 2006, s. 861)
Cevan-ut. “Cevanlu, Avşar Türkmen boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 475) Cevanut: Cevanlar, Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
CEVATOZ/ Yerelma köyünün adı, İkizdere.
Cevat-oz. Cevatoz: Cevat’ın vadisi. (bk. –oz eki)
Arapça cevad> cavat: Eli açık, cömert.
Çevatiş mah. Arılı köyü, Fındıklı. Türkçe.
CEVDANİ mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
Cev-d-ani. Farca cev: Arpa. (DEVELLİOĞLU, 1980) Cevdani: Arpalık. (bk. ona eki) Türkçe.
CEVİTLİ mah. Çataldere köyü, Çayeli.
Cev-it-li. Farsça cev: Arpa. Cevit: Arpalar. (bk. –et eki) Cevitli: Arpalıklar. Türkçe.
CEVRERİ mah. Yamaçdere köyü, Ardeşen.
“Cevheri”den. Türkçe.
CEYMAKCUR yaylası, Çamlıhemşin.
Ceymak-cur. Ceymak, “kaymak”tan. Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir. (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Ceymakçur: Kaymak su.
Ermenice cermag: Beyaz. Ceymak çur: Beyaz su. Ermenice.
CEZAYİRLİ mah. Çamlıca köyü, Akçaabat.
Cezayir’den gelenlerle ilgili ad. Türkçe.
CEZNAR mah. Çağlayan köyü, Yusufeli.
Cez-nar. Arapça cez: Ada. Yörede “-ler, -lar” çoğul eki“nar” şeklinde söylendiği olur. (bk. -nar eki)
Ceznar> Cezlar: Adalar, bölüm yerler, parça yerler. Türkçe.
CĞANİVATİ mah. Yücehisar köyü, Pazar.
Cğani-vati. Cihan, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 183) Cihan’ın yeri. Türkçe-Lazca.
CİALET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Cial-et. Çığalu, Eymür Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Arapça ciale: Ücret. Cialet: Ücretler. (bk. –et eki) Gürcüce ciali: Işık saçmak. Belirsiz.
CİBİ mezrası, Akarsu köyü, Maçka.
“Çebi”den bozma sözcük. Türkçe.
CİBİSTAS, Kavaklıdere’nin adı, Ardeşen.
Kıpçakça cibis: Alçı taşı ve tas: Tas. (TOPARLI, 2007) Tas, “taş”tan. Cibistaş: Alçı taşı. Belirsiz.
CİCİOĞLU mah. Kılıçkaya köyü, Yusufeli.
Cici, Avşar Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 475) Türkçe.
CİCERA/ Çubuklu köyünün adı, Arsin.
“Pontus dilinde ne anlamı ne de kökeni verilmiyor.” (KARAGÖZ, 2006, s. 112)
Cicer-a. (bk. –a eki) Cice, çiçe, Türkmen aşireti. (UÇAKCI, 2013, s. 241) Cicer: Küçük tulum. (DS) Belirsiz.
CİCİOĞLU mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli.
Cici, Avşar Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 475)
Ciciluği, Handağı köyü, Pazar. Güzel yer. Türkçe.
CİCİRE/ İncedere köyünün adı, Yomra. Belirsiz.
CİÇALA mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Çi-çala. Gürcüce cia: Bodur fidan ve çala: Koru ormanı. Ciaçala> ciçala: Bodur bitkilerden oluşan koru ormanı. Gürcüce.
CİD/ Köprücek köyünün adı, Vakfıkebir.
“Cid, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 183, 349)
Arapça cid: Boyun. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
CİDA/ Dirlik köyünün adı, Sürmene.
“Eski Türklerde “cıda” askeri unvan olup, “kargı, mızrak, süngü” anlamındadır.” (DONUK, 1988, s. 97) Moğolca cida: Silah çeşidi. (SÜMER, 1999, s. 392) Silah yapımı ile ilgili ad. Türkçe.
CİFİNODİ, Beşköy, Köprübaşı.
Cifin/ çifin/ sifin/ zifin: Karadeniz bölgesine ait, kokusu ağır, çiçeği sarı ve zehirli orman gülü.
Pontus dilinde çifin aynı anlamda olup, Rum kaynaklarında kökeni belirsiz sözcük gösterilir. (KARAGÖZ, 2003, s. 18) Yunanca sfin: Kama. (AKSOY, 2003) Gürcüce yeli: Çifin, zifin.
Lazca yeli, çifin, aynı çiçek.
Arapça zivan, Farsça zevan, zifin, çifin: Ormanlıklarda ve fundalıklarda yetişen sarı renkli çiçekleri zehirli, arıların deli bal yaptığı çalı görünümlü bitki. (ÇAĞBAYIR)
Çifin/ zifin, zehirli bitkidir. Bu çiçeğe vuran yağmur suyu, altındaki çimeni ıslatır ve o çimeni de hayvan otlarsa hayvan ağılanır. Bu çiçeğin balı, hemen her insanı komaya sokacak güçte olup tansiyonu düşürür.
Çok nadir hallerde art bu çiçeğe konar.
Cifin odi. Bitkiden adını alan yer. Yöresel.
CİGANOY, Değirmendere vadisi, Sürmene.
Cigan-oy. Cigan, Türk boyu. (LEZİNA, 2009)
Eski Türk yazıtlarında çıgan: Yoksul, fakir. (SİMİÇ, 2005) Kumukça cigana: Akasya. (NEMETH, 1990) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Ciganoy: Türklerin vadisi, yoksullar vadisi, akasya vadisi.
Ciganoy/ Çağlayan bucağının adı, Trabzon.
Ciganoy, Esiroğlu bucağı, Maçka. Türkçe.
Ziganoy. “Zigler, Kafkas kabilelerinden. (Bİ, 2007, s. 305) Zih, Orta Çağ’da Adigelere verilen isim. (TAVKUL, 2007, s. 482) Zig-an-oy. Zikler. (bk. –an eki) Zigonoy: Zigler vadisi. Kafkas. Türkçe.
CİGET/ CİGETTÖRE/ Boğazlı köyünün adları, Pazar.
Cig-et: Cigler, Çikler. (bk. –et eki) “Cikler’e Ciket de denir”. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 38) (bk. ÇİK)
Ciget-töre. Çikler töresi. Türkçe.
CİKOLİ/ ZİKOLİ/ Yokuşbaşı köyünün adı, Sürmene.
Cik-oli. Oli, “eli veya oğlu”ndan. Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Cikoğlu, Cik yurdu. (bk. ÇİK)
Zik-oli. “Zikler, Kafkas halklarından.” (DUNLOP, 2008, s. 42) Zikoli: Zikoğlu.Antik.
CİĞERYAZAN/ CİYAZEN/ Kemerköprü köyünün adları, Arhavi.
Ciğer-yazan. Lakap.
Ciya-zen. Arapça ciya: Açlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca zeni: Düzlük. Açlar düzü. Türkçe-Lazca.
CİHA/ CIĞA dağı, Hopa-Arhavi.
Lazca ciha: Kale. Lazca.
CİHALİ, Seslikaya köyü, Ardeşen.
Cihali, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 183)
Cihali, Aktaş köyü, Pazar. Türkçe.
CİHARLI/ Hamsiköy’ün adı, Maçka.
Cihar-lı. “Yunan kaynaklarından bu adın “çakır” olduğunu ve Çakıroğullarıyla ilgili olduğunu öğreniyoruz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 189) Türkçe.
CİLANOY, Kiremitli köyü, Maçka.
Kuman/ Kıpçakça cılan: Yılan. (GRÖNBECH) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Yılanlı vadi. Türkçe.
CİLAT mah. Yüksekoba köyü, Yusufeli.
Cil-at. “1515 Atina’da (Pazar) Cil adıyla 14 hane zimmi (Hıristiyan) Türk kayıtlıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 339, 346) “Cilli, Olam Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 184) Cilat: Türkmenler. (bk. –at eki)
Arapça cil: Boy, topluluk. Cilat: Aşiretler.
Cilata mah. Küplüce köyü, Yusufeli.
Cil-at-a: Ciller. (bk. –a eki) Türkçe.
CİLENİ/ÇİLENİ mah. Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
“Çilen, Altay dağları yakınında bulunan dağ.” (RAHMAN,1996, s. 68) Belki buradan gelenlerin hatırasını taşayan ad..
Eski Türkçe çilen: Suyun derin olmayan yeri, sığ su. (ÇAĞBAYIR) Çilen: Çilenti. (DS) Kıpçakça çile: Hafif yağmur. (CAFEROĞLU, 1931)
Cileni mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Cileni yaylası, Ardeşen.
Cileni mah. Sinanköy, Ardeşen.
Yağmur ve çise ile bağlantılı ad. Türkçe.
CİMAG, Çat köyü, Hemşin.
Hemşin’de çemak: Güneş görmeyen yer. (KUYUMCU, 2006) Bölgede çumah: Bir bitki. Yöresel.
CİMERK/ Çimenli köyünün adı. Artvin.
Cim-erk. Cim, “çim”den. DLT’te çim: Ayrık otu. Kıpçakça çim: Çim otu ve erk: Güç, kuvvet. (TOPARLI, 2007) Çimerk: Güçlü kuvvetli çim. Mecaz olarak, besleyici ot, verimli yer. Türkçe.
CİMİL/ Başköy, Ortaköy, Güvenköy köylerinin ortak adı, İkizdere.
Cimil, 1530’da Karahemşin köyüdür.
Bölge ile ilgili dillerle bağlantısı yoktur.
Cim-il. DLT’te çim: Ayrık otu. Uygurca cim: Sakin, sesiz. (NECİP, 1995) Kırgızca cım: Pırıl pırıl parlamak. (YUHADİN, 1994) Kazakça cım: İz, av hayvanlarının izi, yolu. (KENESBAYOĞLU, 1984) Tatarca, Türkmence, Eski Uygurca, Kıpçakça, Türkçe gibi değişik Türk ağızlarında il: Yurt, memleket, el, yer. Bu ifadelere göre cimil: 1. Sakin, sessiz yer. 2. Parıl parıl parıldayan yer. 3. Ayrık otunun olduğu yer. 4. Av hayvanlarının yolu olduğu yer, gibi anlamlar taşır. Bu izahatların hepsi de Cimil adı için uygundur.
Çim-il: Çimli yer, çimli yurt.
Kafkas Malkar Türklerinde cımıl: Cılız kalmış hububat. (TAVKUL, 2000) Malkarlar, Kıpçak karakterli dil grubundandır. (RASONYİ, 1993, s. 15)
Bazı kaynaklarda ve Osmanlı belgelerinde Cimil adı “Cemil” olarak yazılıdır.
Cem-il. Arapça cem: Toplama, bir araya getirme, insan kalabalığı. Cemil: Toplanılan, bir araya gelinen yer. Arapça cemil: Güzel. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Cimil’in Başköy’ünde önemli simaların mezar taşları bulunmaktadır. Nakşibendi şeyhi, serdengeçti, Osmanlının orta dereceli memur mezar taşları bunlardan bazılarıdır. Mezarlık, Cimil’in önemli bir toplanma yeri ve merkez konumunda olduğunu göstermektedir. Türkçe.
CİMİLİT/ Yağmurlu köyünün eski adı, Köprübaşı.
Cimil-it. Cimilliler. (bk. –et eki)
1640’lı yıllara ait Türkçeleştirilmiş Osmanlı belgesinde (Osmanlıca aslı evle birlikte yanmıştır), Cimil’de kız yüzünden Kumbasaroğulları arasında bir cinayet yaşanır. Cimil’den göç etmek zorunda kalan Kumbasarlar’dan Kocaman ağanın oğulları Cimilit’i kurarlar. Türkçe.
CİMLA/ Kestanealan köyünün adı, Araklı.
Cimla: Göz çağağı. Belirsiz.
CİMLAGAVA/ Çamlıktepe köyünün adı, Araklı.
Cimla-gava. Cimla: Göz çapağı.
Lazca çimla, çimri: Göz çapağı; çilambre: Göz yaşı. (ERTEN)
Yunanca çimbla: Göz çapağı. (AKSOY) Macarca csipa (çipa): Göz çapağı. (RASONYİ, 2006, s. 110) Farsça çipil: Göz hastalığı. Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde cılamuk: Göz yaşları. (PRÖHLE) DLT’te çelpek: Göz çapaği. Kırgızca çılpak. (YUHADİN) Türkmence çılpık. (ÖLMEZ) Çağatay Türkçesinde çılpık: Gözü bozuk adam (KUNOS) ve cilik: Göz çapağı. (ERBAY)
“Gava, Türkmenlerin Ala-eli kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 184) Belirsiz.
CİMLET mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Cim-l-et. Çım, Abazaların bir kolu. (TAVKUL, 2007, 485) Çimlet: Çimler, Abazalar. Kafkas.
CİMLİK, Sefalı-Kestanelik köyleri arasında, Çayeli.
“Cim, Peçeneklerin yerleşim yerlerinden.” (SÜMER, Oğuzlar, s. 66) Cimlik, “çimlik”ten.
Cimlikas mah. Anayurt köyü, Maçka. Belirsiz.
CİN dağı, Şavşat.
“Cinli Türkmen kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 278)
Arapça cin: Olağanüstü yaratık.
Cin çoi mah. Doğanay köyü, Ardeşen.
Cin mah. Bayırcık köyü, Ardeşen.
Cin oba mah. Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Cinali mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
Cinali mah. Maçka.
Cinbanoy, Yeşilyurt köyü, Maçka.
Cin-ban-oy: Cinban: Cinler. (bk. -an eki) Kıpçakça oy: Vadi. Cinbanoy: Cinler vadisi.
Cinoğlu mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Cinut deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli
Cin-ut: Cinler. (bk. –et eki) Türkçe.
CİNAL/ Ilıca köyünün adı, Şavşat.
“Cinail, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009) Çınal, Demrek Türkmenlerinin kolu. (ATEŞ, 2010, s. 33)
Cinalli mah. Yavuz köyü, Çarşıbaşı. Türkçe.
CİNANİYOZ mezrası, Aksu köyü, Sürmene.
Cinan-iyoz. Arapça cinan: Cennetler. Cinanoz> cinaniyoz: Cennet vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
CİNARE, Yeniköy, Fındıklı.
Cinar-e. (bk. –e eki) Cinar, “çınar”dan. Belirsiz.
CİNAVELAT mah. Eskikale köyü, Şavşat.
Cina-vel-at. Türk dünyasında “kurt”a; börü, borta, börte, börcü, asena, aşena, şena, şana, çana, cina, cine, cino, çina, çine, çene, sina, zino, yaşkar, börteçine... adları verilmiştir.
Gürcüce cina: Evvelki ve veli: Otlak. Veliat> Velat: Otlaklar. Cinavelat: Önceki otlaklar. Gürcüce.
CİNDİYET dağı, Borçka.
Cindi-yet. Kıpçakça cindi: Savaşçı. (AGAR, 1989, s. 960) Cindiyet: Savaşçılar. (bk. –et eki) Türkçe.
CİNGİZ kışlası, Morkaya köy, Yusufeli.
Cingiz, “Cengiz”den. Kişi adı. Belirsiz.
CİNİ BULEPİ mah. Zafer mah. Pazar.
Bul, Türk boyu. (CEVİZOĞLU, 1991, s. 123) Cini bulebi: Ykarı Bullar, yukardaki Türkler. (bk. bul) Lazca.
CİNİVİZİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Bölgede ceneviz: Zeki, hareketli çocuk. Yöresel.
CİNKALOT mezrası, Narlık köyü, Yusufeli.
Cin-kalot. Gürcüce kalot: Harman düzü. Türkçe-Gürcüce.
CİNNAR mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Cin-nar. “Cinli Türkmen kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 278)
Yörede “nar, çoğul eki” anlamında. Cinnar: Cinler, Türkmenler. Türkçe.
CİNOĞLU mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Cin, Ala-eli Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009, s. 184)
Tarihi Türk kişi adlarından cin: Emin anlamındadır. (ATALAY, 1936) Cin: Uyanık. (mecaz) Türkçe.
CİNOLAR mah. Veliköy, Şavşat.
Cino, Türk dünyasında kurt adlarından. (bk. cinavelat) Akraba lakabı. Türkçe.
CİPANOS/ Kuşçu köyünün adı, Maçka.
“Pontus kaynaklarına göre bu köy Peçeneklerin Çoban oğulları boyuna dayanır ve bir Hıristiyan Türk boyunun kurduğu köydür.” (KARAGÖZ, 2006, s. 146) Türkçe.
CİRO, Özgüven köyü civarında şelale, Yusufeli.
Cir-o. Cir: Akışkan maddelerin dökülüşünü anlatan kök. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
CİTLİYAN yaylası, İnanlı köyü, Yusufeli.
Citli-yan> Çitliyan: Çitler. (bk. –yan eki) Türkçe.
CİVA mah. Özgürköy, Ardeşen.
Cıva: Atılgan, gözü pek.
Civa, “civan”dan. Türkçe.
CİVELEK
“Civelek, Türkçe adlardan.” (PİLANCI, 1996, s. 201)
“Osmanlı’da civelek: Yeniçeri efradı arasında delikanlı olanlara “civelek” denirdi. Civelek, yaver demektir. (PAKALIN, c. I s. 297)
“Türkçe söz civelek: Küçük tipli kimse…” (GÜLENSOY, 2007)
Civeleği mah. Zeytinlik mah. Ardeşen. Türkçe.
CİVERA mah. Yomra.
Kıpçaklı Kafkas Malkar Türklerinde çegara: Sınır, hudut. (TAVKUL, 2000) Belirsiz.
CİVOY mah. Kapıköy, Maçka.
Civ-oy. Kıpçakça cıv-: Yığmak ve oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Cıvoy: Yığın yapılan vadi. Türkçe.
CİVRA mah. Sürmene.
Cıvra-: Çamur olmak. (ÇAĞBAYIR) Coğrafi yapıyla ilgili ad. Belirsiz.
COBAKLI mah. Dağönü köyü, Of.
Cobak-lı. Türkçe yapım eki almış sözcük. Kobak, Yörük taifesi. (GÖKÇEN, 1946, s. 94)
“Kobak, Kuman şahıs adı.” (ÖNDER, 2007, s. 286) C/ K sesi değişimi. “Çoba, Kuman adı.” (ACAROĞLU, 1999, s. 63) Türkçe.
COCAN yaylası, Çat kötü, Hemşin.
Cocan, Türkmen boyu. (ATANİYAZOV, 2005, s 129)
“Bulgarca cocan, “çöven”den.” (ACAROĞLU, 1999, s. 51) Türkçe çöven: Kir temizleyici bir bitki, sabun otu.
Coc-an: Bataklıklar. (bk. –an eki) Yöresel. Türkçe.
COGİLAT, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Cogil-at: Cağıl, çakıllar. (bk. –at eki) Belirsiz.
COĞLAR mezrası, Demirköy, Yusufeli.
Coğ-lar. Türkçe çoğul eki almış sözcük. Çöğ, Türkmen cemaati. (BİLGİLİ, 2001, s. 299)
Türklerde çoğ: Heybe. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 279) Eski Türkçe çoğ: Şua. (ATALAY) Belirsiz.
COĞORÇKARİ deresi, Şenköy, Arhavi.
Coğor-çkari. Kıpçakça çoğur, çogur: Çukur. (UĞURLU, 1984, s. 139) Lazca çkari: Su. Çukur su. Türkçe-Lazca.
CONCİK/ Sabuncak/ Taşpınar köyünün adı, Rize.
Con-cik. Türkçe yapım eki almış sözcük.
Kırgızca con: Dağ sırtı. (YUHADİN, 1994) Concik: Küçük sırt.
Con, “gön”den. Dericilik mesleği ile ilgili ad.
Coniyet mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Coniyet: Coniler, dağ sırtları, dericiler. (bk. –et eki) Belirsiz.
CORASA mah. Ortaköy, Artvin.
Cor-as-a. (bk. –a eki) Eski Türk dillerinde cor: Yiğit, kahraman. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 141) As adı, Os şekliyle Osetilenlerin adında günümüze kadar muhafaza edilmiştir. (ATANIYAZOV, 2005, s. 76) Coras: Kahraman Oslar. Kafkas.
CORDAN
“Çurtan, Kıpçakların küçük boylarından.” (GÖKBEL, 2000, s. 89)
“Kıpçak’ta Çortan, XIV. yüzyılın ilk yarısında bir kabilenin adı, Macaristan’da kişi adı ve Romanya’daki İslav vesikaları Çortan, Çurtan adını zikretmişlerdir.” (RASONYİ, 2006, s. 199)
“Cordanoğulları, Çaykara, Of, Hayrat, Sürmene, Arhavi, Yusufeli, Acaristan, Gürcistan gibi geniş alana yayılmışlardır.” (BİLGİN, 2002, s. 94)
Cordana, Eskale obasında bir pınar adı. Şalpazarı. Cordan-a. (bk. –a eki)
Cordan daşi, Temelli köyü, Maçka.
Cordani mah. Başköy, Fındıklı.
Cordanlı mah. Dağönü köyü, Of. Cordanoğlu, aynı köyde.
Çordohepuna sırtı, Aktaş köyü, Pazar.
Cordanlar/ Kuman-Kıpçak yeri. (bk. –ona eki) Cordan, Türkçe.
COREHANA mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Core-hana. “Ogur Türklerinden Macarcaya geçen “çöreg: Şarap tortusu” anlamındadır.” (RASONYİ, 2006, s. 423) Core, Hazarların günümüzdeki bakiyeleri olan Karay Türklerinde soy ad. (ALTINKAYNAK, 2006, s. 135)
Çöreghane: Şarap imal edilen hane. Türkçe.
CORİET mah, Meydancık beldesi, Şavşat.
Cori-et: Coriler. (bk. -et eki) Çorı, Türklerden bir kabile.(LEZİNA, 2009)
Ermenice cori: Katır. Coriet: Katırlar. Türkmenler. Türkçe ek almış Ermenice ad. Türkçe.
CORYET mah. Maral köyü, Borçka.
Cor-yet. “Cor, Albanyada yaşamış eski halklardan.” (s. 31) Eski Türk dillerinde cor: Yiğit, kahraman. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 141)
“Cor/ Çor/Sol- Kapısı, Sol Türkleri boyu ile ilgililer.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 51) Coryet: Corlar, yiğitler. Kafkas.
COŞARA/ Sayvan köyünün adı, Trabzon.
Coşar-a. (bk. –a eki) Coşar-: Gururla kabarmak. (ÇAĞBAYIR)
Koşera: Koyunların sağılmak için toplatıldıkları üstü kapalı yer. (DS) Türkçe.
COŞGET mezrası, Bademkaya köyü, Yusufeli.
Coş-get. Türkçe çoş: Bir yerden başka bir yere su geçiren ağaç oluk. Uygurca (ÖZTUNCER, 2006)
COYBAR mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Coy-bar. “Coy, Kırgız boyu. Bar, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 187, 132)
Coy-bar. Folklorik ad. Belirsiz.
COYETİ mah. Maral köyü, Borçka.
Coy-et-i. (bk. –i eki) Coy: Kırgız boyu. Çağatayca coy: Yok etme, ortadan kaldırma. (ERBAY, 2008, s 152) Coyet: Coylar, Kırgızlar. Ortadan kalkanlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
CUCOĞLEPE mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Cucoğulları’ndan. (bk. –epe eki) “Cucu, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 486) “Cuc, Kafkasya’daki Hunlara tabi boy.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 47) Kafkas.
CUDİ Bey mah. Arsin.
“Cudiler, Yazırların Ak Keçelü Yörükleri taifesinden bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 477)
Cudi: Hz. Nuh’un gemisinin sahile çıktığı dağ. Cudi Bey, insan adı. Türkçe.
CUDİNÇ mah. Uzundere köyü, Çayeli.
Cud-inç. (bk. –inç eki) Arapça cud: Eli açık olma. Cömertlik. İnç: Rahat, sakin. Belirsiz.
CUĞO/ Soğanlı köyünün adı, Ardanuç.
Çuğa, Yazır ve Salurların bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 566)
Cuğ-o. (bk. –a eki) Eski Türkçe çuğ: Bağ, demet. (GABAİN, 1988) Çiftçilikle ilgili ad. Türkçe.
CUGUSA mah. Sakalar köyü, Artvin.
Cugu-s a, -s kaynaştırma sesidir. (bk. –a eki) Çugu, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 188) Türkçe.
CULİLİVADİ, İkiztepe mah. Pazar.
Culi-livadi. “Culu, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 281)
Culi, “gül”den. Cululivadi: Gül bahçesi. Türkçe-Lazca.
CULİYET mah. Çukurköy, Şavşat.
Culi-y-et. Çuli, Hazar unvanlarından. (GOLDEN, s. 204) Çuliyet: Unvanlılar. (bk. –et eki) Belirsiz.
CUMA, Ayvalık köyü, İkizdere.
Cuma, Türkmenlerin Ensari boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 187)
Cuma, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 193) Cuma: Çadırları olan Kumanlar. (RASONYİ, 2006, s. 194)
Cuma, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki tarihi Türkçe adlardan. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 174)
Çumaet, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli.
Çuma-et: Çadırlı Kumanlar. (bk. –et eki)
Çumaida/ Eskiarmutluk köyünün adı, Ardeşen.
Çuma-id-a. (bk. –a eki) Çumaid> cumait: Çadırlı Kumanlar. (bk. –it aki)
Cumavank yaylası, Beşköy, Köprübaşı.
Ermenice vank: Manastır. Cumavank: Kuman/ Kıpçak manastırı.
Cumogil mah. Artvin. Cumo, “Cuma”dan. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Çumavank, Erenköy, Of. (ASAN, s. 187) Cuma, Türkçe.
CUMAT mah. Esenyaka köyü, Yusufeli.
Cumart, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 188)
Cum-at. Kumuk Balkar Türklerinde cum: Çilek. (NEMETH, 1990)
Cumat: Çilekler. (bk. –at eki) Türkçe.
CUMBURLAR, Akyamaç köyü, Hemşin.
Arapça cumbur: Topluluk. (ÇAĞBAYIR) “Cumhur”dan. Belki mera. Türkçe.
CUMENİG yaylası, Ihlamurlu köyü. Fındıklı.
Cumenig, “çimenlik”ten. İkinci kelime Türkçedir.
Cumanik yaylası, Gürsu köyü, Fındıklı.
Cuman-ik. Kumanik> cumanik: Kumanların küçük yaylası. (bk. –ik eki)
Cumenik tepe, Yaylacılar köyü, Fındıklı.
Cumeniki mezra, Çağlayan köyü, Fındıklı. Belirsiz.
CUMUKA, Kaleönü mah. Tonya.
Camuka, Cengiz hanın ünlü komutanı. Cengiz han tarafından öldürtülmüştür. Belirsiz.
CUNDA mah. Kantarlı köyü, Hemşin.
“Cundallı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 188)
“Çunda, eski Kıpçaklar zamanında Kür üzerinde “Uğuz-Taşı” anlamında yerleşim yeri.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 21)
“Osmanlı’da cunda, denizcilikle ilgili tabir.” (PAKALIN, c. I s. 310) Cunda’dan gelenlerin hatırası. Türkçe.
CUNİS, Taşören köyü yaylası, Çaykara.
“Cunus, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 188)
Cun-is. (bk.-is eki) Çağatayca cun: Dere, ırmak. (ERBAY, 2008, s. 153)
Trabzon ve Rize’de çuhnis, Yemeğin dibe yapışması. (bk. çuğunis) Yöresel.
CUNOBAN, Meşeli köyü, Şavşat.
Cun, Kandi kabilesi Türklerinden. (LEZİNA, 2009) Gürcüce ubani: Mıntıka. Gürcüce bağlantılı ad.
CURA, Düzenli köyü, Borçka.
“Cura, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 188)
Kıpçakça cura: Küçük atmaca. (SAFRAN, 1989) Türkçe.
CURAT yaylası, Balalan köyü, Yusufeli.
Cur-at. Eski Türk dillerinde cur: Yiğit, kahraman. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 141) Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Curat: 1. Kahramanlar. 2. Sular. (bk. –et eki) Türkçe. Türkçe ek almış Ermenice ad.
CUNTES/ CUNDES, 1878 yılı salnamesinde Hemşin köyü.
Cund-es. Arapça cünd: Asker topluluğu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Rumca ek almış Türkçe ad.
CUOT, Boyalı köyü, Ardanuç.
Cu-ot. Farsça cu: Irmak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Cuot: Irmaklar. Türkçe.
CUVA mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
Çağatayca çuva: Yabani soğan. (ERBAY, 2008) Kazakça cuva: Soğan. (KENESBAYOĞLU, 1984) Kafkas Karaçay’da ak cuva: Beyaz mantar. (TAVKUL, 2000)
Cuva, “cıva”dan. Cıva: Atılgan, gözü pek. Türkçe.
CUVANET tepesi, Tepeköy civarı, Şavşat.
Cuvan-et. “Cuvan tepe, Mamayev bölgesinde Oğuz şehri.” (AYDIN, 1989, s. 46) Cuvanet: Cuvanlar. (bk. –et eki) Cuvan’dan gelenlerin hatırası. Belirsiz.
CVANİ/ Civan köyünün adı, Borçka.
1878 yılı salnamesinde köyün adı “civan”dır.
Cvan-i. (bk. –i eki) Cvan, “civan”dan. “Civan, Türkmen boyu ve Cuvanlı, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009)
Farsça civan: Genç. Türkçe.
CVAREP/ Şalcı köyünün adı, Şavşat.
Cvar-ep. Gürcüce cvari: Haç. (ARISOY, 2010) Cvarep: Haçlar. (bk. –ep eki) “-epe” eki Türkçede de aynı anlamdadır.
Cvarishev kalesi ve mah. Dutlu köyü, Şavşat.
Cvarishevi mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Gürcüce hev: dere. Haç deresi. Gürcüce.
CÜZDAN mah. Güreşen köyü, Borçka.
Cuznan, Kıpçak boyu. (KUZEYEV, s. 179)
Cüz-d-an. Arapça cüz: Parça, kısım . (ÇAĞBAYIR) Cüznan: Parçaler, kısım yerler. (bk. –an eki) Türkçe.
ÇABUĞİ duzi, Subaşı köyü, Hopa.
Lakap. Türkçe.
ÇABULİ ırmağı, Sivritepe köyü, Pazar.
Çabul, “çapul”dan. Çapul: Talan, yağma. Çevresine zarar veren ırmak. Türkçe.
ÇAÇA KORU, Çayırdüzü köyü, Fındıklı.
“Çaça, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 486)
“Çaça, tarihi Türk kişi adı.” (ATALAY, 1936, s. 14)
Lazca çaça: Kuru yaprak ve çaçahi: Çamur deryası, batak.
Çaçah ona, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Çaçauça, Manganez köyü, Ardeşen.
Çaça’nın yeri... (bk. –ca eki)
Çaçai, Gürgencik köyü, Arhavi.
Kuru yapraklı, bataklık... Lazca…
ÇAÇALA mah. Dernek köyü, Pazar.
“Cacalu, Türkmen oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 433) Türkçe.
ÇAÇAT mah. Çiftlik köyü, Şavşat.
Çaç-at: Çaçlar. (bk. –at eki) “Çaçlar, Kıyı Abazaları oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 8)
Çaç, Taşkent çevresinde bir ülkenin adı idi. (CZEGLEDY, 2009, s. 166)
Çaçat: Taşkenliler. Taşkent’ten gelenlerin hatırası.
Kıpçak/ Kumanca çaç: Buğday. (SAFRAN, 1989, s. 196) Çiftçilikle ilgili ad. Kafkas. Türkçe.
Çaçuna, Sulak köyü, Pazar.
Çaç-una. Buğdaylık. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
ÇAGILLI yayla, Cimil, İkizdere.
Eski Anadolu Türkçesinde çağıl: Küçük taş parçaları. Türkmence ve Azerice çağıl: Irmak ve deniz kenarında olan küçük taşlar. (ALTAYLI)
Çağıl göl, Yazlık köyü yayla civarı, Maçka.
Çağıllı yatak yaylası, Subaşı köyü, Pazar. Türkçe.
ÇAĞALİT mah. Derecik köyü, Arhavi.
Çağal-it: Çağallar. (bk. –it eki) Cagal, Türkmen boyu. (ATANIYAZOV, 2005, s. 126) Türkçe.
ÇAĞARA, Subaşı köyü, Hopa.
Çağar-a. (bk. –a eki) Malkar Türklerinde çagar: Toprağa bağlı köle tabakası. (TAVKUL, 2007, s. 475)
Kıpçakça çağır: Şarap. (ARIKAN) Türkçe.
ÇAĞLAK, Kalegüney köyü, Beşikdüzü.
Eski Türkçe çağlak: Şelale. (ATALAY, 1936)
Çağlayi, Arılı köyü, Arhavi.
“Çağlama”dan. Türkçe.
ÇAĞLE mah. Yolbaşı köyü, Kalkandere.
“Farsça çagale> çağle: Çağla, henüz olgunlaşmamış ama yenilebilen erik, badem yemişi.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ÇAĞLI mezrası, Yomra.
“Çağlı, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163)
Türkçe çağlı: Yaşlı. Lakap. Türkçe.
ÇAĞMAN yaylası, Tonya.
Türkçe çağman: Akçaağaç. (ÇAĞBAYIR) Çağman: Suyu, zehirlenen hayvanlara içirilen bir çeşit ot. (ALKAYIŞ, 2007) Türkçe.
ÇAĞRA, Denizgören köyü, İyidere.
“Doğu Türkistan’da Çagra dağları.” (AGACANOV, 2002, s. 73)
Çayeli’nde çağra: Kösre. (KESİCİ, 1999) Belirsiz.
ÇAĞRAK, Uzungöl, Çaykara.
Trabzon’da çağrak: Çakıllı yer. (DS) Yöresel.
ÇAĞRENÇ, Cimil, İkizdere.
Çayeli/ Çataldere çahrinç: Ayıları korkutan su ile çalışan aygıt. (çağırmak’tan) Yöresel.
ÇAĞRINA/ Güneşli köyünün adı, Hopa.
Çağrı-na. Çağrı, “çağırma”dan. Çağrı yeri, yankı yeri. (bk. -na eki)
Kuman/ Kıpçak Türklerinde çağır: Şarap. (GRÖNBECH) Çağırna: Şarap yeri.
“Çağrı, Büyük Selçuklu devletinin kurucusu ve sultan Alpaslan’ın babası.” Türkçe.
ÇAHANA GÖLÜ, Hasköy, Pazar
Çahana gölü: Yengeç gölü. Lazca.
ÇAHÇAHO ırmağı, Ballıca köyü, Of.
Çahçaho: Su ile harekete geçen ve çıkardığı sesle yabani hayvanları ürküten düzenek.
“Çoruh ve Kür bölgesindeki Kıpçak Türklerinde çançak: Kıpçak savaş birliğinin adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. XI)
Çahçaho/ çançak. Biri domuzları kaçırıyor, diğeri de düşmanları kovalıyor. Türkçe. Yöresel.
ÇAHİ, Kirazlı mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Çah-i. (bk. –i eki) Farsça çah: Kuyu, çukur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Moğolca cah: Kıyı, kenar, yaka. (LESSİNG, 2003)
Çahçe, Esenkıyı köyü, Hopa.
Kenar yer… (bk. –ca eki) Türkçe.
ÇAHMAHET mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli. (bk. çakmaklar)
ÇAHORİ/ Yalıköy’ün adı, Akçaabat.
“Pontus sözlüğünde kelimenin Türkçe olduğu ve “çakır gözlü, sarışın” anlamına geldiği belirtilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 68) Türkçe.
ÇAK ırmağı, Erenköy köyü, Of.
“Çak, Göklen Türkmeni.” (SÜMER, 1999, şema)
Kıpçakça çak: Kuvvet, güç. (TOPARLI, 2007)
Çak ırmak: Kuvvetli ve akışı sert ırmak.
Çak ırmağı, Gürgen köyü, Güneysu. Türkçe.
ÇAKA mah. Dikyamaç köyü, Arhavi.
“Çaka, Türkmen boyu.” (BEYOĞLU) Türkçe.
ÇAKAR mah. Gürsü köyü, Fındıklı.
“Çakar, Bulgar ve Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) “Çakarlar, Moğol halklarından.” (ROUX, 1998, s. 510)
Eski Türkçe çakar: Kıvılcım, şimşek. (NUR, 1979, c III s. 24) Kırgızca çakar: Yaman, görmüş geçirmiş kimse. (YUHADİN, 1994)
Çakara, 1878 Salnamesinde Akçaabat’ın köyü.
Çakaropa, Balıklı köyü, Arhavi.
Çakar obası.
Çakaryane mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Çakar-yan-e. (bk. –e eki) Çakaryan: Çakarlar, Türkmenler. (bk. –yan eki) Türkçe.
ÇAKAT deresi, Okçular çayı kollarından, Şavşat.
Çakat: Tepe. (DS) Ermenice cagad: Alın.
Çak-at. “Çak, Göklen Türkmeni.” (LEZİNA, 2009) Çakat: Türkmenler. (bk. –at eki)
Çakat mah. Diktaş köyü, İkizdere. Türkçe.
ÇAKELLER/ CAKELLER, Yoncalı köyü, Şavşat.
Türkçe çoğul eki almış sözcük.
“Cakel, Gürcü kralı Laşa’ya yardım eden kişinin babası.” (BROSSET, 2003, s. 427) “Kral Laşa, Tamara’nın oğludur.” (GALSTYAN, 2005, s. 40) “Cakel, Kıpçak beyi Böke’nin Tamara çağında Kumandan olan dedesinin Gürcüce kütüklerindeki lakabı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 148)
Yusufeli’nde cakel: Solucan. Yöresel.
ÇAKIRLI mah. Aksu köyü, Sürmene.
“Cakirlu/ Çakırlılar/ Çakıroğlu, bu boyun adını Celayirli devri beglerinden Emir Cakir’den aldığı anlaşılıyor. Cakir beg, Timur’un İran’ı ele geçirmesi üzerine onun hizmetine girmiştir. Timur’un ölümünden sonra Cakir’in oğlu Bistan ve kardeşleri Karakoyunlu Yusuf begin yanında yer aldılar. Bu oymak Erdebil yöresinde yurt tutmuş olup, Akkoyunlular devrinde de varlığını korudu. Akkoyunlular devrinde boyun başında bulunan Ömer beg, Otlukbeli savaşında Osmanlılara tutsak düşmüş ise de, serbest bırakılmıştır. Safeviler devrinde bu boy geri plana itilmiş olmakla birlikte, 19. yüzyıla kadar Şeki ve Şirvan taraflarında varlığını korudu.” (TKD, sayı 325, s. 299)
Çakırlı, Beydili, Dündarlu, Bayındırlı… Türkmenlerinin yaygın kolu. (LEZİNA, 2009, s. 194)
“Doğan cinsinden bir kuşun adı olan Çakır, efsanevi Türk tarihine göre Oğuz hanın oğlu Deniz hanın ongunu, totemidir.” (SEVİNÇ, 1997, s. 153)
Çakır: Avcı kuş.” (ATANİYAZOV, 2005, s 131) Karahanlı Türklerinde çakır: Gök mavi. (renk)
Çakiriş mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
Çakıroğlu mah. Esenyaka köyü, Yusufeli.
ÇAKİ düzü, Arılı köyü, Fındıklı.
Kökü “çak” olan sözcük. (bk. –i eki)
Çakiyet deresi, Maden köyü, Artvin.
Çak-ı-y-et: Çaklılar. (bk. Çaklı)
ÇAKLI/ Çukurlu köyünün adı, Derepazarı.
“Çaklı, Gürcistan’da kurulan Ortodoks Kıpçak beyliği.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 151)
“Cak ya da Caklı soyadını taşıyan aileler de Ortodoks Kıpçak atabeği Caklı, Büyük Beka’nın soyundandır. Büyük Beka’nın dedesi de Posof’ta Cak/ Çak kalesinde otururdu.” (TTS, s. 83)
Kıpçakça çaklı: Vasıflı. (TOPARLI, 2007) Çaklı: Kuvvetli, güçlü. Akraba adı. Türkçe.
Çaklı, Gündoğdu merkez, Rize. Türkçe.
ÇAKMAKLAR mah. Çifteköprü köyü, Borçka.
“Çakmak, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 194) “Çakmak, Eymur Türkmenlerinin Dulkadırlı taifesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Çakmağet mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Çahmağ-et: Çakmaklar, Türkmenler. (bk. –et eki)
Çahmahet yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Çahmahet: Çakmaklar. (bk. et eki)
Çahmahepe mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Çakmaklar. (bk. –epe eki)
Çakmağın mah. Kayaköy, Hopa. Türkçe.
ÇAKOLTA/ Şenocak köyünün adı, Şavşat.
Kökü “çak” olabilecek sözcük. “Cak ya da Caklı soyadını taşıyan aileler de Ortodoks Kıpçak atabeği Caklı, Büyük Beka’nın soyundandır. Büyük Beka’nın dedesi de Posof’ta Cak/ Çak kalesinde otururdu.” (TTS, s. 83) Belirsiz.
ÇAKONALAR mah, Merkez, Güneysu.
1850 yılı Öşür defterinde Çakonaoğlu Ulu-cami köyünde yazılıdır.
“Çak, Göklen Türkmenlerinin bir kolu.” (SÜMER, 1999, şema L. III)
Çakonalar> çaklar. (bk. -an eki) Türkçe.
ÇAKRAK, Salnamede Tirebolu köyü.
DLT’te çakrak: Kel. “Türkçe çakrak: Ufak taşlı toprak alan.” (GÜLENSOY, 2007)
Çakrak (kara) tepesi, Veliköy, Şavşat. Türkçe.
ÇAKŞİ, Yayla Mah. Ardeşen.
Eski Türkçe çakşır: Bir tür şalvar. (ÇAĞBA-YIR) Dokumacılıkla ilgili ad. Belirsiz.
ÇAL köyü, Akçaabat.
“Çaloğlu, Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 288) “Çallu, Yıva Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 502)
“Kıpçak dilinde çalh: Öncü kuvvet.” (BROSSET, 2003, s. 392) Türkçede çal: Taşlık yer. Ormanlık, fundalık. (ACAROĞLU, 1999, s. 53)
“Pontus lehçesinde Türkçe söz olarak geçen tcal (çal): Çalı, ince dal, funda.” (KARAGÖZ, 2006, s. 67)
Azerice çal: Bitki olmayan yer. (ALTAYLI, 1994)
Çaloti mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
Çalot: Çallar. (bk. –at eki)
Çaloğun ırmağı, Kirazlı köyü, İkizdere.
Çaliona, Derinsu köyü, Pazar
Çal-i. Çal ona: Türkmen yeri. (bk. –ona eki)
Çal mağarası, Düzköy, Trabzon.
ÇALA mah. Başköy, Murgul.
“Cala, Oğuzlar’ın Karadaş boyuna bağlı bir oymak. Çala, Türkmen kabilelerinden.” (BEYOĞLU, 2000, s. 274) “Çala, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93) “Çala, kökü “çal” olan Türkmen boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 74)
Lazca çala: Dere. (ERTEN, 2000) Gürcüce cala: Koru. Azerice çala: Çukur yer. Uygurca cala: At ve eşek dizgininin süsü. (ÖZTUNCER, 2006) Artvin’de cala: Çayır. (İLKER, 1990, s. 326)
Cala mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli. Yöresel. Lazca. Gürcüce. Türkçe.
ÇALABOĞLU mah. Aralık köyü, Borçka.
Çalap Vermış, Bayındır kolundan. (HALAÇOĞLU, 2009) Çalap, Meti oymağı. (LEZİNA, 2009, s. 194)
Türkçe çalap: Efendi, dost. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
Çalaphe mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Çalap-he: Çalaplar. (bk. –ha eki)
Çaliphe mah. Suçatı köyü, Pazar. Türkçe.
ÇALAKMELA, Salnamede Maçahel nahiyesi köyü.
“Çalag, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163)
Gürcüce mela: Tilki. Arapça mela: Cemaat. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çalakmela: Kıpçak toplumu. Türkçe.
ÇALAT, Gölyayla köyü, İkizdere.
Çalatlu, Varsak Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 499)
Kıpçakça çalat: Kıvrak. Çalat, at türü.
Çalat, Tepebaşı köyü, Şavşat. Türkçe.
ÇALE KEV, Madenli köyü mezrası, Artvin.
Lazca çale: Aşağı. (ERTEN, 2000) Gürcüce hevi: Dere. Aşağı dere. Lazca-Gürcüce.
ÇALEK/ ÇALIK/ Sıraağaç köyünün adı, Of.
“Pontus dilinde çali, çalos: baş dönmesi, girdap, velvele. Çaloi adlı bir Hun kabilesi ve Çalak, bir Kıpçak kabilesi. Bu adlar ve anlamlar içerisinde Çaloi ve Çalak adları bu köye isim olabilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 264)
“Çalıklı, Türkmen Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 288)
“Çalık: Yeniçeri ocağında adı çizilmiş, kayıttan düşülmüş.” (PAKALIN, c. I s. 323) Kumanca çalıh: Öfkeli, zorlu, şiddetli. (GRÖNBECH) Türkçe.
ÇALENİ OPA mah. Başköy, Hopa.
Lazca çaleni: Aşağıda, aşağıda olan. “Opa, “oba” anlamında.” (BUDAYEV, 2009, s. 91) Çalenioba: Aşağıdaki oba.
Çaleni Laroni mah. İkiztepe, Pazar.
Aşağı Laroni.
Çaleni çoi mah. Ortaalan köyü, Ardeşen.
Aşağı köy. Lazca-Türkçe.
ÇALIK, Çayırbaşı köyünün yaylası, Dernekpazarı.
“Çalıklu, Eymür Türkmen yaygın boyu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 499) “1735’de Çalıklı/ Çalıkoğlu aşiretinin de eşkıyalık olaylarına karıştıkları Osmanlı belgelerinde yazılıdır.” (REFİK, 1930, s. 201)
“II. Keyhusrev’in koruyucu naibi Çalıkoğlu.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 248)
Eski Türkçede çalık: Kavgacı, vurucu, kırıcı. (SÜMER, 1999, s. 267) Kuman Türklerinde çalıh: Öfkeli, şiddetli, zorlu. (GRÖNBECH) Altay Türklerinde çalık: Huysuz, kızgın. (NASKALİ, 1999) Kıpçakça çalık: Öfkeli, kaba. (TOPARLI, 2007) Yine Kıpçakça çalık: Başı sert at. (CAFEROĞLU, 1931, s. 26) “Çalık: Yeniçeri ocağında adı çizilmiş, kayıttan düşülmüş.” (PAKALIN, c. I s. 323)
Çalıklar, Avcılar köyü, Yusufeli.
Çalikvani yaylası, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Çalık-v-an: Çalıklar. (bk. –an eki) Türkçe.
ÇALİMES mah. Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Çalim-es. (bk. -es eki) Çalim: Kırmızı toprak.
Çalim boyi, Gürdere köyü, İkizdere.
1960’lı yıllarda çalimli topraktan kiremit yapıldığı bilinmektedir.
Çalim odi, Köknar köyü, Çaykara.
Çalim-odi. Odi, “otu”ndan.
Çalimbri, Tunca yaylası, Ardeşen.
Çalimbur, Çamlık ve Tozköy, İkizdere.
Çalimbur, Ballıca köyü, Of. Yöresel
ÇALİPHE mah. Suçatı köyü, Pazar.
Çalip-he. “Çalıp, Sayak Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 195) Çalıphe: Çalıplar. (bk. –ha eki) Türkçe.
ÇALUĞİ, Gürsu köyü mezrası, Fındıklı.
Çaluği. Çaluği, “çalık veya çaylık”tan.
Çaluğu zeni, Yamaçdere köyü, Ardeşen.
Lazca zeni: Düz.
Çaluka mezrası, Eğridere köyü, Çaykara. Türkçe.
ÇAMADİ mah. Kırantaş köyü, Maçka.
“Çam ardı”ndan. Türkçe.
Çamel, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Çam-el: Çam yurdu.
Çamula, Kireçlik köyü, Arhavi.
Çam-ul-a: Çam oğlu. (bk. –ul eki)
Çamluği, Gürgencik köyü, Arhavi. Türkçe.
ÇAMAHLUĞİ, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Çamah-luği. Türkçe “-luk” yapım eki almış kelime. Çumah: Yaylada yetişen asitli hayvan yiyeceği, yaban zambağı.
Hemşin’de çemeh, cimağ, Senoz’da çomah. Akçaabat’ta cumah, zumah, sumak. İkizdere’de çumah. Maçka’da simahur, zumah: Yaban zambağı. Fındıklı’da çamah.
Azerice sumağ: Kabuğu hekimlikte, yaprağı dericilikte kullanılan bir ağaç. (ALTAYLI, 1994) Eski Türkçe çomak: Zehirli bir bitki. (ALKAYIŞ, 2007) Kıpçakça çımak: Bembeyaz. (TOPARLI, 2007) Bu bitkinin gövdesi beyazdır. Ahıska Türklerinde çumah: Ekşi. Azerilerde camah: Yosun. Yöresel.
ÇUMAİDA/ Eskiarmutluk köyünün adı, Ardeşen. (bak Cuma)
ÇAMANGA mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Çaman-ga. (bk. -a eki) Türk ve Moğolcada “–ga” eki geniş bir yer alır. Adal-ga, bat-ga, çap-ga, gonal-ga, gumurs-ga...
Ça-manga. Lazcada sözcüklerin önüne anlama etkisi olmayan ses ve heceler gelebilmektedir.
Manga: Biçilmiş ekin yığını. (DS) Lazca mangana: Tahıl dövme gereci. Lazca.
ÇAMANLI yaylası, Şalpazarı.
“Çamanlu, Çağırganlu Türkmenlerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 195)
Kıpçakça çaman: Çimen. (TOPARLI, 2007) Çamanlı: Çimenli. Türkçe.
ÇAMKERTAN mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Çam-kert-an. Çam, Ensari Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009, s. 195) Eski Uygurca çam: Çanak, çömlek. (CAFEROĞLU, 1968) İran dilinde kerd: Köy. (KUZEYEV, 2005, s. 150) Çamkertan: 1. Türkmen köyü. 2. Çamlı köy. 3. Çömlekçiler köyü. (bk. –an eki) Türkçe.
ÇAMURLU mah. Yavuzköy, Şavşat.
“Çamurlu, Beğdili Türkmeni.” (LEZİNA, 2009)
Çamurgil mah. Karaköy, Şavşat.
Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Çamurhe dağı, Artvin.
Çamur-he: Çamurlar. (bk. –ha eki) Türkçe.
ÇAMUŞİ, Sırtyayla, Çamlıhemşin.
“Çamışlı, Türkmenlerin Reyhanlı kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 196) Türkçe.
ÇAMYARA tepesi, Cevizli köyü civarı, Şavşat.
Çam-yar-a. Çamyar: Çamlı uçurum. Türkçe.
ÇANA mezrası, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
“Çana, eski Uygur döneminin kitabelerde adı geçen şahıs adı veya unvanlarından.” (SÜMER, 1999, s. 81)
Türk dünyasında “kurt”a; börü, borta, börte, börcü, asena, aşena, şena, şana, çana, cina, cine, cino, çina, çine, çene, sina, zino, yaşkar, börteçine gibi adlar verilmiştir.
Lazca çana: Yıl. (ERTEN, 2000) Türkçe çana: Kızak.
Çana ğali, Aksu mah. Fındıklı.
Lazca ğali: Dere. Kurt dere.
Çanapur, Tütüncüler köyü, Pazar.
Farsça pur: Oğul. (GUMİLEV, 2007, s. 208) Kurtoğlu.
Çanapur, Dağdibi köyü, Pazar.
Çanap-uri: Kurt oğlu. Türkçe-Lazca.
ÇANAK yatağı yaylası. Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Çanakde deresi, Taşocağı köyü, Akçaabat. Coğrafi görünümü ile ilgili ad. Türkçe.
ÇANARLI mah. Çamlık köyü, İkizdere.
“Çanarılar, Çeçenlerin İlk çağ adlarından.” (Bİ, 2007, s. 310) “Çanar, Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 50)
Kumuk Türklerinde canarlı: Cesaretli, cüretli. (NEMETH, 1990) Gürcüce çanari: Sazan balığı. Dağ köyünde sazan balığı yaşamaz. Türkçe.
ÇANAVA/ Nurluca köyünün adı, Hemşin.
Çan-ava. “Çan-lı, Türkmen boyundan bir oymak.” (LEZİNA, 2009, s. 197) “DLT’te Ava, 22 Oğuz bölüğünden biri.”
Can-eva. Türkçe çan: Çan, çıngırak. Kuman Türklerinde can: Can, ruh ve ave: Havva. (GRÖNBECH) Havva’nın ruhu, kutsal ruh.
Kıpçakça çang: Çan. (TOPARLI, 2007) Kıpçak Türklerinde ave: Kutsal, aziz. (SAFRAN, 1989, s. 96) Çangave: Kutsal çan. Hıristiyan Kuman/ Kıpçak Türkleriyle bağlantılı ad. Türkçe.
ÇANÇAHUNA/ Çamurlu köyünün adı, Hopa.
Çançah-una. Lazca çaçahi: Bataklık. Çaçahiuna: Bataklık yer. (bak. –ona eki) Lazca.
Kıpçakça çançah: Öncü kuvvet. (BROSSET, 2003, s. 392) Çançah una: Öncü asker yeri. Türkçe-Lazca.
Çançah, Ortaköy köyü, Artvin.
Çançaklar, Bademkaya köyü, Yusufeli. Türkçe.
ÇANDAR mah. Şalcı köyü, Şavşat.
“Çandarlı, Türkmen oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 196) “Çandar, Karkın boyunun kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Gürcüce çadari: Çınar. (AKSOY, 2003) Türkçe.
ÇANETHEV deresi, Kömürlü köyü, Yusufeli
Çan-et-hev: Çanlar deresi.(bk. –et eki) Türkçe-Gürcüce.
ÇANGALİ mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
Çan-ğali. Lazca ğali: Dere. Çan deresi, sesli dere. Türkçe-Lazca.
ÇANGİL ONA dağı, Işıklı köyü, Ardeşen.
Çangıl, Bağış kolu Türklerinden. (LEZİNA, 2009)
Çangıl: Çınlamayı anlatan gövde. (ÇAĞBAYIR)
Çınlayan, yankı yapan yer. Türkçe-Lazca.
ÇANGULA mah. Yeşilyurt köyü, Maçka.
Çangul-a. (bk. –a eki) Çangil’dan. Türkçe.
ÇANİŞOYİ mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Çaniş-oyi. Can, Çerkez kabilesi. (GRİGORİANTZ, 1999, s. 110) Lazlara Çani derler.
Kıpçakça oy: Vadi. Çanişoy: Canların vadisi. Lazların vadisi. Lazca-Türkçe.
ÇANİTİ mah. Düzköy, Borçka.
Tarihte Kartveliler tarafından Lazlara “Çani” de dendiği olmuştur. Çaniti: Çaniler, Lazlar. (bk. –it eki) Gürcüce.
ÇAPAKÇUR yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
“Çapakçur, Boz-Ulus Türkmenlerinin bir kolu.” (ORHUNLU, 1990, s. 50) Türkçe.
ÇAPANLI/ Yeniköy’ün adı, Araklı.
“Çapaniler, Trabzon çevresindeki Çepniler’in 1404’te Klavijo’daki adı.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 96) “Çapan, Salur Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Eski Anadolu Türkçesinde çapan: Atlı haberci. Çağatayca çapan: Baş kesen. (GÜZELDİR)
Çapanoğli mah. Armağan köyü, Ardeşen. Türkçe.
ÇAPARETİ, Düzenli köyü, Borçka.
Çapar-et. “Çaparlı, Yörük cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 291) Çaparet: Türkmenler. (bk. –et eki)
Çapar, Işbara ile ilgili ad. (DONUK, 1988, s. 18) “Çapar, Moğol han.” (BİROL, 1991, s. 37)
“Osmanlıda kullanılan ve kökü Ortaasya’ya uzanan çapar: Atlı postacı.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 347)
Çaparbaşı, Avcılar köyü, Yusufeli.
Çapart, Tepebaşı köyü, Şavşat. Türkçe.
ÇAPİNA, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Çap-ina. Çap, Çep, Cab, Cep, Ceb, Cab adları, Çepni’nin bölgedeki değişik biçimleridir.
Çapoğlu/ Yanıktaş köyünün adı, Of.
Çaporumun ırmağı, Güneyce, İkizdere.
Çap-orum: Çepni’nin yeri. (bk. –orum eki)
Çapuş mah. Sırtoba köyü, Arhavi.
Kökü çap> “çepni”den. Türkçe.
ÇAPUKLİ, Gürsu köyü yaylası, Fındıklı.
Çapuk-li. “Çapık, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009)
ÇAPUTİNA mah. Dernek köyü, Pazar.
Çaput-ina. Eski Türkçe çaput: Eski bez parçası. (ÇAĞBAYIR) Çaput yeri. (bk. –ona eki) Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe-Lazca.
ÇARA, Sarp köyü, Hopa.
“Çara, Türk kavim adı.” (ATANİYAZOV, 2005, s 97)
Kırgızca cara-: Hoşa gitmek. (YUHADİN, 1994)
Çar-a. Çok Türk ağzında çar: Yar, uçurum. Türkçe.
ÇARBAŞGİL mah. Karaköy, Şavşat.
Çar-baş. Çar, Türkmenlerin Ensari kolundan. Akraba lakabı. Türkçe.
ÇARBİYET mah. Seyitler köyü, Artvin.
Çarbi-yet. Çarpı: Beyaz badana toprağı. (ÇAĞBAYIR) Çarpıyet> çarbiyet: Badana toprakları. (bk. –et eki) Türkçe.
ÇARÇHALA deresi, Kayalar köyü, Borçka.
Farsça çarç> çark: Tekerlek. (ÇAĞBAYIR) Lazca çhala: Banyo yapmak. (ERTEN, 2000) Lazca ile bağlantılı ad.
ÇARDAĞA mah. Şalcı köyü, Şavşat.
Çardağa, “çardak”tan. “Çardaklı, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 198)
Çuvaş Türklerinde çardak: Hıristiyanlık devrinden evvelki Çuvaşların mezarın üstüne yaptıkları çatı. (PAASONEN, 1950) Türkçe.
Çardaği ruba, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca oruba: Dere. Türkmen deresi.
Çardaği, Güvercinli köyü, Hopa.
Çardaklı mah. Ortaköy, Artvin. Türkçe.
ÇARHANA mezrası, Havuzlu köyü, Yusufeli.
Çar-hana: Dört hane. Türkçe.
ÇARİPİCİ mah. Sivritepe köyü, Pazar.
Lazca çari-pici: Su ağzı, göze. Lazca.
ÇARKETEV yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Çark-et-ev. Çarket: Çarklar. Ev, “hev”den. Çarkethev: Çarklar deresi. Türkçe-Gürcüce.
ÇARKİ dere, Işıklı köyü, Ardeşen.
Eskiden ağaçtan değişik gereçler yapımı ve kendir işlemek için değirmen benzeri çarkların yapımı her yerde yaygındı. Türkçe.
ÇARLAKLI, Şalpazarı.
Kıpçakça çarlak: 1. Kartal. 2. Irmak, çay. (TOPARLI, 2007) Çarlaklı: Dereli. Kartallı. Türkçe.
ÇARMAKİT mah. Fındıklı köyü, Borçka.
Çarmak-it. DLT’te çarmak: Çoluk-çocuk. Çarmakit: Çoluk-çocuklar. (bk. –it eki) Türkçe.
ÇARMANET mezrası, Taşkıran köy, Yusufeli.
Çarman-et. Çarman, Türk yer, oymak adı. (CANDAR, 1934, s. 9) Eski Türkçe çarman: Bir tür deri hastalığı. (ÇAĞBAYIR) Çarmanet: Hastalıklar. (bk. –et eki) Belirsiz.
ÇARMATİ, Cumhuriyet mah. Arhavi.
Lazca çarmahti: Putperest. (ERTEN, 2000)
Carmati, “karmati”den. Karmatiler, Şianın bir kolu olup Emeviler döneminden beri var olan tasavvufi ve sosyal adaletçi bir mezhep. Lazca.
Çarmati mah. Düzköy, Borçka.
Gürcüce carmarti: Kâfir. Hıristiyan Gürcülere göre kâfir olan, Hıristiyan olmayandır yani Müslüman’dır.
Çarmati mah. (Cumhuriyet mah.), Artvin. Gürcüce.
ÇARMET, Aslandere köyü mezrası, Fındıklı.
Çar-met. Arapça car> çar: Şal. (ÇAĞBAYIR) Farsça çar: Tuğla ve çanak çömlek fırını. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çarmet: Şallar. Dokuma işi. (bk. –et eki) Belirsiz.
ÇARPAN’IN gölü, Kirazlı köyü, Şavşat.
“Çarpanlar, Yıva Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 511) Türkçe.
ÇARŞAK geçidi, Çamlıhemşin.
“Çarşaklu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 199)
“Eski Türkçe çarşak: Kayalık, yamaç yer. Uçurum. Yamaçlardan aşağı doğru akarak eteklerde biriken çakıl yığını.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ÇARŞUDA/ Akören köyünün adı, Akçaabat.
Çarşud-a. (bk. –a eki) Çarşud, “çaşut”tan. Kıpçakça çaşut: Casus. (TOPARLI, 2007)
Çaşut (çaşıt) sözü, günümüzde bile Trabzon’da yaşatılmaktadır. Belirsiz.
ÇARTANLI, Gölyayla köyü, İkizdere.
“Cartan, Kıpçak kabilesi.” (RASONYİ, 1993, s. 131) Belki Cordan’dan. Türkçe.
ÇARTAVUL mah. Kızılcık köyü, Ardanuç.
Çart-avul. Çartlı, Türkmen sülalesi. (ATANIYAZOV, 2005, s. 297) Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Çart avul: Türkmen avulu, Türkmen köyü. Türkçe.
ÇARTULET/ Çamlıca köyünün adı, Şavşat.
Arapça car> çar: Şal. (ÇAĞBAYIR) Arapça tul: Çokluk, bolluk. Çartulet: Bol şallar. (bk. –et eki) Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
ÇAŞKURİ mah. Yeniyol köyü, Ardeşen.
Farsça çaş: Hububat, tahıl yığını. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çaş-k-uri: Çaşoğlu.
Çaşoğbe, Sulak köyü, Fındıklı.
Çaş-obğe. Lazca obğe: Yuva. Çaşoğbe: Hububat obası.
Çaşona, Dikyamaç köyü, Arhavi.
Hububat yeri. Türkçe-Lazca.
ÇAT köyü, Çamlıhemşin.
“Cat, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 179> 349) “Obi ırmağı çevresinde yaşayan Çat Türkleri.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 14)
“Çat, Hazar Türklerinde unvan.” (GOLDEN, 2006, s. 300)
Eski Türkçe cat: İki dağ yükseltisinin birleştiği yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 36) Macarca csat (çat): İki derenin kavuştuğu ıslak yer. (RASONYİ, 1993, s. 134) Uygurca çat: Yolun ayrılan yeri. (ÖZTUNCER, 2006) Tatarlarda çat: İki şeyin ayrıştığı veya birleştiği yer, çatal. (KTLS) DLT’te çat: Kuyu.
Hemşin’de çat: Kuyu. (ALİ) Şalpazarı’nda çat: Yol, derenin birleştiği nokta. (GÜLAY, 1992, s. 478)
Çat mah. Düzköy, Borçka.
Çat kaya dağı, Arhavi.
Çat, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Çat, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Çateller mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Çateller: Kıpçaklar yurdu...
Çat-i, Saat köyü, Fındıklı.
Mecaz olarak yüksek yer.
Çatlı hana, Günyayla köyü, Yusufeli.
Çatlı hana: Yolların kesiştiği yerdeki hane. Türkçe.
ÇATAK mah. Çamurlu köyü, Hopa.
“Çatak Virani, Yıva Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 512)
“Kazaklar, kışlak ve sabit yerleşim alanlarına oturanlara “çatak” adını veriyorlardı.” (AGACANOV, 2002, s. 142) Kırgızlar, “hem kışlık ve hem de yazlık, daimi mesken” için catak sözünü kullanıyordu.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 17)
“Macarca çatak: Çamurlu yer.” (RASONYİ, 1993, s. 20)
Çatak: Yolların veya derelerin kesiştiği yer.
Çatak mah. Yeşilyurt köyü, Trabzon.
Çatak mah. Arsin.
Çatak mah. Maden köyü, Artvin.
Çatak yaylası, Gürsu köyü, Fındıklı. Türkçe.
ÇATALMANÇA mah. Kemerköprü köyü, Arhavi.
Çatal-mança. Lazca maçha: Şelale. Çatal şelale. Türkçe-Lazca.
ÇATİMİ, Yeni mahalle, Fındıklı.
Çatim-i: Kavşak.
Çatim gölü, Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
ÇATMA yaylası, Vakfıkebir, Şalpazarı.
Çatma, “çatmak”tan. Birleşme, kavuşma. Türkçe.
ÇATURİ mah, Zafer mah. Pazar.
DLT’te çatır: Çadır, gölgelik. Kıpçakça çatır: Çadır. (CAFEROĞLU, 1931) Çatura, Bulgarca “çotra”dan gelip “yarım fıçı” anlamında. (ÇAĞBAYIR)
Çat-uri. Çat, Türk boyu. (CEVİZOĞLU, 1991, s. 123) Çat-uri: Çatoğlu. Türkçe-Lazca.
Çaturi mah, Kavaklıdere mah. Ardeşen.
ÇAVLİYENT kışlası, Yanıklı köyü, Artvin.
Çavli-yent. “Çavlılı, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 199) Çavliyet: Türkmenler. (bk. –et eki)
“Çavlı, Selçuklu Emirleri arasında sık görülen ad.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 121) “Çavlı, Çavli, Selçuk sultanı II. Tuğrul’un gulamıydı. Baş kumandan mertebesine yükselerek Arran ve Azerbaycan hakimi tayin edilmişti.” (MOSSES, s. 334)
Türkçe çavlı: Ava alıştırılmış doğan. (EREN, 1999) Çavlı: Namlı. (EYUBOĞLU, 1995) Çağatayca çavli: Atmaca. (ERBAY, 2008) Çavliyan: Atmacalar... Türkçe.
ÇAVUŞOĞLU mah. Özgürköy, Ardeşen.
Çavuşlar, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 199)
Osmanlı’da çavuş: Muhtelif işlerde kullanılmış olan memurlardan biri. (PAKALIN, s. 332)
Çavuşoğlu mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Çavuşgil mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
ÇAYMAKÇURUN deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Ermenice cermag-çur: Beyaz su. Argoda “rakı” anlamında. Ermenice.
ÇEBEPE mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Çep-epe: Çebler, Çebiler. (bk. –epe eki) 1842 yılı kayıtlarında aynı yerde Çebioğlu kayıtlıdır.
Çeboğli mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
Çeboğli mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Çebooliş, Kemalpaşa, Hopa.
Çebina mah. Dernek köyü, Pazar.
Ceb-ina: Çebi, Çepni’nin yeri. (bk. –ona eki)
Çebina, Ulukent-Balıklı köyleri, Arhavi.
Çebina çari, Sivrikale köyü, Pazar.
Çebina duzi, Subaşı köyü, Hopa. Türkçe-Lazca.
ÇEBİ, ÇEBİN, ÇEBİNA, CEB, CEP, ÇEP, ÇAP
Bütün bu sülale adları “Çepni” adının bölge ağzında aldığı değişik şekillerdir. Aliçebioğlu, Mahmutçebioğlu Hasançebi... gibi sülale adları da Çebioğlu’nun/ Çepnioğlu’nun diğer kollarıdır.
Bu akrabaların bir kısmı soyadı kanunuyla birlikte “Çepni” adını aldıkları görülür.
“600’lü yıllarda Orta Asya Türk Töles boyları arasında Ch’i-pi/ Çepi veya Çepni adları geçmektedir.” (NECEF, 2005, s. 105)
“Selçukluların batıya yürüyüşleri sırasında Çepnilerin büyük bir bölümü İran, Türkiye, Kafkasya ve Irak’a göçmüştür. Türkmenistan’da sadece Göklenlerin içinde “Çepni”, Atalarda’da “Çepi” sülaleleri kalmıştır.” (ATANİYAZOV, 2005, s 137)
“Cebu kağan, Hazar hakanı.” (DUNLOP, 2008, s. 44) “Çebi han, Türk hakanı ve Çebi han, Talas gölü ile Katun nehri arasına yerleşmiştir.” (GUMİLEV, 2007, s. 288, 289) “Çebi, Kafkasların eski kavimlerinden Albanlar zamanında Hazar hakanı.” (MOSES, 2006, s. 150) “Çebinoyan (noyan askeri unvandır), Gürcü kralı Georgi’yi mağlup eden Moğol komutan.” (USPENSKI, 2003, s. 177) Moğol asilzadelerinde askeri bir unvan. (SÜMER, 1999, s. 306)
“Çepi, Türk yer adlarından.” (GÜLENSOY, 1985) “Cebiler, Bulgaristan’da Türklerle meskûn Kırcali iline bağlı Türk köyü.” (ACAROĞLU, 1988)
Rumca çebi: Bahçe. (ASAN, 2000) Yunanca kipos: Bahçe.
Çebi, Sürmene kazasının sağ taraflarında “Çebi” tabir olunur. (ŞEVKET, 2001, s. 96)
Çebi mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Çebi livadi, Sümer köyü, Fındıklı.
Lazca livadi: Bahçe.
Çebinapeş mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
Kökü “çebi” olan sözcük.
Çebinaşi, Ulukent, Arhavi.
Çebi’nin düzü, Haremtepe, Çayeli.
Deli Çebi mah. Meydancık beldesi, Şavşat. Türkçe.
ÇEBUG boğazı, Çamlıhemşin.
Kıpçakça chapuç (çapuç): Küçük Torba. (SAFRAN, 1989, s. 137) Yörede çepuk: Kol sepeti. Görünüşüyle ilgili ad. Yöresel.
ÇEÇE mah. Yayla mah. Ardeşen.
“Çeçelu, Türkmen oymağı.” (ORHUNLU, 1987, s. 58) “Çeçe, Türkmen boyu.” (SAKİN, 2006, s. 130)
Çeçeva/ Haremtepe köyünün adı, Çayeli.
Çeçe-va. (bk. –a eki)
Çeçeuça, Köprüköy, Ardeşen.
Çeçe-uç-a. Kenardaki Çeçeler.
Çeçeluma, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
Çeçelu-ma: Çeçe suyu. Arapça ma: Su.
Çeçolar mah. Çamlık köyü, İkizdere.
Çeçeoğlu, aynı köyde. Türkçe.
ÇEÇET mezrası, Çeltikdüzü köyü, Yusufeli.
Çeç-et. “Farsçadan Türkçeye giren çeç: Sap veya demet yığını.” (ÖGEL, 2000, c. II s. 37) Kıpçak/ Kumanca çaç: Buğday. (SAFRAN, 1989, s. 196)
Çeçet: Tahıl yığınları. (bk. –et eki) Türkçe.
Çeçevra, Küplüce köyü, Şavşat.
Çeç-evra. Farsça evra: Hisar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çeçevra: Hisar gibi yığılı demet. Mecaz olarak verimli tahıl yeri. Belirsiz.
ÇEDLİYAN mah. Ortaköy, Artvin.
Cedli-yan: Atalılar. (bk. –yan eki) Akraba lakabı.
Çedligil mah. Atalar köyü, Şavşat.
Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
ÇEDRİUL, Meydancık beldesi yaylası, Şavşat.
Çedri-ul. Farsça çetr: Çadır. Çok Türk ağzında ul: Oğlu. Çetriul: Çadıoğlu. Türkçe.
ÇEĞ mah. Korucular köyü, Murgul.
Oğuzlarda çeğ: Kum, kumsal. (KÜRENOV, 1997, s. 75) Ermenice tseğ: Irk, soy. Türkçe.
ÇEĞAZENİ mah. Güneyköy, Pazar.
“Osmanlı’da Çağa Yörükleri.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Çeğa-zeni. Çega, Romanya’da valilik yapan Kuman Türklerinden. (RASONYİ, 1993, s. 196)
Kıpçakça çağa: Kuş yavrusu. (CAFEROĞLU, 1931) Lazca zeni: Düzlük. Kuş düzü. Türkçe-Lazca.
ÇEĞO sırtı, Derinsu köyü, Pazar.
Çeğ-o. (bk. –o eki) çeğ: Kum, kumsal. (KÜRENOV, 1997, s. 75)
Çeğo, Suçatı köyü, Pazar. Türkçe.
ÇELENGİŞ mah. Saat köyü, Fındıklı.
Osmanlı’da çelenk: Savaşlarda yararlılık gösteren gazilere verilen gümüş, altın veya mücevherli sorguç. Askeri akraba adı. Bölgede yaygındır. Soyadı kanunyla birlikte genelde “çelik” soyadını almışlardır.
Çelenkler mah. Yukarı Hacılar mahallesi, Artvin. Türkçe.
ÇELİK, Of’un eski köylerinden. (UMUR, 1951, s. 19)
Çelik, Türkmen oymağı. (LEZİNA, 2009, s. 202) Çelik, Beğdili Türkmenlerinin yaygın kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 422)
Çelikli, tarikatlıdırlar, gaddar ve katil değildirler. (YÖRÜKÂN, 2002, s. 457)
Kıpçakça çelik: Çocuk oyunu, çelik-çomak.
Çeliğe yaylası, Geyikli beldesi, Vakfıkebir.
Çeliği mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
Çelikli, Salnamede Akçaabat’ın köyü. Türkçe.
ÇELİNA, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
Çel-ina. Arapça cell: Büyük, ulu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Celona: Büyük yer. (bk. –ina eki)
Çelona meşe, Aktaş köyü, Pazar.
Büyük meşe. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
ÇELİTAVİ, Maral köyü, Borçka.
Gürcüce celi: Tırpan ve tavi: Baş, kafa. Celi tavi: Tırpan başı. Gürcüce.
ÇEMAHUT, Yukarı Kavron yaylası civarı, Hemşin.
Çemeh-ut. Çemah, yaylalarda yetişen zehirli bir bitki. Çemahut: Çemahlar.
Hemşin’de çemah: Güneş görmeyen yer. (KUYUMCU, 2006) Çemahut: Kuzeyler, güneşi az gören yerler. Yöresel.
ÇEMÇEPUNA, Subaşı köyü, Hopa.
Çemçe-puna. Çemçe: Kepçe. Kepçe yer. (bk. –una eki)
ÇEME kaya, Derinsu köyü, Pazar.
Çem-e. (bk. –e eki) “Çem: Çayır çimen. Akarsu.” (ÇAĞBAYIR) Çimenli kaya.
Çemi ırmağı, Tulumpınar köyü, İkizdere.
Çimenli ırmak.
Çemi kara, Şalcı köyü, Şavşat.
Kara ırmak.
Çemuna, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
Çem-una. Çimenli yer.
Çems vadu ırmağı, Suçatı köyü, Pazar.
Çimenli vadi. Türkçe.
ÇEN mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
Çen, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 202)
Türkçe çen: Sis, duman. (ACAROĞLU, 1999, s. 58) Azerice çen: Bulutların yere inmesiyle oluşan rutubetli duman, pus, sis. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
ÇENA, Tunca beldesi, Ardeşen.
Çen-a. (bk. –a eki) Sisli yer. Türkçe.
ÇENÇUL yaylası, Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Çençul, “çenç-il veya çenç-el”den. DLT’te çeng: Zil, çalpara. Kıpçakça çeng: Zil. (SAFRAN, 1989, s. 116) Çençel: Zil yeri. Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
ÇENGELEK yaylası, Yoncalı köyü, Şavşat.
Çengel-ek. Çengel biçiminde olan. Türkçe.
ÇENNET/ Cennet köyünün adı, Fındıklı.
Çennet, “cennet”ten. “Cennetli, Sakar Türkmenlerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 181)
Cennet, mecaz olarak “güzel yer.” Türkçe.
ÇEPNİLER mah. Korucular köyü, Murgul.
Bu mahalleyi kuran Çepniler, Ardeşen’de Lazlaşmış olarak buraya gelmişlerdir. Günümüzde artık Gürcüce konuşuyorlar.
Yomra’nın Özdil beldesinde ilk Osmanlı nüfus sayımında (1846) Çepnioğlu, Torlakoğlu, Toromanoğlu gibi Türk boylarının Hıristiyanlaşan Ermeni cemaati oldukları yazılıdır. Bu durum, Türklerin 1071’de değil, çok daha önceki yıllarda Anadolu’ya geldiğinin ispatıdır. Bulunduğu topluma göre bu Şaman Türk boyları Hıristiyanlaşarak Gürcüleşmiş, Ermenileşmiş, Rumlaşmışlardır. Çünkü Osmanlı’da bir Müslüman Hıristiyanlığa dönemezdi. Böyle kişiler “mürted” olarak adlandırılır ve cezası ölümdü. (COŞKUN, 2011)
“DLT’te Çepni, 22 Oğuz bölüğünden biri.” “Kelime anlamı olarak çepni: Nerede düşman görürse hemen savaşır.” (SAKİN, 2006, s. 44)
“Trabzon feth edildiği sırada batısında Çepnilerle meskûn bulunuyordu.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 31) “Çepni, 1691–1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak. (ORHUNLU, 1963, s. 56)1585’de Anadolu’daki bütün beylerbeyleri ile Şam, Bağdat ve Revan beylerbeyliklerine yollanan hükümlerde Çepnilere dirlik verilmemesi yazılmıştır.” (SÜMER, 1992, s. 247)
“Karadeniz kıyılarında ortaya çıkan ayanlardan bazıları veya birçoğu Çepniler’den idi. (s. 94) XVIII. yüzyılda da Sürmene, Of ve Rize bölgesinde bilhassa İkizdere (Kura-yı Seba), Kalkandere (Karadere) ile merkez yörede yoğun bir şekilde yerleşen Çepniler, oralarda da durmayıp Batum’a kadar gitmişlerdir.” (SÜMER, 1992, s. 5)
Günümüzdeki bulgular, Sümer’i ve Kırzıoğlu’nu doğrulamaktadır.
“Çaykara ve Dernekpazarı’nda “Çepni koyunu, Çepni beşiği” adları yaygındır. Çaykara’da bir taşın adı “Çepni Taşı”dır.” (DÜZENLİ, s. 18)
Bölgede Çepni adı; Çebi, Cap, Cep, Ceb, Cab, Çap, Çab, Çep gibi adlara dönüşmüştür. (bk. Çepniler makalesi ve çebi adı)
Çepniler mah. Korucular köyü, Murgul.
Bu mahalleyi kuran Çepniler, Ardeşen’de buraya Lazlaşmış olarak gelmişlerdir. Günümüzde artık Gürcüce konuşuyorlar.
Çepni mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Çepnigil mah. Cevizli köyü, Ardanuç.
Çepniler mah. Dereköy, İkizdere.
Çepniler, Yokuşlu köyü, Kalkandere.
Çepnili mah. Kıratlı köyü, Yomra.
ÇEREMİ mah. Köprüköy, Ardeşen.
“Çeremisler, Hazarlara bağlı kabilelerden.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 48)
Çeremi, “Kerem veya cereme”den. Belirsiz.
ÇERİ mah. Irmakköy, Pazar.
Çeri, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 203)
Gürcüce çari: Ordu. Türkçe “çeri”den. Kumanca çeri: Asker, ordu. (GRÖNBECH) Kıpçakça çeri: Asker, ordu. (TOPARLI, 2007)
Çeri tavi, Kayalar köyü, Borçka.
Çeri tavi: Çeri başı. Türkçe-Gürcüce.
Çeri mah. Ardaklı mah. Pazar. Türkçe.
Çeriyet yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Çeri-yet: Çeriler. (bk. –et eki) Türkçe.
ÇERKELOĞ, Kaptanpaşa, Çayeli.
Çerkel-oğ. Bulgar diyalektiğinde çerkel: Haydut. (ACAROĞLU, 1999, s. 59) Oğ, “oğlu”ndan.
Yörede çerkeloğ: Su başı. Türkçe. Yöresel.
ÇERMEŞK yayla, Çamlıhemşin.
Çer-meşk. Çok Türk lehçesinde çer: Yer. Farsça meşk: Tulumdan yapılmış su kabı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çermeşk: Tulum gibi su yeri. Belirsiz.
ÇETEVRE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Çet-evre. Eski Türkçe çet: Çit. Osmanlıca evre: Çevre, etraf. Çetevre: Çitli muhit. Türkçe.
ÇETRİK köyü, Şalpazarı.
Çetrik, Türk yer adlarından. (GÜLENSOY, 1985) Şalpazarı’nda çıtıruk: Küçük yapraklı, çatlak kabuklu bir ağaç türü. Yöresel.
ÇEVİRME mezrası, Altındere köyü, Maçka.
Çevirme: Çevrilen yer. Türkçe.
ÇHALA/ Düzköy’ün adı, Borçka.
Lazca çhala: Banyo yapmak. (ERTEN, 2000) Yer adına uygun değil.
Lazcada kelimenin başına bazen anlama etkisi olmayan ses ve heceler gelmektedir. Buradaki gibi. Ç-hala. Kökü “hala” olan ad. Kuman/ Kıpçak Türklerinde hala: Köy. (GRÖNBECH)
Çhala köprüsü, Demirciler köyü, Borçka. Türkçe.
ÇIKIZHEV/ Yanıklı köyünün adı, Artvin.
Çıkız-hev. Çıhız, antik kavim “çik”ten. Cikler, Ortaçağ Kartel kaynaklarında Çerkeslerin diğer adı. (BETROZOV, 2008, s 177)
Gürcüce cihe: Kale ve hevi: Dağ geçidi, derin dere, dağlık bölge. (ARISOY, 2010) Gürcücede “I, Ö-Ü” sesleri yoktur.
Çıhızhev: Çik deresi, kale deresi. Gürcüce.
ÇIKRIĞLAR mah. Yoncalı köyü, Şavşat.
“Çıkrık’la başlayan Türkmen boyları. (LEZİNA, 2009) Çıkrık, Yörük Türkmeni. (TATAR, 2005, s. 110)
DLT’te çıkrık: Değirmen, dolap gibi şeylerin dönen bölümü. Çırkık: Pamuğu tohumundan ayıran tahtadan yapılmış araç. (ÇAĞBAYIR) Dokumayla ilgili ad.
Çıkrık düzü, Acısu köyü, Akçaabat. Türkçe.
ÇİÇEPE mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Çiç-epe. “Çiçlü, Bayad Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 206) Çiçepe: Çiçler, Türkmenler. (bk. –epe eki) Lazca çiçi: Solucan.
Çiç’in ohori, Darılı köyü, Pazar.
“Çiçoğlu” Aynı köyde. Lazca ohori: Ev. Türkçe-Lazca.
ÇİÇİKGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Çiçik-gil. Çiçik, “çiçek”ten. Çiçekoğlu, Avşar Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 544) Çiçeklu, Safevi devleti kuruluşuna katkı veren Türkmen oymağı. (SÜMER, Oğuzlar, s, 180) Çiçekoğlu, zorunlu iskanlar sırasında adı geçen Türkmen cemaati. (REFİK, 1930, s. 184)
Çiçek, Hazar prensesi. (GOLDEN, 2006, s. 6) Çiçek, tarihi Türk kadın adlarından. (ATALAY, 1936) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
ÇİÇO mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Artvin’de cıço: Sulak yer. (İLKER, 1990, s. 323) Yöresel.
ÇİDİL/ ÇİTİL/ Bağlıca köyünün adı, Ardanuç.
Arapça şatl> çitil: Fidan, fide. (ALKAYIŞ, 2007)
Çit-il. DLT’te çit: Kamıştan veya çalıdan yapılmış çardak. Çitil: Çitli yer. Türkçe.
ÇİFARUKSA/ Uğurlu köyünün adı, Of.
“Yunan kaynaklarında böyle bir sözcüğe rastlanmaz. Nam-i diğer Balaban olarak verilir. Balaban, Kuman ve Peçeneklere ait ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 251) Balaban, Türkçe ad.
ÇİFTÇİGİL mah. Sakarya köyü, Ardanuç.
Çiftlik cemaati, Yıva Türkmenlerinin Bektaşlu kolundan. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 547)
ÇİGİNİ mah. Güneyköy, Pazar.
Çig-ini. Çik’in yeri. (bk. Çik) “Moğollarda çigin: Prens.” (RASONYİ, 1993, s. 180)
ÇİĞALA deresi, Demirciler köyü, Borçka.
Çiğal-a. (bk. –a eki) Çığal: Çakıl. (DS) Türkçe.
ÇEĞAZENİ mah. Güneyköy, Pazar.
Çeğa-zeni. Bölge ağzında çiha: Kestane kargası. Lazlca zeni: Düz. Çiha düzü. Lazca.
ÇİHOR/ Çukurköy’ün adı, Şavşat.
Çihor> çukur. Yeni-eski adı uyumlu. Türkçe.
ÇİHTA/ Akdamla köyünün adı, Şavşat.
Artvin’in bazı yerlerinde çikta: Hayvanı yemliğe bağlayan zincir. (ÜNSAL, 1999, s. 197) Yöresel.
ÇİK, CİG, CİH, CİK,
“Çik Türkleri ile antik kavimlerden Zgoi halkı ayrı ayrı halklardır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 192) “Çikler, Türk boyudur.” (GUMİLEV, 2007, s. 289) “Cig, Türk boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 135)
“Yenisey kitabelerinde; Bilge Kağan devrinde Ulu Kem’in sağ tarafındaki topraklarda Çik adlı oldukça güçlü bir budun yaşıyordu.” Akıbeti meçhul olan kavimlerden biri de bu Çiklerdir.” (SÜMER, 1999, s. 95, 26)
“Batı-Göktürk topluluklarından olan Kıpçak kütlesi, eski Çik’lerin 10. asırdaki devamı olduğu anlaşılan, İrtiş boylarındaki Kimek’lerden İşim-Tobol vadisinde oturan bir kol idi. (s. 177) 576 yılı, Göktürk hakanlığının, Mançurya sınırından Karadeniz’e kadar uzanarak, genişliğinin son noktasına ulaştığı tarihtir.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 98)
“Köymen dağlarında Çik kavmi adı eski Türk kitabelerinde geçmektedir. 762’de Çik-tutuk adı görülmektedir. Erken devir Uygurlarında Çik-bilge adı vardır. Altay dağlarının kuzey batısında Novisibirsk havalisinde Çik köyü bulunmaktadır. Çik nehri ise Ob nehri sisteminde gösterilmektedir. Göktürk kabilesinin bir alt sınıfı Çik adını taşımaktadır. Başkırt toprağında Çik adlı bir dere vardır.” (RASONYİ, 1984, s. 79)
“Çikler Sayan dağının güneyinde yaşıyorlardı.” (OMOROV, 2008, s. 55)
“Ortaçağ Kartvel (Gürcü) kaynakları Çerkesleri Cikler olarak kaydetmişler ve ülkelerin ise Ciketi (Cik ülkesi) demişlerdir.” (BETROZOV, 2008, s. 177) “Cikler, Çigiller olup Çerkeseli’ne yerleşen Kıpçak boyudur.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 38)
“Peçenekler ve Cikler, Türkler tarafından uzaklaştırılmış olup, Peçenekler batıya doğru göç ettiler, Cikler de Aphazet’in sonuna yerleştiler.” (BROSSET, 2003, s. 129) “Cikhi ve Zikhi dediğimiz aşiret bugünkü Ubikh’lerdir. Çeçen adı, Kafkasya’da “Nokhçiler (Galgay) olarak addedilirler.” (BERKOK, 1958, s. 141, 143)
Ermenice cik: Gayret. “Kuman Türkleri vasıtasıyla Macarcaya geçen çik: Hudut.” (RASONYİ, 2006, s. 489) “Moğolca cig: Harika, mucize ve cigi: Yerleşim yeri, iskân sahası.” (LESSİNG, 2003) Hıristiyan Çuvaş Türklerinde çiki: Sınır, hudut, kenar. (BAYRAM, 2007, s. 290)
Cihel yaylası, Dağönü köyü, Of.
Ciheli: Çik yurdu.
Çiheli mah. Dağönü köyü, Of.
Çik-eli. Çik yurdu.
Çikeli, Sıraağaç köyü, Of. Çik-eli. Çik kavminin yurdu.
Çiklaroz mah. İslâhiye köyü, Güneysu. Çiklar-moz. Çiklar vadisi. (bk. –oz eki)
Çiklenar/ Sarayköy köyünün adı, İyidere.
Çiklenar, Çik kavmi ile bağlantılı ad. Türkçe “–ar” eki, kavim adına işaret eder. Macar, Hazar, Avşar, Bulgar...
Çikli mah. Beşköy, Köprübaşı. Çik-li, Türkçe “-li” yapım ekini almış kelime.
Çikol deresi, Aslandere köyü, Fındıklı. Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Çikoğlu.
Çikolona, Subaşı köyü, Pazar. Çik-ol: Çikoğlu yeri. (bk. –ona eki)
Çikomandiya mezrası, Dikkaya köyü, Maçka.
Çiko-mandy-iya. Mand, belki mandıradan. Çik’in mandırasının yeri. (bk. –iya eki) Belirsiz.
Çikoşa tepesi, Yenice köyü, Dernekpazarı.
Çikret mah, Meydancık beldesi, Şavşat. Çik-ret. Çikler. (bk. –et eki)
Cik, Çik, Çih, Çig. Türkçe. Kafkas.
ÇİKADOZ/ Karatepe köyü, Vakfıkebir.
“Bizans kaynaklarında tzıgatos şeklinde geçen sözcük, Bulgar unvanı olarak veriliyor. Bizans döneminde Bulgar genel adı altında yöreye yerleştirilen Hıristiyan Bulgar Türklerinin göze aldığımızda bu yer adını onlara bağlamamız kaçınılmazdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 356)
Çikadoz, Uğurlu mahallesinin adı, Trabzon. Türkçe.
ÇİKARLUK, Çayırlık köyü, Kalkandere.
Çikar, bitki türü olup bölgede yaygın addır. İkizdere’de ve çevre ilçelerde çikar: Çiçeğine arının severek konduğu, hayvanların yapraklarını severek yediği ve seyrek görülen bodur bitki. Senoz’da çıkar: 1-1,5 metre boyunda bitki. Maçka’da zigar: İneklerin yediği bir ot. (EMİROĞLU)
Çigarin/ Ortaköy köyünün adı, Sürmene.
Çigar-in. Kökü “çikar” olan sözcük.
Çikarluği, Hasköy, Pazar.
Çikara/ Yenikale köyünün adı, Rize.
Çikaran/ Esendağ köyünün adı, Çayeli.
Çikar-an: Çikarlar. (bk. –an eki)
Çikari değirmeni, Yeşilköy köyü, Güneysu.
Çikarli mah. Hamsiköy, Maçka.
Çikarluk, Şimşirli köyü, İkizdere.
Çikarluk, Örtülü köyü, Of.
Çikaron/ Ortaköy’ün adı, Sürmene.
Malkar’da çikoran: Bir otun adı. (TAVKUL, 2000)
Çikaron/ Yamaç köyünün adı, Çayeli.
Çikarut, Karaağaç köyü, Çayeli.
Çikar-ut. Çikarlar. (bk. –ut eki)
Çikarut, Sefalı köyü, Çayeli.
Çikar’un mevki, Orta mahalle, Sürmene. Yöresel.
ÇİLANCA, Cimil, İkizdere.
Çilan-ca. Kuman/ Kıpçakça cılan: Yılan. (GRÖNBECH) Çilanca: Yılan yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
ÇİLANÇ, mevki ve köprü adı, Çat köyü, Hemşin.
“Cilan-Tamgalı, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009)
“Cılancik, Kazaklarda nehir adı ve Cilançık, Başkurdistan’da nehir.” (TOGAN, 1981, s. 315)
Kumanca çılan: Yılan. (GRÖNBECH) Türkçe.
ÇİLAR mah. Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Tuvaca çılar: Yer değiştirmek. (KUULAR, 2003)
Çil-ar. Çil, Türk boy ve oymaklarına mensup cemaatlerdir. (BOSTAN, 2002, s. 346)
Türkçede “-ar eki” kavmi ve “er”e işaret eder. Avş-ar, Haz-ar... Çilar, Çil boyu. Belirsiz.
ÇİLAT mah. Küplüce köyü, Murgul.
Çil-at. Çil Türkmen boyu. (İLLİYEV, 2010, s. 20)
Kıpçakça çil: Konur renk, keklik. (TOPARLI) Ermenice cil: Hasır otu. Kerkük’te çil: Kaş ve saçları açık beyaz renkli insan. (HÜRMÜZLÜ, 2003) Çilat: Türkmenler. (bk. –at eki)
Çilat mah. Yüksekoba köyü, Yusufeli. Türkçe.
ÇİLAVUR mah. Küre köyü, Murgul.
Çil-avur: Çil avlusu., Türkmen avlusu. (bk. avur) Türkçe.
ÇİLÇİM/ Cevizlik köyünün adı, Yusufeli.
Çil-çim. DLT’te çil: Çil ve çim: Ayrık otu. Çilçim: Çilli ayrık otu. Bitkiyle ilgili ad. Türkçe.
ÇİLENKİR, 1878 yılı salnamesinde Çayeli köyü.
Farsça çilanger> çilengir: Çingene. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ÇİLLİKET yaylası, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Çilli-k-et: Çilliler. (bk. –et eki) Çillu, Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, c. II, s. 548) Türkçe.
Çillihev deresi, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Çilli-hev: Çilli dere. Türkçe-Gürcüce.
ÇİLVANA, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Çılvana, Türkçe yer adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 174) Türkçe.
ÇİLOĞLİ mah. Sivrikale köyü, Pazar.
“Çiller, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
ÇİMŞİRİ mah, Zafer mahallesi, Pazar.
Çimşir, Türkçe “şimşir”den. Türkçe.
Çimşir tepesi. Tonya. (ZAMAN, 1996, s. 16) Türkçe.
ÇİMERUÇ mah. İncesu köyü, Çayeli.
DLT’te çimerük: Gözü az gören kimse. (ÇAĞBAYIR) Akraba veya kişi lakabı. Türkçe.
ÇİMLAKAVA mah. Çamlıktepe köyü, Araklı.
Çimla-kava. Yunanca çimbla: Göz çapağı. (AKSOY, 2003) Türkçe kava: Kaya. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Mecaz olarak büyük çapak. Belirsiz.
ÇİMRİ mah. Yavuzdere köyü, Ardeşen.
Cimri’den, lakap. Türkçe.
ÇİNAFOL dağı, Madenli beldesi, Çayeli.
Çina-fol. Türk dünyasında kurt; börü, borta, börte, börcü, asena, aşena, şena, şana, cina, cine, cino, çine, çene, sina, zino, yaşkar, börteçine gibi isimlerle adlandırılmıştır. “Moğolca ve arkaik Türkçe çina: Kurt.” (NUR, 1972, s. 53)
Çinofol mah. Madenli beldesi, Çayeli.
Çino-fol: Kurt yuvası. Türkçe-Rumca.
ÇİNAPO, Topluca köyü mah. Çamlıhemşin.
Çinapo, “çinapor”dan. Çina-por. Moğolca ve arkaik Türkçe çina: Kurt. (NUR, 1972, s. 53)
Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Çinapor: Kurt deresi.
Çinapo, Gölyayla köyü, İkizdere.
Çinapu, Dereköy, İkizdere. Türkçe.
ÇİNÇİVA/ Şenyuva köyünün adı, Çamlıhemşin.
“Ahırkelek, Ahıska ve Çıldır’ın Kıpçak ağzı ile konuşan ve eskiden Gürcü (Ortodoks) olduklarını gelenek olarak söyleyen yerli halkına, komşuları Karapapak/ Terekeme ve Türkmenler “Çinçavat” derler.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 27)
Gariptir, lakabı takanlar Türkler ve lakap takılanlar da Kıpçaklı Türklerdi.
Büyük Lazca Sözlük’te ise “çimçivati: Kaba, laf anlamaz.” (İ. Bucaklişi... Büyük Lazca Sözlük, Çivi Yaz.) Diğer Lazca kaynaklarda böyle ifade yoktur. Nahçivan’da çinçavat: Temiz, düzenli. (GULİYEV) Çinçavat, Kıpçaklarla bağlantılı ad. (ÇETİNKAYA, 1996, s. 168) Türkçe.
ÇİNGİNİ mah. Yavuzköy, Pazar.
Çing-ini. Eski Türkçe cıng: Doğru, gerçek. (ATALAY) Çingin’in yeri. (bk. –ona eki) Cin ile ilgili. Lazca.
ÇİNGİT/ Uğrak köyünün adı, Pazar.
Bu haliyle hiçbir dilde anlamı yoktur.
Çin-g-it: “Çinli, Çin Türkistan’ından gelerek III. yy. dan itibaren Ermenistan’da yaşamaya başlamış eski Türk halklarından biri.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 159)
“Ermeni topluluğu, bazı akınlarla içine yeni unsurlar aldı. Bunlardan biri de Çin’den gelen bir topluluktur.” (SOYSÜ, 1992, s. 104) “Saint-Martin, Türkleri Turanlılar olarak adlandırmış ve Gürcistan’a göçlerinin, “Çin’den gelerek sonradan Orbelyan hanedanını teşkil etmişlerdir” der. (s. 13) “En eski destani Gürcü tarihi Kartlis Tshovreba’ya göre Orbel kalesinde yaşayan Türklere Orbelyan denilmiştir.” (BROSSET, 2003, s. 14)
“Çin’deki hâkimiyet mücadelesine karışıp sonra da burada tutunamayarak kaçan ve muhtemelen de Türk kökenli olan Mamikonyanlar Ermeni milletinin oluşumunda bir etnik unsur olmuşlardır.” (Moses, History of the Armenians. (Translation Robert W Thomson, London, 1980, s. 57) (OKTAY, 2007, s. 53)
Çinit> Çingit: Çinliler, Türkistan’dan gelenler. (bk. –it eki) Çing-it. Çing: Çınlama. (ÇAĞBAYIR) Çingit: Çınlamalar. Yankı yapan yer veya dere sesi.
Kumuk Türklerinde çing: Yar, uçurum. (NEMETH, 1990) Eski Türkçe çing: Uçurum, yar. (ATALAY, 1936, s. 35) Kırgızca çınğ: Dik dağ, uçurum. (YUHADİN, 1994) Çingit: Dik, dağlık yerler. Türkçe.
ÇİNKURİ mah. Karşıköy, Borçka.
Çink-uri. Kıpçakça çing: 1. Gerçek, tam. 2. Doruk. (TOPARLI, 2007) Çinguri: Çingoğlu. Farsça pur: Oğul. (GUMİLEV, 2007, s. 208) Türkçe-Gürcüce.
ÇİNUT deresi, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Çin-ut. Kıpçakça çin: Doruk. (TOPARLI) Çinut: Doruklar. (bk. –ut eki) Türkçe.
ÇİPİLAT yaylası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Çipil-at. Çipil, Bayındır Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 553) Çipilat: Çipiller, Türkmenler. Türkçe.
ÇİRAĞİ mah. Yamaçdere köyü, Ardeşen.
Çirağ-i, “çırak”tan. “Çıraklu, Türkmenlerin İnallu kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 205)
“1515 yılı kayıtlarında Arhavi kazasında 1 hane Çıra adıyla kayıtlıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 339)
Buhara’nın Çırakçı yerleşim yerinden Anadolu’ya göçler olduğunu belgeler göstermektedir. (BİLGİLİ, 2001, s. 142)
Çirakoğli mah. Işıklı köyü, Ardeşen. Türkçe.
ÇİRAT mah. Düzköy, Borçka.
Moğolca cirad: Koruma bölüğü. (LESSİNG, 2003)
Çir-at. Çağatayca çır: Göçmen kuşlar. (ERBAY, 2008) DLT’te çir: Yağ. Ermenice çir: Kayısı, erik, zerdali kurusu. Kıpçak kökenli Kafkas Malkar Türklerinde çir: Taşlarla yapılan çit. (PRÖHLE, 1990)
Çirat: Göçmen kuşlar. Taş kulübeler. Kayısı kuruları. (bk. -at eki) Türkçe. Ermenice-Türkçe.
ÇİRANLI, Eskice köyü, İkizdere.
“Çiranlı, Osmanlı döneminde bir aşiret.” (TÜRKAY, 1979, s. 72) Türkçe..
ÇİRGİS, Boyalı köyü, Ardanuç.
Çirgis, “Çerkez”den. Kafkas.
ÇİRİNA mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Çir-ina. (bk. –ona eki) Çir, değişik anlamlar içerir. Lazca ile bağlantılı ad.
ÇİSRİÇOR yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Çisri-cor. Çisri, “çise”den. Ermenice cor: Kuru. Belirsiz.
ÇİSTAVUR mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Çist-avur. Avur, “avlu”dan. (bk. Avur) Belirsiz.
ÇİSVET/ Atalar köyünün adı, Şavşat.
Çis-v-et. Çis: Yağmurun ince ince yağışı. (ÇAĞBAYIR) Çiset: Çiseler. (bk. –et eki) Belirsiz.
ÇİT, ÇİTA
“Çit, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 208, 349)
“Çit, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 268) “Cit, Oğuzlarda bir şehir.” (AGACANOV, 2002, s. 112)
Bahçe veya bostan gibi yerlerin etrafını çevirme. Hopa Lazcasında çita: Küçük.
Çita/ Dirlik köyünün adı, Sürmene.
Çit-a. (bk. –a eki) Kıpçaklarla ilgili kabile adı.
Çita düzü, Liman köyü, Hopa.
Küçük düz. Lazca-Türkçe.
Çita ğali, Ortahopa mah. Hopa.
Çita-ğali: Küçük dere. Lazca.
Çita noğedi mah. Kemelpaşa, Hopa.
Lazca noğa: Çarşı. Küçük çarşı. Lazca.
Çitat/ Aktepe köyünün adı, Pazar.
Çit-at: Çitler, Kıpçaklar. (bk. –et eki)
Çitazeler mah. Cevizli köyü, Yusufeli.
Çit-aze-ler, “-aze” eki Farsça “zade”den Gürcüceya “dze” olarak geçmiştir. Gürcüce ek almış Türkçe sülale adı.
Çitoğulları mah. Çamlıca köyü, Yusufeli. Türkçe.
ÇİTAK ONA, Cumhuriyet mah. Hopa.
Çitak-ona. “1520 yılı kayıtlarında Çıtak, Cani, Cil, Türkman, Tatar, Kocaman, Bulgar, bölgede Hıristiyan nüfusun dayandığı kaynaklardan birkaçıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 346)
“Çiğak, Eskiden halk arasında Hemşin için söylenen ad.” (ULUSOY, 2002, s. 95) Çiğak, “çitak”tan bozma olduğu kesindir.
“Çıtak, Ortaçağ Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 205) “Çitaklu, Yeni-il haslarına bağlı Türkmen oymağı.” (ORHUNLU, 1987, s. 59) “Çıtaklar, Nogaylarla birlikte Dobruca’da Türk boyu.” (TOGAN, 1981, s. 2)
“Çıtak, Türkmen beyi.” (SÜMER, 1992, s. 93) “Çıtak, Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde yaşayan, Kıpçakçanın değişik bir ağzını konuşan bir Türk topluluğudur.” (ÇAĞBAYIR)
“Türkçede çıtak: 1. Yaban kimse. 2. Ak sarıklı. (s. 63) Çitaklar, Bulgaristan’da yerleşim yeri.” (ACAROĞLU, 1999, s. 131) “Çıtak: 1. Dağda yaşayan ve geçimini odun satarak sağlayan. 2. Huysuz, kavgacı. 3. Açıkgöz, kurnaz.” (ÇAĞBAYIR)
“XV. ve XVI. yüzyıllarında Trabzon sancağı sınırları dahilinde yaşayan gayr-ı Müslimler (zimmiler) arasında Türkçe ad taşıyanlara tesadüf edilmektedir. (s. 337) Turasan, Tengrivermiş, İvaz şah, Cihan, Koç bey, Melik, Kerem, Çelebi, Arslan, Kurd, Balaban, Turali, Çıtak, Cani, Cil, Türkman, Tatar, Kocaman…” (BOSTAN, 2002, s. 338…) Çıtakona: Çıtakların yeri. Türkçe-Lazca.
ÇİTAVRI mah. Aralık köyü, Borçka.
Çit-avri. Çit, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 208, 349) Çit avri: Kıpçak avulu, Çitli avul. (bk. Avri) Türkçe.
ÇİTELOĞULLAR mah. Balalan köyü, Yusufeli.
Çit, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 208, 349)
Çit, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 268)
Çitel: Çitli yurt. Kıpçak yurdu. Türkçe.
ÇİTİKANA, Şalcı köyü, Şavşat.
Çiti-kana. Gürcüce çiti: Kuş. (ARISOY, 2010) Kuş yeri. (bk. –ona eki) Gürcüce.
ÇİVLİK çermiği, Karaağaç köyü, Şavşat.
Türkçede çivlik: Kamış ve sazdan yapılmış çiftçi kulübesi. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ÇİYAN, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Hopa köyü.
“Çıyan, Bozulus Türkmenlerinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 543) Türkçe.
ÇİYET yaylası, Demirkent-İnanlı köyleri, Yusufeli.
Çiy-et: Çiyler, şebnemler. Türkçe.
ÇKARMELE mah. Başköy, Arhavi.
Çkar-mele: Öte su. Lazca.
ÇKARYANE mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Çkar-yan-e. (bk. –e eki) Çkaryan: Sular. Su yeri. (bk. –yan, yana eki) Lazca.
ÇKEMİŞİŞ mah. Saat köyü, Fındıklı.
Aynı köyde “Çekemişoğlu” sülalesi bulunmaktadır. Aslı “çekem” olan sözcük. Lazca etkisiyle “-iş” takısını almıştır.
Çekem, Türkmenlerin Cerid kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 201) Çekemliler, Balkar Türklerinin kolu. (CAFEROĞLU, 1988, s. 50) Türkçe.
ÇOÇ yaylası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Çoç: Bataklık. (ÇAĞBAYIR) Ermenice çoç: Büyük, ayan. (GOSHGARİAN)
Çoçona mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Çoç-ona: Bataklık yer. (bk. –ona eki)
Çoçlar mah. Veliköy, Şavşat.
Çoğul eki almış sözcük. Ermenice. Türkçe.
ÇOÇO/ Levent köyünün adı, Hemşin.
“Çoça, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 209) “Çoça, Ensari Türkmen kolu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 291)
“Çoçi, Cengiz hanın oğlu.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 131, 63)
Çoço dağı, Çayeli Senoz’da.
Çoça, Kayadibi köyü, Şavşat. Türkçe.
ÇOĞÇUR, Lazlakar yaylasının deresi, Hemşin.
Çoğ-çur. Kıpçakça çoğ: Güneş sıcağı. (TOPARLI, 2007) Ermenice çur: Su. Çoğçur: Sıcak suyu.
Çoğ, “çok”tan. Çokçur> çoğçur: Çok su. Türkçe-Ermenice.
ÇOĞUNÇUR mezrası, Arpacık köyü, Yusufeli.
Çoğun-çur. “Çoğun, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 209) Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200)
Ermenice tsoğun: Sap. (GOSHGARİAN) Çoğunçur: Türkmen suyu. Türkçe-Ermenice.
ÇOK dağı, Ormandibi köyü, Yusufeli.
Eski Türkçe çok: Işık, aydınlık. Türkçe.
ÇOKAR mah. Yeşilyurt köyü, Maçka.
Coka, Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 186) Belirsiz.
ÇOKOLTA mah. Kayabaşı köyü, Şavşat.
Çok-olta. “Oltis, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163) Belirsiz.
ÇOLA mah. Sakarya köyü, Ardanuç.
Cola, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 186) Çola, Kıpçak boyu çol, sol dan.. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172)
Moğolca çola: Rütbe, derece. (LESSİNG, 2003)
ÇOLAKOĞLU mah. Demirciler köyü, Yusufeli.
“Çolaklar, Türkmen oymağı.” (BEYOĞLU, 2000, s. 336) “Çolak, Ensari Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 210) “Yavuz, Dulkadırlı Türkmenlerinden önemli miktarda aileleri Trabzon bölgesine iskân ettirmiştir. Trabzon-Rize bölgesinde gönderilenlerden bu akrabalar Çolakoğlu gibi ailelerdir.” (BİLGİN, 2002, s. 116)
Çolaği mah. Köprüköy, Ardeşen.
Çolaği mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
Çolakoğlu mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
Çolağoli, Yayla mah. Ardeşen. Türkçe.
ÇOLOĞLU mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
Çoloğlu, “Çol, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 210) Türkçe.
ÇOMAKÇOR mezrası, Topkaya köyü, Çayeli.
Çomak-çor. “Çomak, Avşar, Yıva ve Eymür Türkmenleri kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 559) “Çor, Dert, bela. DLT’te çomak: Müslüman ve çor: Sarılgan bitki. Belirsiz.
ÇON
“Çon, tarihte Avar veya Hunların anıldığı adlardan biri.” (CZEGLEDY, 2009, s. 17) “Çon, Türkmen kolu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 297)
Uygur Türklerinde çon: Büyük. (KTLS) Kırgızca con: Dağ sırtı. (YUHADİN, 1994) Çon: 1. Hun. 2. Avar. 3. Türkmen. 4. Dağ sırtı...
Çonat yaylası, Ardanuç.
1453-1650’de Çonadlar, Anadolu’da kabile. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 561)
Çonat mezrası, Irmaklar köyü, Ardanuç.
Çonat: Çonlar. (bk. –at eki)
Çonet mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Çon-et: Çonler. (bk. –et eki)
Çonya, Gürsu köyü mezrası, Fındıklı.
Çon yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
ÇOP deresi, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Çoplu, Beğdili Türkmenlerinin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 212) “Çöp, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163)
Farsça çop: Kalın sopa. (ÇAĞBAYIR) Kırgızca ve Uygurca çöp: Çayır. (KTLS) Teleüt ağzında çöp: Zararlı ot. (SIRKAŞEVA, 2000) Altay Türklerinde çöp: Ot. (NASKALİ, 1999) Eski Türk dillerinde çöp: Dağların arasında olan çöküğün yüksek kısmı. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 137)
Çop oni, Topluca köyü, Çamlıhemşin. Çop, Türkçe.
ÇORAK yaylası, Yaylacılar köyü, Fındıklı.
Kıpçakça çorak: Ot bitmeyen, kisli toprak. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
ÇORANLARKET yaylası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Çoran-lar-k-et. Çoran: çorak, tuzlu toprak. (ACAROĞLU, 1999) Çoranlaket: Çorak topraklar. (bk. –et eki) Türkçe.
ÇORASA mah. Ortaköy, Artvin.
Coras-a. (bk. –a eki) “Çoros, Türk boyu.” (Türk Dünyası El Kitabı, s. 50) Belirsiz.
ÇORBACI mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Bölgede askeri sülale adları çok fazladır. Çorbacı da bunlardan biridir. “Çorbacı: Kapıkulu ocaklarının 31 bölüklü acemi ocağı ile Osmanlı ordusunun piyade (yaya) askerini teşkil eden bölük zabitlerinin unvanı idi.” (PAKALIN, c. I s. 380) Türkçe.
ÇORÇİ, Başköy köyü, Pazar.
Lazca çorçi: Hafif. (BENLİ, 2004) Yer adıyla uyum sağlamaz. Çorçunlu cemaati, Peçenek taifesinden. (SAKİN, 2006, s. 465)
Çor-çi, Türkçe yapım eki almış sözcük. Çor, Eski Türk inancında insanı hasta eden kötü ruhlu cin. (ÇAĞBAYIR) Çorçi: Cinci. DLT’te çor: Sarılgan bitki.
ÇORÇONA mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Çorç-ona. (bk. –a eki) “Peçenek taifesinden Çorçunlu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 465) Belirsiz.
ÇORD, Efeler köyü, Borçka.
Türkçede çort: Kaba, görgüsüz kimse. (ACAROĞLU, 1999, s. 65) Şalpazarı’nda çort: Kumarlık. (GÜLAY, 1992) s. 479) Belirsiz.
ÇOŞRAKANİ dağı, Gürgencik köyü, Arhavi.
Çoş-rakani. Coşlu, Türkmenlerin bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 215) Uygurca çoş: Bir yerden başka bir yere su geçiren ağaç oluk. (ÖZTUNCER, 2006) Çoş rakani: Türkmen tepesi. Türkçe-Lazca.
ÇORLİ KÜRÜN, Çevreli köyü mezrası, Yusufeli.
“Çor, Türk boyu.” (RASONYİ, 1983, s. 14) “Çor, Peçenek boyu.” (SÜMER, 1999, s. 59)
“Çor, Bizans kaynaklarına göre bir Hazar başbuğunun adı.” (DONUK, 1988, s. 14) “Göktürklerde çor, bey unvanı.” (SÜMER, 1999, s. 29)
Kıpçakça çorlu: Hasta. (CAFEROĞLU, 1931) Artvin’in bazı yerlerinde çorli: İlletli, hastalıklı ve kürün: Ağaçtan su yalağı. (İLKER, 1990) Eski Türkçe kürün: Ağaçtan su yalağı. (GÜLENSOY) Türkçe.
ÇOROŞ/ Taşkıran beldesinin adı, Çaykara.
“Yunan kaynaklarında böyle söz yoktur ve Peçeneklerin “Cor” boyuyla ilgili addır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 266)
Çoroş, Kırgız boyu ve Çoruş, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 212) “Çoros, Moğol boyu.” (SIRKAŞEVA, 2000, s. IV) “Çoros, Altay boyu.” (GÜZEL, 2002, s. 418) Macaristan’da Kuman Türklerinden kalan Çoyoş obası. (RASONYİ, 2006, s. 200)
Yunanca zigos: Çift, boyunduruk ve lemos: Boyun. (AKSOY, 2003) Türkçe.
ÇORUH nehri.
Çoruh nehrine Gürcüler Sper, Yunanlılar Harpasos adını verirler. (TELLİOĞLU, 1994, s. 32)
“Çoruh. Bu hali ya da benzeri bir sözcük Yunan yazınında geçmediği gibi Pontus dilinde de böyle bir kelime yoktur. Çoruk adı Türkçe bir kelimedir ve Peçeneklerle ilgilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 265)
Çoruk, Kıpçak Türklerinin bir kabilesi. (ÖGEL, 1986, s. 30) “Çoruk, Göktürkler döneminde Türk boylarından.” (TAŞAĞIL, 2004, s. 56) “Çoruklu Türkmen obası.” (ORHUNLU, 1987, s. 75)
M. Eröz, “yurdun değişik yerlerindeki Çoruk… gibi yer adları Eski Bulgar Türkü, Kuman ve Peçenek adlarını taşıyor” der. (TYASB, s. 48)
Moğolca corug: Boynuzdan ucu olan ok. (LESSİNG, 2003) Uygurca coruk: Tembel. (ÖZTUNCER, 2006)
Çoruh una, Elmalık köyü, Pazar.
Çoruh/ Çoruk nehri.
Çoruk/ Erenköy’ün adı, Of. Türkçe.
ÇORUM, Yalıköy Mah. İyidere.
“Çorum, Konar-Göçer Ekrat Yörükani taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 304)
Çorum: Sıcak havalı çukur yer. (DS) Türkçe.
ÇOŞLAR, Hanlı köyü, Şavşat.
Çoşlu, Yörük Taifesinden. (TANYILDIZ, 1990, s. 30)
Uygurca çoş: Bir yerden başka bir yere su geçiren ağaç oluk. (ÖZTUNCER) Türkçe.
ÇÖÇ, Günyayla köyü, Yusufeli.
Şavşat’ta çöç: 1. Bataklık. 2. Yaş sulu. (DS) Yöresel.
ÇÖKEK tepesi, Sarıçayır dağı zirvelerinden, Şavşat.
Çökek: Dağ ve tepelerin üzerindeki çukur alan. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça çökek: Cıvık çamur. (TOPARLI, 2007) Türkçe çökek: Bataklık. (EYUBOĞLU, 1995) Şavşat’ta çökek: Düzlük yer. (POLAT, 2001, s. 153) Türkçe. Yöresel
ÇÖRGENİS/ Yamaçüstü köyünün adı, Yusufeli.
Bölgedeki diller arasında yalnızca Türkçede “ö” ve “ü” sesleri vardır.
“Çörgenis, Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) Türkçe.
ÇÖLÇUPURA mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Çöl-çupur. Çöl, Kafkasyaya gelen ilk Türk kabilelerinden biri. (ŞEŞEN, 2001, s. 3) Col, Albanyada yaşamış eski halklardan. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 31) Çubur, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde bir kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 143)
Çağatayca çupur: Koyun yünü. (ERBAY, 2008) Kafkas.
ÇUBRUNA mah. Demirciler köyü, Borçka.
Kestanelik. Lazca.
ÇUBURONA mah. Demirciler köyü, Borçka.
Kestanelik. (bk. –ona eki) Lazca.
ÇUÇUKEPE mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Çuçuk, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 214) Çuçukepe: Çuçukler, Türkler. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
ÇUĞATİ mah. Efeler köyü, Borçka.
Çuğati, “çığ altı”ndan. Belirsiz.
ÇUHADAR mah. Bademkaya köyü, Yusufeli.
Çuhacı, Türkmen oymağı. (HÜRMÜZLÜ, 2006, s. 161) “Çuhadar: Eskiden sarayın büyük memurlarından ve padişahların hizmetlerinde bulunanlardan birine verilen addır.” (PAKALIN, c. I s. 385) Türkçe.
ÇUHMA/ Soğuksu köyünün adı, Kalkandere.
Çuhma, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar Türklerinde kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 162)
Çayeli/ Senoz’da çuğma: Sisli, dumanlı. (ARICI) Gerçekten de vadinin en fazla yağış alan yeridir. Çünkü vadi burada darlaşmaktadır. Türkçe.
ÇUKAN tepesi, Cevizli-Pınarlı civarı, Şavşat.
Çukan, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
ÇUKALAS mah. Köknar köyü, Çaykara.
Çukal-as. (bk. –as eki) “Cukalar, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 280) Rumca ek almış Turkçe ad.
ÇUKALVAT/ Kestanealan köyünün adı, Arhavi.
Çukal-vat. Eski Anadolu Türkçesinde çukal: Savaşçıların giydiği zırh. (ÇAĞBAYIR) Meslekle ilgili ad. Çukal, belki “çakal”dan. Çakal yeri. Türkçe-Lazca.
ÇUKİTA/ Derebaşı köyünün adı, Pazar.
Çukit-a. (bk. –a eki) “Türkçe çıkıt: Çıkış yeri, Çıkılacak yer, geçit.” (EYUBOĞLU, 1995)
Maçka’da çukuta: Çalı çırpı. (DS) Belirsiz.
ÇUKULİT/ Aslandere köyünün adı, Fındıklı.
Bu haliyle hiçbir dilde anlamı yoktur.
Çukul-it. “Çukilu, Avşar Türkmenleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 567) Çukiluit> Çukulit: Türkmenler. (bk. -it eki) Belirsiz.
ÇUKUREPE mah. Güney köyü, Ardeşen.
Çukurepe: Çukurlar. Lazca –epe ve “Türkçe -ep “çokluk” ekidir.” (GÜLENSOY, 2007, s. 335)
Çukuri yayla, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Çukuri mah. Sessizdere köyü, Pazar. Türkçe.
ÇULE mah. Dernek köyü, Pazar.
Çüle: Çoban yamağı. (DS) Çule, “kule”den.
Çul-e. (bk. –e eki) Çul: Keçi kılından örülmüş yaygı. Dokumacılık ile ilgili ad.
Çulina mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Çul-ina: Çul yeri. Türkçe.
ÇULİYET, Cevizli köyü mezrası, Şavşat.
Çuli-yet. “Çuli, Hazar unvanlarından.” (GOLDEN, 2006, s. 204)
Kıpçakça çulu: Bal arısı. (ARIKAN, 2006, s. 250) Çulu-yet: Bal arıları. Türkçe.
ÇULU, Abusor yaylası, Kaçkar.
“Çulu, Türk hakanlarından olup, “taşlı çöl” anlamındadır. (GUMİLEV, 2007, s. 550)
Kıpçakça çulu: Bal arısı. (ARIKAN, 2006, s. 250) Lazca çulu: Ufak.
Çulu duzi, Sivrikale köyü, Pazar. Küçük düz. Lazca.
ÇUMAHET mezrası, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Çumah-et. Azerice sumağ: Kabuğu hekimlikte, yaprağı dericilikte kullanılan bir ağaç. (ALTAYLI, 1994) Eski Türkçe çomak: Zehirli bir bitki. (ALKAYIŞ, 2007) Bölgede sumah, çumah, yükseklerde yetişen bir bitki. Çumah-et: Çumahlar. (bk. –et eki) Yöresel.
ÇUMAİDA/ Eskiarmutluk köyünün adı, Ardeşen.
Çuma-ida, “Cuma-iya”dan. “Cuma: Çadırları olan Kumanlar.” (RASONYİ, 2006, s. 194) Cuma, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki tarihi Türkçe adlardan. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 174)
Çumaiya: Çadırlı Kumanlar yeri. (bk. –iya eki)
Çumaet, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli.
Çuma-et: Çumalar, Kumanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
ÇUMBAT/ Yeşilköy’ün adı, Pazar.
Çum-bat. Çum, Oğuz boyu. (SÜMER, 1999, şema L I) Çumbat: Çumlar, Oğuzlar.
Malkar Türklerinde çum: Kızılcık. (TAVKUL, 2000) Çumbat: Kızılcıklar. (bk. –at eki)
Çumbat, belki “kümbet”ten. Türkçe.
ÇUMUSKOS/ Yeşilyurt köyünün adı, Güneysu.
Çumus-kos. DLT’te çumuşluk: Tuvalet. Belirsiz.
ÇUNGİ mahalle, Yayla mahalle, Ardeşen.
Çungi, “süngü”den. Görünüşüyle ilgili ad.
Çungu mah. Özgürköy, Ardeşen. Türkçe.
ÇUNİS yaylası, Dağönü köyü, Of.
Yangın ile ilgili ad. Yöresel.
ÇUPEN düzü, Kantarlı köyü, Hemşin.
Eski Türklerde çupan: Bekçi, koruyucu, güdücü anlamında olup, Tuna Bulgar ve Macarlarda unvandır. (DONUK, 1988, s. 13) DLT’te çupan: Köy büyüğünün yamağı. Belirsiz.
ÇURÇAĞALİ, Ortahopa mah. Hopa.
Çurça ğali: Kuş deresi. Lazca.
ÇURÇAVA/ Çınarlı köyünün adı, Fındıklı.
Çur-ç-ava. “Çur, Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009)
Ermenice çur: Su. Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir. (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200)
DLT’te Ava, 22 Oğuz bölüğünden biri. Çurçava: Türk boylarından adını alan yer. Belirsiz.
ÇURÇİ, Alçılı köyü, Pazar.
Pazar Lazcasında çurçi: Kazan. Coğrafi konumla ilgili ad. Lazca.
ÇURDEPE, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Çur, Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 215)
Ermenice çur: Su. Türkçe çur: Sarışın, açık renkli. (GÜLENSOY, 2007) Çur depe: 1. Sulu tepe. 2. Peçenek tepesi. Türkçe. Ermenice-Türkçe.
ÇURİSPİL yaylası, Konaklı köyü, Ardanuç.
Çur-ispil. Kafkas Karaçay’da “cur: Yabani, vahşi ve ıpsıl: Dağlarda oluşan buzdan köprüler.” (TAVKUL, 2000) Çuripsil: Korkunç kar köprüleri. Yükseklerde dereler, karların altından geçerek normal köprü oluşturur. “Karaçay, Kıpçak karakterli dil grubundandır.” (RASONYİ, 1993, s. 15) Türkçe.
Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200)
ÇUTENMEŞE yaylası, Ardeşen.
Çuten-meşe. “Çutan, Kıpçak boyu.” (SAFRAN, 1989, s. 78)
Çuteni, “çiten”den. Türkçe.
ÇUTİNÇ/ Ormancık köyünün adı, Çayeli.
Çut-inç. “Çut, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Türkçe adlardan (s. 173) ve inç, Kuman-Kıpçak isimlerinden.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 169) Kıpçakça enç: Sakin, durgun ve tinç: Sessiz, sakin, rahat. (TOPARLI, 2007) Çutinç, Kıpçak adları. DLT’te inç: Rahat, huzur, içi sakin. Eski Uygurlarda inç: Sakin. (bk. -inç eki) Belirsiz.
ÇUVAZE mah. Meşeli köyü, Şavşat.
Çu-vaze. Eski Türkçe çu: Ekin yeri, Ekin tarlası. (ÇAĞBAYIR) Vaze, “dze”den. “Zade” Gürcüceye “dze” olarak geçen soyadı unvanı. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151) Çudze: Tarla ağası. Belirsiz.
ÇVİTİ mah. Kesikköprü köyü, Pazar.
Çvit-i. (bk. –i eki) “Çivitoğlu, Türkmenlerin Haymana kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 208)
“Cigit-şad, Türk hakanlarından olup “yiğit-genç prens” anlamındadır.” (GUMİLEV, 2007, s. 553)
DLT’te çivit: Çekirdek. Türkçe.
DABA/ Demirci köyünün adı, Şavşat.
Gürcüce daba: Kasaba, ilçe. Moğolca dabag: Dağ geçidi. (LESSİNG, 2003) Abazalarda daba: Kabile reisi. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 79)
DABAGİL mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Dabağ, Musacalu Türkmenlerinin bir kolu. (LEZİNA, 2009) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
DABAKETİL/ Yaşarköy’ün adı, Şavşat.
Daba-ketil. Gürcüce ketili: İyi, hoş. Dabaketili: Güzel kasaba. Gürcüce.
DABAZURUL/ Meşeli köyünün adı, Şavşat.
Daba-zur-ul. Gürcüce daba: Kasaba. “Zur, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 218, 579)
Çok Türk ağzında ul: Oğul. Dabazurul: Zuroğlu Türkmenlerinin kasabası. Gürcüce-Türkçe.
DACAR, Morkaya köyü mezrası, Yusufeli.
Kıpçakça dacar: Tapınak. (ARIKAN, 2006, s. 257) Tacar, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936) Türkçe.
DADAHET yaylası, Ardanuç.
Dadah-et. “Dadak, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 218) Dadaket: Türkmenler. (bk. –et eki)
Türkçe dada: Büyük aile, büyük kabile. (ERBAY, 2008) Dabahet: Büyük kabileler. Belirsiz.
DADALİ mah. Arılı köyü, Fındıklı.
“Dadalı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 218) Lazca dadali: Gül. Lazca. Türkçe.
DADAL KELİ, Lekoban yaylası, Borçka.
Dadalı ve Keli, Türkmen boyları. (LEZİNA, 2009, s. 218, 341)
Yunanca keli: Keşiş odası. (AKSOY, 2003) Kıpçakça keli: Tokmak. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
DABAŞLI mah. Yaylabaşı köyü, Maçka.
Dabaşı, Murçalu Türkmenlerinin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 218) Türkçe.
DADİVAT/ Handağı köyünün adı, Pazar.
“Dadu, Kafkasya’nın eski halklarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 50)
“Dadu-Oğlu, XIII. Yüzyılın birinci yarısında Türkmenlerin başındaki bey.” (SÜMER, 1999, s. 157)
Yunanca dadi: Çıra. (AKSOY, 2003) Lazca dadi: Hala, teyze. Halanın yurdu. (bk. –vat eki) Lazca.
DADURGİL mah. Bereket köyü, Ardanuç.
Dadur-gil. “Dadur, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 218) Türkçe.
DAFİYA, Uzuntarla, Çaykara.
Dafi-ya. Arapça dafi: Def eden, savuşturan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Dafiya: Defeden yer. (bk. –iya eki) Türkçe.
DAĞEZE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Dağ-eze. Kıpçakça eze: Teyze. Eze, “dze”den. Dağoğlu. Türkçe. Türkçe-Gürcüce.
Dağisti mezrası, Üçırmak köyü, Arhavi.
Türkçe isti: Sıcak. (ÇAĞBAYIR) Dağdaki sıcak mezra. Türkçe.
DAKMAGARA mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Dak-magara. Uygurca dak: Hiçbir şey yetişmeyen kuru yer. (ÖZTUNCER, 2006) Ermenice dak: Sıcak (KORTOŞYAN) ve dag: Alt, aşağı. (GOSHGARİAN) Mağara, Türkçedir.
Dakmagara: Kuru mağara. Sıcak mağara, aşağı mağara. Türkçe. Ermenice-Türkçe.
DAKVAR ĞALİ mah. Merkez, Borçka.
Dak-var. Ermenice dak: Sıcak ve var: Aşağı, alt. Dakvara ğali: Aşağıdaki sıcak dere. Lazca ğali: Dere. Dereden adının alan mahalle. Ermenice-Lazca.
Uygurca dak: Hiçbir şey yetişmeyen kuru yer. (ÖZTUNCER, 2006) Farsça var: Sonuna geldiği kelimelere “gibi” anlamı katar. Dakvar: Kuru gibi dere. Küçük dere. (mecaz) Türkçe-Lazca.
DALABUR mah. Soğanlı köyü, Ardanuç.
Dalab-ur. Dolabi, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 228) Dolabiur> Dalabur: Türkmen oğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
DALAHET dağı, Artvin-Rize sınırında.
Dalah-et. Eski Anadolu Türkçesinde dalak: Bal peteği. (ÇAĞBAYIR) Dalahet: Bal petekleri. (bk. –et eki) Türkçe.
DALAVAR mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Dalvar: Altına yazın oturmak için çardak. (PAKALIN, c. I s. 390)
Dala-var. Ermenice dal: Görümce. Eski Türkçe dala: Geniş. (NUR, Kutluğ, s. 29) Çağatayca dala: Ova, kır. (KUNOS) Ermenice var: Alt.
Dalavar: Aşağı geniş yer, ova yer. Türkçe. Türkçe-Ermenice.
DALİZİR, Zeytinlik köyü, Artvin.
Dali-zir. Arapça dali: Deltamsi ve zir: Aşağı. Dalizir: Aşağıdaki küçük delta, kumsal. Türkçe.
DALYAN mah. Dernek köyü, Pazar.
Dalyan, Türkmen taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 27)
Eski Türkçe dalyan: Güzel. (ÇAĞBAYIR) Aynı köyde Dalyanoğlu vardır.
Dalyan mah. Şehitlik köyü, Pazar. Türkçe.
DAMÇEDİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
1842 sayımında aynı köyde “damçet” oğlu kayıtlıdır. (COŞKUN, 2012) Kıpçakça tam: çatı. (SAFRAN, 1989, s. 132) Damçet: Damlar, çatılar. Meslekle ilgili akraba adı. Türkçe.
DAMPALİ/ Ambarlı köyünün adı, Borçka.
Gürcüce dampali: Çürük. Yer adı için uygun değildir.
Dam-pali> dam-bali: Kiraz evi. Kirazın bol yetiştirildiği yer. (mecaz) Türkçe-Gürcüce.
DAMPUR/ TAMPUR, Hemşin’in en eski adı.
“Hamam’ın (Hemşin), eski adı Tambur.” (HAÇİKYAN, s. 12) Dampur’un sahipleri meçhuldür.
“Dunpur, Gazneli sultanı Mahmut zamanında Celâlâbad’ın adı.” (MERÇİL, s, 78)
“Tampur> tambur: Çalgı aleti. Arapça “anbur”dan.” (ÇAĞBAYIR) Kazakça tambur: Dokumanın bir türü. (KENESBAYOĞLU, 1984)
Kıpçakça dam: Dam ve bur: İp örmek. (TOPARLI, 2007) Dambur: İp eğiren haneler. Meslekle ilgili ad. Türkçe.
DANABAŞLAR, Çiçekli köyü, İkizdere.
“Danabaşlar, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 219)
Azerice danabaş: Ters, inatçı adam. (ALTAYLI, 1994) Akraba adı. Türkçe.
DANALET mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Dana-l-et. Kökü “dana” olan sözcük. Dana: Türkmen boyu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 582) Danalet: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
DANDUNİ mah. Duygulu-Şehitlik köyü, Ardeşen.
Türkçe dan dun: Hiç düşünmeden, patavatsızca. (ÇAĞBAYIR) Lakap. Belirsiz.
DANKUT mezrası, Cevizlik köyü, Yusufeli.
Dankut, “tankut”tan. “Tankut, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 506, 349) Türkçe.
DANYA mah. Dolaylı köyü, Trabzon.
Dan-ya. Kıpçakça dan: Tan, sabah. Daniya> danya: Tan yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
DANZOT/ Aydınköy’ün adı, Ardanuç.
Lazca dançi: Diken. Ermenice dandts, dandz: Armut. Dandzot> danzud: Armutlar, armutlu. Türkçe ek almış Ermenice ad.
Danzona mah. Sulak köyü, Fındıklı.
Dandzona: Dikenlik. (bak. -ona eki) Lazca
DAP, Subaşı köyü, Pazar.
Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Türkçe tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Ermenice dapastan: Düzlük. (açılımı dap-istan)
Dap, Oylum köyü, Sürmene. Türkçe.
DARABİZ mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Dara-biz. Farsça dara: Hükümdar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Biz, eklendiği Farsça veya Arapça kelimelerden “…eden, …yapan” anlamında. (ÇAĞBAYIR) Darabiz: Hükümdarlık yapan. Mecaz olarak ileri gelen, yönetici. Türkçe.
DARBAT mezrası, Tarakçılar köyü, Yusufeli.
“Darbat, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
DARGİT yaylası, Yüncüler köyü, Yusufeli.
Dargi-t. Dargılar, Lezgi kabilesi. (Bİ, 2007, s. 315) Dargit: Lezgiler. (bk. -it, -t eki) Gürcüce dargi: Alan, saha. Kafkas. Gürcüce.
DARITAV, Şalcı köyü, Şavşat.
Darı-tav. “Darı, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 220)
Kıpçakça daru: Mısır ve tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Darıtav: Darı dağı, Türkmen dağı. Türkçe.
DART mah. Zeytincik köyü, Yusufeli.
Dartu, Cengiz’in torunu. (GALSTYAN, s.222)
Arapça tart: Kişiyi kovma, uzaklaştırma, sürme. (ÇAĞBAYIR) Dart: Kovulanlar. Türkçe.
DASAMOBA/ Dereiçi köyünün adı, Şavşat.
Dasam-oba, Dasam, belki bir sülalenin lakabıdır ve oba sözü Türkçedir. Belirsiz.
DASTAV yaylası, Çamlıhemşin.
Das-tav. “Das, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 311)
Farsça das: Orak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çok Türk ağzında tav: Dağ. Das tav: Türkmen dağı, orak dağı. Türkçe.
DAŞANA mah. Yeşilyurt köyü, Akçaabat.
Daş-ana, “taş hane”den. Ev yapımı için taşların şekillendirildiği ocağı yeri. Türkçe.
DAVİTET mah. Dutlu köyü, Şavşat.
Davit-et. Davit, Davut peygamberin İbranice adı. Davitet: Davitler, Davutlar. (bk. -et eki) Davit, Hazar Türklerinin hatırası. Akraba adı.
Daviti mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Davitler değirmeni, Beydere köyü, Fındıklı. Türkçe.
DAVLAT mah. Dereiçi köyü, Şavşat.
Dav-lat. Eski Türkçe dav: Dağ. (ÇAĞBAYIR) Davlat: Dağlar. Türkçe.
DAVUNLU, Düzköy’ün yaylası, Şalpazarı.
Arapça davun: Veba, taun. (ÇAĞBAYIR) Belki vebadan kaçanların yeri. Türkçe.
DAYLU deresi, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Daylı: Suyu bol yer. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
DAZLI yayla, Sivrikaya köyü, İkizdere.
Daz-e. Eski Türkçe taz yer> daz yer: Ot bulunmayan yer veya kel yer demektir. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 7) Kıpçakça daz: kel. (TOPARLI, 2007) DLT’te taz: Kel, daz, bitkisiz, çorak. Daz-li: Verimsiz, otsuz. Türkçe.
DEBBAĞLAR, Pazarören köyü, Of.
Debbağ-lar. “Debbağ, Türkmenlerin Varsak kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 602) Türkçe.
DEDEBALİ dağı, Tunca beldesi, Ardeşen.
Dede-bali. “Dedeler, Dedelü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 222) “Balı, Kayı boyunun çok yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 228)
“Bali, 1486’da Arhavi (Laz) ve Atina (Pazar) kazalarında Bali adlı Hıristiyan Türklerin kayıtları bulunmaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 338–339)
Kıpçakça balu: Kuyu. (AGAR, 1989) Kumuk Türklerinde balı: Kiraz. (NEMETH, 1990) Malkarca bali: Kiraz. Gürcüce bali: Kiraz, “bal”dan. Şavşat’ta bambal: Kiraz. (POLAT) Türkçe.
DEDEHEL mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Dedeh-el. “Dedeler, Dedelü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 222) Dedehel: Türkmen yurdu. Türkçe.
DEFTİSA mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Def-tisa. Def, “tef”ten. Arapça tis’a: Dokuz. Deftisa: Dokuz tef. Folklorik ad. Türkçe.
DEĞİKET mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Deği-ket. Ermenice değ: Yer ve ged/ ked: Irmak. Değiket> değked: Irmak yeri. Gürcüce kedi: Doruk. Değiked: Irmaklı yer. Ermenice.
DELİAHMETOĞLİ mah. Derbent köyü, Fındıklı.
“Deli Ahmetli, Beğdili Türkmen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 222) Türkçe.
DELESE deresi, Çakırlı köyü, Beşikdüzü.
Delese, “deli esen”den. Belirsiz.
DELİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Delioğlu ve Deli, Türkmenlerin Çavdur kolundan.” (SÜMER, 1999, şema B) “Türkmen boyundan Delüler cemaati ve Deli ile başlayan birçok Türkmen kolları.” (SAKİN, 2006, s. 140-141)
“Deli: Rumeli’nde teşkil olunan bir sınıf hafif süvari askeri. Halk, sonsuz cesaret ve kahramanlıkları yüzünden bunlara “deli” derdi.” (SERTOĞLU, 1986, s. 82)
Deli lakabı “deli, çılgın, cinli” değil, “gözü pek, cesur, yiğit, gözünü budaktan sakınmayan” anlamındadır. (ATANİYAZOV, 2005, s 143)
Deligil mezrası, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Deligil mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Delicebi mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Deli-cebi, cebi “çepni”den. (bk. Çepni) Türkçe.
DEL’UN sırtı mah. Çamlıtepe köyü, Hemşin.
Delü, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 223)
Arapça dell: Giyimine, süsüne aşırı düşkün kadın. (DEVELLİOĞLU, 1980) Moğolca del: Yele. (LESSİNG, 2003) Del, “deli”den. Lakap. Belirsiz.
DEMİRCİOĞLİ mah. Kesikköprü köyü, Pazar.
Demircülü, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 223)
“Timurçi/ Demircioğlu, Kıpçak kökenli aileler de Doğu Karadeniz boyunca yerleşmişlerdir.” (TELLİOĞLU, 2007, s. 133) Demirci; Temurçi ve Timurçi’den.
Demircigil mah. Pınarlı köyü, Şavşat. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Demircigil mah. Esenyaka köyü, Yusufeli.
Demircioğlu mah. Irmakköy, Pazar. Türkçe.
DEPANİ, Tunca beldesinin yaylasında mevki adı.
Depan-i. (bk. –i eki) Çağatay Türkçesinde daban: Tepe. (KUNOS, 1902, s. 55) Türkçe.
DERDİ mah. Aktaş köyü, Pazar.
Derd-i, “dert”ten. Eskinin acı hatırasıyla ile ilgili ad. Türkçe.
DEREMOZ ırmağı, İslahiye köyü, Güneysu.
Dere-moz. Dereli vadi. (bk. –oz eki)
Dere mah. Yaylacılar köyü, Fındıklı. Türkçe.
DERGİ, Serindere köyü, Ardeşen.
Eski Türkçe dergi: Sofra. (ÇAĞBAYIR) Artvin’de dergi: Küçük küp. Lazca dergi: Küp.
DERSLER mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Ders-ler. Türkçe çoğul eki almış ad. Arapça ders: İz bırakma, belleme. (EYUBOĞLU, 1995) Ders, “ters”ten. Ters yerler. Türkçe.
DERTA mah. Çamlıtepe köyü, Hemşin.
Farsça derda: Yazık. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Dert’a. (bk. –a eki) Dert: Üzüntü. Belirsiz.
DERVİŞİ, Gazi mahallesinin adı, Pazar.
“Derviş/ Dervişli, Yörükân (Türkmen) taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 322) Dervişler cemaati Türkmen boyundandır. (SAKİN, 2006, s. 143) Dervişler, Kınık Türkmen boyunun Onkuş taifesinin yaygın kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 629)
“Derviş: Tarikat mensupları hakkında kullanılan tabir.” (PAKALIN, c. I s. 428)
Der-viş. Farsça der: Kapı ve yuş: Arayan. Derviş: Tarikat ehli, kanaat sahibi, yoksul. “Mecaz olarak derviş: Alçak gönüllü.” (KARADOĞAN, 2004, s. 173)
Dervişoğlu mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Dervişoğlu mah. Handağı köyü, Pazar.
Dervişgil mah. İşhan köyü, Yusufeli. Türkçe.
DERYAZUN sırtı, Kirazlı köyü, İkizdere.
Azerice deryaz: Tırpan. (HACIYEVA, 1999, s. 148) Karşısındaki köyde Deryazoğlu vardır. Türkçe.
DEVALİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Deva-li. Sağlıklı yer. “Davalı”dan. Türkçe.
DEVASER, 1584’de Of’un köyü. (UMUR, 1951, s. 18)
Deva-ser. Arapça deva: İlaç. Farsça ser: Tepe. Devaser: Şifa tepesi. Türkçe.
DEVHORON yaylası, Balıklı yaylası ile Hıdırnebi arasında, Akçaabat. Folklorik ad. Türkçe.
DEVİET mah. Demirciler köyü, Şavşat.
Dev, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 225) Deviet: Türkler. Cüsseliler. Türkler. (bak. -et eki) Türkçe.
Dev-tis Arapça tisa: Dokuz. Devtisa: Dokuz Türkmen, dokuz hane. Türkçe.
DEVİSKAL, Salnamede Artvin köyü. (bk. dev iskel)
Dev-iskal. “İskal, Kuman ve Kıpçak Türklerinde “sakal” anlamında olup, Kıpçak adlarındandır.” (RASONYİ, 2006, s. 208) İskal, Ruslarla savaşan Kıpçak beyi. (GÖKBEL, 2000, s. 48) Deviskal: Dev sakal. Lakap. Türkçe.
DEVİSKARA mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Dev-iskara. Arapça iskar: Küçümseme. Belirsiz.
DEVİSKEL/ Kaynarca köyünün adı, Borçka.
Dev-iskel. İskil, Hazar Türklerinde unvan, şahıs yer adlarından ve İskil, Bulgar Türklerini oluşturan dört gruptan biri. (KAFESOĞLU, 1984, s. 196) Belirsiz.
DEVOR mezrası, Güzelce köyü, Maçka.
Yörede tövor, tovor, devor çeşitlemesi olan köknarın adı. Yöresel.
DEVREN gölü, Kiremitköy, Güneysu.
Güneysu’da devren: Köprü. (TAVUKÇUOĞLU) Ermenice gamurç: köprü. Yunanca yefira, gejura, ifira: Köprü. Yöresel.
DİBABO’NUN Koyağı mah. Aksu köyü, Sürmene.
Di-baba. DLT’te koyak: Konak darısı. “Koyak, Vadi, dere, çukur.” (ÇAĞBAYIR) Dibaba, lakap. Belirsiz.
DİBE mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Kıpçakça dibe: Bir at hastalığı. (TOPARLI, 2007)
DİDİGOLA yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca ve Gürcüce didi: Büyük. Lazca gola: Yayla. Didigola: Büyük yayla. Lazca.
Didigara mah. Ortaköy, Artvin.
Didi-gara. Gara, “ağara”dan. Kıpçakça ağara: Ekenek, mezra. (bk. AGARA) Didi-agara: Büyük mezra. Gürcüce-Türkçe.
Didğele deresi, Düzenli köyü, Borçka.
Didi-ğele: Büyük dere. Gürcüce.
Didiğali deresi, Yolgeçen köyü, Arhavi.
Didi-ğali: Büyük dere. Lazca.
Didinoğa, Musazade mahallesinin adı, Arhavi.
Didinoğa: Büyük çarşı. Lazca.
Didikedi, Efeler köyü, Borçka.
Büyük tepe. Gürcüce.
Didvel yaylası, Özgüven köyü, Yusufeli.
Açılımı didi-veli’dir. Büyük otlak. Gürcüce.
DİDİM bayırı, Ğvandi Yaylası, Çamlıhemşin.
“Ditimli, kalabalık nüfusa sahip Türkmen kolu.” (SÜMER, 1999, s. 434)
Tuva Türklerinde didim: Cesur, yiğit. (KUULAR, 2003) DLT’te didim: Geline gerdek gecesi giydirilen taç. Mecazen “çiçekli süslü bayır.” Türkçe.
DİGENE/ Dilek köyünün adı, Arsin.
“Digenes akritas, Bizanslarda hudutları korumak için oluşturulan askeri birlik.” (KARAGÖZ, 2006, s. 113) Rumca.
DİKKARE mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Dik-kare. “Kare, Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009) Belirsiz.
DİKKAŞ yeri, Gürgencik köyü, Arhavi.
Dik-kaş. Kıpçakça kaş: Dağ sırtı, tepe başı. (TOPARLI, 2007) Eski Uygurca kaş: Tepe, yamaç. (CAFEROĞLU, 2011) Dikkaş: Dik yamaç. Türkçe.
DİKMEN yaylası, Arhavi.
“Dikmen, Türkmen boyu Bayındır’ın Haymane taifesinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 638)
Eski Türkçe dikmen: Çok dik. (ÇAĞBAYIR) Türkçede dikmen: Yayla, dağların doruğu, koni biçiminde sivri tepe...
Dikmen dağı, Artvin-Ardanuç arasında. Türkçe.
DİKVARA mah. Demirciler köyü, Borçka.
Dik-var-a. (bk. –a eki) Dikvar: Dik olan yer. Belirsiz.
DİMENA/ Fıstıklı köyünün adı, Akçaabat.
Dimen-a. (bk. –a eki) Arapça dimen: Süprüntü-lükler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
DİMİT tepesi mezrası, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Dimit: Kötü, cılız, zayıf. (ÇAĞBAYIR)
Dimitit, Sundura mahallesi, Hopa.
Dimitit: Kötüler, cılızlar. (bk. –it eki) Türkçe.
DİNA mah. Derebaşı köyü, Pazar.
Din-a. (bk. –a eki) Eski Türkçe din: Bir şeyin en yüksek noktası. (ÇAĞBAYIR) Konumuyla ilgili ad. Türkçe.
DİNGİN önü, Bakırtepe köyü, Yusufeli.
“Dingli, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 226)
“Dinkli, Oğuz beylerinden.” (SÜMER, 1999, s. 156)
Dink: Tahılları kabuğundan ayıran değirmen tipi düzenek.
Dingi düzü, Liman köyü, Hopa.
Dingit, Selimiye köyü, Kemalpaşa.
Ding-it: Dinkler. (bk. –it eki)
Dinkler, Eskice köyü, İkizdere. Türkçe.
DİRAHUNA, Şalcı köyü, Şavşat.
Dirah-u-na. Farsça diraht: Ağaçlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Dirahtuna: Ağaçlık. (bk. –na eki) Türkçe.
DİRGONA/ Doğançay köyünün adı, Of.
Trikon, Hıristiyanlarca kutsanmış ekmek. (KARAGÖZ, 2006, s. 266)
Dirgon-a. (bk. –a eki) Dirgon: Dirgen. (DS)
Dirgo-na. Kıpçakça dirgi: Tepsi. (CAFEROĞLU, 1931) Dirgina: Tepsi yer. (bk. –na eki) Belirsiz.
DİRİNK/ Ballıüzüm köyünün adı, Artvin.
“Dril’ler, bölgenin antik kavimlerinden.” (NAKRACAS, 2003, s. 197) “Dirinli, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 226) “Dirin, Karkın Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 656)
Kafkas Karaçay Türklerinde dirin: Kuru ot. (PRÖHLE, 1990) Dirink, “dink”ten bozma. Belirsiz.
DİSSOĞUN mah. Tozköy, İkizdere.
Dilsizoğlu aynı yerde. Türkçe.
DİTKE mah. Maral köyü, Borçka.
Belki Didikedi. Gürcüce didi: Büyük ve kedi: Zirve. Büyük zirve. Gürcüce.
DİVAKE, Kirazalan köyü yaylası, Yusufeli.
Di-vake. Gürcüce didi: Büyük ve vake: Ova. Büyük ova. Gürcüce.
DİVRAN/ Yeniköy köyünün adı, Of.
Umar,’a göre Dirvana “dibrana”dan. Luwi dilinde “ana tanrıçanın gür suyu.” (UMAR, 1993, s. 217)
“Divana, Ensari Türkmen boyunun Bekevül koluna mensup aşiret.” (ATANİYAZOV, 2005, s 294)
“İoannıs Dibranios kişi lakabı olarak Trabzon imparatoru Alexi IV’ün fermanında rastlanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 43) “Bulgarca dirvana: Yağ ve ayran yapmaya yarayan yayık.” (ÇAĞBAYIR)
Ardeşen’de dirvana: Gökçe güvercin. Akçaabat’ta dirvana: Gukku (guguk kuşu) gibi göçmen bir kuş. (GEDİKOĞLU, 1996) Maçka’da divranos: Bir kuş türü. (EMİROĞLU, 1989, s. 82) Yunanca peristeri: Güvercin. (AKSOY, 2003)
Güneysu’da devren: Köprü.
Divrana, Yomra’nın eski köylerinden.
Divranos/ Gölçayır köyünün adı, Trabzon.
Divren mah. Uzuntarla köyü, Çaykara. Yöresel.
DİYAGARMİÇ/ Karlı köyünün adı, Ardanuç.
Diya-garmiç. Diya, “diyar”dan. Arapça diyar: İl, memleket, belde, yabancı evler. (ÇAĞBAYIR) Ermenice garmir: Kırmızı. Diyar garmir> diya garmiç: Kırmızı yer. Toprak renginden adını alan yer. Ermenice gamurç: Köprü. Türkçe-Ermenice.
DİYOBAN/ Meydancık beldesinin adı, Şavşat.
Diyoban: Büyük oba, kalabalık yerleşim yeri. Oban, Türkçe “oba”dan. Gürcüce.
DİZDABA, Bakırköy, Artvin.
Diz-daba. Farsça diz: Kale. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce daba: Kasaba. Dizdaba: Kaleli kasaba. Türkçe-Gürcüce.
DOBAPE yaylası, Çamlıhemşin.
Dob-ape. Kıpçakça dub: Pelit ağacı. (ARIKAN, 2006, s. 260) Tuva Türklerinde dub: Meşe. (KUULAR, 2003) Dubape> dobape> dobepe: Meşelik. Belirsiz.
DOBAYE, dağ gezi yolu, Çamlıhemşin.
Dobay-e. (bk. –a eki) Dobay, Kıpçak (Özbek-yüz) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 227, 349) Türkçe.
DOBİRA/ Şehitlik köyünün adı, Ardeşen.
Lazca dobira: İyi toprak.
Dobira mah. Yukarıdurak köyü, Pazar.
Dobira, yaygın ad. Lazca.
DODOVA mah. Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Dodo-va. (bk. –a eki) Dodu, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 189) Uygurca doda: İnek. (ÖZTUNCER, 2006) Belirsiz.
DOGAREL dağı, Yüksekoba köyü civarı, Yusufeli.
Dogar-el. “Togar, Türkmen boylarından.” (ATANİYAZOV, 2005, s 266)
“Togor, Kıpçak başbuğu.” (GÖKBEL, 2000, s. 47)
Doğar: Davar. (DS) Kutatgu Bilik’te togar: Doğu. (ÜŞENMEZ) Dogarel: Doğu yer. Davar yurdu. Türkçe.
DOGURONİ SEMTİ, Cumhuriyet mah. Hopa.
Dogur-oni. Eski Türkçe doguru: Dürüst. (ÇAĞBAYIR) DLT’te doguru: Gerçek.
Kuman Türklerinde togur: Dokumak. (GRÖNBECH) Çağatayca togur: Keçe çadır. (ERBAY, 2008) toguroni: Dokuma yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
DOĞANCIK mah. Sulak köyü, Fındıklı. Türkçe.
DOĞOGİLİ mah. Ballı köyü, Ardanuç.
Osmanlı kayıtlarında Doğu adlı sülale köyde bulunmakta ve “Altuntaş” soyadını almışlardır.
Doğlu, Türkmen oymağı. (CANDAR, 1934, s. 11) Doğutlu, Yörükan Taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 334) Doğu’dan gelen. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
DOLAYİS yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Dolay-is. (bk. –is eki) Dolay: Dağın, tepenin yamacına giden eğri büğrü, dolambaçlı yol. (ALTAYLI, 1994) “dolanmak”tan. Rumca ek almış Türkçe ad.
DOLİSHANA/ Hamamlı köyünün adı, Artvin.
Dolis-hana. Çok hane. Türkçe ile bağlantılı ad. Belirsiz.
DOLİŞOĞLU mah. Maden köyü, Artvin.
Dolı ve Dolular, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 228) Türkçe.
DOLOHALA, Esenkıyı köyü, Hopa.
Dolo-hala. Dolular, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 228) Kuman Türklerinde hala: Köy. (GRÖNBECH) Belirsiz.
DONİKET mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Donik-et. Donik, “tonik”ten. “Tonik, Tolun oğlu Ahmet bey ve halefleri devrinde şurtalık (şurta: Önde gidip düşmanla savaşan asker) yapan Musa’nın babasının adı idi.” (SÜMER, 1999, s. 500)
Doniket> toniket: Tonikler. (bk. tonik)
Doniket, Güney köyü, Ardeşen.
Ardeşen’de Tolunoğlu vardır. Türkçe.
DORNORİM mezrası, Çaykara.
Dorn-orim. Doruk yer. Orim/ orum Türkçedir. (bk. -orum eki) Belirsiz.
DOSMA mah, Rize.
Dos-ma. Farsça dos: Dost ve Arapça ma: Su. (ÇAĞBAYIR) Dosma: Dost su, sevilen su. Türkçe.
DOVADİD, Konaklı köyü, Arhavi.
Dova-did. Dova: Dua. (DS) Lazca didi: Büyük.
Dovaduz beldesi, Ardeşen.
Dova-duz. Dua düzü. Türkçe.
DOVARAN oba yaylası, Akçaabat.
Dovar-an. “Tovar, Türkmen boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 266)
Dovaran: Davarlar. (bk. -an eki) Türkçe.
DOVER mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Dover, “döğer”den. “Döğer, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 229) Türkçe.
DOYLUDERE Obası, Geyikliyaylası, Şalpazarı.
Doylu, “toylu”dan. DLT’te toy: 1. İlaç yapılan bir ot. 2. Çanak yapılan çamur, balçık. Eski Uygurca toy: Bayram, bayram yeri. (CAFEROĞLU, 2011) Toylu dere: Balçıklı dere... Türkçe.
DÖRTKİLİSE/ Tekkale köyü adı, Şavşat. Türkçe.
DUBE yaylası, Yaylacılar köyü, Yusufeli.
Dub-e. (bk. –e eki) Kıpçakça dub: Pelit ağacı. (ARIKAN, 2006, s. 260) Tuva Türklerinde dub: Meşe. (KUULAR, 2003) Arapça dübbe: Ayı.
Dubelet mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Dub-el-et. Pelitlik yurdu. (bk. –et eki)
Dubet mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Dubet: Pelit ağaçları. (bk. –et eki) Türkçe.
DUDİKİ, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Düdük’ten. “Düdük, Türkmenlerin Anamaslu kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 233)
Duduoğlu, Ermenilerle savaşan Büyük Selçuklu komutanı. (SEVİM, 1983, s. 18) Türkçe.
DUDUVATİ, Güzelyalı mahallesinin adı, Pazar.
Dudu-vati. “Dudu Keçilü ve Bayındır Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Dudu: Eskiden bayan, hanım anlamında kullanılan unvan. (ÇAĞBAYIR) Duduvati: Türkmen yurdu. Türkçe-Lazca.
Duduş mah, Yenimahalle, Fındıklı.
Duduş, “dudu”dan. Türkçe.
DUGANALA yaylası, Ortaköy, Artvin.
Dugan-ala. Ala doğan. “Dugan, Teke kolu Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 227)
Duganala, “duganalar”dan. Duganlar. Türkçe.
DUGUR, Bıçakçılar köyü yaylası, Yusufeli.
“Tugor han, Kuman Başbuğu.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 174) Düger, Malkarların Osetlere verdiği isim. (TAVKUL, 2007, s. 475)
Eski Türkçe doguru: Düz. (ÇAĞBAYIR) Türkçe. Kafkas.
DUĞABİZE mah. Atalar köyü, Şavşat.
Duğa-bize. “Duha, 93. Sure.” Bize Duha. İnançla ilgili ad. Türkçe.
DUL/ Dul köyünün eski adı, Araklı.
“Dulular, “On Ok”ların diğer adı.” (GUMİLEV, 2007, s. 85) Dulo, Batı Türklerinin kolu. (BROOK, 2005, s. 42)
Türklerde “dul at: Savaşta binmek için hazırlanan at.” (ÖGEL, 2000, c. VI, s. 199) Eski Türkçe dul: Kendine yeten, kendi yaşamını kendi varlığıyla dolduran. (EYUBOĞLU, 1995) Çağatay Türkçesinde dul: Irk. (KUNOS) “Dul: Yağmur, rüzgâr ve güneş etkisinden uzak kuytu yer.” (ÇAĞBAYIR)
“Dul< dulda: Kuytu yer, siper.” (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
DULİÇAŞ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Duli-çaş. Duli, “dolu”dan. Farsça çaş: Harmandaki tahıl yığını.
Doluçaş, mecaz olarak verimli yer. Belirsiz.
DULULUN suyu, Çat köyü, Hemşin.
“Dululu, Türkmenlerin Bozulus kolundan.” (LEZİNA, 2009) Lakap. Türkçe.
DUMAİN, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Yöre ağzında dumain: Dumanlı. Türkçe.
DUMAT tepesi, Yavuzköy civarı, Şavşat.
“Tumat, Kıpçak (ALTAYLI, 1994) boyu.” (LEZİNA, 2009)
Eski Türkçe dum: Soğuk. (ÇAĞBAYIR) Dumat: Soğuğun çok olduğu tepe. Türkçe.
DUMBİ, Acısu köyü yaylası, Akçaabat.
Beşikdüzü’nde dumbi: Küçük tepe. (DS) Yöresel.
DUMİNA, Aktaş köyü, Pazar.
Dum-ina. Eski Türkçe dum: Soğuk. (ÇAĞBAYIR) Dumina: Soğuk yer. Türkçe-Lazca.
DUNÇUOBĞE, Aktepe köyü, Pazar.
Lazca dunça: Karınca. (BENLİ, 2004) Dunçaoğbe: Karınca yuvası. Oğbe, “oba”dan. Lazca.
DURAHİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
“Durak: Durulan yer.” (SÜMER, şahıs adları, s. 244) Türkçe.
DURANA mah. Yomra.
Duran-a. “Duran: Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 232) “Duran, Döğer Türkmen boyunun Berazi grubunun cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 705) Türkçe.
DURÇA/ Ardıçlı köyünün adı, Murgul.
Dur-ça. Farsça dur: Uzak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Durça: Uzak yer. (bk. –ca eki) Türkçe.
DURGUTLU, Çiçekli köyü, İkizdere.
“Durgud/ Turgud, Saruhan sancağına yerleştirilen Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 77)
“Turgud, 1691-1696’da zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 82) Türkçe.
DURĞUNA ĞALİ, Dülgerli köyü, Arhavi.
Lazca ğali: Küçük dere. Durğuna ğali: Durgun, sessiz dere. Türkçe-Lazca.
DURMAT/ Ulaş köyünün adı, Arhavi.
Dur-m-at. Dur Beylü, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009)
Farsça dur: Uzak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Durmat: Uzaklar, Türkmenler... (bk. -at eki) Türkçe.
DUROĞLU mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Dur Beylü, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
DURSUNOĞLU mah. Dernek köyü, Pazar.
“Dursunlu, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 232) Yaygın akraba. Türkçe.
DUTHA/ Tunca beldesinin adı, Ardeşen.
“Datha, Orta Asya’daki Türk ordularındaki askerlere verilen unvanlardan ve Türkmenlerin Olom kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 141, 299)
Kıpçakça tutğa: Kılıcın sapı. (UĞURLU, 1984, s. 268)
Dut-ha: Dutluk. Farsça “–ha” “çoğul” edatıdır. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Dutha: Silah yeri. Dutluk.
Dutha çari, Sinanköy, Ardeşen. Dutha deresi.
Duthuvati, Güzelyalı mahallesinin adı, Pazar.
Duthu-vati: (bk. –vat eki) Tunca’dan buraya gelip yerleşenlerin hatırası. Dutha, Duthu, Türkçe.
DUTKAŞA, Hara köyü, Fındıklı.
Dut-kaş-a. Kaş: Bir şeyin kıyısı. Dut kaş: Dutluk kenarı. Belki “dutha” ile bağlantılı. Belirsiz.
DUTLU kalesi, Dutlu köyü, Şavşat.
“Dutlu, 1453-1650 yıllarında Anadolu’da cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 710) Türkçe.
DUVANİ ONA, Yeniköy, Fındıklı
Duvan-iş. “Duvan, Kıpçak kabilesi.” (KUZEYEV, 2005, s. 117)
Duvan, “doğan”dan. Doğani ona: Doğan yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
DUYE mah. Suçatı köyü, Pazar.
“Düyeler, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 234) Türkçe.
DUZOBA, Dülgerli köyü, Arhavi.
Lazcada “duz/ düz” yer adı çok yaygındır.
DÜĞOZ mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Düğ-oz. Türklerde düğü: Darı. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 145) Düğüoz> düğoz: Darı vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
DÜRBİNAR, Akçaabat köyü.
Dur-binar. Farsça dur: Uzak. Uzak pınar. Türkçe.
DÜVREN mah. Uzuntarla köyü, Çaykara.
Düvren, “devren”den. Devren: Köprü. Belirsiz.
DÜZBELEN yaylası, Çat köyü, Hemşin.
Düz-belen. Belen: Dağ üzerinde yüksek geçit. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
EBAİ BAÇİ, Sulak köyü, Pazar.
Arapça ebaid: En uzak yerler. Ebaid baci: Uzaktaki kızkardeş. Belirsiz.
EBRİKA/ İbrikli köyünün adı, Borçka.
Farsça ebrkar: Ne yapacağını bilmeyen adam. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Eb-rika. Eb: Oturulan yer, yurt. (ORKUN, 1994, s. 790) Kıpçakça rika: Irmak. (ARIKAN, 2006, s. 394) Ebrika: Irmaklı yurt. Türkçe.
ECAT dağı, Çamlıhemşin.
Eclad, Kimek boyu. (LEZİNA, 2009, s. 235)
Ec-at. Eski Türkçe ece: Kraliçe. Eceat> Ecat dağı: Dağların kraliçesi. Belirsiz.
ECİBUR mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Eci-b-ur. Ecelü ve Eçig, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 235)
Kıpçakça eççi: Amca. (TOPARLI, 2007) Eceuri> ecibur: Ecioğlu, amca oğlu. Türkçe-Gürcüce.
ECVANTA mah. Ortaköy, Artvin.
Ecvant-a. (bk. –a eki) Belki “ecvad”tan. Arapça ecvad: Cömertlikler. Gürcüce ecvani: Çan.
Vant, Dağıstan’da kalan Bulgarların akrabaları. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 37) Belirsiz.
EÇE mah. Aktepe köyü, Pazar.
“Eçe, Kaçar boyundan olup Şah İsmail döneminde devletin kuruluşuna katılmış kişi.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 245) “Macaristan’da Kuman Türklerinden kalan Eçe tepesi ve Eçe çayırı ve “Eçe, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 203, 490) “Bilge Kagan kitabelerinde eçu: Ata, dede.” (SİMİÇ, 2005)
DLT’te eçe: Büyük kız kardeş. Eski Uygurca eçe: Ağabey, büyük kardeş. (CAFEROĞLU, 2011) Eski Türkçe ece: Kraliçe, güzel kadın. Eçe, ece: Güzel.
Eçe duzi, Dağdibi köyü, Pazar.
Eceka mah. Hisarlı köyü, Pazar.
Ece-ka. (bk. –ka eki) Türkçe.
EDİMEH mah. Çataldere köyü, Çayeli.
Edi-meh. Ediler, Kırım Tatarları.” (LEZİNA, 2009)
Ed-i. (bk. –i eki) DLT’te ed: Dokuma çeşitleri. Arapça edi: Küçük fakat belalı kişi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçede ede: Ağabey. (GÜLENSOY, 2007)
Eski Uygurca edir: Kuvvet. (ÇAĞBAYIR) Çağatayca edir: Yüksek yer. (KUNOS, 1902, s. 60)
Ed, edi: Türk boyu. Yüksek yer., dokumacı. Meh, “mahalle”den.
EDUPE mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Ed-upe: Ediler, Kırımlılar, dokumacılar… (bk. -epe eki) Türkçe-Lazca.
EDRA/ ETRA/ Deregözü köyünün adı, Vakfıkebir.
Çağatay Türkçesinde edra: Yassı tepe. (KUNOS, 1902, s. 60) Arapça edra: Başı kara vücudu beyaz hayvan. Arapça etra: Dere gibi akan su. (ÇAĞBAYIR) Eski ve yeni adları birbirleriyle uyumlu. Türkçe.
EFALAR mah. Başköy, Pazar.
Efa-lar, Türkçe çoğul eki almış sözcük. Efa, mahalli ağızda “fatma”nın kısaltılmış şekli. Türkçe.
EFEKAN mezrası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Efek-an. Efek: Toz gibi yağan kar. (ÇAĞBAYIR) Çağatayca efak: Vahşi, yabani. (KUNOS)
Efekan: 1. Toz gibi kar yağan karlar. 2. Vahşi yerler. (bk. –an eki) Türkçe.
EFENDİOĞLU mah. Yayla mah. Ardeşen.
“Efendiler, Türkmenlerin Bayat kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 236) Türkçe.
EFRAT/ Efeler köyünün adı, Borçka.
Efrat: Rütbesi olmayan askerler, erler. (ÇAĞBAYIR) Azerice efrad: Ferdin çoğulu, şahıslar. (ALTAYLI, 1994)
Farsça ebr: Bulut. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ebrat: Bulutlar. (bk. –at eki) Yüksek yer. (mecaz) Türkçe.
EGİRA ZENİ, Düzköy, Borçka.
Egir-a. (bk. –a eki) DLT’te egir: Karın ağrısı için kullanılan bir bitki. Lazca zeni: Düzlük. Egirzeni> egira zeni: Egir bitkisinin düzlüğü. Türkçe-Lazca.
EĞACIN arkurluk, Zuğa yaylası civarı, Hemşin.
Ağacın aykırılığı, “ağacın yokuşu veya düzlüğü”nün bozulmuş hali. Türkçe.
EĞANİ VATİ mah. Yücehisar köyü, Pazar.
Eğan-i. (bk. –i eki) “Ağanlı, Avşar Türkmen-lerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 91)
“Ağan, Barak Türkmenlerinin yerleşim yeri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 435) Ağanivati: Türkmen eli. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
EĞLANCAGİLİN mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Eğlence, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
EĞNAÇOR yaylası, Çağrantaş yaylası civarı, Çayeli.
Eğna-çor. “Eski Türklerde eğn: Dam.” (ÖGEL, 2000, c. VII, s. 379) Eğnçor> eğnaçor: Zorlu, dertli ev. Yayla yerine çok uzak olması sebebiyle bu ad verilmiş olmalı. Belirsiz.
EĞNETAP, Konaklar mahallesi, Çamlıhemşin.
Eğne-tap. Ermenice eğats: Kamış. “Eski Türklerde eğn: Dam.” (ÖGEL, 2000, c. VII, s. 379) Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Bazı Türkçe ağızlarda tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Enhartap: Yüksek düzlükteki evler. Türkçe.
EĞNECE, Salnamede Tirebolu köyü.
“Eynecelü, Yıva Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 854) Türkçe.
EĞRİKÜRÜN yaylası, İşhan köyü, Yusufeli.
Eğri su yalağı. Türkçe.
EHER kaya, Güleş köyü, Ardanuç.
Eski Türkçe eher: Binek hayvanın üzerine vurulan eyer. (ÇAĞBAYIR) Görünüşünden adını alan kaya. Türkçe.
EHREK, Arpacık köyü mezrası, Yusufeli.
“Eğrek, Osmanlı’da taife.” (TÜRKAY, 1979, s. 344)
“Türkçe eğrek: Su dolanan yer. Dinlenme yeri. Gölgelik.” (EYUBOĞLU, 1995) Eğrek: Koyunların yaz sıcağında yatıp serinlendikleri gölgelik yer. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
EKNA çamluği, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca nekna: Kapı. (ERTEN, 2000) Eski Türkçe ekne: Ense. (ÇAĞBAYIR) Lazca.
EKSAVATİ, Sarp köyü, Hopa.
Eksa-vati. Arapça aksa: Uzak, en son. Aksavati: Uzak yer. Türkçe-Lazca.
EKŞİOĞLU ırmağı, Hızarlı köyü, Maçka.
Ekşi, Bedir Yörüklerinden. (EGAWA, 2007, s. 59) Ekşid, Uygur kabilesi. (RAHMAN, 1996, s. 89)
“Anadolu’da Ekşi dere, Ekşiliyurt, Ekşiler, Ekşili gibi Türk köy ve yer adları.” (GÜLENSOY, 1985)
Ekşiali mah. Ormanseven köyü, Sürmene.
Ekşioğlu mah. Yayla mah. Ardeşen.
Ekşioğlu mah. Armağan köyü, Ardeşen. Türkçe.
EKVA mah.Hisarlı köyü, Pazar.
Lazca ekvatu: Kesmek. Kıpçakça akva: Çok sağlam, çok kuvvetli. (UĞURLU, 1984, s. 95) Akva, Soğum’un diğer adı. Gelinen yerle bağlantılı olabilecek ad. Lazca. Türkçe.
ELADİHA mah. Başköy, Arhavi.
Ela-diha. Ela, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 190) Ela: Açık kestane rengi. Lazca diha: Arazi. Ela diha: Malkar arazisi. Ela arazi. Türkçe-lazca.
ELAGZA, Tütüncüler köyü, Pazar.
Lazca elagza: Uğrak yer, yol üstü. Lazca.
ELCEK mah. Demirkent köyü, Yusufeli.
El-cek. Elcek: Küçük yer. Türkçe.
ELECÜMLE, Tekkale köyü mezrası, Yusufeli.
El cümle: Herkes. Türkçe.
ELEHA, Hızarlı köyü, Maçka.
Eleh-a. (bk. –a eki) Eski Türkçe eleh: Geyik. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ELEKEV yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Elek-ev> Elek-hev: Elek dere. Türkçe-Gürcüce.
ELEMANOS/ Gölgelik köyünün adı, Arsin.
Elemen-os. (bk. –os eki) “Elemen, “el-aman”dan.” (KARAGÖZ, 2006, s. 113)
Mecazen, zorluk çekilen yer. Kafkas Karaçaylarda elemen: nüfuzlu, itibarlı. (TAVKUL, 2000) Çağatay Türkçesinde elaman: Başıbozuk asker. (KUNOS, 1902, s. 61)
Rumca ek almış Türkçe ad.
ELETUTYAN, Demirkent köyü mezrası, Yusufeli.
Ele-tut-yan: Ele tutanlar. (bk. –yan eki) Mecaz olarak, yardımcılar. Türkçe.
ELEVİT, Yaylaköy köyünün adı, Çamlıhemşin.
El-ev-it. Ev-it: Evler. (bk. –it eki)
Elevit: Yabancı evleri. Türkçe.
ELEZ mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Arapça elezz: Lezzetli. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mecaz olarak güzel yer, verimli yer.
Elezli/ İlyaslı köyünün adı, Vakfıkebir.
Elezden gelen, Elezli olan. Türkçe.
ELİASMİNDA mah. Yağlı köyü, Şavşat.
Eliasminda. Elias, “İlyas”tan. Gürcüce cminda: Aziz. İnançla ilgili ad. Gürcüce.
ELİMEŞ duzi, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Elimeş, belki “helim”den. Belirsiz.
ELİNAS, Çataldere köyü yaylası, Çayeli.
Eli-nas. Arapça nas: Topluluk. Elinas: Kalabalık yurt. Belirsiz.
ELİSOR, Havuzlu köyü mezrası, Yusufeli.
Eli-sor. Yabancı vadi. Yabancılar, Türkler olmalı. Türkçe-Ermenice.
ELMANUN POSU mah. Ortayol köyü, Pazar.
Elmaluğun posu: Elmalığın düzü. Türkçe-Ermenice.
EMBA mah. Kuzeyce köyü, Pazar.
“Emba, Peçeneklerle Oğuzların kıyısında savaş yaptıkları nehrin adı.” (SÜMER, 1999, s. 66) Emba’dan gelenlerin hatırasını taşıyan ad.
Emba, Örnekalan köyü, Maçka. Türkçe.
EMENYAT/ Balıklı köyünün adı, Arhavi.
Emen-yat.” Emenlü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 239) “Emeni, 1453-1650 yıllarında Anadolu’da cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Emen, “bıyığı kanlı” anlamında olup, Dede Korkut hikâyelerinde adı geçenlerden.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 177)
Emen: Çukur. (EREN, 1999) Emenyat: Çukurlar. Türkmenler... (bak -at eki) Türkçe.
EMİNGİLLER mah. Oruçlu köyü, Artvin.
Eminli, Eminler, Bozulus Türkmeni. (LEZİNA, 2009)
“Emin: Osmanlıda değişik cins memuriyetlere mahsus bir unvan.” (SERTOĞLU, 1986, s. 97)
Emine mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Emin-e. Türkçe.
EMİRGÂN, Beşköy mah. Köprübaşı.
Emir-gân. “Emir: Türkçedeki “bey”in karşılığıdır.” (SERTOĞLU, 1986, s. 97) Farsça “-gân” çoğul eki. Emirgân: Emirler, beyler. Gan, Kıpçak soylularından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 114) Türkçe.
EMİRLİ mah. Çifteköprü köyü, Köprübaşı.
“Emirler, Emirlü, farklı Türkmen boylarının yaygın ve geniş cemaatleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 883)
“Emirlü: 1436 yılı ile 1457 yılları arasındaki olaylarda bu boydan Ömer beg adında bir begden söz edilir ki, o Caber kalesi hâkimi idi. Onun ölümünden sonra Emirlülerin başında Hazma beg adlı bir beg görülür.” (c. 24, s. 298, Türk Kültürü Dergisi) Türkçe.
ENAVLİ, Tepegören mah. Dörtyol, Akçaabat.
En-avli. DLT’te en: Çukur. Enavli: Çukur avlu. Geniş avlu. Türkçe.
ENÇONA, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Enç-ona. Kuman/ Kıpçakça enç: Sükunet. (GRÖNBECH) Ençona: Sakin yer. Türkçe-Lazca.
ENİKAVRE mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Enik-avre. Enikli avul. (bk.Avri) Türkçe.
ENSURT, Sefalı köyü, Çayeli.
En-surt. DLT’te en: Geniş. Surt, “sırt”tan. Ensırt: Geniş sırt. Türkçe.
EPİNA/ EBİNA, Manganez köyü, Ardeşen.
Eb-ina. Eski Türkçe eb: Ev. Çadır. (GABAİN, 1988) Eski Uyguraca eb: Oturulan yer, yurt. Arapça ebb> eb: Otlak. Ebina: Çadırlı yer. Yurtlu yer. Otlaklı yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
ERAT, Cevizli-Veliköy arasında tepe, Şavşat.
Er-at: Erler. (bk. –at eki) Askeri ad.
Erat mah. Ciritdüzü köyü, Şavşat. Türkçe.
EREGUNA/ Erenköy’ün adı, Murgul.
Eregun-a, “er-gun”dan bozma. Er: Yiğit. “Eski Türkçe “gun: Çokluk ve topluluk” ekidir.” (ÇAĞBAYIR) Eregun> ergun: Yiğitler, kahramanlar.
Ereg-una. Erek: İç kale. (PAKALIN, c. I s. 543) Erekuna: İçkaleli yer. (bk. –ina eki) Belirsiz.
ERİSMAN mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Farsça eris: Zeki, uyanık ve Arapça eris: Çiftçi, ekinci. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arapça men: Şahsa delalet eder. Erisman: Uyanık, zeki adam. Çiftçi adam. Çiftçiler. (bk. –an eki) Türkçe.
ERKAHİNA, Salnamede Artvin köylerinden.
Erkah-ina: Arapça erkah: Sığınılacak yerler. (ÇAĞBAYIR) Sığınılan yerler. Türkçe-Lazca.
ERKİNİS/ Demirkent köyünün adı, Yusufeli.
“Erkinis, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Erkin-is. (bk. –is eki) “Erkin, bazı Türk boyunda beyler tarafından taşınan bir unvan.” (SÜMER, 1999, s. 45) “Erkin, Hakandan sonra fakat beyden önce gelen unvan.” (DONUK, 1988, s. 15)
Kumukça erkin: Geniş, havadar. (NEMETH, 1990) Erkin: İstediği gibi davranan, “erk”ten. (ÇAĞBAYIR) Çağatay Türkçesinde erkin: Hür, özgür. (ERBAY, 2008)
Erginis yaylası, Beşköy, Köprübaşı.
Rumca ek almış Türkçe ad.
ERMENİ düzü mah. Ortaköy, Maçka.
Ermeniler kendilerine “hay” derler. Türkçe.
ERMUT mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Farsça ermud: Armut. Türkçe.
ERSİS/ Kılıçkaya köyünün adı, Yusufeli.
Ersis, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) Umar, “ersis” adının kökenini ve anlamını saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 252) Türkçe.
ERSUT, Nurluca köyü, Hemşin.
Ers-ut. Farsça ers: Gözyaşı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ersut: Gözyaşları. (bk. –ut eki)
Acı bir olayın hatırası. Türkçe.
ESA ONA, Alçılı köyü, Pazar.
Arapça esa: İlaç, merhem. (DEVELLİOĞLU, 1980) Esa-ona: Sağlıklı yer. (mecaz) Türkçe-Lazca.
ESGALO, Yaylalar köyü mezrası, Yusufeli.
Kıpçakça skala: Kaya. (ARIKAN, 2006, s. 412) Yunanca akala: Merdiven. (AKSOY, 2003)
Eskala yaylası, Tonya. Türkçe. Rumca.
ESKARUĞİ, Papatya köyü, Pazar.
Arapça askar: Üzüm şırası. (DEVELLİOĞLU, 1980) Askaruği: Üzüm şıralığı. Türkçe.
ESKUAT mah. Dülgerli köyü, Arhavi.
Esku-at. “Esküği, İçel Yörüklerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 816)
DLT’te eskü: Kalbur, elek. Esküat: Kalburcular. Meslek adı. Türkçe.
ESPEK mah. Darıca köyü, Yusufeli.
Eşpek, Türkmen oymağı. (SÜMER, Oğuzlar, 1999, s. 437)
Arapça asb: Sarmaşık. Farsça esb: At. Esbek: Küçük at. (bk. –ik eki) Belirsiz.
ESRİYAN VAKE, Eprati yaylası, Borçka.
Esri-yan. “Esri, Yıva Türkmenleri kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 816) Gürcüce vake: Ova. Esriyan vake: Türkmenlerin düzü. (bk. –yan eki)
DLT’te esri: Kaplan rengi. Esriyan vake: Renkli düz. Türkçe-Gürcüce.
ESRUT dağı, Çataldere köyü civarı, Çayeli.
Esr-ut. Arapça esr: Esir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Esrut: Esirler. (bk. –et eki) Türkçe.
ESTANBAŞ mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
Estan-baş. Farsça estan: İstirahat mahalli. (ÇAĞBAYIR) Estanbaş: En iyi istirahat yeri. Türkçe.
ESVAK-SULTANI, Salnamede Akçaabat’ın köyü.
Arapça esvak: Çarşılar, pazarlar. Esvak sultanı: Çarşıların sultanı. Çevresine göre gelişmiş yer. (mecaz) Türkçe.
EŞU mahalle, Aktaş köyü, Pazar.
Eski Uygurca eşi: Soylu kadın. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça eşi: Kaynana. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
ETA mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Eta, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 244)
Farsça eta: Kavak ağacı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ETEMİ dağı, Armağan köyü, Ardeşen. Türkçe.
ETHONE/ Gürdere köyünün adı, İkizdere.
Et-hone. “Et-hane”, “ot-hane” den. Türkçe.
ETÜKER, Günyayla köyü mezrası, Yusufeli.
Etük-er. Eski Uygurca etük: Çizme, ayakkabı. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te etük: Papuç, çizme, etik. Etükyer> Etüker: İnsan ayakkabısı, asker, çizmesi. Meslek adı. Belirsiz.
EVAD, Zuğa yaylası civarı, Hemşin.
Evhadlar, Yıva Türkmenleri kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 826)
Ev-ad. Evler. (bk. –at eki) Belirsiz.
EVİTETİ, Dere mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ev-it: Evler. (bk. –it eki) Belirsiz.
EVOŞKA yaylası, Çaykara.
Ev-oşka. Arapça eşka: Haydut. Eveşka> evoşka: Haydut evi. Belirsiz.
EVRE oluği, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Osmanlıca evre: Çevre, etraf. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
EYGAR mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Arapça eyger: Yaban mersini. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yöredeki genel adı likapadır. Türkçe.
EYMÜR, 1878 salnamesinde Tirebolu köyü.
“Eymür, Anadolu’da yaygın Türkmen boyu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 845) Türkçe.
EYU sırtı mah. Güneyköy, Pazar.
Eski Türkçe eyü: İyi. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
EYUBİ mah. Zafer mah. Pazar.
“Eyyublu, Bayad taifesi kolu.” (SAKİN, 2006, s. 522)
“Eyüpoğulları, 1507’de Silvan’dan kaçarak Trabzon’a sığınmışlardır. Şehzade Selim de bunları Maçka’ya yerleştirmiştir.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 85) Maçka’dan da değişik yerlere dağılmışlardır.
Eyubi mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Eyuboğun mah. Kirazlı köyü, İkizdere. Türkçe.
EZE ÇARİ, Hasköy, Pazar.
Kıpçakça eze: Teyze. Lazca çari: Su.
Teyzenin suyu. Türkçe-Lazca.
EZİZİ, Kavaklı dere mah. Ardeşen.
Eziz-i. “Türkmen boyundan Aziz cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 98) Türkçe.
FADİNAŞİ mah. Derinsu köyü, Pazar.
Bayan adı. Türkçe.
FAFULA mah. Alçılı köyü, Pazar.
Fafu, Osmanlı kayıtlarında çok sık görülen bayan adı. “Fatma”dan.
FAFULAŞİ mah. Hürriyet mah. Fındıklı. Türkçe.
FAKÇE, Başköy, Pazar.
Fak-çe. fak: Kapan, tuzak. (ÇAĞBAYIR) Fakçe: Tuzak yer, tehlikeli yer. (bk. –ca eki) Belirsiz.
FAKELENSA/ Demirtaş köyünün adı, Akçaabat.
Fakel-ensa. “Fekol, Çerkez toplumunda hür köylü tabakası.” (TAVKUL, 2007, s. 476)
“Bulgar diyalektiğinde fakel: Ak sarık ve fekel: Beyaz başörtüsü.” (ACAROĞLU, 1999, s. 85) Arapça ensa: Unutmalar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
FALAKAŞ, ONA Çınarlı köyü, Fındıklı.
Falak-aş. Arapça falak: Tomruk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Tomruk yeri. Belirsiz.
FALKOZ/ Yeşilyalı’nın adı, Arsin.
Birebir bölge ile ilgili hiçbir dilde anlamı yoktur.
Fal-k-oz. Fali Fakihlu, Türkmenlerin Küşne kolundan.
Arapça falak: 1. Sabah aydınlığı. 2. Tomruk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe öz: Dere, vadi. Falaköz> falkoz: Tomruk vadisi. Türkçe ile bağlantılı ad.
FANOĞLİ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Doğrusu “irfan veya fanioğlu”dur. Türkçe.
FARODİ, Kuruçam yaylası civarı, Akçaabat.
Far-odi. Odi, “otu”ndan. Farsça far: Sıçan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Far otu: Sıçan otu. Türkçe.
FAROZ, Yalı ve Kurtuluş mahalleri, Trabzon.
Yunanca faros: Deniz feneri. Farsça fanus: İçinde mum yakılan büyük fener. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yunanca foroz: Balıkçılık terimi. (TİETZE) Yunanca.
FASTERİ/ SİNAKO/ Yeşilköy’ün adı, Kalkandere.
Kıpçakça fas: Yüzük taşı. (AGAR, 1989, s. 986) Kıpçakça ter-: Toplamak. Belirsiz.
Sinoko, “sinagog”tan. Musevi inançlı Hazar Türklerinin hatırası. Türkçe.
FATLA/ Kireçhane köyünün adı, Rize.
Fat-la. Eski Türkçe fat: Kekeme. (ÇAĞBAYIR) Lakap. Belirsiz.
FAVATON, Yazlık köyü yaylası, Maçka.
“Ortaçağ Helencisinde “baklalık” anlamına gelir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 220) Rumca.
FEDOK mah. Çayıroba köyü, Çaykara.
Fedek, sonradan itilaflara sebep olan, Hz. Peygamberin miras olarak bıraktığı arazi. Belirsiz.
FEMİNA mah. Suçatı köyü, Pazar.
Femi-na, Fehmi’nin yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
FENACİ/ Yanıkdağı köyünün adı, Çayeli.
Fena-ci. Türkçe yapım eki almış sözcük. Fenalık yapan, kötülükte bulunan. Türkçe.
FENGO, Gökçeler köyü obası, Düzköy ilçesi.
Yunanca fengo: Sevgili. (TIETZE) Yunanca.
FERGANLI/ Güzelyayla köyünün adı, Maçka.
“Yunan kaynaklarına göre Fargan, Kumanlarla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 191)
Fergan-lı, “Ferganalı olan, Fergana’dan gelen. Fergana, Batı Türkistan’da ve Özbekistan’da şehir olup, İpek yolu merkezlerinden biri idi.
Ferganli mah. Hamsıköy, Maçka. Türkçe.
FERHATİ, Gündoğan köyü, Ardeşen. Türkçe.
FETA mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Arapça feta: Yiğit, mert, cömert. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
FETEKOZ/ Gündoğdu beldesinin adı, Rize.
Fetek-oz, “fedek”ten. Fedek vadisi. (bk. –oz eki) Fedek, sonradan itilaflara sebep olan, Hz. Peygamberin miras olarak bıraktığı arazinin adı.
Belirsiz.
FETTAHLİ mah. Ulucami köyü, Çaykara.
“Fettah ve Fettahlı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009)
Fettahlı mah. Sındıran köyü, Maçka. Türkçe.
FİGANOY yaylası, Ocaklı köyü, Maçka.
Figan-oy. Figan: Sızlama, inilti. Kırgızca oy: Kazan şeklindeki vadi. (YUHADİN, 1994) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Figanoy: Izdırap vadisi. Türkçe.
FİLANDOZ/ Derepazarı’nın adı.
Filan-doz. “Filan, Sabirler ve Hazarlar zamanında Kuzey Kafkasya’da Lak, Maskat, Alanlar gibi bir krallık.” (GOLDEN, 2006, s. 46)
Filandoz: Filanlar vadisi. (bk. –oz eki) Antik.
FİLARGOZ/ Topkaya köyünün adı, Rize.
Filargoz, belki “filariz”den. “Kökü belirsiz sözcük olan filariz: Keten tokmağı.” (ÇAĞBAYIR) Eskiden bölgede kendir ekimi ve dolayısıyla keten dokumacılığı yaygındı.
Filar-goz. Osmanlıda filar: Bir çeşit terlik. (PAKALIN, c. I s. 628) Filaroz: Terlik vadisi. Meslekle ilgili ad. Belirsiz.
FİLAVOZ/ Ünalan köyünün adı, Kalkandere.
Filavuz, “filariz”den. Filariz: Keten tokmağı. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
FİLDOZ, Yokuşbaşı, Sürmene.
Fil-d-oz: Fil vadisi. (bk. –oz eki) Yakıştırma yapılmıştır. Belirsiz.
FİLER mah. Yeşilköy, Güneysu.
Filer: Terlik. (DS) Belirsiz.
FİLİP/ Sinanlı köyünün adı, Vakfıkebir.
Filip, İsa peygamberin on iki havarisinden biri.
Bulgaristan’da Filibe kenti. Filip, Filibe kentinden gelenlerin yerleşim yeri. Rumca. Türkçe.
FİLİPOZ/ FİLİBOZ/ Halatçılar köyünün adı, Rize.
Filib-oz: Filip’in vadisi. (bk. –oz eki) Filibe’den gelenler. (bk. –oz eki) Rumca. Türkçe.
FİŞNA, Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Farsça vişne> fişne: Vişne. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
FİTOZİŞ ONA, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Fitoz: Atların boynuna asılan perçemler. (ÖGEL, 2000, c. VI s. 333) Fitoz: Çalımlı. (DS) Yörede fitoz: Hareketli, atak. (mecaz) Fitoz ona: Fitoz’un yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
FİZ/ Demirci köyünün adı, Akçaabat.
Fiz: Islık çalmayı bildiren kök. (ÇAĞBAYIR) Rüzgârlı yer. Belirsiz.
FOL/ Kalınçam köyünün adı, Tonya.
Rumca fol: Yuva, çukurluk. Rumca.
FOLİZA mah. Derindere köyü, Çaykara.
Foli: Çukur yer. Rumca.
FOSA/ Kocatepe-Köprülü köylerinin adı, Rize.
Kosava Türklerinde fosen> fosa: Yaşlı koyun. (TUNUSLU, 2005, s. 436)
Kökeni belirsiz olan fos: Gür, uzun ve fosion: Çukur. (TİETZE) Trabzon’un bazı yerlerinde fos: Aydınlık. Belirsiz.
FOSİYA mezrası, Güzelyayla köyü, Maçka.
Fos-iya> fosion: Çukur. Belirsiz.
FOŞA/ Fındıklı köyünün adı, Arsin.
Foşa: Tombul fındık grubundan bir tür. (Türkçe Sözlük)
Foşali mah. Ardıçlıyayla köyü, Maçka.
Foşa köyünden gelenlerin mahallesi. Türkçe.
FOTGENE/ Taşçılar köyünün adı, Dernekpazarı.
Hıristiyan inancıyla ilgili ad. (KARAGÖZ, 2006, s. 266)
Fotregan/ Çayırbaşı köyünün adı, Dernekpazarı. Belirsiz.
FOTİNOS/ Kabataş köyünün adı, Çaykara.
Yunanca foteinos: Aydınlık. Rumca.
FRENKHİSAR, 1878’de merkez mah. Trabzon.
“Firenklü, Yüreğir Türkmen boyunun cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 866)
Firenk: Avrupalı. Türklerin Avrupalılara verdiği addır.
Şavşat’ta freng: Dilli kilit. (POLAT, 2001) Türkçe.
FUÇAN, Çağrantaş yaylası civarında horon yeri.
Eski Yunancada fisani: Arpa kabuğu. (AKSOY, 2003)
İkizdere’deki iki Fuçan da zirveye yakındır. Dolayısıyla tarıma ve arpa ekimine hiç müsait değildirler. Kar erken gelir ve geç kalkar.
Yörede fuçan: Mola yeri. (eski) Tonya’da fuçan: Toz gibi dağılan kar.
Fuçan, Demirkapı köyü yaylası, İkizdere.
Fuçaniyos mah. Beşköy, Köprübaşı. Yöresel.
FULANA mah. İkisu köyü, Yomra.
Ful-an-a. (bk. -a eki) Kıpçakça ful: Bakla, (AGAR, 1989, s. 988) Fulana: Baklalık. (bk. -an eki) Türkçe.
FUNGARLARIN suyu. Arsiyan dağı, Şavşat.
Asıl adı Dokuz Fungarlardır. Dokuz pınarın suyu, Boğa gölünü besler. Fungar, “pınar”dan geldiği kesindir. Önünde dokuz olması durumu daha da netleştirmektedir. DLT’te mınğar ve Kıpçakça bıngar: Pınar. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
FURNOBA yaylası, Altındere köyü, Maçka.
Furn-oba. Furn, “fırın”dan. Furunoba> furnoba: Sıcak yer. Türkçe.
GABRELA KAPISI mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Gabriel, Cebrail’in diğer adı. Gürcüce-Türkçe.
GABUKET mah. Maden köyü, Artvin.
Gabuk-et. Kabuklu, Türkmenlerin Tecirli kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 300) Kabuket: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
GACALAK dağı, Ortaköy, Sürmene.
Gacal-ak. Bulgar’da gacal: Arık hayvan. (ACAROĞLU, 1999, s. 89) Gacalak: Ak zayıf hayvan.
Kaçalak: Genç kızların görücüye çıkarken giydikleri giysi. (ÇAĞBAYIR) Kaçalak, mecaz olarak, güzel dağ. Belirsiz.
GACET yaylası, Çaykara.
Gac-et. “Kaçlar, Abakan Türklerinin bir kolu.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 12) Yörede G/K ses değişimi yaygındır. Kaçet: Kaçlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
GAÇİYET yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Gaçi-yet. Gaçi, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 192) Gaçiyet: Gaçiler, Malkarlar. Türkçe.
GADAĞPUR, Üsküt dağı tepesi, Çayeli.
Gat-ağpur. Ermenice gat: Süt ve ağpur: Pınar. Gatağpur: Süt pınarı. Ermenice.
GADAOL mah. Araklı.
Gada-ol. “Kadalı, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 302) Ol, “oğlu”ndan. (bk. -ol eki)
“Gada han, Anadolu’da bulunan Moğol komutanlardan.” (OKTAY, 2007, s. 217) Türkçe.
GADİRA mah. Pervane köyü, Araklı.
Gadir-a. (bk. –a eki) Arapça gadir: Zulüm yapan, haksızlık eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
GAFANG ırmağı, Çat köyü, Hemşin.
Gaf-ang: Gaflar. (bk. –an eki) Belirsiz.
GAGACUT yaylası, Ihlamur köyü, Fındıklı.
Gaga-cut: Eskiler, Eski yayla. Gagalar, gaga gibi yerler. Belirsiz.
GAGET, Yangın yaylası civarı, Sürmene.
Gag-et. Eski Türkçe gag: Koyun bırakılan yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 34) Gaget: Ağıllar. (bk. –et eki) Belirsiz.
GAGLUD, Subaşı köyü, Pazar.
Gag-lud. Eski Türkçe gag: Koyun bırakılan yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 34) Gaglut: Ağıllık. Belirsiz.
GAĞMAŞAVUL, Tepebeşı köyü, Şavşat.
Gağmaş-avul. Gürcüce garma: Karşıda, karşı. Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Gağmaşavul> garmaavul: Karşı avul. Gürcüce-Türkçe.
GALAKA mezrası, Serinsu köyü, Yusufeli.
Gala-ka. (bk. –ka eki) Gala ile başlayan değişik Türk boyları. (LEZİNA, 2009, s. 250) Kıpçakça gala: Köy. (SAFRAN, 1989, s. 81)
Galak-a. (bk. –a eki) Gürcüce kalaki: Şehir. Eski Uygurca kalak: Kale. (CAFEROĞLU, 2011) Kökü belirsiz galak: Tezek yığını. (TIETZE) Belirsiz.
GALAT
“Galatlar, M.Ö. 200’lü yıllarda Orta Anadolu’da tarihi devlet ve medeniyet oluşturup, bir rivayete göre de Ankara’yı kuranlardır. Galata, Orta Anadolu’da kurulan ve sınırları Karadeniz’e kadar uzanan devlet.” (NAKRACAS, 2003, s. 36)
“Galatita, Helen dilinde Kelt/ Galat yurdu. Galatai, Galates dediği halkın göçmen gelerek o yöreyi yurt edinmesinden sonra, yaklaşık olarak bugünkü Ankara ilimiz yöresine verilen ad.” (UMAR, 1993, s. 270) “Galatya, Kafkas Alban tarihinde adı geçen Yasef’in soyundan 15 halktan biri (s. 29) ve Galatlar, Yasef’in oğlu Mecuc’un nesli.” (MOSES, 2006, s. 28) “Galatya, Ankara’nın adı.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 31) “Magog (Me’cûc), Galatların ataları.” (BROSSET, 2003, s. 1)
Galata, Bulgaristan’ın Varda kenti yakınlarında liman yerleşim yeri. (VASARİ, 2004, s. 93) Bulgar isyanı nedeniyle Galata’dan gelenlerin hatırası.
Galata, Cenevizlere ait sözcük olup “bayır, yokuş” anlamındadır. (EYUBOĞLU, 1995)
Arapça galat: Galeyan eden. Rumca gala: Süt. Arapça gallat: Hububat. (TIETZE)
Galat mah. Tepeköy, Şavşat.
Galata Kavalyoz, Yalı mahallesinin adı, Çayeli.
Kaval-y-oz, “y” kaynaştırma sesidir. Kavalyoz: Kaval vadisi. Akraba veya folklorik ad.
Galate/ Ğalate, Aşağıhacılar mah. Arhavi. Antik.
GALDEĞ, Hisarcık köyü, Çamlıhemşin.
Gal-değ. Ermenice gal: Harman ve değ: Yer. Harman yeri. Ermenice.
GALENİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Lazca galeni: Dışarıdaki. (ERTEN, 2000) Lazca.
GALİKAYA, Şavşat. (POLAT, 2001, s. 136)
“Gali dağları, Abazya’da.” (Bİ, 2007, s. 155) “Osmalıda gali: Akdeniz’de işleyen bir sınıf gemilere verilen addı.” (PAKALIN, c. I s. 643)
Arapça gali: Haddini aşan. Kafkas. .
GALİNOS, 1878’de Akçaabat’ın mahallesi.
“Galinos, tarihte Peçenek reislerinden Kegen’in oğlu.” (KURAT, 1937, s. 142) Türkçe.
GALİŞKA, Hopa çayını oluşturan iki dereden biri.
Galiş-ka. (bk. –ka eki) Yörede G/K ses değişimi yaygındır. Galiş> Kalis. (bak. kaliz) Kalizler, Hazar Türkleri döneminde Türk boylarından.” (RASONYİ, 1983, s. 3)
“Galis, Kızılırmak’ın eski adı.” (USPENSKI, 2003, s. 102) Galis nehri ve dağları, Abazya’da. (Bİ, 2007, s. 155) Belirsiz.
GALMAHET, Şalcı köyü, Şavşat.
Gal-mahet. Farsça gal: Uzak, ırak. Arapça mahed: Buluşma yeri. (DEVELLİOĞLU, 1980) Galmahed: Uzaktaki buluşma yeri.
Galmah-et: Kalanlar, duranlar. (bk. –et eki) Türkçe.
GALSUBET mah. Esenyaka köyü, Yusufeli.
Galsu-bet. Farsça gal: Uzak, ırak. Galsu: Uzak su. Galsubet: Uzaktaki sular. (bk. -et eki) Türkçe.
GALYAN, Salnamede Maçka’da köy.
“Galyan adı Galatlarla ilişkilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 139) “Galya, Macar yer adlarından.” (KURAT, 1937, s. 247)
Gal-yan. Farsça gal: Uzak, ırak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Galyan: Uzaklar. (bk. –yan eki) Antik.
GAMAK, Pazar’da yer adı. (SOLAK)
“Kamak, Oğuz şehri.” (TAŞAĞIL, 2004, s. 93) “Kamak, Kıpçak kökenli ve Kafkas halklarından Komuklara/ Kumuk verilen ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 11)
Kırgızca kamak: Hapis. (YUHADİN, 1994) Belirsiz.
GAMBA, Maden köyü, Artvin.
“Gambo, Moğol unvanlarından.” (VLADİMİRCOV, 1950, s. 10)
Kazakça kamba: Zirai mahsul koymak için hazırlanan yer. (KENESBAYOĞLU, 1984) Rumca kambo: Küçük düzlük. Türkçe. Rumca.
GAMİNARAŞ mah. Aksu köyü, Sürmene.
Gamina-raş. Arapça gamir: Kaygılı, tasalı. (ÇAĞBAYIR) Raş, “raşi”den. Rumca raşi: Sırt.
“Kamhi’ler, Yahudi toplumsal sınıf adı.” (SOYSÜ, 1992, s. 51) Rumca ile bağlantılı ad.
GAMİŞET mah. Madenköy, Şavşat.
Gamiş-et. Gamiş, “kamış”tan. “Kamışlı, Türkmenlerin Beydili kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 307) Gamışet: Kamışlar. (bk. –et eki) Bitkiden veya Türk boyundan adını alan yer. Türkçe.
GANA deresi, Meydancık çayı kolu, Şavşat.
Gan-a. (bk. –a eki) “Gan, Kıpçak soylularından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 114)
Çağatay Türkçesinde gan, ğan: Tanrı. (GÜZELDİR, 2002, s. 373) Belirsiz.
GANAHALİ/ Karşıyaka köyünün adı, Araklı.
Gan-ahali. Gan, Kıpçak soylularından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 114) Ganahali: Soylu ahali.
Ganev, Çamlıca köyü mezrası, Yusufeli.
Gan-ev. Ganev: Soylular evi. Türkçe.
GANZİ/ Ortaköy’ün adı, Araklı.
“Kanci ve Gancı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009)
“Bizans kaynaklarında Kanzi, Bulgar unvanlarından olup, Peçenek asıllı kumandandan kaynaklanan yer adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 301)
“Kançu, Peçenek başbuğu.” (KURAT, 1937, s. 259) Türkçe.
GARAPAN, Yukarı Irmaklar köyü, Ardanuç.
Şavşat’ın karapan: 1. Samanlıkların önündeki tınazı yağmurdan korumak için yapılan büyük saçak. (DS) 2. Mereğin daldalığı. (POLAT, 2001) Yöresel.
GARAVA, Başköy, Fındıklı.
Garav-a. (bk. –a eki) Çağatay Türkçesinde garav: Kamış. (GÜZELDİR, 2002, s. 373) Türkçe karav: Mükâfat. (ATALAY, 1936)
Garava, Konaklı köyü, Arhavi. Türkçe.
GARCI/ Hendek köyünün adı, Hopa.
Garci, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009) Garç dağı, Karluk Türklerinin bölgesinde bir dağ.
(ORHAN, 2007, s. 78) Türkçe.
GARDOMOZ mah. Seslidere köyü, Çayeli.
Garda-moz. Karda: Yayla. (DS) Kardamoz: Yayla vadi. G/K ses değişimi. Arapça gar: Mağara. Belirsiz.
GARGADİNA mah. Çamlı köyü, Hopa.
Kökü “garga” olan sözcük. “Garga, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009)
Garga-d-ina: Türkmen yeri. Türkçe-Lazca.
GAR’IN deresi, Şalcı köyü, Şavşat.
“Gar, Ugor Türk boyunun kısaltılmış.” (ZEKİYEV, 2007, s. 222)
“Gar, Çeçen-İnguşlar’da soy.” (TAVKUL, 2007, s. 476)
Türkçe gar: Mağara. (ÇAĞBAYIR) Uygurca ğar: Mağara. (KTLS) Azerice gar: Kar. (ALTAYLI, 1994) Ermenice dgar: Zayıf. (KORTOŞYAN) Türkçe. Kafkas.
GARİPOĞLU/ Yukarıırmaklar köyü adı, Ardanuç.
“Garibler, Türkmen boyunun bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 253)
“Garip yiğitleri: Kapıkulu süvari ocaklarının beşinci ve altıncı bölükleri.” (SERTOĞLU, 1986, s. 119)
Türkçe.
GARKİLOB/ Çoraklı köyünün adı, Şavşat.
Garkil-ob. Kıpçakça karkıl: Kolsuz savaş elbisesi. (UĞURLU, 1984, s. 173) Ob, “oba”dan. Meslekle ilgili ad. Bölgede G/K sesleri değişkendir. Türkçe.
GARMİK AŞIDI, Çamlıhemşin.
Türkçe karmık: Dere ağızlarında yapılmış balıkçı seti. (ÇAĞBAYIR) Ermenice garmi: Kızıl. Karmir, Akhun Türklerini oluşturan kabilelerden biri olup, “kızıl” anlamındadır. (KAFESOĞLU, 1984, s. 82)
Kıpçakça aşut: Dağın aşılacak beli. (TOPARLI, 2007) Ermenice antsk: Geçit. (KORTOŞYAN) Türkçe ile bağlantılı ad.
GARNAKET mezrası, Maden köyü, Artvin.
Garnak-et. Azerice ğarnağ: Karın erimeyerek kaldığı yer. (ALTAYLI, 1994) Ğarnaket: Kuzey yerler. (bk. –et eki) DLT’te karnak: Bir Oğuz şehri. Belirsiz.
GARUŞİ, Uzuntarla, Çaykara.
Çaykara’da garuşi: İnsan boğazı. Yunanca laringi: Gırtlak, boğaz. Yöresel.
GASAVAL mah. Uğurköy, Borçka.
Gürcüce gasavali: Masraf, gider.
Gas-aval. Arapça gass: Zavallı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Aval: Şaşkın, saf. (ÇAĞBAYIR) Gasaval: Zavallı, saf. Lakap. Gürcüce. Türkçe.
GASMALİKET, Taşkıran köyü yaylası, Yusufeli.
Gas-malik-et. Arapça gass: Zavallı ve malik: Sahip. Gasmaliket: Biçareler, çaresizler. (bk. –et eki) Türkçe.
GAŞGALİ, Aksu köyü, Sürmene.
Gaşga-lı. Gaşga> kaşka: Hayvanların alnındaki beyaz benek. Arazi için kaşka: Farklı görüntülü yer. Türkçe.
GAVARİ dağı, Çamurlu köyü, Hopa.
Kavar, Hazar boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 335) Kavar, Türk boyu. (ZEKİYEV, 2007, s. 17)
“Kavar, Trakya’da kurulan Kelt devletinin son hükümdarı.” (ACAROĞLU, 1999, s. 135)
Gavar-i. Gavar: Su kanalı. Belirsiz.
GAVUZOĞLU mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
Gagauz, “Gök” ile “Oğuz” birleşmesinden. Ve “Uz” Türklerinden. Hıristiyan Türkü olan Gagauz
Cumhuriyeti, Moldova’da. “Wittek, Gagavuz adını, Selçuklu sultanı Keykavus’un adına bağlar.” (TIETZE)
Gavuz/ Ğavuz sözünün Uz, Auz, Guz, Oğuzlarla bağlantılı olduğu kesindir.
Ğavuzlu mah. Meşeköy, İkizdere. Türkçe.
GAYDANLI mah. Helvacı köyü, Akçaabat.
Kaydanlu, Azerbaycan Türklerinden. (LEZİNA, 2009)
“Gaytan: Bostanlar, tarlalar. Arapça “gitan” dan.” (TIETZE)
Gaydanoğlu, Kaleönü köyü, Akçaabat. Türkçe.
GAYNA/ Ihlamurlu köyünün adı, Fındıklı.
“Gayna, Bulgar Türk boyu ve Kıpçak (Başkurt) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 253, 349) “Gayna, Türk boyu.” (ZEKİYEV, 2007, s. 63) Türkçe.
GAZENO mah. Gülen köyü, Dernekpazarı.
Gazen-o. (bk. –a eki) “Gazan, Türkmenlerin Ensari kolundan bir cemaat.” (LEZİNA, 2009, s. 253) Belirsiz.
GAZİ/ ĞAZİ mah. Sivrikale köyü, Pazar.
“Gazılar, Türkmenlerin Ogurcalı kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 254) Gazi/ Gazilü, Varsak, Eymür ve Avşar Türkmenlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 873) Gazioğlu, 1600’lü yıllarda adı değişik sebeplerle kayıtlara geçen Türkmen cemaati. (REFİK,1930, s. 82)
GAZOĞİŞ mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Gazoğ, “Gazoğlu”ndan. “Gazlar, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 254) Gaz, “gazi”den. Türkçe.
GEDEKOTİL dağı, Öğdem köyü, Yusufeli.
Gede-kotil. Eski Türkçe gede: Gözetici. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 36) Kotil, bölgede yaygın sülale. Türkçe.
GEDİK mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
“Gedikler, değişik Türkmen boylarının yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 875)
1714’te Anadolu’da sürgün edilmek istenenler içinde (Kıbrıs’a) Gediklü boyu da bulunmaktadır. (REFİK, 1930, s. 151)
“Osmanlı’da gedik: Hudut vilayetleri gönüllü, neferaltı, müteferrika ve çavuşların bir kısmı, hisar erleri, bir kısım esnaf ustaları ilh...gedik idi.” (SERTOĞLU, 1986, s. 120)
Gediğu mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Gediğu, Çamlıköy, Hopa.
Gedik mah. Avcılar köyü, Yusufeli. Türkçe.
GELE mezrası, Atalar köyü, Şavşat.
“Geleler, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 255)
Gele, Lezgilerin eski adlarından. (EREL, 1961, s. 7)
Farsça gele: Koyun, keçi ve sığır sürüsü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
GELEHLİ mah. Yeniköy, Hemşin.
Geleler, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 255)
Gelek: Göçmen, muhacir. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
GELİVA/ Karaçam köyünün adı, Akçaabat.
Geli-va. (bk. –a eki) Yunanca keli: Keşiş odası, inziva yeri, keşiş odaları. (AKSOY, 2003) Kıpçakça keli: 1. Musluk. 2. Tokmak. (TOPARLI, 2007) Keli: Dağ ve tepelerin eteği... (DS) Belirsiz.
GELİYA/ Çamlıca köyünün adı, Akçaabat.
Gel-iya. Gela, Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 193) “Gel, Bozulus Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. II s. 878) Geliya: Türkmen yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
GEMALMAZGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Gem almaz: Söz dinlemeyen, isyankar. (ÇAĞBAYIR) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
GENÇAĞAİŞ mah. Ortacalar köyü; Arhavi.
Genç ağa. Türkçe.
GENÇALİOĞLİ mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Gençalioğlu” aynı köyde. Gençali, Bozulus Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s..255) Türkçe.
Gençaliler mah. Levent köyü, Hemşin. Türkçe.
GENEZ/ MAYER/ Fındıklı köyü adları, Akçaabat.
Malkarca mayor: At cinsi. (TAVKUL, 2000) Çuvaş Türklerinde meyer: Fındık. (PAASONEN, 1950, s. 89)
“Yemek, pişirme yeri, et satıcısı ile ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 89)
Köyün diğer adı Genez. Kıpçakça genez: Kolay. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
GENYA mah. Adagül köyü, Borçka.
Gen-ya. Gen yer, aslı Türkçe “kel yer, verimsiz yer. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 7)
Genya: Kel, çıplak dağlık yer. (bk. –iya eki)
Genya dağı, Artvin. Türkçe.
GENZA, Mutlu mah. Hemşin.
Genz-a. (bk. –a eki) Arapça kenz: Hazine, gömü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bölgede G/K sesleri değişkendir. Belirsiz.
GERDA, Şalcı köyü, Şavşat.
Gerd-a. (bk. -a eki) Farsça gerd: 1. Toz, toprak. 2. Baht. 3. Hüzün, keder. Belirsiz.
GERE/ Işıklı köyünün adı, Ardeşen.
“Gere, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 365) “Gere, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 255) Türkçe.
GEREZEN/ Çaylı köyünün adı, Borçka.
Gere-zen. “Gere, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009)
Gerezeni: Kıpçak düzü. Türkçe-Lazca.
GEREZOĞULLARI mah. Bakırköy, Artvin.
Gerez: Şirin, güzel. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
GESİYA, Tatlısu mahallesinin adı, Fındıklı.
Ges-iya. Ermenice ges: Orta, vasat. (TIETZE) Arapça gass: Zavallı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gasiya: 1. Vasatlı. 2. Zavallılara sahip, zavallısı olan. “-iya” eki Türkçedir. Türkçe.
GESTİ, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Farsça gesti: Çirkinlik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lakap. Türkçe.
GETHANE mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Get-hane. Farsça ged: Yoksul, dilenen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gedhane: Fakir ev. Türkçe.
GETSELAN/ Karaosmaniye köyünün adı, Hopa.
Gets-el-an. Farsça ged/ get: Yoksul. Yoksullar yurdu. (bak-an eki) Belirsiz.
GEVHERNİK tepesi, Ardanuç.
Gevher-nik. “Gevher, Kayı boyunun yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 886)
Gevher, “cevher”den. Farsça nik: İyi, hoş, güzel. (DEVELLİOĞLU, 1980) Güzel gevher. Türkçe.
GEVİL, Akantaş köyü, Murgul
Gev-il. Farsça gev: Kahraman, bahadır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gevil: Bahadırlar yurdu. Türkçe.
GEVLET mezrası, İşhan köyü, Yusufeli.
Gev-l-et. Farsça gev: Kahraman, bahadır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gevlet: Kahramanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
GEVUL/ Korucular köyünün adı, Murgul.
Gev-ul. Farsça gev: Kahraman, bahadır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çok Türk ağzında ul: Oğul. Gevul: Kahramanoğlu. Türkçe.
GEYİSHANA/ Köseler köyünün adı, Artvin.
Geyis-hana. (bk. –a eki) Hana, Türkçedir. Geyis, “keyis”ten. Farsça keyyis: Akıllı, zarif, anlayışlı. Keyyishana: Bilgili aile. Lakap. Türkçe.
GEZLER, Günyayla köyü, Yusufeli.
Gez-ler. Gez, değişik anlamlar içermekte.
Yer adı olarak “bel, geçit, dağ sırtı” (DS) anlamlarını verir. Türkçe.
GİDREVA/ Dereüstü köyünün adı, Arhavi.
Gid-reva. Farsça reva: Yakışır, uygun. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yerleşmeye uygun yer. Belirsiz.
GİDREVET mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Gidrev-et. Gidr-evet. Belirsiz.
GİGİET mah. Çukurköy, Şavşat.
Gigi-et. “Gigi, Türkmen oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 257) Gigiet: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
GİLAN dağı, Günyayla köyü civarı, Yusufeli.
“Türkmen-Yörük boyundan Kılanoğlu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 229)
“Gilan, Tebriz’de hükümdar.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 125) “Gılan, Hazar denizine dökülen Kızılören ırmağının bir kolu. Gilan, Hazar’ın güneybatı bölgesi ve bu bölgede Gilan hâkimiyeti.” (DİVİTÇİOĞLU, 1991, s. 154) “Gilan, Hazar denizi kıyılarında bir yöre adı.” (SÜMER, 1992, s. 40) “Gilan, Şah İsmail’in çocuk iken kaçıp sığındığı bölge. (SÜMER, 1976, s. 14)
Kafkas Malkarlarda gılan: Dehşetli, öldürücü ve Rüzgâr tanrıçasının oğlu. (TAVKUL, 2000) Kazakça kılan: Beyaza çalan. (KENESBAYOĞLU, 1984) Türkçe. Antik.
GİLAT, Subaşı köyü, Pazar.
Kilat, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 358, 349) Bölgede G/K sesleri değişkendir.
Kıpçakça kilat: Kilot bağı. (SAFRAN, 1989, s. 123) Dokumacılıkla ilgili ad.
Gilat, Bilen köyü, Hemşin. Türkçe.
GİLES deresi, Ortaköy, Sürmene.
Uygurca gilas: Vişne. (NECİP, 1995) Belirsiz.
GİLİÇOZ/ Selimiye köyünün adı, Rize.
Gılıç-oz. Orhun abidelerinde giliç: Kılıç. (ORKUN, 1994, s. 840) Giliçoz: 1. Kılıç şeklinde vadi. (bk. –oz eki) 2. Demirci vadisi. Türkçe.
GİNLER, Yağcılar köyü, Yusufeli.
Gin-ler. Eski Türkçe gin: Ferah. (ATALAY, 1936) Türkçe.
GİRGOLET mah. Taşkıran mah. Yusufeli.
Gir-göl-et: Girilen göller. Belirsiz.
GİRİŞ mah. Kaynarca köyü, Borçka. Türkçe.
GİVİTLER ormanı, İşhan köyü, Yusufeli.
Giv-it. Eski Türkçe gıv: Maneviyat. (ÇAĞBAYIR) Gıvit: Maneviyatlar. (bk. –et eki)
DLT’te kıv: Kut, baht. Kıvıt: Saadetler. Lakap. Türkçe.
GİVNAR mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
“Gıvnar, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Givnar mah. Öğdem köyü, Yusufeli. Türkçe.
GİVYET mah. Maral köyü, Borçka.
Giv-y-et, “y” kaynaştırma sesidir. Eski Türkçe gıv: Maneviyat. (ÇAĞBAYIR) Gıvyet: Maneviyatlar. (bk. –et eki) İnanç ile ilgili ad. DLT ve eski Uygurca kıv: Kut. Kıvyet: Mutluluklar. Türkçe.
GİYAZENİ, Kavak-Arhavi arasında yer.
Giya-zeni. Farsça giya: Bitki, taze ot. Lazca zeni: Düzlük. Giyazeni: Otlu düz. Türkçe-Lazca.
GOBACA, Çat köyü, Hemşin.
Goba-ca. Türkçe yapım eki almış kelime. “Goba, Abaza taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 375)
Goboca: Kaba yer. Abaza yeri.
Gobaçit/ Goboçit, Uzundere köyü, Çayeli.
Gobo-ç-it. Gobolar, Abazalar. (bk. –it eki)
Gobaca mah. Meydan köyü, Çayeli. Kafkas.
GOBAN/ KOBAN OBA yaylası, Artvin.
“Kobani, Kuman Türk uruğu.” (NUR, 1972, s. 89)
“Kafkas Malkar Türklerinde koban: Nehir, ırmak.” (TAVKUL, 2000) Goban, “kaban”dan. Türkçe.
GOBİKEDİ, Dutlu köyü yaylası, Şavşat.
Gürcüce gobi: Tekne ve kedi: Zirve, boğaz. Gobikedi: Tekne şeklindeki boğaz. Gürcüce.
GOCABA, Yenimahalle’nin eski adı, Arsin.
Goc-aba. “Koç Oba”dan. Türkçe.
GOÇANÇOY yaylası, Ihlamur köyü, Fındıklı.
Goçan-ç-oy. “Kocan, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Goçançoy: Türk vadisi. Türkçe.
GOÇİGET yaylası, Bostancı köyü, Şavşat.
Goçi-k-et. “Goçi, Türkmenlerin Şıh kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 257)
Gürcüce goci: Domuz yavrusu. Goçiget: Domuz yavruları. Yayla ile ilgisi olmaz. Goci, “koç”tan. Gociget: Goçlar, koçlar. Türkmenler.
Goçiyent mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Gociyan> gociyent: Türkmenler, koçlar. (bk. –yan eki)
Goçiyent mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Goçoğet mezrası, Günyayla köyü, Yusufeli.
Goç-oğ-et: Koçoğulları. (bk. et eki) Türkçe.
Goçuva zeni mah. Eskiarmutluk köyü, Ardeşen.
Koçiva düzü. Lazca.
Goçminde mezrası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Goç-minde. Gürcüce cmindani: Aziz, dinsel ve Gürcüce mindori: Vadi, düzlük. Goçmindori: Koç düzü. Türkçe-Gürcüce.
GODİSHARO mah. Küplüce köyü, Şavşat.
Godis-haro. God-is. (bk. –is eki) God: Tahıl ölçeği. Şavşat’ta haro: Ambardaki bölmelerden her biri. (POLAT, 2001) Tarımla ilgili ad. Yöresel.
GOGA/ Yeşilköy’ün adı, Araklı.
“Goga, Türkçe yer adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178) Goga, yörede bazı ağızlarda guguk kuşu anlamındadır. Türkçe. Yöresel.
GOGELET mah. Tepeköy, Şavşat.
Gogel-et. “Gogel, Türkçedeki “gögül: mavi” sözüyle ilişkilidir.” (BASKAKOV, 1997, s. 30) Gögület: Maviler. Mecaz olarak yüksekler. Türkçe.
GOGİYET mah. Çukurköy, Şavşat.
Gogi-yet. Gogi, belki “gog”dan. “Gog, Büyük İskender’e en son tabi olan halklardan.” (CZEGLEDY, 2009, s. 78)
Türk yazıtlarında godi: Alt, aşağı. (ORKUN, 1994, s. 842) Gogiyet: Aşağılar, dipler. (bk. –et eki) Belirsiz
GOGLİYET mah. Başköy, Murgul.
Gogli-yet: Gogliler, göklüler. (bk. -an eki) Mecaz olarak “yüksek yerler.” Türkçe.
GOGNİDZELAR mah. Küplüce köyü, Şavşat.
Gogni-dze-lar. Gogni? Belki Gürcüce kişi adı. “Farsça “zade” Gürcüceye “dze” olarak geçen soyadı unvanı.” (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151) Gürcüce bağlantılı ad.
GOGOĞİ, Ihlamur köyü, Fındıklı.
Yöre ağzında gogo: Öcü ve gugo: Guguk kuşu. Belirsiz.
GOGOLET mah. Tepeköy, Şavşat.
Gogol-et. Gogolar, Kafkas kavmi. (BERJE, 1958, s. 16) Gogolet: Gogolar, Kafkaslılar. (bk. –et eki) Türkçe.
GOGOMEL, Yangın yaylası civarı, Köprübaşı.
Gogo-m-el. Gogomel: Guguk kuşu yurdu. Yöresel.
GOGORTKE mah. Maral köyü, Borçka.
Ermenice gogort: Gırtlak. Ermenice.
GOHİ KANA, Şalcı köyü, Şavşat.
Goh-i. Goh, “gök”ten. Gohi kana: Mecaz olarak yüksekteki yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Gürcüce.
GOH’UN meşa, Şalcı köyü, Şavşat.
Gohun meşa: Yüksekteki meşe. Türkçe.
GOKTALA/ ESKİ DONME, Hasköy, Pazar.
Gok-tala. Tala, “taala”dan. Yüksek gök. Mecaz olarak yüksek yer. Türkçe.
GOKTONİ mah. Eskiarmutluk köyü, Ardeşen.
Lazcada “ö” sesi “o”ya, “ü” sesi “u”ya ve “ı” sesi de “i”ye dönüşür.
“Gökdonlı, Türkmenlerin Olam kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 259)
Gok-t-oni. “Göklü, Türkmen boyu.” Göktoni: Türkmen yeri. (bk. –ona eki)
Gök-toni: Yüksek yer. (bk. –ona eki)
Goktoni, Elmalı mah. Ardeşen.
Goktoni, Tunca beldesi, Ardeşen. Türkçe-Lazca.
GOLA/ Çifteköprü köyünün adı, Borçka.
Lazca gola: Yayla. Malkar Türklerinde gola: On kucak dolusu arpa destesi. (TAVKUL, 2000)
Gola mah. Esenkıyı köyü, Hopa.
GOLEREN yaylası, Değirmencik köyü, Araklı.
Gol-eren> göle varan. Belirsiz.
GOLİENTİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Goli-enti: Koloğlu. Yöresel.
GOLİN dağı, Maçka.
“Rum kaynaklarında geçmez, Bizans kaynaklarına göre Peçenek kumandanının adıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 216) Türkçe.
GOLOT mah. Soğanlı köyü, Ardanuç.
Golot: Gollar> kollar. Kol: Oğuz boylarını meydana getiren ana unsurlar ile farklı aşiretleri barındıran büyük oluşumlar için kullanılmıştır. (UÇAKCI, 2013, s. 28)
Kol, Osmanlılarda idari birimlerden. (TOGAN, 1981, s. 340) Kırgızca kol: Askeri müfreze. (YUHADİN) Türkçe kolcu: Kollayan, koruyan, savunan. (EYUBOĞLU, 1995) Kafkas Kıpçakçasında kol: Sarp vadi. (TOPAL, 2005) Türkçe.
GOM DÜZÜ mezrası, Akantaş köyü, Murgul.
Kom düzü. “Kom: Küçük toprak, taştan basit ev, bu söz eski Türkçe’dir.” (KOP, 1982, s. 52)
GOMİ/ Kurşunlu köyünün adı, Borçka.
Gom-i. (bk. –i eki) Azerice gom: Demet, bağ. Gom, “kom”dan. Türkçe kom: Yerleşme, konma. (EYUBOĞLU, 1995) “Kom-şu” gibi.
Gomi duzi, Subaşı köyü, Hopa. Türkçe.
GOMOZOR yaylası, Aydın köyü, Ardanuç.
Gomo-zor. Ermenice dzor: Vadi. Gomozor: Kom vadisi, yerleşilen vadi. Türkçe-Ermenice.
GOMT mah. Tarakçılar köyü, Yusufeli.
Gom-t: Komlar, ağıllar. (bk. –it eki) Türkçe.
GONDİYAN/ İyisu köyünün adı, Araklı.
Gondi-yan. “Kondı, Kuman Türklerinde doğan çocuğa “mutluluğu, başarıyı” hayat tarzını dileyen adlardandır.” (RASONYİ, 2006, s. 266) “Eski Türkler, devlet tarafından yapılan iskân işlerine “kondurmak” derlerdi.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 7)
Gondi, “kondi, kondu”dan. Gondiyan> kondiyan: Konanlar, yerleşenler. (bk. kondu) Farsça –yan eki, “ler-lar” anlamındadır. (bk. –yan eki) Türkçe.
GONGOZ mah. Yolaç köyü, Arsin.
Gon-goz. Gon, “kon”dan. Kongoz: Konanlar, yerleşenler vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
GONİTİ, Cumhuriyet mahallesi, Arhavi.
Gon-it. Gon, “kon”dan. Konit: Konanlar, yerleşenler. (bk. –it eki) Türkçe.
GONOBA, Gürsü köyü, Fındıklı.
Gon-oba. Konulan oba, yerleşilen yer. Türkçe.
GONTEĞ yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Gon-teğ. Gon, “kon”dan. Çağatayca teg: Alt kısım, zemin, yer. (ERBAY, 2008) Moğolca teg: Düz yer, tarla. (LESSİNG, 2003) Ermenice teğ: İlaç. (KORTOŞYAN) Değ: Yer. Gonteğ: Yerleşilen düzlük. Belirsiz.
GORA, Gümüşhane köyü, Ardanuç.
“Gora, Karluk boyunun bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 357)
“Gora, Hazar Türkleri dilinde “kale” anlamında olup, Kiev şehrini kuran Hazar Türklerinin, bu şehrin üç bölümünden birine verdikleri addır.” (BROOK, 2005, s. 78)
“Ayrıca 10. yüzyılda Kiyef şehrinin bir kısmı Kozari (Hazar) diye anılırken, Kiyef’e de Türkçe “Mankermen: Büyük hisar” denilmiş.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 164)
Rusça ve Gürcüce gora: Dağ. Azerice ğora: Koruk. (ALTAYLI, 1994) Ermenice gora: Eğri. Çok Türk ağzında kora: Ağıl. Gürcüce. Türkçe.
GORAMAT mah. Kayaköy, Hopa.
“Kör Ahmet”ten. Türkçe.
GORCİN mah. Alaca köyü, Borçka.
Gor-cin. Farsça gur> gor: Mezar. Gorcin: Cinli mezar. Türkçe.
GORDANA, Şalcı köyü, Şavşat.
Gord-an-a. (bk. –a eki) Kurtlar. (bk. –an eki) Türkçe.
GORDELA, Yukarıhacılar mah. Arhavi.
Gord-el-a. (bk. –a eki) Gord, “kurt”tan. Gordel: Kurt eli. Türkçe.
GORGAVUL mah. Karşıköy, Borçka.
Gorg-avul. Eski Türkçe görk: Güzel, güzellik. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça görk: Alımlılık. (TOPARLI, 2007) Görkavul: Güzel avıl, güzel köy.
Gorgavul mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Gorgit yaylası, Camili Köyü, Borçka.
Gorgiyet mah. Çoraklı köyü, Şavşat.
Gorği-yet: Görkler, güzellikler. (bk. –et eki) Türkçe.
Gorgienti mah. Oba köyü, Şavşat.
Gorgi-enti: Güzel oğlu. Yöresel
GORGODİ tepesi, Balıklı dağının tepesi, Murgul.
Gorg-odi. Eski Türkçe görk: Güzel, güzellik. (ÇAĞBAYIR) Güzel ot tepesi. Türkçe.
GORGOR/ Fındıcak köyü adı, Sürmene.
“Gorgori, Osmanlılara karşı Çıldır hisarlarını koruyan iki Kıpçak beğinin babası ve Gorgor, Gorgora Kıpçaklı-Atabekli.” (GÖKBEL, 2000, s. 485)
“Gorgor, bölgede bitki adı olarak geçer.” (KARAGÖZ, 2006, s. 239) “Bulgarca gorgor: Korku, korkuluk, umacı.” (ACAROĞLU, 1999, s. 95)
Güneysu’da ğorğorina: Bir kuş türü. (TAVUKÇUOĞLU) Lazca ğorğori: Çok yaşlı. (ERTEN, 2000) Rumca ğorğor: At kolunu. (ASAN, 2000) Yunanca gorgos: Çabuk, hızlı. (AKSOY, 2003) Türkçe horhor: Gür ve ses çıkararak akan su. (TİETZE) Gorgor: Korkuluk, umacı. Kıpçak adı. Kuş türü. Gür su...
(Ağa) Gorğor mah. Akköse köyü, Dernekpazarı.
Gorgora/ Eğridere köyünün adı, Çaykara.
Gorgor-a. Yöresel. Türkçe.
GORGOTA mah. Soğanlı köyü, Ardanuç.
Trabzon ve Rize’de gorgota: Mısır kırması.
Gorgot-a. (bk. –a eki) Ermenice gargut: Dolu. (yağış) Belki “korkut”tan. Belirsiz.
GORİYET mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Gori-yet. “Gorlular, Hindistan’ın kuzeyinde bir Türk askeri aristokrasisi halinde oluşmuşlardır.” (ÖGEL, 2000, c. VIII s. 54) “Gorlular, Moğollara karşı savaşta Celaleddin Harzemşah’ın ordusunu meydana getiren dört unsurdan biri ve Gorlular, Gaznelilerin yerine geçen hanedan.” (SÜMER, 1999, s. 194, 131)
Kafkas Avarca gori: Topluluk. (SAVAŞ) Gürcüce ğori: Domuz. (ARISOY, 2010) Moğolca gori: Ok kılıfı. (TTS, Shukukrov, s. 116) Malkarlarda gori: Rüzgâr tanrısı. (TAVKUL, 2000) Gor-i. Farsça gor: Mezar.
Goriyet: Mezarlar. Gorlular. (bk. -et eki) Türkçe.
GOROMAT mah. Kayaköy, Hopa.
Goromat, “kör ahmet”ten. Türkçe.
GORUHİYET mah, Çoraklı köyü, Şavşat.
Goruh-iyet. Goruh “koruk”tan. Goruhiyet: Koruklar, ormanlık alan. (bk. –et etki) Türkçe.
GOSNAT mezrası, Bahçeli köyü, Yusufeli.
Gos-nat. Eski Türkçe kos: Muhteşem. (ATALAY, 1936, s. 50) Gosnat> kosnat: Muhteşemler. Belirsiz
GOŞNİGİL mah. Tepeköy, Şavşat.
Goşni-gil. DLT’te koşnı: Komşu. Koşnıgil: Komşu aile. Sülale lakabı. Türkçe.
GOTA yaylası, Çayeli.
“253-260 da Trabzon yöresi Goth saldırısında büyük bir felaket yaşadı ve yağmalandı.' (UMAR, 2000, s. 62)
Got-a. (bk. –a eki) “Gotlar, Kafkasya’nın eski kavimlerinden Albanların Hazar Türklerine verdiği ad.” (MOSES, 2006, s. 176)
Eski Uygurca gotha ve got: Kertenkele. (CAFEROĞLU, 2011) Kafkas.
GOYİ, Fındıklı.
Goyi, “koy”dan. Orhun yazıtlarında goy: Koyun. (ORKUN, 1994, s. 844) Türkçe.
ĞOYNAR mezrası, Maden köyü, Artvin.
Ğoy-nar. Goy/ Ğoy: Üvey. (DS) Ğoynar: Üveyler. (bk. -nar eki) Lakap. Belirsiz.
GOZARİ/ KOZARİ/ Benlitaş köyü adları, Akçaabat.
Gozar>Kozar, Macarca Hazar Türklerinin diğer adı. (GOLDEN, 2006, s. 145) Kozar, Peçenek reislerinden. (HÜSEYİN NAMIK, 1933, s. 29) Türkçe.
GOZOYSA/ Akpınar köyünün adı, Akçaabat.
Kelimenin gövdesi “goz-oy”dur. Kıpçakça koz: Ceviz ve oy: Vadi, dere. (TOPARLI, 2007) Azerice goz: Ceviz. (ALTAYLI, 1994) Gozoysa: Cevizli vadi. Türkçe.
GÖCEK/ Çeltikdüzü köyünün adı, Yusufeli.
Göcekli, Avşar boyunun kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Göcek, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
“Türkçe göcek: Yeşil ekin. “Gök-yeşil”den.” (EREN, 1999)
Bölgedeki konuşulan diller içinde yalnızca Türkçede “ö” ve “ü” sesleri vardır. Diğer dillerde bu harfler yoktur.
Göcekler mah. Pazar. Türkçe.
GÖÇGENLİ, Mutlu mahallesinin bir kısmı, Hemşin.
Göçgen-li: Göçgen’den gelen. Türkçe.
GÖKÇE, Şalpazarı köyü.
“Gökçe, Türkmenlerin Göklen ve Teke oymaklarına ait kabile adı.” (SÜMER, 1999, şema L III) “Gökçe, Avşar, Varsak, Yıva, Eymür, Bayındır, Salur, Alayundlu, Karkın Türkmen boylarının yaygın cemaatı.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 902)
Kıpçakça gökcek: Alımlı, güzel. (TOPARLI, 2007)
Gökçeler, Düzköy ilçesi, Trabzon. Türkçe.
GÖKLİYET, Salnamede Artvin’in köylerinden.
Gökli-yet. “Göklü kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Gökli: Gök gibi, mavi. (DS) Türkçe.
GÖKNAR suyu, Yazlık köyü, Maçka.
Göknar, “köknar”dan. Yörede tövor, tovor, devor çeşitlemesi olan çam çeşidi. Türkçe.
GÖKREN mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Gökren, “gök-rengi”nden. Mecaz olarak yüksek yer. Türkçe.
GÖKTAGARA mezrası, Zeytincik köyü, Yusufeli:
Gökt-agara: Yüksekteki mezra. (bk. ağara) Türkçe.
GÖLANSA, Soğuksu mah. Sürmene.
Göl-ansa. “Göl ile başlayan değişik Türkmen boyları.” (LEZİNA, 2009)
Ansa, Hazar hükümdarı Tarhan hakanın mensup olduğu soy.” (GOLDEN, 2006, s. 254)
Maçka’da Kır-ansa köyü vardır. Belirsiz.
GÖLE, Çamlıca köyü yaylası, Yusufeli.
“Göleler, Türkmen sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292) Türkçe.
GÖLEP, Serindere köyü, Ardeşen.
Göl-ep: Göller. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
GÖLEŞEN/ Güleş köyünün adı, Ardanuç.
Göl-eşen. Göl: Tarım yapılan büyük tarla (DS) Göleşen: Tarla kazan. Türkçe.
Göleteği gölü, Yukarıdurak köyü yaylası, Ardeşen. Türkçe.
GÖLLÜK mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Göllüler, Uluyörük cemaatinden. (BEŞİRLİ, 2008, s. 92) Bölgedeki diller arasında “Ö-Ü” sesleri yalnızca Türkçede vardır. Türkçe.
GÖMLA, Erenköy, Of.
Göm-la. Türkçe göm: Ağıl. (ACAROĞLU, 1999, s. 95) Ağıllı. Belirsiz.
GÖNKİ yayla, Erenköy, Yusufeli.
Gonk-çayı. Macaristan’da Kumanlardan kalan ve Tisza nehrinin yakınında akan dere. Belirsiz.
GÖRAMET, İnanlı köyü, Yusufeli.
Gör-amet, “kör Ahmet”ten. Türkçe.
GÖRAŞET/ Kutlu köyünün adı, Ardanuç.
Gör-aşet. Farsça gor: Mezar. Kıpçakça aşut: Dağın aşılacak yolu. (TOPARLI, 2007) Goraşet: Aşıttaki mezar.
Türkçe dışında bölgedeki dillerde “ö-ü” sesleri yoktur. Belirsiz.
GÖRGİT mah. Sarıbudak köyü, Artvin.
Gör-g-it. “Farsça gor> gör: Mezar.” (ÇAĞBAYIR) Görgit: Mezarlar. (bk. –it eki)
Görgüt mah. Yüncüler köyü, Yusufeli. Gör-g-üt: Mezarlar. (bk. –et eki)
Göriyet mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli. Göri-y-et: Mezarlıklar. (bk. –et eki)
Bölge ile bağlantılı dillerde “Ö-Ü” sesleri yalnızca Türkçede vardır. Diğer dillerde ise yoktur. Türkçe.
GÖRLAK mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Gör-lak. Türkçe “-lak” eki isimden isim yapar. Kışlak, otlak, yaylak, avlak…
Görlak: Mezarlık. Türkçe.
GÖRNEK, şenliklerin yapıldığı Köprübaşı yaylası.
1453–1650 yıllarında Yüzdeciyan taifesinin Görne cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 915)
Körnek: Toplantı yeri. (ÇAĞBAYIR) K/ G sesleri değişimi yaygındır.
Görnek, Meşeköy, İkizdere. Türkçe.
GÖZDEK-YEDİ, Sıraköy’ün yaylası, Hemşin.
Aslı Yedi Gözdek. Göz-dek. Göz, mecaz olarak “pınar” anlamına da gelir, “göze”den. Ermenice değ: Yer. Yedi pınar yeri. Türkçe-Ermenice.
GÖZE dağı, Şavşat.
Göze: Su kaynağı. Türkçe.
GUB mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Gub, “hub”dan. Arapça hubb: Sevgi. (bk. hubyar) Türkçe.
GUBİA, Elmalı mah. Borçka.
Gub-ia. “hubiyar”dan. Farsça hub: Güzel, hoş, iyi ve yar: Sevgilli. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Gubia> Hubyar, aslı Alevi Türkmen boyu olup bölgede Sünnileşmişlerdir. Çepniler gibi.
Gubi, Köprücü köyü, Hopa.
Gubi, Esenkıyı köyü, Hopa.
Gupi, Işıklı köyü, Ardeşen.
Gubiyet mah. Maden köyü, Artvin.
Gubi-ket. Gubiler, Hubiler. (bk. –et eki) Türkçe.
GUBİYARLI mah. Hilalköy, Hemşin.
(bk. hubiyarli) Türkçe.
Gudat mah. Bağlıca köyü, Ardanuç. (bk. Kut)
GUDASHEV/ Özgüven köyünün adı, Yusufeli.
Guda-s-hev. Gürcüce guda: Şarap tulumu. (Türkçeden geçen sözdür) Gürcüce hevi: Dere. Guda-hev: Şarabın çok üretildiği vadi. (mecaz) Gürcüce.
GUDİ yaylası, Çaykara. (bk. Kut)
GUGULİ mah. Araklı. (bk. kukuli)
GUL/ GÜL
“Gul, Türkmenlerin Teke boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 260) “Güller, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 384)
Bölgedeki dillerde Türkçedeki “ü” sesi olmadığı için “u” sesine dönüşmekte. Gul, “gül”den.
Gul bahçe, Sarp köyü, Hopa.
Gul beyi, Dereiçi köyü, Hopa. Kişi adı.
Gul daği, Sümer köyü, Fındıklı.
Guli mahalle, Çınarlı köyü, Fındıklı.
Gul meşe, Yaylacılar köyü, Fındıklı. Güzel orman.
Guli gza, Çamlı köyü, Hopa.
Lazca gza: Yol. Gül yolu.
Güloğlu mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
Guloz, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü.
Gul-oz: Türkmen vadisi. Gül vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
GULAGİL değirmeni, Şalcı köyü, Şavşat.
“Gula, Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 260)
Eski Türkçe gula: Sarı ile kızıl renkli beygir. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
GULALİOZ/ Taşocağı köyünün adı, Akçaabat.
“Gulalı, Türkmenleri Göklen boyundan.”
Gulalioz: Türkmen vadisi. (bk. -oz eki) Türkçe.
GULAVATİ mah. Küçükköy, Arhavi.
Gula-vati. “Gula, Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 260) “Gul, Türkmenlerin Teke boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 260) “Güller, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 384)
Türkmen yürdü, gül vatanı.
Guli duzi, Tepecik köyü, Fındıklı.
Gula vati mah. Küçükköy, Arhavi. Türkçe-Lazca.
Guli kana yaylası, Özmal köyü, Murgul.
Guli-kana. Gül yeri. (bk. –kana eki) Türkçe-Gürcüce.
GULUNİOĞUN sırtı, Subaşı köyü, Pazar.
Gulun-i. Kulun-bek, Türk hakanlarından olup “beyaz sakallı” anlamındadır.” (GUMİLEV, 2007, s. 559) Eski Türk yazıtlarında kulun: Tay. (ORKUN, 1994, s. 845)
Gulinioğun, “Güloğlu”ndan. Türkçe.
GUMİONA, Şentepe köyü, Pazar.
Gum-i-ona. Gum, “kum”dan. Kumiona: Kumlu yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
GUMUŞOĞLİ, Yeni mahalle, Fındıklı.
“Gümüşler, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 262) Türkçe.
GUNCUOĞLU, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Günce, Türkmenlerin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 262)
Arapça gunc: Eda, cilve. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
GUNDAR AVLİ, Kayalar köyü, Borçka.
“Gunda, Abazaların bal ve arıcılık tanrıçası.” (TAVKUL, 2007, s. 476) Avli, Türkçe ad. Belirsiz.
GUNELER mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Gune-ler. Türkçe çoğul eki almış sözcük. Güne, Yörük cemaati. (SARI, 2008, s. 53)
Gune, “güney”den bozma sözcük. Güneyler.
Güne yaylası, Yamaçüstü köyü, Yusufeli. Türkçe.
GURBETGİL mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
“Gurbet, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
GURBİN/ Petek köyünün adı, Murgul.
Gur-bin. Farsça gur: Mezar ve bin: Bölge, mıntıka. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gurbin: Mezarlık bölge. Türkçe.
GURDES boğazı, Fıstıklı köyü, Akçaabat.
Gurd-es. (bk. –os eki) Kurt boğazı. Rumca ek almış Türkçe ad.
GURGUR yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
“Gurguru, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009)
Azerice gurğu: Şenlik. (ALTAYLI, 1994) Gur gur etmek: Guruldamak. (ÇAĞBAYIR) Dere sesi. Türkçe.
GURİYA, Uzuntarla köyü, Çaykara.
“Gur, Ogur, Guz, Oğuz adından başka bir şey değildir.” (GÖKTÜRK, 1974, s. 21)
“Güriler, Gazne’yi ele geçiren hanedan.” (MERÇİL, s. 89) Gur, Horasan’da dağlık ve engebeli eski bir eyalet.
(ORHAN, 2007, s. 93)
Farsça gur: Mezar. Kafkas Avarlarında guri: Topluluk. (SAVAŞ)
Gur-iya. Oğuz yeri. Mezarlık. (bk. –iya eki)
Guriyet mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Guriyet mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Guriyet: Guriler, Oğuzlar, Gur şehrinden gelenler. (bk. –et eki)
Guryeni/ Öğütlü köyünün adı, Maçka.
Gur-yeni: Yeni gelen Oğuzlar. Türkçe.
GURNATELİ/ Susuz köyünün adı, Şavşat.
Gur-nateli. Farsça gur: Mezar. Gürcüce nateli: Işıklı. Işıklı mezar. Türkçe-Gürcüce.
GURŞATİ mah. Çifteköprü köyü, Borçka.
Gurşat, “Kürşat”tan. Kürşat, Çin’e baş kaldıran ünlü Göktürk prensi.
Gur-şat: Kutlu mezar. Nahçıvan’da gürşad: Şiddetli yağmur. (GULİYEV) Türkçe.
GURUBİT/ Yeniköy’un adı, Fındıklı.
Arapça gurub/ gurup: Güneşin batması. (ÇAĞBAYIR) Gurupit: Güneş batışları. Türkçe.
GURUYET mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Guru-yet. Guru, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 195) Guruyet: Gurular, Malkarlar. Türkçe.
GUT/ ĞUT (bk. KUT)
GUYNAR mah. Çıralı köyü, Yusufeli.
Guy-nar. Guy: Nehir kenarı. (ORKUN, 1994, s. 846) DLT’te kuy: Kuytu yer. Guynar: Dere kenarı. Kuytu yerler. (bk. –nar eki) Türkçe.
GUZARİ mah. Adacı beldesi, Akçaabat.
1486 ve 1583 kayıtlarında Maçka’da Türkçe köy adları arasında Guzarı adı da yer alır. (BOSTAN, 2002, s. 341)
Guz-ar-i. “Guz, Uz veya Oğuzların diğer adı.” (KURAT, 1937, s. 31) Guzar: Oğuz kavmi. Mac-ar, Bulg-ar, Haz-ar v.b. Türkçe.
GUZLAR mah, Pervane köyü, Araklı.
Guz, “Oğuz”dan. Türkçe.
GZAYNOY/ Güneşli köyünün adı, Arhavi.
Gza-yn-oy. Lazca gza: Yol. Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI) Gzaoy: Vadi yolu. Lazca-Türkçe.
Guz-ayna: Oğuzlarla ilgili ad. Türkçe.
GÜCE, Salnamede Tirebolu köyü.
Güce adı, Türk boyu olan Küçelilerden gelmektedir. (BİLGİN, 2002, s. 100) Türkçe.
GÜDİL/ Oymalıtepe köyünün adı, Yomra.
Güdül, Yörükân taifesinden bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 383) Türkçe.
GÜDÜN tepesi, Ağaser deresi kolu, Şalpazarı.
Güdün, Osmanlı dönemi cemaati. (TÜRKAY, 1979, s. 383) Türkçe.
GÜKNERLİK, Acısu köyü yaylası, Akçaabat.
Gükner, “köknar”dan. Türkçe.
GÜLBEKLİ mah. Çamlıktepe köyü, Araklı.
Farsça gülbenk: Düğünlerde silah patlatarak yapılan eğlence. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
GÜLEBEGİL mah. Erenköy, Yusufeli.
Gülbey’den. Bozulus Türkmenlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 922) Türkçe.
GÜLİCE/ Ballı köyünün adı, Ardanuç.
Gülice, “güllüce”den. Güllüce, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 262) Türkçe.
GÜLOĞLU mah. Pamukçular köyü, Yusufeli
“Güller, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 384) “Güllü, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
GÜMÜŞHANE/ Gümüşhane köyünün adı, Ardanuç.
Eski-yeni adı uyumlu. Türkçe.
GUMÜŞOĞLU mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Gümüş-Gümüşler, Yörükan taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 384) Türkçe.
GÜNDEŞ, Hemşin deresi.
Gündeş, Dulkadırlı Türkmenlerinin bir kolu. (SÜMER, 1999, s. 195) Gündeş, Konar-göçer Türkmen Yörükân taifesinden bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 385)
Gündeş: Aynı günde olan. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
GÜNE yaylası, Yamaçüstü köyü, Yusufeli.
Güne ve Güneler, Yıva ile Bayındır Türkmenlerini kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 934)
Güne, “güney”den.
Güneler mah. Pınarlı köyü, Şavşa. Türkçe.
GÜNELİ mah. Küçükköy, Ardeşen.
Günelü, Salur Türkmeni kolu. (LEZİNA, 2009)
Gün-eli: Güney yer, güneşi çok gören yer.
Güneli, Meyvalı köyü, Fındıklı. Yaygın ad. Türkçe.
GÜNEYİ/ GÜNEYİR, Armağan köyü, Ardeşen.
Güneyir, “güney-yir”den. Orhun Abidelerin-de yir: Yer. Kıpçakça yir: Yer, arazi. (CAFEROĞLU, 1931, s. 33) Güneyir: Güney yer. Aynı köyde Kuzeyi/ Kuzeyir yer adı bulunmaktadır.
Güneye mezrası, Çıralı köyü, Maçka. Türkçe.
GÜNEŞARA/ Köprübaşı köyünün adı, Sürmene.
Güneş-ara: Güneşe ihtiyaç duyan yer.
Gün-eşara. Eşara, Abazya’da yerleşim yeri. (Bİ, 2007, s. 155) Türkçe.
Bölge dillerinde, yalnız Türkçede “ü” sesi vardır.
GÜNİSER mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Güni-ser. Gün, Beğdili Türkmeni. (LEZİNA, 2009)
Gün: Güneş, güneş ışığı. Farsça ser: Tepe. Güniser: 1. Türkmen tepesi. 2. Güneş tepesi. Mecaz olarak, güneşin doğuş yeri.
Güni mah. Geyikli beldesi, Şalpazarı. Türkçe.
GÜNOĞLU mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Gün, Beğdili Türkmeni. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
GÜRAP, Çoruh nehri ile Oltu çayının birleştiği yer.
Gür-ap: Gür su. Farsça ab: Su. Türkçe.
GÜRCAN/ GURCAN/ Derinköy’ün adları, Artvin.
“Curcan denizi, Hazar denizinin bir diğer adıdır.” (GOLDEN, 2006, s. 264) Gurcan, Hazar’dan gelenlerin hatırası. Antik.
GÜRCÜOĞUN mah. Gürdere köyü, İkizdere.
İkizdere’de Gürcüoğlu yaygın akrabadır. Gürcistan’dan yönünden, Batum’dan geldikleri için bu lakabı almışlardır. Malta, Macar, Girit, Arnavut, Tibet, Tunuslu, Boşnak, Kırım, Azaklıoğulları gibi... Bu akrabanın Gürcülükle herhangi bir bağlantısı tespit edilemediği gibi söylentisi duyulmamış ve herhangi bir belirtisi görülmemiştir.
Gürcistan Gürcileri (Hıristiyanlar) kendilerine Kartveli derler. Gürcü adını Müslüman olanlar kullanır.
Gürcili mah. Akköse köyü, Dernekpazarı.
Gyurci duzi mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı. Türkçe.
GÜRGEN/ Gürgen köyünün adı, Güneysu.
Gurgen adı Uz menşelidir. (RASONYİ, 1984, s. 79) Gürgenlü, Türkmenlerin Gurbet kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 263)
Gürgen, XI-XII. Yüzyıllarda Türkmenlerin önemli bir kısmının yaşadığı yerleşim yerlerinden. (AGACANOV, 2002, s. 338) Gurgan, Hazar denizinin güneyi. (KAFESOĞLU, 1984, s. 82) Kürgen, Timuçin’in damadı. (VLADİMİRCOV, 1950, s. 16)
Türkçe gürgen: Boyu 15–20 metreye varan ve genelde Karadeniz kıyılarına yakın yerlerde yetişen bir ağaç çeşidi. Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde ürge: Akçaağaç. (TAVKUL, 2000)
“Gürgen, Latince carpinus, Ermenice garbeni, Yunanca gabros. Bulgarca gürgen: Gürgen ağacı.” (KARAAĞAÇ, 2008) Rumca okseya: Gürgen. (ASAN, 2000); klerfin: Gürgen. Lazca çipuri: Gürgen.
Gurgeni mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Gürgen-i. (yaygın ad) Türkçe.
Bölgedeki diller arasında yalnızca Türkçede “ö” ve “ü” sesleri vardır.
GÜRĞELE deresi, Boyalı köyü, Yusufeli.
Gür-ğele: Gür dere. Türkçe-Gürcüce.
GÜRİSTAN, Sugören mahallesinin adı, Şalpazarı.
“Güristan, Yazır Türkmen boyunun Ak Keçili kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 937) Türkçe.
GÜRZELER mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Gürze, Eymür Türkmen boyunun Atçeken kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 937)
Gürzelü, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
GÜTGETLER mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Güt-g-et. Kıpçakça güt-: Hayvan otlatmak. (TOPARLI, 2007) Gütget: Güdenler, hayvan otlatanlar. (bk. –et eki)
GVALKANA, Düzenli köyü, Borçka.
Gval-kana. Gürcüce gvalva: Susuzluk. Gvalkana: Susuz alan. Gürcüce.
ĞAĞANET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Ğağan-et. Gagan, Çalgı cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 868) Gaganet: Gaganlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
ĞALİ mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Lazca ğali: Dere.
Ğaliş Mole mah. Şenköy, Arhavi. Karşı dere. Lazca.
ĞARŞOLAR mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Ğarşo, “karşı”dan. Karşılı, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Karşı mahalle. Türkçe.
ĞAVRANÇOR, Taşkıran köyü yaylası, Yusufeli.
Ğavran-çor. “Arapça caraba ve Farsça “kurban”dan> kavran: İçi boş ağaç.” (ÇAĞBAYIR)
Hemşin’de kavran: Boş arı kovanı. (BALIKÇI, 1997, s 74); gavran: Yoğun hayvan otlağı. (ALİ, s.74) Bölgede kavran: Boş arı kovanı. (DS) Eski Türkçe çor: Ağaçlarda görülen bir hastalık. (ÇAĞBAYIR) Ğavrançor: Kuru ağaç. Türkçe.
ĞAY dağı, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Gay, Göklen Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
ĞOLOZ/ Kendirli, köyünün adı, Rize.
“Holozlu, Kayı boyunun Atçeken taifesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1064)
Holoz: İri gözenekli kalbur. Türkçe.
ĞOMELT mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Ğom-el-t. Ğom, “kom”dan. Komelt: Komlar yurdu. (bk. –t eki) Türkçe.
ĞOMUŞKA vadisi, Hopa.
Ğomuş-ka. (bk. –ka eki) “Kuman/ Kıpçakça komus: Kurt” (RASONYİ, 2006, s. 222) Kıpçakça konuş: Ev, konak. (SAFRAN, 1989, s. 180) Azerice gomuş: Manda. (ALTAYLI, 1994) Belirsiz.
ĞONCİVANOZ/ Denizgören köyünün adı, İyidere.
Ğon-civan-oz. Ğon, “kon”dan. “Kon: Mesken, oturma.” (ERBAY, 2008) Civan: Genç ve yakışıklı olan. Guncivanoz: Konan ve yerleşen civanlar vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
ĞONCOTİ, Sümer köyü, Fındıklı.
Ğonc, belki “konc”tan. Belki bitki türü. Belirsiz.
ĞONOBA, Başköy, Fındıklı.
Ğon-oba. Ğon, “kon”dan. Yerleşilen, konulan, yer, oba. Türkçe.
ĞORGUT, yaylada mahalle, Ihlamur köyü, Fındıklı.
Ermenice gargud: Dolu. (yağış) Kıpçakça gargut: Dolu. (yağış) (ARIKAN, 2006, s. 277)
Ğorgut, “korkut”tan. Ermenice. Türkçe.
ĞUDEL sırtı, Ortaköy, Güneysu.
Kutlu yerin sırtı. (bk. KUT)
ĞUDU koru, Aktaş köyü, Pazar.
Kutlu koru. (bk. KUT)
ĞUMENCA mah. Yamaçdere köyü, Ardeşen.
Ğumen-ca. Ğumen, “koman”dan. Komenca: Kuman yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
ĞUNEPE ÇALE, Sulak köyü, Pazar.
Ğun-epe. “Gün, Beğdili boyundan bir kol.” (LEZİNA, 2009, s. 262) Lazca çale: Aşağı. Gunepe: Aşağıdaki Gunler, akraba adı. (bk. –epe eki)
ĞUNOĞLU mezrası, Oğdem köyü, Yusufeli.
“Gunoğlu veya günoğlu”ndan. Belirsiz.
ĞUŞOBĞE, Ulukent köyü, Arhavi.
Ğuş-obğe. Ğuş, “kuş”tan. “Kuş, Ensari Türkmeni kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 392)
Lazca obğe: Yuva. Ğuş obğe: Kuş yuvası. Türkçe-Lazca.
ĞUTE mah. Papatya köyü, Pazar.
Ğut-e. (bk. –e eki) Ğut, “kut”tan. (bk. KUT)
ĞUTOZ/ Akarsu köyünün adı, Rize.
Ğut-oz. Kutlu vadi. (bk. –oz eki) (bk. KUT)
ĞUYRET, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli.
Ğuy-ret. “Orhun anıtlarında guy: Nehir düzlüğü, nehir kenarı.” (ORKUN, 1994, s. 846) Guyret: Nehir kenarları. (bk. –et eki)
Ğuyr-et. Ermenice guyr: Kör. (KORTOŞYAN) Guyret: Körler.
Ğuynar mah. Mutlugün köyü, Yusufeli.
Ğuy-nar: Ğuylar, düzler, körler. (bk. –nar eki) Türkçe. Ermenice-Türkçe.
HABEL, Fol deresinin kollarından biri, Vakfıkebir.
“Habel, Kuman yer ismi.” (BİLGİN, 2002, s. 94) Türkçe.
HABERLER mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Habarlar, Hazar Türklerinin bir kolu.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 134) Türkçe.
HABİBLİ mah. Akdamar köyü, Akçaabat.
“Habibler Türkmen kolu.” (SAKİN) Türkçe.
HACARA mezrası, Çıralı köyü, Yusufeli.
Hacar-a. (bk. –a eki) Arapça haccar: Taşçı, taş işçisi. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Hacarat, Cevizlik köyü mezrası, Yusufeli.
Hacar-at: Taş işçileri. (bk. –at eki) Türkçe.
HACAVET/ Çaycılar köyünün adı, Rize.
Hac-avet. Arapça avet: En çok faydalı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hacavet: Faydalı Hac. İnançla ilgili ad. Belirsiz.
HACİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
“Hacılu, Karakoyunlular’a bağlı, Oğuzların Döğer boyuna mensup bir topluluktur. Erbil ve Kerkük tarafında yaşamakta idiler. Cihanşah’ın ölümünden sonra, Akkoyunlular’a katıldılar. Bunlar XVIII. yüzyılda Orta Anadolu’da karşımıza çıkarlar.” (TKD, sayı 325 s. 300) “Hacı, Hacılar, Yıva, Avşar, Bayad, Dodurga Kayı, Kınık, Kızık, Bayındır boylarına mensup geniş cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009) “Hacılar, 1691’ li yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 56)
Hacıgil mah. Gümüşhane köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Hacioğlebi mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Haci-oğl-ebi: Hacıoğulları. (bk. –epe eki)
Hacılar mah. Güney köyü, Ardeşen.
Hacioğlış dağı, Köprücü köyü, Hopa.
Hacioğli mah. Yücehisar köyü, Pazar. Türkçe.
HACİNDUZ, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Hacin-duz. Hacin, “Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 486) Kafkas-Türkçe.
HACİYANTİ, Düzenli köyü, Borçka.
“Haciyan, Kayı Türkmenlerinin Geygi Ulusu cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 972) Türkçe.
HAÇAPİT/ Subaşı köyünün adı, Pazar.
İbrahim Karaca, “Bağdik Avedisyan bir söyleşiden hatırladığım kadarıyla, Khaçapit sözcüğünün “ahşap (tahta) haç” anlamına geldiğini söylemişti.” (KARACA, 2006, s. 36) Bu sözcükte “tahta haç” anlamı yoktur.
“Şadapıt, Göktürk kitabelerinde geçen bir unvan.” (DONUK, 1988, s. 35)
Haç-ap-it, “-ap” ve “-it” ekleri Türkçedir.
Farsça haç: Put. (EYUBOĞLU, 1995) “Farsça haç: Hıristiyanların kutsal sembolü, Resenen, Türkçe “haç”ın Farsçadan alındığını açıklamıştır.” (EREN, 1999)
Farsça ab: Su. Ermenice ap: Avuç içi, aya. (CÜMBÜŞYAN) Haçapit: Haç suları, put suları. Kutsal sular. (bk. –it eki) İnançla ilgili ad. Hıristiyan Türklerin hatırası.
Haçabit, “Hacı Abid’den bozma sözcük. (HACIFETTAOĞLU, 2003, s. 133) Türkçe.
HAÇAVERA/ Yeşilyurt köyünün adı, Maçka.
“Paulikanlar, milliyeti belirsiz ve ayrı mezhepleri olan halktan adını alan yer.” (KARAGÖZ, 2006, s. 156) “Açigvara, Abhazya’nın bir adı.” (BETROZOV, 2008, s. 88)
“Hacavera, tarihsel adın Rumcada anlamı yoktur. Oz biçimini, kökenini, anlamını güvenle saptayamadım.” (UMAR, 1993, s. 300)
Farsça haç: Çarmıh ve Farsça “-aver” eki, “götüren, taşıyan” anlamındadır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Haçaver: Haç götüren. İnançla ilgili ad. Türkçe.
HAÇENOZ/ Çamlıbel köyünün adı, Rize.
“Haçen, tarihi yerleşim yeri.” (OKTAY, 2007, s. 219)
Haç-en-oz. Haçen: Haçlar. (bk. –an eki) Haçenoz: Haçlar vadisi. (bk. –oz eki) Haçen’den gelenler. Türkçe.
HAÇKA/ Düzköy ilçesinin adı, Trabzon.
Haç-ka. (bk. –ka eki) Kökü “haç” olan sözcük. Farsça haç: Çarmıh. (ÇAĞBAYIR) Ermenice khaç, aynı anlamda. Ermenicede “-ka” eki yoktur.
Haçiti, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Haçit: Haçlar. (bk. -it eki) Türkçe.
HAÇKUN/ Alçılı köyünün adı, Pazar.
Haç-kun. “Kıpçakların bir adı da “kun”dur.” (GÖKBEL, 2000, s. 29) “Kun, Kumanların diğer adı.” (CZEGLEDY, 2009, s. 98) “Macarlar Kuman’a (Kıpçak) Kun derlerdi.” (RASONYİ, 1993, s. 136)
Kumanca kun: Güç, kuvvet, kudret. (GRÖN-BECH) Haçkun: Kuman Haç’ı. Hıristiyan Kuman/ Kıpçak Türklerinin hatırası. Türkçe.
Haçval dağı, Yüksekoba köyü civarı, Yusufeli.
Haç-val. Arapça vala: Yüksek. (DEVELLİOĞLU, 1980) Haçval: Yüksek haç. Belirsiz.
HADİ deresi, Ataköy beldesi civarı, Çaykara.
Arapça hadi: Birinci. (DEVELLİOĞLU, 1980) İlk dere. Türkçe.
HAFİZOĞLU mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
“Hafız ile başlayan değişik Türk kabileleri.” (LEZİNA, 2009, s. 266) Osmanlı’da Hafızlı taifesi. (TÜRKAY)
Hafizi mah. Köprüköy, Ardeşen.
Hafızgil mah. Arpalı köyü, Şavşat. Türkçe.
HAĞILLAR, Kayadibi köyü, Şavşat.
Yörede hağıl: Ağıl. Türkçe.
HAHALUT, Subaşı köyü, Pazar.
Hopa/ Hemşin’de hahal: Harap. Hahalut: Viraneler. Yöresel.
HAHANA, Yukarıdurak köyü Ardeşen.
Hahan-a. (bk. -a eki) Farsça hahan: İstekli. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
HAHUNÇ/ Çataldere köyünün adı, Çayeli.
Hah-unç. Ermenice khikhunç: Sümüklü böcek. (CÜMBÜŞYAN, s. 430) Belirsiz.
HAHUR mah. Merkez, Murgul.
Hahu, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 196) Hahur, Hahuroğlu.
Gürcüce ek almış Türkçe ad.
Haili mah. Suçatı köyü, Pazar.
Haili, “Halil”den. (bk. Halil) Türkçe.
HAİZE mah. Sivrikaya köyü, İkizdere.
Arapça haiz: Malik, sahip. Türkçe.
HAKANET, Çevreli köyü mezrası, Yusufeli.
Hakan-et. DLT’te hakan: Bir unvan. Hakanet: Unvanlar. Türkçe.
HAKSA/ Ovacık köyünün adı, Of.
“Sözcüğün bu biçimiyle hiçbir dilde rastlanmaz.” (KARAGÖZ, s. 2006, s. 267)
Farsça haksar: Perişan halli. Belirsiz.
HAKU/ Şehitlik köyünün adı, Pazar.
“Haku, Kafkasya’da Hunlar ve Albanlar zamanında yerleşim yerlerinden.” (MOSES, 2006, s. 90) Haku, Haku’dan gelenlerin hatırası.
Hak-u. (bk. –a eki) Arapça hakk: Mert. Kafkas.
HAKVERDİ mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Sülale lakabıyla bağlantılı ad. Türkçe.
HALA, 1530 yılı kayıtlarında Hemşin köyü.
Halallu, Anamuslu Türkmeni. (LEZİNA, 2009) Hola, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 197)
Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) Moğolca hola: Uzak, ırak. (LESSİNG, 2003) Uygurca hola: Avlu. (NECİP, 1995)
Hala: Köy. Avlu. Kuman/ Kıpçak hatırası.
Hala/ Canut / Aşağışimşirli köyü adı, Çamlıhemşin.
Osmanlı kayıtlarında köyün adı her zaman “Hala” olarak geçmiştir.
Can-ut: Canlar. (bk. –et eki) Antik.
Hala deresi, Hemşin.
Hala mah. Kavron yaylası, Çamlıhemşin. Türkçe.
HALAF mah. Başar köyü, Maçka.
“Halef, Döğer Türkmen boyunun Berazi grubunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 977)
Halaf, Pazar’da yer adı. (SOLAK) Türkçe.
HALANİK/ Zeytinli köyünün adı, Sürmene.
“Yunanca kali-niki: Muzaffer olunan güzel yer.” (KARAGÖZ, 2006, s. 299)
Halan-ik. “1453-1650’li yıllarda Anadolu’da Halan cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 975)
“Halani, Hazarlar döneminde bir ağaç türünün adı.” (GOLDEN, 2006, s. 127) “Halan, Hülagu Han döneminde Moğolların Kafkas bölgesinde uygulamaya koydukları “askere itaat” vergisinin adı.” (OKTAY, 2007, s. 203)
Hala-nik. Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) Farsça nik: İyi, güzel, hoş. (DEVELLİOĞLU, 1980) Halanik: Güzel köy. Küçük köy. Türkçe.
HALASLAR mah. Kendirli köyü, Rize.
Türkçe çoğul eki almış sözcük. “Halaslu, Türkmenlerin Küşne kolundan.” (LEZİNA, 267)
Kafkas Karaçay Türklerinde çahalas: Gideceği yeri bilmeyen. (TAVKUL, 2000) Türkçe.
HALBAŞI mah. Köprücü köyü, Hopa.
“Halbaş, Milli aşireti.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 975)
Halbaşi mah. Kemalpaşa, Hopa. Türkçe.
HALCO/ HOLÇO/ Kaplıca köyü adı, Çamlıhemşin.
Halca, Moğol komutanlarından. (TEMİR, 2010, s. 261)
“Halça: Küçük halı. Farsça “kaliça”dan.” (TIETZE) Mecaz olarak “küçük düzlük” anlamında. Eski Uygurcu hol: Kol. (CAFEROĞLU, 2011) Holço: Kol gibi yer, dar ve uzun yer. (bk. -ca eki) Türkçe.
HALDAĞI Esenkıyı köyü, Hopa. Türkçe.
“Hal, Türkmenlerin Yemreli kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 301) Hallı, Türkmenlerin Şıh kolundan ve Hallar, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 268)
Uygurca hal: Millet, halk. (GÜNDÜZ, 1995) “Kökeni belirsiz sözcük olan hal: Harman küreği. Kar küreği.” (EREN, 1999) Türkçe.
HALDANDOZ/ Zeytinlik köyünün adı, Akçaabat.
Haldan-doz. “Kelimenin kökü “hald” olup Karadeniz bölgesinin yerli halklarındandırlar. Eski Gümüşhane yöresi halkına verilen Kaldi ve daha sonra bir lakap olarak Halt adından gelmektedir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 69)
Ksenofon’un yazdığına göre “Halibler çok cesur olup Helenlerle şiddetli çatışmaya giriyorlardı.” (HASANOV, 2009, s. 8)
Hald-an-doz: Haldilerin vadisi. (bk. -an, –oz ekleri)
Haldizan/ Haldüzen/ Demirkapı köyü adı, Çaykara.
Haldizan> haldizen: Haldiler. (bk. –an eki)
Haldoz/ Bağdatlı ve Portakallı mahalleleri, Rize.
Haldoz: Haldilerin vadisi. (bk. –oz eki)
Halt/ Söğütlü köyünün adı, Of. Antik.
HALEK mah. Aksu köyü, Sürmene.
Halak: Mahalle. (DS) Belirsiz.
HALEV/ HALAV mah. Maçka.
“Halav, Yunanca ve Pontusça kökeni belirsiz kelimedir.” (KARAGÖZ, 2003, s. 104)
Kerkük’te halav: Ateş. (HÜRMÜZLÜ) İbranice halav: Süt. Gümüşhane’de halev: Taş yığıntısı. Yomra’da ve İkizdere’de halevluk: İnce taşlı alan.
Yuda Halevi, Ortaçağ’ın büyük düşünürü.
Halev kayalar, İkizdere merkezde.
Halev yatağı, Gülen köyü, Dernekpazarı.
Halev odi mezrası, Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Halev tepesi, Ortaköy, Güneysu. Yöresel. Türkçe.
HALİFGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
Arapça halif: Sonradan gelen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
HALİKANA mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Hali-kana. “Halli, Şıh Türkmeni.” (LEZİNA, 2009)
“Hali, Bizans kayıtlarına göre Hıristiyan Türklerden kalan Türkçe ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 222)
Kaşgar’da hali: Tenha yer. (ARATAN, 1965, s. 44) Hali-kana: Türkmen yeri, Tenha yer. (bk. –ona eki)
HALİYA mezrası, Mataracı köyü, Maçka.
Arapça haliya: Boş olarak, boş yer. (ÇAĞBAYIR) .
Haliya yaylası, Altındere köyü, Maçka. Türkçe.
HALİLOĞLU mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
“Halil, değişik Türkmen boylarına mensup geniş cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 981) “Halil, farklı Türkmen boylarının kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 267)
Halili mah. Suçatı köyü, Pazar. Türkçe.
HALİSDERE yaylası, Şalpazarı.
“Halis, Hazar Türklerinin diğer bir adı.” (CZEGLEDY, 2009, s. 146)
Halis: Karışık olmayan, temiz. Türkçe.
HALİTEPE mah. Hisarlı köyü, Pazar.
Halit-epe: Haliller. (bk. –epe eki) “Halidlü, Avşar ve Salur Türkmeni.” (HALACOĞLU, c. III, s. 979) Türkçe-Lazca.
HALKOLİM mah. Gürgen köyü, Güneysu.
Halk-olim. Olim, “elim”den. Halkolim: Halk yeri, mecaz olarak “mera.” Türkçe.
HALKOMAS yaylası, Çaykara.
Hal-komas. Hal koymaz, güç bırakmaz. Mecaz olarak, yorucu yer.
Halko-m-as. (bk. –os eki) Halko: Kazan. Görüntüsüyle ilgili ad. Yöresel. Türkçe.
HALKORİM, Erenköy, Of.
Halk-orim. Halk yeri, mera. (bk. –orum eki) Türkçe.
HALOGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Hallar, Türkmenlerin Yemreli kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 301) Hola, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 197) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Halolar mah. Karaköy, Şavşat. Türkçe.
HALOTENA/ Eskipazar köyünün adı, Çayeli.
Halo-tena. Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) “Tana, Türkmen boyu ve Teneler, Türkmenlerin Ensari oymağından.” (LEZİNA, 2009, s. 505, 516) Halatana/ Halatena: Türkmen köyü. Tenha köy. Belirsiz.
HALT/ Söğütlü köyünün adı, Of.
Halt, bölgenin antik kavimlerinden. Antik.
HALVANE mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Halvan-e. (bk. –a eki) Trabzon’da halvan: Çok yıllık, sarı çiçekli otsu bir bitki. (DS) Yöresel.
HAMA/ PEYMANOZ/ Bahattinpaşa köyünün adları, Derepazarı.
“Hama, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 268) “Hama, Saluriye ve Döğer Türkmenlerinin taifesinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 151, 985)
Peyman-oz. Farsça peyman: Yemin, ant. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
HAMALYOZ/ Balıkçılar köyünün adı, Rize.
Hamal-yoz. “Hamalı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Hamalyoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
HAMANDOZ, Sürmene’de eski köy adı.
Haman-doz. “Hamanlu (Hamanoğlu), Avşarların Gündüzlü kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 986) Hamandoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
HAMENİYA/ Çiğdemli köyünün adı, Akçaabat.
Hamen-iya. Haman: Mısır firavunun veziri.
Maçka’da hamen: 1. Sel ağzı. 2. Ot sepeti. (EMİROĞLU, 1989, s. 118) Hameniya: Sel ağzına sahip, sel ağzı olan yer. Yöresel.
HAMOGORET/ Hamurlu köyünün adı, Ardanuç.
Ham-ogor-et. Ham, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 268)
“Ogur, Orta Türkçe şekliyle Oğuz tabiri, “akraba topluluğu” veya “boy, boy birliği veya bağlı halklar” anlamına geliyordu.” (GOLDEN, 2005, s. 7)
Hanoguret: Hanogurlar. (bk.-et eki) Belirsiz.
HAMRUT/ Dereiçi köyünün adı, Yusufeli.
“Hamrut, Başkurt-Nogay Yolu kabilesinde Tabın’a bağlı oymak.” (ÖNDER, 2007, s. 286)
Hamr-ut. Arapça hamr: Şarap. Hamrut: Şaraplar. (bk. –et eki) Bağcılıkla ilgili ad. Türkçe.
HAMSİKÖY, Maçka.
Hamse, Türk boyu. (KAFKASLI, 2010, s. 102)
Bildiğimiz hamsi ile ilgisi yoktur ve Maçka’nın en uzak köylerindendir. Arapça hamse: Beş. Köy, beş mahallenin birleşimiyle kurulmuştur.
“Hamsi, Doğu Karadeniz yöresinde soğuk geçen beş ayında avlandığından, bu adı almıştır.” (EYÜBOĞLU, 1995, s. 313) Türkçe.
HAMURİ/ Sukenarı köyünün adı, Maçka.
Hamur-i. (bk. –a eki) Ermenice hamur: Kalabalık. Arapça hamur: Unun su ile yoğrulup kıvamlı hale getirmesi. Kıpçakça hamur: İçki olup sarhoşluk veren şey. (AGAR, 1989, s. 993) Azerice hamar: Girintisi çıkıntısı olmayan, düz satıh. (ALTAYLI, 1994)
Hamurya yaylası, Kiremitli köyü, Maçka.
Hamur-ya. Kalabalık yer. (bk. –iya eki) Türkçe ek almış Ermenice ad.
HAMZAOĞLU mah. Dernek köyü, Pazar.
“Hamza, Türkmenlerin Varsak, Eymür, Bayad, Salur boylarının geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 992) “İran’da önde gelen Türk boylarından Hamzalu boyu.” (SÜMER, 1976, s. 160)
Hamzaoğlu mah. Pervane köyü, Araklı. Türkçe.
HAMZET mah. Yusufeli.
Hamz-et. Arapça hamz. Ekşilik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hamzet: Ekşilikler. (bk. –et eki) Meyvecilikle ilgili ad. Sirke, şıra, pekmez vb. Türkçe.
HAN mah. Beşağıl köyü, Artvin.
“Han, farklı Türk boylarının alt kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 269) “Han ile başlayan değişik Türkmen kabileleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 996) Hanklı, Kafkas kavmi. (BERKOK, 1958, s. 141)
Kıpçakça han: İnilecek yer. (TOPARLI, 2007) Bölgede han: Eskinin yerleşim yerleri arasındaki insanlar ve hayvanlar için yapılmış konaklama yeri, eski devrin oteli.
Han dağı, Muratköy, Çamlıhemşin.
Dağların Han’ı. Mecaz olarak dağların kralı.
Han ırmak yaylası, Ataköy, Çaykara.
Han düzü yaylası, Güneysu.
Eskiden yaylada hanlar vardı. Çağrantaş yaylasında fırın dahi sekiz han vardı.
Hancı/ Sandıktaş köyünün adı, Rize.
Hancı: Hancılık yapan, eskinin otelcisi.
Hanis/ Bıldırcın köyünün adı, Rize.
Han-is. (bk. -is eki)
Hanlut/ Dağönü köyünün adı, Of.
Hanlut: Hanlar. (bk. -it eki)
Hanoğil değirmeni, Şalcı köyü, Şavşat.
Hanoğil, “han oğlu”ndan. Türkçe.
HANAK, Güneyce, İkizdere.
“Hanak, Kıpçak boyu, Kanak’tan gelen yer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 173) “Hunag (otlatan anlamında), Abzah boyu.” (KANBOLAT, 1989, s. 23)
“Moğollar, darı çeşitleri ve tahılı “honak” ile adlandırmışlardır.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 201) Çaykara’da honak: Değirmende mısır-buğdayın döküldüğü yer.
Hanak, Ilıca köyü, İkizdere. Kafkas. Türkçe.
HANAKA mah. Taşocağı köyü, Düzköy, Akçaabat.
“Kerkük Türklerinde hanaka: Dervişlerin toplandığı ve barındığı yer.” (HÜRMÜZLÜ, s. 192) Hanuka: Sekiz gün süren Musevi bayramı. Dini içerikli ad. Hazar Türklerinin hatırası.
Hanaka mah. Muradiye beldesi, Salaha, Rize.
Hanaka, Düzköy ilçesi, Trabzon. Türkçe.
HANCA mah. Yeşilalan köyü, Çaykara.
Arapça hanca: Sofra. (ÇAĞBAYIR) Mecaz olarak düz yer. Hanca: Han yeri. (bk. –ce eki)
Hança mah. Işıklı köyü, Ardeşen. Türkçe.
HANCAR mah. Oylum beldesi, Sürmene.
“Hancar, Moğollara direnen Türkmen beyi.” (BEYOĞLU, 2000, s. 42) “XII. yüzyılda Moğollar Kara-deniz sahillerine hücum etmişlerdir.” (USPENSKI, s. 53)
Çaykara’da hançar: Hançer. (Çaykara Müftülüğü) Türkçe.
HANKAR/ HANGAR, Yeniyol köyü, Ardeşen.
“Hangar, Peçeneklerin diğer bir adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 142) Türkçe.
HANNO mah. Güneyce köyü, Arsin.
Han-no: Han yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
HANS mezrası, Maden köyü, Artvin.
Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde hans: Ot, çayır. (TAVKUL, 2000) Türkçe.
HANTUŞET/ Hanlı köyünün adı, Şavşat.
Hantuş-et. Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde hantuş: Darı çorbası. (PRÖHLE, 1990) Hantuşet: Darı çorbaları. (bk. –et eki)
Hantuşet kalesi, Bilbilan kalesinin diğer adı, Şavşat. Türkçe.
HANZAR yaylası, Çaykara.
Ermenice ayradz: Yanık. (KORTOŞYAN) Ayrutsk: Yanık. (CÜMBÜŞYAN) Yine hanj, hanjar, handzar: Yanmış, kavrulmuş.
Hanzarat mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Hanzar-at: Yanıklar, yanmışlar. Türkçe ek almış Ermenice ad.
HANZİKA yaylası, Coşandere köyü, Maçka.
Hanzika: Baharda konaklanılan yer. Yöresel.
HAPELLİ mah. Anzer, İkizdere.
Hapeloğlu aynı köyde. Ardanuç’ta apel: Saf. (ÖZKAN, 1994, s. 99) Ermenice hapel: Aldatmak. (KABADAYI, 2001, s. 13)
Habel, Kuman yer ismi. (BİLGİN, 2002, s. 94)
Anzer’deki Hapeloğulları, resmi kayıtlara göre Seferberlikte Ermeniler karşı beş şehit vermiştir. (COŞKUN, 2012) Cimil’deki Apeloğulları da beş şehit vermiştir. Gerçek sayı çok daha fazladır. Hemşin’den geldikleri için geldikleri yerlerle anılmışlardır. Bu durum, bölgede çok sıradan olaydır. Türkçe.
HAPLA ÇARİ, Duygulu-Şehitlik köyü, Ardeşen.
Hapl-a. (bk. –a eki) Arapça habl: İp, urgan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca çari: Su. Habla çari: İp gibi su. Küçük su. Türkçe-Lazca.
HARA/ Hara köyünün adı, Fındıklı.
“Hara, Moğolların bir boyu.” (ABEŞİ, 2001, s. 174) “XIII. yüzyılda Moğollar Karadeniz sahillerine hücum etmişlerdir.” (USPENSKI, 2003, s. 53) “Hara ile başlayan değişik Türk boyları.” (LEZİNA, 2009, s. 269)
“Sır-Derya nehri ağzında Türklerin eski yerleşim merkezlerinden yeri tam tespit edilemeyen
Hara şehri bulunmakta idi. Yine aynı kitapta Hare kenti, Oğuz hükümdarının iki ana ikamet merkezinden biri.” (AGACANOV, 2002, s. 111, 199) Hara ile başlayan Moğollar dönemi Ortasaya’da dağ, nehir ve şehir adları. (TEMİR, 2010, s. 247…)
Fransızca haras: At neslinin ıslahı için kurulan yer. Eğer köy adını “at yetiştiriciliğinden” almış ise, bu köyler pek eski köy değil demektir. Osmanlıca “at yetiştiriciliği” anlamında “hara” sözcüğü olmadığı için bu kelimenin geniş alana kısa zamanda yayılması imkânsızdır. Üstelik bölgenin geçmişinde de benzer örnek görülmemiştir.
Ayrıca bölgede özel olarak at yetiştiriciliği de yaşanmış ve duyulmuş değildir. Dolayısıyla “hara” sözünün anlamını başka kaynaklarda aramak gerek.
Yunanca hara: Sevinç, neşe. (AKSOY, 2003) Uygurca hara: Arı. (NECİP, 1995) Farsça hara: Çok sert taş, mermer. (EYUBOĞLU, 1995) Osmanlıda hara: Sof gibi dalgalı bir kumaşın adıdır. (PAKALIN, c. I s. 731) Çok ilde hara: Kıldan yapılmış büyük çuval. (DS)
Hara: Moğol ve Türk boy adı. Taşlık. Dokumacılıkla ilgili ad. Hara şehrinden gelenlerin hatırası…
Hara, 1878 yılı salnamesinde Yomra köyü.
Hara, 1878 Salnamesinde Arhavi köyü.
Hara/ Yolüstü köyünün adı, Arsin. Türkçe.
HARABA mah. Geçitli köyü, Ardanuç.
“Har oba”dan. Sıcak mahalle. (mecaz) Türkçe.
HARABETLİ, Oylum beldesinin mezrası, Sürmene.
Harab-et-li. “Harab, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009) Harabet: Türkmenler. (bk. –et eki) Harabetli: Harabet’ten olan, Harabetoğlu.
Arapça harabat: Harabeler. (TİETZE) Türkçe.
HARAKA/ Yolbaşı köyünün adı, Akçaabat.
Harak-a. (bk. –a eki) “Haraklar, Türkmenlerin Salor kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 270)
Moğolca haragan: Gözetleme yeri. (LESSİNG, 2003) Türkçe.
HARAMİ dağı, Gürdere köyü, İkizdere.
Arapça harami: Haydut. Türkçe.
HARAN, Çağlayan köyü mahallesi, Yusufeli.
Arapça harran: Yol. (ÇAĞBAYIR) Farsça harani: Büyük kazan. (EREN, 1999) Haran: Kağnı. (TİETZE) Şavşat’ta haran: Büyük çuval. (POLAT, 2001)
Haran, Çağlayan köyü mezrası, Yusufeli.
Haranoy mezrası, Çıralı köyü, Maçka.
Haran-oy. Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Kazan şeklinde vadi. Türkçe.
HARANİKAS mah. Soğanlı köyü, Çaykara.
Harani-kas. (bk. –as eki) Farsça harani: Büyük kazan. (EREN, 1999) Belirsiz.
HARAT mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Azerice harrat: Ağaç mamulleri işleyen usta, marangoz. (HACIYEVA, 1999, s. 162) Arapça harrat: Doğramacı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Çok ilde harat: Kıldan veya ketenden yapılmış büyük çuval. (DS) Meslekten adını alan yer. Türkçe.
Harati, Gündoğan köyü, Ardeşen.
Harat-i. (bk. –i eki)
Haratket mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Harat-k-et: Doğramacılar… (bk. –et eki) Türkçe.
HARAVUL/ Harmanlı köyünün adı, Ardanuç.
Har-avul. “Har, Hazar-Ötesi Türkmen oymaklarından.” (SÜMER, 1999, şema L. III)
Kıpçakça har: Kar. (ARIKAN, 2006, s. 228) Uygurca avul: Köy. (NECİP, 1995) Haravul: Türkmen köyü, Türkmen avulu. Karlı avul. Türkçe.
HARAZET yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Arapça harazet: Müzminleşen hastalık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Sıkıntı veren yer. (mecaz) Türkçe.
HARBAKUT, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Harbak-ut. Arapça harbak: Zambak familyasından. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Harbakut: Zambaklar. (bk. –ut eki) Türkçe.
HARCAN mezrası, Eğridere köyü, Çaykara.
Harc-an. Arapça harc: Vergi. Harcan: Vergiler. (bk. –an eki) Lakap. Türkçe.
HARÇUGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Harçu-gil. Kökü “harc” olan sözcük.
Arapça harc: Vergi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Vergi toplayan akraba adı. Türkçe.
HAREKİ, Bilen köyü, Hemşin.
Harek-i. (bk. -i eki) “Haraklar, Salor Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 270)
Harek: Fasulye sırığı. (DS) Yöresel.
HARGİVER yaylası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Hargi-ver, “v” kaynaştırma sesidir. Hargi> hark> ark. Ermenice ver: Yukarı. Yukarı ark. Sulama ile bağlantılı ad. Türkçe-Ermenice.
HARHEŞ/ Çamlıbel köyünün adı, Çaykara.
“Khartes, Ermenilerin Kuman Türklerine verdiği addır.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 175) “Hardeş, Kıpçaklar verilen adlardan biri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 18) Türkçe.
HARHALUK mah. Sırtoba köyü, Arhavi.
Harha-luk, Türkçe “-luk” eki almış sözcük. Farsça harhar: Gönül üzüntüsü, sürekli istek. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
HARİÇAÇUL, Tepeköy, Şavşat.
Gürcüce hari: Öküz. Çaçul, “yatak” ile ilgili. Hariçaçul: Öküz yatağı. Gürcüce.
HARİSTAV, Yaylalar köyünün yaylası, Yusufeli.
Haris-tav. “Harisli, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 407) “Harıse: Abzah boyu.” (KANBOLAT, 1989, s. 23)
Arapça haris: Muhafız, himaye eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Haristav: Türkmen dağı. Abhaz dağı. Koruyan dağ. İnançla ilgili ad.
Haristav, Çamlıhemşin. Türkçe. Kafkas.
HARK BAŞI mah. Akarsu köyü, Ardanuç.
Harklu, Karkın Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Kıpçakça ark, arg, arık: Nehir. Bölge ağzında hark, harg: Ark.
Lazca hargi: Ark. (ERTEN, 2000) Ermenice harg: Hangi.
Hark: 1. Türkmen kabilesi. 2. Ark, suyolu.
Hark kıranı, Karaağaçlı köyü yaylası, Tonya. (bk. kıran)
Harkköy, Trabzon salnamesinde Tirebolu köyü.
Harkab avlu, Efeler köyü, Borçka.
Hark-ab: Hark, ar suyu. Türkçe.
HAROS/ Yaylaönü köyünün adı, Çaykara.
“Osmanlıda horos: Değirmenlerin atla çevrildiği devirlerde değirmen yöneticilerine verilen ad.” (SERTOĞLU, 1986, s. 152) Türkçe.
HARSASOR yaylası, Maden köyü, Artvin.
Harsa-sor. Ermenice hars: Sazlık ve sor: Vadi. Sazlık vadi. Ermenice.
HARŞİGİL mah. Narlık köyü, Yusufeli.
Harşi, “karşı”dan. Harşigil: Karşıdakiler, karşı aile. Türkçe.
HARUKSA/ Çankaya beldesinin adı, Araklı.
Haruk-sa. (bk. –a eki) Harıklu, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 270)
Arapça harık: Karşı gelen, muhalefet eden. Türkçede harık: Suyolu, ark. Türkçe.
HARVEL/ Güzelköy’ün adı, Rize.
“Harvel, Bu adın Yunanca ile hiçbir ilgisi yoktur. Adını Osmanlılarda Harbende denen ocaktan almıştır, yani köy adını meslekten almıştır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 268)
“Harbadenlü, Beydili’ye bağlı Türkmen oymağı.” (ORHUNLU, 1987, s. 95)
“Harbende: Saray katırcılarına verilen ad.” (PAKALIN, c. I s. 737)
Olcayto Harbedende, İlhanlı hükümdarı. Arapça havel: Hizmetkârlar. (TİETZE)
Harvel/ Kireçli köyünün adı, Of. Türkçe.
HASA mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
Has-a. (bk. –a eki) Has, Fergana’da eski bir yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 104)
“Hassa askeri: Padişahın özel korumaları.” Arapça hasa: Pamuktan yapılan bir tür bez. Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
HASANİ mah. Yamaçdere köyünün adı, Ardeşen.
“Hasanlı, Hasanlar, Hasanlu… Değişik Türk boylarının yaygın kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 271)
Hasanoğlu mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli. Türkçe.
HASİMANDA, Melikşah köyünün adı, Tonya.
Hasim-anda, Hasim ailesi, Haşimoğlu.
Hıristiyanlaşmış Türklerin hatırası.
Hasimanda, Karaağaçlı köyü, Tonya. Rumca ek almış Türkçe ad.
HASİSVARİ, Camili köyü, Borçka.
Hasis-vari: Cimrice. Lakap. Türkçe.
HASOĞLU mah. Kavaklıdere, Ardeşen.
Has, Kayı boyu Türkmenlerinin bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1002)
Has, Türkistan’da Cürcaniye’ye bağlı şehir. Has, (AYDIN, 1989, s. 61) Gelinen yerle bağlantılı olabilecek ad. Türkçe.
HASTAV yaylası, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Arapça has: Özel, seçkin. Çok Türk ağzında tav: Dağ. Hastav: Seçkin dağ. Türkçe.
HASTİKOZ/ Kışlacık köyünün adı, Of.
“Arkaik Helencede asty: Şehir, kent.” (KARAGÖZ, 2006, s. 268)
Hasti-k-oz. Eski Uygurca hast: Yıldız adı. (CAFEROĞLU, 2011) Hastoz> hastikoz: Vadilerin yıldızı. (bk. –oz eki) (mecaz) Belirsiz.
HAŞARIZA, 1878’de Artvin’in mahallesi.
Haşa-rıza. İnsan lakabı. Türkçe.
HAŞİLLİ mah. Taşgeçit köyü, Araklı.
Haşil-li. Türkçe “-li” yapım eki almış kelime. Bölgede haşil: Bir yemek türü. Haşil, “haşlamak”tan.
Hasil, Bayırdır Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1016) Hasıllı: Harem ağalarının bir derecesi. (SERTOĞLU, 1986, s. 141) Türkçe.
HAŞİMİ mah. Pirinçlik köyü, Ardeşen.
“Haşimli, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 411) Kişi veya akraba adı. Türkçe.
HAŞUT, Zeytincik köyü yaylası, Yusufeli.
Haşut, “aşıt, aşut”tan. (bk. aşit) Türkçe.
HATAGARA yaylası, Havuzlu köyü, Yusufeli.
Hat: Binek atı. (ACAROĞLU, 1999) Kıpçakça ağara: Mezra. (bk. ağara) Türkçe.
HATELİTA/ Karacakaya köyünün adı, Akçaabat.
Hatal-it-a: Hatallar. (bk. -it eki) “Hatallar, Türkmenlerin Reyhanlı grubundan.” (LEZİNA, 2009, s. 271) Hatalit: Türkmenler. Türkçe.
HATİLER mah. Başköy, Pazar.
“Hattiler, eskiçağ Kafkas kavmi.” (Bİ, 2007, s. 282) Antik.
HATİLA vadisi, Artvin.
Hatil-a. (bk. –a eki) Arapça hatil: Devamlı yağan yağmur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arapça hatıl: Sağlamlaştırma direği. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
HATİNA kaya dağı, Ardaklı mah. Pazar.
Hatin-a. (bk. –a eki) “Hatun ile başlayan değişik Türkmen cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. III s. 1017)
Eski Uygurca hatun: Hakan eşi, katun. (CAFEROĞLU, 1968)
Hatinoğlu mah. Üçırmak köyü, Arhavi. Türkçe.
HATOĞLİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Aynı yerde Hatoğlu. Bulgar diyalektiğinde hat: Binek atı. (ACAROĞLU, 1999) Arapça hat: Cephe. (ÇAĞBAYIR) Hat: Güzel yazı. Adını meslekten alan sülale. Türkçe.
HATOREK mah. Yoncalı köyü, Şavşat.
Hat-orek. Arapça hat: Cephe. (ÇAĞBAYIR) Türkçe orek: Kale, yapı. (LAYPANOV, 2008, s. 119) Eski Türkçe örek: Yapı, bina. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 34) Hatorek: Sınırdaki yapı, hudut kalesi. Türkçe.
HAVA mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Hava: Gökyüzü. Arapça heva: Hoşlanma. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mecaz olarak havadar yer. Türkçe.
HAVBAĞLIĞI mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Hav-bağlığı. İkinci kelimesi Türkçedir.
Kıpçakça hav: Atın yürüyüş şekillerinden birisi. (UĞURLU, 1984, s. 153) Çağatay Türkçesinde hav: Çakmak kavı. (GÜZELDİR, 2002, s. 319) Ermenice hav: 1. Tavuk. 2. Dede. (GOSHGARİAN) Arapça hav: İnce tüy. (ACAROĞLU, 1999, s. 103) Ermenice-Türkçe. Türkçe.
HAVGER mah. Morkaya köyü, Yusufeli.
Hav-ger. Moğolca ger: Ev, yurt. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 72)
Havger: 1. Tavuk evi. 2. At eğitim yeri. 3. Kav yeri. Belirsiz.
HAVİSKAR mah. Demirköy, Yusufeli.
Havi-s-kar. Havi, “hevi”den. Gürcüce hevi: Dere, boğaz ve kari: Kapı. Heviskari: Boğaza açılan kapı, yer. Gürcüce.
HAVRA/ Yanıkdağ köyünün adı, Çayeli. (bk mesavli)
İbranice havra: Sinagog, çok gürültülü yer. (TİETZE)
Ğavra, Sarp köyü, Hopa.
Ğavra, “havra”dan.
Ğavra deresi, Çayeli.
Gavra, Merkez mahalle, Fındıklı.
Harva, 1878 yılı Trabzon Salnamede Çayeli köyü. “Havra”dan.
Havra kilisesi, Sırtköy’ün mezrasında, Çayeli.
Havrea mah. Yukarıköy, Maçka. “Havra”dan.
Havra, Tepebaşı köyü, Şavşat. Hazar Türklerinin hatırası. (bk. hazar) Türkçe.
HAVT/ HAFT/ Boyalı köyünün adları, Ardanuç.
“Arapça avz> havt: Çeşme yalağı.” (ÇAĞBAYIR) Arapça hawf> havf: Korku. (TİETZE) Çok ilde havt: Çeşme yalağı ve hayvan yemliği. (DS) Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
HAVUDSA/ Dağbaşı bucağı, Araklı.
“Havudsa. Bizans kaynaklarına göre Peçenek boyu.” (KARAGÖZ, 2006, s. 99) “Havudlar, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 413)
Arapça havut: Çeşme yalağı. (TİETZE) Türkçe.
HAYA/ Eskice ve Çataltepe köylerinin adı, İkizdere.
“Hayallar, Türkmen sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 299)
Arapça haya: Hicap, utanma. Türkmence hayali: Sıkılgan, edepli. Hakasça haya: Kaya. (ARIKOĞLU) Kıpçakça haya: Kaya. (TOPARLI, 2007)
Haya mezrası, Mataracı köyü, Maçka.
Haya mah. Üçgedik köyü, Maçka. Türkçe.
HAYDARLI, 1878’de Vakfıkebir köyü.
“Akkoyunlu devletini meydana getiren oymaklardan biri Haydarlu oymağıdır.” (TKD, sayı 324, s. 298) “Haydarlu, Haydar, Haydaroğlu Türkmen boyu.” (SAKİN, 2006, s. 186)
Haydar: Aslan. Hz. Ali’nin lakabı. Türkçe.
HAYTAGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Hayta, Oğuzlara, eski Bulgar Türklerine veya Akhunlar (Eftalit) mensup olabilecek oymak.” (TYASB, ERÖZ, s. 48) “Haytalı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 272)
“Osmanlı’da hayta: Cesaretleri ve savaş kabiliyetlerinin üstünlüğü ile meşhur olan, serhatlarda kullanılan asker sınıfı.” (SERTOĞLU, 1986, s. 146)
Bulgarca hayta: Güçlü, zorba. (TİETZE)
Hayta, 1. Oymak adı. 2. Askeri sülale adı.
Hayta-gil: Hayta ailesi, Hayta sülalesi.
Hayta çungi, Ğvandi yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca çüngi: Tepe noktası, “süngü”den.
Haytagil, Esenyaka köyü, Yusufeli.
Haytagiller mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
Haytagil mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Haytalar mah. Kocabey köyü, Şavşat.
Haytalar, Sefalı köyü, Çayeli. Türkçe.
HAYTEP, 1878 yılı salnamesinde Artvin’de mahalle.
Hay-tep. “Hay, Eymür boyunun Dündarlı kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1020)
“Ortaasya’da Haylar nehri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 125)
Ermeniler kendilerine “hay” derler. Çuvaşça hay: Kötü ruh. (PAASONEN, 1950, s. 32)
Hayt-ep: Haytlar. Türkçede “ep”, “çok” anlamı verir. (GÜLENSOY, 2007, s. 335) DLT’te ep: Pekitme ve abartma edatıdır.
Haytep: Haytlar. Haytep: 1. Türkmenler. 2. Ermeniler. 3. Kötü ruhlar.
Haytep/ Gürgenli köyünün adı, Çayeli.
Ermenicede “-ep” eki yoktur.
Haytef/ Salamsona mah. Örnek köyü, Pazar.
Haytep’ten bozma sözcük. Türkçe.
Mahallenin diğer adı Samalsona. Salam-s-ona. Salam: Saman. (ÇAĞBAYIR) Salamona> salamsona: Samanlık. Lazca ek almış Türkçe ad.
HAZA mezrası, Ardıçlıyayla köyü, Maçka.
Arapça haza: Bu, şu, o. (ÇAĞBAYIR) Haza mezra: O mezra, şu mezra. Türkçe.
HAZAGA mah. Temelli köyü, Maçka.
Hazag-a. (bk. –a eki) Hazak, Buhara’da yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 101)
Haz-aga. Hazlar, Türkmen kabilelerinden. (BEYOĞLU, s. 193) Haz ağa, Türkmen ağası. Türkçe.
HAZAR/ GAZAR/ ĞAZAR/ HAZARA/ HAZER/ HAZOR/ HOZAR/
“Değişik milletlerin dillerinde Hazar adı; el-Hazar, Hazari, Gazari, Hazaron, Hozar, Kozari, Kazar, Haziri adları verilmiştir.” (ATANİYAZOV, 2005, s 163) “Bizans kaynaklarında Kozari, Kozar, Haraoi, Chazari, Hazari, Hazaroi, Hazirk çeşitlemeleri Hazarlarla ilgilidir. Vazelon belgelerinde Hazar adı çeşitlemeleri arasında Hazaros, Hazaouris ile değişik Hazar aile ve şahıs adları çokça yer almaktadır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 152, 128–137) “Gazaria, Hazarların diğer adı.” (TURAN, 1990, s. 142)
“Hazarlar dünya sahnesine, göçebe yaşam tarzını benimsemiş, Şamanist Türk akıncılar olarak çıkmışlardır.” (BROOK, 2005, s. 21) “Türkler, Ogur, Savir ve Onogur kavimlerinden Hazar kavimler birliğini oluşturdular.” (CZEGLEDY, 2009, s. 130)
“Hazar sözcüğü “geçen adamlar” anlamına gelir. Göçebeler göçerler. İlk İbraniler olan ve 4000 yıl önce İbrahim’le birlikte Kenen ülkesine doğru yola çıkan Mezopotamya İbranilerine de “İvrim” adı verilir. İvrim sözcüğünün anlamı tamamen aynıdır “geçen adamlar.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 9)
“Süryani, Ermeni ve Gürcü kaynaklarında, VI. Yüzyıla değin Kafkaslar kuzeyinden güneye akın yapan ve yerleşen (Kür, Çoruh boyları…) Türk boyları arasında Hazar Türkleri de yer almaktadır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 1)
“Hazarlar M.S. 457 yılında Kafkasya’daki Pers savunmasını kırarak Kür ve Aras ülkesini ele geçirip İberya, Gürcistan ve Ermenistan içlerine doğru yürüdüler.” (GÖKÇE, 2000, s. 5)
“Hazar Tekin, Uygur hükümdarı. Hazar denizi, Hazar Türklerinin hatırası. Hazaran, Hazar şehri.” (BROOK, 2005, s. 27, 57) “Hazaran, Hazar başkentinin iki bölümden biri olan batı yakasının adı.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 49) “İki Bizans imparatoru Rus steplerine yerleşen Hazar Türklerinden iki prensesle evlenmişlerdir.” (RUNCIMAN, s. 33) “Bizans imparatoru Leon Hazar’ın annesi Hazar prensesi idi.” (KOESTLER, s. 101)
Hozar, Hazarların İbranice adı. (GOLDEN, 2006, s. 145) “DLT’te hozar: Türk ilinde bir yer adı.”
Hazarlar, Museviliği kabul eden Türk boyudur. Günümüzde Karay ve Karaim Türkleri adı ile anılmaktadırlar. Karadeniz bölgesinde izlerini her yerde görmek mümkündür. Günümüzde az da olsa Türkiye’de, Kırım’da, Rusya’da, Polonya, Litvanya, Azerbaycan, Amerika Bileşik devletleri, İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinde çok küçük cemaatler halinde bulunmaktadırlar.
“Osmanlılarda hazar: Sefer.” (PAKALIN)
Fındıklı’da Hazar, Hazer soyadları ve Of’ta 1834 nüfus kayıtlarında Hazaroğlu yazılıdır.
Gazarlı, yer adı, Hemşin. (GENÇ, 2005, s. 72)
Gazar-lı, Hemşin’de Gazar, aile adı.
Gazarlı/ Hazarlı mah. Çataldere köyü, Çayeli.
Hazaga mah. Temelli köyü, Maçka.
Hazara mah. Sümer köyü, Fındıklı.
Hazarlar, Köhser, İkizdere.
Hazavit/ Ulucami köyünün adı, Güneysu, Rize.
Hazav-it: Hazarlar. (bk. –et eki)
Hazer Kozan/ Masi/ İkidere köyünün adı, Rize.
Kozan, Beydili Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009)
“Masılu, Avşarların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Masi, Ararat’ın tekiline Gürcülerin verdiği ad.” (BROSSET, 2003, s. 2)
Farsça masi: Korkusuz, pervasız. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yakut Türkçesinde mas: Ağaç. (PİKARSKİY)
Hazer, 1878 Trabzon Salnamesinde Vakfıkebir köyü.
Hazer mah. Burunbaşı’nın adı, Çarşıbaşı, Trabzon.
Hazer mah. Ayvadere köyü, Araklı.
Hezor/ Hızarlı köyünün adı, Artvin.
Hozarak/ Kıratlı köyünün adı, Yomra.
DLT’te Hozar, Türk ilinde bir yer adı.
Hozarlı/ Gayretli köyünün adı, Maçka.
Hozar’dan gelen.
Hozari/ Hızarlı köyünün adı, Maçka.
Hanhozor kışlası, Çukurköy, Şavşat.
Hanhozor> hanhazar: Hazar hanı. Türkçe.
HAZARAVUR, Vezirköy, Artvin.
Hazar-avur. Hazar, Müseviliği kabul eden Türk boyu. Avur: Avlu. (bk. avri) Hazar avulu. Bölgede Hazar izleri çoktur. Türkçe.
HAZİNDAK, Hemşin yaylalarından.
Hazin-dak. “Hazın, Hakas Türklerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 272)
“Hazin, Ahlat’ı ele geçiren Türk komutan.” (GALSTYAN, 2005, s. 63)
Hazın: Kışlık yiyecek. (EREN, 1999) Hazin: Üzüntü veren. Uygurca dak: Verimsiz yer. (ÖZTUNCER, 2006) Hazindak: Verimsiz yer, sıkıntı veren kuru yer.
Hazinkar mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Hazin-kar: Sıkıntı veren kar… Türkçe.
HAZNEDARGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
Haznedar-gil. Haznedar, Osmanlı devletinde maliye ile ilgili bir memuriyet. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe
HAZNİYA mah. Ortaköy köyü, Maçka.
Hazn-iya. Arapça hazna/ hazne: Hazine. Hazne-iya> hazniya: Verimli yer. (mecaz) Türkçe.
HEBA/ Karşıköy köyünün adı, Borçka.
Arapça heba: Boş, nafile. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce hebra: Kiraz ağacı. İbranice hebra: Havra. (EREN, 1999) Gürcüce. Türkçe. İbranice.
HEÇEÇUR yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
Heçe-çur. Heçe, “eçe”den. Eski Türkçe ece: Kraliçe. (ÇAĞBAYIR) Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Eçeçur: Suların kraliçesi. Türkçe-Ermenice.
HELİ mah. Aktaş köyü, Pazar.
Helli, bir cemaat adı. (HALAÇOĞLU, 2009) Türkçe.
HELİMANTİ, Düzenli köyü, Borçka.
Helim-anti: Helimoğlu. Halimelü, Türkmen taifesi. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 985) Rumca ek almış Türkçe ad.
Helimina mah. Suçatı köyü, Pazar.
Helim’in yeri. Türkçe-Lazca.
HELTAŞUVA, Şalcı köyü, Şavşat.
Helt-aşuva. Helt, bölgenin antik kavmi “halt”tan. “Aşuva, Abazaların kendilerine verdikleri ad.” (TAVKUL, 2007, s. 474) Antik. Kafkas.
HELUKET/ Gümüşdere köyünün adı, Hopa.
Heluk, “haluk”tan. Arapça haluk: 1. Sıçanotu. 2. Mercimek ocağı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Haluket: Mercimek ocakları. (bk. -et eki) Türkçe.
HELVACIGİL mah. Cevizli köyü, Şavşa.
Helvacı, Türkmen oymağı. (HÜRMÜZLÜ, 2006, s. 162)
Helvacı, önceleri bir iş, sanat adı olan bu ad, sonradan sülale adına dönüşmüştür. (ATANIYAZOV, 2005, s. 165) Halvacı, Karay Türklerinde kullanılan soy ad. (ALTINKAYNAK, 2006, s. 135) Kıpçaklarda “–gili” eki
kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
HEMİDEPE mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Hemidepe: Hamidler. (bk. –epe eki) “Hamid, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 268) Türkçe-Lazca.
HEMŞİN, 1520’li yıllarda nahiye. DANPUR
Hemşin, Çayeli ile Hopa arasının iç kesimleri ile yüksek yerlerine verilen addır. Hemşin> Hemşinli, bir ırkın adı değil, bir yörenin adıdır. Hopalı, Oflu gibi.
B. Umar, Hemşin adının kökenini saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 313)
Hemşin için Dampur, Hamam gibi adlar söylense de Osmanlı bu yöreyi Hemşin olarak bulmuş ve öz haliyle günümüze kadar gelmiştir.
“Farsça hem-nişin: Beraber oturup kalkan, teklifsiz arkadaş.” (DEVELLİOĞLU, 1980, s. 424) DLT’te emşen: Kuzu derisi. Deri ile tulumun birlikteliği dikkat çekicidir.
Ermeni ve Türk tezlerinin ortak yönü, Hemşin adının Hamam’dan geldiğidir. Ayrıştıkları nokta, Hamam’ın milliyeti konusudur. Hamam, Ermenilere göre Ermeni, Türklere göre Türk’tür.
“Hammam, 780’li yıllarda Kafkas halklarından Albanların prensi.” (MOSES, 2006, s. 306)
Ermenilerin önemli bir özelliği de başka halklara ait değerleri alıp, kendilerine yamama yapmaları ve bu işi mükemmel becermeleridir. Burada da, Albanya’dan bölgeye olabilmiş bir göçe sayıp çıkıp, göçün Ermenilere ait olduğunu iddia etmeleri gibi.
“Ablanlar (Alban), devlet kurumu, başkenti, beşinci yüzyılda yazısı olmuş, yüzyıllar boyu işgal güçlerine karşı savaşmıştır. IV. Yüzyılda Hıristiyan dinini kabul etmiş. Ablanların büyük bir kısmı, bu dönemlerde (Arap işgali, 7. yy.) Müslüman oldular.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 19)
VII. yüzyılda Arap işgalinden sonra yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilen Albanlar, bir kısmı Müslüman olarak Azerbaycan halkının oluşma sürecine katıldı ve diğer kısmı da Ermenileşerek çoğunlukla Karabağ Ermenilerini oluşturdu.
Hemşin’e adını veren Hamam’ın, Alban prensi olması güçlü ihtimaldir. Çünkü Alban’ı Arapların işgal tarihi ile prens Hamam’ın zamanı örtüşmektedir.
Hamam Amatuni’nin adından geldiği söyleniyor. (HAÇİKYAN, 1997, s. 21)
Adontz’a göre “Amatuniler’in ilk yaşadığı yer İran’ın Maku yöresinde, Artaz yakınlarındadır. (HAÇİKYAN, 1997, s. 23)
Ermeni tarihçi N. Adontz, “Bir rivayet, Mamikanlar’ın Çin orijinli olduklarını, Çin’den geldiklerini” söyler.
“Çin’deki hâkimiyet mücadelesine karışıp sonra da burada tutunamayarak kaçan ve muhtemelen de Türk kökenli olan Mamikonyanlar Ermeni milletinin oluşumunda bir etnik unsur olmuşlardır.” Moses Khorenats’i, History of the Armenians. (Translation Robert W Thomson, London, 1980, s. 57) (OKTAY, 2007, s. 53)
Amaduni> “Amatunik, Albanlar döneminde yerleşim yeridir.” (MOSES, 2006, s. 271)
Nişanyan “Hemşin adının Hamam Amatuni adından geldiğini, “güvercin” anlamına gelen Ermenice “Hamam” adının Türkçe/ Arapça hamam ile ilgisi yoktur” (NİŞANYAN, 2010, s. 264) derken; neye göre böyle söylediğini anlamak mümkün değildir.
Ermenice ağavni: Güvercin. (GOSHGARİAN, s. 186) Ermenice ağavni: Güvercin. (CÜMBÜŞYAN, s. 376) Ermenice ağavni: Güvercin. (KORTOŞYAN) Arapça hamam: Güvercin. (DEVELLİOĞLU, s. 383) Arapça hamam: Güvercin. (ÇAĞBAYIR)
Osmanlının bölge ile ilgili kayıtlarında Hamam adı hiç görülmez. Hemşin, hep Hemşin olarak geçer.
Hamam, Albanlarla ilgili ad.
'Feodal çağda bu ülkeye (Albanya) yabancı akıncılar geldi. Bu yabancılar arasında en önemlileri Türk kökenli toplumlardı.' (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 62)
Hemşin-i zir, 1520’li yıllarda Hemşin köyü.
Farsça zir: Alt. Hemşin-i zir: Aşağı Hemşin.
Hemşinat/ Yaylacılar köyünün adı, Hemşin.
Hemşin-at: Hemşinliler. (bk. -at eki)
Hemşilli kyoi mah. Köprücü köyü, Hopa.
Hemşinluğu/ Kazimiye köyünün adı, Hopa.
Hemşelat mah. Meyvalı köyü, Fındıklı.
Hemşin dağı, Subaşı köyü, Hopa. Hemşin, Türkçe. Antik.
Dampur, kayıtlarda Hemşin hep Hemşin olarak geçer. Ama Dampur adı da bazen Hemşin’in önceki adı olduğu söylenir.
Dampür, Ortaasya’da yerleşim yerlerinden. (ORHAN, 2007, s. 45) Türkçe.
HENAP, Yaylaköy, Çamlıhemşin.
Kıpçakça hünap: İnnar ağacı. (MALACILI, 2002, s. 13)
Hen-ap: Hen: Sır. (ÇAĞBAYIR) Farsça ab: Su. Sırlı su. Türkçe.
HENEKE deresi, Karaçam köyü, Çaykara.
Henek-e. (bk. –e eki) Arapça henek: Şaka. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
HEPSİNİN duzi, Alçılı köyü, Pazar.
Herkesin düzü, mera. Türkçe.
HERMUT/ HAMRUT/ Dereiçi köyü adı, Yusufeli.
Hermut, belirsiz ad. Kayıtlarda köyün adı “hamrut”tur.
“Hamrut, Başkurt-Nogay Yolu kabilesinde Tabın’a bağlı oymak.” (ÖNDER, 2007, s. 286)
Hamr-ut. Arapça hamr: Şarap. Hamrut: Şaraplar. (bk. –et eki) Bağcılıkla ilgili ad. Türkçe.
HERS/ Erenköy ve Kirazalan köylerinin adı, Yusufeli.
Arapça hers: Mersin ağacı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yabani mersinin yöredeki adı “likapa”dır. Türkçe.
HERTVİS/ HERTUS/ Konaklı köyü adı, Ardanuç.
Umar, “hertvis” adının anlamını saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 316)
Köyün diğer adı Hertus, belki “ertüş”ten.
Ertüş, Kür ve Çoruh boylarındaki eski Kıpçak boyu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 137)
Hertvis/ Camili köyünün adı, Borçka. Belirsiz.
HEVA/ HEVE/ Geçitli köyünün adları, Ardanuç.
“Kheva, Türk oymaklarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 173)
Arapça heva: Hoşlanma. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce heva: Yırtmak. Türkçe.
HEVENG, HEVEK,
“Heveng, Kafkasya’nın eski halklarından Albanların bir hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35)
Farsça aveng> havenk: Meyve dizisi, “avang”tan. (TİETZE) Azerice heveng: Dibek. (HACIYEVA, 1999, s. 163)
Şavşat’ta hevenk: Kar ayakkabısı. Maçka’da hevenk: Birbirine bağlanmış tohumluk mısır koçanları. (EMİROĞLU, 1989, s. 125)
Heveng/ Hevek/ Yaylalar köyünün adı, Yusufeli.
Hevek yaylası, Yusufeli.
Hevengli mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Hevenk yaylası, Çamlıhemşin.
Heveng aşiti, Yusufeli. Kafkas. Türkçe. Yöresel.
HEVHİDİ, Efeler köyü, Borçka.
Hev-hidi. Gürcüce hidi: Köprü. Hevihidi: Köprülü dere.
“Hid, Alan kökenli olup “köprü” anlamındadır.” (GOLDEN, 2006, s. 88) Macarlarda hid: Köprü. (ECKHART, 2010, s. 5) Gürcüce.
HEVİÇALA çayırları, Kayadibi köyü, Şavşat.
Gürcüce hevi: Dağ geçidi, derin dere ve cala: Koru. Heviçala: Boğazdaki ormancık. Gürcüce.
HEVSRUL/ Çağlayan köyünün adı, Şavşat.
Gürcüce hevsuruli: Hevsur dili. Hevsur, bir bölgenin adıdır. Gürcüce. Antik.
HEYULAPE mah. Elmalık köyü, Pazar.
Heyula-pe, “Hayrullah”tan. Hayrullaepe: Hayrullahlar. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
HEZOR/ Hızarlı köyünün adı, Artvin.
(bk. Hazar) Türkçe.
HIÇA mahallesi, Tozköy, İkizdere.
Hıça, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkar Türklerinde kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 163)
HIDIRELEZ, Bahar bayram şenliği, Şalpazarı.
Hıdrellez, Arapça kelimedir. Hızır-İlyas’tan. Türkçe.
HIDIRNEBİ OBASI yaylası, Akçaabat. Şenlik yeri.
Hıdır-nebi. “Hıdır, Türkmenlerin Rışvan kolundan ve Nebili, Türkmenlerin Zakirlü kolundan.” (LEZİNA, 2009) “Yörükler taifesinden olduğu görülen Hızırlar/ Hıdırlar oymağı.” (TÜRKAY, 1979, s. 30)
Hıdırnebi obası: İki Türkmen obası.
“Hıdırili, Türkmen boyu ve Hıdır, Hızır adı, Hazar etnoniminin değişmiş bir şeklidir.” (ATANİYAZOV, 2005, s 60)
Hıdırlı, Azerbaycan’da Salyan yerleşim merkezine bağlı kasaba. Hıdır, Hızır’ın başka türlü yazılışı. (ÇAĞBAYIR)
“Azerbaycan’da Hıdır Nebi Töreni; Küçük Çillenin sona ermesiyle başlayan ve üç gün süren “Hıdır Nebi” töreni, Nevruz öncesi yapılan kutlamalardan biridir. Bu tören sırasında Hıdır Nebi nağmeleri de söylenir.” (NEBİYEV)
“Hıdırnebi, İran Türklerinde Hızır-İlyas peygamber inancıyla ilgili kutlanan bayramdır.” (KAFKASYALI, s. 380)
Trabzon’da Ahi Evren Türbesi, Karaptal (Kara Abdal) yayla adları ilginç beraberliklerdir ve Alevi Türkmen izlerinin hatıralarıdır. Türkçe.
Hıdırlı mah. Haya köyü, İkizdere.
Hıdır’dan bozma Hızıroğlu ve Hazıroğlu aynı köyde.
Hıdıroğlu mah. Çevreli köyü, Yusufeli. Türkçe.
HIRSAN dağı, Darıca köyü, Yusufeli.
Hırs-an. Farsça hırs: Ayı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hırsan: Ayılar. (bk. –an eki) Türkçe.
HIRSEFA yaylası, Maçka.
Hır-sefa, Hırlı Türkmen obası. (ORHUNLU, 1987, s. 69) Türkçe.
HITIRI POPEÇ, Yoldere köyü, Hopa.
Hıtırı popeç: Cinli ırmak. Yöresel.
HİGİ/ Başköy’ün adı, Hopa.
Hig-i, kökü “hik”tir. Burada sert sessizin yumuşaması olmuştur yani “k” sesi “g” sesine dönüşmüştür. Renk> rengi, denk> dengi, ahenk> ahengi gibi.
Gürcüce ve Lazcada çoğu kez adların sonuna belirsizliğin “i” sesi gelir. Batum-i, Tiflis-i, Sarp-i gibi. Hig> higi gibi. (bk. -i eki)
Hıklı, Türkmenlerin Olom kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 274)
Farsça hik: Tulum. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
HİGOBA/ Başoba köyünün adı, Hopa.
Hikoba>higoba: Türkmen obası. Tulum obası. Oba, Türkçe sözcük.
Tulum-Hemşinli birlikteliği dikkat çekicidir.
HİLA, Tütüncüler köyü, Pazar.
Hila, Irak’ta şehir.
Arapça hila: Giydirilen kaftanlar, hilatlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca hila: Dallarda karın birikmesi. Hemşin’de hila: Çok meyveli dal. (GENÇ, 2005) İkizdere’de ğilya, aynı anlamda.
Hila duzi, Sivrikale köyü, Pazar. Yöresel. Türkçe. Lazca.
HİLALİ, Sırtyayla, Çamlıhemşin.
Hilal’dan. Türkçe.
HİLAV, Şimşirli köyü, İkizdere.
Hilavli, Türkmenlerin Döğer kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 274) Türkçe.
HİLDUSHEV, Dokumacılar köyü yaylası, Yusufeli.
Hildus-hev. Hildus, “yıldız”dan. Yıldız dere. Türkçe-Gürcüce.
HİLEZLİ kaya, Günyayla köyü, Yusufeli.
Ermenice khiliz: Kertenkele. Hilizli kaya: Kertenkeleli kaya. Ermenice-Türkçe.
HİLİVET değirmeni, Şalcı köyü, Şavşat.
Hili-vet. Gürcüce hili: Meyve. Hilivet: Meyveler. (bk. –et eki) Gürcüce.
HİLVAN mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Hil-v-an. Arapça hil: Helal. (DEVELLİOĞLU, 1980) Eski Uygurca hıl: Kıl. (CAFEROĞLU, 2011) Hılvan: Kıllar. (bk. –an eki) Dokumacılıkla bağlantılı ad. Türkçe.
HİLVET deresi, Atalar köyü civarı, Şavşat.
Arapça halvet: Yalnızlık. Belirsiz.
HİMERİKSA yaylası, Gürgenağaç köyü, Maçka.
Himer-iksa. Himer ? Arapça iksa: Sıkıntı verme. Belirsiz.
HİMU KALE, Sessizdere köyü, Pazar.
Him-u. (bk. –a eki) Him: Büyük taş. (ÇAĞBAYIR) Himu kale: Büyük taşlı kale. Türkçe.
HİNAR mah. Kapıköy köyü, Ardanuç.
Hunar’dan. Hun-ar: Hun kavmi. Türkçe –ar eki kavim bildirir. Mac-ar, Haz-ar, Bulg-ar… Belirsiz.
HİNCİ ırmağı, Suçatı köyü, Pazar.
Lazca hinci: Köprü. “Hid, Alan kökenli olup “köprü” anlamındadır.” (GOLDEN, 2006, s. 88) Lazca.
HİNDİSTAN, Çağlayan köyü mezrası, Fındıklı.
“Hindistan, Kafkas Alban tarihinde adı geçen Yasef’in soyundan 15 halktan biri.” (MOSES, 2006, s. 29)
Hind-istan. “Hindülü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 275)
Hind, “hindi”den. Farsça “-istan” eki, Türkçe “-ye, -ya, -ili veya –eli” anlamını verir. Türkistan gibi. Hindistan: Türkmen yurdu.
Hindistan’dan gelenlerin hatırası.
Hindistan, Gürsü köyü, Fındıklı. Türkçe.
HİNSKANA mah. Karşıköy, Borçka.
Hins-kana. Arapça hıns: Yeminini bozmak. Hınskana: Yeminini bozanlar yeri. (bk. –na eki) Gürcüce ek almış Türkçe ad.
HİRCİK yaylası, Boyalı köyü, Yusufeli.
Hirçik: Eski, yırtık-pırtık. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
HİRGAĞPUR, Morkaya köyü mezrası, Yusufeli.
Hirg-ağpur. Hırgili, Yağma Türklerinin köyü. (SÜMER, 1999, s. 51) Ermenice ağpur: Pınar. Ermenice ile bağlantılı ad.
HİSEPLİ mah. Sayvan köyü, Trabzon.
Türkçe “-li” yapım ekidir. Arapça hisabi: Hesabını iyi bilen. Eli sıkı, cimri. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
HİSLİ mağara, Arpalı yaylası civarında, Şavşat.
İsli, dumanlı. Türkçe.
HİTİNALAR mah. Kabaca köyü, Murgul.
Hitina, “hatunoğlu”ndan. Türkçe.
HİTİT OBA, Armağan köyü, Ardeşen.
Hitit, Anadolu’nun eski kavimlerinden.
Oba, Türkçedir. Belirsiz.
HİZASOR mezrası, Dağeteği köyü, Yusufeli.
Hiza-sor. Hiza: Ham yer. (GULİYEV) Ermenice dzor: Vadi. Hizasor: Toprağı işlenmemiş vadi. Türkçe-Ermenice.
HİZNEKÂRİ mezrası, Pamukçular köyü, Yusufeli.
Hiznekâr, “haznekâr”dan. Belirsiz.
HOB, Hob ile başlayan Trabzon’da köy adları.
Dede Korkut’ta hob: Güzel, şirin, sağlam. (KARAALİOĞLU, 1985, s. 251) Farsça “hub: Güzel, hoş, iyi.” (DEVELLİOĞLU, 1980) (bk. HUBYAR)
HOBERGET mah. Akantaş köyü, Murgul.
Hober-get. Hober, “haber”den. Haberget: Haberler. (bk. –et eki) (bk. Haber) Türkçe.
HOBLUK, Beşikdüzü, Vakfıkebir.
Çağatayca hoplik: Güzellik. (ERBAY, 2008) Hub’dan. Türkçe.
HOCA mah. Derebaşı köyü, Pazar.
“Hoca, Türkmenlerin Yomut, Nohurlu, Çovdur, Salor… boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 275)
“Bayad, Beğdili, Avşar, Yıva, Salur, Dodurga, Kayı, Varsak, Kınık, Bayındır, İğdir Türkmenleri kolu. Hocalu, Peçeneklerden.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Hocaoğlu mah. Darılı köyü, Pazar.
Hocagilin mahallesi, Ballı köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Hocagil mah. Tepedüzü köyü, Ardanuç. Türkçe.
HOCİENTİ mah. Meydancık beldesi, Artvin.
Hocendi, Yazır Türkmenlerinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1063) Türkçe.
HOCİ TOBA, Tunca beldesi, Ardeşen.
Lazca hoci: Öküz ve toba: Göl. Hoci topa: Öküz gölü. Lazca.
HOCOTİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Hoci-oti. Öküz otu. Lazca-Türkçe.
HOÇ, Taşocağı köyü mezrası, Düzköy.
Hoç, “Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 486)
Eski Türkçe hoç: Koç. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 43) DLT’te hoç hoç: Keçiler güdülürken söylenen ses.
“Hoc, “hoca”dan bozma sözcük olup 1486-1583 yılı kayıtlarında Yomra nahiyesinde köy adı olarak yer almaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 343)
Hoçali, Uzungöl’ün mah. Çaykara.
“Hocaali”den. Türkçe.
HOÇAZLI mah. Tozköy, İkizdere.
Aynı mahallede Hoçazoğlu. Hocas, Kazak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 276)
Hoçaz, Azerbaycan Lâçin’de köy ve dağ adı. Hoçaz, “hoca”dan bozma sözcük. Türkçe.
HOÇOTİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Hoc-ot-i. Lazca hoci-ot: Öküzler. (bk. -at eki) Hayvancılıkla bağlantılı ad. Lazca.
Hoc, “hoca”dan. Hoçot: Hocalar. Türkçe.
HOD/ Maden köyünün adı, Artvin.
Hot, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 197)
Hod Gölü, 1282 yılında Macarlarla Kumanların çarpıştığı alan. (VASARY, 2004, s.118)
“Ogur Türkleri aracılığıyla Macarcaya geçen “hod: Kunduz” anlamındadır ve “hod” sözcüğü coğrafi adlarda büyük rol oynamıştır.” (RASONYİ, 2006, s. 336) Farsça hod: Miğfer. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bu sözcük de binlerce kelime gibi “Türkçeden ot> Ermeniceye xot” (GÜLENSOY, 2007, s. 634) olarak geçmiştir. Ermenice ğhod: Ot.
Kafkasya’nın eski halklarından Albanlar zamanında adı geçen Hot köyü. (MOSES, 2006, s. 55)
Aslı Türkçe olan Ermenice ad.
HODABUN mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Hod-abun: Ot ipi. Ermenice.
HODE ırmak, Eskicami köyü, Güneysu.
Farsça huda> hode: Tanrı. (ÇAĞBAYIR) İnança ilgili ad. Türkçe.
HODMAGARA, Kirazalan köyü mezrası, Yusufeli.
Hod-m-agara. “Türkçeden ot> Ermeniceye xot.” (GÜLENSOY, 2007, s. 634) Kıpçakça ağara: Mezra. (bk. ağara) Hodagara: Otlu mezra. Ermenice-Türkçe.
HODMAHAL, 1878’de Artvin merkez köyü.
Hod-mahal. Türkçede mahal: Yer, mevki, yöre. Hodmahal: Ot yeri. Ermenice-Türkçe.
HODOÇUR/ DAVALI yaylası, Hemşin.
“Davalı, asıl adı Hodoçur’dur.
“Azerice hutorçu: Kazak göçmenlerinin kurduğu köyden olan.” (ALTAYLI, 1994) “Hot, Adige soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 493)
Hod-o-çur. “Türkçe ot> Ermeniceye xot” olarak geçmiştir. (GÜLENSOY, 2007, s. 634)
“Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Ermenice hod: Ot ve cur: Su. (KORTOŞYAN) Hodoçür: Sulak çimen. Ermeniceye geçen Türkçe sözcükler. Ermenice.
HOHA/ Ayvalı köyünün adı, Trabzon.
“Pontus dilinde kökeni belirsiz olarak verilen kohati: Geniş yapraklı bitki.” (KARAGÖZ, 2006, s. 43) Uygurca hoha: Kel otu. (ÖZTUNCER, 2006) Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde hoha: Yaygaracı, şamatacı. (TAVKUL, 2000) Azerice hoha> hohan: Öcü. (ALTAYLI, 1994)
Hoha, Kemalpaşa mah. Hopa. Türkçe.
HOHARA mah. Çifteköprü köyü, Borçka.
Ho-hara. (bk. hara) Lazca ve Gürcücede anlamsız ses veya heceler, kelimenin başına zaman zaman gelebilir. Belirsiz.
HOHÇA, Yoldere köyü, Hopa.
Ermenice koğ/ avazag: Hırsız, haydut. Yöre ağzında hohça: Hırsız. Yöresel.
HOHLEV/ Çağlıpınar köyünün adı, Şavşat.
Hoh-l-ev. Türkçe hoh: Güçlü soluk vermeyi anlatan kök. (ÇAĞBAYIR)
Hohlev: Çok soluk verilerek gidilen ev. Uzak yer. (mecaz) Belirsiz.
HOHMELA yaylası, Zeytinlik köyü, Artvin.
Hoh-mela. Arapça mela: Ova. Belirsiz.
HOHOL/ Soğukçeşme köyünün adı, Rize.
“Pontus dilinde “hoholin: Çöp, süprüntü” anlamında olduğu ama bu kelimenin kökünün nerelere dayandığı belirsiz olduğu belirtilmektedir.” (KARAGÖZ, 2003, s. 18)
Kıpçakça ve DLT’te koğ: Göze veya yemeğe düşen çerçöp, pislik. Yöresel
HOHONTE/ Eskipazar köyü adı, Çayeli. Belirsiz.
HOKO VATİ mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
“Hoku, Cengiz hanın torunlarından.” (GALSTYAN, 2005, s. 223)
Hok-o. (bk. –a eki) Eski Uygurca hok: Toz, toprak, pislik. Belirsiz.
HOL/ Cumapazarı köyünün adı, Of.
“Hol, XII. yüzyılda Tuğrul han döneminde yerleşim yeri.” (KARA, s. 111)
Eski Türkçe hol: Rutubet. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 467) Özbekçe höl, Türkmence öl ve Uygurca höl: Islak. (KTLS) Hakasça hool: Boşluk, çukur yer. (ARIKOĞLU, s. 187) Azerilerde hol: Dik yüzey. (ALTAYLI, 1994) Nahçıvan’da hol: Dağa çıkan yol, gedik. (GULİYEV)
Maçka’da höl: Rutubet, nem, tav. (EMİROĞLU, 1989, s. 128) Şalpazarı’nda höl: Islak, nem. (KARACA, 2000) Ermenice hol: Topaç. (GOSH-GARİAN) Kıpçakça holluk: Oluk. (MALACILI, 2002)
Holoğun mah. Eskipazar, Of.
Hol-oğlu.
Holçe mah. Kıbledağı köyü, Güneysu.
Hol-çe. Islak, nemli yer. (bk. –ce eki)
HOLİTOZ/ Sepetçiler köyünün adı, Rize.
Hol-it-oz: Nemli vadi. Türkçe.
HOLA mah. Kozluca köyü, Tonya.
Hola, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 197)
“Holo, Bumin kağanın oğlu ve Göktürk hakanı.” (NUR, 1972, s. 296) “Hulo, 650’lı yıllarda Türk kralı.” (DEGUİGNES, c. III, s. 700)
Rumca holo: Bütün, tam. Moğolca hola: Uzak, ırak. (LESSİNG, 2003) Uygurca hola: Avlu. (NECİP, 1995) Avlu, “köy” anlamına da gelir.
Hola, “hala”dan. Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) Bölgenin geçmişine göz önüne alırsak hola, holo adı, Kumanlarla ilgilidir.
Hola, Salnamede Yukarı Acara nahiyesinin köyü.
Hola/ Holo deresi, Solaklı deresinin kolu, Sürmene.
Hola Mana/ Beşirli köyünün adı, Trabzon.
Hola mezara, Sürmene’nin eski köyü.
Mezara, “mezra”dan. Köy mezrası.
Holo mezra, Of’un eski köylerinden. (UMUR, 1951)
Holaysa/ Yeşilalan köyünün adı, Çaykara.
Hola-ysa. Kökü “hola” olan sözcük.
Holo Makidanoz/ Ormancık köyü adı, Dernekpazarı. Hola, Türkçe.
HOLKO/ Tepegören köyünün adı, Akçaabat.
Holko> halko: Kazan. Meslekle veya coğrafi görünümü ile ilgili ad.
Helence khalkos: Bakır. Rumca.
HOLOFTER/ Elmalı köyünün adı, Arsin.
Horof-ter. Rumca horafi: Tarla. Yunanca agros: Tarla. İkizdere’deki bu yerler zirvede olup, tarla ile ilgileri yoktur ve tarla olan yerlerde de “horofter” adı yoktur.
Holof, horof, honof, horon adlarının bölge ağzında çeşitlemeleri olsa gerek.
Horan, eski Bulgar ve Peçenek Türklerinde oyun adıdır. (TYASB, ERÖZ, s. 53)
Eski Türk Yazıtları’nda ter-: Toplanmak. (ORKUN, 1994, s. 864) Kıpçakça ter-: Toplamak. (TOPARLI, 2007) Uygurca ve diğer Türk dillerinde “ter” fiildir ve anlamı “toplamak”tır. (RASONYİ, 1984, s. 113) Türkçe ter: Yığın, grup, topluluk. (ATANİYAZOV, 2005, s 66) Holafter: Horon için toplanılan yer.
Holofter, Çataltepe köyü, İkizdere.
Honofterler, Çamlık köyü, İkizdere.
Horofterler, Güneyce, İkizdere.
Horofter, Acısu köyü, Akçaabat.
Horofter, Gülen köyü, Dernekpazarı. Yöresel.
HOLONTE, Eskipazar mahallesinin adı, Çayeli.
“Hola, hala” ile ilgili. Belirsiz.
HOM, Karaağaç köyü, Çayeli.
Belki kom. Belirsiz.
HOMEZE/ Demirkapı köyünün adı, İkizdere.
Hümeze, Kuran’da 104. süre. Arapça hümeze: Kuruntu. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Köy camisinin kitabesinde 1693 tarihinde yapıldığı yazılıdır. Rize’deki camiler arasında ayakta kalan en eski camilerden biridir. Ayrıca dokuz kitabesiyle de Rize’de bir ilktir. Türkçe.
HOMHAL/ HUMHAL/ Narlık köyünün adı, Yusufeli.
Hum-hal. Farsça hum: 1. Küp. 2. Şarap küpü. Arapça hall: Sirke. (DEVELLİOĞLU, 1980) Üzümcülükle ilgili ad. Türkçe.
HOMONDUL, Subaşı köyü, Pazar.
Homon-dul. “Homunlu, Azerbaycan Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 277) “Dulular, “On Ok”ların diğer adı.” (GUMİLEV, 2007, s. 85) Belirsiz.
HONALİ mah. Yenicami köyü, Güneysu.
Hona-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. “Hona, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 277)
Honali, Hona boyuna mensup kişi. Türkçe.
HONUBA, Gürsu köyü mezrası, Fındıklı.
Hon-uba. Farsça hun> hon: Kan. (ÇAĞBAYIR) Hon oba: Kan yeri. Belirsiz.
HOPA, Artvin ilçesi.
“Hapa, Kıpçak kabilesi.” (RASONYİ, 2006, s. 145) “Hupa, Kıpçak kabilesi.” (KUZEYEV, 2005, s. 113) “Hobalı (Hobalu) Türkmen cemaati.” (BOSTAN, 2002, s. 345)
Çağatayca hopa: Yaşlı manda. (ÇAĞBAYIR) Hopa: Sazlık ve bataklık yer. (DS) Bazı kaynaklar Hopa adını “hub”a bağlar. Farsça hub: Hoş, güzel.
Hopa mah. Ortayol köyü, Pazar.
Bölge ile ilgili dillerde “hopa” adını çağrıştıran sözcük yoktur. Belirsiz.
HOPEROZ, Maltepe köyü, Derepazarı.
Hoper-oz. Hoper: Genelde keçilerin boynuna takılan büyük çan. Hoperoz: Çan vadisi. Hayvancılıkla ilgili ad. Yöresel.
HOPSARA mah. Uzuntarla köyü, Çaykara.
Hop-sara. Sara, “sıra”dan. Folklorik ad. Yöresel.
HOPŞERA/ Soğanlı ve Akdoğan köylerinin adı, Dernekpazarı.
“Ne Yunan ne de Bizans kaynaklarında böyle bir sözcüğe ya da benzerine rastlanmaz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 269)
Hob: Güzel, hoş, iyi, “hub”dan.
“Şara Oğur, Oğuz boyundan.” (GOLDEN, 2005, s. 7) Şara, Kıpçak hükümdarı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 110) Şara, Kafkas dağlarının 5068 m. Yüksekliğindeki tepe.
Hop-şera, “hop-sara”dan bozma sözcük. Foklorik ad. Yöresel.
HORASAN dağı, Artvin. (ÖZDEMİR, 2002, s. 2)
Horasan, Osmanlı dönemi cemaati. (TÜRKAY, 1979)
Horasan, tarihte değişik Türk boylarının merkez şehirlerden biri.
Horasan’dan gelenlerin anısı. Türkçe.
HORCAN yaylası, Cimil, İkizdere.
Horc-an. Hörç: Kayanın veya tepenin en yüksek yeri. (ÇAĞBAYIR)
Hörcan: Yüksek tepeler. (bk. –an eki)
Horcan, Tirevit yaylası civarı gölleri, Hemşin. Türkçe.
HORCOBOT/ HORCOROT/ BOLAYDA/ Dumankaya köyünün adları, Akçaabat.
Horcobot, Bizans kaynaklarına göre Hazar Türkleriyle ilgili ad. (KARAGÖZ, 2006, s. 87)
Bolay-da. Kıpçakça bolay: Ola ki, belki. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
HORDOLOŞ/ HORTOLOŞ, Subaşı köyü, Pazar.
Akraba adı olup bölgede çok yaygındır. Hortoloş/ Hordoloş Osmanlıca yazılışı farklı okunuşu farklı özel kelimelerden biridir. Tıpkı okunuşu “havace” olan ve çok kişiyi yanıltan “hoca” kelimesi gibi. Hortoloş, “kurtuluş” kelimesinin Osmanlıca yazım şeklidir. Farklı yerlerde bulunan bu akrabanın çoğunlukla “kurtuluş” soyadını alması da bu gerçeğin yansımasıdır. Türkçe.
HOREVİ/ HOROVİ/ Aykut köyünün adı, Düzköy.
Ermenice korovi: Muktedir, tecrübe ve maharet. (KARAGÖZ, 2006, s. 81)
Horavı: Haşarı. (DS) Belirsiz.
HORGİN YANİ, Düzenli köyü, Borçka.
Horgin-yani. Gürcüce horgi: Taş yığını. Moğolca horgu: Sığınak, barınak. (LESSİNG, 2003) Horgiyani: Taş yığınları yanı. Gürcüce-Türkçe.
HORK mezrası, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Ermenice khork: Derin, derin yer. Hork, “hark> ark”tan. Ermenice. Türkçe.
HORHOR düzü yaylası, Bakımlı köyü, Maçka.
Yörede horhor: Baykuş. Yunanca kukuvaya: Baykuş ve kukos: Guguk kuşu. (AKSOY, 2003) Yöresel.
HORHAT yaylası, Çağlayan vadisi, Fındıklı.
Hor-h-at. Hor: Gür akan suyun çağlayarak akışını ve dökülüşünü anlatan kök. (ÇAĞBAYIR) Horhat: Gür akan sular. (bk. –at eki) Belirsiz.
HORHOT deresi, Ardanuç.
Derenin akışı sırasında çıkardığı horoltu sesiyle ilgili. Belirsiz.
HORONZOVA tepesi, Araklı.
Horon-z-ova. “Horon ova”sından. Türkçe.
HORTİK, Sivrikaya sınırı ile İspir arasında hudut olan dağ, İkizdere.
“Hortu, Eski Bulgar Türklerine hatta Eftelit (Akhunlar) e mensup olması ihtimal içindedir.” (TYASB, ERÖZ, s. 48) “Horta, Türkmen boyu ve Kortık Kazak, Kortuk Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 277, 368)
“Hortik (Ovit dağı çevresi) ismi bölgeye yerleşmiş Hurto, Hortoz isimleri bölgeye yerleşmiş Bulgar Türklerinin Horto oymağından kalmıştır.” (ŞEVKET, 2001, s. 67)
“Hortulu cemaati Karaman eyaletine iskân edilen Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 422) “Hortu/ Horti, Osmanlı döneminde Karaman eyaletinde yerleşim yeri.” (ORHUNLU, 1990, s. 52)
“Hortik, Hortuk gibi köy adlarını Saka ve Kardu Türkleri ile ilgilidir.” (ÖNDER, 2007, s. 85)
Horti, II. Dünya savaş öncesi ve savaşı sırasında Macaristan naibi.
“Çin kaynaklarına göre eski Uygurların Yenigün (Nevruz) şölenlerinde at üstünde oynanan “Horto Dansı”, “Salma Taslas Dansı”, “Oglak Tartis Dansı” ve hayvan kıyafetinde maskeli danslar…” (Makale, Nuraniye ve Erkin Ekrem, Hacettepe Üniversitesi, Tarih bölümü)
Hord, Kazak-Kırgızların Frenklerce adı ve eski Türklerde hord: Ordu. (NUR, 1972, s. 226, 227) Özbekçe hotik: Sıpa. (YUSUF, 1994) Ermenice hort: Buzağı ve khordig: Meze. (GOSHGARİAN) Yunanca hortarı: Çimen, ot ve horto: Hasır otu, çimen. (AKSOY, 2003) Çuvaşça hort: Arı. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 430) Hakasça hoorta: Boğaz.
-ik, -k küçültme eki de Ermeniceye “-ig” olarak geçmiştir. Türkçe.
HORTOKOP/ Kozağaç köyünün adı, Maçka.
Horto-kop. “Hortu, Bulgar Türkleri kolundan.” (BOSTAN, 2002, s. 342) “Hortulu, Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 423) “Hortokop, eski Bulgar Türk’ü, Kuman ve Peçenek oymaklarının adını taşımaktadır.” (TYASB, ERÖZ, s. 48)
Helen dilinde khortos: Ot ve korto: Kesmek. Khortoskorto: Ot kesme.
Hortokop: Ot kesimi. Askeri birlik.
Hortokop (orta)/ Ortaköy’ün adı, Maçka.
Hortokop/ Yukarıköy’ün adı, Maçka.
Hoptokop/ İnsesu köyünün adı, Trabzon. Rumca. Türkçe.
HORTOZ/ Fenerköy, Rize.
Hort-oz. 1: Bulgar vadisi. 2. Ot vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe. Rumca-Türkçe.
HORYAN/ Tekneciler köyünün adı, Araklı.
Hor-yan. “Hunların bir kolu olan Hor Türkleri.” (Turan Dergisi, sayı 5, s. 124) “Hor, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Horyan: Horlar, Türkmenler. (bk. –yan)
Yunanca hor: Yumurta sarısı. (AKSOY, 2003) Ermenice hor: Sarnıç. Farsça hor: 1. Güneş, aydınlık. 2. Değersiz. (DEVELLİOĞLU, 1980) Horyan: 1. Sarnıçlar. 2. Değersizler. 3. Aydınlıklar. (bk. –yan eki) Türkçe.
HOS/ Maltepe köyünün adı, Derepazarı.
“Hos sözcüğü ne Yunanca’da ne Pontus dilinde ve ne de başka yabancı sözcükler içerisinde geçmez.” (KARAGÖZ, 2006, s. 44)
“Hoslu, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 423)
“Khost/ Host gibi şehir ya da kasabalar Sabir ve Hazar Türklerinin izlerindendir.” (TOGAN, 1981, s. 173) Host, eski Türk yerleşim yeri. (CZEGLEDY, 2009, s. 114)
Ermenice khosk: Söz ve hos: Burada, burası. (GOSHGARİAN) Kafkas Alanlarda hos: İyi, hoş. (LAYPANOV, 2008, s. 136) Eski Türklerde hoş: Büyükbaş hayvanların yerleştiği yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 90)
Hos, “os”tan. Bölgede sözcüklerde ses düşmesi çokça olduğu gibi, yer yer ses ilavesi de olur. Rize> İrize (eski), İğ> yiğ, esir> yesir, ark> hark gibi. Bu örneklere gibi Os, “hos” olmuştur. Os, Kafkas kavmi Osetler’den.
Hos-ilet, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli.
Hosil-et. Hosilet: Osların yurdu.
Hos-ken mezrası, Madenli köyü, Artvin.
Hosken: Hoslar. (bk. –an eki)
Hos-kırasya/ Çiçekli köyünün adı, Trabzon.
Hos-konak/ Konaklar köyünün adı, Trabzon.
Hos-mesohor/ Çimenli köyünün adı, Trabzon.
Hos-palavrak/ Pelitli köyünün adı, Trabzon.
Hos-rol mah. Akantaş köyü, Murgul.
Hos-tapor/ Çağlayan köyünün adı, Yusufeli.
Hos-taval/ Sütlüce köyünün adı, Yusufeli.
Hos-timasya/ Bostancı köyünün adı, Trabzon
Hus-tuban mah. Taşkıran köyü, Yusufeli. Hos/ Hus. Kafkas.
HOŞA/ Işıklı köyünün adı, Çaykara.
Farsça hoşa: Ne güzel, ne iyi, ne hoş. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
HOŞAMENGE mah. Yeniköy, Arsin.
Hoş-amen-ge. Arapça amen: Çok güvenilir, en emin. (ÇAĞBAYIR)
Hoşa-Menge. Menge, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY) Belirsiz.
HOŞARLI mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Hoşar-lı. “Hoşar Uşakları, Türkmen kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 423)
Ermenice hoşar: İri, kuvvetli. (TİETZE) Sözcük, Türkçe yapım eki almış olduğundan ve “iri-kuvvetli” ile gelen yapım eki örtüşmediğinden Ermenice ile ilgisi yoktur.
Hoşarlı, Çayırbağ/ Doğankaya mah. Düzköy.
Hoşartopu mah. Karaağaçlı köyü, Tonya. Türkçe.
HOŞATGİL mah. İncilli köyü, Ardanuç.
“Hoşot, Kafkasya’da Moğol kabilelerinden.” (HASANOV, 2009, s. 169) Türkçe.
HOŞNEŞİN mah. Akmescit köyü, Pazar.
“Hoşnişin, Türkmenlerin Rişvan kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 278) Türkçe.
HOŞOĞLANLAR, Sertkaya köyü, Akçaabat.
“Hoş ile başlayan değişik Türkmen kabileleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1067) Türkçe.
HOŞONDURMA dere, Mahanoz’un kolu, Sürmene.
Hoş-ondurma. Eski Türkçe ondurma: Sağlığına kavuşma, esenlik sağlama. (ÇAĞBAYIR) Hoşondurma: Hastaları iyileştiren hoş yer. Türkçe.
HOTANLI mah. Cevizli köyü, Akçaabat.
“Hotenli, Türk boyu” (SÜMER, 1999, s. 50) “Hotamlı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 278)
“Hoten, eski Türklerin yerleşim yerlerinden.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 65) Hotanlı, Hotenden gelen. Türkçe.
HOTMARA, Kirazalan köyü yaylası, Yusufeli.
Hot-mara. Ermenice hot: Ot, çayır, “ot”tan. “Hot, Türkçe ot” benzerliği dikkat çekicidir. Mara, “mera”dan. Hot mera: Mera olan çayır. Ermenice-Türkçe.
HOYRAT yaylası, Fındıklı.
Yunanca hoyrat: Kaba, kırıcı, hırpalayıcı.
Hoyrat, genelde Irak’taki Türkler arasında tek başına söylenen bir çeşit ezgili deyiş. Karadeniz dağlarında türkü söylemek eski ve yaygın gelenektir. Türkçe.
HOZABİR mah. Yanıklı köyü, Artvin.
“Hozabin, Kafkasya’nın eski Kıpçaklarıyla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 137)
Hozabir> hozayir, “hozan yer”den. Hozan yer: Kıraç yer. Artvin Maden köyünde hozabir: Ekilmeyen otlak. (İLKER, 1990, s. 325) Yöresel.
HOZANLAR, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Pontus dilinde hozanin: Nadas arazi anlamında olup, kökeni belirsiz kelimeler grubundandır.” (KARAGÖZ, 2003, s. 18)
Gürcüce hozan: Araziyi dinlendirme. Ermenice khozan: Biçilen ekinin tarlada kalan sapları. Azerice hozan: Tahılı biçilmiş tarla. (ALTAYLI, 1994) Karapapaklarda hozan: Biçilmemiş tarla.
Hozanlar, Gülen köyü, Dernekpazarı.
Hozanlar, Çat köyü, Hemşin. Belirsiz.
HOZE mah. Mataracı köyü, Maçka.
Hoza: Bağ, bahçe. (DS)
Hoz-e. (bk. –e eki) Ermenice ğhoz: Domuz. Kıpçakça hoz: Ceviz. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
HUBİYARLİ/ GUBİYARLİ mah. Hilal köyü, Hemşin.
“Hubyar, Beğdili Türkmenlerinin kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 278) “Hubyar, Hubyarlı, Anadolu’da cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 424)
Moğolca hubiyar: Derece, mertebe. (LESSİNG, 2003)
Farsça hub: İyi, güzel, hubi: Güzelim ve yar: Dost, ahbap. Hubiyar: İyi dost. İnançla ilgili ad.
Bölgede Sünnileşen Alevi Türkmen boyları vardır. Başta geleni Çepnilerdir. Pazar’ın Subaşı köyünde Sayın Mehmet Haberal’ın mensup olduğu Hubyar boyu da Çepniler gibidir. Çayeli’nin bazı köylerinde de Hubyaroğlu vardır.
“Sıraçlar (Beydili Türkmenleri) arasında Hubyar, Hoca Ahmet Yesevi’nin lakabıdır. Bu yüzden Sıraçlara Hubyarlı da denir.” (YILMAZ, 2009, s. 17)
Hubiyarlar mah. Subaşı köyü, Pazar.
Hubiyar sırtı. Güneyköy, Pazar.
Hubiyar mah. Sefalı köyü, Çayeli. (ARICI, s. 137)
Hubiyarlı, Çayeli’nin Kestanelik köyünün halk arasındaki adı.
Hupser, Çıralı köyü, Yusufeli.
Farsça hub: Güzel ve ser: Tepe, baş. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hubser: Güzel tepe. Türkçe.
HUÇİNGİLLER mah. Yağcılar köyü, Yusufeli.
“Doğu Türkistan’da Hocin şehri.” Hocin> huçin. Hocin’den gelenler. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
HUÇURA düzü, Arsiyan yaylası civarı, Şavşat.
Yörede huçuara: Tahterevalli. (POLAT, 2001, s. 31) Yöresel.
HUDA dağı, Derinsu, Pazar.
Farsça huda: Tanrı. Arapça hüda: Hidayet, doğru yol gösterme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
HUDİSA/ Kesikköprü köyünün adı, Pazar.
Hudis-a. (bk. –a eki) “Arapça hudus: Sonradan peyda olma. Sonradan gelme, sonradan yerleşme.” (ÇAĞBAYIR) Yeni yerleşim yeri. Türkçe.
HUKANİ mah. Handağı köyü, Pazar.
Hukan, belki “hakan”dan. Lakap. Belirsiz.
HUMA, Ardaklı mah. Pazar.
Hum-a. Farsça hum: 1. Küp. 2. Şarap küpü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice hum: Çiğ. Meslekle ilgili ad. Türkçe.
HUMANDOZ, 1878’de Sürmene köyü.
Humandoz, “kumandoz”dan. Kumandoz: Kuman vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
HUMANDRENİ mezrası, Tepecik köyü, Fındıklı.
Hu-mandreni. Mandıra yeri. (bk. –ena eki) Umar, “mandra” sözünü Luwi diline bağlar. (UMAR, 1993, s. 543) Antik.
HUMEREK, Dağeteği köyü mezrası, Yusufeli.
Humer-ek. “Humar, Göktürkler dönemi şahıslardan. Anlamı teselli verici. (s. 82) Humar- Tigin, Türk Memlûk emirlerinden.” (SÜMER, 1999, s. 128) “Humara, Türklerinin Kuzey Kafkasya’da kurduğu şehirlerden.” (BUDAYEV, 2009, s. 34) Osmanlıda erek: İç kale. (PAKALIN, c. I s. 543)
Arapça humar: İçkiden sonra gelen baş ağrısı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Humerek, şarapla ilgili ad. Belirsiz.
HUMİRAT, Kayadibi köyü, Şavşat.
Humir-at. “Humurlu, Anamaslu kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 278) Belirsiz.
HUMRİK/ İslampaşa mahallesinin adı, Rize.
“Humri, Hazar topraklarındaki nehirlerden biri.” (GOLDEN, 2006, s. 168)
Farsça hum: Küp, şarap küpü. (ÇAĞBAYIR) Humrik: Küçük küp.
Humrik/ Yeniköyü’ün adı, Güneysu. Belirsiz.
HUMSA mah. Serince köyü, Of.
Hums-a. (bk. –a eki) Arapça hums: Beşte bir. Beş parçadan biri, beş mahalleden biri. Türkçe.
HUMURGAN, Çarşı mahallesinin adı, Sürmene.
Humur-gan. “Humurlu, Türkmenlerin Anamaslu kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 278) Gan, Türkçe ek. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Emirgan gibi. Humurgan: Humurlular, Türkmenler. (bk. –an eki) Türkçe.
HUN düzü, Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
Hun Beğlü, Türkmenlerin Varsak kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 279) Türkçe.
HUNAR/ Aktaş köyünün adı, Pazar.
“Hunar, Hun kolu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 48) “Huna, Hunların diğer bir adı. (CZEGLEDY, 2009, s. 83)
Hun süvarileri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadilerini takiben Melitene (Malatya)’ya ve Kilikia (Çukurova)’ya kadar ilerlemişler. (KAFESOĞLU, 1984, s. 70)
“Hunor (Hun eri), Alan prensinin kızını kaçırıp zevceliğe alan Macar.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 164)
Kıpçakça honarh: Hakir, düşkün. (ARIKAN, 2006, s. 300) Tuva Türklerinde honar: 1. Konmak. 2. Gecelemek. (KUULAR, 2003)
Halk arasında Hu-nar. Lazca hut, huti: Beş. Nar: Alev> ocak> aile. Beş aile, beş sülale.
Hun-ar: Hun kavmi, Hun boyu. Türkçe “–ar” eki, “kavim” anlamına işaret eder. Mac-ar, Haz-ar, Avş-ar, Bulg-ar, Sal-ar, Tat-ar...
Hunarsu deresi, Pazar.
Hunar-su: Hunar suyun deresi. Türkçe.
HUNDEZ/ Güneşli köyünün adı, Of.
Eski adı “hunduz” idi. Hundez, Hunlarla ilgili ad. “Bizans kaynaklarında geçen Arsenios adı, Hıristiyanlaşmış Tatarların bu adla anıldıkları belirtilir.” (KARAGÖZ, 2006 s. 112)
Hun-doz: Hun vadisi. (bk. –oz eki) Hundez, “hun düzü”nden.
Hundezarsenli, Hayrat. (BİLGİN, 2002, s. 74)
Hundez-arsenli. “Arsun, Kıpçak başbuğlarından.” (SÜMER, 1999, s. 374)
Hundezhumrukkapan, Çamlıtepe mah. Hayrat. (BİLGİN, 2002, s. 74)
“Humri, Hazarlar dönemi Hazar topraklarındaki nehirlerden.” (GOLDEN, 2006, s. 168)
“Kapan, Peçenek boyu. Ayrıca kapan, askeri teşkilat ve unvanla ilgili ad ve eski Türk boyu.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 170, 218)
Eski Türklerde kapan: Elde eden. (SÜMER, Şahıs Adları, s. 48)
Hundeztapanos, Topraklı mah. Hayrat.
Hundez-tapan-os. (bak. –os eki ) “Tapan, Kırgızların Basız oymağından.” (LEZİNA, 2009, s. 506)
Hun, Hundez, Hunduz, Türkçe adlar.
HUNGAMEG-İ SÜFLA/ Yüncüler köyü Yusufeli.
“Hungirmen, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinin köyü olup, köy adı Kirman Selçuklularıyla ilgilidir.” (SEVİNÇ, 1997, s. 159)
Hun ve Gimek adlı Türk boylarından. (GÖKTÜRK, 1974, s. 143)
Moğolca hung: Şeref unvanı. (LESSİNG, 2003) Arapça ulya: Yukarı ve süfla: Alt, aşağı.
Hungameg-i ulya/ Dokumacılar köyü, Yusufeli. Türkçe.
HUNGAR taşı, Soğanlı yaylası, İkizdere.
Hungari, Macarların enternasyonal adı.
HUNUT dağı, Rize sınırları içinde.
Hun-ut: Hunlar. (bk. –et eki) Türkçe.
HUNZİ mah. Kutlular köyü, Sürmene.
Hun-zi, “hun izi”nden. Zi “zir”den. Belirsiz.
HUPLU/ Kutluca köyünün adı, Beşikdüzü.
Hup-lu, “-lu” Türkçe ektir.
Farsça hub: Güzel, hoş, iyi. P/B ses değişimi. Hublu: Güzelliğe sahip. Hubiyarla bağlantılı ad. Türkçe.
HURDİMERA/ Doğançay köyünün adı, Trabzon.
“Köy adını ceviz ğuru (kütük) merasından almıştır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 45)
Hurd-i-mera. (bk. –a eki) Farsça hurd: Küçük, ufak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mera: Çayırlık, otlak. Hurdimera: Küçük otlak.
HURŞUTLAR mah. Tosunlu köyü, Ardanuç.
“Hurşidler, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 424) Türkçe.
HURTOZ, Fener mah. Rize.
Hurt-oz. “Hurte, Göklen Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 279) Hurtoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Kıpçakça hurt: Kurt. (ARIKAN, 2006, s. 307) Hurtoz: Kurt vadisi, kurt deresi. Türkçe.
HUSER yaylası, Çamlıhemşin.
Hus-er. Arapça hus: Eğrelti otu. (ÇAĞBAYIR) Er, değişik anlamlar içerir. Konumuzla ilgili olanı DLT’te er: Yer. Huser: Eğreltili yer. Türkçe.
HUSİKAR mah. Balcılı köyü, Yusufeli.
Belki “husika”dan bozma. Husuk, Osmanlı dönemi cemaati. (TÜRKAY, 1979, s. 424) Belirsiz.
HUSTUBAN mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Hust-uban. Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka. Ubani, “oba”dan. Hustuban> husoba: Eğreltili mahalle. Eğreltili yer. (bk. oba)
Kafkas Malkarlarda tuban: Duman, sis. (PRÖHLE, 1990) Türkçe-Gürcüce.
HUŞO yaylası, Dağönü köyü, Of.
Huş-o. Eski Uygurca huş: Kuş. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe.
HUŞUTEPE mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Huşut-epe. “Hurşidler, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 424) Huşutepe: Huşutler. (bk. epe eki)
Azerice huşid: Güzel. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
HUT mah. Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
“Hut, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 487)
“Hut İşig, Uygur dönemi prenseslerinden.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 82) “Hutlu-Bars, vali ve ordu komutanı.” (SÜMER, 1999, s. 271) “Hut, Melik şah döneminde balık burcunun diğer adı.” (DEGUİGNES, c. III, s. 996) Hut dağı, Arabistan’da.
Hut: Balık. (KUMEKOV, 2013, s. 81) Eski Uygurca hut: Kut, saadet. (CAFEROĞLU, 2011) Hakas Türklerinde hut: Kut. (ARIKOĞLU) Avarca huth: Kurt. (SAVAŞ) Ermenice khuth: Kayalık.
Hut iskele, Işıklı köyü, Ardeşen.
“Hutoğlu”ndan geldiği kesindir.
Hut mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Hutoğun tepesi, Selamet köyü, Güneysu.
Hutoğun, “hut oğlu”ndan. Türkçe. Kafkas.
HUTALAR mah. Çamlık köyü, İkizdere.
“Huta, Hindistan’da devlet kuran Akhunların diğer adı.” (ÖZTÜNA, c. I, s. 165) “Hutal, Türkmen Yörük oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 437)
Hutalar mah. Yenicami köyü, Güneysu. Türkçe.
HUTHUTOĞLU, Başköy, İkizdere.
Kafkas Avar Türklerinde huthut: Baykuş. (KALAFAT, 2002, s. 118) Nahçıvan’da hüthüt: Bir kuş türü. (GULİYEV) Kerkük’te huthut: Kolay beğenmeyen, titiz kimse. (HÜRMÜZLÜ) Moğolca hutug: İtibar, saygınlık, kut. (LESSİNG, 2003) Türkçe.
HUVRA/ Üzümlü köyünün adı, Sürmene.
Huvra, “havra”dan. Hazar Türkleriyle bağlantılı ad. (bk. havra) Türkçe.
HÜSAM aşidi, Çamlıhemşin.
“Hüsam, Yıva Türkmenlerinin Bakranlu taifesinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1071)
Arapça hüsam: İyi bilenmiş keskin kılıç. Aşit: Dağın geçilecek yüksek beli. Türkçe.
HÜSEYİNİEPEŞİ mah. Derbent köyü, Fındıklı.
Kökü “Hüseyinler.” (bk. –epe eki) “Hüseyinlü, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 279) Türkçe-Lazca.
ILGIT mezrası, Demirköy, Yusufeli.
Ilgıt: 1. Belli belirsiz görünüm. 2. Aktığı belli olmayan su. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
İBA mah. Yenicami köyü, Güneysu.
Farsça iba: 1. Çekinme, razı olmama. 2. İğrenme, tiksinme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arapça iba: Uzak durma. (TİETZE) 1850 yılı öşür defterinde İbaoğlu, Adacami köyünde. Türkçe.
İBADA BAĞ mah. Korucular köyü, Murgul.
İbad-a. (bk. –a eki) Arapça ibad: 1. Kullar, ibadet edenler. 2. Kovma, uzaklaştırılma. (DEVELLİOĞLU, 1980)
İbadigil mah, Veliköy, Şavşat. Türkçe.
İBALA KABANEPE, Hasköy, Pazar.
İbala-kaban-epe. Arapça ibale: Hayvanları muhafaza etme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kabanepe: Kabanlar, bayır yerler. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
İBANA mah. Duygulu ve Şehitlik köyleri, Ardeşen.
İb-ana. Kıpçakça ib: İp. (TOPARLI, 2007) İbana: İp yer. (bk. -ona eki) Coğrafi şeklinden adını alan yer. İplik örülen, kendircilik yapılan yer. Türkçe-Lazca.
İBİGİN mah. Yaylacılar köyü, Fındıklı.
İbik sözcüğü Eski Türkçedir. (ÇAĞBAYIR)
İbikepe mah. Sümer köyü, Fındıklı.
İbik-epe: İbikler. (bk. –epe eki) Lakap. Türkçe.
İBİSETİ mah. Obaköy, Şavşat.
İbis-et. “İbişlü, Türkmenlerin Cerid kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 283) İbişet: Türkmenler.
İbişgil, Esenyaka köyü, Yusufeli. Türkçe.
İBRAHİMOĞLU mah. Arpalı köyü, Şavşat.
İbrahim, Bayındır ve Salur Türkmenlerinin yaygın kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1086)
İÇHALA deresi, Macahel, Borçka.
İç-hala. Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) İçhala deresi: İçteki köyün deresi. Türkçe.
İFTERON mah. Eğridere köyü, Çaykara.
İfter: Eğrelti. Maçka’da ifteri: Eğrelti otu. (EMİROĞLU, 1989) Yunanca proheiros, kakoftigmenos: Eğrelti. (AKSOY, 2003)
İfter-on-a: Eğretili yer. (bk. –an eki)
İfteriya mezrası, Ocaklı köyü, Maçka.
İfteriya: Eğreltilik. (bk. -iya eki) Yöresel.
İGNAR mezrası, Aslandere köyü, Fındıklı.
İg-nar. Kıpçakça iğ: Buğday kılçığı. (CAFEROĞLU, 1931) İgnar: Buğday kılçıkları. (bk. –nar eki) Çiftçilikle ilgili ad. Belirsiz.
İHŞİETİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
İhşi-et. Kıpçakça ihşi: Ekşi. (TOPARLI, 2007) İhşiet: Ekşiler, bağcılıkla ilgili ad. Sirke, şıra vb. Türkçe.
İHTİMENA/ Gökçeler köyünün adı, Düzköy.
İhtime-na. Arapça ihtima: Sığınma. (DEVELLİOĞLU, 1980) İhtima-na: Sığınılan yer. (bk. –na eki)
Yunanca htima: Çiftlik, köy evi. (AKSOY, 2003) Türkçe. Yunanca.
İHTİYAROĞLU mah. Vezirköy, Artvin.
“İhtiyarlu/ İhtiyaroğlu Demürcilu Türkmen taifesindendir.” (SAKİN, 2006, s. 1195)
1610’da eşkıyalık olaylarına karışmışlardır. (REFİK, 1930, s. 61) Türkçe.
İKBOLA mah. Soğanlı köyü, Ardanuç.
İkbol-a. (bk. –a eki) İkbol, “ikbal”dan. Belirsiz.
İKSENİT/ Diktaş köyünün adı, İkizdere.
İlk-sen-it. Kıpçakça sen: Vatan toprağı. (TOPARLI, 2007)
İlksenit: İlk yurt toprakları. (bk. -it eki)
İksenit/ Kambur sırt köyünün adı, Rize.
İksenit/ Pilavdağı Köyünün adı, Rize.
İkizdere’nin İksenit köyünden göç edenler tarafından kurulan köylerdir. Türkçe.
İLAAT, Dereiçi köyü, Hopa.
İla-at. “İlat, Acem taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 92)
DLT’te Ila, dere adı. İla, Issık göle dökülen nehir. (ORHAN, 2007, s. 44) Türkmence ilat: Ahali. (ATANİYAZOV, 2005, s 104) Luwice ila: Geçit, boğaz. (UMAR, 1993, s. 11) Arapça i’la> ila: Yükselme. (TİETZE) Türkçe. Antik.
İLAKSA/ İLEKSA/ Mataracı köyünün adı, Maçka.
İlak-sa. (bk. –a eki) İlaklar, Karluk boyundan biri. (NECEF, 2005, s. 68) “İlak/ Lezgilerin atası olan boy.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 17) “İleke, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 285, 349)
“İlek, Kazakistan’da yerleşim yeri.” (KARA, s. 58) “Türkistan’da İlak adları çoktur.” (AYDIN, 1989, s. 65) İlek, 12. yy.da Fergana’da bir bölge. (ORHAN, 2007, s. 103)
İlek, Attila’nın oğlu. (KAFESOĞLU, 1984, s. 68) “İlek, Yayık nehrine dökülen nehrin adı.” (KURAT, 1937, s. 35) “İleg, Göktürkler unvan olup, “ülkesi olan yeni hükümdar” demektir.” (SÜMER, 1999, s. 34)
Pontusça ilakos: Güneşli yer. Çağatayca ilak: Göl. (KUNOS, 1902, s. 84) Kıpçakça ilek: İncir. (SAFRAN, 1989, s. 197) İleksa, Kuman menşelidir. (BİLGİN, 2002, s. 98)
İlako, Dağardi mah. Köprübaşı, Trabzon.
İlak-o. (bk. -a eki) Türkçe. Pontusça.
İLANA/ Uğurlu köyünün adı, Akçaabat.
İlan-a. (bk. –a eki) “İlan, büyük bir Kuman kabilesinin ismidir.” (RASONYİ, 2006, s. 129)
“Bu sözcük (İlana) Kuman özel adları arasında gösterildiği gibi Kuman dilinde de yılan, ilan olarak geçer.” (KARAGÖZ, 2006, s. 89)
Bölgede ve Eski Oğuzca ilan: Yılan.
İlanoz, Çevreli mahallesinin adı, Akçaabat.
İlanoz: Kuman vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
İLASTAS/ Yemişli köyünün adı, Pazar.
İlas-tas. İlas, “ilyas”tan. İlyaslar, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 286) Eski Uygurca tas: Taş. (CAFEROĞLU, 2011) İlastaş: İlyas’ın taşı. Türkçe.
İLE/ Akçaköy’un adı, Akçaabat.
“İle, Pontus dilinde bu sözcüğün Türkçe kökenli olduğu belirtilir ve “kır köy, safiye yeri” olarak anlamı verilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 88)
İle, Moğol genarellerinden. (TEMİR, 2010, s. 262) “İli, Orta Asya’da eski yerleşim yerlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 106) “Türkistan’da İle ve İlek yer adı.” (AYDIN, 1989, s. 65) “İli, Sakaların yerleşim yeri.” (KARA, s. 60) Köy adı, belki bu yerlerden gelenlerin hatırasıdır.
Moğolca ile: Temiz, açık ve ili: Genç geyik. (LESSİNG, 2003) Luwi dilinde ile: Boğaz, geçit. (UMAR, 1993, s. 11) Etrüskçe ilu: İlah. (MUTLU, 2008, s. 128) Eski Türklerde ili: Meşhur. (NUR, 1972, s. 22)
“1486, 1583 yılı kayıtlarında Akçaabat’ta Türkçe yer adları arasında İle adı da yer almaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 342) Türkçe.
İLEMİETİ mah. Obaköy, Şavşat.
İlemi-et. “İlemin, Türkmen oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 286) İleminet: Türkmenler. (bk. –et eki)
Türkçe ilem: Birlikte olarak, beraber. (ÇAĞBAYIR) İlemet: Birlik olanlar. Türkçe.
İLYASHEV mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
İlyas-hev: İlyas deresi. Türkçe-Gürcüce.
İMAMGİL mah. Ortaköy, Artvin.
“İmamlu, Avşar oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 440) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
İmamgil mah. Ballı köy, Ardanuç.
İmamina mah. Suçatı köyü, Pazar.
İmam’ın yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
İmamlılar mah. Kırantaş köyü, Maçka.
İmamoğlu mah. Kılıçkaya köyü, Yusufeli. Türkçe.
İMARET, Salnamede Trabzon’un merkez mahallesi.
İmaret: Eskiden yolcu veya öğrencilere yemek veren hayır kurumu. Türkçe.
İMEDEGİL mah. Gümüşhane köyü, Ardanuç.
“Dadis-İmedi, Debora, Osmanlıların “Altun Kala Melikesi” dedikleri son Ortodoks-Kıpçak Atabekleri’nin anası ve Atabek II. Manuçar’ın hatunu, lakabının Türkçe “Ana-Hanum” olduğu, Ahıska 1593 Tahrir defterinden anlaşılıyor. “Dedis-İmedi” adı, Kıpçak geleneğince “Anası”nın Umudu” anlamındadır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 165) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) İmedigil: Umutoğlu. Akraba adı.
“İmedi> umudu” sözcüğü, Kıpçakçadan diğer dillere geçmiştir. Lazca imedi: Umut. (ERTEN, 2000) Gürcüce imedi: Umut, ümit. Türkçe.
İMERHEV/ Meydancık beldesinin adı, Şavşat.
“İmeretler, Gürcistan’ın Kohlit ovasında yaşayan Gürcüce konuşan farklı bir kavim. İmeretyan, Gürcülerin akrabalarından olup kadim Kafkas halklarındandır.” (Milliyet Büyük Ansik, 1990, C. 7, s. 2745)
“İmer, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 18) Gürcüce hev: Dere. Gürcüce bağlantılı ad.
İmeret mah. Maral köyü, Borçka.
İmer-et: İmerler. (bk. –et eki) Kafkas. Gürcü.
İMETOĞLU mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Lazca imedi: Umut. (ERTEN, 2000) Gürcüce imedi: Umut, ümit. Kıpçak adlarından imedi: Umudu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 165) Türkçe “umut”tan. Türkçe.
İMNİYET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
İmniyet, “emniyet”ten. Türkçe.
İMŞİRİ mah. Zafer mah. Pazar.
Şimşirden. Türkçe.
İNCE mah. Arılı köyü, Fındıklı.
İnce Bey, Türkmenlerin Küreciyan kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 288) İncelü, Yörük cemaatinden. (BEŞİRLİ, 2008, s. 101) İnceoğlu, Kafkasya’da yerleşim yerine adını veren Türk boyu. (ALBAYRAK, 2004, s. 28) Akrabadan adını alan mahalle. Türkçe.
İNCU/ İnciköy’ün adı, Kalkandere.
Farsça incu: İnci. Güzel köy. (mecaz) Türkçe.
İNCİRDİBİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“İncirli, Yörükân taifesinin geniş cemaatlerinden biri.” (TÜRKAY, 1979, s. 435)
İnciraltı. Türkçe.
İNÇKALE, Köprücü köyü, Hopa.
İnç-kale. DLT’te inç: Rahat, huzur, içi sakin. Eski Uygurlarda inç: Sakin, sükûnet, rahat, huzur. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça enç: Sakin. (TOPARLI, 2007) Kafkas Karaçay ağzında t’ınç: sakin, sessiz. (TAVKUL, 2000) Eski Türkçe enç: Emin, huzur. (ATALAY, 1936, s. 35) Orhun Abidelerinde unç: Emin. (ORKUN, 1994, s. 876) Ermenice inç: Ne, soru zamiri. İnç kale: 1. Rahat, huzurlu kale. 2. Güvenilir, emin kale. Türkçe.
İNDEREDOZ yaylası, Tonya.
İn-dere-d-oz: İn-dere vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
İNDİRA mah. Aktaş köyü, Pazar.
İndir-a. (bk. –a eki) “Indır, Kafkasya’da Bulgar şehri.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 50)
Kıpçakça indir: Dibeklik buğday. (TOPARLI, 2007) İndır’dan gelenler. Türkçe.
İNDOT mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
İnd-ot. Arapça ind: Yan, taraf. İndot: Yanlar, yan taraflar. (bk. –et eki) Türkçe.
İNGAVAR köprüsü, Aşağıkoyunlu köyü, Şavşat.
İng-avar. Kıpçakça ing: Geniş. (TOPARLI, 2007) Gavar> kavar: Kanal. İngavar: Geniş kanal. Türkçe.
İNSUZ dere, Yayla mah. Ardeşen.
Kıpçakça in: Geniş. (TOPARLI, 2007) İnsiz dere: Dar dere. Issız dere. Türkçe.
İNTOR yaylası, Ardeşen.
İn-tor. Eski Türkçe tör: Dağ merası, otlağı. (GEYBUL-LAYEV, s. 156) İntor: Otlaktaki mağara. Belirsiz.
İPHAN/ İnanlı köyünün adı, Yusufeli.
Gürcüce iphani: Dışbudak ağacı. Gürcüce.
İPHEV mahallesinin adı, Şavşat.
İp-hev. Gürcüce hevi: Derin dere, boğaz. İphev: İp gibi dere. Türkçe-Gürcüce.
İPNİYAN, Tepebaşı köyü, Şavşat.
İpni-yan. Şavşat’ta ipni: Dişbudak ağacı. İpniyan: Dışbudaklar. (bk. –yan eki) Yöresel.
İPSALA/ İSBELA/ Ocaklı köyünün adları, Maçka.
“Eski Helence spelaion: Mağara.” (KARAGÖZ, 2006, s. 198) Yunanca.
Salnamede köyün adı İsbela olarak kayıtlıdır. (EMİROĞLU, 1995) İsbelya: Gönderilmişlerin yeri. Yöresel.
İs-bela. Çok sis. Türkçe.
İsbela yaylası, Bakımlı köyü, Maçka.
İPSİL/ Arpaözü köyünün adı, Çaykara.
Yunanca psilos: Yüksek, ulu. (AKSOY, 2003) Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde ıpsıl: Dağlarda oluşan buzdan köprüler. (TAVKUL, 2000)
İpsil/ Ortaalan köyünün adı, Akçaabat. Türkçe/ Kafkas.
İPSORİ/ Işıklar köyünün adı, Maçka.
“Ypsios Theodoros hanedanından adını almıştır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 205)
İp-sor-i. Ermenice dzor: Vadi. Farsça “–zar” eki eklendiği kelimelere “yer adı” anlamı verir. (DEVELLİOĞLU, 1980) İpdzor: İp gibi vadi. İp üretilen yer. Yunanca. Türkçe-Ermenice. Türkçe.
İREMET mah. Maral köyü, Borçka.
İrem-et. “İremli, Türkmen oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 289)
Arapça irem: Sahte cennet. (ÇAĞBAYIR) Gürcüce irem: Geyik. İremit: 1. Türkmenler. 2. Sahte cennetler. 3. Karacalar. (bk. –et eki) Gürcüce. Türkçe.
İRĞUT mezrası, Zeytinlik köyü mezrası, Artvin.
“İrgıt ve İrkit adlarında Türk kabileleri.” (LEZİNA, 2009, s. 289) Belirsiz.
İRSA/ Erenler köyünün adı, Artvin.
Arapça irsa: Yerinden ayrılmama, göç etmeyen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
İRSAKKÖY mah. Geyikli beldes, Şalpazarı.
İrsak, Arapça irsah: Bir şeyi sağlamlaştırma. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
İSANA mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
İsa-na: İsa’nın yeri. (bk. –na eki) İsa, Kıpçak ve Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 290) Türkçe.
İSBATAN yaylası, Araklı sınırında.
İs-batan. İs, sis. Türkçe.
İSHAKOĞULLARI mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
“İshaklar, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
İSİETİ mezrası, Dikyamaç köyü, Arhavi.
İsi-et-i. (bk. –i eki) Kıpçakça isi: Sıcak. (CAFEROĞLU, 1931) Kuman Türklerinde issilik: Sıcak. (GRÖNBECH)
Artvin’de isiluh: Sıcaklık. İsiet: Sıcaklar. (bk. -et eki) Sıcak mezra. Türkçe.
İSKENDER HANLARI yaylası, Kırantaş köyü, Maçka.
Kişi adı. Türkçe.
İSKORDEN yaylası, Kırantaş köyü, Maçka.
İskender’den bozma sözcük. Belirsiz.
İSİNA mah. Aşağı Şahinler köyü, Arhavi.
Lazca isina: Düğün alayı, gurbet. (BENLİ, 2004) Arhavi’de isina: Yüksek tepe. (Arhavi Ağzı)
İsi-na. Kıpçakça isi: Sıcak. (TOPARLI, 2007) İsina: Sıcak yer. (bk. –na) Yaygın ad.
İsinali mah. Şahinler köyü, Arhavi.
İsina-li: Sıcaklı. Lazca. Türkçe.
İSİRLİK, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
İsir-lik, “-lik” eki almış sözcük. İsir, bölgede bir bitki çeşidi. Yaygın ad.
İsirluk sırt, Seslidere köyü civarı, Çayeli. Yöresel.
İSKALİTA mah. Coşandere, Maçka.
İskal-it-a: İskallar. (bk. -it eki) “İskal, Kuman beyi.” (KURAT, 1972, s. 77) “İskal, “sakal” anlamında olup, Kıpçak başbuğudur.” (GÖKBEL, 2000, s. 48)
Kıpçakça skala: Kaya. (ARIKAN, 2006, s. 412) Rumca iskala: Merdiven. Yunanca akala: Merdiven. (AKSOY, 2003) Arapça iskal: Ağır bir şey yükletme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe. Rumca.
İSKAMPO mah. Yenice köyü, Dernekpazarı.
İskam-po. “İsgam, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 291) Po, “por”dan. Por: Dere. İsgampor: Türkmen deresi. Türkçe.
İSKANİYE, Akpınar köyü, Akçaabat.
İskan-iye: “İskanlı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 286)
“İskan, Yesi şehrinin 25 km. kuzeyinde Ata-Bay adlı bölgede Oğuz şehri.” (AYDIN, 1989, s. 67) İskaniye: Türkme yeri. (bk. –iye eki) Türkçe.
İSKARİSTİ/ Subaşı köyünün adı, Hopa.
İskar-isti. Bulgaristan’da İskar nehri.
Arapça iskar: Hakir görme, küçümseme. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
İSKEBE mah. Damar köyü, Murgul.
İs-kebe. Eski Türkçe kebe: Şişmiş, kabarmış. İskebe: Kabaran sis. Türkçe.
İSKEFİYE/ Çarşıbaşı ilçesinin eski adı, Trabzon.
Yunanca skafi: Tekne. Trabzon’da iskefe: Sahtiyanın dış yüzünü kazıyarak yumuşatmakta kullanılan araç. (DS)
Dericilik mesleği ile ilgili ad. Yöresel.
İSKOPEL, Yazlık köyü yaylası, Maçka.
Rumca skopi: Gözetleme yeri. (UMAR, 1993, s. 814) Hellence skopelos: Dağ zirvesi. Rumca.
İSKOPYA/ Ardıçlıyayla köyünün adı, Maçka.
İskop-iya. Yunanca skopla: Gözetleme yeri. Çuvaş Türklerinde istopi: Keten bezi. (BAYRAM, 2007, s. 45) Yörede istopi: Üstüpü sıkıştırılarak birbirine oyuncak. Rumca. Yöresel.
İSLAMOĞLU mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
“İslamlu/ İslamoğlu İran Kaçar Türklerine mensup bir boy.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 68) “Türkmen boyundan İslamlu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 201) “İslamlu, Avşar kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 99)
İslami mah. Doğanay köyü, Ardeşen.
İslami mah. Sulak köyü, Fındıklı. Türkçe.
İSMEGİL mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
İsmegil>ismetoğlu, İsmailoğlu. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
İSPANDAM/ Çatalzeytin köyünün adı, Akçaabat.
İspandam: Akçaağaç ailesinden çınar gibi yaprakları olan, kemençe yapımında kullanılan ağaç türü. “Azerice isfendan: Akça kayın ağacı.” (ALTAYLI, 1994) Farsça isfendan: Akçaağaç. (DEVELLİOĞLU, 1980)
İkizdere ormanlarında bu ağaç orta yüksekliklerde seyrek olarak bulunmaktadır. Akraba adı da olduğu görülmektedir.
İspandik mah. İşhan köyü, Yusufeli. “İspandam”dan.
İspandamluk, Çağrantaş/ Büyükyayla, İkizdere.
İspendam, Eğridere köyü mezrası, Çaykara.
İspendam dere, Çamlıdere köyü, Akçaabat.
İspandomoz yaylası, Altındere köyü, Maçka.
İspando-moz: İspandamlık vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
İSPASAN mah. Köknar köyü, Çaykara.
İs-pasan. “Sis basan”dan. Türkçe.
İSPİRLİ, Zuğa yaylası, Hemşin.
“İspirlü, Türkmen oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 142) “İran’a göçen Türkmenler arasında İspir Türkmenleri de vardı.” (ERÖZ, 1975, s. 124)
Çağatayca ispir: Bir nevi şikyar kuşudur. (KUNOS, 1902, s. 92) İspirden gelen. Türkçe.
İSPİRNİK, Yeniköy, Yusufeli.
İspir-nik: Küçük İspir. (bk. –ik eki) Türkçe.
İSPOLOZ deresi, Yeniay köyü civarı, Sürmene.
İsbol-oz: Çok sisli vadi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
İSRAİL, Salnamede Tirebolu köyü.
“İsraillü, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 292) “İsrailler, Yıva Türkmenlerinin Toylu taifesinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1149)
“Selçuklu İsrail (Aslan Yagbu), ünlü komutan Kutalmış beyin babasıdır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 61) Selçuk’un dört oğlundan birisinin adı İsrail’dir. (KOESTLER, s. 165)
Trabzon, Rize ve Hemşin yörelerinde camilere, mezar taşlarına ve hatta ev duvarlarına (Gürdere köyü-İkizdere) altıgen motifi (Hz. Süleyman’ın mührü, Davut Yıldızı) çokça işlenmiştir. Bölge, Musevi inançlı Hazar Türklerinin hatırasını yer adlarında sakladığı gibi; bu işaretin inanç üzerine de etkili olduğu görülmektedir. Türkçe.
İSRET, Dereiçi köyü mezrası, Yusufeli.
İsr-et. Arapça isr: İz, eser. (DEVELLİOĞLU, 1980) İsret: İzler. DLT’te isre: Aşağı. İsret: Aşağılar. (bk. –et eki) Türkçe.
İSRİNA, Cumhuriyet mah. Arhavi.
İsri-na. “İsri, Beğdili Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1149) İsrina: Türkmen yeri.
İsrina, Limanköy, Arhavi. Belirsiz.
İSTALİTA/ Altındere köyünün adı, Maçka.
İstal-it-a. (bk. –a eki) Farsça istel: Göl. (DEVELLİOĞLU, 1980) İstelit: Göller. (bk. –et eki) Kaçkarlarda 2600 metreden başlayan yığınla buzul gölleri vardır.
Rusçadan Türkçeye geçen istal: Masa. İstalit: Masalar. Belirsiz.
İSTAHANE, Çağrantaş yayla yolu, İkizdere.
İstahane, “istirahat hane”den. Yayla yolu üzerinde olup, mola, yemekler ve horon oynama yeriydi. Türkçe.
İSTAMA/ Başar köyünün adı, Maçka.
İstam-a. (bk. –a eki) “İstemiler, Anadolu’da Türkmen cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 381)
Kıpçakça satama: Tuzak. (ARIKAN, 2006, s. 403) Türkçe.
İSTAPONOZ, Buzlupınar köyü yöresi, Çayeli.
Farsça istapan: Su teresi. (ÇAĞBAYIR) İstapanoz: Tereli vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
İSTAVRİ/ Yemişalan köyünün adı, Of.
Stavri: Haç. (UMAR, 1993, s. 746) İstavri: Çapraz. (DS)
İstvro mah. Aksu köyü, Sürmene.
İstavroma yaylası, Hamsiköy, Maçka.
İstavro-ma. Arapça ma: Su. Kutsal su. Rumca.
İSTEFTAR/ Yolbaşı köyünün adı, Kalkandere. Belirsiz.
İSTEL, Yanlıca mahallesinin adı, Trabzon.
Farsça istel: Göl. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
İSTERA/ Demirkapı köyünün adı, Akçaabat.
İster-a. (bk. –a eki) İster: İsteyen, isteyici. (ÇAĞBAYIR) Farsça istare: Yıldız. Rumca istera: Sonra, arkada, geride ve Helen dilinde sidera: Demir. (UMAR, 1993, s. 350) Rumca. Türkçe.
İSTİFORUM, Gürdere köyü, İkizdere.
İstif-orum. İstiforum: Yığının yapıldığı yer. Genelde odun içindir. (bk. –orum eki) Türkçe.
İSTİL/ Sayvancık köyünün eski adı, Beşikdüzü.
“Bizans kaynaklarında İstilis geçen sözcük, 14. asırda, Bulgar Çar’ı ordularına hizmet veren Alan ve Tatarlarla ilgili gösterilir. Böylece bu ad altında gösterilen Alan-Tatarlar ya da Türkçe ad taşıyan Alanlar anlaşılmalıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 361)
“İstil, Türkçe yer adı.” (GÜLENSOY, 1985) Türkçe.
İSTONA mah. Yavuzköy, Pazar.
İst-ona. Islı, Kıpçak kabilesi. (KUZEYEV, 2005, s. 113) İsti: Sıcak. (ÇAĞBAYIR) İstona: Kıpçak yeri. Sıcak yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
İSTREN mah. Köknar köyü, Çaykara.
İsriran: Destek duvarı. (DS) İştir/ ıştır: Bir yıllık otsu bitki. Bulgarca ştir. Macarca östör (EREN, 1999) İştiren: İştirler, otsu bitkiler. (bk. –an eki) Belirsiz.
İŞGİVROZ/ Yenice köyünün adı, Yomra.
İşgivr-oz. İşgivr> işgir: Becerikli. (DS) İşgiroz: Becerikliler vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
İŞHALBUR/ Kalburlu köyünün adı, Artvin.
İş-halbur. Halbur, “kalbur”dan. İşkalbur: Kalbur yapma işi. Türkçe.
İŞHAN köyü, Yusufeli.
“İşan, Sakar Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009)
“İşhan, Kafkasya’nın eski halklarından Albanların ileri gelenlerinden biri.” (MOSSES, s. 311) “İşkan şehri, Türklerin Türkistan’da kurdukları şehirlerden.” (BOSTAN, 2002, s. 344)
Ermenice işkhan: Emir, prens. (GOSHGARİAN) Işık Han, Ermeni prensi. (OKTAY, 2007, s. 167) Türkçe ad. “Ermenilerin “İşhan” şahıs adı Hett dilindeki İşha (sahip olan) sözünden alınmıştır. Urartu hükümdarlarının adlarını çocuklarına koymuşlardı.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 173) Ararat adını da Ermeniler Urartulardan almıştır.
Çağatayca işan: Ermiş, şeyh. (ERBAY, 2008, s. 275) Tatarca işan: Mürşit. (GANİYEV, 1997) Azerice işan: Din adamı. (ALTAYLI, 1994) Ardanuç’ta işhan: Sonbaharda yetişen, bir erik türü. (ÖZKAN, 1994, s. 117)
İşhan köyü, Arsin. İşhan, Kafkas. Türkçe. Ermenice. Yöresel.
İŞHLİYET mah. Yanıklı köyü, Artvin.
İşhli-yet. İşkli, Kungrad oymağından. (LEZİNA, 2009, s. 292) İşkliyet: Kungradlar. Türkçe.
İŞKENAZ/ İŞKANEZ/ Dumlusu ve Kirazköy köylerinin adı, Of.
“Aşkenaz, İncil’de adı geçen Yasef’in torunu. (Tekvin/ 10) Aşkenaziler, Günümüzde Yahudilerin çoğunluğunu oluşturan Doğu Avrupa Yahudileri. Arthur Koestler onları Hazarların ardılları olarak, “on üçüncü kabile kabul eder.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 132)
“16. yüzyılın sonunda Fransa’da kovulan Yahudilerin bir bölümü Osmanlılara sığındı. Aşkenaz (Orta Avrupa) Yahudileri’nden gruplar da II. Murat zamanında Osmanlı topraklarına göç ettiler.” (SOYSÜ, 1992, s. 41)
“Türkiye’deki diğer grup Sefarat Yahudileridir. Bunlar İspanya’dan gelenlerdir. Sinagogları ayrıdır. Aşkenazlar, ön Asya’nın ve Kafkasya’nın eski halkı olan Saklar’ın diğer adı.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 122) “Karadeniz’in eski adı Yasef’in torununa izafeten Askanaz denirdi.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 1) “Eşkinaz, Kafkas Sarmatların ceddi.” (MOSES, 2006, s. 28) “Sarmat, “sarı”, “boz” kelimesine dayanmaktadır.” (LAYPANOV, 2008, s. 117)
A. Decei “Farsça ahşeana: Karanlık.” (TÜRKDOĞAN, 1999, s. 232)
İşkenaz, Hazar/ Türkçe. Antik.
İŞKİNAR/ Ekşinar köyünün adı, Ardanuç.
Eski-yeni adı uyumlu. Türkçe.
İŞKURDA mah. Çeşmeler köyü, Maçka.
İşkur-da. (bk. –a eki) İşkur: Meydan harbi. (ATALAY, 1936) Bölgdeki diller arasında yalnızca Türkçe’de “Ö-Ü” sesleri vardır. Diğerlerinde yoktur. Türkçe.
İŞTALOZ/ İŞTELOZ/ Uluağaç köyünün adı, Of.
Yunanca stelos: Balta sapı. (KARAGÖZ, 2006, s. 271)
İştal-oz. DLT’te aştal: En son. Aştaloz: En son vadi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
İTİK mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
“İtik, Kuman menşeli aile ve şahıs adı olup “köpek” anlamı taşır.” (RASONYİ, 1993, s. 144) Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
İTİL yaylası, Demirkentköyü, Yusufeli.
“İtil, Hazar Türklerinin başkenti.” (GOLDEN, 2006, s. 94) İtil’den gelenler. Türkçe
İTLİYET mah. Taşlıca köyü, Artvin.
İtli-yet. İtliyet: Köpekleri bol yer. (bk. –et eki) Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
İVANET mah. Çukurköy, Şavşat.
İvane, tarihte Gürcü komutan. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 29) Gürcüce.
İVAROZ/ Müderrisler köyünün adı, Rize.
İvar-oz. Arapça ivar: İkindi. (DEVELLİOĞLU, 1980) İvar, “Avar”dan. 1. İvaroz: İnançla ilgili vadi adı. 2. Avar vadisi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
İVET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
İvatlı, Türkmen boyu. (SÜMER, 1999, s. 436)
İv-et. Kumanca iv: Ev. (GRÖNBECH) İvet: Evler. (bk. –et eki)
İv: Yiv, iğ. İvet: İğler. Dokumacılık ve Türk boyu ile ilgili ad. Türkçe.
İVYAN/ Yazlık köyünün adı, Of.
“Yunan kaynaklarında böyle bir sözcüğe rastlanmaz ve Bizans kaynaklarında Bulgar boyu olarak belirtilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 271) Türkçe.
İZAKSA, Salnamede Yomra köyü.
İzak-sa. (bk. –a eki) İzak, İbrani adlarından. “İsak”tan.
İzaksa, Hızarlı köyü, Maçka. Hazar/ Türkçe.
İZGEM, Durak köyü yaylası, Ardeşen.
Arapça izem: Büyüklük, ululuk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
İZMİLİ mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
İzmil-i. (bk. –i eki) Arapça izmil: 1. Çekiç. 2. Keskin demir. 3. Deri kesecek bıçak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Meslekle ilgili ad. Bölgede İzmirlioğlu vardır. Türkçe.
JİLE ĞALİ mah. Demirxiler köyü, Borçka.
Üsteki dere. Lazca.
JİN düzü, Kıyıcık köyü, Fındıklı.
Lazca jin: Yukarı. (ERTEN, 2000) Lazca.
KABACA deresi, Arhavi. (HATİNOĞLU, s. 100)
“Kabalar, İğdir Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1162)
Kabaca: Şişkince, yüksekçe. Türkçe.
KABAHOR/ Gölyayla köyünün adı, İkizdere.
“1520 tarihli Karaman-Rum tahrir defterinde Kabahor nahiyesi, Bayburt sancağının İspir kazasına tabi olup (s. 26) ve 1522-1525 tarihlerinde Kabahor nahiyesi seraskeri Hacı Davut oğlu Hızır Bali idi.” (MİROĞLU, Dr. İsmet, Bayburt Sancağı, 1975, s. 147)
Kaba-hor. “Kabalar, İğdir Türkmen boyunun Güni Yaka taifesinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1162) “Hor, Türkmenlerin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 277) Kabahor, Türk boylarından adını alan köy.
Türkçe kaba: Yüksek, büyük... (ÇAĞBAYIR) Rumca horiya: Köy. Kabahor: Yüksek köy.
Kabahor, Türkçe. Türkçe-Rumca.
KABAKANTON, Çınarlı köyü, Maçka.
Kabak-anton. “Kabak, Kabaklar, Türkmenlerin Karamanlu, Reyhanlu… boylarının yaygın kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 299) Kabakanton: Kabakoğlu, Türkmenoğlu. Türkçe-Rumca.
Kabaklı kışlası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
“Kabak, Kabaklar, Kabaklu adlı yaygın Türkmen kolları bulunmaktadır.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1160) Türkçe.
KABALA/ KOBALA, Çamlık köyü, İkizdere.
Kabalalı, Kıpçak kabilesi. (AHİNCANOV, s 263) “Kabal, Türkmen obalarından.” (SÜMER, 1999, s. 334)
Kabala, Hazar şehri. (GOLDEN, 2006, s. 128) Kabala, Dağıstan’da tarihi şehir. (EREL, 1961, s. 25) Kabala, “ebcet”in de etkilendiği mistik inanç. Hazar’la bağlantılı ad.
Kabalamat mah. Bayırköy, İkizdere.
Kabala-m-at. “Kabalalı, Kıpçak kabilesi.” (AHİNCANOV, 2009, s. 263) (bk. –at eki) Türkçe.
KABALAK mah. Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Türkçe kabalak: Dağın tepesi. (ÇAĞBAYIR) Kabalak, çoban kepeneği. Dokumacılık işi. Türkçe.
Kabalak yaylası, Beşikdüzü.
Kabalonç mah. Kaptanpaşa, Çayeli.
Kıpçakça enç: Sakin, durgun. (TOPARLI, 2007) Kabalenç> kabalonç: Sakin Kaballar. Türkçe.
KABAN mah. Yeşilalan köyü, Çaykara.
“Kaban Peçenek uruğu.” (KURAT, 1972, s. 55) “Bölgemize yerleşen Kabanoğlu, Kuman boyu.” (BİLGİN, 2002, s. 96, 98) “Kabanlu, Bayat Türkmenlerinin Harbedelü kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1162)
“Kaban, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 18) Altaylarda Ğaban, yer adı. (DİLEK, 2005, s. 566)
“Pontos Lexikonu’nda “kaban” sözcüğü “kapanin” diye geçer ve Türkçe olması muhtemeldir denir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 215)
“Türkçe kaban: Yükselti, şişik, bayır, yokuş, dik yer, yamaç.” (EYUBOĞLU) Bölge ağzında kaban: Dik yamaç, dik yer. Yaygın ad.
Kara Kaban dağı, Bakımlı köyü civarı, Maçka. Türkçe.
KABARAK, Subaşı köyü, Pazar.
Türkçe kabarak, “kabarmak”tan gelir. (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
KABARCET/ Kabaca köyünün adı, Murgul.
Kabar-c-et: Kabarlar. (bk. –et eki) “Kabar, Hazar Türklerinin bir kolu.” (RASONYİ, 1993, s. 128) “Kabar, Hazarlar döneminde Musevi dinine giren Türk boylarından.” (GÜZEL, c. III, s. 152) “Kabar, Hazar kağanına karşı ayaklanan fakat mücadeleyi kaybeden ve bu mağlubiyet sonucu Macarlara sığınan bir Hazar boyu.” (GOLDEN, 2006, s. 155)
Eski Türk kültüründe kabar: Baş kaldıran, isyan eden. (KAFESOĞLU, 1984, s. 166) Türkçe.
KABARODİ/ GABARODİ, Çambaşı köyü, Çaykara.
Kabar-odi. Odi, “otu”ndan. Bitki türü. Türkçe.
KABİRSE, 1878 yılı salnamesinde Arhavi köyü.
Kabir-s-e. (bk. -e eki) Arapça kabir: Büyük, ulu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KABITAV suyu, Şalcı köyü, Şavşat.
Kabı-tav. Kıpçakça kabı: Kapı ve tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Kabıtav: Dağ kapısı (geçit) suyu. Türkçe.
KABOĞLİ mah. Irmakköy, Pazar.
“Kaboğlu Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009)
Kab, “kaba”dan. Kaba, Türk boy adı. (LEZİNA, 2009, s. 300) Gaba, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Karaçay-Malkarlarda kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 148) Kabalı, Halep Türkmenlerinin kolu. (İLBEY, 2010, s. 231)
Kaba, Kuman/ Kıpçak şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 496) Kaba: Kabarmaktan. (EYUBOĞLU, 1995)
Türkçe.
KAÇA mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Kaç, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 301)
Altayca kacu: Dağın dik yamacı. (NASKALİ)
Kaç-a. (bk. -a eki) Farsça kac: Bir tür çam. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KAÇAL mah. Dernekpazarı.
“Kaçal, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
KAÇANİ mah. Köprüköy, Ardeşen.
“Kaçanlı, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
KAÇAPİNA, Başköy, Pazar.
Kaçapina: Verimsiz yer. Lazca.
KAÇARAN/ Zincirliköprü köyünün adı, Rize.
Kaçar-an. Kaçarlar, Türk boyudur.” (BOZKURT, 1999, s. 416) “Kaçar, Hazarların kalıntısı büyük göçebe Türk ulusu.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 496) “Kaçarlar, Akkoyunlu devletini meydana getiren başlıca oymaklardan.” (TKD, sayı 324, s. 298)
“1728’da İskâna mecbur tutulduğu yerden kaçanlar arasında Kaçarlu/ Kaçaroğlu Türkmenleri de bulunmaktadır.” (REFİK, 1930, s. 171)
“Rus bilim adamı D: Y. Yeremeyev’e göre Kaçar adı eski Türk Topluluğu, Hazarların adının değişmiş bir şeklidir.” (ATANİYAZOV, 2005, s 173)
Moğolca gaçarlıg: Yerli, devamlı bir yerde oturanlar. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 21)
Kaçarnur, Demirkapı köyü, İkizdere.
Kaçar-nur.
Kaçaran ırmağı, Rüzgârlı köyü, İkizdere.
Kaçaran/ Zincirliköprü köyünün adı, Rize.
Kaçaran/ Elmalı köyünün adı, Rize. Türkçe.
KAÇAT, Karaçam köyü yaylası, Çaykara.
Kaç-at: Kaçlar. (bk. –at eki) Kaçlar, Abakan Türklerinin bir kolu. (CAFEROĞLU, 1988, s. 12)
Ermenice kaçatz: Kahraman. (BROSSET, 2003, s. 45)
Farsçadan Ermeniceye geçen cagat: Alın. Kaçat: Alın ve çakat: Dağbaşı, tepe. (DS) Yöresel. Ermenice. Türkçe.
Kaçona değirmeni, Bucak köyü, Pazar.
Kaçların, Türkmenlerin yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
Kaçeli, Tozköy, İkizdere. Kaç-eli: Kaçların yurdu, Kaç boyunun yeri. Türkçe.
KAÇAVRA mah. Dereiçi köyü, Yusufeli.
Kaç-avra: Kaçların avlusu, Türkmen avlusu. (bk. avri) Kaç, Türkmen aşireti. (AYHAN, 1999, s. 70) Türkçe.
KAÇKAR dağları, Doğu Karadeniz.
Bu konuyla ilgilenen bazı peşin hükümlüler, “kaç” sözünü Ermenice “haç”a özdeşleştirip “kar: Taş” anlamından yola çıkar ve Kaçkar sözünü evirip çevirerek “taş haç”a ulaştırırlar. Yüzlerce kilometrelik dağ silsilesini “taş haç”a benzetmek, uzaydan gözlemle mümkündür. Ayrıca o yatay dağ zincirinin en az 1,5 katına yakın uzunluğunda bir dikey doğrusu olmalı ki “haç”a benzesin. Bu dikey doğrunun bir ucu da magma tabakasına ulaşır. Bu muazzam hayal gücünü takdir etmek gerekir. Ayrıca Haç ortaya çıkmadan önce Kaçkarlar yine vardı.
Ermenice kaç: Cesur ve kar: Taş. (GOSHGARİAN) Ermenice kaçkar: Cesur taş.
“Kaçkar, Argın boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 301) “Yackar, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 559, 349)
Kaçkar al-Hamavi, Baybars döneminde Tatar (Türk) beylerinden. (YALTKAYA, 2000, s. 185) “Timur’un savaşlarında Koçkar mevkii adıyla Ortaasya’da yer.” (YAKUBOVSKİY, 1976, s. 240)
Çuvaşça kaçker: Kurt. (PAASONEN, 1950) Kıpçakça koçkar: Koç. (TOPARLI, 2007) Ermenice voçkhar: Koyun. (GOSHGARİAN) Bazı Ermeni kaynaklarında “Kaçkar” adı “Kaşgarı dağı” olarak verilmekte. (HAÇİKYAN, s. 49) Etrüskçe kar: Dağ. (MUTLU, 2008, s. 131)
Kaçkar: Boy adı. Kurt. Koç. Kaşgar’dan.
Kaçkar mah. Madenköy, Şavşat. Belirsiz. Etrüskçe.
KAÇKIN, Akyamaç köyü, Hemşin.
Kaçkın: Kaçan, firari. Kırgızca kaçkın: Muhacir. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
KADA mah. Kuruçam köyü, Akçaabat.
“Kadalı, Azerbaycan Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 302) Türkçe.
KADAĞOL mah. Yeşilyurt köyü, Akçaabat.
Kadağ-ol. “Kadaklu, Ulu Yörük taifesinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1164) “Kadaklar, Türkmen sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292)
Eski Uygurca kadah> kadak: Katı, sağlam. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Kadakol: Türkmenoğlu. Türkçe.
KADAHOR/ Çaykara’nın eski adı.
Kada-hor. Yunanca kato: Aşağı ve horio: Köy. (AKSOY, 2003) Katohoria: Aşağı köy.
Moğolca ğadağur: Dış tarafta. (LESSİNG, 2003) Kadahor, yerleşim merkezine göre en uzak birimi olarak görülmektedir. (Of ve Trabzon’a kıyasla)
Kadahor mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Kadahor mah. Mataracı köyü, Maçka.
Kadahor mah. Pervane köyü, Araklı.
Kadahor/ Gürgenli köyünün adı, Beşikdüzü. Rumca
KADAOĞLU mah. Akören köyü, Akçaabat.
“Kadalı, Azerbaycan Türklerinden.” (LEZİNA, 2009)
Dede Korkut’ta kada: Ölüm, musibet. (KARA-ALİOĞLU, 1985, s. 253) Kad, “kardeş” sözünün türediği kök. (ATANİYAZOV, 2005, s 190) Türkçe.
KADARAKLI deresi, Örtülü köyü, Of.
Kadaraklı. Kökü “kadarak” olan sözcük. “Kadarak: Bir değirmeni döndürecek kadar kuvvetle akan su.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KADARUKSA/ Çardaklı köyünün adı, Arsin.
“Yunan kaynaklarında kelimenin anlamı belirtilmez.” (KARAGÖZ, 2006, s. 115)
Kadar-uksa. Kadarı, Türkmenlerin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, 1164) Ussa, Türkmen kolu. (İLLİYEV, 2010, s. 20)
İki Türkmen obasından adını alabilecek yer. Belirsiz.
KADAVUL/ Özgen köyü, Araklı.
Kad-avul. Kadu, Kabardey Kafkaslarının bir kolu. (TAVKUL, 2007, 500) Kafkas dağlı dillerinde avıl, avul: Köy. (BÜYÜKA, s. 16) Kaduavul> kadavul: Kafkaslıların köyü. Kad, “kardeş” sözünün türediği kök. (ATANİYAZOV, 2005, s 190) Kafkas.
KADAVOL mezrası, Taşkıran beldesi, Çaykara.
Kad-avor, “kad-avul”dan. Kafkas.
KADIOĞLU mah. Sinanköy, Ardeşen.
“Kadı, Kadılu, Türkmen boylarının çok geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1164)
“İmparatorluk döneminde kadı: Şeriat hakimi.
Kadıgil mah. Kutlu köyü, Ardanuç.
Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Kadigil mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Kadıgil mah. Peynirli köyü, Ardanuç.
Kadıgil mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Peynirli ve Aydın köyündeki bu sülale, Azerbaycan’ın Şirvan kentinden geldiğini söylerler.
Kadıgil mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Kadıoğlu mah. Balaban köyü, Yusufeli.
Kadina mah. Alçılı köyü, Pazar.
Kadina: Kadının yeri. (bk. –na eki)
Kadı mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Kadı mah. Hara köyü, Fındıklı. Türkçe.
KADIRA mah. Pervane köyü, Araklı.
Kadır-a. “Kadır, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009)
“Kadır, eski Türklerde “hükümdar” anlamlarından olup “sarp, sağlam, güçlü, şiddetli” manalarındandır.” (DONUK, 1988, s. 22)
DLT’te kadır: Sarp, güç, zor. Eski Uygurca kadır: Sert, somurtkan. (CAFEROĞLU, 2011) Tuva Türklerinde kadır: Sarp, yalçın. (KUULAR, 2003) Türkçe.
KADİRGA yaylası, Şalpazarı.
“Kapdırga, Kınık Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1182) “Kandırga, Osmanlı dönemi Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 454)
“Kadırgan, Orta Asya’da ormanda bir dağın adı, belki Kingan dağı. Orhun Abidelerinde kadirkan: Kingan dağları.” (ORKUN, 1994, s. 913) “Uygurlarda kadırkan: Ormanlı bir dağın adı.” (CAFEROĞLU, 2011) Kafkas Malkar Türklerinde kabırga: Dağ yamacı. (TAVKUL, 2000) Altay Türklerinde adırgan: Tepeler. (NASKALİ, 1999) Osmanlıda kadırga: Osmanlı donanmasında çekdiri çeşitlerinden olan gemilerin en büyüğü. (SERTOĞLU, 1986, s. 167) Türkçe.
KADİRALAK yaylası, Karaağaçlı köyü, Tonya.
Kadır-alak. “Kadır, Türkmen boyu ve Alak, Bulgar ve Kıpçak Türk boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 302, 100)
“Orhun yazıtlarında kadir: Sarp, güçlü, sarsılmaz.” (ORKUN, 1994, s. 833)
“Alak, Kuman adı olup, Kıpçakça “fikirler bakımından ayrılmak” anlamı taşır.” (RASONYİ, 2006, s. 163) Kadiralak, iki farklı Türk boyu veya kişisinden adını alan yer. Türkçe.
KADİRGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Kadir, Kayı ve Beğdili Türkmenlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1166) Kadirlü, zorunlu iskâna tabi tutulan oymaklardan. (ORHUNLU, 1963, s.57) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Türkçe.
KADİŞKA mah. Üzümlü köyü, Akçaabat.
Kadiş-ka. (bk. –ka eki) “Kadiş, Hunların bir kolu.” (CZEGLEDY, 2009, s. 193) Türkçe.
KADRUL/ Oğulağaç köyünün adı, Maçka.
“Yunanca kadroul: Sidik, sidikçi. Lakap olarak verilen ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 144)
Kadr-ul. Arapça kadr: İtibar, onur, şeref. Çok Türk ağzında ul: Oğlu. (KTLS) Kadrul: Kadroğlu.
Azerice kadr: Orduda muvazzaf askerler. (ALTAYLI, 1994) Kadrol: Asker oğlu. Türkçe.
KAFAKÇE mah. Tepecik köyü, Fındıklı.
Kafak-çe. Türkçe ek almış kelime. Kafak: Çınar. (DS) Kafakçe: Küçük çınar. Türkçe.
KAFKAME/ Çağrankaya köyünün adı, İkizdere.
Kafkame sözü, hiçbir dilde bu haliyle anlamı yok. Kafkasya’nın bozuk bir şekli olabilir. Belirsiz.
Kafkamali mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
İkizdere’nin Kafkame köyünden gelip yerleşenlerin hatırasıdır. Ayrıca sülale adıdır. Türkçe.
KAFKASOR yaylası, Artvin.
Kafkas-or. Türkçe “-or” “-orum”dan. Kafkas yeri. Kafkas.
KAFURA mezrası, Yazlık köyü, Maçka.
Kafur-a. (bk. –a eki) Arapça kâfur: Cennette var olduğuna inanılan bir çeşme. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KAĞ ONA mah. Manganez köyü, Ardeşen.
Çağatayca kağ: Leğen, tekne. (ERBAY, 2008) Kağ: Dağ yamacı. (DS) Ermenice tağ, kağn: Mahalle. Kağona: Tekne yapılan yer. Tekneye benzer yer. Mahalle yeri. Ermenice-Lazca. Türkçe-Lazca
KAHA düzü, Köprübaşı.
Arapça kaha: Avlu, ağıl. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KAHNES/ Avcılar köyünün adı, Yusufeli.
Kah-n-es. (bk. –es eki) Farsça kah: 1. Saman. 2. Köşk, kasr. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kahniç: Küçük çapa. (DS) Belirsiz.
KAHURA/ Yeşilce köyünün adı, Araklı.
Kahur-a. (bk. –a eki) Kahur, “kahir”dan. Kahir, Abhazların bir kolu. (TAVKUL, 2007, s. 491) Kafkas.
KAHVECİGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Kahveci, bazı Türk inanışı ayinlerde suçluyu cezalandıran görevli. (YÖRÜKÂN, 2002, s. 81) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Meslekten adını alan sülale. Türkçe.
KAKALİ mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
Kakal, Türkçe yer adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178) Gürcüce kakali: Ceviz. Lazca kakali: Çekirdek. (ERTEN, 2000) Kıpçakça kakalı: Pişkin. (TOPARLI, 2007) Aynı yerde Kakaloğlu. Lazca. Türkçe.
KAKAÇUR, Çamlıhemşin yaylası.
Kaka-çur. DLT’te kakaç: Kir, bulaşık. Kakaçur, argoda pis su. Türkçe-Ermenice.
KAKALİ mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
“Kakaloğlu” sülalesi aynı yerde.
“Kakal, Türkçe yer adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178)
Gürcüce kakali: Ceviz. Lazca kakali: Çekirdek. (ERTEN, 2000) Lazca…
KAKART GÖRÜNÜM yaylası, Çaykara.
Kakart: Gaga, uzun burun. (ÇAĞBAYIR) Kakart Görünüm: Gaga şeklinde coğrafi yapı. Türkçe.
KAKAVAN mah. Dağardı köyü. Köprübaşı.
Kakavan: Kendini beğenmiş. (ÇAĞBAYIR) Kakavan: Bilgisiz. (DS) Türkçe.
KAKAVUT dağı. Erenköy, Yusufeli.
Kakav-ut. Kakav, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 160) Kakavut: Kakavlar, Kıpçaklar. (bk. –ut eki) Türkçe.
KAKELE, Gürsü köyü, Fındıklı.
Kak-el-e. (bk. –e eki) Türkçe gak: Kuru, bitki olmayan yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Altayca kak: Kuru, kumlu. (NASKALİ, 1999) Kakel: Verimsiz yurt.
Kakele, Başköy, Fındıklı. Türkçe.
KAKINAŞ ONA, Arılı köyü, Fındıklı.
Kakina: Çamurdan yapılan çömlek. Lazca.
KAKİBAR mah. Vezirköy, Artvin.
Ka-kibar. Ka, kişiye sesleniş. (bk. –ka eki) Belirsiz.
KAKUÇLAR mah. Yeniköy, Of.
“Kakuça, Türkçe “çekiç” anlamında olup, Türkçe yer adlarındandır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178) Kakuça: Çengel. (DS) Lakap. Türkçe. Yöresel.
KAKUŞ, Sugören köyü, Hopa.
Malkar Türklerinde kakuş, soy/ boy adlarından. (TAVKUL, 2007, s. 500) Erzurum’da kakoş/ kakuş: Çekiç. (GEMALMAZ) Kakış: Kalkma eylemini yapan. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
KALAFAT dağı, Uzundere-Çataldere arasında dağ, Çayeli.
“Kalafatlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 304)
“Kalafat: 1. Vezirlerle devlet ricalinin giydikleri, başlıklardan birinin adı. 2. Gemi tahtalarının arasını ziftle doldurma işlemi.” (PAKALIN, c. II s. 142)
Arapça kilf> kılafet> İtalyanca calafato> Yunanca kalafatis, Osmanlıca kalafat. (ÇAĞBAYIR)
Kalafat, Türkmen boyu ile ilgili akraba adı. Türkçe.
KALAFKA arduçlu/ Gülyurdu köyünün adı, Yomra.
Umar, “kalafa adının öz biçimini ve anlamını güvenle saptayamadım” der. (UMAR, 1993, s. 364)
Kalaf-ka-Arduçlu. (bk. –ka eki) Azerice kalafa: Harabe. (ALTAYLI, 1994) Kalafa: Büyük alan. (DS) Kalafa: Büyük ev. (ÇAĞBAYIR) Arduç, “ardıç”tan. Kalafa arduçlu: Ardıçların kapladığı büyük alan. Türkçe.
KALAKA mah. Kiremitli köyü, Maçka.
Kalak-a. (bk. -a eki) Kıpçakça kalak: Yüksek. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KALAKORİ mah. Köprülü köyü, Rize.
Kalak-ori. Kıpçakça kalak: Yüksek. (AGAR, 1989, s. 1013) Kalaori: Yüksek yer. (bk. –orum eki)
KALAMOZ/ Akpınar köyünün adı, Rize.
Kalam-oz. Yunanca kalam: Kamış.
Kamış vadisi. (bk. -oz eki) Yunanca-Türkçe.
KALANA, Derindere köyü, Çaykara.
Kalan-a. (bk. –a eki) “Kalan, Bayındır boyunun yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1170)
“Kalan, Kuman şahıs adı ve Kuman asıllı Rumen asilzadesi.” (RASONYİ, 2006, s. 211)
“Kalan, İlhanlılarda öşürün karşılığı olan vergi.” (TOGAN, 1981, s. 340) Azerice kalan: Zengin. (ALTAYLI, 1994) Altayca kalan: Haraç, vergi. (NASKALİ, 1999) Eski Uygurca kalan: Arazi vergisi. (CAFEROĞLU, 2011) Kalan: Kalma işini yapan. Kalan: 1. Türkmen boyu. 2. Vergiyle ilgili ad...
Kalanas/ Çalışanlar köyünün adı, Dernekpazarı.
Kalan-as. (bk. –os eki) Rumca ek almış Türkçe ad.
Kalanit/ Kalant/ Köyceğiz köyünün adı, Of.
Kalan-it: Kumanlar… (bk. –et eki) Türkçe.
KALANCI/ Yeşilırmak köyü, Çayeli.
Kalan-cı. Eski Uygurca kalançı: Kalan vergisini (arazi vergisi) toplayan memur. Altayca kalançı: Vergi toplayıcı. Kırım, Kazan’da kalançı: Toprak vergisi toplayıcısı.
Kalenciler mah. Gürdere köyü, İkizdere.
Kalenciler, Çağrankaya köyü, İkizdere. Türkçe.
KALANEMA/ Söğütlü köyünün adı, Akçaabat.
Kala-nema. Farsça kala: Sermaye. Arapça nema: Artma, faiz. Kalanema, ticaretle ilgili ad. Trabzon’da kalamona: Meşelik alan. Yunanca kala: İyi, nima: İp ve dris: Meşe. Yöresel. Yunanca. Türkçe.
KALANİS, Of’un eski köylerinden.
Arapça kalanis: Tepesi sivri külahlar, takkeler. (DEVELLİOĞLU, 1980) İnanç ve meslek adı. Türkçe.
KALAPOTOMOZ, İkizdere’den geçip İyidere’den denize dökülen dere.
İkizdereliler bu dereye “büyük dere” derler ve Kalapotomoz adını bilmezler.
Rumca kala> kalo: İyi ve potam: Dere. Potamia, Yunancaya yörenin antik kavimlerinden olan Pelasgların dilinden geçmiştir. (KARAGÖZ, 2006, s. 86)
Kalopotom-oz: İyidere vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe ek almış Rumca ad.
KALARCET, Bereket köyü civarında kale, Ardanuç.
“Kalarçet, 1000’li yıllarda Artvin, Ardanuç ve Borçka kesimlerinin tarihi adıdır. Kalarcet, Kalaç yurdu anlamında olup, Türkçe yer adlarındandır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 51)
Kalar-cet. Kalar, Horasan civarında eski yerleşim yerleşim yerlerinden. (ORHAN, 2007, s. 128) Kalarcet, Kalar soyu, Kalarlar, Kalardan gelenler. Türkçe.
KALASKA mah. Köprüyanı köyü, Maçka.
Kalas-ka. (bk. -ka eki) Kalas, Yıva Türkmenleri kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, c. III s. 1171)
Kalastası mah. Kocaköprü köyü, Pazar.
“Kala taşı”ndan. Türkçe.
KALAŞİ, Sinanköy, Ardeşen.
Kalaş-i. (bk. –i eki) “Kalaş, Azerbaycan Türklerinin Şahseven kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 304)
“Kalaş, Macaristan’daki Kumanlar arasında 1436’da bir “Kalaş obasında Kalaş” zikredilmek-teydi.” (RASONYİ, 1968, s. 45) “Kalaş, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 211)
“Kuman Türklerinde kalaş: Öksüz, biçare. (RASONYİ, 2006, s. 211) Çağatay Türklerinde kalaş: Çaresiz, zavallı. (ERBAY, 2008) Kıpçakça kalaş: Yufka, çörek. (TOPARLI, 2007)
Trabzon’un bazı yerlerinde kalaş: Kıble yeli. Lazca kalaşi: Meltem rüzgârı. Yöresel. Türkçe.
KALAYCİ ONA, Dağdibi köyü, Pazar.
“Kalaycı, Hazar-ötesi Türkmen oymaklarının Göklen kolundan.” (SÜMER, 1999, şema D) Meslekle ilgili ad. Türkçe.
KALCİYA/ Toklu köyünün adı, Trabzon.
Kalcı Halid cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1173)
Yunanca kaltsina, kalcin: Yünden yapılma çorap, tozluk, dizbağı. (KARAGÖZ, 2006, s. 45)
Kalci-ya. Kıpçakça kalci: Bir kılıç çeşidi. (UĞURLU, 1984, s. 172) Altayca kalcu: Kızgın. (NASKALİ, 1999) Kalcıya: Kalacılu boyuna sahip. Tozluk. Silah yapım yeri. Kızgınlar. (bk. –iya eki) Rumca. Türkçe.
KALEGRA/ Meşeli köyünün adı, Akçaabat.
Kalegra. (bk. –a eki) Kal-egra. Kal, belki “kalo”dan. Rumca kalo: İyi. Egra, “akra”dan. Yunanca akra: Uç, kıyı. Kaliakra> kalegra: İyi kıyı. Pontusça.
KALE-İ BALA/ Hisarcık köyü adı, Çamlıhemşin.
Farsça bâlâ: Yüksek, yüce. Kale-i bâlâ: Yüksekteki kale veya büyük, yüce kale. Türkçe.
KALEMEN/ Kamışlı köyünün adı, Trabzon.
“Kelemen, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 341)
“Kalamanos, Bizans komutanı.” (KURAT, 1937, s. 231) Yörede kalamona: Meşelik alan.
Lazca/ Ardeşen kalamani: Çarık. Yunanca kalami: Kamış. (AKSOY, 2003) Eski Helence aulos: Kamış. (UMAR, 1993, s. 138) Yöresel. Rumca.
KALENDER/ Çamlıca köyünün adı, Güneysu.
Kalender, Türk boylarından. (LEZİNA, 2009, s. 305)
Farsça kalender: Başıboş dolaşan, derviş. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KALFA, Güneşli köyü mezrası, Köprübaşı.
Arapça kalfa: Bir iş ve sanatta ustalık derecesi. Lakap. Türkçe.
KALİ, Esenkıyı köyü, Hopa.
Kalı, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 305)
Kalı, Türk kişi adı.” (ATALAY, 1936) “Eski Türk adı kali: Muhkem.” (BAHADIR HAN, s. 33)
Lazca kali: Çekirge. (BENLİ, 2004) Osmanlıca kali: Bir bitki. (ÇAĞBAYIR)
Kalica, Ballıca köyü, Of.
Kali-ca: Kalı yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
KALİKOZ/ Yaylacılar köyünün adı, İyidere.
Kalik-oz. Uygurca kalik: Yüce, yüksek. (GÜNDÜZ, 1995, s. 105) Eski Türkler havaya “kalıg” derlerdi. (ÖGEL, 1971, s. 163) DLT’te kalık: Hava, gök, sema. Kalikoz: Yüksek vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KALİN dere, Lekoban yaylası, Borçka.
Orhun yazıtlarında kalin: 1. Kalın. 2. Çok, fazla. (ORKUN, 1994, s. 835)
Kalin dere: Büyük dere. Türkçe.
KALİS/ Konuklu köyünün adı, Köprübaşı.
“Kaliz, Peçeneklerde, Macarlarda ve Güneydoğu Avrupa’nın başka birçok noktasında Müslümanlığı temsil eden, askeri niteliklerinin dışında, ticaret ve para konusunda da ustalıklarıyla bilinen ve Türklerin özelliklerinin taşıyan halk topluluklarını işaret etmekteydi.” (CZEGLEDY, 2009, s. 127)
“Kalizler, Hazar Türkleri döneminde Türk boylarından.” (RASONYİ, 1983, s. 3)
“Hazar ve Karayların yanı sıra Kaliz, Kabar, Kıpçak gibi bir kısım Türk boyları da Musevi dinine girmiştir.” (Makale, Türklerin Tarihte İnandıkları Dinler, Cemal Şener)
“Bizans kaynaklarında Kalis, Macar aristokrat adı olarak Türkçe ve Macarca Kali şeklinde geçtiği bildirilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 301) (s. 223, 2004 baskısında sözcük “kali” yazılmışken, 2006 baskısında sehven “kah” yazılmıştır)
Kırgızca kalıs: Kararsız. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
KALİŞKA/ GALİŞKA deresi, Çavuşlu köyü, Hopa.
Kalış-ka. (bk. –ka eki) Azerice kalış: Kamışa benzer bitki. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
KALİZAN mah. Uğurlu köyü, Of.
Kalizan: Kalizler. (bk. –an eki) Kalizler, Hazar Türkleri döneminde Türk boylarından. (RASONYİ, 1983, s. 3) Kalizler, Hazarlara paralı askerlik yapan boy. (KAFESOĞLU, 1984, s. 167) Türkçe.
KALKANLI mah. Ihlamur köyü, Fındıklı.
Kalkan, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 305)
DLT’te kalkan: Savunma silahı. Türkçe.
KALKIYA/ Gürgendağ köyünün adı, Düzköy.
Kalk-ıya. Kıpçakça kalk: Kalkmak. (TOPARLI, 2007) Kalkıya: Terkedilen yer. (bk. -iya eki) Türkçe.
KALMAHAT yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Kal-mahat. Arapça mahatt: Yolculuk esnasında inilip durulacak yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kalmahat: Geçici olarak kalınan yer. Türkçe.
KALOĞRA mah. Ocaklı köyü mezrası, Maçka.
Rahibelerin yöresel adı. Yöresel.
KALONİMA, 1878 salnamesinde Akçaabat köyü.
Kalo-nima. Rumca kalo: İyi ve nima: İsim. Kalonima: Güzel isim. Rumca.
KALONTEN mah. 1878 yılı salnamesinde Rize’de.
Kal anton> Kalonten: Kal ailesi. Rumca ek almış Türkçe ad.
KALOPİR, Atalar köyü, Şavşat.
Kalo-pir. Gürcüce kalo: Harman yeri, düzlük. Pir, belki “yir”den. Türkçe yir: Yer. Kaloyir: Düzlük yer. Gürcüce-Türkçe.
KALOŞ mah. Maden köyü, Artvin. Belirsiz.
KALOYNA/ Oğulkaya köyünün adı, Akçaabat.
Kaloyan, Bulgar kralı. (BROSSET, 2003, s. 413) Kal-oyna. Folklorik ad. Türkçe.
Kalo-nya. Yunanca kalo: İyi, -nya, “-iya”dan. Kalo-iya: İyi yer. (bk. –iya eki) Türkçe ek almış Rumca ad.
KALPAKLI, Şahinkaya, Maçka.
“Kalpak, Kıpçak (Sarı Bagış) kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 306, 349)
Görünümle ilgili yapılan yakıştırma. Türkçe.
KALUHTEN/ Paşakuyu köyünün adı, Rize.
Kaluh-ten. Kaluh, “Karluk”tan. Karluhten: Karluklar. (bk. –an eki) Belirsiz.
KALUKLAR/ Çanakçeşme köyünün adı, İyidere.
“Kaluk, “karluk”tan. Karluk, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 331, 349)
Türkçede kaluk: Evlenmemiş yaşlı kız. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
KALUSA, Eğridere köyü mezrası, Çaykara.
Kalus-a, “Kalis”ten. (bk. kalis) Belirsiz.
KALVA deresi, Göknar deresi kollarından, Şavşat.
“Eski Türklerde “kavla” “bir çeşit ok” anlamındadır.” (DONUK, 1988, s. 99) “Osmanlıda kalva: Talim oku.” (PAKALIN) Ok dere. Türkçe.
KALYA mah. Güneşli köyü, Borçka.
Kal-ya. Kuman Türklerinde kal: Yaban, vahşi. (GRÖNBECH) Kalya> kaliya: Vahşiliğe sahip, vahşiliği olan. (bk. –iya eki) Türkçe.
KALYERA/ Çiçeklidüz köyünün adı, Akçaabat.
“Kallergis, Bizans hanedanı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 70) Rumca.
KALYONİ mah. Vamenli köyü, Tonya.
“Kalyon, Osmanlı’da taife.” (TÜRKAY, 1979, s. 453)
“Kalyon, yelkenli ve kürekli harp gemilerinden. İtalyanca galion.” (EREN, 1999) Gemiciler.
Kalyonci mah. Yücehisar köyü, Pazar.
Kalyonci mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Kalyonci mah. Köprüköy, Ardeşen. Türkçe.
KAMA köyü, İkizdere.
“Kama Bulgar Türkleri.” (ABEŞİ, 2001, s. 40) “Kama, Kazak (Argın) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 306)
Farsça, Bulgarca ve Sırpça kama: Hançer. (EREN, 1999) Coğrafi görüntüsüyle ilgili ad.
Kama, Yeşilalan köyü yaylası, Çaykara.
Kamaha mah. Kapıköy, Maçka.
Kama-ha: Türkler. (bk. -ha eki)
Kamaha mah. Yeşilyurt köyü, Maçka. Türkçe.
KAMAHET, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Kamah-et: Kemahlar. (bk. –et eki) “Kemah, Kıpçak boylarından.” (TOGAN, 1981, s. 45) “Kamak/ Kamakh, Kıpçakların Kimek/ Kemak uruğu ile ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 52)
“Kara kamag, Göktürkler döneminde geçen boy adı.” (SÜMER, 1999, s. 32)
“Yazıtlarda kamag: Hepsi.” (SİMİÇ, s. 82) Türkçe.
KAMAKAT, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Kamak-at: Kamaklar. (bk. –et eki) “Kamaklar, Kıpçak boyundan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 195) Kamakat: Kıpçaklar. Türkçe.
KAMALE ĞALİ, Hara köyü, Fındıklı.
Kamal-e. (bk. –e eki) “Kamalu, Türkmenlerin Cerit kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 306)
Lazca ğali: Dere. Kamala ğali: Kamal deresi. Türkçe-Lazca.
KAMAN/ KAMEN
Kaman-a. (bk. –a eki) “Kamanlu, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 306) “Kaman, Avşar Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1175)
“Kaman, Kumanlarda kişi adı ve Macaristan’da Kamand, Kamond köy adları.” (RASONYİ, 2006, s. 211) “Kaman, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936)
Yunanca kamenos: Yanık, yanmış. (AKSOY, 2003) Türkçede kaman: Dağların doruklarına yakın olan yerler. (ACAROĞLU, 1999, s. 117)
Kaman, Kamen, “kuman”dan. (bk. kumanit)
Kaman ğali, Aksu mah. Fındıklı.
Kuman deresi. Türkçe-Lazca.
Kameni ğali deresi, Düzköy, Borçka.
Kamanişoz, Salnamede Rize köyü.
Kamanişoz: Kuman vadisi.
Kamanuha, Salnamede Vakfıkebir köyü.
Kaman-uha: Kumanlar. (bk. –ha eki)
Kamena/ Kıranköy’ün adı, Vakfıkebir.
Kamena, Düzköy yaylası, Trabzon.
Kamena mah. Sevimç köyü, Maçka.
Kamenit, Kavaklı mah. Rize.
Kamen-it: Kumanlar.
Kamenit deresi, Arhavi. Türkçe.
KAMARA
Kamar-a. (bk. –a eki) “Kamarlu, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad ve Kıpçak oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163) “Kamarlı, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 453)
Türkçede kamara: Büyük yığın. (ACAROĞLU, 1999, s. 117) Çağatayca kamar: Burun. (ERBAY, 2008) Ermenice gamar: Kemer. Lazca kamara: Kiriş. Yunanca kamara: Kemer köprü.
Kamar, kamara: Kıpçak oymağı. Kiriş. Burun, uç. Kamara: Köprü.
Kamar, Yeniköy, Fındıklı. Kıpçak’tan...
Kamara, Şalcı köyü, Şavşat.
Kamara, Akçaabat semlerinden.
Kamarakana, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Kamarakana, Sırt yayla, Ardeşen.
Kamarazir, Şalcı köyü, Şavşat.
Farsa zir: Aşağı. Kamar zir: Aşağıdaki Kıpçaklar.
Kamarat, Kestanealan köyü, Arhavi.
Kamar-at: Kıpçaklar. (bk. –at eki)
Kamarat, Aslandere, Arhavi.
Kamari, Yeniköy, Fındıklı. Lazca. Türkçe. Pontusça.
KAMAŞANİ, Yayla mah. Ardeşen.
Kamaş-an-i. (bk. –i eki) “Kamaş, Baylar kolunun Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 306) “Kamaş, Dulkadırlı Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1176)
Gamaş, Kıpçakların üst kolu olarak bilinen Kimekler ülkesinin en büyük nehri. (KUMEKOV, 2013, s. 80)
Kıpçakça kamaş-: Göz kamaşmak. (TOPARLI, 2007) Kamaş: Tütünün dip yaprakları. (DS)
Kamaş-an: Türkmenler. Tütünler. (bk. –na eki)
Kamaşene mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Kamaş-ene: Kamaş yeri. (bk. –ona eki)
Kamaşinoz/ Mermerdelen köyünün adı, Rize.
Kamaş-ın-oz: Türkmen vadisi, tütün vadisi.
Kamaşet/ Gamaşet mah. Madenköy, Şavşat.
Gamaşet: Gameşler, Kamaşlar. Türkçe.
KAMBOZ, Taşhane köyü, İyidere.
Kambot, Kafkasya’da kıpçak kökenli Karaçay-Malkar Türklerinde kabile. (ADİLOĞLU, 2005, s. 150)
Kamboz, Moğollarda gambo: Askeri unvan, efendi. (VLADİMİRCOV, 1950, s. 10)
Rumca kambo: Düz yer, küçük düzlük. Yunanca kambos: Ova, tarla. (AKSOY, 2003)
Kambe dere, Örtülü köyü, Of.
Kamboz/ İslahiye-Selamet köylerinin adı, Güneysu.
Kambanoz mah. Başar köyü, Maçka.
Kamba-n-oz: Vadideki düzlük. (bk. –oz eki)
Maa Kambo yaylası, Çaykara. Maa-kambo.
Arapça maa: İle, beraber. Rumca.
KAMBERİ mah. Güneyköy, Pazar.
“Kanber/ Kanberli, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 454) “Türkmen Yörüklerden Kanberlü cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 206)
“Kamber Ata, Kırgız Türk inancında ulvi şahsiyet.” (ERDEM, 200, s. 114) “Kazakların milli kahramanı Kambar Batır.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 34) “Kamber Sultan, 1563 yılında Horasan yöresinde vali.” (SÜMER, 1976, s. 89) Kamber/ Kanber, Hz. Ali’nin kölesinin adı.
Arapça kamber: 1. Dost. 2. Bir evin gediklisi.
Kamberli mezrası, Taşocağı köyü, Akçaabat.
Kamberli mah. Çiçekli köyü, İkizdere. Türkçe.
KAMBURİ mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
Kanbura, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 307) Kambur: Beli bükük. (EYUBOĞLU, 1995)
Kamburlu mah. Başar köyü, Maçka. Türkçe.
KAMELER, Dağardı köyü, Köprübaşı.
Türkçe çoğul eki almış kelime. Farsça kame: Arzu, meram. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KAMİLET mah. Erenköy, Murgul.
Kamil-et: Kâmiller. (bk. –et eki) Kamil, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 200)
Kamilet mezrası, Küçükköy, Arhavi. Türkçe.
KAMİSKER, Serinsu köyü mezrası, Yusufeli.
Kamis-ker. “Kamıs, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009)
“Kamkhıs, Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 169) Ermenice kami: Rüzgâr ve ker: Şişman. Belirsiz.
KAMİŞİ ONA, Hasköy, Pazar.
Kamışlık. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
KAMPARNA/ Dikyamaç köyünün adı, Arhavi.
“Kampana, eski Bulgar beyi Kampaganos’tan gelme yer adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 221)
Lazca kampara: Mürvet ağacı. (ERTEN, 2000) Kamparana> kamparna: Mürvetlik. (bk. –na eki)
Kamparna yatağı, Ulukent köyü, Arhavi. Lazca.
KAMUHA/ Yaylacık köyünün adı, Vakfıkebir.
Kamu-ha. Karahanlılarda kamu ve DLT’te kamug: Bütün, hepsi. Kamuha: Meralar. (mecaz) (bk. –ha eki) Türkçe.
KÂN/ Kayabaşı köyünün adı, Yomra.
Farsça kân: Maden ocağı, maden kuyusu. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Kân, Erzurum’un ilçesinden gelenlerin hatırası.
Kani mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
Kan-i. (bk. –i eki)
Kânli, Başköy, Pazar.
Kân-li, Kândan gelenler. Türkçe.
KANABAN mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Kan-aban. Kan, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 307) Aban
KANAHALİ/ Karşıyaka köyünün adı, Araklı.
Kanaaralı, Kuman kabilesi. (YAKUBOVSKİY, 1976, s. 190) Kanarlı, Kıpçak kabilesi. (AHİNCANOV, 2009, s. 263)
Kanah-li, Kanahlı olan, Kanah’tan gelen. Türkçe.
KANALET mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Kanal-et: Kanallar. (bk. –et eki) Türkçe.
KANANET mah. Bahçeli köyü, Yusufeli.
Kanan-et. “Kanan, Beğdili Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1178)
“Macaristan’da Kuman/ Kıpçaklarla bağlantılı Kanand, Kamond köy adları.” (RASONYİ, 2006, s. 211)
Kananet: Türkmenler. Kumanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KANAS, Acısu köyü, Akçaabat.
Arapça kanas: Av yeri. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KANBATLAR mah. Çiftlik köyü, Şavşat.
Kambot, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 150) Türkçe.
KANCAKYOİ mah. Gürsu köyü, Fındıklı.
Kanca-kyoi. Kanca: Kan bakımından, soyca. (ÇAĞBAYIR) Kancakyoi: Aynı soydan olan. Türkçe.
KANCAR AVLİ, Kayalar köyü, Borçka.
Kancar, Karakalpak kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
KANCEL mah. Gürgen köyü, Güneysu.
Kan-c-el. Kan eli. Türkçe.
KANCI/ Sarıbey köyünün adı, Of.
“Kancı, Yüreğir Türkmen boyunun yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1179) “Gancı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 251, 307) Kancı, sipahi reayası, zorunlu iskana tabi tutulan oymaklardan. (ORHUNLU, 1963, s. 76)
Kançu, Peçenek başbuğu. (KURAT, s. 259)
Kancigil mah. Maden köyü, Artvin
KANCILOBODAMO yaylası, Çaykara.
Kancıl-obo-dam-o. “Kancıgili, Kıpşak kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 307)
Obo, “oba”, dam: Ağıl. Türkçe.
KANCUMA/ Ağaçlı köyünün adı, Beşikdüzü.
Kancu-ma. Kökü, kancu, kancı” olan sözcük. “Kancı, Yüreğir Türkmen boyunun yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1179) Kançuk, Kafkas kabilesi. (TAVKUL, 2007, s. 500) Arapça ma: Su. Kancuma: Kancu suyu. Türkmen suyu.
Kancuoğlu mah. Esenyaka köyü, Yusufeli. Türkçe.
KANDAĞAL deresi, Ortacalar köyü, Arhavi.
Kanda-ğali. Arapça kanda: Değirmen bendi. (ÇAĞBAYIR) Bentli dere. Türkçe-Lazca.
KANDAVA/ Kırklartepe köyünün adları, Rize.
Kandeva, İran’da yerleşim yeri.
Kan-dava. “Kan davası”ndan. Altay dil ailesinde kan: Su. (ATANİYAZOV, 2005, s 83) Farsça kan: Kaynak. Kandeva: Deva kaynağı. İyi su. Belirsiz
Kanteva mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Rize’den gidenlerin kurdukları mahalle. Türkçe.
KANDİLAT, Sivrikale köyü, Pazar.
Kandil-at: Kandiller. (bk. -at eki) Osmanlıda kandil: Okların konulmasına mahsus yapılan aletin adıdır. (PAKALIN, c. II s. 159) Askeri sülale. Türkçe.
KANDİYOZ mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Kandi-yoz. Kandı, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 308) Kandıyoz: Kıpçak vadisi. (bk. -oz eki) Türkçe.
KANEBİTAV mezrası, Maden köyü, Artvin.
Kanebi-tav. Yakın sözcük olarak kanafi: Kendir otu. Kıpçakça tav: Dağ. Kendir dağı. Belirsiz.
KANGAL mezrası ve tepesi, Yomra.
“M.Ö. II.’lü yıllarda Sir derya ve oradan kuzeye uzanan Kara-tav dağlık bölgesinde, Avesta’nın “Kangha” adıyla andığı göçerlerin devleti vardı.” (CZEGLEDY, 2009, s. 33)
“Kangal, Avşar ve Yıva Türkmen boylarının Gündüz ile Karaca Koyunlu cemaatlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1180)
Yunanca kagalos, kaghali: İp halkası. (AKSOY, 2003) Kangal: Kurutulmuş tütün demetleri. Yün çilesi. (DS) Kangal: Deve dikeni. (EREN, 1999)
Kangalanoz/ Yağlıtaş köyünün adı, Rize.
Kangal-an-oz. Kangallar vadisi. (bk. –an, -oz eki) Antik. Türkçe. Rumca.
KANGEL, Köprübaşı yaylası, Sürmene.
Yaygın sülale adıdır.
“Kangel, 12. asırda Semerkant yakınlarında devlet adamlarının ve komutanlarının buluştuğu tarihi mevki.” (BARTHOLD, 2012, s. 648)
Kang-el. Altay dil ailesinde kang: Derya, su. (ATANİYAZOV, 2005, s 83) El: Yurt, memleket, yer. Kangel: Sulak yurt. Rumca kangel: Dönemeç, viraj. Yunanca strofi: Dönemeç, viraj (AKSOY, 2003) ve gangli: Dönemeçli yol. (TIETZE) Kıpçakça kengel: Şaka, latife. (TOPARLI, 2007)
Bölgesinin virajsız yeri yoktur ve “viraj”in sülale adı olduğu görülmemiştir.
Kangel, Semerkant’tan gelenlerin hatırası.
Kangel deresi, Gürgen köyü, Güneysu.
Kangel mezrası, Çıralı köyü, Maçka. Türkçe.
KANGLI gölü ve dağı, Şavşat. (POLAT, 2001, s. 31)
“Kanglı, Kıpçakların kolu.” (TAŞAĞIL, 2004, s. 62)
Kang, Türklerde unvan. (TOGAN, 1981, s. 45) Türkçe.
KANGERLER, Çat köyü, Hemşin.
“Kangerlü, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 138) “Kanger Türk boyu olup, “kuvvet, sağlamlık, “cesaret” ifade eder.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 218) Türkçe.
KANGOLOY mezrası, Ormanüstü köyü, Maçka.
Kangol-oy. “Kangol/ Kongol, Kuman oymağı Kongor adından.” (KARAGÖZ, 2006, s. 54) “Konguroğlu, Kuman ailesi.” (RASONYİ, 2006, s. 223)
Kıpçakça oy: Dere, vadi. (TOPARLI, 2007) Kongoloy: Kuman/ Kıpçak vadisi. Türkçe
KANLIKA/ Beştaş köyünün adı, Trabzon.
Kanlı-ka, Kökü kanlı olan sözcük. (bk. –ka eki)
Sözcüğün Türkçe “kan sözcüğü” olduğu açıktır. (KARAGÖZ, 2006, s. 46) “Kanlı, “Kanglı”nın bozulmuş şeklidir ve Kanglı uruğu bir Kuman (Kıpçak) oymağıdır.” (ERÖZ, 1983, s. 27) “Kanlı, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 309)
“Kanlı, Kıpçaklar’dan büyük kimsenin adı.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 127) DLT’te kanlı: Kağnı arabası. Kıpçakça kanlı: Kağnı. (TOPARLI, 2007)
Kanlı: Kıpçak boyu. Cinayetle ilgili ad...
KANET mezrası, Ormandibi köyü, Yusufeli.
Kan-et. “Kaneler, Türkmen kabilelerinden.” (BEYOĞLU, 2000, s. 174) Kanet: Kanlar. Türkçe.
KANSALİYA mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Kan-saliya. Farsça kan: Maden ocağı ve Farsça saliyye: Methiye. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Kansa-l-iya. Kansa, Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 200) Kansaliya: Kansaların yeri. (bk. –iya eki) Belirsiz.
KANSAS mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Kans-as. Arapça kans: Av, av yeri. (DEVELLİOĞLU) (bk. –os eki) Belirsiz.
KANTAGİL mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kanta-gil. Kantı, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale. (ATANIYAZOV, 2005, s. 294) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Eski Uygurca kanta: Hani, nerede. (CAFEROĞLU, 2011) Lakap. Türkçe.
KANTARLI, Hemşin köyü.
“Kantarlu, Kantaroğlu, Türkmenlerin Cerit boyunun bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 309) “Kantarlı, Peçeneklerin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. ııı s. 1181)
Kantarcı: Sekban fırınındaki vazifelilerden biri. (SERTOĞLU, 1986, s. 117) Kantar: Yüz kişilik birliğin başında bulunan, yüzbaşı karşılığıdır. (EYUBOĞLU, 1995)
Kantarepe mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Kantar-epe: Kantarlar. (bk. –epe eki) Lazca ek almış Türkçe ad.
KANTOĞLU mah. Örnek köyü, Pazar. Akraba adı.
DLT’te kant: Şehir. Kantivati: Şehir yer. (bk. –vati eki)
Türkçe.
KAPARYA mah. Sakalar köyü, Artvin.
Kapar-ya> Kabar-iya. “Kabar, Hazar Türklerinin bir kolu.” (RASONYİ, 1993, s. 128)
Kapar, Selçuklu döneminde Türk emiri. (SEVİM, 1988, s. 36)
Eski Türk kültüründe kabar: Baş kaldıran, isyan eden. (KAFESOĞLU, 1984, s. 166) Kabarya: Kabar yeri. (bk. –iye eki) Türkçe.
KAPİÇEL mah. Gürdere köyü, İkizdere.
Altay Türklerinde kapçal: Dağ boğazı. (NASKALİ, 1999) Hakaslarda h(k)apçal: Boğaz, geçit. (ARIKOĞLU) Kapıçal: Değirmendeki gereçlerle ilgili ad. Türkçe.
KAPİSRE/ Güngören köyünün adı, Arhavi.
Köyün adı Salnamelerde “Kabirse” olarak geçmektedir. (bk. Kabirse)
“Kapisa, Göktürkler döneminde yer adı.” (RASONYİ, 1993, s. 73)
Kap-isre. DLT’te kap: Eğreti hısım ve isre: Aşağı. Kapisre: Aşağıdaki eğreti hısım. Belirsiz.
KAPLANOZ, Yenimahalle, Uzungöl, Çaykara.
Kaplan-oz. “Kaplan, Bayat Türkmeni kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 310)
Kaplanoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KAPNES/ Güneşli köyünün adı, Rize.
Yunanca kapnos: Duman. Rumca.
KAPSE/ Ayvalık ve Ihlamur köylerinin adı, İkizdere.
“Kapisa, Bir savaş nedeniyle Göktürkler döneminde geçen yer adı.” (RASONYİ, 1993, s. 73)
Yunanca kapsa: Yakıcı sıcak. (AKSOY, 2003) Yer, güneşi az gören konumda olup “sıcak” ile ilgisi yoktur. Pontus’ça ekapse: Yanmak, pişmek. Kumanca ve Kıpçakça kapsa: Sandık. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
KAPTAHOR/ Peynirli köyünün adı, Ardanuç.
Kap-tahor. “Kaboğlu, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009) “Tohar, eski Ortaasya kavimlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 106) İki boydan adını alan yer.
Kıpçakça kap: Çuval, kese ve tağar: Omuz. (TOPARLI, 2007) Kaptağar: Omuz çuvalı, heybe. Dokumacılık ile ilgili ad. Türkçe.
KARA dağı, Gürsu köyü, Fındıklı.
“Karalu/ Karaoğlu, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 71) “Çepniler, bazı yörelerde Karalar… adlarındaki obalara ayrılmışlardır.” (SÜMER, 1992, s. 245) “Karalar, Türkmenlerin Cerid, Beğdili, Çepni, Olam kolundan oymaklar.” (LEZİNA, 2009, s. 323)
“Kara, Kuman şahıs adı, Kuman asıllı Romen asilzadesi.” (RASONYİ, 2006, s. 497)
Eski Türk Kitabelerinde kara: Büyük, kudretli, saygı değer. (KAFESOĞLU, 1984, s. 229) Kıpçakça kara: Siyah. Kul. DLT’te kara, Hakaniye hanlarına verilen isim.
Kara: Çepnilerle ilgili ad... Türkçe.
KARAALİ mah. Şehitlik köyü, Pazar.
Karaali, Kızık, Çunkar ve Yıva boylarının yaygın kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1187)
KARABACAK mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
“İran’da önde gelen Türk boylarından Kara bacaklu boyu.” (SÜMER, 1976, s. 160) “1453-1650 yıllarında Anadolu’da Kara Bacak cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1189) Türkçe.
KARABİN’İN mah. Çamlıtepe köyü, Hemşin.
“Karabina: Osmanlı’da ateşli silahlardan birinin adıdır.” (PAKALIN, c. II s. 189) Askeri sülale adları bölgede yaygındır. Karabinaoğlu aynı köyde.
Karabinapeş mahalle, Derbent köyü, Fındıklı.
Karabinapeş: Karabinaoğlu. Türkçe.
KARACA mah. Barış mah. Ardeşen.
“Karaca, Hazar-Ötesi Türkmenlerinden.” (SÜMER, 1999, şema D) “Karaca, zorunlu iskâna tabi tutulan oymaklardan.” (ORHUNLU, 1963, s. 57)
“Karaca, Kıpçak-Kuman ismidir.” (RASONYİ, 1983, s. 45) “Karaca, Peçeneklerde şahıs adı.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 171)
“Türkçe karaca: Kara, Karayağız.” (BUDAYEV, 2009, s. 87)
Karaca mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Karaca mah. Karaca köyü, Murgul.
Karaca tepesi, Pervane köyü, Araklı. Türkçe.
KARALİ mah. Şehitlik köyü, Pazar.
Karali, Türkmenlerin yaygın kolu. (LEZİNA, 2009, s. 323) “Kara Ali, Avşar, Kayı boylarının yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1187) “Karalilar, Hazar-Ötesi Türkmen oymaklarından.” (SÜMER, 1999, şema L. III)
Karali koyi mah. Meyvalı köyü, Fındıklı.
Karali mah. Hara köyü, Fındıklı.
Karaliş mah. Sümer köyü, Fındıklı.
Karaoğliş mah. Hürriyet mah. Fındıklı. Türkçe.
KARADERE/ Kalkandere’nin eski adı.
Karadere, Araklı. Türkçe.
KARAGÖZ mah. Çağrankaya, İkizdere.
“İran’da oldukça kalabalık bir Karagözlü Türkmen aşireti vardır ki, bunlar aslen Safeviler devrinin ünlü Şamlu boyuna bağlıdırlar.” (SEVİNÇ, 1997, s. 129) “Kara-Gözlü oymağı Şamlu boyundandır.” (SÜMER, 1999, s. 313) “Karagöz, zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 58)
Karagözi mah. Yeniköy Mahallesi, Ardeşen.
Karagözlü mah. Anzer, İkizdere.
Karagözlü mezrası, Akarsu köyü, Maçka.
Karagöz mah. Çamlıca köyü, Yusufeli. Türkçe.
KARAHASANİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Kara Hasan; Yıva, Dodurga, Avşar, Beğdili, Bayad, Salur, Yazır Türkmenlerinin geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1213)
Karahasangil mah. Ortaköy, Artvin. Türkçe.
KARAHUN YURT tepesi, Güneli köyü, Güneysu.
Kara-hun-yurt. Türkçe.
KARAKANZİ/ Üstündal köyünün adı, Sürmene.
“Bizans kaynaklarına göre Bulgar unvanlarından ve Peçenek asıllı kumandandan kaynaklanan yer adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 301) Kançu, Peçenek başbuğu.” (KURAT, 1937, s. 259)
“Karalar, ve Gancı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 251, 323) “Kancıoğlu, Osmanlı döneminde Erzurum eyaletinde bir cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 454) Karaganci, faklı iki Türk boyu. Türkçe.
KARAKAŞİ ONA, Şehitlik köyü, Pazar.
“Karakaş, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 321) Karakaşi ona: Karakaşların yeri. Türkçe-Lazca.
KARAKOZ, Çamburnu, Sürmene.
Karak-oz. DLT’te karak: Göz bebeği. Karakoz: Gözbebeği vadisi, güzel vadi. (mecaz) Türkçe.
KARAKULUKÇU mah. Suçatı köyü, Pazar.
Karakullukçu: Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarındaki küçük çavuşlara verilen addır. (PAKALIN, c. II s. 198) Askeri sülaleler yörede yaygındır. Türkçe.
KARAKURÇİ mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
Kara-kurçi. (bk. kara) “Kurci, Kazakların Orta Cüz kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 389)
“Korçi, Moğol komutan Camuka’nin üvey kardeşi.” (ROUX, 2001, s. 95) “Gagauz Türklerinde kurçi, kasaba adı.” (BASKAKOV, 1991) Türkçe.
KARAKURT sırtı, Maden köyü, Artvin.
“Karakurd, Türkmenlerin Varsak kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1305) Türkçe.
KARALOĞLİ mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
“Karalu, Türkmenlerin değiş kollarından.” (LEZİNA, 2009, s. 324) “Karal, Abaza soyu.” (TAVKUL, s. 487)
Kafkas Karaçay -Malkar Türklerinde karal: Halk, ulus, bir ulusa mensup olan. (PRÖHLE, 1990) Karal, “Karaalioğlu”ndan. Tıpkı “Saral, Sarıalioğlu”ndan, “Koçal, Koçalioğlu”ndan gibi. Türkçe.
KARAMAĞZI/ Kasımağzı köyünün adı, Şalpazarı.
Karam-ağzı. Uygurlarda karam: Kale hendeği. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 304) Yine Uygurca garam: Ot yığını. (NECİP, 1995) Coğrafi görüntüyle ilgili ad. Türkçe.
KARAMAN karyesi, Akçaabat.
“Salur’ların üç taifesinden biri Karaman’dır.” (ERÖZ, 1975, s. 127) Karaman, Akkoyunlu devletini meydana getiren başlıca oymak. (TKD, sayı 324, s. 298)
1466’da Fatih’in “Karamanoğlu beyliğini alınca, Konya’dan sürülerek (Karaman oğulları) Trabzon, Rize ve çevrelerine yerleşmiştir.” (BİLGİN, 2002, s. 112) “Anadolu’da, Türkçe konuşan ve başka bir dil bilmeyen Ortodoks Hıristiyanlara Karamanlı denmektedir.” (BOSTAN, 2002, s. 343)
Karamanlar, Balcılı köyü, Yusufeli.
Karamane, Fethiye mah. İyidere.
Karamanoğlu’ndan. Türkçe.
KARAMER ırmağı, Kavakpınar köyü civarı, Of.
Kara-mer. Arapça mer: Adam. Kara adam ırmağı. Kişi lakabı. Belirsiz.
KARAMOLOĞLİ mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
“Karamollaoğlu”ndan. Türkçe.
KARAMUSALİ, Kaleönü Mah. Tonya.
“Karamusalu, Kusun Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 325) Türkçe.
KARAN/ Karaca köyünün adı, Arsin.
“Karan, Şor Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 325)
“Karan, Eski Türklerde unvan.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 218)
Kıpçakça karan: Kenar, ufuk. (TOPARLI, 2007) Eski Türkçe garan: Çınlama, tınlama. (ATALAY, 1936)
Karana, Ortaköy, Maçka.
Karanlı mah. Akdamar köyü, Akçaabat.
Türkçe “-lı” yapım eki almış kelime. Türkçe.
KARANG, Çataldere köyü civarında dağ, Çayeli.
“Karangu, Kayı boyunun Kuştemür grubunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1318)
Kıpçakça karang: Ufuk. Kenar. (TOPARLI, 2007) DLT’te karangu: Karanlık. Türkçe.
KARAOSMANOĞLU mah. Gündoğdu köyü, Ardeşen.
Karaosman, Avşar Türkmenlerinin kolu. (İLBEY, 2010, s. 252)
“Karaosmanoğulları, Manisa bölgesine hakim olmuş nüfuzlu, güçlü ve çok zengin bir Türkmen ailesiydi. Aynı zamanda ayanlıktı. Gücü, 1740’lı yıllardan Tanzimat dönemine
kadar devam etmiştir.” (NAGATA, 1997, s. 191)
KARAP yaylası, Çamlıhemşin.
Kıpçakça karapçı: Fakir. (TOPARLI, 2007)
Kar-ap. Farsça ab: Su. Ermenice kar: Taş. Kar suyu. Soğuk su. (mecaz)
Karap mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Karapeti mah. Ulukent ve Balıklı köyleri, Ardeşen.
Karapeti: Kar suları, soğuk sular. (bk. -et eki) Türkçe.
KARAPTAL, Çayırbağı beldesi yaylası, Düzköy.
Kar-aptal, “Kara-abdal”dan. “Kara Abdal, Hacı Bektaş Velâyetnamesi'nde, ona bağlı bir derviş adı olarak geçer. Çepniler’in Hacı Bektaş’a bağlılığı biliniyor. Bu boyla bu ad karşılaştırıldığında bir tarihi gerçek ortaya çıkıyor, o da Kara Abdal adına düzenlenen törenlerin, söylence türünden olsa bile, nereye dayandığı, eskiliğidir.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 35) (bk. Abdallı, Hıdırnebi) Türkçe.
KARATAŞLAR mah. Çiçekli köyü, Arsin.
“Karataş, Yazır, Elbeyli ve Karakeçeli Türkmen boylarının kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 327) Türkçe.
KARAVAT/ Saylıca köyünün adı, Şavşat.
Kara-vat. “Çepniler, bazı yörelerde Karalar… adlarındaki obalara ayrılmışlardır.” (SÜMER, 1992, s. 245) “Karalar, Türkmenlerin Cerid, Beğdili, Çepni, Olam kolundan oymaklar.” (LEZİNA, 2009, s. 323) Karavat: Çepni yurdu. (bk. vat eki) Türkçe-Lazca.
Karav-at: Ödüller. (bk. –at eki) Türkçe karav: Mükâfat. (ATALAY) Gürcüce karavi: Çadır. Karaviat> karavat: Çadırlar. Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
KARAVÇİGİL mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Kökü “karav” olan sözcük. Türkçe karav: Mükâfat. (ATALAY) Gürcüce karavi: Çadır. Karaviçigil: Çadırcı ailesi. Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
KARAVER mah. Köknar köyü, Çaykara.
“Karaver, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki tarihi Türkçe ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 175) Türkçe.
KARAVİN mah. Tozköy, İkizdere.
Kara-vin. Farsça vin: Renk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Karavin: Kara renkli. Akraba adı. Türkçe.
KARAVUL, Meşeköy, Ardanuç.
Karavul, Göklen Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 328) Türkçe.
KARBAĞİ mah. Sulak köyü, Fındıklı.
Kar-bağı. İkizdere’de karbaği: Çatının ana kirişi. Belirsiz.
KARBAPE mah. Düz mah. Güney köyü, Ardeşen.
“Karbedelü, Türkmenlerin Beydili kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 328)
Karb-ape. Eski Uygurca karba: İlaçlık bir tür bitki. (CAFEROĞLU, 2011) Karbape: Karbalar, bitki türü. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
KARÇ, Ovit’te yayla, İkizdere.
Karça, Adigine boyu. (LEZİNA, 2009, s. 329) Karça, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 200)
“Karç (Karch), geniş bir Hazar kasabasıydı.” (BROOK, 2005, s. 75) “Karç, Macaristan’da Peçeneklerden kalan yer adı.” (RASONYİ, 1993, s. 134) “Karça, Mısır Memluklularında şahıs adı.” (BUDAYEV, 2009, s. 87) “Çağatayca karça, bir kuş adı.” (KUNOS, 1902, s. 121) “Karaçayca karça: Karaçayların cetleri.” (PRÖHLE, 1990)
Ermenice karç: Gödek. Yer adıyla uyuşmaz. Bu yaylanın sahipleri (Bayırköy) ağzında “karç: Kıraç” anlamındadır. Karç, “kıraç”tan.
Karç, Derecik köyü, Arhavi. Türkçe.
KARÇHAL/ Alabalık köyünün adı, Artvin.
“Karçkhal’ni/ Karçıkallar, Karçıkal dağlarına adını veren ve 1266 yılında Şavşat-Batum arasındaki 3539 m. dağda yaylayan Kıpçak oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 150, 263) “Karçıkal, Kıpçak oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 329)
“Kafkas Karayderler, Karaçay-Malkarlar’a kendi dillerinde “dağlı” anlamına gelen “Kuşha” derler. Abazalar ise “Karça” derler.” (TAVKUL, 2007, s. 478) Karçhal: Kıraç olan.
Karçal dağları, Pınarlı köyü civarında, Şavşat. Kafkas.
KARÇKA mah. Maden köyü, Şavşat.
Kıpçakça karçıga: Atmaca, alaca doğan. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KARDAMOZ/ Seslidere köyünün adı, Çayeli.
Karda-m-oz. Karda: Yayla. (ÇAĞBAYIR) Kardamoz: Yayla vadi. (bk. -oz eki) Türkçe.
KARESTER, Uzungöl’ün yaylası, Çaykara.
Kar-ester. Kar, “kara”dan. Farsça ester: Katır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Karaester> karester: Kara katır.
Yahudilere “ester orucu” vardır. Belirsiz.
KARET, Çıralı köyünde mezra, Yusufeli.
Kar-et. “Karlı, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 331, 349)
Kıpçakça kar: 1. Kar. 2. Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Gürcüce kari: Kapı. Ermenice kar: Taş. Kar-et: Kıpçaklar, karlar, kapılar, taşlar.
Kareti, Elmalı mah. Borçka. Karet: Düzler...
Başkaret mezrası, Elmalı mah. Borçka. Düzlerin başı.
Karnut, Demirkent köyü mezrası, Yusufeli.
Kar-n-ut: Karlar. (bk. –it eki) Türkçe.
KARGAPAZARI dağı, Hopa. Türkçe.
“Garga, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 252)
Karganın çok olduğu yer.
Kargapazarı, Gölyayla köyü, İkizdere. Türkçe.
KARGUYEL dağı, Demirkent köyü civarı, Yusufeli.
Kargu-yel. DLT’te kargu: Dağ tepelerinde minare biçiminde yapı olup, düşman geldiği zaman herkesin hazır bulunması için üzerinde ateş yakılır. Yel, “el”den. Kargiyel: Gözetleme yeri.
Eski Türkçe kargı: Kamış. (ÇAĞBAYIR) Kargıyel: Kamış yurdu. Türkçe.
KARHANE mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Azerice karhana: Taş ocağı, taş işlenen yer. (ALTAYLI, 1994) Tatarca kârhane: Atölye. (GANİYEV, 1997) Gürcüce karhana: Fabrika, atölye. Özbekçe korhane: İşyeri. (YUSUF, 1994) Farsça kârhane: İş yeri, iş yapılan yer. Türkmence kerhane: İşletme, müessese. Uygurca karhane: İmalathane. (KTLS) Kerhane: Tuğla ve kiremit ocağı. (ÇAĞBAYIR)
Kerane/ kerhane eskinin taş ocağı.
Karhane, Armutlu mahallesi, Şavşat. (bk. KERHANE) Türkçe.
KARIKLİYA/ Meydankaya köyünün adı, Akçaabat.
Karık-lıya. “Karık, Oğuz boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 330) Karıklıya: Oğuz yeri. (bk. –iya eki)
Karıklı: Zahire. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça karıg: Kenar, kıyı. (TOPARLI, 2007) Türkçe karık: Su yolu, ark. (GÜLENSOY, 2007) Karıklıya: Tahıla sahip. Dere veya arkı olan. Yunanca karekla: Sandalye. Türkçe.
KARİSATyaylası, Şavşat.
Gürcüce kari: Kapı. “Arapça kari> karye: Köylü.” (ÇAĞBAYIR)
Kar-i. Ermenice kar: Taş. Kıpçakça kar: Düz arazi, kar. (TOPARLI, 2007)
Kari-s-at: Köylüler. Düzler. (bk. at eki) Türkçe.
KARİSMANLAR mah. Gürdere köyü, İkizdere.
Karisman, “kara Osman”dan bozma sözcük. Bu mahallede aynı sülale vardır. Türkçe.
KARKELE mezrası, Gürsu köyü, Fındıklı.
Kark-el.-e. (bk. –e eki) “Karka ve Karkalı, Türkmen Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 491) Kırgızca kark: Bolluk. (YUHADİN, 1994)
Karkel: Karkal yurdu. Belirsiz.
KARLEVO, Gülen köyü, Dernekpazarı.
“Karlı ova”dan bozma sözcük. Türkçe.
KARLIK/ Akkaya ve Karakaya köyleri adı, Trabzon.
“Karluk, Üç Oğuz boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 331) “Kıpçakların etnik unsurlarından bir grup da Karluk’lardır.” (KARA, s. 114) Karluklar, Göktürklerin kolu olup Altay dağlarında yaşamakta idiler. (TAŞAĞIL, 2004, s. 62)
“Macar Türkoloğu Gy. Nemeth’e göre “Karluk” sözcüğü, “kar yığını” anlamındadır.” (NECEF, 2005, s. 65) “Mesudi, 950’li yıllardaki gözlemlerinde “Türklerin en savaşçısı Guzlar’dır. En yakışıklısı, en uzun boylusu ve en tatlı simalısı Kharlukh’lardır” der. (Muruc Ez-Zeheb, 2004, s. 40, Selenge)
Karlig: Karlı. (ÇAĞBAYIR) Altayca karlık: Şaman dua sırasında yardım eden ruh. (NASKALİ, 1999)
Karlık tepesi, Trabzo’a 12 km. uzakta tepe.
Karluk, 1878 yılı salnamesinde Akçaabat köyü.
Trabzon’da Nefsi Karlık, Karlık hozemya ve Karlık şumerya adlı üç köy vardı. Türkçe.
KARMANLI mah. Derindere köyü, Çaykara.
“Karamanlı”dan. (bk. karaman) Türkçe.
KARMATE ırmağı, Zafer mah. Pazar.
“Karmatiler, Emeviler döneminden beri var olan tasavvufi ve sosyal adaletçi bir mezhep.”
Lazca karmate: Değirmen. Lazca.
KARMİSER mah. Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Karmi-ser. Ermenice garmi: Kırmızı. Farsça ser: Tepe. Kırmızı tepe. Ermenice-Türkçe.
KARMİŞKAYA, Cevizli köyü civarı, Şavşat.
Karmiş-kaya. “Karmış, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 331)
“Karmiş, Türkmen beylerinden.” (SÜMER, 1999, s. 70) Türkçe.
KARNIYEL dağı, Demirkent köyü, Yusufeli.
Karnı-y-el. “Karnı ile başlayan Türkmen boyları.” (LEZİNA, 2009, s. 332)
Karni, Kafkasya’da şehir. (ROUX, 2001, s. 255)
Arapça karn: Boynuz. (DEVELLİOĞLU, 1980) Karnıyel: Boynuz eli. Boynuz gibi yer. Belirsiz.
KARNOT yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Karn-ot. Arapça karn: Boynuz. (DEVELLİOĞLU, 1980) Karnot: Boynuzlar. (bk. –ot eki) Coğrafi görüntüsüyle ilgili ad. Türkçe.
KAROĞLI mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Kar-lı, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 331, 349) “Karlı, değişik Türkmen boylarının yaygın kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1335) Karoğlu, “karaoğlu”ndan.
Karape mah. Güneyköy, Ardeşen.
Karape: Karlar. Karalar. (bk. –epe) Türkçe-Lazca.
KARON/ Karaca köyünün adı, Arsin.
“Yunan kaynaklarında ne böyle ve ne de benzeri bir sözcüğe rastlanmaz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 116) Karan, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 325)
Ermenice karun: İlkbahar. (GOSHGARİAN) Eski Türkçe garan: Çınlama, tınlama. (ATALAY, 1936) Karan, Eski Türklerde unvan. (KAFESOĞLU, 1984, s. 218
Karaona/ Karano mah. Ballıca köyü, Of. Karan-o.
Karong mah. Karaağaç köyü, Çayeli.
Kar-ong. Eski Türkçe onğ: Sağlam, dayanıklı. (EYUBOĞLU) Belirsiz.
KAROS yaylası, İncesu köyü civarı, Çayeli.
Kar-os. Arapça kar: Çukur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice kar: Taş. Rumca ek almış sözcük. Belirsiz.
KAROT yaylası, Morkaya köyü, Yusufeli. (bk. karet)
Karot: Karlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KARPETLİ mah. Biçinlik köyü, Tonya.
Türkçe “–li” eki almış kelime. Karpet, “karpat”tan. Karpat, Balkanlarda bölge ve dağ adı. Karpatlı, Karpat’tan, Balkanlardan gelen. Türkçe.
KARPUZLU mah. Yaylabaşı köyü, Maçka.
Karpuz, Türkmenlerin Dine kolundan. (SAKİN, 2010, s. 212)
Karpuz, Kuman/ Kıpçak şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 498) Türkçe.
KARSANDUĞ, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
Karsan-duğ. Kıpçakça karsan: Ağaçtan yapılan hamur teknesi. (SAFRAN, 1989, s. 147)
Hopa Hemşin’de karsan: Hamur teknesi. Duğ, “dağ”dan. Karsanduğ: Hamur teknesinin yapıldığı dağ. Belirsiz.
KARSNİYA/ Kapıköy köyünün adı, Ardanuç.
Kars-niya: Karslı, Kars’tan gelip yerleşenler. “Kars, Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 493)
DLT’te kars: Deve veya koyun yününden yapılan elbise. Çağatay Türkçesinde kars: Şal kuşak, bel bağı. (KUNOS, 1902, s. 122)
Karsniya: Şal kuşağı yeri. (bk. –iya eki) Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
KARSLIOĞLU mah. İkisu köyü, Yomra.
Karsluoğlu, Bayındır Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
“Kars’ın, “karsak”tan bozma olduğu söylenir. “Kumanca karsak, “bozkır tilkisi” anlamında olup, sık sık kullanılan kişi adıdır.” (RASONYİ, 2006, s. 214) Kıpçakça karsak: Deri, post. (TOPARLI, 2007)
“Karsak, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 332)
Karslıoğlu, Kars’tan gelen. Türkçe.
KARTLA/ Tütüncüler köyünün adı, Artvin.
Kart-la. “Kart, Kazak boyu.” (İSMAİL, 2002, s. 151) “XVII. yy. Trabzon sahil kesimlerine sık sık Kazak akınlarına maruz kalmıştır” (TRUS, c.1 s. 154)
Gürcülerin bir adı da “Kart”tır.
Eski Uygurca kart: Çıban. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te kart: Çıban, çıbanlı. Kıpçakça kart: İhtiyar. (TOPARLI, 2007) Gürcüce.
KARTHEV deresi, Bademkaya köyü, Yusufeli.
Kart-hev: Kart deresi. Gürcüce.
KARUNÇ yaylası, Hemşin.
Kar-unç. Ermenice kar: Taş ve inç: Ne. (Soru zamiri)
Türkçe adlar türeten ekler içinde -inç, -ınç ekleri de bulunmaktadır. Sevinç, Eminç, Kılınç, Narınç. (ATALAY, 1936, s. 5) Kork-unç… Karunç, karla ilgili. Türkçe.
KARVATİ Esenkıyı köyü, Hopa.
Karlı, Kıpçak boyundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 331, 349)
Kıpçakça kar: 1. Kar. 2. Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Ermenice kar: Taş.
Karvati: Düz yurt. Taşlı yer. (bk. vati eki) Türkçe-Lazca.
KARYAN dağı, Artvin bölgesinde.
Kar-yan: Karlar. (bk. –yan eki) Türkçe.
KARZEL/ Ağaçbaşı köyünün adı, Of.
Karz-el. Arapça karz: Ödünç verilen veya alınan şey. (DEVELLİOĞLU, 1980) Karzel: Ödünç alınan veya verilen yurt.
Karzel mezrası, Köprügören köyü, Yusufeli.
Karziya/ Gökçekaya köyünün adı, Akçaabat.
Karziya: Ödünç yer. (bk. -iya eki) Türkçe.
KASALAK mezrası, Gülen köyü, Çaykara.
Kasalak: Kibirli, onurlu, kendini beğenmiş. (DS) Lakap. Türkçe.
KASAR köprüsü, Çayeli.
“Kasar, Hazar Türklerinin diğer bir adı.” (ZEKİYEV, 2007, s. 231) “Kasarlar Hazarların atalarıdır.” (BROOK, 2005, s. 27) “Kasar, Hazar’ın Oğuzca’da aldığı biçim. (GOLDEN, 2005, s. 10) “Kısa bir süre önce bulunan çok önemli bir Uygur yazısında, artık hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde “Kasar” varyantına rastlanır ve Hazarların, Bizans ve Sir kaynaklarında olduğu gibi, burada da Barsillerle birlikte anılmış olduğudur.” (CZEGLEDY, 2009, s. 110) Kasaroğlu, Osmanlı’da bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 494)
Cengiz Han’ın bir kardeşinin adı da Kasar’dı. (ROUX, 1998, s. 76)
Moğolca kasar: Yırtıcı hayvan. (VLADİMİR-COV, 1950, s. 14) Kıpçakça kasarlar: Köpek sürüsü. (TOPARLI, 2007) İkizdere’de kasar: Kirli çamaşırları küllü su ile yıkama.
Kasar deresi, Örtülü köyü, Of.
Kasarlar mah. Güneyce, İkizdere.
Kasaroğlu ve Kasarcıoğlu aynı köyde. Türkçe.
KASATOZ/ İslahiye köyünün adı, Rize.
Kasat-oz. Arapça kasat: Şarap dolu bardaklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kasatoz: Üzüm vadisi, şarap yapılan vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KASAVA dağı, Işıklı köyü, Ardeşen.
Kasava, “kosava”dan. Bölgede Arnavutoğlu yaygın sülaledir. Belirsiz.
KASAVATİ, Yayla mahallesi, Ardeşen.
Kasa-vat. Kasa, Türk boyu. (LEZİNA, 332) Türkçe-Lazca.
KASİMOĞLİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Kasım, Beğdili (beydili) oymağının bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 181)
“Kasımlı, Türkmenlerin Barak ve Avşar kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 333) Türkçe.
KASKANOZ/ Yeşilköy’ün adı, Güneysu.
Kaskan-oz. Kaskan, Konar-Göçer Türkmen taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 495)
Kaskan, Buhara’da Türk beyi adı. (ÖNDER, 2007, s. 375) Kashan, Bulgar şehri. (BROOK, 2005, s. 43) Kaskanoz: Türkmen vadisi. Kashan’dan gelenler. Türkçe.
KASPARLI mah. Hilal köyü, Hemşin.
Türkçe “-lı” yapım eki almış kelime.
“Kaspar, Kafkasya’da mıntıka.” (BUDAYEV, 2009, s. 70) “Gaspar, Macar adı.” (TAKATS, s. 236) Ermenice gaspar: Usta. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 174) Kaspar, Karaçay’da bir at soyunun adı. (TAVKUL, 2000)
Kasparlı, Kafkasya’dan gelen.
Kasparlar mah. Derebaşı köyü, Rize.
Türkçe ek almış sözcük. Türkçe.
KASPEPE mah. Elmalık köyü, Pazar.
Kasp-epe. “Kasp, Hazar dönemi Kür çevresinde yerleşim yeri.” (KIRZIOĞLU, 1992, 21)
“Kaspi, Hazar denizinin eski adı.” (BETROZOV, 2008, s. 39)
“Kaspi, Türk dilli halk.” (ZEKİYEV, 2007, s. 207)
Eski Uygurca kas: Tepe. (CAFEROĞLU, 2011) Pelasg dilinde kas: Tapınak. (UMAR, 1993, s. 49) Kaspepe: Kasplılar, Kasp’tan gelenler. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
KASRAN mah. Ormancık köyü, Dernekpazarı.
Kasr-an. Arapça kasr: Köşk, mükemmel ev. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kasran: Mükemmel evler, köşkler. (bk. –an eki) Türkçe.
KASTAN deresi, Fol deresi kolu, Tonya.
“Kastan, Yörükân taifesinin kolu.” (TÜRKAY, 1979)
Kastanoz başı, Uzungöl, Çaykara.
Kastan-oz. Kastan vadisi.(bk. –oz eki) Türkçe.
KASTANBOLU mah. Tozköy köyü, İkizdere.
Mahalle sakinleri, Kastamonu’dan buraya gelindiklerini söylemekteler. Türkçe.
KASTEL deresi, Sürmene.
“Kestel, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 345) “Kestel, Avşarların yaygın bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Kastel, Bulgaristan’ın Lofça ilinin Selvi ilçesine bağlı köy.” (ACAROĞLU, 1999, s. 133) “Peçevi Tarihi’nde Kastela, Adriyatik denizinin doğusunda körfez.” (YILMAZ, s 310)
Gagauz Türklerinde kastel: 1. Köşk, kasır. 2. Şato. (BASKAKOV, 1991, s. 137) Osmanlıca kestel: Küçük kale, hisarcık ve Bulgarca kestel: Yonga, küçük odun kütüğü. (KARAAĞAÇ, 2008) Yunanca kastro: Kale, hisar. (AKSOY, 2003) Latince kastel: Hisar. (UMAR, 1993, s. 403) Trabzon’da kastel: Mısır sapı. (DS) Türkçe kestel: Kıldan eğrilmiş ip. (GÜLENSOY)
Kestel: 1. Kabile adı. 2. Köşk, kale...
Kastel, Çamlık mah. Uzungöl, Çaykara.
Kastela mah. Akarsu köyü, Maçka. Türkçe. Rumca.
KASTİ ZENİ, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Kast-i. (bk. –i eki) Farsça kast: Eksik, noksan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca zeni: Düz. Kasti zeni: Küçük düzlük. (mecaz) Türkçe-Lazca.
KASTRO mah. Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Kişi veya sülale adı. Rumca.
KAŞ mezrası, Maden köyü, Artvin.
“Kaş, değişik Türk kabilelerinin adı.” (LEZİNA, 2009, s. 333) “Beğdili, Çavundur, Salur Türkmen kolunun Kaş cemaatleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1343)
Gaş, 12. yy.da Hoasan’da zengin ve hoş bir bölgeye sahip şehir. (ORHAN, 2007, s. 94)
DLT’te kaş: Herhangi bir şeyin kıyısı. Teleüt Türklerinde kaş: Orman kenarı. (SIRKAŞEVA, 2000) Tatarca kaş: Dağ, yamaç. (GANİYEV, 1997) Kıpçakça kaş: Dağ sırtı, tepe başı. (TOPARLI, 2007) Karahanlı Türklerinde kaş: Yamaç. (ATA, 2004, s. 425) Eski Uygurca kaş: Tepe, yamaç. (CAFEROĞLU, 2011) Altayca kaş: Sınır, kıyı. (NASKALİ, 1999) Çağatayca kaş: Tepe. (ERBAY, 2008, s. 336)
Akçaabat’ta kaş: Küçük uçurum. (GEDİKOĞLU, 1996) Tonya’da kaş: Dik yamaç, yüksek kaya, uçurum. (KALYONCU, 2001, s. 83) Beşikdüzü’nde gaş: Yamaç.
Kaş, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kaşget mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Kaş-g-et: Kaşlar. (bk. –et eki)
Kaşdibi, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü. Türkçe.
KAŞUKÇI köyü, Ardanuç. Eski adı aynı.
Kaşıkçı, Konar-göçer Türkmen taifesinin kolu. (TÜRKAY, 1979, s. 495) Kaşıkçı Danişmendli aşireti. (GÜNDÜZ, 2005, s. 103) Meslek adı. Türkmen aşireti.
Kaşukçi ırmağı, Handağı köyü, Pazar. Türkçe.
KAŞİFYANTİ mah. Düzenli köyü, Borçka.
Kaşif-yan-ti: Kaşifler. (bk. –yan eki)
Kâşif, Arapça “keşf > kaşif”ten. Kâşif: Keşfeden. Kaşifyan: Kâşifler. (bk. –yan eki) Türkçe.
KAŞMER mah. Köprülü köyü, Rize.
Gagauzca kaşmer: Keşmir kumaşı. Kaşmer: Komik. (KOP, 1982, s. 52) Bulgar diyalektiğinde kaşmer: Can sıkıcı, usanç verici. (ACAROĞLU, 1999, s. 134)
Çamlıhemşin’de kaşmer: Komik. Anadolu’nun çok yerinde kaşmer: Güldürücü, şakacı. (DS) Lakap. Türkçe.
KATA ırmağı, Acısu köyü, Akçaabat.
“Katalı, Yıva Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1347)
“Kata, Türkçe Aşut adlı Ermeni kralının kızı ve Kata, Gürcü kral IV. David’in Kıpçak eşinden olan kızı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 56, 111)
Gürcüce kata: Kedi. Yunanca gata: Kedi. Dede Korkut’ta kada: Ölüm, musibet. (KARAALİOĞLU, 1985, s. 253)
Kata ırmağı, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Kata rehte şelalesi, Tepebaşı köyü, Güneysu.
Kata-rehte: Rehte: Uçurum, şelale.
Kata vatani, Güngören köyü, Arhavi.
Belirsiz.
KATAKOLOZ/ Aşağıtatlısu köyünün adı, Kalkandere.
Kata-kol-oz. Kıpçakça kata: Boyunca ve kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Katakol: Vadi boyu. Belirsiz
KATAMA, Düzenli köyü, Borçka.
Gürcüce katami: Tavuk. Hopa’da kataman: İneklere tuz yalatmak için kıldan yapılmış torba. (DS) Kata-ma. Gürcüce kata: Kedi. Arapça ma: Su. Kedi suyu. Yöresel.
KATANG, Hemşin’de yer adı. (GENÇ, 2005, s. 75)
Kırgızca katang: Gaddar. (YUHADİN, 1994) Eski Türkçe katang: Kuru bitki sapı. (RASONYİ, 1984, s. 72) Türkçe.
KATAPİYA/ Çavuşlu köyünün adı, Borçka.
Katap-iya. Kat-ap: Kat kat su: Bol su. Katapiya: Bol su yeri. (bk. –iya eki) Belirsiz.
KATAROĞLU tepesi, Kayadibi köyü, Şavşat.
“Katar ağaları, Yeniçeri ocağının büyük zabitleri hakkında kullanılan bir tabirdi.” (PAKALIN, c. II s. 212) Askeri sülale adı.
Katarit, Subaşı köyü, Hopa.
Katar-it. Arapça katar: Birbiri ardınca sıralanmış hayvan sürüsü, dizisi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Katarit: Hayvan sürüleri. (bk. –it eki) Türkçe.
KATIRCİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
“Katırlı, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 334)
“Osmanlılarda Katırcı (Harbedende): Saray katırlarına bakanlar hakkında kullanılan bir tabirdi.” (SERTOĞLU, s. 135) Türkçe.
KATİGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Kati-gil. “Katı, Kenege kolundan kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 334)
Kıpçakça katı: Sağlam, sert. (TOPARLI, 2007) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Lakap. Türkçe.
KATİLA mah. Derebaşı köyü, Rize.
Katil-a. Katil: Katleden. Türkçe.
KATİLOZ/ Güneli köyünün adı, Güneysu.
Katil-oz. Katiller vadisi. (bk. –oz eki)
Katiloz mah. Yeşilköy, Güneysu. Türkçe.
KATOLİK, Taşkıran köyü yaylası, Yusufeli.
Hıristiyan mezheplerinden biri. Yakıştırma yapılan addır. Çünkü yörede Hıristiyan mezhepleri arasında Katolik olanı yoktu, geneli Ortodoks’tu. Lakap. Yöresel.
KATORİ yirmaği, Aktaş köyü, Pazar.
Ka-tori. Lazcada sözcüklerin önüne zaman zaman kelimeye katkısı olmayan hece ve sesler gelmektedir. Kelimenin kökü “tor”dur.
DLT’te tor: Tuzak, ağ. Eski Uygurca tor: Av ağı. (CAFEROĞLU, 2011) Belirsiz.
KATOY, Başköy, Pazar.
Kat-oy. Kıpçakça kat: Huzur ve oy: Vadi, dere. (TOPARLI, 2007) Katoy: Huzur vadisi.
Of’ta katoy: Ahır. (ASAN, 2000) Rumca değildir, yöreseldir. Türkçe.
KATRA mah. Suçatı köyü, Pazar.
Kıpçakça katra: Baca. (TOPARLI, 2007) Coğrafi görüntüsüyle ilgili ad. Türkçe.
KATRAĞA, Kesikköprü köyü, Pazar.
“Kadir ağa”dan.
Arapça kadr: İtibar, değer. Türkçe.
KATRAZİL mah. Seyitler köyü, Artvin.
Katra-z-il. Kıpçakça karta: baca. (TOPARLI, 2007) Katrazil: Baca eli. Coğrafi görüntüsüyle ilgili ad. Türkçe.
KATU ORUBA, Yavuzköy, Pazar.
Kedi dere. Lazca.
KATUNA mah. Tozköy, İkizdere.
Katun-a. (bk. –a eki) “Altay Türklerinde, Altay Kişilere bağlı Katun boyu.” (DİLEK, 2005, s. 10)
“Altay dağlarındaki Katun gibi adlar, yalnızca birer coğrafya ve yer adlarından ibaret değil idiler.” (ÖGEL, 1971, s. 295)
“Çebi han, Talas gölü ile Katun nehri arasına yerleşmiştir.” (GUMİLEV, 2007, s. 289) “Altay dağlarında Katun tepeleri.” (TOGAN, Türkistan, s. 54)
“Katun kelimesi Türkçenin en eski metinlerinde görülmektedir.” (KARADOĞAN, 2004, s. 159)
“Katun, Kağanın ilk zevcesine denirdi.” (RASONYİ, 1993, s. 60) “İl Bilge Katun, Bilge kağan ile Köl Tigin’in annesi.” (SÜMER, 1999, s. 20) “Katun, Hazar kağanı Bağatur’un kızı.” (GOLDEN, 2006, s. 225)
DLT’te katun: Afrasyab kızlarına verilen ungun. Kıpçakça, Uygurca, Kumanca katun: Hatun. Orhun Abidelerinde katun: Hakan, kağan eşi, kraliçe. Mısır Kıpçaklarında katun: Kadın. (AGAR, 1989, s. 1016)
Katuna, daha farklı anlam da içerir.
Katuna mezrası, Güneşli köyü, Köprübaşı.
Kotuna mah. Topluca köyü, Çamlıhemşin. Türkçe.
KATVANA mah. Esandal köyü, Murgul.
Katvan-a. (bk. –a eki) Katvan, Semerkant’ın kuzeyinde yer adı. (AYDIN, 1989, s. 72)
Katvan’adan gelenlerin anısı. Türkçe.
KAVALA/ Kavala köyünün adı, Trabzon.
Kaval-a. (bk. –a eki) Kavallu, Kaçar boyu kollarından. (SÜMER, 1999, s. 440)
Kaval: Çoğunlukla çobanların çaldığı düdük.
Kavala tepesi, Eskipazar, Of. Türkçe.
KAVALAR/ Gökçeoba köyünün adı, Of.
Kava-lar. Türkçe “çoğul” eki almış sözcük. Kava, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 335)
“Kava, tarihi kişi adlarından.” (ATALAY, 1936)
“1515 yılı kayıtlarında Of ve Atina (Pazar)’da zimmi (Hıristiyan) olup, Türkçe ad taşıyan Kavalar’a ait haneler de yer almaktaydı.” (BOSTAN, 2002, s. 339)
Yunanca kava: İçki mahzeni, içki satan dükkân. (AKSOY, 2003) Uygurca kava: Kaba, nezaketsiz. (NECİP, 1995) Eski Türkçe kava: Sarp ve yalçın kayalar. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Türkçe. Yunanca.
KAVALYOZ/ Çataklıhoca köyünün adı, Çayeli.
Kaval-y-oz. “Kavallu, Kaçar Türk boyu kollarından.” (SÜMER, 1999, s. 440) Kavalyoz, Kaçarlar vadisi. (bk. –oz eki) Folklorik ad. Türkçe.
KAVAR, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
“Kavar, Hazar boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 335) Kavar, Türk boyu. (ZEKİYEV, 2007, s. 16)
“Kavar, Trakya’da kurulan Kelt devletinin son hükümdarı.” (ACAROĞLU, 1999, s. 135)
Kavar: Küçük ark. Ermenice kavar: İlçe.
Kavar bağu, Arılı köyü, Fındıklı.
Kavar-bağu: Kavar ambarı.
Kavareti mah. Maral köyü, Borçka.
Kavar-eti: Kavarlar. (bk. –et eki) Yöresel. Türkçe.
KAVAZGİL mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
“Kavazlı, Osmanlıda bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979)
“Kavas: Vezirlerin mahiyetinde kullandıkları silahlı adamlara verilen addı.” (PAKALIN, c II, s. 215)
Kavaz’ın pınarı, Boyalı köyü, Ardanuç.
Kavazoğli, Hara köyü, Fındıklı. Türkçe.
KAVE mah. Derbent köyü, Fındıklı.
Kave, “kahve”den. Türkçe.
KAVKASET mah. Havuzlu köyü, Yusufeli.
Kavkas-et. Kavkas, “Kafkas”tan. Kavkaset: Kafkaslılar. (bk. –et eki) Kafkas’tan gelenler. Türkçe.
KAVNAR, Maral köyü, Borçka.
Kav-nar. DLT’te kav: Bazı ağaç kabuğu kurutularak kolay tutuşur süngerimsi madde. Kav: Çanak ve çömlek yapımında kullanılan kırmızı toprak. (ÇAĞBAYIR)
Kavnar: Kavlar. (bk. –nar eki) Türkçe.
KAVRON yaylası, Çamlıhemşin.
“Pontus lehçesinde gabrana: Arı kovanı anlamında olup, kökeni belirsiz kelimeler grubunda gösterilir.” (KARAGÖZ, 2003, s. 17)
“Arapça caraba ve Farsça “kurban”dan> kavran: İçi boş ağaç.” (ÇAĞBAYIR) Çamlıhemşin’de kavron: Arı kovanı. Maçka’da kavran: Arı kovanı. (EMİROĞLU, 1989) Sürmene’de kavran: Ahşap fıçı. “Artvin, Rize, Trabzon, Çaykara ve Ordu’da kavran: Arı kovanı.” (DS) Türkçe.
KAVUZGİLİN meşesi, Şalcı köyü, Şavşat.
DLT’te kavuz: Şaraptaki çer çöp.
Gavuz, Gökoğuz> Gagavuz’dan.
İkizdere’de Gavuzoğulları vardır. Lakap. Türkçe.
KAVVA, Beşköy, Köprübaşı, Sürmene.
“Kavalar, 1515 yılı Osmanlı kayıtlarında Arhavi’de kayıtlı Türklerle ilgili sülale.” (BOSTAN, 2002, s. 339)
Türkçe kava: Kaya. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Türkçe.
KAVYAN mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Kavyan: Kavlar. (bk. –yan eki) (bk. kavnar) Türkçe.
KAYAGİL mah. Kutluköy, Ardanuç.
Kaya-gil. Kaya, Avşar Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Kayagil mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Kayagil mah. Bahçeli köyü, Yusufeli. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Kayagil mah. Tekkale köyü, Yusufeli. Türkçe.
KAYANETİ, Ardaklı mah. Pazar.
Kayan-et. “Kayan, Avşarların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1359)
Eski Türkçe kayan: Kayalar. (ÇAĞBAYIR) Kayanet: Türkmenler. Kayalar. (bk. -et eki) Türkçe.
KAYEPİ, Kale mah. Arhavi.
Kay-epi.“Kay, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 335) Kay, Kıpçakların etnik unsurundan biri. (KARA, s. 114)
Kây/ Kıpçak, Kuman şahıs ve kavim adı. (RASONYİ, 2006, s. 489)
Kıpçakça kay: Dolu (yağış). (TOPARLI, 2007)
Kay-epi: Kaylar, Kıpçaklar. (bk. –epe eki)
Kaymati mah. Kıyıcık köyü, Fındıklı.
Kay-m-at: Kıpçaklar. (bk. –at eki)
Kaynoz mah. Çubuklu köyü, Arsin.
Kay-n-oz: Kay vadisi, Kıpçak vadisi. (bk. –oz eki)
Kayuti, Ihlamur köyü, Fındıklı.
Kay-ut: Kaylar, Kıpçaklar. (bk. –et eki) Türkçe.
KAYİNET, Handağı köyü, Pazar.
Kayin-et. Kıpçakça kayın: Kayın ağacı. Kayınet: Kayınlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KAYPAK mah. Bahçeli köyü, Yusufeli
Kaypakoğlu Türkmenlerin Ulaşlı kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 337) Türkçe.
KAYTAZ dağları, Çiçekli köyü, İkizdere.
Kaytas, Osmanlıda bir cemaat. (TÜRKAY, 1979)
Kaytaz, Türkçe ad. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178)
Osmanlıda kaytaz: Hotoz yerinde kullanılan bir tabirdir. Kuşların başındaki tepelik, sorguça da denir. (PAKALIN, c. II s. 223) Görünüşüyle ilgili ad.
Kaytazina mah. Ocak köyü, Pazar.
Kaytaz-ina: Kaytaz yeri. (bk. –ina eki) Türkçe-Lazca.
KAZAHORA mah. Merkez, Yusufeli.
Kaza-hora. Folklorik ad. Rumca hor: Köy. Kaza-köy. Belirsiz.
Kazah-or-a. (bk. –a eki) Kazahor: Kazak yeri. (bk. –orum eki) Türkçe.
KAZAKLİ, Hasköy, Pazar.
Karadeniz kuzeyinde yaşayan Kazaklar, vakit vakit şayka kayıkları ile gelip Doğu Karadeniz kıyılarında yağmalamada bulunmuşlardır. (SÜMER, 1992, s. 94) Türkçe.
KAZANCILAR mah. Çayeli.
Salır Türk boyu içinde Kazancı aşiret bulunmaktadır ve Kazancı bir adı da Hazarlıdır. (ATANİYAZOV, 2005, s 194) Kazancı, Hazar-Ötesi Türkmen oymaklarından. (SÜMER, 1999, şema D)
Kazan, Kıpçak Kuman isimleridir. (RASONYİ, 1983, s. 45)
“Kazan adı, Türkçe “sınır bölgesi” veya “sınır hattı” manasına gelmektedir.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 196)
Kazanga mah. Uğurlu köyü, Of.
Kazan-ga. Türkçe ve Moğolcada “–ga” eki geniş yer alır.
Kazankıran yaylası, Köprübaşı. Türkçe.
KAZAR deresi, Boyalı köyü, Ardanuç. (bk. Hazar)
“Kazar sözü Türk halkı Hazarlar ile ilgilidir.”
Kazarma, Köprücü köyü, Hopa.
Rusça kazarma: Kışla. (KTLS) Köyde kışla olması zordur.
Kazar-ma. Arapça ma: Su. Hazar suyu. Türkçe.
KAZONİ, Esenkıyı köyü, Hopa.
Kaz-oni. “Kaz, Kazlı, değişik Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 339)
Kazoni: Kaz’ın yeri. (bk. –ona eki)
Türkçe-Lazca.
KEBİ, Yazlık köyü yaylası, Maçka.
“Kebirli, Kıpçak kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1388)
Hellence kipos: Bahçe. (KARAGÖZ, 2006, s. 220) Moğolca kebi: Geviş getirme. (LESSİNG, 2003) Arapça kebir: Büyük. Türkçe kepir: Ot bitmeye gücü olmayan yerler. (PİLANCI, 1996, s. 41)
Gebironi dağı, Yeni mahalle, Fındıklı.
Gebir-oni: Büyük yer. Türkçe-Lazca.
KEBİN KAYA yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Kıpçakça kebin: Kadına verilen mehir, nikâh parası. (TOPARLI, 2007) Farsça’dan.
Eskiden gelenekti. Kız babası kızına maddi durumuna göre değişik arazı ve benzeri yerler bağışlardı. Türkçe.
KEÇ mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
“Keç, Osmanlı dönemi Abaza taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 104) Keç: İnatçı anlamında olup, Türkmen Karataşlı ve Teke oymağına mensupturlar. (ATANİYAZOV, 2005, s 197)
“Keç, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Türkçe ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 173)
Azerice kec: İnat, aksi. (ALTAYLI, 1994) Türkmence keç: İnatçı. (ÖLMEZ, 1995)
Keçan mah, Kireçli köyü, Şavşat.
Keç-an: Keçler. (bk. –an eki) Türkçe. Kafkas.
KEÇİKÖY, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
“Keçili (Keçioğlu) Güney Azerbaycan’daki Kızıl Kışlak, Evoğlu köyleri bilhassa Kengerli taifesinin kolları ile ilişkilidir. (s. 29) Oğuz Kayılarının bir kuşağının adı Keçili/ Keçioğlu olmuştur.” (V. Milletlerarası T. H. K. Kongresi, s. 31)
Keçiler, Abaza oymağı. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 7)
Keçi: İnatçı. Türkçe. Kafkas.
KEDA mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Ked-a. (bk. –a eki) Farsça ked: Ev. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice ked: Irmak. DLT’te ve Eski Uygurca ked: Ün, sağlam, kuvvetli. (CAFEROĞLU, 2011) Belirsiz.
KEDASHEV, 1878 salnamesinde Artvin köyü.
Kedashev. Gürcüce kedi: Tepe, doruk, zirve ve hevi: Derin dere, boğaz. Kedihevi> kedashev: Yüksekteki dere. Gürcüce.
KEDAT mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Ked-at. Farsça ked: Ev. (DEVELLİOĞLU, 1980) DLT’te ve Eski Uygurca ked: Ün, sağlam, kuvvetli. Kedat: Evler. Şöhretliler. (bk. –at eki) Türkçe.
KEDİKANA yaylası, Balcılı köyü, Yusufeli.
Kedi-kana. Gürcüce kedi: Doruk. Kedi kana: Doruk yer. (bk. –ona eki) Gürcüce.
KEDİYEL mah. Çoraklı köyü, Şavşat.
Kedi-y-el. Kedi, Türkmen kolu. (ATANIYAZOV, 2005, s. 297) Gürcüce kedi: Doruk. Kediyel: Türkmen eli. Doruk yurt. Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
KEFENG mah. Başar köyü, Maçka.
Yunanca kefenk: Yumuşak taş. DLT’te kefeng: Zahire armağanı. Yunanca. Türkçe.
KEFLİ/ Hünerli köyünün adı, Beşikdüzü.
“Kefli, 1453-1650 yollarında Anadolu’da görülen cemaatlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1393)
Kefli: Bakımsız kişi. (DS) Arapça kef> keyf. Kef-li: Keyifli.
Kefli yaylası, Yaylabaşı köyü, Maçka. Türkçe.
KEİÇHANA mah. Saat köyü, Fındıklı.
Kireçhane, kireç yeri. Türkçe.
KELATAP, Dokumacılar köyü yaylası, Yusufeli.
Kel-a-tap: Arapça kela: Yeşil ot. Türkçe tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74)
Kela-tap: Yükseklerdeki yeşil ot.
Kela-t-ap: Yeşil ot ve su. Türkçe.
KELENSEV mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kelen-sev. Eski Türkçe kelen: Masal canavarı. (GABAİN, 1988) Ermenice sev: Siyah. Belirsiz.
KELER, 1878 yılı salnamesinde Of’un köyü.
“Keler, Türkmenlerin Rışvan kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 341) “Keler/ Kelerli, Anadolu’da geniş alana iskâna tabi tutulan bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979)
“Keler, Altaylarda isim.” (NASKALİ)
DLT’te ve Kıpçakça keler: Kertenkele. (TOPARLI, 2007) Çağatayca keler: Kertenkele. (KUNOS, 1902, s. 126) Şalpazarı’nda keler: Kertenkele. (KARACA, 2000, s. 217)
Kelerlik obası, Kabasakal köyü yaylası, Vakfıkebir.
Keler, Kuruköy mah. adı, Kalkandere. Türkçe.
KELEŞOĞLİ mah. Saat köyü, Fındıklı.
“İran Azerbaycan’ındaki Meşkin Şahsevenlerinden bir oymağın adı “Keleş”dir.” (ERÖZ, 1975, s. 129) “Keleş, Yıva Türkmenlerinin yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. ııı s. 1395)
“Keleşcik, Türkistan’da Şaş şehrinin yakınında bir şehir.” (AYDIN, 1989, s. 74)
Eski Türkçe keleş: Bahadır. (ATALAY, 1936, s. 46)
Keleşli, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Keleşoğli mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Keleşoğlu, Zeytinlik mah. Sürmene. Türkçe.
KELOBA, Kayalar köyü, Borçka.
“Kel, Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 340)
Kıpçakça kel: Ot bitmeyen yer. (TOPARLI, 2007) Kel-oba: Kıraç oba. Türkmen obası.
Keloz, Yeni Cami mahallesi, Çayeli.
Kel-oz. Keloz: Verimsiz vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KEN dere, Fol deresinin kollarından, Tonya.
Kıpçakça ken: Geniş. (TOPARLI, 2007) Altay Türklerinde ken: Geniş ve keen: Güzel, iyi, hoş. (NASKALİ, 1999) Kırım Tatarlarında ken: Geniş. (KAKUK)
Ken dere: Geniş dere.
Kenoğun mah. Şenyuva, Çamlıhemşin.
“Ken oğlu”ndan. Akraba adı.
Ken yaylası, Şalpazarı. Türkçe.
KENAVİYA mah. Yokuşlu köyü, Yomra.
Rumca kanave: Kendir. Kanaveiya> kanaviya: Kendire sahip, kendirlik. (bk. –iya eki) Yunanca kanavi: Kenevir, kanavis: Kendir. Türkçe ek almış Rumca ad.
KENCİYAN dağı, Pınarlı köyü, Şavşat.
Kenci-yan. “Kenci ile başlayan Kıpçak (Sarı Bagış) boyu ve Kenci, Argın kolu.” (LEZİNA, 2009)
“Kencü, Kenç tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 19)
“Kenci, Türklerin tarihi yerleşim yerleri.” (KARA, s. 139)
Gürcüce kenci: Çakıl. (ARISOY, 2010) DLT’te kenç: Genç. Kenciyan: Kıpçaklar. Çakıllar. (bk. –yan eki)
Kenciler, Çamlık köyü, İkizdere.
“Göktürk yazılarıyla yazılmış Kençik yazıtı.” (GÜZEL, c. III, s. 61) Gürcüce. Türkçe.
KENKE, Hürriyet Mah. Fındıklı.
Kenk-e. (bk. –e eki) Kuman Türklerinde keng: Geniş. (GRÖNBECH) Malkar Türklerinde keng: Geniş. (PRÖHLE, 1990) Kırgızca kenğ: Geniş. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
KERAM, Alazlı köyü obası, Düzköy ilçesi, Trabzon.
Yunanca keramiki: Çömlekçilik. Rumca.
KERAN YOL, Öğdem köyü, Yusufeli.
Farsça keran: Uç, kenar, kıyı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KERANE mah. Dereköy, İkizdere.
Kerane/ kerhane eskinin taş ocağı. (bk. KARHANE)
Kerhane ırmağı, Gürdere köyü, İkizdere.
Kerhane, Gülen köyü, Dernekpazarı.
Kerane mah. Köprüköy, Ardeşen.
Kerhane mah. Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Kerhane, Anzer, İkizdere.
Kerhane, Başköy, Pazar. Türkçe.
KERAP mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Keraplı, Yörükân Türkmeni. (TÜRKAY, 1979, s. 507)
Farsça ker: Kuvvet ve ab: Su. Kerap: Güçlü su, çok su. Türkçe.
KERAŞON/ Kirazlık köyünün adı, Vakfıkebir köyü.
Keraş-on. Karaşlı, Türkmen kabilesi. (LEZİNA, 2009) Keraş, “kıraç veya kiraz”dan. Belirsiz.
KEREÇHANA, Çınarlı köyü, Arhavi.
Kireç hane. Türkçe.
KEREDOĞ, Konaklar mahallesi, Çamlıhemşin.
Kered-oğ. Keret, Türk boyu. (LEZİNA, 2009) Oğ, “oğlu”ndan. Türkçe.
KEREM mah. Çarşıbaşı, Trabzon.
Uygurlarda kerem: Mağara evleri. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 71
“Arapça kerem: Soyluluk, asalet. Cömert.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
KERTAŞI mah. Karşıköy, Borçka.
Farsça ker: Kuvvet, güç. (DEVELLİOĞLU, 1980) Taş işçiliği ile ilgili ad. Türkçe.
KERTİL mah. Doğancı köyü, Şalpazarı.
“Türkçe kertil: Geçit, boğaz. İnişli yokuşlu yol.” (GÜLENSOY, 2007)
Kert-il. İran dilinde kert: Hisar. (UMAR, 1993, s. 378) Kertil: Hisarlı yurt.
Kertil mah. Kalegüney köyü, Beşikdüzü. Türkçe.
KERZ, Nurluca köyü, Hemşin.
Kerz: Kambur. (DS) Kişi lakabı. Türkçe.
KESE
Kese, Bulgar Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 345)
Kes-e. (bk. –e eki) DLT’te kes: Parça, küçük parça.
Kes-eş mah. Sırtoba köyü, Arhavi.
Keseğali, Sulak köyü, Fındıklı.
Lazca ğali: Dere. Türkçe-Lazca.
KESELLİK, Geyikli köyü, Şalpazarı.
Arapça kesel: Bitkinlik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çağatayca kesel: Hastalık, maraz. (ERBAY, 2008) Kırgızca kesel: Hastalık. (YUHADİN, 1994) Belirsiz.
KESKUR/ Serindere köyünün adı, Ardeşen.
Kes-kur. “Kes, Kafkasya’daki Hunlara tabi boy. Macarlarla birlikte Tuna boyuna göçtü.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 47)
Kes k-uri: Kes oğlu. Kafkas-Lazca.
KESLİ, Büyük mahalle, Tonya.
DLT’te kes: Kesek. Türkçe.
KEŞAN/ KEŞANT mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
“Keşanlı, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY)
Farsça keşan: Çekenler, çekerek götüren. (DEVELLİOĞLU, 1980) “Türkçe keşan: Tarlaya atılan tohumu örtmek için kullanılan tırmık.” (GÜLENSOY, 2007) Keşan: Başörtüsü. (DS) Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe “-t” çoğul ekidir. Keşant: Türkmenler. Türkçe.
Keşan, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Pazar köyü.
KEŞKİL mah. Yolüstü köyü, Ardanuç.
Farsça keşkil: Çam ağacından yapılmış su kabı. (ÇAĞBAYIR) Mesleki ad. Türkçe.
KEŞOĞLU mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
“Keşler, Yörükâni taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 106) “Keş, Kayı boyunun Sanlu kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1405)
“Keş, Orta Asya’da eski şehir.” (TOGAN, Türkistan, s. 54) “Keş, Türklerin en eski yerleşim yerlerinden.” (GUMİLEV, 2007, s. 272)
Kıpçakça keş: Okluk, ok kabı. (TOPARLI, 2007)
Keş yatağı, Tatar dağı civarında, Çamlıhemşin.
Keşoğlunun hayvan barınağı. Keş şehrinden gelenler. Türkçe.
KETAŞ, Güneyköy, Vakfıkebir.
Ke-taş. Eski Türkçe ke: Arka, geri. (ÇAĞ-BAYIR) Ketaş: Gerideki taş. Belirsiz.
KETEVET, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kete-v-et: Keteler. (bk. –et eki) “Kete, Göklen Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 346)
Kete, Moğol komutanlarından. (TEMİR, 2010, s. 262)
Kıpçakça kete: Bir cins ekmek. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KETEVRE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Ket-evre. Eski Uygurca ked: 1. Sağlam. 2. Son, arka... Evre: Çevre, muhit. (ÇAĞBAYIR) Kedevre: Arka muhit, son yer. Türkçe.
KETKET, Yüksekoba köyü yaylası, Yusufeli.
Ket-k-et: Ketler. (bk. –et eki) Terekemelerde ket: Köy. (CAFEROĞLU, 1995, s. 263) Çağatayca ket: Ev, hane. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 7) Ermenice get: Nehir. Eski Uygurca ked: Şöhret, ün, güçlü. (CAFEROĞLU, 2011) Ketket: Evler, şanlılar.
Ketket mah. Ortaköy, Artvin. Belirsiz.
KETMİSER dağı, Meydancık beldesi civarı, Şavşat.
Ketmi-ser. Ketmi, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 346) Farsça ser: Tepe, baş. Ketmiser: Türkmen tepesi. Türkçe
KEUT yaylası, Cimil, İkizdere.
Keit, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 304, 349)
Şom keut yaylası, Hemşin.
Arapça şom> şum: Uğursuz. Şomkeut: Uğursuz Kıpçaklar. Kötü yokuş. Eski Uygurca şmnu: Şeytan. (CAFEOĞLU, 1968) Türkçe.
KEVEK mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Kıpçakça kevek: Saman. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 47) Türkçede kevek: Güvercin. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
KEVLİ, Çamlık köyü, İkizdere.
DLT’te kevli: Irmak ağzı. Türkçe.
KEYOYLU mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Key-oylu. Farsça key: Hükümdar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Oylu, “oğlu”ndan. Keyoğlu: Padişah oğlu (mecaz), ileri gelenin oğlu. Türkçe.
KHVESAVRİ mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Khve-savri. Gürcüce khev: Dere. Kuman/ Kıpçaklarda savri: Deri. (GRÖNBECH) Derici deresi. Meslekle bağlantılı ad. Gürcüce-Türkçe.
KIÇAÇOR mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Kiça-çor. Ermenice kiç: Az ve çur: Su. Kiççur: Az su. Kıpçakça kiçi: Küçük ve çor: Hastalık. (TOPARLI, 2007) Kiç, Türkçe “kiçi”den. Ermenice.
KIDAZOR mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Kıda-zor. Ermenice kit: İnsan burnu. Eski Türkçe kid: Son, arkada. (GABAİN, 1988) Eski Uygurca kit: Son, nihayet. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça kit: Oturak yeri. (TOPARLI, 2007) Ermenice dzor: Vadi. Kidazor: Burun vadi. Oturulan vadi. Arka vadi. Ermenice. Türkçe-Ermenice.
KILDIYET, Artvin dağı. (ÖZDEMİR, s. 2)
Kıldı-yet. Kıpçak dilli Kafkas Karaçay Türklerinde kıldı: Yaş, ıslak, nemli. (TAVKUL, 2000) Kıldıyet: Islaklar, yaşlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KILDIZTAV mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Kıldız-tav. Kıldız, “yıldız”dan. Eski Türkçe, Başkurtça, Kazakça, Tatarca, Kafkas Karaçay’da… tav: Dağ. Kıldıztav: Yıldızdağ. Türkçe.
KINTAÇ tepesi, Levent köyü civarı, Hemşin.
Kın-taç. Taç kını. Coğrafi şeklinden adını alan yer. Türkçe.
KIR mah. Köprügören köyü, Yusufeli.
Kır, Başkurt ve Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 349) Kir, Hazar-Ötesi Türkmen oymaklarından. (SÜMER, Oğuzlar, şema L. III)
Eski Ugurca kır: Tepe başı. (CAFEROĞLU, 1931) Eski Türkçe kır: Basık dağ, açık yer. Türkçe.
KIRAN mah. Acısu köyü, Akçaabat.
“Yörükâni taifesinden Kıran aşireti.” (TÜRKAY, 1979, s. 106) “Kıran, Döğer Türkmenlerinin yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1430)
“Kıran, Kıpçak reisi Alp-Kara’nın oğlu.” (GÖKBEL, 2000, s. 61)
Yunanca kranos: Tepe. (AKSOY, 2003) (Türkçeden geçmiştir) Türkçe kıran: Dağ, tepe. (UMAR, 1993, s. 435) Kazakça kıran: Dağlık. (KENESBAYOĞLU, 1984) Dede Korkut’ta kıran: Dağ sırtı. (KARAALİOĞLU s. 255) Kıpçakça kıran: Kenar, uç. (TOPARLI, 2007) Türkçe kıran: Bölen, ayıran sınır. (EYUBOĞLU, 1995)
Kıran: 1. Kıpçak kabilesi. 2. Sırt. 3. Kıyı...
Kıran mah. Akarsu köyü, Maçka.
Kıranbeyar yaylası, Ortaköy, Maçka.
Arapça beyar: Ekilmemiş tarla. (ÇAĞBAYIR)
Kıranoy mezrası, Bağışlı köyü, Maçka.
Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007)
Kırantaş yaylası, Maçka.
Kıran üstü mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Kıranlı, Çataltepe köyü, İkizdere. Türkçe.
KIRANSA/ ADOLİ Anayurt köyünün adları, Maçka.
“Rum-Yunan kaynaklarına göre Kıransa ve Adolis adları, Kuman Türkleri ile bağlantılıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 186)
“Kuransa, Bayındır boyunun yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1542)
“Krenasa, Kappadokia dilinde kranassa: Doruksal köy.” (UMAR, 1993, s. 478) Türkçe.
KIRAVET mah. Avcılar köyü, Yusufeli.
Kırav-et. Kırav, Saray Türkleri. (LEZİNA, 2009)
Kumanca/ Kıpçakça kırov: Kırağı. (GRÖNBECH) Tatarca kırag: Uç, sınır. (KARAAĞAÇ, 2008) Ermenice kırav: Emanet, bahis. (GOSHGARİAN) Kıravet: 1. Kıravlar, Türkler. 2. Kırağılar. (bk. –et eki)
Kıravet mah. Bademkaya, Yusufeli. Türkçe.
KIREŞON, Kirazlı köyü, Vakfıkebir.
Kıre-şon. Kırgızca kır: Dağ sırtı ve şon: Zirve. (YUHADİN, 1994) Belirsiz.
KIRGEÇ mezrası, Dikkaya köyü, Maçka.
Kır-geç. Türkçe.
KIRIM, Hazar mah. İyidere.
Kırgızca kırım: Uzak yer. (YUHADİN, 1994)
Kırım’dan gelenlerin hatırası. Türkçe.
KIRINTA/ Çatalsöğüt köyünün adı, Of.
“Kırıntı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) “Kırıntı, iskâna tabi aşiretlerden.” (ORHUNLU, 1987, s. 117)
Pontusça krenin: Çeşme, pınar. (KARAGÖZ, 2006, s. 246) Kırıntı: Küçük parça. Türkçe. Rumca.
KIRINTAMEDANOS/ Dağalan köyünün adı, Of.
Kırınta-medan-os. Pontusça krenin: Çeşme, pınar. (KARAGÖZ, 2006, s. 246)
Arapça meda: Nihayet, son. Kırıntımeda: Son parça, son küçük yer. Türkçe. Rumca-Türkçe.
KIRMA, Ardaklı mah. Pazar.
Bölgede yaygın addır. Kırma: Ot bitmeyen bayır yer. (ÇAĞBAYIR) Yörede kırma: Ormanda kırılıp açılan tarla.
Kırmanın dağı Ballıköy, İkizdere. Türkçe.
KISMENMELİVAR/ Yukarışimşirli köyü, Çamlıhemşin.
Kısmen-meli-var. Arapça kısmen: Bir parça, bir bölüm olarak. Latince ve Rumca mel: Bal. Etrüsklerde male: Bal ve Ön Altay Türklerinde mele: Bal. (MUTLU, 2008, s. 135) Eski Uygurca mir: Bal. (CAFEROĞLU, 2011)
Kısmen meli var: Kısmen bal var. “Bizans kaynaklarında “meli” sözcüğü, bir Türk beyinin adına bağlanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 191)
Türkçe. Türkçe-Rumca.
KIRNAKLI mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Kıpçakça kırnak: Hizmetçi. (TOPARLI, 2007) Kırnaklı: Hizmetçisi olan, hizmetçiye sahip. Türkçe.
KIŞLA mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Eski Türkçe kışla: Koyun ve keçi sürülerinin kışı geçirdikleri kapalı ağıl. Türkçe.
KIZILBEL yaylası, Ovit, İkizdere.
Eski Türklerde “Gök girsin kızıl çıksın” yemin, ant. Adını toprağının renginden alan yer ve bileşik kelime. Kızılbel: Kızıl yamaç. Türkçe.
KIZILELMA, Salnamede Tirebolu köyü.
“Kızılelma, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 525)
Kızılelma, Türklerin, büyük ülküsü. Türkçe.
KIZILLAR, 1878 salnamesinde Tirebolu köyü.
“Kızıllar, Avşarların Kavurgalu taifesinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1469) Türkçe.
KIZIRNOS/ KİZİRNOS/ Kayacık köyü adı, Araklı.
Kızır-nos. (bk. –os eki) “Bizans kaynaklarında geçen Kıtzis/ Kızıs sözcüğünün bir Kuman komutanının adı olduğu bildirilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 103)
Kizir-Oğlu Mustafa, Osmanlı devletini bir dönem yaptıkları isyanlarla uğraştıran Celalilerden. (SÜMER, 1999, s. 204)
Farsça gizir: Muhtar. (ÇAĞBAYIR) Rumca ek almış Türkçe ad.
KISARNA/ Bengisu köyünün adı, Trabzon.
Kısar-na. Kıpçakça kısar-: Kısarmak. (TOPARLI, 2007) Eski Uygurca kisari: Aslan. Aslanlar yeri. (bk. –na eki) Lakap. Belirsiz.
KİBARİ mah. Yeniköy, Ardeşen.
Arapça kibar: Terbiyeli, görgülü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Akraba adı.
Kibariş mah. Meyvalı köyü, Fındıklı.
Kibar’un mah. Çamlıtepe köyü, Hemşin. Türkçe.
KİBELİT, Yemişlik mahallesinin adı, Arhavi.
Kibel-it: Arapça kıbel: Yan, taraf. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıbelit: Yanlar, yanda olanlar. (bk. –it eki) Türkçe.
KİÇİ yeri, Çamlı köyü, Hopa.
“Kiçili, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979)
Kıpçakça kiçi: 1. Küçük. 2. Sevimli. (TOPARLI, 2007) Ermenice kiç: Az. Türkçe.
KİDAD, Şalcı köyü, Şavşat.
Kidat-Todoş, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 358, 349)
Kidat, “kutad”dan. Kutad: Uğurlu kılmak. (GÖKTÜRK, 1974, s. 143) Tuva Türklerinde kıdat: Çinli. (KUULAR, 2003) Türkçe.
KİDAZOR mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Kida-zor. Gürcüce kide: Kaya. Ermenice dzor: Vadi. Kayalık vadi.
Kid-a zor. Eski Uygurca kit: Son, nihayet. (CAFEROĞLU, 2011) Kitdzor: Son vadi.
Köyün konumu dikkate alınırsa “son vadi” anlamı ile bağdaşır. Türkçe-Ermenice.
KİHMA, Manganez köyü, Ardeşen.
Kih-ma. Kıpçakça kığ: Koyun pisliği. (AGAR, 1989, s. 1019) Arapça ma: Su. Kığma: Koyun pisliği suyu. Türkçe.
KİKİYET mezrası, Öğdem köyü, Yusufeli.
Kiki-yet: Kikiler. (bk. –et eki) Kiki, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 358)
Kiki, Kıpçak adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 178) Eski Türkçe kıkı: Koyun ve keçi pisliği. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KİLAT/ Yeşilbük köyünün adı, Trabzon.
“Kilat, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 358, 349)
Yunanca kilada: Vadi ve klari: Dal. (AKSOY, 2003) Arapça kıla: Kaleler, surlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça kilat: Kilot bağı. (SAFRAN, 1989, s. 123)
Kilat/ İncesu köyünün adı, Trabzon.
Kilatkar mezrası, Yarbaşı köyü, Yusufeli.
Kilat-kar. Kıpçakça kar: Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Kilatkar: Kıpçak düzlüğü. Türkçe. Pontusça.
KİLAVİ, Kilittepe mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
“Kilavcı, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 358, 349)
Kilav, Çamlık köyü, İkizdere. Türkçe.
KILIÇLAR mah. Ulaş köyü, Arhavi.
“Kılıç, Türkmenlerin değişik boylarına mensup oymak.” (LEZİNA, 2009, s. 348)
KİLİMA/ KLİMA/ Karaman köyünün adı, Sürmene.
“Klimatalar, Hazar Türkleri döneminde yerleşim yerlerinden.” (GOLDEN, 2006, s. 112)
Yunanca klima: Bağ kütüğü, üzüm. (AKSOY, 2003) Rumca stafil: Üzüm. (ASAN, 2000) Klimah, Helen dilinde “merdiven” anlamındadır. (UMAR, 1993, s. 449)
KİLİSE taşları, Çağrantaş şenliklerinin yapıldığı sırttaki kayalık, İkizdere.
Kilise, Bayındır Türkmenlerinin bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1474)
Kilise taşları adlı yerin zirvede olduğu, yerleşim yerinin kurulmasının mümkün olmadığı ve dolayısıyla kilisenin kurulamayacağı doruk noktadır ve kayalar üst üstedir. Ayrıca kilise, duvar veya yontulmuş taş kalıntısı bile yoktur. Coğrafi şeklinden dolayı bu ad yakıştırılmıştır.
“Ecclesia” sözü, Türkçeye “kilise” olarak uydurulmuştur.
Kilise yaylası, Eskice köyü, İkizdere.
Ayni durum bu yayla için de geçerlidir. Burası da zirvedir ve kayalıktır. Görüntüsünden dolayı Kilise adını alan yayladır.
Kilise taşı, Boyalı köyü, Ardanuç. Türkçe.
Rahip Petre, “Allah, canlı kiliseleri taş binalara tercih eder.”
KİLLİ TAVİ, Lekoban köyü, Borçka.
Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Kıllı tav: Killi topraklı dağ. Türkçe.
KİLLİK mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
Kil-lik. Kil: Islandığı zaman kolayca biçimlendirilebilen yumuşak ve yağlı toprak. Killik: Kil ocağı, kil çıkarılan veya kil konulan yer.
Killik mezrası, Bahçeli köyü, Yusufeli. Türkçe.
KİLYON mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kil-yon. Kilyon: Killer, kırmızımsı topraklar, çanak-çömlek yapımında kullanılan toprak. (bk. –yan eki) Türkçe.
KİMİRLİ mah. Çamburnu köyü, Sürmene.
Kimir-li. Türkçe yapım eki almış sözcük.
Kımır: Sahipsiz mal. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KİMOTE mah. Kireçlik köyü, Arhavi.
Kim-öte. Türkçe.
KİNAĞAL ırmağı, Cennet köyü, Fındıklı.
Kina-ğal. Kınağali: Kınarlı dere.
Türkçe-Lazca.
KİNALİ sırtı, Güneyköy, Pazar.
Kınalı sırt, kırmızıya çalan sırt.
Kinali sırtı, Elmalık mahallesi, Ardeşen. Türkçe.
KİNCİ ONA, Gündoğan köyü, Ardeşen.
Kuş yeri. Lazca.
KİNDZE mezrası, Serinsu köyü, Yusufeli.
Kin-deze. Kıpçakça kin: Misk kokusu. Kindeze: Miskoğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
KİNDİNAR mah. Bahçecik, Trabzon.
Kindi-nar. Kıpçakça kinde: İkindi, ikindi vakti. (TOPARLI, 2007) Yöre ağzında kindi: İkindi. Arapça nar: Cehennem ateşi. (DEVELLİOĞLU, 1980)
“Kindir, Türkçedeki “kendir” sözüyle ilişkilidir.” (BASKAKOV, 1997, s. 30) “Kındıra: Bir tür çayır otu, Bulgarca “kndra”dan.” (EREN, 1999) Belirsiz.
KİNİ ÇKARİ mah. Demirciler köyü, Borçka.
Çağatayca kini: Kenar. (KUNOS, 1902, s. 130) Lazca çkari: Su. Uygurca çikar: Memba, kaynak. (ÖZTUNCER, 2006) Kini çari: Kenardaki su. Türkçe-Lazca.
KİNYA mah. Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
Kin-iya> Kin-ya. Kıpçakça kin: Geniş. (TOPARLI, 2007) Kinya: Genişçe. (bk. –iya eki) Türkçe.
KİRAMUTHANA, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kiramut-hana. Kiremit yapılan yer. Türkçe.
KİRİ ZENİ, Duygulu-Şehitlik köyü, Ardeşen.
Kir-i. (bk. –i eki) Kır düzlük. Türkçe-Lazca.
KİRİŞHİNCİ, Elmalı köyü, Borçka.
Kiriş-hinci: Kirişten köprü. Türkçe-Lazca.
KİRK MERDİVENİ mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Kırk merdiven. Yüksek yer. (mecaz) Türkçe.
KİRKOLİ mah. Dernek köyü, Pazar.
Kırkuli, Başkurt oymağı. (RUDENKO, 2001, s. 67)
Kirk-oli. Kirk-i. (bk. –i eki) “Kırklar, Eymür, Beydüzü kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1437)
Kirk-ol-i: Türkmenoğlu. Çok Türk ağzında “ol: Oğlu” anlamındadır. Kırk oğlu. Türkçe.
KİRLİ, Çamlık köyü, İkizdere.
“Kir, Hazar-Ötesi Göklen kolu.” (SÜMER, 1999, şema L. III)
Kirli, Türkçe adlardan. (PİLANCI, 1996, s. 148) Türkçe.
KİRSULA, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Kir-sula. Kıpçakça kır: Tepebaşı. (TOPARLI, 2007) Eski Türkçe kır: Açık alan. Arapça sula: Dazlak yer. (ÇAĞBAYIR) Kırsula: Yüksekteki dazlak yer.
Kırsula, Sırt yayla, Ardeşen.
Kirsula, Derinsu köyü, Pazar.
Kirsula, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Kursula, Suçatı köyü, Pazar. Belirsiz.
KİRVÂNS/ Ormandibi köyünün adı, Yusufeli.
Kir-vans. Kıpçakça kır: Tepe başı. Kırvans: Tepe başları. (bk. –an eki) Belirsiz.
KİSANOBA, Elmalı köyü, Borçka.
Kisan-oba. “Kisan, Osmanlı dönemi cemaatlerinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 513) Oba, Türkçedir.
Bulgar diyalektiğinde kısan: Kısa adam. (ACAROĞLU, 1999, s. 146) Türkçe.
KİSE/ Sugören köyünün adı, Hopa.
“Kısalar, Varsak ve Bozkır Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1440)
Kisa, Hazar adlarından.
Azerice kise: Un, buğday, pirinç vs. şeylerin konduğu çuval. (ALTAYLI, 1994) Rumca kise: Saksağana benzeyen bir kuş. (EYUBOĞLU, 1995) Yunanca kissa: Saksağan. (AKSOY, 2003) Kıpçakça kiseg: Kese. (TOPARLI, 2007) Osmanlıda kise: Kese. (NUR. C.4. s. 35) Farsça kise: Kese, torba. (DEVELLİOĞLU, 1980) Dokumacılıkla ilgili ad.
Umar’a göre “kise, köse”den. (UMAR, 1993, s. 423) Türkçe.
KİSKİM/ Alanbaşı köyünün adı, Yusufeli.
“Kiskim, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) Türkçe.
KİSPOROT/ Bahçeli köyünün adı, Yusufeli.
Kis-por-ot. Eski Türkçe kıs: Kız. (ÇAĞBAYIR) Yunanca pori ve Ermenice por: Karın. (KORTOŞYAN) Yine Ermenice por: Cüzam. (GOSHGARİAN) Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Kısporot: Kızlar deresi. (bk. –et eki) Belirsiz.
KİŞYATAĞİ, Ilıca mahallesi, Fındıklı.
Hayvanların kışı geçirildiği yer. Türkçe.
KİTA MEGZA, Sarp köyü, Hopa.
“Kazak Kırgızlarında Kita kabilesi.” (ÖNDER, 2007, s. 82)
Arapça kıta: Bölüm, parça. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca megza: Yola yakın. Kıtamegza: Yola yakın yer. Türkçe-Lazca.
KİTAPÇİŞ mah. Hara köyü, Fındıklı.
Meslekle ilgili akraba adı. Türkçe.
KİTAT, Bereket köyü şenlik yeri, Ardanuç.
Kitat, Moğollar döneminde bir kabile. (TEMİR, 2010, s. 209) “Kitat, Çerik Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 353)
Altay Türklerinde kıtat: Çinli. (NASKALİ, 1999) Yabancı. (mecaz)
Kitat, “kutad”dan. Kutad: Uğurlu kılmak. (GÖKTÜRK, 1974, s. 143)
Kitati, Dereiçi köyü, Hopa.
Kitat’in suyu, Şalcı köyü, Şavşat. Türkçe.
KİTİYE dağı, Artvin civarı.
Kiti-ye. (bk. –e eki) “Kiti, Başkurtların Hatay kabilesinden.” (ÖNDER, 2007, s. 82)
Kafkas Karaçay Türklerinde giti: Baraka. (TAVKUL, 2000) Lazca kiti: Parmak. (BENLİ, 2004) Kitiye: Parmak dağ. (bk. –iye eki) Belirsiz.
KİTİZENİ mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Kiti-zeni. Lazca kiti: Parmak ve zeni: Düzlük. Kiti zeni: Parmak düzlük. Coğrafi şeklinden adını alan yer. Lazca.
KİTO yaylası, Hemşin.
Kit-o. (bk. –a eki) Ermenice kit: İnsan burnu. Eski Türkçe kid: Son, arkada. (GABAİN, 1988) Eski Uygurca kit: Son, nihayet. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça kit: Oturak yeri. (TOPARLI, 2007)
Kito yayla: Son yayla. Burun tipi yayla. Türkçe. Ermenice-Türkçe.
Bölgede bine yakın yayla arasında “Ermenice lernataşd: Yayla” sözü hiç geçmez.
Kitona mezrası, Yukarı Şahinler köyü, Arhavi.
Kit-ona: Burun yer. Arkada yer, son yer. Kit, Ermenice. Türkçe.
KİYAZKOPRİ mah. Yeniyol köyü, Ardeşen.
Kiyaz-kopri. Kiyaz, “kıyas”tan. Kıyas: Oran, benzer. Kopri “köprü”den. Kıyas köprü: Denk, benzer köprü.
Başka bir köprüye rakip olsa gerek. Türkçe.
KİYİCİ mah. Manganez köyü, Ardeşen.
Kıyıcı: Gaddar, zalim. Lakap. Türkçe.
KİZERA/ Bakırcılar köyünün adı, Maçka.
“Köyün mezar taşlarında işlenen Davut yıldızı, Kizera ile Hazarlar arasında bir bağlılık olduğuna tanıklık eder ve Hazarlarla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 163)
Bölgede bazı Gürcü kiliselerinde de Davut Yıldızı’nın işlenmiş olması, alışıla gelen duruma terstir. Hıristiyan inancı gereği o şekil kilisede işlemez. Kimin ve neyin yansıması olduğu ise bilinmez. Türkçe.
KİZİ, Aktaş köyü, Pazar.
Kiz-i. (bk. –i eki) Türklerde kiz: Keçe. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 177)
Kiz, “kız”dan. Kız, Türkmen kabilesi. (LEZİNA, 2009, s. 353) Belirsiz.
KİZİLBAŞİ LİVADİ, Aktepe köyü, Pazar.
“Kızılbaş, değişik Türk boylarının ve Azerbaycan Türklerinin kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 335)
“Kızılbaş Türkmenleri arasında, Çepniler de önemli bir yekun teşkil etmekte idi.” (BOSTAN, 2002, s. 353) Lazca livadi: Bahçe. Türkçe-Lazca.
KİZİRNAS/ Kayacık köyünün adı, Araklı.
Kizir-nas. “Döğer Türkmenlerinin Kizir ile başlayan cemaatleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1477)
Arapça nas: Topluluk. Kizirnas: Türkmenler. Farsça kizir: Köy bekçisi. Muhtar. Türkçe.
KLARCET/ Bereket köyünün adı, Ardanuç.
Klarclar, tarihi Kafkas halklarından. (BROSSET, 2003, s. 25) Klarcet: Klarclar. (bk. –et eki)
Kalarç, “kalaç”tan. (s. 197) Klarcet, Şavşat, Ardanuç-Artvin-Borçka kesimi. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 198) Klarcet> kalarç-et> Kalaç yurdu. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 150)
Gürcü ve Abaza boyları arasında Klarc isimli bir halk yoktur. (TELLİOĞLU, 1994, s. 34) Antik.
KLASKUR/ Aralık köyünün adı, Borçka.
Klas-kur. Klas, “klarc”tan. Klas-k-uri: Klasoğlu. Kafkas-Gürcü.
KOBAK mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
“Kara Kobak, Karakalpak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 322) Kobak, Yörük taifesi. (GÖKÇEN, 1946, s. 94)
“Kobak, Kuman şahıs adı.” (ÖNDER, 2007, s. 286)
Türkçe kobak: Ufak taneli ak buğday, çam kozalağı, kabarık, şişkinlik. (EYUBOĞLU, 1995)
Kobak, Yusufeli’nde halk oyunu.
Kobak/ Yüksekoba köyünün adı, Yusufeli.
Kobak suyu, Barhal deresinin kolu, Yusufeli. Türkçe.
KOBATLUMİ, Düzenli köyü, Borçka.
Koba-tlumi. Koba, “kobak”tan. Tlumi, “tulum”dan. Kobak, Yusufeli’nde bir halk oyunu. Folklorik ad. Yöresel.
KOBEKETİ mah. Erenköy, Murgul.
Kobek-et. Bölge ağzında genelde “Ü ve Ö” sesleri “U ve O” seslerine dönüşür. Köbek, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkarlarda bir kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 158) Köbeket: Köbekler, Malkarlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KOBİ, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Kobi, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Türkçe kopı: Büyük başarı kazanan yüksek askerlere mükâfat olarak verilen arazi. (TOGAN, 1981, s. 287) Tuva Türklerinde kobı: Çukurluk. (SIRKAŞEVA, s. 59) Altay Türklerinde kobı: Çukur, çukurluk. (NASKALİ, 1999) Türkçe.
KOBOLA, Ortaköy, Artvin.
Kobol-a. (bk. –a eki) Koboli, Kıpçak (Altay) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 361, 349)
Kobola, belki “kabala”dan. (bk. kabalamat) Belirsiz.
KOBOŞ, Hemşin.
“Kobaş, Osmanlı döneminde cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 529) Lakap. Belirsiz.
KOCABEY mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Kocabeyli, Şahseven Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 361) Türkçe.
KOCALANDO mah. Ormancık köyü, Dernekpazarı
Kocal-ando. Rumca ando, Türkçe “-li, -lu” ekinin karşılığını verir. Kocalando> Kocallu> Kocaloğlu. “Kocalu, Türkmen oymağı ve Kocalık, Kıpçak kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 362) Rumca ek almış Türkçe ad.
KOCALYA/ Koçlu köyünün adı, Akçaabat.
Kocal-ya: Koc-al, “koç-ali”den. Koçali, Ensari Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s. 363) Koçal-iya: Koçali’nin yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
KOÇ
Koçaba mah. Arsin.
Koç-aba: Koç abla. Kişi lakabı.
Koç ve Koçoğlu, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009)
Eski Türkçede koç: Kahraman. (ATALAY, 1936, s. 49) Lazca koçi: Adam sözü de bundan gelir. Koç: 1. Türkmenler. 2. Yiğit, mert.
Koçat mezrası, Çamlıca köyü, Yusufeli.
Koçat, Türk boyu. (ATANİYAZOV, 2005, s. 51)
Koç-at: Koçlar. (bk. –at eki) Koçlar, Varsak ve Kusun Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009, s. 363)
Koçgil mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Koçienti mah. Meydancık beldesi, Şavşat. Koçi-ent: Koçoğlu. Yöresel ek almış Türkçe ad.
Koçoğulları mah. Bakırköy, Artvin.
Koçoğli mah. Armağan köyü, Ardeşen.
Koçoğlugiller mah. Ortaköy, Artvin.
Koçugil mah. Kayadibi köyü, Şavşat. Türkmen oğlu.
Koçvat mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Koç-vat. Koçlar. Türkmenler... (bk. -at eki)
Koçyet mah. Balalan köyü, Yusufeli.
Koçyet: Koçlar. (bk. -et eki) Türkçe.
KOÇAKLAR mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Koçak, Bozulus Türkmeni. (LEZİNA, 2009)
Türkçede koçak: Becerikli, yiğit, cömert. (ACAROĞLU, 1999, s. 150) Eski Türkçe koçak: Cesaret. (ATALAY, 1936, s. 49) Çağatay Türkçesinde koçak: Koç adam, cesur. (KUNOS, 1902, s. 137) Koça, Kuman-Kıpçak adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 97)
Koçaket mah. Bereketli köyü, Ardanuç.
Koçak-et: Koçaklar. (bk. -et eki) Türkçe.
KOÇALAK dağı, Köprübaşı.
“1340 yılı kayıtlarında Macaristan’da Kochola adı yer almaktadır.” (RASONYİ, 2006, s. 220)
“Çağatay Türkçesinde koçalak: Kahraman, koçak, koç.” (KUNOS, 1902, s. 132) “Safranbolu’da kaçalak: Genç kızların görücüye çıkarken giydikleri giysi.” (DS)
Koç-alak. Alak, Kuman adı. (RASONYİ, 2006, s. 163 Alak, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY) Çağatayca alak: Soygun, talan. (ERBAY, 2008) Türkçe.
KOÇALİ mah. Yayla mah. Ardeşen.
“Koçali, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 363) Koçal, Koçali’den bozma sözcüktür. Sarıali’den Saral gibi…
Koçali mah. Düzköy, Borçka. Türkçe.
KOÇANASTİ mah. Düzköy, Borçka.
Koçan-ast-i. (bk. –i eki) “Kocan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 362) Kıpçakça ast: Alt, aşağı. (TOPARLI, 2007) Kocanast> koçanasti: Aşağıdaki Kıpçaklar. Koçan, akraba adı. Türkçe.
KOÇBERET mah. Ferhatlı köyü, Ardanuç.
Koç-ber-et. Arapça ber: Yer. (ÇAĞBAYIR) Koçberet: Koçlar yeri. (bk. –et eki) Türkçe.
KOÇERA mah. Tepegören köyü, Akçaabat.
Koçer-a. (bk. –a eki) “Koçar, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 532) “Koçarlu, Rakka’da zorunlu iskana tabi tutulan oymaklardan.” (ORHUNLU, 1990, s. 113)
Türkçe koçer: Yürekli er. Bulgaristan’da koçar: Koç çobanı. (ACAROĞLU, 1999, s. 151) Türkçe.
KOÇİBOCİNA, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Koçi-boci-na. Lazca koçi: Adam ve boçi: Koç. Koçiboçina: Koç adamlar yeri. (bk. –na eki) Lazca.
KOÇİMOLOZ/ Aktaş köyünün adı, Rize.
Koçi-mol-oz. Koçi, “koç”tan. Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Koçimoloz: Koçoğlu vadisi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
KOÇİNBELA, Çamlık köyü yaylası, İkizdere.
Of’un bazı köylerinde koçinpilo: Erik. Yunanca koromilo: Erik. (AKSOY, 2003) Yöresel.
KOÇKARET mezrası, Tarakçılar köyü, Yusufeli.
Koçkar-et. Koçkar, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY) Koçkar, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 1993, s. 499) Koçkaret: Koçkarlar. Lakap. Türkçe.
KOÇUGORUBA, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Koçug-oruba: Küçük dere. Türkçe-Lazca.
KOD Kilisesi, Şavşat.
Türkçe kod: 1. Kovuk. 2. İçi çürümüş olan. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
KODABAKİ, Kemerköprü köyü, Arhavi.
Koda-baki. Taş ahır. Lazca.
KODAKABAN, Eğridere köyü, Çaykara.
Koda-kaban. Koda: Mısır koçanı. (DS) Kaban: Dik bayır. Kodakaban: Mısırlı bayır. Belirsiz.
KODANA, Çavdarlı köyü, Şavşat.
Kodan-a. (bk. –a eki) “Kodanlı, Türkmen boyu ve Kotan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 364, 370) “Kotan, Kıpçak kabilesi.” (AHİNCANOV, 2009, s. 263) “Kotan, Kuman prensi.” (RASONYİ, 2006, s. 348)
Eski Türkçe kodan: Yaban tavşanı. (ÇAĞBAYIR) Tuva Türklerinde kodan: 1. Çiftlik. 2. Ahır. 3. Sürü. (KUULAR, 2003) Malkar Türklerinde kotan: Koyun sürüsünü çevreleyen duvar. (TAVKUL, 2000) Çağatay Türkçesinde kotan-: Etrafını çevirmek. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 15) Şavşat’ta kodana: 1. Ağaçkakan kuşu. 2. Ortadan kesilmiş yayık. (DS) Türkçe. Yöresel.
KODİ ırmak, Güneyce, İkizdere. Türkçe.
Eski Uygurca ve Karahanlı Türklerinde kodı: Aşağı. (CAFEROĞLU, 2011) Eski Türk yazıtlarında kodi: Alt, aşağı. (ORKUN, 1994, s. 842) DLT’te kodı: Aşağı, aşağıya. Eski Uygurca kodi: Aşağı. Karahanlı Türklerinde kodı: Aşağı. Ermenice kodi: Kemer. (GOSHGARİAN) Türkçe.
KODİS mah. Güneşli köyü, Köprübaşı.
Kodis, Pontus kralı. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 11) Rumca.
KOFCİYA/ Çukurova köyünün adı, Of.
Kof-ciya. Kof, Çerkez kabilesi. (LYULYE, 2010, s. 63) Kofciya: Çerkezlerin yerleşim yeri. (bk. –iya eki) Kafkas.
KOFİN/ Beştepe köyünün adı, Rize.
Yöre ağzında kofin: Bir çeşit yaprak sepeti. Meslekle ilgili ad. Yöresel.
KOFRAKOL yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Kofra-kol. “Arapça gurfa> kofra: Belirli kişiler için ayrılan toplantı yeri.” (ÇAĞBAYIR) Çağatay Türkçesinde kol: Vadi, tepe. (ERBAY, 2008, s. 391) DLT’te kol: Yamaç.
Kofrakol: Toplanılan tepe, yamaç. Türkçe.
KOFTEZ/ Üzümlü köyünün adı, Akçaabat.
Kof-tez. Kof, Çerkez kabilesi. (LYULYE, 2010, s. 63) Tez, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 216) İki Kafkas kavminden adını alan köy. Kafkas.
KOGİS mah. Akbucak köyü, Pazar.
Kog-is, “Kohlis”ten. “Ksenophon’un Kolkhoslar kimi kaynaklarda Kolklar diye geçen insanların yaşadıkları yerler Maçka dolaylarıdır. Bu topluluk dağlarda konar-göçer durumda yaşardı. İlginç olan, Yunanlı komutanın Kolkhoslar ülkesinden birkaç saat yürüdükten sonra denize varmasıdır.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 16)
“Kolhk, bölgenin antik kavimi.” (NAKRACAS, 2003, s. 199) Kolkida, Kafkas Alban tarihinde adı geçen Yasef’in soyundan 15 halktan biri. (MOSES, 2006, s. 29) Kolkid, Aşağı-Çoruk ile Faş/ Riyon arasındaki kavim. (TYASB, KIRZIOĞLU, s. 82) Kohlis, Trabzon’un doğusundaki yöreler. (SÜMER, 1992, s. 15)
Kohlena mah. Başar köyü, Maçka.
Kohle-na: Koh yeri. (bk. -na eki) Antik.
KOĞNAR tepesi, Maden köyü, Artvin.
Koğnar, “köknar”dan. Türkçe.
KOHLAR, Günyayla köyü, Yusufeli.
Ermenice koh: Memnun ve koğ: Hırsız. (GOSHGARİAN) Kıpçakça koğ: Küçük çöp. (TOPARLI, 2007) Ardanuç’ta koh: Hayvanların gece beklendiği ilkel baraka. (ÖZKAN) Arhavi’de koği: Üç tarafı taşlarla örülü basit barınak. (HATİNOĞLU, 2010, s. 95)
Kohlar: Barakalar.
Koğliyet mah. Kireçli köyü, Şavşat.
Koğli-y-et: Koğliler, baraklılar. (bk. –et eki)
Kohobet mah, Başköy, Murgul.
Koh-ob-et. Barakalar obası. Yöresel.
Kohoze, Irmaklar köyü, Ardanuç.
Koh-oz-e: Kohlar vadisi, baraka vadisi. (bk. –oz eki)
Kohvake, Madenli köyü mezrası, Artvin.
Koh-vake. Gürcüce vake: Ova. Baraka düzü. Yöresel.
KOHA mah. Kemalpaşa, Hopa.
“Kohat, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 364, 349)
“Çok eski bir Türk değişi olan koğa: Bataklıklarda yetişen hasır otu.” (ÖGEL, 2000, c. III s. 195)
Koh-a: Baraka. Yöresel. Türkçe.
KOİN BAİRİ, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Koyun bayırı veya köyün bayırı. Türkçe.
KOK/ Armağan köyünün adı, Maçka.
“Kok ile başlayan Hun boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 364) “Koklı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 364)
DLT’te kök: Gök, sema. Yüksek yer. (mecaz)
Kokvar mah. Ortaköy, Artvin.
Kok-var. Var, Avarların ataları olan Orta Asya kavmidir. (GUMİLEV, 2007, s. 52) Ermenice var: Alt. İki farklı kabileden adını alan yer.
Kokişgil Ortaköy, Artvin.
Kökü “kok” olan sözcük.
Kokvati, Sulak köyü, Fındıklı.
Yüksek yurt. (bk. –vat eki)
Kokliet mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Kokliet: Koklular. (bk. –et eki) Türkçe.
KOKO, Trabzon salnamesinde Maçahel köyü.
Koko, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 364)
Koko, Moğol komutanlarından. (TEMİR, 2010, s. 261)
“Osmanlıda koka: Yeniçeri ümerasının ve Eflak beylerinin giydikleri tolga şeklindeki serpuşun adıdır.” (PAKALIN, c. II s. 287)
Kokogza, Esenkıyı köyü, Hopa.
Koko-gza. Lazca gza: Yol.
Kokovati, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin. Türkçe-Lazca.
KOKOLA, Şalcı köyü, Şavşat.
“Kokala, Argın Türklerinin kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 364)
“Kokola, Kıpçak adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163)
Yöre ağzında kokola: Yığın, kat kat tabaka.
Kokolet deresi, Akantaş köyü, Murgul.
Kokol-et: Kokollar. (bk. –et eki) Yöresel. Türkçe.
KOKONA/ Uçarsu köyünün adı, Akçaabat.
“Kokona, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 364)
Pontusça kokona: Hamarat kadın, Romence “cocona” sözcüğünden gelme. (KARAGÖZ, 2006, s. 89) Kokonos: Yeniçeriler arasında hatırı sayılanlar hakkında kullanılan bir tabirdir. (PAKALIN, c. II s. 287) Türkçe.
KOKSUVAT/ Hisarlı köyünün adı, Pazar.
Koksu-vat. “Kıpçakça koksu: Kokma.” (TOPARLI, 2007) Koksuvat: Kokan yurt, bataklık. (bk. –vat eki)
“Koksus, Kumanlarla ilgili ad.” (RASONYİ, 2006, s. 220) Koksusvat: Kıpçak yurdu. Türkçe-Lazca.
KOKULET deresi, Korucular köyü, Murgul.
Kokul-et. Kokulu, Kökul, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 375) Kökulet: Türkler. (bk. –et eki)
KOLAĞULİ, Manganez köyü, Ardeşen.
Kol-ağuli. Kol ağılı. Türkçe.
KOLAT tepesi, Akarsu köyü civarı, Maçka.
Kıpçakça kolat: Aslan, aslan gibi güçlü. (TOPARLI, 2007) İhtişamlı tepe. (mecaz) Türkçe.
KOLEBNA, Trabzon salnamesinde Vakfıkebir köyü.
Kol-ebna: Koloğlu. Arapça ebna: Oğullar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yaygın sülaledir.
Kol, Osmanlılarda idari birimlerden. (TOGAN, 1981, s. 340) Türkçe.
KOLENLİ/ Kıyıboyu köyünün adı, Of.
“Kolanlı, Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979)
“Kolenli, sünnet olma ile ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 273)
Kolen, Ortaasya’da göl. (TEMİR, 2010, s. 249)
Kol-enli. Kıpçakça kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Kolenli: Enli, geniş vadi. Türkçe.
KOLET mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kol-et: Kollar. (bk. –et eki) Kıpçakça kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Kolet: Vadiler. Türkçe.
KOLHEV deresi, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Kol-hev: Kol dere. Türkçe-Gürcüce.
KOLİCA/ Subaşı köyünün adı, Derepazarı.
Kolça, Kıpçak adı. (RASONYİ, 2006, s. 221)
Kıpçakça kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Kolica: Vadi yeri, dere yeri. (bk. –ca eki) Türkçe.
KOLİKA, Şalcı köyü, Şavşat.
Kolik-a. (bk. –a eki) Kıpçakça kölük: Yük ve binek hayvanı. (TOPARLI, 2007)Yörede kolik: Boynuzsuz teke. Türkçe. Yöresel.
KOLİNA, Başköy, Pazar.
Kol-ina: Kol’un yeri. (bk. –ina eki)
Kıpçakça kol: Vadi. Kolina: Vadi yer. Türkçe-Lazca.
KOLKLAR, Şavşat’ın mahallesi.
“Kolhis, Giresun dolaylarından, Kafkas dağlarının kuzeybatı ucuna kadar ki yerdi.” (UMAR, 2000, s. 25)
“Kolhk, bölgenin antik kavimlerinden.” (NAKRACAS, 2003, s. 199)
“Kolch, Büyük İskender’in doğu akınları sırasında, Harzem dolaylarında bir ülkenin adı. Bu adı Türk imparatorluğunun kuruluş devrinde de buluyoruz.” (CZEGLEDY, 2009, s. 172) Antik.
Kolizmat, Gülen köyü, Dernekpazarı.
Koliz-m-at: Kolhisler. (bk. –at eki) Antik.
KOLLA, Cimil, İkizdere.
Kolla, Kırgız boyu. (LEZİNA, 2009, s. 365)
Azerice kolla: Kaba otla örtme, çit çekme. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
KOLO deresi, Hemşin.
Çamlıhemşin’de kolo: Çam ağacından yapılan peynir kabı. Kırgızca kolo: Köknar kerestesi. (YUHADİN, 1994)
Koloci mah. Sulak köyü, Fındıklı.
Kolo-ci, Türkçe “-ci” yapım ekini almış. Koloci: Keresteci. Külekçi. Yöresel.
KOLOĞLU mah. Coşandere köyü, Maçka.
Kol: Güvenliği sağlamak için dolaşan grup. Türkçe.
KOLONA/ Zilkale köyünün adı, Çamlıhemşin.
Kolun-a. (bk. –a eki) Kolun ile başlayan Türkmen boyu ve Kolanlı, Türkmenlerin Harbendelü kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 365)
Uygurca kolun: Ateş yeri. (NECİP, 1995) Askeri haberleşme aracı olarak kullanılan ateş yeri. Belki kalenin yapılış amacı, ateş yakarak düşmanların geldiğini uzaklara iletmekti.
“Altayca kolon: Hayvan semerini veya eğerini bağlamak için göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer.” (NASKALİ, 1999) DLT’te kolan: Kolan. Türk dillerinde golan: Bel kayışı. (HASANOV, 2009, s. 184) Meslekle ilgili ad.
Kol-ona. Kıpçakça kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Kolona: Vadi yer. (bk. –ona eki)
KOLORTA mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Kol-orta: Orta yer. Orta vadi. Türkçe.
KOLAŞA/ Taşgeçit köyünün adı, Araklı.
“Pontus kaynaklarında Santa yakınlarında Kolasa adı geçer.” (KARAGÖZ, s. 102)
“Kolagşa, Kuman Türklerinden kalan Güney Rusya’da nehir adı.” (RASONYİ, 2006, s. 220) Rumca goloşka: Kuluçka.
Kol-aşa. Aşağıdaki kol, aşağıdaki yer. Türkçe.
KOLOTLU mah. Demirciler köyü, Akçaabat.
Kolot-lu. “Kolotlar, İskitlerin Kuzey Karadeniz bölgesinde yaşayan boyu.” (TTS, s. 49)
Kırgızca kolot: İki tümsek arasındaki çukur yer. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
KOM, GOM mah. Güreşen köyü, Borçka.
“Türkçede kom: Toplanma, yerleşme, konma.” (EYUBOĞLU, 1995) “Kom-şu” gibi. Ermenice kom: Ağıl. Yunanca kome: Köy. “Eski Türkçe kom: Taştan basit ev. (KOP, 1982, s. 52) Azerice koma: İlkel ev. (ALTAYLI, 1994) Nahçıvan’da koma: Küçük ev, kulübe. (GULİYEV) Göktürk ve Uygur Türklerinde kon: Konak yeri, çadır. (ÖNDER, 2007, s. 214) “Kom adı, Dağıstan Avarlara bağlanan isimdir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 364) Kırgızca köm: Merkez. (KTLS) Moğolca goum> gom: Geniş vadi. (LESSİNG, 2003)
Kom: 1. Ağıl. 2. Basit baraka.
Gomap deresi, Büyükmera dağı, Şavşat.
Farsça ab: Su. Komab: Kom suyu.
Gomno/ Yaltkaya köyünün adı, Hemşin.
Gom-no: Kom yeri. (bk. –na eki)
Ğomuyini mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ğom -uy-ini, “kom”dan. Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Komoyini: Vadideki komluk. (bk. –ona eki)
Komagara yaylası, İşhan köyü, Yusufeli.
Basit barakalı mezra. (bk. ağara) Türkçe.
Komat yayla, Çamlıhemşin.
Komat: Konanlar, yerleşenler. Komlar. (bk. –at eki)
Komata mezrası, Hamsiköy, Maçka.
Kom-at-a. (bk. –a eki) Komat.
Komdaş, Meşeköy, İkizdere. Taş kom.
Komoban mah. Demirci köyü, Şavşat. Kom-oban. Komlardan oluşan yer.
Komoban mah. Maden köyü, Şavşat.
Komlar, Çifteköprü köyü, İkizdere. Türkçe.
KOMA mah. Başar köyü, Maçka.
Azerice koma: İlkel ev. (ALTAYLI, 1994) Kıpçakça koma: Ortak. Yunanca kome: Ev. Yunanca. Türkçe.
KOMAN/ KUMAN/ GOMAN
“Kıpçaklara farklı milletler Kuman, Koman, Valon, İlavets, Khardeş, Hardeş, Paloç, Poloves adlarını da vermişlerdir. Kıpçak adı, “sarı, sarışın, sarı saçlı” anlamlarını taşır.” (AHİNCANOV, 2009, s. 85, 86)
“Bizans kaynaklarında Kuman adı, Komanio, Komanikos, Komanon, Komani, Komanus biçimlerinde geçer.” (KARAGÖZ, 2006, s. 302)
“Trabzon’ da hanedanlık yapmış Komnenoslar, Helen kökenli olmayıp Anadolu kökenlidirler.” (UMAR, 1993, s. 126)
“Kuman, Koman: 1. Kıpçak boy birliği. 2. Kıpçakların Batı dillerindeki adı.” (LEZİNA, 2009)
“Macaristan’da Kuman kökenli Kumandur kabilesi (s. 221) ve Kumandur, Kuman şahıs adı ve Kuman asıllı Rumen asilzadesi.” (RASONYİ, 2006, s. 137)
“Kıpçaklar/ Komanlar, Hazar denizi ile Karadeniz arasında, Makedonyalı İskender’den çok öncelerinden beri yaşamışlar.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 12)
Kumanlar, halis Türk uruklarından olup Trabzon sahillerine kadar uzanan bir kıtada sakin idiler.” (NUR, 1972, s. 59) “1118’de büyük göçle Kuman-Kıpçak kütleleri (40 bin aile) Çoruh, Kür dolaylarını görülmemiş bir kudret ve genişlikle canlandırdılar.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 179)
“Elizabeth A. Zachariadou’nun Trabzon’daki Kuman adları isimli makalesi, Trabzon hanedanına mensup Türkçe isimli şahısların Gürcistan’a yerleşen ve zamanla batıya yayılan Kıpçaklar olduğunu ortaya çıkaran bir çalışmadır.” (TELLİOĞLU, 1994, s. XLIX)
“1124 yılında Kıpçak orduları II. Davit döneminde İspir ve Oltu’ya kadar ilerlemişlerdir.” (GÖKBEL, 2000, s. 57)
“1484 yılı Osmanlı kayıtlarında Arhavi kazasında Kuman Türkleriyle ilgili Komanolet köy adına rastlanmaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 344)
Goman obası, Alucra’da.
Goman, Ortaköy deresi civarında yayla, Şavşat. (ÖZDEMİR, s. 2)
Koman deresi, Alucra.
Dere, Ovacık yaylası ve Elmacık köyünden doğup, Koman köyü içinden Moran deresiyle birleşir. Eski Türkçe moran: Nehir. (MUTLU, 2008, s. 125) Bu adların aynı yerde birleşmesi çok ilginçtir.
Mç-komon, Derecik köyü, Arhavi.
Bazı Lazca adların önüne anlama etkisi olmayan ses ve heceler gelebilmektedir.
Koman tepesi, Alucra.
Koman köyü Alucra.
Komana deresi, Vakfıkebir. Koman-a. (bk. –a eki)
Komandara Manganaoz, 1878’de Vakfıkebir köyü.
Koman-dara. Kumanlarda daraga: Askeri vali. (GRÖNBECH) Kumandara: Kuman valisi.
Komandra, 1878 salnamesinde Of’un köyü.
Komandere Habel/ Açıkalan köyü adı, Vakfıkebir.
Habel, Kuman yer ismi. (BİLGİN, 2002, s. 94)
Komandere Kadahor/ Akköy’ün adı, Vakfıkebir.
Rumca kadahor: Aşağı köy.
Komandere Raşi/ Rıdvanlı köyünün adı, Vakfıkebir.
Rumca raşi: Dağ.
Komandere Vamenli/ Ortaköy’ün adı, Vakfıkebir.
Vameyli Cerid oymağından. (LEZİNA, 2009, s. 555)
Koman’un yokuşu, Güneyce, İkizdere.
Komanit/ Kumludere köyünün adı, Of.
Koman-it: Kumanlar. (bk. –it eki)
Komanit, Gülen köyünde yer adı, Çaykara.
Komanoz/ Buzlupınar köyünün adı, Çayeli.
Koman-oz. Koman/ Kuman vadisi. (bk. –oz eki)
Kumanan, 1530’da Eksanos’a bağlı Hemşin köyü.
Kuman-an: Kumanlar. (bk. -an eki)
Kumanos, 1530’da Eksanos’a bağlı Hemşin köyü.
Kumanandoz mah. Tonya.
Kuman-an-doz: Kumanlar vadisi. (bk. –an, -oz)
Kumanandoz yaylası, Tonya.
Kumandan oba, Tonya yaylası.
Kumandan-oba. Kumanlar obası.
Kuman’ın sırtı, Gölyayla köyü, İkizdere.
Kumanit/ Çavuşlu köylerinin adı, Sürmene.
Kuman-it. Kumanlar. (bk. –et eki)
Kumanyurdu yaylası, Tirebolu.
Kumanovacık/ Kumonovacık yaylası Espiye.
Kumanların küçük ovası. Türkçe.
Çaykara’da “Çuman” soyadı.
Kumandaş sülalesi, Of’un Gürpınar köyünde.
“Kunmadaraş, Macaristan’da Kuman Türklerinden kalan şehir adı.” (RASONYİ, 2006, s. 527)
Koman elması. Ekşi, iri bir tür elma olup, Maçka’da bilinir. (EMİROĞLU, 1989, s. 157)
İkizdere’nin Gürdere köyünde kumancalis: Çürümeye yüz tutmuş ve su çekmiş odun, kütük.
KOMARA/ KOMERA/ Yalıncak köyü adı, Trabzon.
Komer-a. (bk. –a eki) “Komar, Çoruh, Kafkas ve Kür boylarında bulunan eski Kıpçakların bir kolu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 92) “Komar, Türk uruk isimlerinden.” (TOGAN, 1981, s. 41) “Dağıstan, Yukarı-Kür Çıldır ve Çoruh boylarında adına rastlanan Kuman oymaklarından biri de Kumar veya Komar oymağıdır.” (BİLGİN, 2002, s. 97) “Komarlu, Anadolu’daki cemaatlerden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1485)
“Komera, Bulgarlarla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 56) “Komaran, Osmanlı Türkleri döneminde Macar şehri.” (TAKATS, s. 337) “Peçevi Tarihi’nde Komar, Tuna nehri üzerinde Estergon’un batısında bir sahra.” (YILMAZ, s 313) “Kumar, Orta Asya’da nehir.” (AGACANOV, 2002, s. 77) Komar, yaygın addır.
Kıpçakça komar: Sivrisinek. (ARIKAN, 2006, s. 336) Komar: Kıpçak/ Kuman kolu. Orman gülü...
Komarit, 1878 yılı salnamesinde Of’un köyü.
Komar-it: Komarlar, Kumanlar.
Komarita/ Barış köyünün adı, Of.
Komar-it-a. Komarit: Kıpçaklar.
Komarorim, Uzungöl, Çaykara.
Komar-orim: Komarlık. (bk. -orum eki)
Komar, Melikşah köyü, Tonya. Türkçe. Yöresel.
KOMBOĞLİ mah. Bahar mah. Ardeşen.
Aynı yerde Konbooğlu. Lakap. Belirsiz.
KOMES/ Şimşirli köyünün adı, İkizdere.
Kumosiler, Eski Türk kavimlerinden.” (AHİNCANOV, 2009, s. 116)
“Ermenice komes: Manda.” (CÜMBÜŞYAN) İkizdere yöresinde manda beslenmediği gibi, beslendiği de hiç duyulmamıştır. Çünkü yöre dik vadilerden oluştuğu için manda beslemesine uygun değildir. Ayrıca İkizdere’nin merkez köylerinin Ermenilerle bağlantısı ve tarihi geçmişi yoktur.
“Komus, Kuman Türklerinin izlerinden kalan ad.” (RASONYİ, 2006, s. 222)
Kom-es. (bk. –os eki) “Kom: Küçük toprak, taştan basit ev. Bu söz eski Türkçedir.” (KOP, 1982, s. 52) Türkçede kom: Toplanma, yerleşme, konma. (EYUBOĞLU, 1995) (bak. kom) Nahçıvan’da kome: Küçük ev, kulübe. (GULİYEV)
Kom sözü Türkçeden Ermenice’ye de geçmiştir.
Komes: 1. Küçük taştan evler. 2. Bir araya gelenler. 3. Yerleşenler, konanlar. Köy adı için bu isimlerin her biri uygundur.
Komesoğun mah. Gürdere köyü, İkizdere.
Komesoğulları aynı yerde. Türkçe.
KOMİKA/ Taşhane köyünün adı, Çayeli.
Komik-a. (bk. –a eki) Komuk, Dağıstan’ın ovalarında yaşayan Kıpçak uruğu. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 505) “Gumik, Dağıstan’da yaşayan Lak halkına Avarların verdiği isim.” (TAVKUL, 2007, s. 476)
Kom-ik. Küçük kom. (bk. -ik eki) Kafkas. Türkçe.
KOMİLO/ Muratköy’ün adı, Çamlıhemşin.
Kom-il-o. (bk. –a eki) Türkçe kom: Toplanma, yerleşme, konma. (EYUBOĞLU, 1995) İl: Yer, yurt.
Komil: Konulan yer. Kom topluluğu. Türkçe.
KOMİNOZ/ Buzlupınar köyünün adı, Çayeli.
1553 yılı kayıtlarında köyüm adı “Komanos” olarak yazılıdır. Belirtilen adlar, Kuman Türklerini işaret etmektedir. Ayni tarihte ve ayni bölgede Komanan köyü de vardı. Türkçe.
KOMUR, Esenkıyı köyü, Hopa.
Komur, “kömür”den. Türkçe kömür: Yanmış odun kalıntısı. (EYUBOĞLU, 1995)
Kömür, kömürlük ile başlayan yer adları bölgede çoktur. Dağlarda, özel kuyularda kömür yapılırdı ve demircilere satılırdı. Yoksul insanların mesleği idi. Bölgede yaygın addır.
Komurkuyi, Günyayla köyü, Yusufeli. Türkçe.
KON yayla, Dülgerli köyü, Arhavi.
“Kon, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009)
“Kon, Kıpçaklardan kalma yer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 96)
Çağatayca kon: Mesken, oturak. (KUNOS, 1902, s. 134) Kıpçakça kon-: Bir yere yerleşmek, mola vermek, oturmak, çadır kurmak… (TOPARLI, 2007)
Kona/ Bayırca köyünün adı, Of.
Kon-a. (bk. –a eki)
Konoban mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Kon-oban. Konulan yer. Gürcüce oban, Türkçe “oba”dan. Türkçe-Gürcüce.
Konalar mah. Balalan köyü, Yusufeli.
Konulan, yerleşilen yer. Türkçe.
KONA mah. Düzköy, Borçka.
Lazca kona: Tarla. (ERTEN, 2000) Lazca.
KONAK
“Rum kaynaklarına göre Kuman Türkleriyle ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 184) “Konak, Türkmen boyu ve Konake, Kırgızların Munduz kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 365)
Konak Alp, Oğuz beyi. (SÜMER, 1999, s. 159)
Kıpçakça konak: Konulacak yer. (TOPARLI, 2007) Türkçe konak, “konmak”tan. (ÖGEL, 2000, c. IV, s. 381) Konak: İdari bina. Gösterişli bina, büyük ev. Yolcuların gecelediği yer, bir konak uzaklık gibi.
Konaği mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Konaği mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
Konaka/ Bağışlı köyünün adı, Maçka.
Konak-a. Eskiden İkizdere’de “konağa gitmek” demek, “ilçeye inmek” demekti. Türkçe.
KONÇ, Cimil, İkizdere.
“Konçu, Kırgız oymağı.” (TOGAN, 1981, s. 89) “Türkmenlerin Koncular cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 416) “Konçi, Altınordu devleti döneminin hanlarından.” (BİROL, 1991, s. 17)
Kırgızca konç: Çorap, çizme gibi nesnelerin baldıra gelen kısmı. (YUHADİN, 1994) Altaylarda konıç: Konç. (NASKALİ, 1999) Coğrafi konumuyla ilgili ad.
Konçdorim, Sivrikaya köyü, İkizdere.
Konç-d-orim: Konç yer. (bk. –orim eki) Türkçe.
KONDORUM, Ihlamur köyü, İkizdere.
“Kondurum, Kıpçaklarla ilgili isimlerden.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172)
Kon-dorum. Kondorum Konulan, yerleşilen yer, mevki. (bk. –orum eki) Türkçe.
KONDU/ Dernekpazarı’nın adı, Trabzon.
“Kondu, Kuman Türkleriyle bağlantılı ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 244) “Türkmenlerin Kondulu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 238)
“Kondı, Oğuz beyi.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 156)
“Kondı, Kuman Türklerinde doğan çocuğa mutluluğu, başarıyı, hayat tarzını dileyen adlardandır.” (RASONYİ, 2006, s. 266) “Eski Türkler, devlet tarafından yapılan iskân işlerine “kondurmak” derlerdi.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 7) Kıpçakça kondu: Yerleşme, oturma. (TOPARLI, 2007) Kumanca kondu-: Barındırmak. (GRÖNBECH) DLT’te kondi: Bir yere konmak.
Kondu mah. Kapıköy, Maçka. Türkçe.
KONGA/ Alaçam köyünün adı, Maçka.
“Böyle ya da benzeri bir sözcüğün ne Yunan ne de Bizans kaynaklarında rastlanmaz. Bu adı, Kuman oymaklarından Kongur adına dayamak tartışmasız kabul edilebilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 209)
“Kumanca kongur, Kıpçakça konğur, “kızılım tırak” anlamında.” (RASONYİ, 2006, s. 223)
Kong-a. “Cong, Hunlarla ilgisi olduğu sanılan en eski kavim.” (RASONYİ, 1993, s. 65)
Çağatay Türkçesinde kongar: Çamur gibi. (KUNOS, 1902, s. 134) Türkçe.
KONGOL/ KONKOL/ Sevimli köyü adı, Trabzon.
“Kuman oymağından adını alan köy.” (KARAGÖZ, 2006, s. 54) “Konguroğlu, Kıpçak oymağı.” (SAFRAN, 1989, s. 78) Konğul: Küçük çukur. (YUHADİN) Kongul: Sincap ini. (KUULAR)
Türkçe.
KONO mah. Eskipazar, Of.
Kon-o, “konmak, yerleşmek”ten. Türkçe.
KONT mah. Balalan köyü, Yusufeli.
“Konta, Kuman menşeli ad olup yer adı da olmuştur.” (RASONYİ, 2006, s. 223)
Yusufeli’nde kont: Tomruk. (DS) Yer adının Yusufeli’nin dışında da bulunması, Kuman/ Kıpçak Türkleriyle bağlantılı olduğunu gösterir.
Kontiat, Düzköy, Borçka.
Kontiat: Kumanlar. (bak –at eki)
Kontive mah. Kıyıcık köyü, Fındıklı.
Konti-ve: Kökü “kont”olan sözcük. (bk. –e eki)
Kontlar mah. Avcılar köyü, Yusufeli.
Kontog mah. Karşıköy, Borçka.
Kontog, “kont oğlu”ndan. Türkçe.
KONTUROM/ Yolağzı köyü, Ardanuç.
Kont-urom> kont-orum: Kontun yeri, Kuman/ Kıpçak yeri.. (bk. –orum eki) Türkçe.
KONYAT, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü.
Kon-yat. Kıpçakça kon: Yerleşme. (TOPARLI, 2007) Konyat: Yerleşenler. (bk. –at eki) Türkçe.
KOOŞ/ KOĞOŞ mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
“Kouş, Türkmenlerin Göklen kolundan bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 370)
“Koğuş, tarihi Türk kişi adlarından.” (HACIÖMERLİ, s. 119)
“Eski Türklerde koguş: Oklara perdah etmek için aygıt.” (DONUK, 1988, s. 101) Çağatay Türkçesinde koğuş: 1. Su yolu. 2. Dağ içindeki yol. (ERBAY, 2008, s. 390)
Koğuş: Gagauz halk kemençesinin adı. Koğuş adı biraz da kopuz adını andırmaktadır. (ÖZCAN, 2008, S. 35) Koğuş ile Gağuz (Gagavuz) adlarının aynı köyde birleşmesi ilginçtir. Türkçe.
KOP dağı, Trabzon.
Koplar, Ensari Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 367)
Türklerde kopı: Büyük başarı kazanan yüksek askerlere verilen arazi. (TOGAN, 1981, s. 287)
Kuman Türklerinde kop: Çıkma, yükselme. (GRÖNBECH) Kop: Dağların kayalıklarında yer alan mağaralar. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça koba: Oyuk, kovuk, hendek. (TOPARLI, 2007) Hopa/ Hemşin’de kop: Mağara. (YILMAZ, 2012) Hemşin’de kop: Oyuk, Oyulmuş. (KARACA, 2006, s. 103)
Kop: Türkmen. Yüksek. Mağara...
Kop mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli.
Kopat, Demirkent köyü mezrası, Yusufeli.
Kop-at: Koplar. (bk. –at eki)
Kopit-ler, Tozköy, İkizdere
Kopit zeni, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Kop taş, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kopolar mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Kopu, Çat köyü, Hemşin.
Kopyani mah. Aktepe köyü, Pazar.
Kop-yan-i: Koplar. (bk. –yan eki) Türkçe.
KOPALLAR mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Kopal, Türkmenlerin Ensari boyunun Eski koluna mensup sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 295) “Kobalu, Bayındır Türkmenlerinin Akça Koyunlu grubunun Dulkadırlı taifesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1477)
Kobal/ kopal: Bir başı kalın ve yuvarlak sopa, sırık. Sopalar. Kopal, kendir yumuşatma düzeneği.
Gobaluri mah. Camili köyü, Borçka.
Gobal-uri: Gobaloğlu. Gürcüce ekalmış Türkçe ad. Farsça pur: Oğul. (GUMİLEV, 2007, s. 208)
Kobalet, 1878 Salnamesinde Maçahel köyü.
Kobal-et: Kopallar, Türkmenler. Türkçe.
KOPENCA mah. Yeniköy, Güneysu.
Kopen-ca. Kopen, “kopan”dan. Kopanca: Kopan yer. (bk. –ca eki) Belirsiz.
KOPRİCİ/ Köprücü köyünün adı, Hopa.
Eski-yeni adı uyumlu. Meslekle adı. Türkçe.
KOPTONA/ Gürgencik köyünün adı, Arhavi.
Kop-tona. Kumanca kop: Çıkma, yükselme. (TOPARLI, 2007) Koptona: Yüksek yer. Türkçe-Lazca.
KOPUZ dağı, Yokuşlu köyü, Yusufeli.
Eski Türk baksi ozanlarının sagu ve destan okurken veya dini ayinlerde telli Türk sazı. (ÇAĞBAYIR) İnançla ilgili ad. Türkçe.
KORABİ/ Baltacı köyünün adı, Akçaabat.
Korab-i. (bk. –a eki) Korob: Kır evi, basit barınak. Yörede krepi: Eğri burunlu küçük balta. Yöresel.
KORAMET mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Kor-amet, “kör Ahmet”ten. Türkçe.
KORANK mah. Erenköy, Yusufeli.
Koranlu, Kaşkay boyu. (LEZİNA, 2009, s. 367)
Goran, Kosova’da yaşayan bir topluluk. (TUNUSLU, 2005, s. 436)
Koran, Türkçe yer adı. (ATALAY, 1936, s. 81)
Türkçede goran: Ağıl. (ACAROĞLU, 1999, s. 95) Yörede T/D sesleri değişkendir. Türkçe.
KORAZİL mah. Vezirköprü, Artvin.
Kora-z-il. Uygur, Kazak, Özbek ve Kafkas Malkarlarda kora: Ağıl. (TAVKUL, 2000) Korazil: Ağıl yurdu. Türkçe.
KORD, KORT
“Baş kort, Peçenek boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 135) “Kordı, Bulgar Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 368) “Kortuk Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 368)
“Korta, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
“Oğuz dillerinde ğort: Kurt anlamındadır.” (KUZEYEV, 2005, s. 134)
Lazca kordi: Toprak keseği. (ERTEN, 2000) Ermenice gord: Kurbağa. Gürcüce kordi: Otlak, çimen, sürülmemiş tarla. Ad, Artvin dışında da vardır.
“Kort: Küçük çukur anlamında olup Öz Türkçe kelimedir.” (KOP, 1982, s. 52)
Kordepe mah. Elmalık köyü, Pazar.
Kord-epe: Kurtlar. (bk. -epe eki) Kurtoğulları aynı köyde.
Kord oni, Subaşı köyü, Hopa.
Kordoni: Kord yeri. ( –ona eki)
Kord’un ağzı, Esenyaka köyü, Yusufeli.
Kurt ağzı.
Kord’un ırmağı, Ortayol köyü civarı Pazar.
Kurt ırmağı.
Korday, Uğur köyü, Borçka.
Kord-ay: Kurt vadisi... Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007)
Kordet/ Çimenli köyünün adı, Murgul.
Kord-et (bk. –et eki) Peçenekler, Çimenler…
Kordil, Çağrantaş yayla yolunda üzeri, İkizdere.
Kord-il: Kurt yurdu.
Kort una, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Kort-una: Kurt yeri... (bk. –ona eki)
Korta, Elevit’in en yüksek dağı, Hemşin.
Kort-a, “kurt”tan. (bk. –a eki)
Kortanet mah. Maral köyü, Borçka.
Kort-an-et: Kortlar> kurtlar. (bk. –an, –et eki)
Kortanet, Kemalpaşa, Hopa.
Kortlar düzlüğü, Tekkale köyü, Yusufeli.
Kortlar ormanı, Çeltikdüzü köyü, Yusufeli.
Kortoheti mah. Obaköy, Şavşat.
Kortoh-eti. Kortohlar, Kıpçaklar. (bk. –et eki)
Kortohi, Eprati yaylası, Borçka.
Kortohi> kortoha: Kortlar, kurtlar. (bk. –ha eki)
Kortol oni, Çamlı köyü, Hopa.
Kort-ol: Kortoğlu’nun yeri. (bk. –ona eki)
Kortolu, Eprati yaylası, Borçka.
Kort-olu: Kurtoğlu. (bk. -ol eki)
Kortu konağı yaylası, Çamlıhemşin.
Kortu mahalle, Elmalık köyü, Pazar.
Kurtoğlu aynı köyde.
Kortu ona, Elmalık köyü, Pazar.
Kurt yeri... (bk. –ona eki) Kort, Türkçe.
KORDELİT/ Konaklı köyü adı, Arhavi.
Kord-el-it: Kordeller yurdu. Kurtlar yurdu. (bk. –it eki) “Oğuz dillerinde ğort: Kurt anlamındadır.” (KUZEYEV, 2005, s. 134)
KORET, Yaylalar köyü mezrası, Yusufeli.
Kor-et: Sıcak yerler. (bk. –et eki) Belirsiz.
KORGEN/ Kuzguncuk köyünün adı, Arsin.
“Yunan-Bizans kaynaklarında bu sözcüğe rastlanmaz ve Moğol kabilesiyle ilgili olabilecek ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 117)
“Korgan, Canik sancağında Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 534) Türkçe.
KORİYET mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Kori-y-et: Kori, Türk oymaklarından. (CANDAR, 1934, s. 9) (bk. –et eki) Kori-yet> koruyet: Korular. Türkçe.
KORKOT, GORGOT, KORKUT
“Rum-Yunan kaynaklarına göre (Arxeion Pontus 24) Korkota, Peçenek boylarından Korkotas ailesinden ait yer adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 221)
“Korkut, Peçeneklerin sekiz kabilesinden birinin adı.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 170) “Peçeneklerin Yula uruğunun Korkut adlı reisi.” (KURAT, 1972, s. 57) “Korkudlu aşireti Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 109)
“Korkut, tarihi Türk kişi adı.” (HACIÖMERLİ, s. 120) Dede Korkut, Korkut Ata gibi tarihi şahsiyetler. Korkut, Yıldırım Beyazıt hanın oğlu.
DLT’te korkut: Korkutmak. Yörede korkot: Mısır kırması. Ermenice gargut: Dolu. (yağış) Kıpçakça gargut: Dolu. (yağış) (ARIKAN, 2006, s. 277) Korkot: Peçenek boyu. Heybetli. Mısır kırması.
Mısır kırmasının ile dolunun (yağış) bu derece yaygın yer adı olabileceği düşünülemez.
Korkot, Elmalık köyü mah. Kalkandere.
Korkot, Eskipazar mah. Of. Akraba adı.
Korkot/ Yırca köyünün adı, Hayrat.
Peçeneklerden adının alan köy.
Korkotepe mah. Güney köyü, Ardeşen.
Korkot-epe: Korkotlar.
Korkotlar meydanı, Hurmalık köyü, Kalkandere.
Korkudan/ Korkutan köyünün adı, Beşikdüzü.
Korkud-an: Korkudlar. (bk. –an eki)
Korkut, Yığa köyünün eski mahallelerinden.
Korkutlu değirmeni, Bucak köyü, Pazar. Türkçe.
KORONTO mah. Eğridere köyü, Çaykara.
Umar, “koron” sözünün anlamını ve kökenini saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 467)
Türkçede koruntu: Sığınak, sığınılan yer. (ÇAĞBAYIR)
Koronlar, Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
KOROPİ, Baltacı mahallesinin adı, Akçaabat.
Korop, “korumak”tan. Korop: Basit çoban barınağı. Kazakça korip: Otlak. (KENESBAYOĞLU, 1984) Bulgarca korob: Kır evi, kulübe. (TİETZE) Yöresel.
KOROTOZ mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Korot-oz, Türkçe ek almış sözcük.
Korot, bitki ile ilgili olabilecek ad. Korotoz: ... vadisi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
KORT (bk. KORD)
KORU, KORUK, KORULUK, KORUKLUK,
Eski Türkçe korimak> koruk: Bakımlı ve korunaklı küçük orman, koruluk.
Orta Asya’da “koru” denilen çok sayıda ağaçlar ve kutsal ormanlar mevcut olmuştur. (ROUX, 1998, s. 77) DLT’te korığ: Koru, küçük orman.
Eskiden caminin ihtiyaçlarının karşılandığı koru, koruluk, koruk adında “orman” bulunurdu.
Lazca konuşulan yerlerde de “koru ve korulak” aynı anlamda olup yaygın addır. Türkçe.
KORTUK, Maden köyü, Artvin.
Kortuk, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 368) Türkçe.
KORYANA/ Acısu köyünün adı, Akçaabat.
“Kry-anna, Trabzon’un son imparatoru David’in kız kardeşi.” (KARAGÖZ, 2006, s. 71)
Kor-yan. Kıpçakça kor: Bel bağı. (TOPARLI, 2007) Koryan: Bel bağları. Sıcak yerler. (bk. –yan eki) Dokumacılıkla ilgili ad. Rumca. Türkçe.
KORUTOZ mah. Karaağaç köyü, Tonya.
Korut-oz. Korut: Erkek oğlak. (DS) Korut, “korutmak, korumak”tan. Korutoz: Korutulan vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KORZAT, Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Korz-at. Bölge ağzında korzi: Küçük tomruk parçası. Korzat: Korzlar, tomruklar.
Korzul mah. Merkez, Artvin.
Korz-ul: Korzoğlu. (bk. –ul eki)
Korziyan, Atalar köyü, Şavşat.
Korzi-yan: Korziler. (bk. –yan eki) Yöresel.
KOSAGİL mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
“Kosa, Uygur kabilesi.” (DUNLOP, 2008, s. 50) “Kosa, Dokuz Uygur klanlarından ve Hazarlarla ilişkisi olabilecek kavim.” (BROOK, 2005, s. 27)
Bizans kaynaklarında Kosa, Hazarların diğer bir adı. Türkçe.
Kosa balak, Arsiyan yaylası civarında düzlük, Şavşat.
Kosa-balak. Balak, Kuman adı. (RASONYİ, 1983, s. 45, 62) Anadolu Türkçesinde balak: Ayı yavrusu. (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
KOSAN’un kulübesi, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kosan, Bayındır kolu. (HALAÇOĞLU, 2009) Türkçe.
KOSARA kabanı, Erenköy’ünde yer adı, Of.
Kosar-a. (bk. –a eki) Kosar Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009)
“Kosor, Çoruh ve Kür boylarında bulunan eski Kıpçakların bir kolu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Kazakça kosar: Yedek olarak yanına alınan at. (KARAAĞAÇ, 2008) Rumca kosara: Tavuk. Yunanca kota: Tavuk. (AKSOY, 2003) Türkçe.
Kosora, Ilıca köyü, İkizdere.
KOSBİTİOS/ Coşandere köyünün adı, Maçka.
Kosbiti-os. (bk. –is eki) Farsça kos: Üzüm bağı. (ÇAĞBAYIR) Kosbit: Üzüm bağlıkları. (bk. –it eki) Rumca ek almış Türkçe ad.
KOSGET mah. Boyalı köyü, Yusufeli.
Kos-g-et. “Kos ile başlayan Türk boyları.” (LEZİNA, 2009, s. 368) Kös, Türkmen sülalesi. (ATANIYAZOV, 2005, s. 292)
Farsça kos: Üzüm bağı. (ÇAĞBAYIR) Koset> kosget: Koslar. Üzüm bağlıkları.
Koskaya mah. Muratlı köyü, Borçka. Kos-kaya. Türkçe.
KOSİF, Gürdere köyü, İkizdere.
DLT’te kosik: Fındık. Türkler, Orta Asya’da iken fındık için kosik derlerdi. Kosiklik, cevizlik demektir. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 294)
Kos-if. Eski Türkçe kos: Muhteşem. (ATALAY, 1936, s. 50) İf: Esinti anlatan kök. (ÇAĞBAYIR) Kosif: Muhteşem esinti. Belirsiz.
KOSKARLI mağarası, Çayırbağı beldesi, Düzköy.
Koskar-lı. Koşkar, Harzemşahlar döneminde önemli simalardan. (SÜMER, 1999, s. 218)
Koskar, belki “Kaşgar”dan. Belirsiz.
KOSKET mah, Boyalı köyü, Yusufeli.
Kos-ket. Farsça kos: Üzüm bağı. (ÇAĞBAYIR) Kosket: Üzüm bağlıkları. (bk. –et eki)
KOSKORİM deresi, Ortaköy, Güneysu.
Kosk-orim. Kosk, “kos”dan. Farsça kos: Üzüm bağlığı. Kosorim> koskorim: Bağlık yer. (bk. -orum eki) Türkçe.
KOSPOÇA mah, Kıbledağı köyü, Güneysu.
Kos-poça. Farsça kos: Üzüm bağı. Poça, belki “bahçe”den. Kospoça: Bağlık bahçe. Belirsiz.
KOSRON mah. Köprübaşı.
Belki akraba veya kişi lakabı. Belirsiz.
KOSTA tepesi, Taşhane mah. Çayeli.
Kosta, Peçenek reisi. (HÜSEYİN NAMIK, 1933, s. 11) Türkçe kost, kosto: Göç yeri. (GEYBULLAYEV, 33) “göç”ten. Türkçe.
KOSTANİVAT/ Dernek köyünün adı, Pazar.
Kostantiniye adı Arapçadır. Bu adla ilgisi yoktur.
Kostani-vat: Kostanların vatanı. (bk. –vat eki) Kostan, Peçenek başbuğu. (KURAT, 1937, s. 44) “Koustaga, Pontuslularla savaşan Türk komutan.” (MİLLER, 2007, s.22)
Kostani mah. Dernek köyü, Pazar.
Kostanet mah. Demirciler köyü, Borçka.
Kostan-et: Kostanlar. (bk. –et eki)
Kostanlar mah. Derebaşı köyü, Rize. Türkçe.
KOSTORA, 1878 yılında Maçka köyü.
Kostor-a. (bk. –a eki) “Adıyla ilgili herhangi bir bilgiye yoktur.” (KARAGÖZ, 2006, s. 201)
Kos-tora. Tora, Tevrat’ın bir diğer adı.
Kostordoz mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Kostor-d-oz: Kostor’un vadisi. –oz eki Türkçe’dir.
Kostora gölü, Kiremitköy, Güneysu. Belirsiz.
KOŞ mah. Yolaç köyü, Arsin.
“Koşler, Sakar Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009)
“Koş, Kuman adı.” (RASONYİ, 2006, s. 500)
“Eski Türklerde koş: 1. Geçici göç yeri. 2. Göçlerde büyükbaş hayvanların yerleştiği yer.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33, s. 90) “Koş: Türklerde konak yeri, birlik düzeni olarak görülürdü. Moğolların Gizli Tarihi içinde bu söz, “ev” olarak görülür. Bu gelenek Kalmuk Moğollarında da devam eder.” (ÖGEL, 2000, c. VIII s. 378)
Koşape mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Koş-ape: Koşlar. (bk. –epe eki)
Koşgiret mah. Çağlayan köyü, Yusufeli.
Koşgilet> Koşoğulları.
Koşmahal, Dokumacılar köyü yaylası, Yusufeli.
Koşmahal: Koş yeri.
Koşnar tepe, Maden köyü, Artvin.
Koşnar: Koşlar. (bak. –nar eki)
Koşoğun koli mah. Yeşilyurt köyü, Güneysu.
Koş-oğun-koli: Koşoğlu yeri. Türkçe.
KOŞAL mah. Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
KOŞANCI, Darılı köyü, Pazar.
Koşan-cı. Türkçe “-ci” yapım eki almış sözcük. Koşan: Boyunduruğu araba okuna bağlayan ağaç çivi. (ÇAĞBAYIR) Koşancı: Çiftçi.
Koşanguna mah. Örnek köyü, Pazar.
Koşan-g-una. Koşan’ın yeri. Akraba adı. Lazca ek almış Türkçe ad.
Koşangi yirmaği, Aktaş köyü, Pazar. Türkçe.
KOŞATLAR mah. Çifteköprü köyü, İkizdere.
“Türkçe koşat: Konar-göçer evlerin yapılmasında kullanılan direk.” (EYUBOĞLU, 1995)
DLT’te koş at: Hakan yanındaki yedek at. Kırgızca koş at: Çift at. (YUHADİN, 1994) “Babür’ün çift at için sık sık kullandığı “koş at” sözü de vardır.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 387)
Şavşat’ta koşat: Kapı üstünden geçen kalas. Artvin’de koşat: Kalın tomruk. (İLKER)
Koşatlar mah. Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
KOŞÇİLER mah. Çağlayan köyü, Yusufeli.
“Koşçu, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 369, 349) Akraba adı. Türkçe.
KOŞEKARA, Altıparmak köyü yaylası, Yusufeli.
Koşe-kara. Kara-köşe. Türkçe.
KOŞİM yeri, eskiden Çaykaralıların (Uzungöl civarı) Bayburtlulara tahta, odun sattıkları yer.
Malkar Türklerinde koşum: Katkı. (TAVKUL, 2000) Yer adıyla örtüşmekte. Belirsiz.
KOŞMER yayla, Ballıköy, İkizdere.
“Farsça susmar> koşmar: Kertenkele.” (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
Köşmer yaylası, Ovit dağı, İkizdere.
KOT, Esenyaka köyü mezrası, Yusufeli.
“Farsça kûd> kot: Tahıl yığını, harman.” (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe kot: Tepe, tepecik. Tatarca kot: Kut. (GANİYEV, 1997) Kazakça kot: Kut. (KENESBAYOĞLU, 1984) Kıpçakça kut: Bereket ve kutlu: Bereketli, bahtiyar, mutlu. (TOPARLI, 2007)
Kot: Kut, bereket, tahıl yığını, harman...
Kotet, Balıklı mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Kot-et: Kotlar, kutlar.
Kotet mah. Balalan köyü, Yusufeli.
Kothev, Şavşat.
Kutlu dere. Gürcüce hev: Dere.
Kotli mezrası, Uzungöl, Çaykara. Kutlu.
Kotlu/ Demirli köyünün adı, Çaykara.
Kotmah deresi, Göknar deresi kollarından, Şavşat.
Kot-mah: Kutlu ay. Farsça mah: Ay.
Kotoğlu mah. Işıklı köyü, Ardeşen. Türkçe.
KOTAKNAR, Gürcistan sınırına yakın tepelerden.
Kotak-nar. “Kotak ve Narlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 370, 427)
Kıpçakça kotak: Taşak. (TOPARLI, 2007) Türkçede kotak: Cesur, yürekli. (ACAROĞLU, 1999, s. 157)
Yöre ağzında nar, “-ler, -lar” anlamını verir. Belirsiz.
KOTANLI mah. Başkurak köyü, Arsin.
Kotan-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük.
“Kotan, Kıpçak boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 179)
“Kotan, Kuman/ Kıpçak prensi.” (RASONYİ, 2006, s. 348) “Kırgız Türklerinin en eski yerleşim yerlerinden biri de Koton dağlarıdır.” (ERDEM, 200, s. 62) “Kotan, Türk erkek adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 20)
Gürcüce kotani: Çömlek. “Çağatayca kotan: Ağıl, çit. (ERBAY, 2008) Kafkas Malkar Türklerinde kotan: Koyun sürüsünü çevreleyen duvar. (TAVKUL, 2000) “Azerice kotan ve Balkar Türklerinde gotan, Ermenice gutan: Saban.” (EREN, 1999)
“Kotan: Kara saban anlamında Türkçe sözcük.” (GÜLENSOY, 2007)
Kotanlı ırmağı, Derebaşı köyü, Rize.
Kotanet, Merkez, Yusufeli.
Kotanet: Kotanlar, Kıpçaklar… Türkçe.
“Kotel, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, 500) “Kotel, Bulgaristan’da yerleşim yerlerinden.” (ACAROĞLU, 1999, s. 45) “Köteli, Kıpçak adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 99)
KOTEL mah. Balaban köyü, Yusufeli.
“Kötel, Macaristan’da Kuman Türklerinden kalan yer adıdır.” (RASONYİ, 1968, s. 46) “Köteli, Kıpçak adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 99)
Çağatayca kötel: Dik yokuş, dağ sırtı, dar dağ geçidi. (ERBAY, 2008, s. 476)
Kot-el. DLT’te kot: Bırakma. Kotel: Ev bırakma, göç etme. Göç edenler. Türkçe.
Kotela, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Kotel-a. (bk. –a eki) Kökü “kotel” olan sözcük.
Kotelanton, Yeşilalan köyü, Çaykara.
Kotel-anton: Koteloğlu. Türkçe-Rumca.
Koteli mezrası, Meydancık beldesi, Şavşat.
Kotel-i. (bk. –i eki) Türkçe.
KOTENÇUR, Çamlıhemşin yaylalarından.
Koten-çur. “Kotan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009)
“Köten, Kuman/ Kıpçak Türklerinde bir prensin adı.” (RASONYİ, 2006, s. 227) “Çur, Peçeneklerin sekiz uruğundan biri.” (KURAT, 1972, s. 55) “Eski Uygurca çur: Bir unvan.” (CAFEROĞLU, 1968)
Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (Karadeniz Dergi, Mehtiyev, sayı 10, s. 200)
Uygurca at kotan: At ahırı. (ÖZTUNCER, 2006) Malkarca kotan: Koyun sürüsünü çevreleyen duvar. (TAVKUL, 2000) Osmanlıda kotan: Ağıl. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 13)
Kotençur: Ağıl suyu. Türkçe-Ermenice.
KOTHANE mezrası, Kömürlü köyü, Yusufeli.
Kot-hane: Terk edilen ev. (bk. kodil) Türkçe.
KOTİLA mezeresi, Galyan deresi, Maçka.
Kot-il-a. (bk. –a eki) DLT’te kot: Bırakma. Kot-il: İl, yer, yurt bırakma anlamında olup “kotil: Göç etme, göç edenler” manasına gelir. Akraba adıyla örtüşen budur.
Kotil: Göç eden, il bırakan.
İkizdere’nin Güneyce köyünde Kotil ve Kotel sülale adları vardır. Kot-ev: Ev bırakan anlamındadır.
Kodil/ Oymalı köyünün adı, Yomra.
Kökü Kotil” Bölgede T/D sesleri değişkendir.
Kotil, Yeşilköy, Hopa.
Kotil mevkii, Anayurt köyü, Maçka.
Kotila/ Kodila/ Ormaniçi köyünün adları, Maçka.
Kotil-a. (bk. –a eki)
Kotili yeri, Ulukent-Balıklı köyleri, Arhavi.
Kotiller mah. Gürdere, İkizdere.
Kotiller, Demirkapı, İkizdere.
Kotillerun çayırı, Gürdere, İkizdere.
Kotilin ardı, Avcılar köyü, Yusufeli.
Kotiloğlu mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Gede Kotil dağı (Koçdağı), Artvin Yusufeli arası.
Farsça geda> gede: Fakir. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KOTOFLAR, Anzer, İkizdere.
İkizdere’de kotof: Yükseklerdeki çukurluk. Birkaç yerden çıkan su.
Kotof, Eskice köyü, İkizdere.
Kotofi, Tütüncüler köyü, Pazar.
Kotoflar yaylası, Rüzgârlı köyü, İkizdere. Yöresel.
KOTORA, Maden köyü, Artvin.
Kotor-a. (bk. –a eki) “Goturlar, Türkmenlerin Yomut kollarından bir kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 258)
Türkçede kotor: Mısır koçanı ve kotar: Ağıl. (ACAROĞLU, 1999, s. 157)
Kotorat, Çeltikdüzü köyü, Şavşat.
Kotor-at: Kotorlar, ağıllar. Türkçe.
KOTOŞ mah. Maden köyü, Artvin.
Çerkesler ve Abazalar kutsal ağaçlara “kodoş” der. (BETROZOV, 2008, s. 93) Ermenice godoş, kodoş: Boynuz. Çağatayca kodoş: Derviş. (KUNOS, 1902, s. 132) Konum ve inançla ilgili ad. Türkçe. Ermenice.
KOTOZİR, Irmaklar köyü, Ardanuç.
Koto-zir. “Eski Türklerde ve Moğolca. koto: Sur, çit.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 245) Farsça zir: Aşağı, alt. Kotozir: Aşağıdaki kale, aşağıdaki çit. Türkçe.
KOTUROBAN, Camili Köyü, Borçka.
Kotur-oban. “Kotur, diğer adı Kutri-gur olan Türk boyu.” (KA, s. 20)
Eski Uygurca kotur: Uyuz. (CAFEROĞLU, 2011) Oban, “oba”dan. Gürcüce ile bağlantılı ad.
KOVAHİT yaylası, Şavşat.
Kova-hit. “Kovalı, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 371) Kovahit: Kovalılar, Kıpçaklar. (bk. –et eki) Kovah-it. Kıpçakça kovah: Odunluk, depo. (TOPARLI, 2007) Kovahit: Odunluklar. Türkçe.
KOVAROZ/ Sabuncular köyünün adı, Çayeli.
Kovar-oz. “Kovar, Hazar boyu.” (LEZİNA, 2009) Kovarlar, Macar boy birliğini oluşturan kabilelerden. (KUZEYEV, 2005, s. 409)
Kovaroz: Hazar Türkleriyle meskûn vadi. (bk. -oz eki) Türkçe.
KOVİET mah. Obaköy, Şavşat.
Kovi-et. Kovlı, Göklen Türkmeninin bir kolu. (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça kov: Arkadan çekiştirme. (TOPARLI, 2007) Türkmence köv: Dere. (ATANİYAZOV, 2005, s 212) Köviet: Dereler, kovucular, Türkmenler. (bk. -et eki) Belirsiz.
KOVLAK mah. Konaklı köyü, Arhavi.
Kovlak: Avlak, av alanı. Belirsiz.
KOYAKLAR mah. Çamlıyurt köyü, Yomra.
DLT’te koyak: Konak darısı. Çukur, güneş görmeyen yer.
Koyaklar, Yeniköy köyü, Maçka. Türkçe.
KOYDUT mah. Yukarışimşirlik köyü, Çamlıhemşin.
Koy-dut. Kumanca: koy-: Bırakmak. (GRÖNBECH) Kıpçakça koy-: Bırakmak, müsaade etmek. Koydut: Müsaade edilenler. (bk. –ut eki) Türkçe.
KOYLAV/ Bayırköy’ün adı, İkizdere.
Koy-lav. Hakas, Kıpçak, eski Uygurca ve DLT’te köy-: Yanmak, yakmak.
Koy-lav, Türkçe sözcükler.
KOYNOT mezrası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Kırgızca koynot: Dere. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
KOYRUL çayı, Pırnallı köyü, Artvin.
Koy-rul. Kıpçakça/ Kumanca ve Karaçay-Malkar Türklerinde koy: Koyun. Koyrul: Koyunoğlu. (bk. –ul eki) Türkçe.
KOZ DAĞI Berta vadisi güneyinde, Artvin.
“Kozlu, Beğdili Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Koz, Kuman/ Kıpçak adı.” (RASONYİ, 2006, s. 225)
Kuman/ Kıpçakça koz: Ceviz. (GRÖNBECH) Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde koz: Ceviz. (TAVKUL, 2000) Çağatayca koz: Gölge. (KUNOS, 1902, s. 135) “Türkçe koz/ kuz: Güneşi az gören yer, serin, ıslak yer, kuzey. Ceviz.” (EYUBOĞLU)
“Eski Türkler dağların rüzgârlara açık kuzey tarafları “kuz” olarak vasıflandırıyorlardı.” (GÜZEL, c. III, s. 20) Koz: Türk boyu. Ceviz. Kuzey yer...
Koz bükü, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Koz-bükü. Eski Türkçe bük: Böğürtlen. (ALKAYIŞ, 2007) DLT’te bük bük: Sık ağaçlık. Kozbük: Sık cevizlik...
Koz köy, 1878 salnamesinde Tirebolu köyü.
Kozino, Ballıca köyü, Of.
Koz-ino: Koz yer. Koz yer. (bk. –na eki)
Kozneşe yaylası, Akçaabat.
Koz-neşe. Kuzey meşe. Türkçe.
KOZAHORA mah. Merkez, Yusufeli.
Koza-hora. “Koz ve Koza, Kuman/ Kıpçak adlarından.” (RASONYİ, 2006, s. 225) Folklorik ad. Belki eskinin bir horon çeşidi. Türkçe.
KOZAKİYA mah. Akçaabat.
Kozak-iya. “Kozak, Eymür Türkmenlerinin yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1501)
“Kozak, Türkçe ile ilgili söz.” (BASKAKOV, 1997, s. 31)
Çağatayca kozak: Dokumacı, dokuma tezgâhı. (ERBAY, 2008, s. 415) “ Osmanlıda kozak: Mühim emirlerin konulduğu muhafazanın adıdır.” (PAKALIN, c. II s. 298)
Kozakiya: Türkmen yeri. Dokumacılar yeri. (bk. –iye eki) Türkçe.
KOZANET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
“Kozan, Beydili Türkmeni.” (LEZİNA, 2009)
“Kozan, eski Kıpçaklar döneminde Kalarcet-Şavşat ulu beyi.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 132)
Kozan, Ekini biçilip kaldırılmış tarla. (ÇAĞBAYIR) Kozanet: 1. Türkmenler. 2. Tarlalar. (bk. –et eki) Türkçe.
KOZİR Beşağıl köyü, Artvin.
Koz-ir. “Kozlu, Beğdili Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Koz, Kuman/ Kıpçak adı.” (RASONYİ, 2006, s. 225)
Kuman/ Kıpçakça koz: Ceviz. (GRÖNBECH) Malkarca koz: Ceviz. (TAVKUL, 2000) Çağatayca koz: Gölge. (KUNOS, 1902, s. 135) “Türkçe koz/ kuz: Güneşi az gören yer, serin, ıslak yer, kuzey. Ceviz.” (EYUBOĞLU)
Kıpçakça yir: Yer. (TOPARLI, 2007)
“Eski Türkler dağların rüzgârlara açık kuzey tarafları “kuz” olarak vasıflandırıyorlardı.” (GÜZEL, c. III, s. 20)
Kozir: 1. Türk boyu yeri. 2. Cevizlik. 3. Kuzey yer...
Kozir mah. Aralık köyü, Borçka.
Kozir mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Kozir mah. Aralık köyü, Borçka.
Kozir yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Koziret, Bağlıca köyü, Ardanuç.
Koziret: Ceviz yerleri. Kuzey yerler. (bk. –et eki) Türkçe.
KOZİTA/ Kemaliye köyü adı, Akçaabat. (bak. koz)
Koz-it-a. (bak. koz) Kozit: Cevizler, kuzeyler, Kumanlar. (bk. –it eki) Türkçe.
KOZLUCA mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Kozlu-ca. Kozlu, Beğdili Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009) Kozlu, Türkçe coğrafi adlardan. (YURTSEVER, 1993, s. 102) Ca eki yer bildirir. Kumlu-ca, Çamlı-ca, Ilı-ca…
Kozluca: 1. Türkmen yeri. 2. Cevizlik. 3. Kuzey yer. Türkçe.
KOZNA/ KOZMA
Eski Uygurca kuznek: Gölge. (CAFEROĞLU, 2011)
Koz-na. “Eski Türkler dağların rüzgârlara açık kuzey tarafları “kuz” olarak vasıflandırıyorlardı.” (GÜZEL, c. III, s. 20)
Koz-na: Soğuk yer. Cevizlik. (bk. –na eki)
Kozna, Eskice köyü, İkizdere.
Kozna, Gürdere köyü, İkizdere.
Kozna, Ihlamur köyü, İkizdere.
Kozna deresi, Köprübaşı.
Kozna, Kirazlı köyü, İkizdere.
Kozna, Azaklı köyü, Rize.
Kozno, Rüzgârlı köyü, İkizdere.
Kozma mah. Mataracı köyü, Maçka.
Kozma/ Kozmağa, Hara köyü mah. Fındıklı.
Kozmağ-a> kozna. Türkçe.
KOZOZİ/ KUZUZİ/ Sekmenli köyünün adı, Vakfıkebir. (bk. Koz)
Koz-oz-i: Koz vadisi. (bk. –oz eki) Cevizlik, kuzey vadi, Kuman vadisi…
Kuz-uz. Uz, Oğuzların diğer bir adı. Türkçe.
KÖHÇER/ KÖHSER/ Çamlık ve Sivrikaya köylerinin adları, İkizdere.
Osmanlı kayıtlarında Köhçer adı, “kuhser” olarak yazılıdır. Aslı Kuhser veya “Kuhsar”dır. Farsça kuh: dağ ve ser: baş. Kuhser: Dağbaşı, dağ tepesi. “Farsça “-sar” eki “yer” bildiren bileşik kelime yapar.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Kuh-sar: Dağlık yer. Bu köyler İkizdere’nin en yüksek ve dağlık köylerdir. Hemşin’de kuh: Dağ. (KUYUMCU, 2006, s. 869) Türkçe.
Kölçerli, Hüseyinhoca köyü, Kalkandere.
Köhçer’den gelenin hatırası. Türkçe.
KÖKLÜK, Sürmene-Bayburt yolu üzerinde yer adı.
Köklük: Ormanda yakılarak açılmış tarla. (DS) Türkçe.
KÖLİK/ Irmakyanı ve Sebzeciler köyü adı, Yusufeli.
Eski Türkçe kölük: Yük hayvanları. (GABAİN, 1988) Kıpçakça kölük: Yük ve binek hayvanı ve kölüng: Kaya dibi. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 95) Kutad Kubili’te kölik: Gölge. Türklerde kölüg: Arka, sırt. (ÖGEL, 2000, c. IV, s. 404)
Bölge dillerinde yalnız Türkçede “ö” sesi vardır. Görüntüsü ve hayvancılıkla ilgili ad.
Kölik tepe, Alanbaşı köyü, Yusufeli. Türkçe.
KÖMÜRAGARA mzrası, Sebzeciler köyü, Yusufeli.
Kömür, Yörük Türkmeni. (TATAR, 2005, s.128) Kıpçakça ağara: Mezra. (bk. ağara) Kömür ağara: Kömür mezrası. Kömür yapılan yer. (Demirçiler için)
KÖNENDE, 1878 yılı salnamesinde Sürmene köyü.
Könen-de. (bk. -e eki) Kıpçakça könen: Dağ gelinciği. (TOPARLI, 2007)
“Ö” sesi bölge dillerinde yalnız Türkçede vardır. Türkçe.
KÖRDİLİ/ Akçakale beldesinin adı, Akçaabat.
Kör–dil–i. (bk. –i eki) Kör dil. Lakap. Türkçe.
KÖROĞLU dağı, Pazar.
“Köroğlu, Dulkadırlı boyunun oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 270) “Kör, Türkmenlerin Göklen, Yomut, Teke, Ensari... boylarının kolu.” (LEZİNA, 2009)
Aşağıdaki adlarda “çor” sözünün “kör”den bozma olduğu kesindir. Çünkü bu köylerin çoğunda Köroğlu sülalesi bulunmaktadır.
Köroğlu mah. Armağan köyü, Ardeşen.
Diğer köylerde olduğu gibi bu köyde de Köroğlu sülalesi vardır.
Köroğlu mah. Kaya köyü, Arhavi.
Köroğlu ırmağı, Suçatı köyü. Pazar.
Köroğlu mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Köroğlu mah. Çamlıca köyü, Akçaabat.
Köroğlu mah. Derindere köyü, Çaykara.
Köroğlu mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Köroğlu mah. Kalegüney köyü, Beşikdüzü.
Köroğun mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Köroğliş mah. Hara köyü, Fındıklı.
KÖRTA/ Yarbaşı köyünün adı, Yusufeli.
Kört-a. (bk. –a eki) Tatarca kört: Çok kar yığını. (GANİYEV, 1997) Şor Türklerinde kört: Rüzgârın biriktirdiği kar yığını. (TANNAGAŞEVA, 1995) Çuvaşça kört: Kar yığılan yer. (PAASONEN, 1950) Hakas Türklerinde körtik: Kar yığını. (ARIKOĞLU) Türkçe kört: Dağların tepelerindeki çukur. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
KÖRÜSTEN mah. Sugören, Şalpazarı.
Kör-üsten. Kör, çeşitli Türk boylarının kolu. Kör-istan: Kör’ün yeri. (bk. -istan eki)
Körüs-ten. Körüş, Türkmen kolu. (GÜLTEN, 2008, s. 172) Hazar Türklerinde köris: Dişbudak ağacı. (GOLDEN, 2006, s. 85) Köristan: Dişbudaklık. (bk. -an eki) Bölge dillerinde “Ö-Ü” sesleri yalnızca Türkçede vardır. Diğer dillerde bu harfler yoktur. Türkçe.
KÖSEOĞLU mah. Hasköy, Pazar.
“Köseler, farklı Türk boylarının çok yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1516...)
“Köseoğlu, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 63)
Köse mah. Duygulu-Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Köseli mah. Çiçekli köyü, İkizdere.
Köseli mah. Başdurak köyü, Arsin.
Köseoğlu mah. Boyalı köyü, Yusufeli.
Köseoğli mah. Hara köyü, Fındıklı.
Köseoğlu mah. Subaşı köyü, Pazar. .
Köseoğu mah. Hara köyü, Fındıklı.
Kösoğlu mah. Kirazlı köyü, İkizdere.
KÖSENDİ/ Köseli köyünün adı, Çaykara.
Eski-yeni adı uyumlu. Kös-endi. Kös yerleşti. Lakap. Türkçe.
KÖŞKİ, Köprübaşı yaylası, Sürmene.
Köşk-i. (bk. –a eki) Köşk: Bakımlı ev. Güzel yer. (mecaz) Türkçe.
Köşkiler, Demirkent köyü, Yusufeli.
KÖTELİLİS/ Kireçli köyünün adları, Şavşat.
Kötel-il-is. (bk. –is eki) “Köteli, Kıpçak adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 99) Kotel, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 500) Çağatay Türkçesinde kötel: Yedek at. (GÜZELDİR, 2002, s. 438)
Kötelil: Kıpçak yurdu. Kötelil-is, Rumca ek almış Türkçe ad.
KÖTÜSAR dağı, Dokumacılar köyü, Yusfeli.
Kötü-sar, “–sar” eki “yer” bildirerek bileşik kelime yapar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kötüsar: Kötü yer. Türkçe.
KUBA, Aksu mah. Fındıklı.
“Kuba, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 379) Kuba, Fergana’da eski yerleşim yerlerinden. (ORHAN, 2007, s. 102)
“Kuba, Oğuz ve Karluklara ait şehir.” (TURAN, 1990, s. 237)
Kıpçakça kuba: Toprak rengi. (TOPARLI, 2007) DLT’te kuba: Kumral renk. “Türkçe kuba: Besili, kaba tüylü, iri keklik.” (EYUBOĞLU, 1995)
Kubavur mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Kubavur> kubauri: Kubaoğlu. Türkçe-Gürcüce.
KUBARLİ, Karaağaç köyü, Çayeli.
Kubar-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Kubar: Verimsiz tarla. (ÇAĞBAYIR) Kubar: Meşe ağacı. (DS) Kıpçakça kubar-: Rengi toz rengine dönmek, bozarmak. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KUÇAMEŞLER mah. Ilıca köyü, İkizdere.
Kuç-ameş. Kuç, “küçük”ten. Arapça ameş: Zayıf gözlülük. Lakap. Türkçe.
KUÇANİ mah. Dernek köyü, Pazar.
Kuçan-i. Kuçan, Horasan’da tarihi yerleşim yerlerinden.
Kuçan, Horasandan gelip buraya yerleşenlerin hatırası. Türkçe.
KUÇEN/ KÜÇEN/ Kocabey köyünün adı, Şavşat.
Türk boyu “Koçen Tatarı.” (LEZİNA, 2009, s. 363)
Kıpçakça küçen-: Uğraşmak, güçlenmek. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KUÇERA/ Gültepe köyünün adı, Sürmene.
Kuçer-a. (bk. –a eki) Kuçer, Sayak Türklerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s. 380)
Kuçar, Moğol soylusu. (VLADİMİRCOV, 1950, s. 32) Türkçe.
KUÇİ sırtı mah. Aktaş köyü, Pazar.
Kuçi, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 380)
Kuçi, Bulgarlarda “koç” anlamındadır. (TURAN, 1990, s. 102)
Kuçi, “küçük”ten.
Kuçi ırmak, Demirkapı köyü, İkizdere. Türkçe.
KUÇİLİN mah. Yeniyol köyü, Ardeşen.
Kökü “kuç ili.” Küçük el, küçük yer. Lazcada ve genelde “ö ve ü,” “o ve u” seslerine dönüşür.
Kuçila, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kuçvati, Limanköy, Hopa.
Kuç-vati: Küçük yurt. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
KUDİ, Yaylaönü köyü yaylası, Çaykara.
Tuva Türklerinde kudu: Alçak, düşük. (KUULAR, 2003) Kıpçakça ve Uygurca kudug: Kuyu. (ÖGEL, 2000, c. III, s. 111)
Kud-i, “kut”tan. Bereket. Türkçe.
KUDİMANLAR, Çiçekli köyü, İkizdere.
“Kut’dan Kodaman/ Kuduman (devleti)” (YAVUZ, 1968, s. 50)
Eski Türkçe koduman: Cebbar, büyüklük, azamet ve kudret sahibi. (ATALAY, 1936, s. 49) Türkçe.
KUDULA tepesi, Araklı.
“Güdüllü, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 383)
“Gudulu, Göktürk kağanlarından İlteres-kağan’ın diğer adı.” (AHİNCANOV, 2009, s. 58)
Kudul-a. (bk. –a eki) Azerice kudul: Mukallit. (ALTAYLI, 1994)
Kud-ul: Kutoğlu. (bk. -ul eki)
Kudulli mah. Anzer, İkizdere. Türkçe.
KUDYANİ göl, Maral köyü, Borçka.
Kud-yan: Kutlular. (bk. –yan eki) Türkçe.
KUFARA, Hurmalık köyü, Kalkandere.
Kufar-a. (bk. –a eki) Arapça kufar: Susuz, otsuz yerler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
Kufoz mah. Pervane köyü, Araklı.
Kuf-oz. Farsça kuf: Baykuş. Arapça kuff: Yüksek yer.
Yüksek vadi. Baykuş vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KUHLA/ Kaşüstü köyünün adı, Yomra.
Kuh-la. Farsça küh: Dağ. Hemşin’de kuh: Dağ. (KUYUMCU, 2006, s. 369) Kuhla: Dağlı. Türkçe.
KUKLOMA mezrası, Köprüköy, Ardeşen.
Kuklo-ma. “Kuklı, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 291) Arapça ma: Su. Kuklima> kuklama: Türkmen suyu.
Kukloma rakani Duygulu köyü. Ardeşen.
Lazca rakani: Tepe. Türkçe-Lazca.
KUKU mah. Yeniköy, Ardeşen.
Kuko, koko, kukui kukuda “guguk” kuşu.
Kukuda/ Guguda/ Halilli köyünün adları, Araklı.
Kukuda/ Türkeli köyünün adı, Araklı. Yöresel.
KUKULA düzü, Başköy, Fındıklı.
Bölgede eskiden kullanılan bir tür yünden fes. Coğrafi görüntüsü nedeniyle verilen ad.
Kukula suyi mezrası, Eğridere köyü, Çaykara.
Kukulas mah. Ayvadere, Araklı.
Kukulati mah. İkiztepe mahallesi, Pazar.
Kukul-at: Kukulalar. Kukula üretenler. Yöresel.
KUKULİ mah. Yeniköy, Güneysu.
Kukuli: Küçük tepe.
Kukulika yaylası, Yağcılar köyü, İkizdere.
Kukuleca dağı, Dumankaya köyü, Güneysu.
Kukul-e-ca. Kukul dağ. (bk. –ca eki)
Kukuli, Yalıköy mah. İyidere.
Kukuli mah. Güneli köyü, Güneysu.
Kukuli tepe, Okçular köyü havzası, Artvin. Yöresel.
KUKULOĞLU sırtı, Kocatepe köyü, Rize.
Bölgede kukul: Bir tür ot yığını. Sülale adı olması zordur. Kukul: Ot yığını. Lazcada aynı. “Kukul gibi Anadolu sözleri ise, Farsça kâkül sözünden bozulmuş olmalıdır.” (ÖGEL, 2000, c. II s. 407) Gugul: Tomurcuk. (ÇAĞBAYIR)
Kuk-ul. Kuk, Türkmen kolu. (ATANIYAZOV, 2005, s. 291) Çok Türk ağzında “ul”, “oğlu” anlamındadır. Kukul: Kuk oğlu, Türkmen oğlu.
KUKUNATA, dağ gezisi yolu, Çamlıhemşin.
Kukun-at-a. (bk. –a eki) Eski Türkçe kukun: Duman, yükselmek. (ÇAĞBAYIR) Kukunat: Dumanlar, yüksekler. (bk. -at eki) Türkçe.
KUKURA mezrası, Taşkıran beldesi, Çaykara.
Kukur-a. “Kukır, Kanlı Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 382)
Kukur: Kambur. (ÇAĞBAYIR) Coğrafi şeklinden kaynaklanan ad.
Kukurut, Yazlık köyü, Of.
Kukur-ut: Kamburlar. (bk. –at eki) Belirsiz.
KUKVAŞİ mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Kökü “kuk” olabilecek sözcük. Kuk, Türkmen sülalesi. (ATANIYAZOV, 2005, s. 291) Belirsiz.
KULA, Atalar köyü, Şavşat.
“Kula, Eymür Türkmenlerinin Ulu Yörük taifesinin yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1531) “Gula Peçeneg boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 383)
Kıpçakça kula: Koyu kahverengi. Türkçe.
KULABER, Örtülü köyü, Of.
Kula-ber. Kıpçakça kula: Koyu kahverengi. (TOPARLI, 2007) Kıpçakça ber: Toprak. (UĞURLU, 1984, s. 114) Kıpçakça kulaber: Koyukahve toprak, mecaz olara “iyi toprak.”
Kul-aber. Aber, belki “haber”den. Kul haber, haber veren kişi, ulak, postacı.
Kulaberi mah. Dernek köyü, Pazar.
Kulaber sülalesi, Of’tan gelmiş olabilecekleri için bu soyadı alınmış olmalı. Ofluoğlu gibi.
Kulaberi mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Kulaberi köprüsü, Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Kulaberi mah. Manganez köyü, Ardeşen. Türkçe.
KULAKSIZ mah. Tütünlü köyü, Ardanuç.
Kulaksuzlar, Döğer Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1535) Türkçe.
KULAT boğazı, Maçka.
“Kullat, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 385, 349) “Kulat, Bayat Türkmenleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1536)
Eski Türkçe kulad: Esir. (GABAİN, 1988) Latince goula: Boğaz. Türkçe.
KULBAR, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Kulbar, Uz kolu Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 383) Türkçe.
KULE mah. Camili köyü, Borçka.
Kule sözü “kulle”den türemedir. “Arapça kulle: Dağ tepesi, zirve, kule.” (DEVELLİOĞLU, 1980)
Kule, civarına göre “yüksek yer.” Yaygın ad. Türkçe.
KULEVOĞLU mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Kulevoğlu, Kuveloğlu, İkizdere’de. Türkçe.
KULİ mezrası, Kemalpaşa, Hopa.
Kulı, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 385, 349)
Kulı Beg, Şah İsmail döneminde önemli şahıs. (SÜMER, Şahıs Adları, s. 250) Küli, Hindistan’a yakın bölge. (ORHAN, 2007, s. 35)
Kulikalar ırmağı, Tavşanlı köyü, Of.
Kuli-ka. (bk. –ka eki) Lakap.
Kuliyet mezrası, Madenli köyü Artvin.
Kuli-yet: Kıpçaklar, Kullar. (bk. –et eki) Türkçe.
KULİN dağı, Örnekalan köyü civarı, Maçka.
Eski Türk yazıtlarında kulun: Tay. (ORKUN, 1994, s. 845) DLT’te kulun: Tay. Eski Uygurca kulun ve Kıpçakça kulun: Tay. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KULKANDOZ/ Serpilköy’ün eski adı, Çarşıbaşı.
Kulkan-d-oz. “Kulguna, Kuman ismi.” (RASONYİ, 2006, s. 129)
Türkçe kulka: Fundalık. Kulkandoz: Fundalık vadi. (bk. -oz eki) Türkçe bağlantılı ad.
KULOĞLU, Esenyaka köyü, Yusufeli.
Kul, değişik Türk boyunun adı. (LEZİNA, 2009, s. 383) Pek çok Türkmen boyunun içinde “Kul, Kullar” adında sülalelere rastlanmaktadır. (ATANİYAZOV, 2005, s 213) Türkçe.
KULTİGET mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kultig-et. Kultig, Göktürk hakanı “Kül Tigin”i çağrıştıran ad. Kultiget: Kultigler. (bk. –et eki) Belirsiz.
KULU, Çat köyü, Hemşin.
“Kulu, Bayad, Avşar, Eymur, Dodurga boylarının yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1536)
“Kulı, Kıpçak (Bagış) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 385, 349) Türkçe.
KULULET mah. Obaköy, Şavşat.
Kul-ul-et. Kıpçakça ul: Oğlu. (TOPARLI, 2007) Kululet: Kuloğulları. (bk. –et eki) Türkçe.
KULUS tepesi, Çarşıbaşı ilçesi, Trabzon.
Kuluslu, “Beğdili boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1537) Türkçe.
KUMARLI, Güldağı eteklerinde yayla, Murgul
“Kumarlu, Kıpçak oymağı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163) Anamaslu Türkmeni. (LEZİNA, 2009) “Kumarı, Yazır ve Yıvaların geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1537)
Bölgede komar: Ormangülü. Yaygın ad.
Kumarlık mah. Güney köy, Ardeşen. Türkçe. Yöresel.
KUMAŞET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
“Kumaş Bay, Eski Uygur vesikalarında adı geçen kişi.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 85)
Kumaş-et: Kumaşlar. (bk. -et eki) Kumaş, Arapça “cumaş”tan. Dokumacılık mesleği. Türkçe.
KUMBASAR mah. Yağmurlu köyü, Sürmene.
Cimil’den gidenler tarafından kurulmuştur.
“Gürcü kaynaklarına göre Kıpçak ve Türklerin, Hazar denizi ile Karadeniz arasında, Makedonyalı İskender’den çok öncelerinden beri yaşaya geldiğini göstermektedir.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 12)
“1118 yılında Gürcü kralı II. David, Karadeniz Bozkırlarından gelen çok büyük bir Kuman kabilesini kendi hizmetine aldı.” (RASOVSKY, Tarih Dergisi, 40. Sayı, Kumanlar)
“Gürcü ordu başkumandanı Kıpçak Türklerinden ünlü başbuğ Kubasar bey ve Kardeşi Sevinç. (KAFESOĞLU, 1984, s. 180) “Kubasar, Gürcistan’ın başkumandanı.” (BROSSET, 2003, s. 358)
Gürcistan’ın parlak çağının büyük başbuğu Kubasar Kıpçaklıdır. (RASONYİ, 1983, s. 38)
“Kubasar, ordu safı bozar anlamındaki adlı Kubasar beg, Kıpçaklı başkumandan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 128)
“İkizdere’ye bağlı Cimil başta olmak üzere Pazar, Çamlıhemşin, Rize’de ve Sürmene’nin Cimilit köyünde yaşayan ve Osmanlı döneminde de Tımar ve nüfuz sahibi Kumbasaroğullarının Kubasar’ın soyundan geldiği bilinmektedir.” (BİLGİN, 2002, s. 86)
Kumbasar düzü, Çat köyü, Hemşin. Türkçe.
KUMHALA, Çayeli yaylası. İncesu köyü civarı.
Kum-hala. Kum, “kom”dan. Kumhala: Halanın komu. Kumanca hala: Köy. (GRÖNBECH) Kumhala: Köyün komu. Belirsiz.
KUMLİET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Kumli-et. “Kumlı, Türkmenlerin İgdır veya İmreli kollarından olan kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 386) Kumlıet: Türkmenler. Kumluk. (bk. –et ) Türkçe.
KUMU mah. Yolgeçen köyü, Arhavi.
Kökü “kum” olan sözcük. Kum/ Kumlu, iskanlarda adı geçen Yörük aşiretlerden. (YÖRÜKLER, 1994, s. 95) Kum, İsfahan bölgesinde eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 125) Türkçe.
KUMUŞLU mah, Ormanseven köyü, Sürmene. Türkçe. Yöresel.
“Kumış, Kafkas kökenli soy.” (TAVKUL, 2007, s. 501) “Kumuşoy, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 387)
“Komus, Kuman/ Kıpçak şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 212) “Kumuş Baga Tarhan, tarihi kişileden.” (ATALAY, 1936, s. 20) “Kümüş Tigin, Karahanlılar’dan Muhammed Han’ın babası.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 129) Kumiş, Rey-Horasan arasında eski bir şehir. (ORHAN, 2007, s. 129)
Kumuş: Kestane meyvesinin dikenli kabuğu.
Kumuş, Saat köyü, Fındıklı. Yöresel. Türkçe.
KUN koruğu, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
“Kunlar, ilk zamanlarda Batı’ya (Macaristan) göç eden Türk Kavimlerinden.” (sayı 17. s. 54, Türk Kültürü Araştırmaları)
“Kumanların diğer adı Kun’dur.” (CZEGLEDY, 2009, s. 98) “Kun, Macarların Kuman Türklerine verdikleri isim.” (RASONYİ, 1993, s. 136) “Kun, Kıpçak/ Kumanların diğer bir adı.” (AHİNCANOV, 2009, s. 18)
Kıpçakça ve Kumanca kun: Güç, kuvvet, kudret. (GRÖNBECH) Türkçe “kun” adı “donuk, sarımtırak” anlamındadır. (RASONYİ, 1984, s. 83)
Kun: Kuman/ Kıpçaklarla bağlantılı ad.
Kun, Çağrankaya köyü, İkizdere.
Macaroğlu, karşısındaki Rüzgârlı köyünde.
Kuntek mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Kuntek: Tek Kuman/ Kıpçak.
Kundoz, Adalar mah. Çayeli.
Kundoz: Kıpçak vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
KUNDALLAR mah. Çifteköprü köyü, İkizdere.
“Kundanlı, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 551) Türkçe.
KUNDİYAN yaylası, Çat köyü, Hemşin.
Kundi-yan. “Kundı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Kundıyan: Kundılar, Türkmenler. ( bk. –yan eki)
Kundiyan şehitliği, Hemşin. Türkçe.
KUNDURAT, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Kundur-at. Kundur, Horasan’da eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 85)
“Kundur, Kuman kabilesi.” (RASONYİ, 2006, s. 121) Kundurat: Kundurlar, Kundur’dan gelenler, Kuman/ Kıpçaklar. (bk. –at eki) Türkçe.
KUNDUS, eski Of köylerinden. (UMUR, 1951, s. 19)
“Kunduz, 1509 yılında Macaristan’da Kuman ailesinin adı.” (RASONYİ, 1968, s. 46)
Kıpçakça kunduz: Kunduz. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
KUNDUSOR dağı, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Kundu-sor. “Kundı, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Ermenice dzor: Vadi. Türkçe-Ermenice.
KUNDOZ mah. Adalar mahallesinin adı, Çayeli.
Kund-oz. Kund Ulu, Anadolu’nun eski cemaatlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV, s. 1542)
Çağatayca kund: Kuvvetli. (KUNOS, 1902, s. 138) Kundoz: Verimli vadi, Türk vadisi. (bk. -oz eki) Türkçe.
KUNELER mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Küne, Bozulus Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Küne: İpek böceklerine verilen dut yaprağı. (ÇAĞBAYIR)
Kuneler, Türkmenler. Türkçe.
KUNİ, 1928 kayıtlarında Vakfıkebir’in bir köyü.
“Kunı, Göktürkler döneminde Oğuz oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 23)
“Kuni, Hunlarla/ Avarlarla ilgili isimlerden.” (KARAGÖZ, 2006, s. 358) “Kuni Urgenç, Türkistan’da Hive’ye bağlı şehir.” (AYDIN, 1989, s. 81) “Kunuy, Kıpçak hanlarından.” (AHİNCANOV, 2009, s. 189)
Kıpçakça küni: 1. Kıskanç. 2. Metres. (TOPARLI, 2007) Eski Türkçe küni: Hasret. (ARSLAN, 1997, s. 21) DLT’te küni: Kuma. Rumca kuni: Beşik.
Kun-i. (bk. –i eki) Kökü “kun” olan sözcük.
Künisa yaylası, Sıraağaç köyü, Of.
Küni-s-a, “s” kaynaştırma sesidir. Türkçe.
KÜNİYA mah. Sakarya köyü, Ardanuç.
Kün-iya. Kün, Yörükan Taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 563)
Kuman/ Kıpçaklarda kün: Güneş. Küniya: 1. Türkmen yeri. 2. Güneşli yer. (bk. –iya eki) Türkçe.
KUNTAVUL mah. Balcı köyü, Borçka.
Kunt-avul. Kund, Anadolu’da eski cemaatlerden. (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV, s. 1541)
Çağatayca kund: Açık, kuvvetli. (ERBAY, 2008) Açık avul. Türkçe.
KUP mezrası, Çat köyü, Hemşin.
“Küplü, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 564) “Küp, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 170) “Kup, Kafkas kökenli soy.” (TAVKUL, 2007, s. 501)
Kıpçakça küp: Küp. (TOPARLI, 2007)
Kup’unoğli ocağı, Dereiçi köyü, Hopa. Türkçe.
KUPRAT mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
“Kobrat, Türk Bulgar kralı olup, “toplayıcı” anlamındadır.” (GOLDEN, 2006, s. 55) Kubrat, Bulgar Türkleri hanı. (BROOK, 2005, s. 42) “Kubrat, Güney Kafkasya Hunlarının adı.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 69) Türkçe.
KURAİSEBA/ İkizdere’nin eski adı.
Kurai-seba. Arapça kura: Köyler, karyeler. Seba: Yedi.
Kuraiseba: Yediköyler. Türkçe.
KURBANOĞLU mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli.
Kurban, Türkmen oymağı, (SÜMER, Oğuzlar, şema L. I) Türkçe.
KURÇENİ irmaği, Darılı köyü, Pazar.
Kurç-eni. “Kurci, Kazakların Orta Cüz kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 389) Türkçe-Lazca.
KURÇUOĞULLARI mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Kurç-u. (bk. –a eki) Kurçi: Kazak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 389)
“Korçi, Moğol komutan Camuka’nin üvey kardeşi.” (ROUX, 2001, s. 95)
“Gagauzlarda kurçi, kasaba adı.” (BASKAKOV, 1991)
Eski Türkçe kurç: Cesur, Kuvvetli. (ATALAY, 1936, s. 52) Kırgızca kurç: Cesur. (KTLS) Kıpçakça kurç: Çelik. Sağlam, güçlü. (mecaz)
Kurçi, Çamlık köyü, İkizdere. Türkçe.
KURDAT mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kurd-at: Kurtlar. (bk. –at eki) Türkçe.
KURDEVAN dağı, Ardanuç.
Kur-devan. Kur, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 388–349) Deven: Saha. (ERBAY, 2008) Kurdeven: Kıpçak yeri.
KURDİ mah. Yavuz köyü, Ardeşen.
Kurd-i. (bk. –i eki) Kurt, Kurd, yaygın Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009) Türkçe.
KURDİNE mah. Ulukent köyü, Arhavi.
Kurd-ine: Kurt yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
Kurdoğli mah. Seslikaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
KURELA/ Demirkapı köyünün adı, Şavşat.
Kurel-a. (bk. –a eki) “Kuel, Peçeneklerin Çur boyunun reisi.” (KURAT, 1937, s. 44)
Kur-el. “Kur, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça kur: Bel kemeri. (TOPARLI, 2007) Eski Türk dillerinde kur: Cesaretli. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 116) Eski Türk dillerinde
Kurel: Kıpçak yurdu. Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe
KURİKASKA mezrası, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Kuri-kaska. “Kuru, Göktürkler döneminde Türk boylarından (s. 36, şema L. III) ve Kuri, Moğol boyu.” (SÜMER, 1999, s. 27)
“Kaska, Hitit belgelerine göre Sinop dolaylarında yaşayan halk.” (UMAR, 2000, s. 9)
Lazca kuri: Doğan. Eski Uygurca kurı: Bayram toplantısı. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça kurı: Kuru. (TOPARLI, 2007) Eski Türkçe kaska: Kahramanca. (ATALAY, 1936) Belirsiz.
KURİKAVA, Dernek köyü, Pazar.
Kuri-kava: Doğan taşı. Lazca.
KURİLOZ/ Adacami köyünün adı, Güneysu.
Kuril-oz. “Kurul, Yıva Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1552) Kuruloz> Kuriloz: Türkmen vadisi. (bk. –öz eki) Kıpçakça kurul-: Oturmak. Kuruloz: Oturulan vadi.
Kuriloz/ Yenicami köyünün adı, Güneysu. Türkçe.
KURİYA yaylası, Başar köyü, Maçka.
Kur-iya. Kur, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 388–349)
Türkçe kur: Cesur. (LAYPANOV, 2008, s. 114) Kıpçakça kur: Kemer. (TOPARLI, 2007) DLT’te kur: Kuru.
Kur-iya: Kıpçak yeri, kemer yer, kuru-kıraç yer.
Kuroğlu köprüsü, Dumankaya köyü, Güneysu. Türkçe.
KURSAL yaylası, Kapıköy, Maçka.
Kursalı, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
KURTEZİ/ Üzümlü köyünün adı, Akçaabat.
Kurt-ezi. Kıpçakça kurtka: İhtiyar kadın ve eze: Teyze. (TOPARLI, 2007) Kurt dede: Büyük dede. (Trab.) Kurtezi: Büyük nine. Türkçe.
KURTLAR mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Kurt, Kurd, yaygın Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Kurtgil mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Kurtocaği, Sarp köyü, Hopa.
Kurtdağı yaylası, Eğridere köyü, Çaykara’da.
Kurti mah. Yayla Mah. Ardeşen.
Kurtlar mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli. Türkçe.
KURTİKET, Demirköy mezrası, Yusufeli.
Kurti-k-et: Kurtlar. (bk. –et eki) Türkçe.
KURTUL, Yalnızçam dağının batısında, Artvin.
“Kurtul, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172) Türkçe.
KURTUME, Ilıca mahallesinin adı, Fındıklı.
Kıpçakça kurtuman: Bezelye. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
Kuruhidi, Kayalar köyü, Borçka.
Kuru-hidi. Gürcüce hidi: Köprü. Kuruhidi: Çatılı köprü. “Hid, Alan kökenli olup “köprü” anlamındadır.” (GOLDEN, 2006, s. 88) Macarlarda hid: Köprü. (ECKHART, 2010, s. 5) Önceleri bazı köprülerin üzerlerine çatı yapılırdı, köprü ıslanmasın diye. Türkçe-Gürcüce.
KURUÇ/ Sivrice köyünün adı, Of.
“Arkadya lehçesinde kourites: Silah taşıyan gençler.” (KARAGÖZ, 2006, s. 245)
Kuruçlu, Varsak Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Bazı Türk ağızlarında kürüç: Pirinç. Türkçe.
KURUM düzü, Subaşı köyü, Hopa.
Kurum, Türkmen oymaklarından.” (SÜMER, 1999, şema L. III)
“Krum han, Bulgar hanı.” (RASONYİ, 1993, s. 85)
Moğolca kurum: Ordugâh, otağ yeri. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça kurum: İs, kurum.
KURUNGET mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Kurun-get. Kurun: Boş arı kovanı. Kurunget: Kurunlar. (bk. –et eki) Arıcılıkla ilgili ad. Yöresel.
KURUTOĞLU, Çayırbağı, Düzköy, Trabzon.
Kurutlı, Bayat Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 391)
DLT’te kurut: Çökelek, yağı alınmış yoğurttan yapılan lor peyniri. Türkçe.
KURYENİ, Esiroğlu mah. Maçka.
Kur-yeni. Kur, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009)
Kuryeni: Yeni gelen Kıpçaklar. Türkçe.
KUSARA mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Kusar-a. (bk. –a eki) “Küsar/ Küser, Oğuz beylerinden olup, ismi “kus” fiilinden gelir.” (SÜMER, 1999, s. 156)
Ku, “kûh”ten. Farsça kûh: Dağ. “Farsça “-sar” eki “yer” bildiren bileşik kelime yapar.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Kuh-sar: Dağlık yer.
Kusera/ Ormanüstü köyünün adı, Maçka.
Farsça ser: Tepe. Farsça kûhser: Dağ başı. Türkçe.
KUSKUNLU, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Kuskun-lu. Kıpçakça kuskun: Ata takılan kayışlardan. (CAFEROĞLU, 1931, s. 83)
Dokumacılık mesleği ile bağlantılı ad. Türkçe.
KUSPA, KUSPİ
“Küspalar, Yıva Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Kospa, “kurgan” anlamında olup, Kuman şahıs adlarındandır.” (RASONYİ, 1984, s. 108)
Kurgan (mezar), oval şeklinde olduğu için bölgede bu sözcük, “kuspa”ya dönüşmüş ve “tümsek” anlamını kazanarak günümüze gelebilmiştir.
Kuspi, Kafkasya’da Türk yerleşim yerlerin-den. (ALBAYRAK, 2004, s. 24)
Yörede kupsa/ kuspi: Fazla yüksek olmayan oval görüntülü yer. Yaygın ad.
Kuspa tepesi, Çayeli’nde.
Kuspa yaylası, Çambaşı köyü, Çaykara.
Kuspa, Taşhane köyü, İyidere.
Kuspi düzü, Eskicami köyü, Güneysu.
Kuspi, Tütüncüler köyü, Pazar.
Kuspita, Ballıca köyü, Of.
Kuspiti, Yenice köyü, Dernekpazarı. Türkçe.
KUSTA, Aktepe köyü, Pazar.
“Kosta, Peçenek boyu Boru Tolmacın reisi.” (HÜSEYİN NAMIK, 1933, s. 11) Belirsiz.
KUSUNKA tepesi, Yeşilalan köyü civarı, Çaykara.
Kusun-ka. (bk. –ka eki) “Kusun, Osmanlı dönemi Yörükân Taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 555)
“Kusun, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936) Türkçe.
KUŞAMEDİ mah. Handağı köyü, Pazar.
Kuş-ahmet. Lakap. Türkçe.
KUŞAN gölü, Kayadibi köyü, Şavşat. (ŞAHİN, s. 58)
Kuşan, Türk boyu. (ZEKİYEV, 2007, s. 63)
“Kuşan, Eski Türk yerleşim şehirlerinden.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 82)
Kuşanasti mah. Subaşı köyü, Hopa.
Kuşan-asti. Türklerde ast: Sokak. (ÖGEL, 2000, c. IV, s. 305)
Kuşanat, Aralık köyü, Borçka.
Kuşan-at: Kuşanlar. Kuşan’dan gelenler. (bk. –at eki) Türkçe.
KUŞANTO mah. Ballıca köyü, Of.
Kuş-anto: Kuş ailesi, kuş oğlu. “Kuş, Kuşlar, Kuşlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 392) Türkçe-Rumca.
KUŞİNA, Muratköy, Çamlıhemşin.
Kuş-ina: Kuş yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
KUŞİVA/ Yolkıyı köyünün adı, Çamlıhemşin.
Küşiva> kuşuva, “kuş yuvası”ndan bozma sözcük. Coğrafi konumuyla ilgili ad. Türkçe.
KUŞİYAN’UN sırtı, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kuşi-yan. “Kuşi, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 392, 349) Kuşiyan: Kıpçaklar. (bk. –yan eki)
Eski Uygurca küşi: Öd ağacı. Türkçe.
KUŞMER, Şahinkaya köyü yaylası, Çaykara.
Kuş-mer. “Kuş, Ensari Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 392)
Mer, “mera”dan. Kuşmera: Kuş merası.
Akçaabat’ta koşmera: Kendi halinde. (GEDİKOĞLU, s. 235) Belirsiz.
KUŞTİGİ, Suçatı köyü, Pazar.
“Kuş tüyü”nden. Türkçe.
KUŞTUL/ Şimşirli köyünün adı, Maçka.
“Pontus Ansiklopedisinde, konuştukları dilin Türkçe hecelerle acayip bir karışıklık gösterdiği yazılıdır. Bu acayip Türkçeye lakap olarak Kuşdili dendiği anlaşılıyor.” (KARAGÖZ, 2006, s. 147) .
Kuş-tul. “Kuş, Türkmen boyunun Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 392) Çok Türk ağzında ul: Oğul. Kuştul: Kuş oğlu. Lakap. Türkçe.
KUT, KUD, ĞUT
DLT’te “Konuk gelirse kut (uğur) gelir.”
“Kut, değişik Türk boylarının adı.” (LEZİNA, 2009, s. 393) “Gud, Gutiler, Anadolu’nun kadim halklarından. Bazı araştırmacılar bunları Oğuzların öncü kolu olarak gösterir.” (BOSTAN, 2002, s. 1) Kutlular, Varsak Yörüklerinden. (BEŞİRLİ, 2008, s. 91)
Kut, Türk hakanı. (GUMİLEV, 2007, s. 438)
Eski Uygurca kud: Kut, kutlama. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça kut: Bereket. (TOPARLI, 2007) DLT’te kut: Kut, uğur, devlet, baht.
Gudat mah. Bağlıca köyü, Ardanuç.
Gud-at: Kutlar. (bk. -at eki)
Gudi yaylası, Çaykara.
Gud-i. (bk. -i eki) Gud, “kut”tan. Kut: Kutlu. Gudi, “güdü”den. Hayvan otlatma işi.
Ğudel sırtı, Ortaköy, Güneysu.
Ğud-el. Kutel: Kutlu yer.
Ğudu koru, Aktaş köyü, Pazar.
Ğud-u. Kutlu koru.
Ğute mahalle, Sessizdere köyü, Pazar.
Ğut-e. (bk. –e eki) Ğut, “kut”tan.
Ğutepeşi, Sessizdere, Pazar.
Kutlar, lakap. (bk. epe eki)
Ğutoz/ Akarsu köyünün adı, Rize.
Gut-oz: Kutlu vadi. (bk. –oz eki)
Ğutoz/ Pekmezli köyünün adı, Rize.
Kudi yaylası, Yaylaönü köyü, Çaykara.
Kud-i, “kut”tan. (bk. -i eki)
Kudyan gölü, Merete yaylası civarında, Borçka.
Kud-yan: Kutlular. (bk.-yan eki)
Kutsilin, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Kut-silin. Kuman ve Kıpçakça sili: Temiz, saf. Eski Türkçe siling: Temiz. (SÜMER, 1999, s. 53)
Kutoz/ Korucu köyünün adı, Akçaabat.
Kutlu vadi. (bk. -oz eki)
Kutoz mah. Pervane köyü, Araklı.
Kutloz mah. Uğurlu köyü, Of.
Kutloz: Kutlu vadi. (bk. –oz eki)
Kudyan gölü, Maral köyü, Borçka.
Kudyan: Kutlar, kutlu göl. Türkçe.
KUTAD KUTİL dağı, Öğdem köyü civarı, Yusufeli.
Kutat-kutil. Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip’in ölümsüz eseri. “Türkçede kut kökünden kutad veya kut almak: Uğurlu kılmak, devlet idare etmek anlamındadır.” (ÖNDER, 2007, s. 291) Eski Türkçe kutad-: “Mutlu olmak, mesut etmek.” (GABAİN, 1988)
Kutad Kut-il: Uğurlu ve kutlu yer. İnançla ilgili ad. Türkçe.
KUTALA/ Yemişli köyünün adı, Maçka.
“Yunanca kutali: Kaşık ve kutalea: Yüzde hesabıyla çalışılan tarla. Pontus lehçesinde kutula: Boşluk, oluk ve Lazca kotula “ense çukuru” anlamında olup, Pelasglara dayanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 142)
Kutal-a. (bk. –a eki) “Kutal, Ensari Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 393)
Kut-al. DLT’te kut: Kut. Kutal: Bahtlı ol. Kutal: Türkmenler. Kaşık. Kutlu... Türkçe. Rumca.
Kutala/ Kudala tepesi, Pervane köyü, Araklı.
Pervane adı, önemli Türkmen beyliği olduğu için, “kutal” adının da Türkmenlerle ilgilisi kesindir.
Kutala, Yukarıhacılar mahallesi, Arhavi.
Kutalet mah. Dutlu köyü, Şavşat.
Kutal-et: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
KUTANOĞLİ mah. Manganez köyü, Ardeşen.
Kutan, Kıpçakların bir kolu. (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça kutan: Bir cins kuş. (TOPARLI, 2007)
KUTAZENİ, Suçatı köyü, Pazar.
Kuta-zeni. “Kuta, Abaza aşireti.” (ZILLIOĞLU, c. II, s. 48)
“Kuta, Semerkant dolaylarında bir derenin adıdır.” (YAVUZ, 1968, s. 57)
Uygurca kuta: Kısa boylu. (NECİP, 1995)
Kuta zeni: Kuta düzü. Türkçe-Lazca.
KUTİ, Dernekpazarı yaylası.
“Kuti, Akadları itaat altına alan Türk dilli kavim. Kut’tan.” (ZEKİYEV, 2007, s. 393) “Kutı, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 393)
Kuti, tarihi Türk kişi adı.” (ATALAY, 1936)
Kut-i, “kut”tan. Kutlu yer. Kutu gibi yer. Türkçe.
KUTLİYET mah. Karşıköy, Borçka.
Kutlu-y-et, “y” kaynaştırma sesidir. “Kutlu, Şah seven Türklerinin bir kolu.” (KAFKASLI, 2010, s. 110)
Kutli> kutlu: Uğur getiren. Kutluyet: 1. Türkmenler. 2. Kutlular, uğurlular. Türkçe.
KUTON mah. Akçaabat.
Kuton, “kutan”dan. Orhun Yazıtlarında kutan, Kıtay’ların adı. Türkmen boyuna mensup Kutan cemaati. (SAKİN, 2006, s. 246)
“Kutan, Macaristan’a göç etmiş Kıpçak önderi.” (ROUX, 2001, s. 208) Türkçe.
KUTUL yaylası, Müezzinler köyü, Ardanuç.
“Gudulu, Göktürk kağanlarından İlteres-kağan’ın diğer adı.” (AHİNCANOV, 2009, s. 58)
Kut-ul. Kıpçakça ul: Oğul. (TOPARLI, 2007) Eski Uygurca ul: Toprak. (CAFEROĞLU, 2011) Eski Türkçe ul: Zemin, toprak. (GABAİN, 1988)
Kutul: Kutoğlu. Kutlu toprak, bereketli yer.
Kutul yaylası, Hopa. Türkçe.
KUTULA/ Kırantaş köyünün adı, Maçka.
“Kutula, Moğollarla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 172) “Kutula hanlığı, bir Moğol hanlığıdır.” (RASONYİ, 1983, s. 75) “Kotula, Moğol Kabul hanın oğlu. (VLADİMİRCOV, 1950, s. 12)
Kutula deresi, Yolgeçen köyü, Arhavi. Türkçe.
KUTUNA/ Kayalar köyünün adı, Akçaabat.
Kutun-a. (bk. -a eki) “Kütünlü, Varsak Yörüklerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1598)
Kutun: Susuz, kuru. (ÇAĞBAYIR) “Eski Türkçe kutun: Mesut, mukaddes, mübarek.” (ATALAY, 1936, s. 52)
Kutunat mah. Çamlıköy, Hopa.
Kutun-at: Kutunlar. (bk. –at eki) Türkçe.
KUTUNİT/ Tepeyurt köyünün adı, Arhavi.
Kutun-it: Mutlular, mukaddesler. (bk. –it eki)
Kutunit/ Şenköy’ün adı, Arhavi. İnançla ilgili ad. Türkçe.
KUTURLU mah. Anzer, İkizdere.
Kuturoğlu aynı köyde. “Karadeniz kuzeyinde zuhur eden Ogur kavimleri içinde Kuturgurlar’da bulunmaktadır.” (RASONYİ, 1993, s. 89) “Kuturlu Türkmen oymağı.” (TÜRKAY, 1979, s. 34)
Kumanca kutur: Hiddetlenmek. (GRÖNBECH)
Kuturoğlu mah. Akdamar köyü, Akçaabat. Türkçe.
KUVADAM’IN yolu, Günyayla köyü, Yusufeli.
Kuva-dam. Gürcüce ve Lazca kva: Taş. Dam: Ev. Kvadam: Taştan ev.
Kuvahit yaylası, Gül dağı eteklerinde, Murgul.
Kva-hit: Gürcüce hidi: Köprü. Kvahidi: Taş köprü. “Hid, Alan kökenli olup “köprü” anlamındadır.” (GOLDEN, 2006, s. 88) Macarlarda hid: Köprü. (ECKHART, 2010, s. 5)
Kuvakur mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Kumanca kur: Kemer. (GRÖNBECH) Kvakur: Taş kemer. Gürcüce-Türkçe.
KUVANÇARİ/ Elmalık köyünün adı, Ardeşen.
Kovan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 371)
Kovan çari: Kıpçak suyu. Türkçe-Lazca.
KUVANT/ Çayırdüzü köyü adı, Çamlıhemşin.
Birebir anlamı yoktur. Değişme uğramıştır.
Kovan, Kıpçak ve Kuvat, Karluk boyudur. (LEZİNA, 2009, s. 371, 395)
Trabzon’da Karluklarla ilgili adlar çoktur.
Kıpçakça kovan: Arı kovanı. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
KUVAP yaylası, Balalan köyü, Yusufeli.
Kuv-ap. DLT’te kuv: Kut. Farsça ab: Su. Kuvap: Kutlu su. Türkçe.
KUVARET, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Kuvar, Bulgar Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 395)
Kuar, Kafkas Hunlarında ve Hazarlarda unvan ve ayrıca Hunların ilahlarından. (MOSES, 2006, s. 7, 238)
“Kıpçakça kuvar-: Sararmak, solmak. Rize’nin ve Trabzon’un bazı yerlerinde kuvar: Yumak. (Yunanca) Rize’de kuvari: Ham incir. (DS) Avarca kvar: İp. (SAVAŞ) Kuvar: 1. Bulgarlar. 2. Yumak...
Kuvar-et: Kuvarlar, Bulgarlar. (bk. –et eki)
Kuvaroz/ Gülbahar mah. Rize.
Kuvar-oz: Bulgar vadisi, yumak vadisi. (bk. –oz eki)
Kuvarshan/ Bakırköy’ün adı, Artvin.
Kuvar-s-han. Kuvarhan: Hanlı Bulgarlar. Kuvars: Silis çeşidi. Teknoloji gereği yer adıyla ilgisi olmaz. Pontusça. Türkçe.
KUVELLER, Cevizlik köyü, İkizdere.
Aynı köyde Kuveloğlu. Yörede kuvel: Kendir çiçeği. Çuvaşça küvel: Güneş. (DİKER, 2000, s. 28) Yöresel.
KUYAT mah. Aşağıırmaklar köyü, Ardanuç.
Kuy-at. DLT’te kuy: Dere, kuytu yer, dip.
Kuy-at: Kuylar, kuytu yerler, dipler, dereler. (bk. –at eki) Türkçe.
KUZ mah. Cevizli köyü, Akçaabat.
“Kuz, Kafkasya’daki Hunlara tabi olup Oğuzlar’ın diğer bir adıdır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 47) “Kuz, Yazır ve Yıva Türkmen boylarının geniş bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1562)
DLT’te kuz: Güneş görmeyen yer, gölgeli yer. Kutatgu’da kuz: Kuzey. Kıpçakça kuz: Güneş görmeyen yer. (TOPARLI, 2007) Kazakça kuz: Yüksek kaya, yüksek tepe. (KENESBAYOĞLU, 1984)
“Türkçe koz> kuz: Güneşi az gören yer, serin, ıslak yer, kuzey.” (EYUBOĞLU, 1995)
Kuz mah. Bakımlı köyü, Maçka.
Kuz tepesi, Erikbeli yaylası civarı, Tonya.
Kuz, Çat köyünün sınırında, Hemşin.
Kuzlar, Taşocağı köyü mezrası, Akçaabat.
Kuzlar: Kuzeyler. Oğuzlar.
Kuzmuk, Karaağaçlı köyü yaylası ve deresi, Tonya.
Kuz-muk, “kuzluk”tan.
Kuztaş, 1878 salnamesinde Hopa’da köy.
Kuz-taş: Kuzeydeki taş. Türkçe.
KUZANDONOZ/ Taşlık köyünün adı, Rize.
Kuz-andon-oz. Rumca -anton eki “-oğlu” anlamını verir.
Kozantonoz: Kuzoğlu vadisi. (bk. -oz eki) Hıristiyan Türklerinin hatırası. Türkçe-Rumca.
KUZAN’UN BAHİCAĞİ, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Kuzan ve Kuzan ile başlayan Türk kabileleri.” (LEZİNA, 2009, s. 396)
Kuzanli (Quzanli), Azerbaycan’da şehir.
Kuz-an: Kuzeyler, soğuk yerler. (bk. –an eki) Türkçe.
KUZARİ/ Benlitaş mah. Akçaabat.
“Bu ad Hazarlarla yakından ilgilidir. Bizans kaynaklarında Hazar adı Azarikos, Hazaron, Hazaris, Hazara, Chazari, Kozar v.b. şekillerde geçiyor.” (KARAGÖZ, 2006, s. 74)
Kozar, Kozari, Hazarların adlarından. (GOLDEN, 2006, s. 145) Türkçe.
KUZEYİ, Yukarıdurak köyü, Ardeşen. Türkçe.
KUZEYİRLER çayırı, Vezirköy, Artvin.
Kuzeyirler, Gürdere köyü, İkizdere.
Kuzeyir: Kuzey yer.
Kuzey-yir. Çok Türk ağzında yir: Yer.
KUZGUN, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Kuzgun, Kıpçak kabilesi. (LEZİNA, 2009, s. 396)
Kıpçakça kuzgun: Ekin kargası. Türkçe.
KUZİKA/ Elmalık köyünün adı, Pazar.
Kuzi-ka. (bk. –ka eki) “Kuzı, Mangıt Türk-lerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 396)
Göktürklerde kuzı: Kuzey yön. (SÜMER, 1999, s. 32) Kıpçakça kuzı: Kuzu. Lazca kuzi: Kaşık.
Kuz-i. (bk. –i ) Kıpçakça kuz: Güneş görmeyen yer. (TOPARLI, 2007) Kuzika: Soğukça.
Kuzihana, Subaşı köyü, Hopa. Lazca. Türkçe.
KUZLUCA mah. Tarakçılar köyü, Yusufeli.
“Kuzluk sözü de çok eski bir Türk karakteri göstermektedir.” (ÖGEL, 2000, c. III, s. 242)
Kuzluca: Soğukça yer. (bk. –ca eki) Türkçe.
KÜÇÜKALİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Küçük Ali, Türkmenlerin Eymür, Yıva, Avşar boylarının kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 11565)
Küçükalioğlu mah. Rize. Türkçe.
KÜLÜNK Sabit’un değirmeni, Tepebaşı köyü, Güneysu.
Göktürk yazıtlarında külüg: Ünlü. (DİKER, 2000, s. 22) Kıpçakça külük: Çabuk, hızlı ve külünk: Kazma. (TOPARLI, 2007) Kazma adının akraba adı olması zordur. Aslı külüg olmalı. Külüng denilerek sözcüğe anlam kazandırılmış. Türkçe.
KÜNYE mah. Sakarya köyü, Ardanuç.
Kün-ye> kün-iye: Kün yer. (bk. –iye eki) Kıpçakça kün: 1. Güneş. 2. Kul, köle.
Künye: Güney yer. Türkçe.
KÜR, Çoruh boyları.
Türkçe dışında bölge ile ilgili hiçbir dilde “ü” ve “ö” sesleri yoktur. Yani “Kür” adının Ermenice ve Gürcüce ile ilgisi yoktur.
“Kur, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 388–349)
“İskender, (M.Ö. 336–323 yılları) Kür nehri boyunca yerleşmiş ve bizce iptidai Türkler ve Kıpçak denilen korkunç surette barbar milletler gördü.” (BROSSET, 2003, s. 16)
“Kür-Tag, Oğuz hanın kendi öz yaylalarından. (ÖGEL, 1971, s. 285) Kür buga, Memluklarda Türk generali.” (BUDAYEV, 2009, s. 100)
“Dağıstan Grız dilinde kür, “nehir” demektir.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 70) “Göktürk Yazıtlarından sonraki Türk belgelerinde kür: Yiğit, cesur, yürekli.” (DONUK, 1988, s. 80) “Kür Şad” gibi. DLT’te kür: Yiğit. “Azerice kür: Temiz, pak su.” (ALTAYLI)
KÜRDAZE mezrası, Sarıbudak köyü, Artvin.
Kür-daze, “dze”den, dze “zade”den. Kürdze: Küroğlu, yiğitoğlu. (bk. KÜR) Sülale adı. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
KÜRDEVAN dağı, Ardanuç.
Kür-devan. Farsça devan: Koşan, seğirten. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kürdevan: Gür akan temiz su… (bk. KÜR) Türkçe.
KÜRDÜN suyu, Çağrankaya köyü, İkizdere.
Bölgede “kürt” adlı akraba yaygındır. Kürt esmerlere ve inatçı kişilere yapılan yakıştırmadır. Arap, solak, topal, ameş, sağır, burnaz... gibi. Doğu’dan gelenler de zaman zaman Kürt bilinirdi. Hatta Rize’de eskiden İspirliler bile “kürt” sanılırdı.
“Kürd, Türkmenlerin Teke koluna mensup kabile.” (LEZİNA, 2009, s. 398) “Avşar, Yıva, Bayad ve Çepni boyunda da çokça Kürdi grup bulunmaktadır.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1579)
Kıpçakça kürt: Ayva. (CAFEROĞLU, 1931)
Osmanlı döneminde köy sınırlarının yer aldığı belgelerde, Çağrankaya/ Kafkame köyünün bir sınırı olarak “Kurtun suyu” gösterilmiştir. Bu su köy sınırında olup, Çağrantaş yaylası yolundadır. Yörede her zaman yapıldığı gibi bu kelime de kolaylaştırılarak “Kürdün suyu”na dönüştürülmüştür.
Kürdün yurdu yaylası, Ballıköy, İkizdere.
1930 tarihli fotokopisi elimizde olan Ballıköy köyünün krokisinde “Kürdün Yurdu” yaylası yerine “Kurdun Yurdu” yazılıdır ve içinden geçen dereye de “Kurtların deresi” denmektedir. Doğrusu da budur. Çünkü aynı köyde oldukça geniş “Kurtoğlu” sülalesi bulunmaktadır.
Yörede Kürtlerin ne varlığı, ne bir işareti ve ne de bir söylentisi duyulmamıştır. Türkçe.
KÜRE köyü, Murgul.
“Küre, Uygur devletini oluşturan dokuz birlikten bir urug olup “korumak” anlamındadır.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 123) “Küre, Çepni boyundan bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 20) “Küre, Kafkas halklarından.” (TAVKUL, 2007, s. 181)
Küre, Dağıstan’da yerleşim yeri. (EREL, 1961, s.20)
“Küre, 971 yılında Peçenek reislerinden.” (RASONYİ, 2006, s. 232) “Küre, Rus şehrine hücum eden Kuman başbuğu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 108)
Kıpçakça küre: Döküm ocağı, toprak ocağı. Kumanca küre: Maden eritme fırını, döküm ocağı. (GRÖNBECH) Moğolca ve Altayca küre: Ocak. (NASKALİ, 1999) Türkmence küre: Ocak. (EREN, 1999) Azerice küre: Demirci ocağı. (ALTAYLI, 1994) Artvin’de küre: Ağaç tekne. (İLKER, 1990, s. 243) Türkçe. Kafkas.
KÜRGET mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Kür-g-et. Kürler. (bk. –et eki) Kıpçaklar. (bk. kür) Türkçe.
KÜRTİ KANA sırtları, Artvin.
Kürti-kana. (bk. –a eki) “Altay Türklerinde kürt: Dağdaki çukurlara bastırılmış kar, kürtün.” (NASKALİ, s. 130) “Macarcaya Türkçeden geçen kürt: Kar yığını.” (RASONYİ, 1993, s. 21)
“Bölgede “kürt: Kar yığını” sözü, “kürtük” olmuştur. Kürtikana: Kar yığın yeri. (bk. -ona eki).
Farsça “-na” eki Gürcüceye “-kana, -yana” ve Lazcaya “-ona” eki olarak geçmiştir. Türkçe.
KÜRTÜK, Yukarıköy, Maçka. (üç yerde)
Kazakça ve Kırgızca kürtük: Rüzgâr etkisiyle kuytu yerlere toplanmış kar yığını. (EREN, 1999) Kazakça kürtik: Rüzgârın bir yere yığdığı kar. (ARSLAN, s. 254) Eski Uygurca körtük: Kar yığını, kar sahası. (CAFEROĞLU, 2011) “Türkçe kürtmek> gürtmek> kürtük: Toplanmak, yığılmak, yığmak.” (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
KÜRTÜN, İslahiye köyü, Güneysu.
“Türkçe kürtün: Tipinin yığdığı kar.” (RASONYİ, 1983, s. 9)
Kürtün, Kaleönü mah. Tonya. Türkçe.
KÜRÜN, Anaçlı köyü, Ardanuç.
“Kürin, Kafkas kavmi.” (TOGAN, 1981, s. 169)
Şavşat ve Trabzon’da kürün: Çeşme yalağı.
(DS) Artvin’de kürün: Ağaçtan su yalağı. (İLKER) Şalpazarı’nda kürün: Kızak. (KARACA, 2000, s. 217) Eski Türkçe kürin: Ağaçtan çeşme yalağı. (ÇAĞBAYIR)
Kürün, Atalar köyü, Şavşat.
Kürünler ormanı, Ardanuç. Kafkas. Türkçe.
KÜŞNARA mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Küş-nara. Kıpçakça küş: Güç, kuvvet. (TOPARLI, 2007) Küşnara: Kuvvetli haykırma. Folklorik ad. Yankı yeri. Bölge ile bağlantılı dillerde “ö-ü” sesleri yanlızca Türkçede vardır. Türkçe.
KVADİDİ mah. Kemalpaşa, Hopa.
Kva didi: Büyük kaya. Yaygın ad. Lazca.
KVAZENİ mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Lazca kva-zeni: Düztaş. Lazca.
Kvamurgi mah. Dikyamaç köyü, Arhavi.
Kva-murg-i. (bk. –i eki) Farsça murgi: Kuş. (ÇAĞBAYIR) Kvamurgi: Kuş taşı. Lazca-Türkçe.
Kvabi tav/ Kayalar köyünün adı, Borçka.
Kvabi-tavi: Kaya başı. Gürcüce.
Kvasunduk, Kıyıcık köyü, Fındıklı.
Kva-sunduk. Orta Avrupa’ya yayılmış olan Kuman Türkleri ise “sandık” sözüne “sunduk ” şeklinde söylendiğini görüyoruz. (ÖGEL, 2000, c. III s. 283) Kvasunduk: Sandık taş. Lazca-Türkçe.
Kvavikev mah. Çukurköy, Şavşat.
Kvavi-kev. Gürcüce kvavili: Çiçek ve kevi: Ağaç sakızı. Gürcüce.
LAÇİNGİL mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Laçin-gil. “Laçin, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 400)
Kıpçakça laçin: Şahin. (TOPARLI, 2007) Eski Uygurca laçın: Şahin, doğan. (CAFEROĞLU, 2011) Laçingil: Şahin oğlu. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
LAÇONA, Darılı köyü, Pazar.
Laç-ona. Farsça lac: Çıplak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Laçona: Çıplak yer, verimsiz tarla. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
LADAS mah. Atayurt beldesi, Arsin.
Ladislas, Macar kralı. (BIJIŞKYAN)
Pontusça latos: Bağlık. Rumca.
LADOM/ Madenli köyünün adı, Arsin.
Farsça laden: Bir cins çalı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yunanca latomeio: Taşocağı.
Ladom/ Madenli köyünün adı, Çayeli. Yunanca.
LAGANA mezrası, Yazlık köyü, Maçka.
Lagana: Ramazan pidesi. Lagana: Düz yer. (mecaz) Rumca.
LAGUNET mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Lagun-et. DLT’te lagun: Ölçek gibi oyulmuş bir şey olup ayran, süt gibi şeyler içilir. Lagunet: Lagunlar: Ağaç kaplar. (bk. –et eki) Meslek adı. Türkçe.
LAHANA/ Yeşilyurt köyünün adı, Akçaabat.
Sebze adı, tek olarak ad olduğu örneği yoktur.
Lahan-a. (bk. –a eki) “Kuman Türklerinde lahan: Vaftiz leğeni.” (GRÖNBECH) Türkçe.
LAHANOS mah. Gürgenağaç köyü, Maçka.
Lahan-os. (bk. -os eki) Kıpçakça lahan: Vaftiz leğeni. (SAFRAN, 1989, s. 96) Hıristiyan Kumanların hatırası. Türkçe-Rumca.
LAKANA, Yazlık köyü mezrası, Maçka.
Lakan-a. Laklar. (bk. –a eki) Tatarca lakan: Dağlar. (GANİYEV)
Lakana: Lak yeri. (bk. -na eki) Kafkas.
LAKOBAR/ LAKUBAR, Ülkü köyü yaylası, Çamlıhemşin.
Lakobar> lakoba: Laklar’ın obası.
Laklar da kendilerine Lek ve Gumuçi adlarını verirler.” (TAVKUL, 2007, s. 181) “Laklar, Gazı Kumuk adıyla anılan Dağıstanlılardır.” (BERKOK, 1958, s. 132)
“Dağıstan’da Laklar 120 000 kadar olup Lakça konuşurlar.” (KALAFAT, 1999, s. 113) “Laklar, Kafkas Kimmer Federasyonuna bağlı kabilelerden.” (Bİ, 2007, s. 316) Kafkas.
Farsça ubar: Ağlama, inilti. (ÇAĞBAYIR)
Lakonoz, Pazar. (SOLAK) Lakların vadisi. (bk. –an, -oz)
LAKOZ mah. Ballıca köyü, Of.
Lakoz, tüm Dağıstan halklarının türediği mitolojideki ana boy. (Bİ, 2007, s. 316)
Yunanca lakos: Çukur, hendek. (AKSOY, 2003) Maçka’da lakoz: Odalara açılan bölme. (EMİROĞLU)
Laz-oz. Lak, Kafkasya’da Gazi-Kumukların bir diğer adı. (EREL, 1961, s. 36) Lakoz: Lak vadisi. (bk. –oz eki)
Lakoz ırmağı, Gülen köyü, Çaykara.
Lağut mah. Çarşıbaşı.
Lağut> Lakut: Laklar. Kafkas.
LALA ÇARİ, Hasköy, Pazar.
“Lala, Varsak Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1600) “Lalalu, Mamalu Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 400)
“Lala, Eski Türk adı. Oğuz hanın torunlarından.” (BAHADIR HAN, s. 33)
Farsça lala, çocuk eğitimcisinin erkeği. Saray eğitmeni. Helence lala: Çakıl. (UMAR, 1993, s. 495) Osmanlıda lala: Sadrazamlar hakkında (atabek) karşılığı olarak kullanılan bir tabir olduğu gibi şehzadelerin mürebbilerine de bu ad verilirdi. (PAKALIN, c. II s. 354)
Lala-çari. Lazca çari: Lala suyu. Türkçe-Lazca. Rumca-Lazca.
Lalahi, Handağı köyü, Pazar.
Lala-hi: Lalalar. (bk. –ha eki)
Lalaus tepesi, Okçular köyü vadisi, Artvin.
Lala-us. (bk. –os eki) Belki yalağuz> yalnız. Türkçe.
Lalaça yaylası, Tözköy, İkizdere.
Lala-ça: Lalanın yeri. (bk. -ca eki) Türkçe.
LALANK/ Karpınar köyünün adı, Akçaabat.
Adın Yunanca ile ilgisi yoktur ve “lala” ile ilgilidir. (KARAGÖZ, 2006, s. 73)
Lala, Varsak Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Farsça lala, çocuk eğitimcisinin erkeği. Helence lala: Çakıl. (UMAR, 1993, s. 495) Türkçe.
LALASLI mah. Köprüyanı köyü, Maçka.
Lalas: Kel. (DS) Lalaslı: Kelli. Belirsiz.
LAMAZ KANA, Efeler köyü, Borçka.
Gürcüce lamazi: Güzel, iyi. Lamaz kana: Verimli tarla. (bk. –ona eki) Gürcüce.
LAMĞO/ Yücehisar köyünün adı, Pazar. Belirsiz.
LAMİLAR, Çamlık, köyü, İkizdere.
Lami: At nalı şeklinde olan. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
LANĞONA mah, Kavak köyü, Arhavi.
Lanğ-ona. Lank, Türkmenlerin Yomud kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 400) Langa, Horasan civarında eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 130)
Lank-ona: Türkmen yeri. Türkçe-Lazca.
LANOY, Çayırbağ/ Doğankaya mah. Düzköy.
Lan-oy. Lan, Hun kabilesi. (LEZİNA, 2009, s. 400)
Arapça lan: Lanetlenme ve Farsça lan: Vefasızlık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça oy: Vadi, dere. (TOPARLI, 2007) Lanoy: Hun vadisi. Lanetli vadi. Türkçe.
LAPAZAN yaylası, Gürgenağaç köyü civarı, Maçka.
Lapazan, “lapaza”dan bozma. Latince.
LARHAN/ Akarsu köyünün adı, Maçka.
Konaklama yeri. (KARAGÖZ, s. 174) Türkçe.
LAROZ/ APUT, İkiztepe mahallesinin adları, Pazar.
Lar-oz. Oz, Türkçe sözcük. Lar vadisi. Lar, tespit edilemedi.
Ap-ut. “Farsça ab: Su. Mecazen şarap.” (ÇAĞBAYIR) Abut: 1. Sular. 2. Şaraplar. Türkçe.
LAS/ Hasköy’ün adı, Araklı.
Azerice las: 1. Beceriksiz. 2. Ot yığını. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
LAŞET yaylası, Yusufeli.
Laş-et. Farsça laş: Yağma, itibarsız. (DEVELLİOĞLU, 1980) Laşet: Çapullar. (bk. –et eki) Türkçe.
LAŞTOĞLU mah. Gölgelik köyü, Arsin.
Kıpçakça last: Ham ipek. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
LAŞUT mezrası, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Laşut, “aşut”tan. Türkçe.
LAVAŞA mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Lavaş-a. (bk. –a eki) “Lavaş, Çoruh, Kafkas ve Kür boylarında bulunan eski Kıpçakların bir boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Kıpçakça kalaş: Yufka, çörek. (TOPARLI, 2007) “lav-aş”ından.
Lavaşen mezrası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Lavaş-en: Kıpçaklar. (bk. –an eki) Türkçe.
LAVNAHAR, Şalcı köyü, Şavşat.
Lav-nahar. Ermenice lav: İyi. (KORTOŞYAN) Nahar, “nahır”dan. İyi nahır. Ermenice.
LAVROZ mah. Coşandere köyü, Maçka.
Lav-roz: Lav vadi, mecaz olarak “sıcak vadi.” (bk. –oz eki) Türkçe.
LAYNA yaylası, Anayurt köyü, Maçka.
Layna, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 400)
Lay-na. Çağatayca lay: Kil, çamur. (KUNOS, 1902, s. 142) Farsça lay: Çamur. Lay-na: Çamur yer. (bk. -na eki) Türkçe.
LAZKOZ/ Çeşmeli köyünün adı, Derepazarı.
Laz-k-oz. Laz vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
LAZANAT/ Çimenli köyü adı, Sürmene.
Lazant, Kumanlarla ilgili yer adı. (KARAGÖZ, 2006, s. 303) Türkçe.
LAZANDOZ/ Örtülü köyünün adı, Of.
Lazandoz, Kumanlara ait ad. (KARAGÖZ, 2006, s. 273) Türkçe.
LAZAR pınarı, Güzelce köyü, Maçka.
Lazar, İncil’de adı geçen kişi. (Luka, 16: 23) Lazar, Peçenek reislerinden. (HÜSEYİN NAMIK, 1933, s. 48) Lazar, Tarihi Kafkas halklarından Albanların patriklerinden. (MOSES, 2006, s. 312) Yunanca.
LAZLAR, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü.
Lazlarla ilgili geniş bilgi LAZLAR makalesinde yer almaktadır.
Lazavati mah. Yavuzköy, Pazar.
Laza-vati: Laz vatanı. (bk. –vat eki) Lazların içinde “Laz vatanı” adı dikkat çekicidir.
Lazgil mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Lazgil: Laz oğlu, Laz ailesi.
Lazavati, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Lazivati, Muratköy, Çamlıhemşin.
Lazlakar yaylası, Hemşin.
Kökü “laz” olan sözcük.
Lazlar mah. Avcılar köyü, Yusufeli.
Lazu, Melikşah köyünün mezrası, Tonya.
Lazoğlu mah. Boyalı köyü, Yusufeli.
Lazu, Büyük mahalle, Tonya. Türkçe. Lazca.
LEBANA, Tunca beldesi, Ardeşen.
Leb-ana. Farsça leb: Uç, kenar. Lebana: Kenardaki yer. (bk. -ona eki) Türkçe-Lazca.
LEÇERE mah. Kuzeyce köyü, Pazar.
Farsça laçer: Reçel. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
LEFKA/ Çınarlık köyünün adı, Akçaabat.
Salnamelerde “Lefke” olarak yazılmıştır. “Lefke, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979) “Pontus dilinde leykin: Yabanı orman kavağı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 73) Yunanca leika: Kavak. (AKSOY, 2003) Arapça lefk: İki şeyi birleştirme. (ÇAĞBAYIR
Lefkiye/ Kösecik köyünün adı, Tonya.
Lefk-iye: Türkmen yeri. Kavaklık. (bk. –iya eki) Türkçe. Yunanca.
LEHSİLUK, Taşocağı köyü mezrası, Akçaabat.
Lehsi-luk. Arapça lehs: Dili dışarı çıkma, nefesi kesilme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Dik yokuş. (mecaz) Türkçe.
LEKA/ HUMRUT/ Çamlık köyünün adları, Of.
Lek-a. (bk. –a eki) “Lek, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 400) “Lek, 1000 çadırlı Türkmen oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 433) “Lek, zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 60) “Lek, Lak, Kafkas kavmi.” (TAVKUL, 2007, s. 181) Artvin’de lek: Akçaağaç. (TOKDEMİR)
Dağıstan’da Gazi Kumuklar kendilerin “Lek” derler. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 314)
Hum-rut. Farsça hum: Şarap küpü. Humrut: Şarap küpleri. Meslek adı.
Lekebi deresi, Artvin. Lekebi: Lekler. (bk. –epe eki)
Leket Eskice köyü, İkizdere. Lekler. (bk. –et eki)
Lekoban yaylası, Camili köyü, Borçka. Leklerin obası.
Leküt mah. İnanlı köyü, Yusufeli. Leküt: Lekler. Türkçe. Kafkas.
LEKANA mezrası, Yazlık köyü, Maçka.
Lekan-a. (bk. -a eki) “Lekan, Kafkas halkı Lezgilerin diğer bir adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 17)
Pontus dilinde legiana, lekana “leğen, tekne” anlamındadır. (KARAGÖZ, 2006, s. 274)
Lekan, efsanelere göre Togarma’nın oğullarından biri. (BROSSET, 2003, s. 4) Kafkas. Rumca.
LELVAN mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Bu haliyle bölge dillerinde anlamı yoktur.
Lelevan: İşsiz güçsüz dolaşan. (DS) Belirsiz.
LEMALİ mah. Ataköy, Çaykara.
Lema-li. Türkçe yapım eki almış kelime.
Arapça lema: Parıltı, parlayış. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lemali: Parıltılı. Türkçe.
LEMBARAK, Subaşı köyü, Pazar.
Lem-barak. Farsça lem: Nem, barak: Yeşillenmiş sazlık. (ÇAĞBAYIR) Lembarak: Islak sazlık. “Barak, Kuman adı.” (RASONYİ, 2006, s. 161) Belirsiz.
LEMETOS mah. Eğridere köyü, Çaykara.
Lemet-os. (bk. –os eki) Arapça leamet: Bayağılık. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
LENGET HEV/ Bulanık köyünün adı, Ardanuç.
Leng-et hev. Farsça leng: Topal, aksak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lenget: Topallar. (bk. -et eki ) Gürcüce hev: Dere. Lengethevi: Topallar deresi. Türkçe-Gürcüce.
LEPATİ mah. Demirciler köyü, Borçka.
Lep-at-i. Lep, “leb”den. Farsça leb: Uç, kıyı, kenar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lebat: Kenarlar, uçlar. (bk. –at eki) Türkçe.
LEROZ / MERVAN/ Büyükköy’ün adı, Çayeli.
Ler-oz. Ermenice ler: Dağ. Leroz: Dağdaki vadi. (bk. –oz eki) Ermenice-Türkçe.
Marvan, “bu sözcük Karakoyunlu adının Yunanca karşılığı olup, adını Karakoyunlu boyundan aldığı kesindir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 276) Türkçe.
LESTANOZ/ Taşköprü köyünün adı, Rize.
Lest-an-oz. Farsça lest: Güzel, iyi, kuvvetli. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lestan: Güzeller... (bk. –an eki) Lestanoz: İyi vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
LEVERA gölü, Kiremitköy, Güneysu.
Levera, “livera”dan. Livera adı, antik çağlarlarda yaşayan Makronların günümüze ulaşan bir hatırasıdır. (KARAGÖZ, 2006, s. 166)
Levera yaylası, Tonya. Antik.
LEZGİLER mah. Anzer, İkizdere.
Aynı yerde Lezgioğulları ikamet etmektedir.
“Dağıstan’ın güneydoğusunda yaşayan Lezgiler, Samur ırmağının orta ve yukarı mecralarında ve Şamah yöresine kadar uzanan alanda yayılmışlardır. Dargi, Lak ve Avarlarla komşu olan Lezgiler Rutul, Agul, Çakur, Tabasaran gibi alt kollara ayrılmışlardır.” (TAVKUL, 2007, s. 178)
Lezgioğulları, Artvin’in Ballıüzüm köyünde.
Bölge ağzında lezgi: Kavgacı, geçimsiz insan. Kafkas.
LİBADOMOZ yaylası, Gürgenağaç köyü, Maçka.
Liba-dom-oz. Rumca libas: Pınar. Türkçe öz: Dere, vadi. Belirsiz.
LİBAN mah. Çukurköy, Şavşat.
Arapça liban: Kadın sütü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kafkas Karaçay Türklerinde loban: Dağ faresi. (PRÖHLE, 1990) Belirsiz.
LİBARİT, Yalıköy mahallesinin adı, İyidere.
Libarit, Kartel/ Gürcü başbuğu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 28) Gürcü komutan Liparit Büyük Selçuklu döneminde Türklere esir düşmüştür ve Tuğrul Bey tarafından serbest bırakılmıştır.
Libarit/ Liparit/ Üstüpiler köyünün adı, Rize. Gürcüce.
LİBİN KAYALARI, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Lipin/ lepin/ Lipnik, Hunlarla beraber Dağıstan’ı aşarak Kür ırmağı boyuna yayıldılar. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 47) Kafkas.
LİK/ LİG, Büyükdoğanlı mah. Köprübaşı, Trabzon.
“Lik, Osmanlının Kanuni döneminde Kerkük Sancağında bulunan bir cemaat ve ismini, Farsça “lek” denilen kuş isminden almıştır. Anadolu’nun birçok yerinde bulunan bu cemaat Türk’tür. Aralarında Allahverdi, Şahverdi, Kayıtmaz, Kara, Pirkulu, İmamkulu, Dönmez, Göçeri, Satılmış, Ocag, Karaca gibi Türkçe isimlerin çokluğu dikkati çekmektedir. 28 haneden müteşekkildir. Üzerine hane ve koyun vergisi olarak 1550 akçe yüklenmiştir.” (Kanuni Dönemi, 111 numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrir defteri) “Ahıska’nın doğusundaki Likh dağları.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 16-17)
Ligene-i Bala/ Işıklı köyünün adı, Arsin.
Lig-en-e: Ligler. (bk. –an eki) Farsça bala: Yukarı. Likene-i bala: Yukarıdaki Likler .
Lgene-i Zir/ Dilek köyünün adı, Arsin.
Likene-i-zir: Aşağıdaki Likler.
Likandoz, Tozköy, İkizdere.
Lik-an-d-oz: Liklerin vadisi. (bk. –an, -oz eki)
Likova deresi, Maçka.
Likoz mah. 1515 kayıtlarına göre, Of’un Yığa köyü.
Lik-oz: Liklerin vadisi. (bk. –oz eki)
Likoz, Kelkit vadisinin eski adı.
Likoz / Kokulukaya köyünün adı, Rize. Türkçe.
LİKO mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
“Liko (lhıko-yiğit oğlu), Abzah boyu.” (KANBOLAT, 1989, s. 23)
Rumca likos: Kurt.
Likomatli mah. Akarsu köyü, Maçka.
Liko-mat: Abazalar. Kurtlar. (bk. –at eki)
Likofos, Yeşilyurt mah. Maçka.
Rumca likos-fos: Kurt çukuru.
Likoraş, Eğridere köyü, Çaykara.
Rumca raşi: Sırt, tepe. Likoraşi: Kurt tepesi.
Likoslu/ Ligoslu mah. Pervane köyü, Araklı.
Türkçe “-lu” yapım eki almış sözcük. Mitolojide, Gürcü ve Lezgilerin ataları kabul edilen Togoruna’nın oğlu Likos. (Bİ, 2007, s. 314)
Likoslu, Başdurak köyü mah. Arsin. Kafkas. Rumca.
LİMANGİL, Liman köyü, Hopa.
Liman-gil, akraba adı. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
LİMİ ırmağı, Rüzgârlı köyü, İkizdere.
Lim-i. (bk. –a eki) Kıpçakça lim: Salyangoz. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
LİMLİ/ Kaynarca köyünün adı, Maçka.
“Limli, 1453-1650 yılları arasında Anadolu’daki Hasan beğe tabi cemaatlerden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1604)
Rumca limni: Göl. Kıpçakça lim: Salyangoz. Limli: Salyangozlu. Türkmenli.
Limli/ Kayran köyünün adı, Çaykara.
İki köyde de göl yoktur. Türkçe.
LİMNANOS mah. Taşçılar köyü, Dernekpazarı.
Limn-an-os. (bk. –os eki) Limn, “limni”den. Rumca limni: Göl. Limnan: Göller. (bk. –an eki) Türkçe ek almış Rumca ad.
LİMNİ, Taşkıran mezrası, Çaykara.
Rumca limni: Göl.
Limni mah. Güzelyayla köyü, Maçka. Rumca.
LİMON SUYU yaylası, Çaykara.
“Limoncular, Anadolu’nun eski cemaatlerin-den.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV s. 1604)
Ekşi su. (mecaz) Türkçe.
LİNOSTAŞ/ Yassıkaya köyünün adı, Araklı.
Linos-taş. Yunanca linos: Keten. (AKSOY, 2003) Taş, Türkçe sözcük. Keten taş. Rumca-Türkçe.
Diğer adı. Paksalar, Türkçe.
LİSAHOR yaylası, Başar köyü, Maçka.
Lisa-hor. Arapça lis: Hırsız. Rumca hor: Köy. Hırsız köy. Belirsiz.
LİŞER yaylası, Ocaklı köyü, Maçka.
İkizdere’de lişer: İki el birleştirerek yapılan avuç. Çukur. (mecaz) Yöresel.
LİŞO mah. Akköse köyü, Dernekpazarı.
“Lışı (Yüz kişiye bedel), Abzah boyu.” (KANBOLAT, 1989, s. 23) Bölgede Abazaoğlu yaygın akrabadır.
Liş-o. Rumca liş: Yalamak. Yunancada “ş” sesi yoktur. DLT’te liş: Balgam. Kafkas.
“”LİVADA mah. Aksu köyü, Sürmene.
Yunanca livadi: Otlak, mera. (AKSOY, 2003)
“Levadia adı “çayırlık” anlamında olup, Yunanca değil, ölü Pelasg dilinden Hellenceye geçmiş bir sözcüktür.” (KARAGÖZ, 2006, s. 149)
Livadia/ Çayırlar köyünün adı, Maçka.
Livadi zeni, Ardeşen yaylalarından.
Lazca zeni: Düzlük. Pelasgca. Lazca.
LİVAL OBA yaylası, Tonya.
“Liva-i cemaati, Çepni boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1604) Çepni obası.
Livala mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Liva-la. Çepnili. Türkçe.
Livalan, Ortaköy, Maçka.
Liva-l-an: Livalar, Çepniler. (bk. –an eki)
LİVANE/ ARTVİN
Liva-ne. Osmanlı’da liva: Kaza ile vilayet arasındaki idari birim. (SERTOĞLU, 1986, s. 200) Livana: Merkezi yer. (bk. –na eki)
Livanet, Yüncüler köyü mezrası, Yusufeli.
Farsça livan: Balkon. (ÇAĞBAYIR)
Livan-et: Livanlar. Yüksek yer. (mecaz)
Livasor mah, Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Liva-sor. Sor: Dere. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172)
Livasor: Liva deresi. Türkçe.
LİVAYDA yaylası, Altındere köyü, Maçka.
Livay, Tatarların bir kolu. (LEZİNA, 2009) Belirsiz.
LİVERA/ Yazlık köyünün adı, Maçka.
Livera köyü adı, antik çağlarlarda burada yaşayan Makronların günümüze ulaşan bir hatırasıdır. (KARAGÖZ, 2006, s. 166) Makronlar sünnet olurlardı. (UMAR, 2000, s. 25)
Liver-a. Liver, “livor”dan. Bölgede bodur bitki türü. Antik. Yöresel.
LİVİKCAKISLI/ Güroluk köyü adı, Çamlıhemşin.
Livik-cakıslı. Livik: Bir bitki çeşidi. (DS) Cakıslı, lakap. “Çakır”dan.
Eski adı “Hala” olarak da söylenir. Hala, Kıpçakçadır. Belirsiz.
LİVORA, Tozköy köyü, İkizdere.
Livor-a. Yörede livor: Bodur bitki türü.
Livora boğazı, Aktaş köyü, Pazar. Yöresel.
LİVROZ, Sütlüce köyü, Rize.
Livr-oz. Kuman/ Kıpçak Türklerinde livre, Para çeşidi. (SAFRAN, 1989, s. 180) Belirsiz.
LOBYAÇA mah. Hasköy, Pazar.
Lobya-ça: Fasulyelik. (bk. –ca eki) Türkçe.
LODİVAKE yaylası, Maçahel, Borçka.
Gürcüce lodi: Kaya ve vake: Düz. Gürcüce.
LOFOZ, Karaağaçlı köyünün yaylası, Tonya.
Yunanca lofos: Tepe. (AKSOY, 2003) Yunanca.
LOGOYİSA/ Taşlıtepe köyünün adı, Çarşıbaşı.
Log-oy-isa. Löklü, Reyhanlı Türkmenlerinin kolu. (EFE, 2012, s. 132) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI) Logoy-iya: Türkmenlerin vadisi. Belirsiz.
LÖK/ Morkaya köyünün adı, Yusufeli.
Löklü, Reyhanlı Türkmenlerinin kolu. (EFE, 2012, s. 132)
Kıpçakça lök: İyi cins deve. (TOPARLI, 2007) DLT’te lök, bir ağaç çeşidi. Çağatayca lök: Kavı. İri. Tembel. (KUNOS, 1902, s. 142) Türkçe dışındaki bölge dillerinde “ö” ve “ü” sesleri yoktur. Türkçe.
LOLONGENA/ Kumrulu köyünün adı, Maçka.
Ne eski ne de yeni Hellence’de ve ne de Pontus dilinde bu sözcüğe rastlanmıyor. Belirsiz.
LOMANEPE mah. Elmalık köyü, Pazar.
Loman-epe: Limoncular, Anadolu’nun eski cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV s. 1604) (bk. –epe eki)
Lomani mah. Suçatı köyü, Pazar. Türkçe-Lazca.
LOMAT mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Lom-at. Artvin, Trabzon ve Gümüşhane’nin bazı yerlerinde lom: Demir kazık, küskü, balyoz. (DS) Lomat: Lomlar, kazıklar. (bk –at eki)
Artvin’de lom, Karakalpakların bir kolu olması mümkün olan ve farklı dillerden de etkilenmiş Türkçe konuşan bir grup. Yöresel.
LOME/ Yolgeçen köyünün adı, Arhavi.
Lom-e. (bk. –e eki) Gürcüce lomi: Aslan. Lom, farklı bir grup adı. Yöresel.
LOMİKET mah. Başköy, Murgul.
Lomi-k-et: Lomlar. (bk. –et eki) Yöresel.
LONKOZ, Gürgencik köyü, Arhavi.
“Pontus’ta longoz: Uçurum, girdap anlamda olup, kökeninin belirsiz olduğu ve İslav kökenli olabileceği belirtilir.” (EMİROĞLU, 1989)
Yörede lingoz: Gölün derin ve akıntılı yeri.
Longoz, Güneyce, İkizdere. Yöresel.
LONGUT HEV, Ardanuç.
Long-ut. Eski Uygurca long: Ejder. (CAFEROĞLU, 2011) Gürcüce hev: Dere. Longuthev: Ejderler deresi. (bk. -et eki) Türkçe-Gürcüce.
LONTAŞ, 1878 yılında Sürmene köyü.
Lon-taş. Eski Türkçe lon: Yarık, gedik. (ÇAĞBAYIR) Lontaş: Çatlak kaya. Türkçe.
LORİ yaylası, Bulanık köyü, Ardanuç.
“Loru, Kafkasya’da Türk yerleşim yerlerinden Borçali’nin nahiyesi.” (ALBAYRAK, 2004, s. 24) Lori/ loru, Borçali kesiminin merkezi. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 500)
Lazca lori: Dar, uzun arazi parçası. (ERTEN, 2000) İkizdere’de lori: 1. Küçük arazı. 2. Dar, uzun yer.
Lori, Alçılı köyü, Pazar.
Lori, Güneyce, İkizdere.
Lori, Aktaş köyü, Pazar.
Lori, Gölyayla köyü, İkizdere.
Lori, Yeniköy, Fındıklı.
Lori, gunze, Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Lazca gunze: Uzun. Uzun arazi parçası.
Lori, Yeni mahalle, Fındıklı. Yaygın ad. Yöresel
LUGUR mah. Ataköy beldesi, Çaykara.
Lukur: Kaynama ve dökülme sırasında suyun çıkardığı ses. (ÇAĞBAYIR) Dere sesi.
Lüğar, Hazarlar döneminde bir kabile. (GOLDEN, s. 115) Belirsiz.
LUĞİĞALİ mah. Kavak köyü, Arhavi.
İncir deresi. Lazca.
LURCA, Küplüce köyü, Şavşat.
Lur-ca. “Lur, Azerbaycan Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 401) Lurca: Lurun yeri. (bk. –ca eki) Belirsiz.
LUSTURA, Demirli köyü yaylası, Çaykara.
“Lustra, lustro, lostra: Ayakkabı boyama. İtalyanca “lustro”dan.” (EREN, 1999) Belirsiz.
LUSUNCUR/ Çamlıca köyünün adı. Yusufeli.
Lusun-cur. Ermenice lusin: Ay ve çur: Su. (KORTOŞYAN) Lusinçur: Ay suyu. Kutsal su.
“Bilge Kagan kitabelerinde Lisün, kişi adı ve çor: Yüksek bir unvan.” (SİMİÇ, 2005) Lusinçor: Unvanlı kişi. Ermenice.
LÜLÜTLÜ mah. Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Lulu, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 570)
Lülüt: Düdük, Lülüt, “lüle”den. Türkçe.
LÜRA, Taşocağı köyü mezrası, Akçaabat.
Lür-a. (bk. –a eki) Lur, Azerbaycan Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 401) Belirsiz.
MACAHEL, altı köyün yer aldığı vadini adı, Borçka.
Umar, “Macahel adı saptanamadım” der. (UMAR, 1993, s. 556)
“Maçakhel, Acaraca “çamurlu, balçıklı” demektir.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 43)
Macah-el. Macah, “macar”dan. Macahel: Macar yurdu.
“Bir kısım Macarlar güneye yönelen Peçenek darbesinin tesiriyle Kafkasların güneyine, Tiflis havalisine kaçtı.” (ECKHART, 2010, s. 7)
Mac-ahel. Mac, “macar”dan. Ahel: Hazar tapınağı. (DUNLOP, 2008, s. 204, 168) Macar-Hazar tapınağı. Acaraca. Türkçe.
MACHATET mah. Yeşilce köyü, Şavşat.
Machat-et: Macarlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
MACAR
“Kostantin, Macarlara hep Türk diyordu.” (KURAT, 1937, s. 3)
“Osmanlı döneminde pek çok Macar bazen bütün köy halkı Anadolu’ya sevk edilirdi. Orada 15-20 yıl hizmetten sonra azat edilirler veya Müslümanlığı kabul ederek Türkleşirdi. Sivas Yörükleri arasında bugün de Macar adlı bir oymak, Giresun yanında Macarlı köy adı, Balıkesir’de ise Macarlar köyü vardır.” (RASONYİ, 1993, s. 213)
“İçel sancağına iskân edilenler arasında Macaroğulları da bulunmaktadır.” (TÜRKAY, 1979, s. 114)
“Mazaroi adı ile verilen Macar adı çeşitlemelerinde Mazarous, Bazarous, Matzaroi ve Mazoulis adları sıralanır ve Mazera adı Macarlara dayanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 158)
“Stephanos, Macarlar’a, Marazi adı verilir.” (ABEŞİ, 2001, s. 38)
Macaroğlu’nun bulunduğu köyde (Rüzgârlı-İkizdere) “Torna” adlı yerin olması, Cimil’de iyi yemek yapan kadına “macaroş” denilmesi ve Soğanlı yaylasında “Hungar’ın taşı” bulunması tesadüf değildir.
Hemşin’de macor, Hopa/ Hemşin’de ise macur: Çiçeği düşmemiş küçük salatalık.
Macor, “Macar”dan. (ACAROĞLU, 1999, s. 173)
Macar, Sürmene’de dağ sırtı. (BİLGİN, 2002, s. 75)
Macar deresi, Dereiçi köyü, Yusufeli. (ŞAHİN, s. 53)
Macar mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli. (ŞAHİN)
Macar suyu, Çarşı mah. Sürmene.
Macarelte mah. Şavşat.
Macar-elta. Arapça eltaf: İyi, güzel, hoş olan.
Macarlı mah. Kuruçam köyü, Akçaabat.
Macarlı deresi, Yusufeli.
Macarmıç mezrası, Oylum beldesi, Sürmene.
Kökü “macar” olan sözcük.
Macaroğlu, Rüzgârlı köyü, İkizdere.
Macaroş, İyi yemek yapan kadın. Cimil, İkizdere.
Macavali mah. Madenli beldesi, Çayeli.
“Macar ahalisi”nden. Lazca kvali: Peynir.
Macera/ Mazara/ Gökçebel köyü adları, Akçaabat.
“Bu adın Macarlarla ilgili olduğu tartışmasızdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 74) “Macere, Macar’ın eski biçimi.” (ACAROĞLU, 1999, s. 173)
Macor mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Mazara mah. Akmescit köyü, Maçka.
Mazera adı Macarlara dayanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 158)
Mazara, Cimil, İkizdere. Türkçe.
MAÇATUR mah. Seyitler köyü, Artvin.
Maçat-ur. Macat: Sakat. (ÇAĞBAYIR) Macaturi: Sakatoğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
MAÇHATET mah. Yeşilce köyü, Şavşat.
Maçhat-et. Macat: Sakat. (ÇAĞBAYIR) Maçatet: Sakatlar. (bk. –et eki) Türkçe.
MAÇHETLER mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Maçh-et-ler. Türkçe maç: Mutlu, uygun. (ZEKİYEV, 2007, s. 173) Maçet: Mutlular. Belirsiz.
MAÇKA, Trabzon’un ilçesi.
“Maçka, Bizans çağında kullanılan Matzouka’dan gelir. Matzouka, o çağlarda bir yerleşimin değil, yöredeki halkın adıydı ve Luwi dilinden gelen addır.” (UMAR, 2000, s. 129)
“Maçka, Kafkas dillerinden geldiği, sözcüğün anlamı “iki dağ arasındaki düz yer”, “bir dağın yamacında ya da üstündeki düzlük” karşılığıdır.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 10) “Maçka, Kafkas kökenli sözcük.” (KARAGÖZ, 2003, s. 35)
“Osmanlı kayıtlarında Maçka adı, bazen “macuka” diye de yazılır.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 48)
Yunanca maçuka: Sopa, değnek. (AKSOY, 2003) Gagauzca maçuga: Demir çubuk. (MALACILI, 2002)
“Lazca maçha: Suyun içinden akması için ağaçtan yapılan açık oluk.” (ERTEN, 2000, s. 107)
Meçka, Bulgaristan’da Rusçuk’a bağlı köy. (ACAROĞLU, 1999, s. 181)
Maçğa yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca maçha: Şelale, ahşap oluk. Luwice. Kafkas. Lazca.
MADİL, Çevreli mah. Derecik belediyesi, Akçaabat.
Arapça madil: Sapılacak yer. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Madilan mah. Oylum beldesi, Sürmene.
Madil-an. Gidilecek yerler. (bk. –na eki) Türkçe.
MADUR dağı, Köprübaşı, Trabzon.
“Mador, Madır, Mader… bu adların tamamı, Türk Hakanlığı döneminde oldukça geniş bir alana yayılan tek ve aynı Türkçe etnonimim varyantlarıdır.” (s. 84) Madır, Madır, eski Türk boylarından. (ZEKİYEV, 2007, s. 314) Ermenice madur: Küçük kilise.
Madr, Horasan’da eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 92)
Madurlu mah. Ormansever köyü, Sürmene.
Madurlu: Kiliseli. Yer adı için uygun değildir. Türkçe yapım eki almış sözcük. Türkçe.
MAGREN mah. Akarsu köyü, Maçka.
Arapça magrem: Aşık, tutkun. Borçlu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
MAGRİS-İNİ, Camili köyü, Borçka.
Yunanca makria: Uzak, uzakta. Magrisini: Uzaktaki mağara. Magris, bölgenin antik kavmi Makronlarla ilgili ad. Antik.
MAĞALOZ/ Camidağı’nın adı, Rize.
Mağal-oz. Magal, Salur boyunun bozkuş kolundan. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1605) Mağali ve Mahal, Türkmen kabilesi. (LEZİNA, 2009, s. 403) Mağaloz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki)
Arapça mağal: Koyunların kırda dinlendiği yer. (ÇAĞBAYIR) Lazca mağali: Yüksek. (ERTEN, 2000) Mağaloz: 1. Koyunların dinlendiği vadi, dere yatağı. 2. Yüksek vadi. Mağal sözü, Moğolları da hatırlatmaktadır. Mağaloz: Moğollar vadisi.
Mağal, Kayalar köyü, Borçka. Türkçe.
MAĞARAŞ, Gülen köyü, Dernekpazarı.
Mağa-raş. Yunanca mega: Büyük ve raşi: Sırt. Megaraşi: Büyük sırt. Yunanca.
MAĞAROLAR mah. Yağcılar köyü, Yusufeli.
Mağarolar, “mağaralar”dan. Türkçe.
MAĞLAKKAMBOS yaylası, Taşören, Çaykara.
Mağlak-kambos. Arapça mağlak: Boşluk, orta yer. (ÇAĞBAYIR) Rumca kambo: Düz. Mağlak kambo: Orta yerdeki düzlük, boşluktaki düzlük. Türkçe-Rumca.
MAĞLUT mezrası, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Mahlut, “Anadolu’da eski Türkmen cemaatlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1607)
Hemşin’de mağolluk: Dikenlik. Türkçe.
MAĞRİBADAM/ MAKRİBUDAM/ İncesu köyünün adı, Çayeli.
Mağrib-adam. Osmanlılarda mağrib: Cezayir, Fas, Tunus bölgesine verilen umumi isim. (SERTOĞLU, 1986, s. 206)
Çayeli’nin en uzak köydür. Dağ havası nedeniyle insanlar esmerleşirler, siyahlaşırlar. Sıfat olarak bu insanlara “kara-esmer adam” anlamında Mağribadam denilmiş olmalı.
Makri-budam. Yunanca makris: Uzun, makria: Uzak, uzakta ve potam: Dere. Makriapotam> makribudam: Uzun dere. Yunanca. Türkçe.
MAHANAR mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Maha-nar. Türkçede ar kavim bildirir. Mac-ar, Tat-ar, Haz-ar gibi. Mahanar: Türkmen kavmi.
Arapça makya> maha: Çatı direği. (ÇAĞBAYIR) Yöreden –nar eki çoğul anlamındadır. (bk. –nar eki) Mahanar:
Çatı direkleri. Türkçe.
MAHANCA/ Tuğlalı köyünün adı, Rize.
“Mahani, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979) Mahan, Kayı aşireti. (UÇAKCI, 2013, s. 53)
“Mahona, Bizans döneminde yöneticilerden oluşan bir komite.” (RUNCIMAN, 2005, s. 76)
Arapça maan: Menzil, Konaklama yeri, mekân. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Mahen-ca: Türkmen yeri. Konaklama yeri. (bk. –ca eki)
Mahanoz deresi, Sürmene.
Mahan-oz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki)
Mahani mah. Işıklı köyü, Ardeşen. Türkçe.
MAHARET mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Mahar-et. Kafkas Malkarlarda mahar: Bir dağ adı. (PRÖHLE, 1990)
Eski Türkçe mağar: Pınar. (ÇAĞBAYIR) Mağaret: Pınarlar (bk. –et eki) Türkçe.
MAHATET mah. Küplüce köyü, Yusufeli.
“Mahat ile başlayan değişik Türk kabileleri.” (LEZİNA, 2009, s. 403)
Arapça mahatt: Konak, menzil, yolculuk esnasında inilip durulacak yer. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Mahatet: Mahatler, kalınan yerler, konaklar. (bk. -et eki)
Mahatet mah. Yüksekoba köyü, Yusufeli.
Mahatoba/ Yeniköy’ün adı, Ardeşen.
Mahat-oba: Türkmen obası...
Mahatoba, Seslikaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
MAHİK mezrası, Çeltikdüzü köyü, Yusufeli.
“Mahık, Bayındır boyunun Kosun taifesinden bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1606) Türkçe.
MAHİLAR mah. Çifteköprü köyü, İkizdere.
“İran’da Ustacalu obalarından Türkmen Mahi Fahiklu boyu.” (SÜMER, 1976, s. 162) Mahyi, Türkmenlerin Ağcalu kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 403)
Mahi-Rüban, Fars’ta zengin eski bir şehri. (ORHAN, 2007, s. 118)
Arapça mahi: Yok eden, mahveden, perişan eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mahi, yaygın akraba adı.
Mahi mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Mahilar mah. Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
MAHMAT/ Geçit köyünün adı, Trabzon.
“Mahmatlar, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 403) Türkçe.
MAHMETREV mah. Çağlayan köyü, Yusufeli.
Mahmet-rev. “Mahmatlar, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 403) Mahmer, Mehmet veya Muhammet’ten. Mahmathev: Mahmat deresi. Türkçe-Gürcüce.
MAHMİYANOĞLU mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Mahmi-yan. “Arapça mahmi: Biri tarafından korunan, kayrılan.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Mahmiyan: Himaye görenler. (bk. –yan eki) Türkçe.
MAMMUTİ mah, Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Mahmud, Avşar, Bayat, Bayındır, Barak, Yıva... Türkmenleri kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Mahmutoğlu, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin. Türkçe.
MAHNİOĞLU mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Mahnı: Halk koşuğu. (ÇAĞBAYIR) Folklorik ad. Türkçe.
MAHRİYET mah. Çukurköy, Şavşat.
Mahri-yet. Farsça mahru: Güzel. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mahruyet: Güzeller. (bk. –et eki) Türkçe.
MAHTALA / MİRAN/ Karatepe köyü adları, Araklı.
“Manthula, çadırda yaşayan Kumanlar arasında zikredilen ad ve Macarca mandula: Badem.” (RASONYİ, 2006, s. 233)
“Köy, bir Azize adıyla ilgilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 103)
Mahta-la. (bk. –a eki) Arapça mahta: Doğal sınırlarla ayrılmış ormandaki bölümlerin her biri. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça makta: Övme. (TOPARLI, 2007)
Köyün diğer adı Miran. Farsça miran: Beyler. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Mahtala yaylası, Çaykara.
Mahtala/ Birlik köyünün adı, Araklı. Türkçe.
MAHTANOZ/ Kazançlı köyünün adı, Of.
Sözcüğe bu şekli ile hiçbir yerde rastlanmaz. (KARAGÖZ, 2006, s. 274) Türkçe “oz” kelimesi almış ad. Belirsiz.
MAHURA/ Bereketli köyünün adı, Araklı.
Magula, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 205)
“Muhara, Orta Asya ve öteki Türk illerine ait kelimelerden.” (TYASB, ERÖZ, s. 50)
“Mağura, Türkçe adlardan ve Bulgaristan’da bir dağ ile tepesi. Bulgaristan’da Türklerle meskûn Plevne iline bağlı Mağura köyü.” (ACAROĞLU, 1988)
“Mahura, Magoura adının Yunanca ile ilgisi olmadığı bilinir. Mağura köyünün yörenin (Karadeniz) antik kavimlerinden Makronların bir hatırası olduğu kuvvetle muhtemeldir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 155)
Mahur-a. (bak. –a eki) Farsça mahur: Meyhane, kumarhane. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Mağura/ Örnekalan köyünün adı, Maçka.
Mahura/ Tozköy’ün adı, İkizdere. Türkçe.
MAHZEN/ Sarıyer mahallesinin eski adı, Derepazarı.
Arapça mahzen: Tek başına, yalnız. (DEVEL-LİOĞLU) Türkçe.
MAK
“Mak, Peçenek oymaklarından.” (RASONYİ, 1984, s. 73) Mag, Azerbaycan halklardan. (TRUS, c I s. 169)
“Mag, Macar sarayında ileri gelen Peçeneklerden biri.” (KURAT, 1937, s. 253) “Mag, Zerdüşt dinin taraftarı.” (DUNLOP, 2008, s. 204) Maka, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 205) Makra, Macar yer adı. (KURAT, 1937, s. 246)
Mak, Dokuzoğuzların eski yerleşim yerlerinden biri. (ORHAN, 2007, s. 182)
Gazi-Kumukçada mak: Geri kalan. (EREL, 1961, s. 36) Altay Türklerinde mak: Şan, ün. (NASKALİ, 1999) Çağatayca mak: Övgü, takdir. (ERBAY, 2008) Bulgarca mag: Büyücü. (KARAAĞAÇ, 2008) Bilge Kağan yazıtında mag: Alkış, övgü. (SİMİÇ, 2005, s. 87)
Makçur yaylası, Çamlıhemşin.
Mak-çur. Ermenice çur: Su. Peçenek suyu.
Makanet mah. Soğanlı köyü, Ardanuç. Maklar.
Makat yaylası, Ilıca köyü, Şavşat.
Mak-at: Maklar, Peçenekler... (bk. -at eki)
Makavla/ Petekli köyünün adı, Sürmene.
“Mak avlusu. Yunan kaynaklarında Türk köyü olarak verilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 304)
Maklivat/ Kozluk mah. Madenli beldesi, Çayeli.
Mak-li-vat, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Maklivat: Peçenek yurdu. (bk. -vat eki)
Kıpçakça koz: Ceviz. Kozluk: Cevizlik.
Makliyet mah. Aralık köyü, Borçka.
Makli-yat. Maklar, Peçenekler. (bk. –et eki)
Makoğli mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Makrandoz/ Kutlular köyünün adı, Sürmene.
Makran-d-oz. Makrondoz: Makron vadisi. (bk. –oz eki) Makronlar, bölgenin antik kavimlerinden. (NAKRACAS, 2003, s. 223)
Makravaslı mah. Yazlık köyü, Of.
Makr-avas-lı. Avas, Avar izi taşıyan ad. (ERÖZ, 1983, s. 24)
Makret mah. Demirciler köyü, Borçka.
Mak-r-et: Maklar, Peçenekler. (bk. –et eki)
Makr-et. Makr, Makar adının bozuk şekli. Makar-et> Makarlar> Kıpçaklar.
Makret, Salnamede Hopa’nın köyü.
Makret/ Kale köyünün adı, Borçka.
Makrevis, Konaklar mahallesinin adı, Çamlıhemşin.
Makrev-is. (bk. –is eki) Makrev, antik kavim Makronları çağrıştıran ad.
Maktila, Karatepe, Araklı.
Makuze mah. Seyitler köyü, Artvin.
Mak-uze, “uze” “dze”den. Makoğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
Malazgirt savaşında Alpaslan safına geçen Hıristiyan Peçeneklerin akıbeti günümüze kadar belli değildir. Mak, Antik. Türkçe.
MAKAR, Yağcılar köyü, Yusufeli.
Makar, Başkurt oymağı. (RUDENKO, 2001, s. 67) “Makar, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 403) Makarlar, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 574)
“Makar, Kafkasya’da şehir.” (BERKOK, 1958, s. 142)
Türkçe makar: Kısa boylu, genç adam. (GÖKTÜRK, 1974, s. 15) Çağatay Türkçesinde makar: Civan, genç, yiğit. (KUNOS, 1902, s. 143)
Makaret mah. Kirazlı köyü, Yusufeli.
Makaret: Kıpçaklar. (bk. –et eki)
Makarisa, Kuruçam köyü, Akçaabat.
Makar-is-a. Kökü “makar” olan sözcük.
Makarona, Dereiçi köyü, Hopa.
Makar’ın yeri. Sülaleyle ilgili ad. Türkçe.
MAKİ mah. 1553’te Yiğa köyü, Of. (UMUR)
“Makı, Kazak boyu.” (İSMAİL, 2002, s. 152) “Kazaklar, Türk boyu. XVII. Asır başlarında Trabzon sahil kesimlerine sık sık Kazak akınlarına maruz kalması ve yapılan tahribat nedeniyle Of nüfusunda azalmaya sebebiyet vermişlerdir.” (TRUS, c.1 s. 154)
“Mak-i, Mak, Peçenek boyu.” (RASONYİ, 1993, s. 134)
İtalyanca maki: Akdeniz bölgesinin bodur ağaç kümesi. Malkar Türklerinde makı: Toklu, kuzu. (TAVKUL, 2000) Ermenice maki: Dişi koyun. Bölge ağzında “maki” kelimesi bilinmez.
Maki deresi, Güneyce, İkizdere.
Maki İftiriyali, Of’un eski köyü.
Maki-iftiri-yali.
Maki Toramanlı/ Taflancık köyünün adı, Of.
Toraman, Türkmenlerin Karamanlu kabilesinden. (LEZİNA, 2009, s. 527)
Türkçe “toraman: İri yarı genç” anlamını taşır. Bu ifade “Maki: bitki topluluğu” ile uyuşması mümkün değildir.
Makizeni, Sessizdere köyü, Pazar. Maki düzü.
Maki Yalavas/ Dereyurt köyünün adı, Hayrat.
Yalavaç, Başkurt oymağı. (ORKUN, 1932, s. 69) Yalvaç, Beğdili Türkmen boyunun geniş bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2312)
Eski Türk yazıtlarında yalabaç: Elçi, reis. (ORKUN, 1994, s. 883) Kıpçakça yalavaç: Elçi. (SAFRAN, 1989, s. 97) Kumanlarda yalavaç: Peygamber. (GRÖNBECH) Yalavaçi, Moğol valisi. (TEMİR, 2010, s. 268) Maki-Yalavaç: İki ayrı boy adı.
Makidanoz/ Ormancık köyü adı, Of.
Makidan, “makedon”dan. Makedonoz: Makedon vadisi. (bk. –oz eki) Bölgede Arnavut, Boşnak, Malta, Tibet, Macar... sülaleleri çoktur. Türkçe.
MAKRAŞ/ Ortaköy’ün adı, Çayeli.
“Makraş oğlu, Salurların Kuştemür grubundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1617)
Makraş dağı, Madenli beldesi, Çayeli. Türkçe.
MAKRİNAMOZ/ Kaleköy’ün adı, Çarşıbaşı.
Makri-nam-oz. Yunanca makria: Uzak, uzakta. Makrina: Uzun yer. (bk. -na eki) Makrinamoz: Uzun vadi. (bk. –oz eki) Türkçe ek almış Rumca ad.
MAKRİYALİ/ Kemalpaşa’nın adı, Hopa.
Makri-yali. Rumca makri: Uzun. Yunanca akroyali: Sahil. (AKSOY, 2003)
Yali, “yalı”dan. “Eski Türkçe yal-mak: Yalamak.” (EREN, 1999) “Türkçe yalı: Suyun yaladığı yer.” (ÇAĞBAYIR) Makriyali: Uzun sahil. Rumca-Türkçe.
MAKRİYON, Üstürkiya, Akçaabat.
Makri-yon. Rumca makri: Uzun, uzak. Yon, “yan”dan. Makriyan: Uzaklar. (bk. –yan eki) Rumca.
MAKVALİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Lazca makvali: Yumurta. Hopa/ Hemşin’de makval: Patates. Görüntüsüyle ilgili ad. Lazca.
MALA/ Cevizlik köyünün adı, Akçaabat.
“Mala, Kırgızların Kesek kolundan ve Mala ile başlayan Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 404)
Kırgızca mala: Mahalle. (KTLS) Ortaasya Türk lehçelerinde mala: Sürülen toprağı düzelten gereç. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 15) Rumca mala: Uyuz. (ASAN, 2000) Yunanca psoriaris: Uyuz. (AKSOY, 2003)
Mala, “molla”dan bozma sözcük. Türkçe.
MALAKA, 1878 yılı Salnamesinde Maçka köyü.
Malak-a. (bk. –a eki) “Malaklar, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 574)
Estrüskçe malak: Armağan. (MUTLU, 2008, s. 135) Helence malakos: Yumuşak. (UMAR, 1993, s. 538) Malak: Manda yavrusu. Türkçe.
MALAYAKUB mah. Gürdere köyü, İkizdere.
Mala-yakup, “Molla Yakup”tan. Akrabanın ileri gelen zatlarındandı. Türkçe.
MAL, MALİ
“Mallu, Yıva Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1618) “Mal Türk boyu adı.” (LEZİNA, 2009)
Mal: Bir kimsenin sahip olduğu büyükbaş hayvanların tümü. Servet.
Malipos, Karaağaç köyü, Çayeli.
Mali-pos. Ermenice pos: Çukur. Mal düzü.
Mali yaylası, Düzköy, Trabzon.
Malivat, Meyvalı köyü, Fındıklı.
Türkmen yurdu. Hayvancılık yeri.
Malivor, Başköy, Fındıklı.
Mal yeri. (bk. –or eki)
Maloğun değirmeni, Yeşilyurt köyü, Güneysu.
Mal-oğun: Mal oğlu’ndan.
Maloz, Balıklı yaylası civarı, Akçaabat.
Mal-oz: Mal (sürü) vadisi. (bk. –oz eki)
MALPET/ Korucuk köyünün adı, Of.
“Bu şekli ile bu sözcüğü bir yerde bulamadığım gibi benzeri bir sözcüğe de rastlayamadım.” (KARAGÖZ, 2006, s. 275)
Rize’de, Aspet’e “büyük kılıç”, Malpet’e “küçük kılıç” dendiğini duyduk ama doğrulayamadık.
Mal-pet: Mallar, Türkmenler. (bk. –et eki) “Mallu, Yıva Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1618)
Malpet, Eriklimanı mahallesinin adı, Derepazarı.
Malpet, Çamlık mah. Uzungöl, Çaykara.
Malpet Kapanı, Tavşanlı köyü, Of. Türkçe.
MALHASLİ, Kaynarca köyü, Maçka.
Mal-has-li. Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Malhas’tan gelen. Belirsiz.
MALİ, Düzköy ilçesinin yaylası, Trabzon.
Mal-i. Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
MALKOÇOĞLU mah, Işıklı köyü, Arsin.
Malkoç, Anadolu’da eski cemaatlerden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1618) Malkoçlu, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 574)
Malkoç, İmparatorluk döneminde Akıncı ocağının komutanı.” (ÇAĞBAYIR) Akraba adı. Türkçe.
MAMA, 1878 yılı Salnamesinde Of’un köyü.
“Mama, Kıpçak oymağı.” (LEZİNA, 2009, s. 404) “Mamalu, Kayıların Bozulus kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
“Mama Hatun, Erzurum’u yöneten Saltuk’un kızı.” (TURAN, 1980, s. 17)
DLT’te mama: Harman öküzü. Kıpçakça mama: Yaşlı kadın. (CAFEROĞLU, 1931) Çağatayca mama: Nine. (GÜZELDİR) Gürcüce mama: Baba.
Mamacivati/ Irmakköy’ünün adı, Pazar.
Mamaci-vat. Mamac, Konar-Göçer Türkmen taifesinden bir aşiret. (TÜRKAY, 1979, s. 116) Lazca vati: Yurdu. Mamacivat: Türkmen yurdu.
Mama, Vakfıkebir’in eski köylerinden. Türkçe.
MAMALA/ Zeytinlik köyünün adı, Ardeşen.
Mamalı, Türkmenlerin bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 224)
Mamali, Tonya’nın eski köyü. Türkçe.
MAMANATİ/ ÇHALA/ Demirciler köyü adları, Borçka.
Maman, Avşar Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Maman-at: Mamanlar, Türkmenler. (bk. –et eki)
Çhala. Kumanca hala: Köy. (bk. hala)
Mamanelis/ Yavuzköy’ün adı, Şavşat.
Maman-el-is. (bk. –is eki) Mamanel: Türkmen eli. Rumca ek almış Türkçe ad.
Maman diha, Başköy mezrası, Fındıklı.
Lazca diha: Arazi. Türkçe-Lazca.
MAMATİLAR, Çağrankaya köyü, İkizdere.
Aynı yerde Mamatioğlu.
“Mamat, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 405) “Osmanlı devletinde Mamat/ Mamatlı, geniş alana yerleştirilmiş göçer-Ulus aşireti.” (TÜRKAY, 1979, s. 116)
Kırım’da Yedikuyu/ Leninskiy’de Mamat köyü. Kafkas Malkarlarda mammat: Yardımlaşma. (TAVKUL, 2000) Türkçe.
MAMATYAYİÇEBE, Yeni mahalle, Fındıklı.
Mamat-yayi-çebe. Mamat, Mehmet’ten. Çebe, “çebi”den. Akraba lakabı. Türkçe.
MAMAZİMDA/ Şehitlik köyünün adı, Artvin.
Mama-zimda. Gürcüce mama: Baba ve cmindani: Aziz, dinsel. İnançla ilgili ad. Gürcüce.
MAMELİ, Kırankaş mah. Esiroğlu, Maçka.
Mam-el-i. Türkçe mam: Arka, geri. (ÇAĞBA-YIR) Mameli: Geri yer.
Mamela, Oymalıtepe, Yomra.
Mam-el-a. Gerideki yurt. Türkçe.
MAMİKOĞLU pınarı, Arsiyan yaylası, Şavşat.
Oğlu ve pınarı Türkçe kelimelerdir.
“Mamık, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009) “Mamiki, Yörükân taifesi.” (HALAÇOĞLU, 2009)
“Mamigun adının sonundaki “gun” kompenantı Türklerde ve Moğollarda hükümdarların ve emirlerin adlarında vardı. Mamigun adı, Ermenice Mamikonan adına dönüşmüştür.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 160) Gürcüce mamiko: Babacığım. Kıpçakça mamık: Pamuk. (TOPARLI, 2007) Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
MAMİNA mah. Zafer Mahallesi, Pazar.
Mam-ina. Mam, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 206) Mam-ina: Mam’ın yeri. Türkçe-Lazca.
MAMLIYET mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Mamlı-yet. Mam, Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 206) Mamlı, Mam’a mensup olan. Osmanlı gibi. Mamlıyet: Mamlılar. Kafkas.
MAMOGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Mamo-gil. Türkçe ek almış sözcük. “Mamo, Türkmen Ekradi taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 575) Mamo, “mama”dan. (bak mama)
“Mamon, Türkçe kökenli sözcük olup “sakin, tutumlu, cömert, misafirperver, şen” anlamlarını taşır.” (BASKAKOV, 1997, s. 25) Türkçe.
MAMUKLAR, Diktaş köyü, İkizdere.
“Mamuk-Uli, Kırgızların Solto kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 406)
“Mamuk, tarihi Türk kişi adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 21) “Mamuk, Moğollar zamanında Kırgız ordu kumandanı.” (ERDEM, 200, s. 65)
Kıpçakça mamık: Pamuk. Türk dillerinde mamuk: Kurt. (BUDAYEV, 2009, s. 147) Türkçe.
MAMUL/ Kesmetaş köyünün adı, Çayeli.
“Mamulu Türkmen kolu.” (SAKİN, 2006, s. 254)
“Mamul, Türkçe yer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 179)
“Bulgar diyalektiğinde mamuli: Mısır.” (ACAROĞLU, 1999, s. 176) Lazca mamuli: Horoz. Gürcüce mamuli: Anayurt. (ARISOY, 2010)
Mamul diha, Arılı köyü, Arhavi. Lazca diha: Arazi.
Mamul ezi, Çınarlı köyü, Fındıklı.
Mamul-ezi. DLT’te eze: Büyük kız kardeş.
Mamuli, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Mamulivati, Yeniköy, Ardeşen.
Türkmen yurdu. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
MAMUŞLİ, Mutlu mahallesinin bir kısmı, Hemşin.
Mamuş-li. “Mamış, Ensari Türkmeni” (LEZİNA, 2009, s. 406) Türkçe.
MANANGİL mah. Kutlu köyü, Ardanuç.
Manenli, Osmanlı döneminde bir cemaati. (TÜRKAY, 1979, s. 577) Türkçe.
MANAHAR mah. Ardın köyü, Ardanuç.
Man-ahar. Man: Osmanlıda bir cemaat. (TÜRKAY, 1979) Manahar: Türkmen ahırı. Türkçe.
MANAHO, Çaykara yaylalarından.
Rumca manahon: Yalnız.
Mano-ho. Çağatayca mana: Yol başına dikilen nişan taşı. (KUNOS, 1902, s. 143) Ho, “-ha”dan. Manaha: İşaret taşları. (bk. –ha eki) Eskiden yayla yollarında taş yığınları yapılırdı ki, insanlar dumanlı havalarda yollarını kaybetmesinler diye. Belirsiz.
MANAHOZ deresi, Aksu köyü, Sürmene.
Manah-oz. Farsça menah: Geniş, ferah. (DEVELLİOĞLU, 1980) Menahoz: Ferah vadi, geniş dere. (bk. –oz eki) Türkçe.
MANASGİL mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Manas-gil. “Manas, Kırgız ve Kazak boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 406) “Manasoğlu, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 575)
Manas, Kırgızların ünlü destanı. Türkçe.
MANAŞOR yaylası, Dağönü köyü, Of.
“Menaşe, Hazar Türkleriyle bağlantılı Yahudi kabilesi.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 46)
Manaş-or. “Manaş, Kırgızların Naygut kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 406) Or, “orum”dan. Manaşor: manaş yeri. (bk. -orum eki) “Manaş, Kazak hanı.” (ATANİYAZOV, 2005, s 219) Belirsiz.
MANATBA/ Yeşilce köyünün adı, Şavşat.
Manat-ba. “Manat, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 406) Ba, “oba”dan. Manatba: Kazak obası.
Mana-tba. Eski Uygurca mana: Bir bitki. Gürcüce tba: Göl. Manatba, bitki-göl. Belirsiz.
MANCE mah. Kesikköprü köyü, Pazar.
Mancı-lu, Avşar Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Man-ce. DLT’te man: Dolu, dolmuş. Mance: Dolu yer, kalabalık yer. (bk. –ca eki)
Lazca mance: Mal sahibi. Aşçı. (ERTEN, 2000)
Mancena, Muratköy, Çamlıhemşin.
Mance-na. Türkmen yeri. (bk. –na eki)
Mancenoz mah. Mataracı köyü, Maçka. (bk. -oz eki)
Mançhoti, Aktepe köyü, Pazar.
Mançh-oti. Mançu veya Mançur Tatar adı.
Mançoloğlu mezrası, Yomra.
Manç-ol. Türk ağzında ol: Oğlu. Belirsiz.
MANDA, Maltepe, Derepazarı.
Manda, Yörükân Taifesinden bir aşiret. (TÜRKAY, 1979, s. 117) Türkçe.
MANDAGUT mezrası, Öğdem köyü, Yusufeli.
Mandag-ut. Mandak: Boynuzsuz koyun. (ÇAĞBAYIR) Mandakut: Koyunlar. (bk. –et eki) Türkçe.
MANDAKOZ yaylası, Tonya.
Mandak-oz. “Mandak, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009) Mandak, Eymür Türkmenlerinin yerleşim yerlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 44)
Türkçede mandak: Boynuzsuz koyun. (ACAROĞLU, 1999, 177)
Akçaabat’ta mandak: Yemeği yapılan bir tür yabani ot. Mandakoz: Türkmen vadisi. Koyun vadisi. Mandak bitkisinin vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe. Yöresel.
MANDARO mah. Güneyce köyü, Arsin.
Mandar-o. (bk. –a eki) DLT’te mandar: Ağaçlara sarılan bir bitki, sarmaşık. Türkçe.
MANDIRA, MANDRE,
Lazca mandre: Ahır. (ERTEN, 2000) Yunanca mandri: Ağıl. (AKSOY, 2003) “Mandra, Pelasgos Tanrısı.” (UMAR, 1993, s. 544)
Mandıranoy/ Alataşköyü’nün adı, Maçka.
Mandır-an-oy. Kıpçakça oy: Vadi, dere. (TOPARLI, 2007) Manderanoy: Ahırlar, ağıllar vadisi.
Mandırya mah. Köprübaşı.
Mandır-ya. Ahır yeri. (bk. –iya eki)
Mandıryoz mah. Akarsu köyü, Maçka.
Mandir-y-oz. Ahır vadisi. -oz, Türkçedir.
Mandre, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Yunanca, Lazca, Pelasgce.
MANESTER köprüsü, Fındıklı.
Man-ester. Farsça ester: Katır. Yahudilere “ester orucu” adlı dini içerikli inaç bulunmaktadır.
Belki “manastır”dan. Dini içerikli ad. Belirsiz.
MANGAN/ MANKAN mah. Pervane köyü, Araklı.
“Mankanlı, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY)
“Mankan: Moğol şehzadesi.” (TOGAN, 1981, s. 313)
“Mangan, Fergana’da kasaba.” (AYDIN, s. 85)
Moğolca manghan: Kaşka at. (LESSİNG, 2003) Çağatayca mangan: Üç yaşında koyun. (ERBAY, 2008) Lazca mangana: Pekmez için meyve ezmeye yarayan alet. (ERTEN, 2000)
Mankan, Fargana’dan gelenlerin hatırası.
Mangana Boz/ Kalemli köyünün adı, Tonya.
Boz Mangana, Boz Türkmenler.
Manganabo/ Mankanobo/ Sağrı köyü adları, Tonya.
Fergana’dan gelenlerin hatırası. Türkçe.
MANİAKETİ, Limanköy, Hopa.
Maniak, “manyak”tan. Manyaket: Manyaklar. (bk. –et eki) Manyak, Kuman başbuğu. (KURAT, 1937, s. 217) Manyok, Türkçe yer adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 173)
Maniah, Bizans’a giden Türk elçisi. (GUMİLEV, 2007, s. 519) Kumanlarla bağlantılı ad. Türkçe.
MANİKLİ yayla, Coşandere köyü, Maçka.
Manigi, Osmanlı döneminde Anadolu’da eski cemaatlerden. (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV, s. 1624)
Manik: Yavru. (ÇAĞBAYIR) Küçük yayla. (mecaz) Türkçe.
MANLE/ Kirazlı köyünün adı, İkizdere.
“Manlu, Kıpçakların Bulgarlu taifesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1624)
Manle adının “manlo, monla” olarak kayıtlarda yazılıdır. Özellikle mezar taşlarında “molla” sözünün “monla” olarak yazılması sıradan olaydır. Manle, “monla/ molla” sözünden bozmadır. Türkçe.
MANLİ yayla, Taşgedik köyü, Çaykara.
Manlı, “dumanlı”nın kısaltılmışı. Türkçe.
MANNİHEV yaylası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Manni-hev: Mani deresi, türkü deresi. Türkçe-Gürcüce.
MANSURAT deresi, Aşağıkoyunlu köyü, Şavşat.
Mansur-at. Mansur, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 408) Mansurat: Mansurlar. (bk. –et eki)
Marsuat geçidi, Meşeli köyü, Şavşat. Türkçe.
MANTORA, Erenköy köyü, Of.
Man-tora. Tora, Tevrat kitabının İbranice adı. Tora, Hazar Türklerinin hatırası. Eski Anadolu Türkçesinde tora: Tepe. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
MANTRİYOZ, Akarsu köyü mezrası, Maçka.
Mantri-yoz. Eski Uygurca mantra: Sihir. (CAFEROĞLU, 2011) Mantrayoz> mantriyoz: Sihirli vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
MAPAVRİ/ Çayeli ilçesinin adı.
Ma-p-avri. Arapça ma: Su. Mapavri: Avul suyu. (bak. avri) Mapavri’ye başka anlamlar da yüklenmektedir ama uydurma olduklarından dikkate almadık. Lazca pavri: Yaprak. (ERTEN, 2000) Belirsiz.
MARABALAR mah. Avcılar köyü, Yusufeli.
Maraba: Toprak yarıcısı.
Marabaoğlu mah. Oğulağaç köyü, Maçka. Türkçe.
MARADİT/ Kayadibi köyünün adı, Borçka.
Mara-did. Mara, “mera”dan. Gürcüce didi: Büyük. Maraditi: Büyük otlak.
Maradit/ Muratlı köyünün adı, Borçka. Türkçe-Gürcüce.
MARAL şelalesi, Camili köyü, Borçka.
Maral, Türkmen cemaati. (SAKİN, 2006, s. 382)
Eski Türkçe maral: Dişi geyik. (ÇAĞBAYIR) Moğolca maral: Güzel. (LESSİNG, 2003) Türkçe.
MARANLI/ Maltepe köyünün adı, Çayeli.
Maran-lı. Türkçe yapım eki almış sözcük. Bazı Türk lehçelerinde maran: Keçi, dağ keçisi. (AGACANOV, 2002, s. 206) Ermenice maran: Basit baraka. Farsça maran: Yılan. Maranlı: Yılanlı. (yer) Barakalı...
Marantan mah. Kılıçkaya köyü, Yusufeli.
Maran-t-an: Maranlar. Türkçe ek almış sözcük. Türkçe. Ermenice-Türkçe.
MARAŞ, Köprülü köyü, Rize.
“Maraş, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 577) “Maraşlılar, Türkmen oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 431)
Maraş’tan Of’a ulemalar geldiği söylenmektedir ama belgesi yoktur.
Maraş mah. Çevreli köyü, Yusufeli. Türkçe.
MARDADAS/ Yenice köyünün adı, Dernekpazarı.
Kökü “marda” olan sözcük. (bk. –as eki) Yunanca marida> marda: İskarta mal.
Mar-dadas. Marlar, Karadeniz’in kadim halklarından. (KARAGÖZ, 1998, s. 51)
Marlu, Türkmenlerin Dokuz kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 409)
Farsça mar: Yılan. Eski Uygurca mar: Bey. (CAFEROĞLU, 2011) Dadas, belki “dadaş”tan. Mardadaş: Dadaş beyi. Belirsiz.
MARHASLI mah. Aslandere köyü, Fındıklı.
Maraş’tan bozma. Türkçe.
MARİOBA, Madenköy’ü şenliğinin adı, Şavşat.
Borçka-Maçahel’de maryoba: 1. Ağustos ayı. 2. Uğur böceği. Gürcüce agvisto: Ağustos ayı ve madona: Meryem ana. (ARISOY, 2010) Maryoba ile Gürcücenin örtüşmediği görülüyor.
Mari-oba. “Mariler, Hazarlara bağlı kabilelerden.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 48) “Mariler, Bulgar Tatarlarının ataları olan kavim.” (ZEKİYEV, 2007, s. 312) “Turanî kavimlerin Ugur-Altay grubundan Çirmişler “Mari” ismini kullanırlardı” (ABEŞİ, 2001, s. 79)
“Türkmenistan şehirlerinden Marı ve Çuvaş Türklerinin diğer adı Kurumarı’dır.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 37, 76) “Marı, Kabail-i Türkmeniyenin başşehri.” (KUNOS, 1902, s. 144)
Mari, Türkmen eyaleti Merv’in diğer adı. (CAFEROĞLU, 1988, s. 37)
Mari, “Hz. Meryem” ile ilgili olabilecek ad. Yunanca Banagia ve Ermenice Asdvadzadzin: Hz. Meryem. “Osmanlılarda mariye: Kadın esirlerin bir nevisi.” (SERTOĞLU, s. 210)
Gagauz Kıpçak erkekleri eşlerine “mari” diye hitap eder. (MALACILI, 2002, s. 43)
Mari oba: Marilerin obası. Türkistan’dan, Merv’den gelenler. Oba, Türkçedir. Yöresel. Türkçe.
MARKİTLER, Bilen köyü, Hemşin.
Markit, “merkit”ten. Merkitler, Moğolları oluşturan kabilelerden biri. Türkçe.
MAROĞLU mah. Altındere köyü, Maçka.
Farsça mar: Yılan. Eski Türkçe mar: Bey. (GABAİN, 1988) Eski Uygurca mar: Öğretmen. Türkçe.
MARSİS tepesi ve kayalığı, Artvin.
Mars-is. (bk. –is eki) Etrüskce maris > İtalyancaya mars: Roma mitolojisinde savaş tanrısı. M.Ö. V. yy. yazdıklarında Herodotos, bu kavmin Anadolu’dan İtalya’ya göçtüğünü söyler.
Marsis, Ağrı dağının eski adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 17)
Marsis yaylası, Arhavi. Etrüskce.
MARYAVA/ Şairler köyünün adı, Çayeli.
Mary-ava. Mary, “meryem”den. Kumanca ave: Havva. (GRÖNBECH) Maryeva: Meryem-Havva. Dini içerikli ad. Hıristiyan Kuman hatırası. Türkçe.
MARZALAK yaylası, Akarsu köyü, Maçka.
Marzalak: Cevizin yeşil kabuğu. (DS) Yöresel.
MARZALLI obası, Akçaabat.
Türkçe “-lı” yapım eki sözcük, “oba” Türkçe kelimedir.
Marzibali Obası, Beydili Türkmen oymağının bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 169)
Marza, belki “mirza”dan. Türkçe ile bağlantılı ad.
MARZUBA/ Kaymaklı köyünün adı, Araklı.
Marzuba, Merzifon’la ilgili ad. (KARAGÖZ, 2006, s. 105)
Marz-uba. Uba, “oba”dan. Marzi-bali, Beydili oymağının bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 169) Türkçe.
MASALAHET/ Naldöken köyünün adı, Ardanuç.
Masala-het. Gürcüce masala: Malzeme, araç-gereç. Masalahet: Malzemeler. (bk. –et eki) Gürcüce.
MASARUT, Yeniyol köyü, Ardeşen.
“Masar, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163)
“Masar: İmparatorluk döneminde yeniçerilere verilen ilk üç aylığın adı.” (PAKALIN, c. II s. 412) Arapça masar: Üzümün sıkıldığı yer. Kurumuş ağaç. (ÇAĞBAYIR) Masar-ut: Masarlar. (bk. –et eki)
Masarona, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Masar-ona: Üzümlük. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
Masarona, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Masaruna, Subaşı köyü, Hopa.
Masarut, Subaşı köyü, Ardeşen. Türkçe.
MASİ, Hazar köyü, İyidere.
Masılu, Avşarların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Farsça masi: Korkusuz, pervasız. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Masikalitoz/ Yaylacılar köyü adı, İyidere. (bk. kalitoz) Türkçe.
MASİS, Özgüven köyü civarında, Yusufeli.
“Masis, Ağrı dağının en eski adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 16)
Mas-is. (bk. –is eki) Pelasg/ Luwi dilinde mas: Tanrı. (UMAR, 1993, s. 114) Pelasgce.
MASTAKA mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Kıpçakça mastaki: Sakız. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
MAŞ, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Rize köyü.
Türk kültür çevrelerinde maş: Mercimek. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 263) Türkçe.
MAŞER/ Dülgerli köyünün adı, Kalkandere.
“Mişar, Macarların başka bir adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 86) Mişar, Türk boyu ve “ormanda yaşayan insanlar” anlamındadır. (ZEKİYEV, 2007, s. 64)
Maşer, “mahşer”den. Arapça mahşer: Kıyamet günü, ölülerin toplanılacağına inanılan yer. Yunanca maheri: Bıçak. (AKSOY, 2003) Belirsiz.
MAT mezrası, Güzelyayla köyü, Maçka.
Rumca mat: Göz. Konumuyla ilgili ad. Rumca.
MATARACI mah. Çırali köyü, Yusufeli.
Matarı, Beğdili Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Matara, Kerkük’te Türk köyü. (GÖKTÜRK, 1974, s. 49)
Matara: Askerin beraberinde taşıdıkları su kabı. Meslek adı.
Mataracı mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Mataracı tarlası, Sivrikaya köyü, İkizdere. Türkçe.
MATUT/ MATUD, Ağıllar köyün Artvin.
Mat-ud: Matlar. (bk. –et eki) “Matlar, Alanların diğer adı.” (NUR, 1972, s. 58)
Eski Türkçe mat: Güvenilir. (LAYPANOV, 2008, s. 115) Kafkas.
MAUN ırmağı, Serindere köyü, Ardeşen.
Mağun, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979)
Arapça maun: İmdat, yardım. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MAVRA deresi, Vakfıkebir.
Karadeniz Rumcasında mavro: Siyah. Mavro deresi: Kara dere. Rumca-Türkçe.
MAVRAN/ Fındıkoba köyünün adı, Of.
“Bu sözcük Karakoyunlu adının Yunanca karşılığı olup, köy adını Karakoyunlu kabilesinden aldığı kesindir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 276)
Mavrant/ Kalecik köyünün adı, İyidere.
Mavrant: Karakoyunlular. Türkçe.
MAVREYAS yaylası, Uzuntarla köyü, Çaykara.
Çaykara’nın mavreyas: Kara olan. Yunanca mavrideros: Siyahımsı ve mavrila: Karalık.
Çaykara’da mavriya: Bir yemek adı. (KAYA, 1972, s. 71) Yöresel.
MAVRİLİ, Melikşah köyü, Tonya.
Mavri-li, Türkçe “-li” yapım ekini almış sözcük. Mavrı: Ham meyve. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
MAYET mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
May-et. “May, Kazak boyunun Alimuli kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 410) Mayet: Kazaklar. (bk. –et eki)
Ön Türkçe may: Kutsal. (MUTLU, 2008, s. 133) Kırgız, Başkurt, Tatar ağzında may: Tereyağı. (KTLS) Dağıstanlı Lezgilerde may: Burun. (RAMAZAN, s. 203)
Ma-yet: Sular. Arapça ma: Su. Türkçe.
MAYİLLİ mahalle, Ortaköy, Sürmene.
Mayil-li, Türkçe yapım eki almış sözcük. Mayil, “meyil” veya “mahi”den. Türkçe.
MAYLAKSA mah. Oğulağaç köyü, Maçka.
Maylak-sa. (bk. -a eki) Maylak: Kendine sahip olmayan. (DS) Belirsiz.
MAZGA, Atalar köyü, Şavşat.
Mazga: Selin getirdiği mil. (DS) Türkçe.
MAZİ/ MEZİ suyu, Boyalı köyü, Ardanuç.
Kıpçakça mazi: Kedi. (SAFRAN, 1989, s. 211) Mazi suyu: Küçük su. (mecaz) Türkçe.
MAZLA mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Mazla: Kiler. (DS) Türkçe.
MAZMANLAR mah. Kireçli köyü, Şavşat.
Ermenice mazman: Kıl dokuyan, keçe yapan.
Mazmanlar mah. Konaklı köyü, Ardanuç. Türkçe ek almış Ermenice ad.
MAZUKA/ Karacakaya köyünün adı, Sürmene.
“Mazuka adı Kafkas dillerinden gelir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 304) (bk. maçka)
Mazuk-a. (bk. –a eki) Mazuk: Kovulmuş, azledilmiş olan. (ÇAĞBAYIR)
Mazu-ka. (bk. -ka eki) Şalpazarı’nda mazu: Samanlık, merek. (KARACA, 2000, 217) Kafkas.
MÇAPU DİHA mah. Yeniköy, Ardeşen.
Mkapu-diha: Çakal yeri. Lazca.
MÇKOMON, Derecik köyü, Arhavi.
Mç-komon. Koman/ Kuman Türkleriyle ilgili bağlantılı ad. Türkçe.
MECA, Esenkıyı köyü, Hopa.
Arapça meca: Açlık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MECANOZ mah. Gürgen köyü, Güneysu.
Mecan-oz. Aynı yere yakın Adacami köyünde Mercanlı mahallesi vardır. Mecan, “mercan”dan bozma. Mercanlu, Yüreğir boyunun Keçilü ve Eğirdir Yörüklerinin cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1648) Mercanoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
MEÇEGİL/ Müezzinler köyünün adı, Ardanuç.
Meçe-gil. Sonuna “gil” ekinin olması nedeniyle, köy adını akraba lakabından almıştır.
“Meçer, Macar demek olup, Kafkasya’da otururlardı.” (NUR, 1972, s. 89) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Belirsiz.
MEDVALA mah. Darılı köyü, Pazar.
Tespit edilemedi.
MEGRELİYENT mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Megereliyent> Megreller. Megrelce.
MEĞENİT/Şenyurt köyünün adı, Ardeşen.
Meğen-it. “Megen-li, Türkmen boyunun Aki-eli kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 411) “Meğen, Beğdili Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1630) Meğenit: Türkmenler. (bk. –it eki)
“Meen, Moğol kabile reisi.” (VLADİMİRCOV, 1950, s. 31) Türkçe.
MEĞİ KARİ, Yanıklı köyü, Artvin.
Ermenice meğu: Arı ve kar: Taş. (KORTOŞ-YAN) Meğukar: Arı taşı. Ermenice.
MEHETOBA, Armağan köyü, Ardeşen.
Mehe-toba. Farsça meh: Ay gibi güzel. Lazca toba: Göl. Güzel göl. Türkçe-Lazca.
MEKALİSKİRİT/ Dikkaya köyü adı, Çamlıhemşin.
Mekalis-kirit. Arapça makalid: Kilitler, hazineler. (DEVELLİOĞLU, 1980) DLT’te kirit: Kilit. Makalid kirit: Hazinenin kilidi. Türkçe.
MEKSİLA/ Çatak köyünün adı, Maçka.
Bu haliyle bölge dillerinde anlamı yoktur.
Mek-s-il-a. (bk. -a eki) “ -s” kaynaştırma sesidir. “Mek” “mak”tan bozma sözcük.
Mak, Peçenek oymaklarından. (RASONYİ, 1984, s. 73) Maksil> meksil: Peçenek yurdu.
Mek-sila. Arapça sıla: Buluşma, birleşme.
Mekiskir, Sahil mahallesinin adı, Fındıklı.
Mek-iskir. İskir, belki “iskit”ten.
Mekoban yaylası, Borçka.
Mek-oban. Gürcüce ubani: Mahalle. Oban, Türkçe “oba”dan.
Mekohura, Güvercinli köyü, Hopa.
Lazca ohori: Ev. Peçenek evi. Belirsiz.
MELAHUR mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Mel-ahur. Latince ve Rumca mel: Bal. Estrüsklerde male: Bal ve Ön Altay Türklerinde mele: Bal. (MUTLU, 2008, s. 135) Ahur, Türkçe kelime. Melahur: Bal ahır. Belirsiz.
MELAN mah. Acısu köyü, Akçaabat.
Arapça melan: Taşkın, dolu olan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Helence melan: Elma. (UMAR, 1993, s. 539) Yunanca milo: Elma. Ermenice melan: Mürekkep. (GOSHGARİAN)
Melanlı/ Çıralı köyünün adı, Maçka.
Melan-lı. (bk. –an eki) Türkçe yapım eki almış kelime.
Köyün diğer adı Meli-anton. Bizans ve Rum kaynaklarına göre yer adı Türkçe sülale ve Türk emirinin adı ile ilgilidir. (KARAGÖZ, 2006, s. 192) Rumca ek almış Türkçe ad.
Melanlı mah. Hamsiköy, Maçka. Türkçe. Helence.
MELASATİBE mah. Uğurköy, Borçka.
Melasa-tibe. Arapça melassa: Haydut yatağı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Tibe, “tepe”den. Gürcüce tba: Göl. Melasatepe: Haydut yatağı tepesi. Türkçe.
MELE, Dereiçi köyü, Hopa.
Melece, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale. (ATANİYAZOV, 2005, s 294)
Arapça mele: Topluluk, halk. Çağatayca mele: Saman sarısı. (ERBAY, 2008) Lazca mele: Öte. (ERTEN)
Mele kom mah. Madenli köyü, Çayeli.
1. Kalabalık kom. 2. Öteki kom.
Mele köy, Akdere köyü, Ardeşen.
Mele livadi, Başköy, Pazar.
Lazca livadi: Bahçe. Öteki bahçe. Lazca.
Mele ohuri, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Mele ohori: Öte ev. Lazca.
Meleli vadi, Özgürköy, Ardeşen.
Mele-li. Kalabalık vadi. Ötedeki vadi. Lazca-Türkçe.
MELEKLİ, Yeşilyurt köyünün adı, Akçaabat.
Melek, Türkmenlerin Bayat kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 412) Akraba adı. Türkçe.
MELEN KÖY mah. Ulaş köyü, Arhavi.
Lazca meleni: Öte, öteki. Melenköy: Öteki köy. Lazca-Türkçe.
MELES/ Çifteköprü köyünün adı, İkizdere.
Meles: Beli çökük at, kökeni belirsiz sözcük. (EREN, 1999) Meles, Helen dilinde anlamı yoktur ve Luwi dili ile bağlantılıdır. (UMAR, 1993, s. 560)
Arapça meles: Melez, kanı karışık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçede meles: İpekli bir kumaş. (ÇAĞBAYIR)
Melese ırmağı, Hızarlı köyü, Maçka. Meles-e.
Meleskur/ Ortayol köyünün adı, Pazar.
Meles-kur. Kur, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 388–349) Meles kur: Karışık Kıpçaklar. Belirsiz.
MELEŞ ONA, Gürgencik köyü, Arhavi.
Meleşler, Türkmenlerin Ata kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 412) Meleş, Çağatay Türklerinde bir taife. (GÜZELDİR)
Çağatay Türkçesinde meleş: Güzel. (KUNOS, 1902, s. 144) Türkçe-Lazca.
MELİ yaylası, Eskice köyü, İkizdere.
Melili, Türkmen cemaati. (TÜRKAY, 1979, s. 582) Bizans kaynaklarında “meli” sözcüğü, bir Türk beyinin adına bağlanır. (KARAGÖZ, 2006, s. 191)
Meliyet yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Meli-y-et: Meliler, Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
MELİANTON/ Çınarlı köyünün adı, Maçka.
Meli-anton: Melioğlu. Rumca anton, “-li, -lu” anlamında. Hıristiyan Türklerin hatırası.
Rumca. ek almış Türkçe ad.
MELİK mah. Sındıran köyü, Maçka.
Melik, Türkmen boylarından. (LEZİNA, 2009)
Melikşah, Sultan Alpaslan’ın oğlu. Arapça melik: Hükümdar, mal sahibi.
Melik mah. Çeşmeler köyü, Maçka.
Melikoğlu mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli. Türkçe.
MELİKŞE/ Melikşah köyünün adı, Tonya.
Melikşah, Türkmen boyunun Esenlüyi Dodurga Kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 412) Melikşah, Dodurga Türkmen kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1643) Türkçe.
MELİNOZ/ Ballıca köyünün adı, Of.
Meli-“n”-oz, “n” sesi kaynaştırma sesidir. Bizans kaynaklarında “meli” sözcüğü, bir Türk beyinin adına bağlanır. (KARAGÖZ, 2006, s. 191) Türkçe.
Yunanca meli: Bal. Melinoz: Bal vadisi. (bk. -oz eki) Yunanca-Türkçe.
MELO/ Sarıbudak köyünün adı, Artvin.
Mel-o> mel: Bal. Yunanca.
MELYAT/ Merdivenli köyünün adı, Pazar.
Mel-y-at, “y” kaynaştırma sesidir. Mel, “meli”den. Lazca meli: Tilki. (ERTEN, 2000) Yunanca meli: Bal. Rumca mel: Bal. Estrüsklerde male: Bal ve Ön Altay Türklerinde mele: Bal. (MUTLU, 2008, s. 135) Köy adı “balla” bağlantılıdır. Çünkü sarayın ihtiyacı için Osmanlı belgelerinde Atina (Pazar) balı konu edilir.
Melyat: Ballar. Tilkiler. Türkçe ek almış Yunanca ad.
MEMİĞLİ mah. Elmalık köyü, Pazar.
1842 yılı sayımında Karakoyunlu Türkmenlerinden Memioğulları Elmalık köyünde kayıtlıdır. (COŞKUN, 2012)
“Türkmen boyuna mensup Mamulu, Mamıllu, Memlik adlarında değişik cemaatler mevcuttur.” (SAKİN, 2006, s. 254)
“Mem, Karakoyunlu Türkmenlerinden.” (KARAKOYUNLU, Sadrı, Em. general, 1997, İstanbul, s. 37)
“Kale-i Memiyye, 1578’de Adana’nın Nusaybin boğazında derbentçilikle ilgili yerleşim yeri.” (ORHUNLU, 1990, s. 78) “1554 yılı kayıtlarında Hıristiyan olup Yomra, Sürmene ve Atina’da Türkçe ad taşıyan Mamı adlı kişiler de görülmektedir.” (BOSTAN, 2002, s. 340)
Memi, Mem, bölgede yaygın sülale olup kökenleri Bayburt’a uzanır.
Memi-kayagiller mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
Memikalar mah. Darılı köyü, Pazar. (bk. –ka eki)
Memoğli mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Memoğli mah. Yeni mahalle, Fındıklı. Türkçe.
MEMİŞ yaylası, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
“Memiş oğlu, İğdir Türkmen boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1643) “Memeşli, Yörükân taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 582)
Memiş mah. Avcılar köyü, Yusufeli.
Memişeyizoğlu, Bahar mah. Ardeşen. Memişreis.
Memişgil mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Memişoğli mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Memişoğli mah. Doğanay köyü, Ardeşen. Türkçe.
MENÇUNA şelalesi, Arhavi.
Mençu-na. “Mançu adı, Tatarlara bir süre verilmiş olan isimlerdir.” (ABEŞİ, 2001, s. 168) Mançuna: Tatar yeri. (bk. –na eki) Tatarlarla ilgili akraba ve yer adları bölgede çoktur. Belirsiz.
MENDABOL mah. Kiremitli köyü, Maçka.
Menda-bol. Menda, belki “manda”dan. Belirsiz.
MENDİ/ Kozluca köyünün adı, Trabzon.
Mendı, Kırgız boyu. (LEZİNA, 2009, s. 412) “Mendi, Osmanlı döneminde bir aşiret.” (TÜRKAY, 1979, s. 118)
Mendi: Otsu bir bitki türü. (DS) Türkçe.
MENDOLLİ, Gölyayla, köyü, İkizdere.
“Mendolu Türkmani, Türkmen boyunun kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 413) Türkçe.
MENİŞOBĞE mezrası, Tunca beldesi, Ardeşen.
Meniş-obğe. “Meniş, Türkmen kolu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 297)
Lazca obğe: Yuva. Türkmen yeri. Türkçe-Lazca.
MENTANA, Erenköy köyü, Of.
Ment-ana. Farsça bent> ment: Su arkı. (ÇAĞBAYIR) Mentana: Ana ark, büyük ark. Türkçe.
MENTEŞE, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
12 Beylikten biri. Aydın, Karaman, Pervene, Hamit, İzmir beyliklerinin bölgede izleri çoktur.
Mentişi, Güvercinli köyü, Hopa. Menteş’ten.
Mentoş ona, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Menteş ona> Menteş’in yeri. Türkçe.
MER mah. Çamlıköy, Hopa.
Arapça mer: Elli. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Mer oban mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Mer-oban: Elli ev. Türkçe-Gürcüce.
Mer vati mah. Demirciler köyü, Borçka.
Mer vati: Elli ev. (mecaz) Türkçe-Lazca.
MERA dağı, Gündoğdu köyü, Ardeşen.
Mera, yaygın addır. Türkçe.
MERCANİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
“Mercan, Türkmenlerin Danışmendlü kolun mensup taife.” (LEZİNA, 2009, s. 413)
Mercanlı mah. Adacamı köyü, Güneysu. Türkçe.
MEREMİT/ Yeni mahalle, Kalkandere.
Merem-it. Arapça merem: Verem. (ÇAĞBAYIR) Meremit: Veremliler. (bk. –et eki) Önceleri bölgenin en öldürücü hastalığı idi. Türkçe.
MERETA deresi, Borçka.
Meret-a. (bk. –a eki) “Meret, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 414, 349) “Meret, tarihi Kafkas halklarından.” (BROSSET, 2003, s. 427)
Arapça meret: Uğursuz, inatçı, ters.
Merete yaylası, Camili, Borçka.
Merete dağı, Artvin. (ÖZDEMİR, s. 2)
Meretet mah. Yaylalar köyü mah. Yusufeli.
Meret-et: Kıpçaklar. (bk. -et eki) Türkçe. Kafkas.
MERİSİ, 1878 Salnamesinde Aşağı Acara köyü.
Meris-i. (bk. –i eki) Farsça meris: Sınır, hudut. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MERMANAT/ Akbucak köyünün adı, Pazar.
Merman-at. Kökü belirsiz sözcük olan mermen: Su testisi anlamındadır. (ÇAĞBAYIR) Mermanat: Testiler. (bk. -at eki) Meslek adı. Belirsiz.
MEROBAN mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Mer-oban. Arapça mer: Elli. (DEVELLİOĞLU, 1980) Meroban: Elli ev. Gürcücedeki oban sözcüğü Türkçe oba ile bağlantılıdır. Türkçe-Gürcüce.
MERSİN köyü, Akçaabat.
“Mersin Beylü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 414) “Mersin, Yıva boyunun Oturak Barza taifesinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1652) “Mersin, Trabzon sancağında Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 584) “Osmanlıda halkı derbentçi olan Trabzon sancağına tabi Mersin köyü.” (ORHUNLU, 1990, s. 71)
Azerice mersin: Güzel kokulu bir ağaç bitki. (ALTAYLI, 1994) Bölgedeki genel adı “likapa”dır. Türkçe.
MERSİVAN yaylası, Genya dağı, Artvin.
Mersi-van. Mersi, “marsis”ten. Marsisler. (bk. –an eki) Estrüskçe.
MERVAN/ Büyükköy’ün adı, Çayeli.
Marvan, “bu sözcük Karakoyunlu adının Yunanca karşılığı olup, köy adını Karakoyunlu kabilesinden aldığı kesindir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 276)
Mervanoğulları, Selçuklu döneminde hanedan. (SÜMER, 1998, s. 68) Türkçe.
MERYA/ Veliköy’ün adı, Şavşat.
“Merya, Türkmen boyunun Sakar kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 478) “Merye, Türkmen boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 221) Türkçe.
MERZAT, Nurluca köyü, Hemşin.
Arapça merzat: Razı olma, hoşnutluk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MERZE düzü, Arılı köyü, Fındıklı.
Arapça zer> mezra. Yaygın ad. Türkçe.
MERZEL yaylası, Çamlıhemşin.
Merz-el. Azerice merz: Sınır. (ALTAYLI, 1994) Farsça merz: Sınır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Merzel: Sınırdaki yayla. Ermenice merdz: Yakın. Türkçe el: Yer, yurt. Merdzel: Yakın yer. Yer, yayla olduğu için Ermenice ifadeyle ilgisi yoktur. El sözü Türkçedir. Türkçe.
MESAİLİ/ Taşalan köyünün adı, Maçka.
“Bu adın izine Helence/ Rumca kaynaklarında rastlanamadı. Köy sakinlerinin hemen hepsinin Trabzon’da tüccar oldukları Rum kaynaklarında bildirilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 146)
Mesai-li. Türkçe yapım eki almış sözcük. Mesa, “mesai”den. Mesai: Çalışmalar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MESANİT, Cimil, İkizdere.
Arapça mesanid: Rütbeler, mevkiler, dereceler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Cimil, Osmanlı döneminde önemli yerleşimdi. Bir ara derebeylikti. Türkçe.
MESARİYA/ Kutlugün köyünün adı Trabzon.
Mesar-iya. Yunanca mesi: Orta. Arapça mesarih: Çayırlar, otlaklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Şavşat’ta mesar: Ağaç kazık. Mesariya: Otlaklı yer. Orta yer. (bk. –iya eki) –iya eki Türkçedir. 1. Türkçe ek almış Rumca ad. 2. Türkçe.
MESAVLİ mah. Yanıkdağ köyü, Çayeli.
Meshler, Kür boylarının tarihi kavimlerinden. (BROSSET, 2003, s. 427) Günümüzde Ahiska Türklerinin ataları olarak bilinirler. “Avli: Göçebe Türklerde 3–5 çadırdan mürekkep mahalle.” (NUR, 1972, s. 247) Türkçe.
Mes, “meso”dan. Rumca meso: Orta. Orta mahalle. Antik. Rumca-Türkçe.
MESEBET, Mersin beldesi, Trabzon.
Mesebet, musibet”ten. Belirsiz.
MESEHOR/ Başdurak köyünün adı, Arsin.
Rumca mesohor: Orta köy.
Uz-mesehor/ Özdil beldesi, Yomra. (bk. -uz mesehor)
Mesahor mah. Mataracı köyü, Maçka.
Mesehor mah, Küçükdoğanlı, Köprübaşı. Rumca.
MESEMİT/ Topluca köyünün adı, Çamlıhemşin.
Mesem-it. Arapça mesam: Duracak yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mesamit: Duracak yerler. (bk. –it eki)
Mesemit, Yerelma köyü, İkizdere. Türkçe.
MESONA mah. Yomra.
Meso-na. Yunanca meso: Orta, ara. (AKSOY, 2003) Eski Türkçe mese: Büyük. (ABEŞİ, 2001, s. 62) Mesona: 1. Orta yer. 2. Büyük yer. (bk. –na eki) Rumca. Türkçe.
MESOPLİYA/ Dağlıca köyünün adı, Beşikdüzü.
Mesop-liya. Rumca meso: Orta ve playa: Yamaç. Orta yamaç. Rumca.
MESORAŞ-İ KEBİR/ Sarmaşık köyünün adı, Of.
Meso-raş. Rumca mese: Orta ve raşi: Sırt. Mesoraş-i kebir: Büyük orta sırt.
Mesoraş-i/ Göksel köyünün adı, Of.
Mesoraş yaylası, Akarsu köyü, Maçka.
Meseroş mah. Yeşilköy köyü, Güneysu. Rumca.
Meseroz mah. Güneli köyü, Güneysu.
Meser-oz: Orta vadi. Rumca-Türkçe.
MEŞELUĞİ, Yayla mahallesi, Ardeşen.
Meşelik, ormanlık. Yaygın ad.
MET avlu, Armağan köyü, Ardeşen.
Arapça medd> met: Uzatma, yayma. (DEVELLİOĞLU, 1980) Met avlu: Uzun avlu.
Met avli, Topluca köyü, Çamlıhemşin. Türkçe.
METE dağı ve yaylası, Arhavi.
Mete, Bayulı Türk boyundan. (LEZİNA, 2009)
Mete, Türk-Hun kağanı. Türkçe.
METEREZ gölü, Çamlıhemşin.
“Farsça meteriz: Siper.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
METİBERİ dağı, Sugören köyü, Hopa.
Meti-beri. Metili, Türkmen kolu. (ATANİYAZOV, 2005, s 297)
Metiberi> metiuri: Metioğlu. Türkçe-Lazca.
METİNKANİYA/ Sertkaya köyünün adı, Akçaabat.
“Kania, Pontus dilinde kökeni belirsiz sözcük olup “sap, direk” anlamındadır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 74)
Metin-k-an-iya: Metinlerin yeri. (bk. -an, -iya eki) Metin: Dayanıklı, sağlam. Türkçe.
METO tepesi, Ardeşen.
“Mete, Bayulı Türk boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 415) Tarihi kişi adı. Türkçe.
METOŞ mah. Altındere köyü, Maçka.
Met-oş. Arapça met: Yayılma. Akraba lakabı olabilecek ad. Belirsiz.
MEVER mah. Ulukent ve Balıklı köyleri, Pazar.
Mevere: Dokuma tezgâhında bir gereç. (ÇAĞBAYIR) Dokumacılıkla ilgili ad.
Meveri mah. Akkaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
MEVLENDİHA mah. Güneyköy, Pazar.
Mevlen-diha. “Mehlenlü, Beğdili Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009) Mehlen arazisi. Türkçe-Lazca.
MEYAKAPİNON mezrası, Balıklı köyü, Arhavi.
Me’yakapin-on. Yakuplar. (bk. -an eki) Türkçe.
MEYDAN/ Meydanköy’ün adı, Çamlıhemşin.
Arapça meydan: Geniş ve açık yer. Türkçe.
MEYLE mah. Anaçlı köyü, Ardanuç.
Meyl-e. (bk. –e eki) Eğim, eğiklik. Türkçe.
MEZANGERİ, Çamlı köyü, Hopa.
Mezan-g-eri. “Mezanlü, Türkmenlerin Eymür kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1660)
-eri> uri: Mezanoğlu. Türkçe-Lazca.
MEZAT mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Arapça mezad: Artırma yoluyla satış. Türkçe
MEZDAP, Hemşin’de yer adı.
Mez-dap. Mez, “medz”den. Ermenice medz: Büyük. Ermenice dapasdan: Düzlük ve şidag, uğiğ: Düz. Eski Türkçe tap: Düzlük, tepe üzerindeki düzlük. (ÇAĞBAYIR) Çuvaş Türklerinde lap: Düz yer. (PAASONEN, 1950) Hemşin’de tap: Düzlük.
Mezdap: Büyük düz. Ermenice-Türkçe.
MEZGÖL, Aslandere köyü civarı, Fındıklı.
Ermenice mez: Sidik ve medz: Büyük. Kerkük Türkçesinde mez: Masa. (HÜRMÜZLÜ) Çağatay Türkçesinde mez: Buz, kar. (KUNOS, 1902, s. 145) Ermenice-Türkçe. Türkçe.
MEZİNİ, Elmalı köyü, Borçka.
Arapça müezzin> mezin: Ezan okuyan. (ÇAĞBAYIR)
Mezingil mah. Yolüstü köyü, Ardanuç.
MEZİRE, Yılmazlar mahallesinin adı, Köprübaşı.
Mezir-e. (bk. –a eki) Mezir> mezra. Türkçe.
MISIRLI yaylası, Borçka.
Mısırlı, Türkmen taifelerinden. (TÜRKAY)
Mısırlıoğlu bölgede yaygın akrabadır. Bilinen “mısır” bitkisiyle ilgisi yoktur. Tolunoğulları gibi, Mısır’dan gelmişlerdir.
Mısırlı, yayla mah. Ardeşen.
Mısırlı mah. Başdurak köyü, Arsin.
Mısırot çermiği, Yusufeli.
Mısır-ot: Mısırlar çermiği. (bk. –et eki) Türkçe.
MİÇEN, Kito yaylasından doğan dere, Hemşin.
Arapça micen: Siper. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MİÇO/ Tavşanlı köyünün adı, Of.
“Eski Hellencede mikso, Bulgar Türkleri ile ilgilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 277)
İtalyanca miço: Meyhaneci çırağı. Miço, muço: Gemilerde tayfa yardımcısı. Meslek adı.
MİĞONA, Özgürköy, Ardeşen.
Miğ-ona. Farsça mig: Sis, duman. Migona: Sisli yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
MİHMANOS, 1626 yılında Hemşin nahiyesi.
Mihman-os. (bk. –os) Farsça mihman: Misafir, konuk. Rumca ek almış Türkçe ad.
MİHRAP dağı, Artvin.
Coğrafi görünümüyle ilgili ad. Türkçe.
MİKELET/ Çermik köyünün adı, Şavşat.
Mikelet, Ongur Türklerinde bir şehir adı. (ÖNDER, 2007, s. 286) Mikelet’ten gelenlerin hatırası.
Mikeles mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Mikel-is. (bk. –is eki) Rumca ek almış sözcük.
Mikelmiyet mah, Çağlayan köyü, Şavşat.
Mikelmi-y-et: Mikeller. Türkçe.
MİKRUN/ MİKRON/ Kavak mah. Çamlıhemşin.
Yunanca mikros: Küçük. Mikrun, mikron, “makron”ları çağrıştıran ad. Antik.
MİL dağı, Maçka.
Arapça mil: Sivri dağ tepesi. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Eski Anadolu Türkçesinde mil: Bel, sırt. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MİLA, 1878 yılı salnamesinde Artvin köylerinden.
Anadolu ağzında mila: Üzüm bağı. (UMAR, 1993, s. 571) Mila, Horasan civarında eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 127) Gelinen yerle bağlantılı ad. Yöresel. Türkçe.
MİLE yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Mil-e. (bk. –e eki) Arapça mil: Sivri dağ tepesi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MİLOS mah. Ortaköy, Sürmene.
Yunanca (myle) milos: Değirmen. Yunanca.
MİLOZ/ MEYLOZ/ Kestanelik köyü adları, Çayeli.
“Eski Anadolu Türkçesinde milez: Bal arısı.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 430)
Eski Anadolu Türkçesinde mil: Bel, sırt. (ÇAĞBAYIR) Yunanca melissa> milez: Bal arısı. “Milez, “melez”den.” (ACAROĞLU, 1999, s. 185) Yunanca milos: Değirmen.
Meyloz. Meyloz: Meyilli vadi. (bk. –oz eki)
Milozi ırmağı, Sivrikale köyü, Pazar.
Türkçe. Yunanca.
MİMERA/ Erikli köyünün adı, Akçaabat.
Mi-mera. Mi, “min”den. Türkçe min: Bin. Minmera: Bin mera, çok mera. Türkçe.
MİMİLOZ/ Kumlu köyünün adı, Çaykara.
Mimil-oz, “taklitçi”likten. (KARAGÖZ, 2006, s. 277) Mimil: Sivilce. (DS) Belirsiz.
MİNA mah. Çeşmeli köyü, Maçka.
Eski Uygurca mina, bir yıldız adı. (CAFEROĞLU, 2011)
Min-a. (bk. –a eki) Min, Türk kökenli boylardan biri. (KUZEYEV, 2005, s. 443) Türkçe.
MİNAS dağı, Hemşin.
Minas, Komnenos kralı. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 11) Rumca.
MİNCANA yaylası, Köprübaşı, Sürmene.
Min-can-a. (bk. –a eki) Türkçe min: Bin. Bin dost, bin kişi. Türkçe.
MİNDİYETİ/ Maralköy’ün adı, Borçka.
Mindi-yeti. “Yeti-Ming, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 571, 349) Türkçe.
MİNEKARİYA, Kaleönü mah. Tonya.
Minekar-iya. Farsça minekâr: Kuyumcu. Minekariya: Mineci, Kuyumcu. (bk. –iya eki) Türkçe.
MİRAKALOZ/ Hamidiye köyünün adı, Rize.
Mir-akal-oz. Farsça mir: Kumandan, bey. Kıpçakça akal: Yenmiş. (UĞURLU, 1984, s. 95) Mirakaloz: Galip kumandanın vadisi.
Mirakaloz, Gündoğdu köyü, Rize. Türkçe.
MİRAN/ Karatepe köyünün adı, Araklı.
Farsça miran: Beyler. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Miran, Çayırbağı beldesi, Düzköy.
Miranlar, Ballıca köyü, Of.
Mirat, Salnamede Yukarı Acara nahiyesi köyü.
Mir-at: Beyler. (bk. -at eki)
Mireğli aşiti, Çamlıhemşin-Yusufeli arası dağ geçidi.
Mireğli, “miroğlu”ndan. Çok Türk ağzında ve Kıpçakça aşut: Dağın aşılacak yolu. (TOPARLI, 2007)
Mireğli değirmeni, Bucak köyü, Pazar.
Mir-eğli. “Mir oğlu”ndan. Türkçe.
MİRKANDOZ, Asmalı mahallesinin adı, Sürmene.
Mir-k-an-doz. Mirkan: Mirler, beyler. (bk. -an eki)
Mirkandoz: Mirlerin vadisi, beylerin vadisi. (bk. -oz eki) Türkçe.
MİRŞA deresi, Mansurat deresinin kolu, Şavşat.
Mişar, Macarların diğer bir adı. (ABEŞİ, 2001, s. 88)
Azerice mişar: Hızar, bıçkı. (ALTAYLI, 1994) Keresteciliği çağrıştıran ad.
Mirşa, “mirşah”tan. Beylerin şahı. Türkçe.
MİRVATİ, Demirciler köyü, Borçka.
Mir-vati. Mir, Türkmen boyunun Sakar kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 417)
Farsça mir: Bey. Mirvati: Türkmen yurdu. Bey yeri. (bk. -vat eki) Türkçe-Lazca.
MİRYA deresi, Şavşat.
Mirye/ Mitya Yörük taifesi. (TÜRKAY, 1979)
Mir-ya: Bey yeri. (bk. –iya eki) Türkçe
MİSİNGİL mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Misinli, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 589) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
MİSKVELEPUNA, Suçatı köyü, Pazar.
Misk-vele-puna. Arapça vela: Yakın olma. (ÇAĞBAYIR) Misk vela puna: Yakın güzel yer. (bk. -ona eki) Türkçe-Lazca.
MİSOHOR/ Kaptanpaşa köyünün adı, Çayeli.
Miso-hor. Rumca meso: Orta ve horiyo: Köy.
Mis-ohor. Arapça mis: Bakır. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca ohori: Ev. Misohor: Bakir evi. Maden ocağı. (mecaz) Rumca. Türkçe-Lazca.
MİSİDİ mah. Kıbledağı, Güneysu.
Misid-i. (bk. –i eki) “Misit, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 417, 349) Türkçe.
MİSİLİ mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
Arapça misil: Huzur. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MİSİNGİL mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Misin-gil. Misinlü oğlu, Yüreğir boyunun Hanlu çıfıt grubundan. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1683) “Misinli, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 589) Türkçe.
MİSURA, Demirkent köyü mezrası, Yusufeli.
Mis-ura> misuri: Misoğlu. Mis, Türk boyu. (CEVİZOĞLU, 1991, s. 123) Türkçe-Gürcüce.
MİŞNAKİT, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Mişnak-it. Mişnak, “boşnak”tan. Mişnakit: Boşnaklar. Bölgede yaygın sülaledir. Türkçe.
MİŞONA/ Pazarköy’ün adı, Rize.
Mişon-a. (bk. –a eki) Mişon, Musevi adı, Hazar Türklerinin hatırası. Aron, Havra gibi.
“Mişer, Kıpçak kabilesi.” (KUZEYEV, 2005, s. 117) “Mişar, Macarların diğer bir adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 86) “Mişer, Kıpçak karakterli dil grubundandır.” (RASONYİ, 1993, s. 15) Türkçe.
MİTAT/ Pınarlı köyünün adı, Ardeşen.
Arapça Midhat> mitat: Medetme, övme.
Mit-at.” Mit, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 418, 349) Mitat: Mitler, Kıpçaklar. (bk. –at eki)
Mitati mah. Köprüköy, Ardeşen.
Mitathev, Erdemler mah. Yusufeli.
Gürcüce hevi: Dere. Türkçe-Gürcüce.
MİYANETİ, Çamlı köyü, Hopa.
Miyan-et-i. Farsça miyan: Orta, ara. (DEVELLİOĞLU, 1980) Miyanet: Ortalar, orta yerler. (bk. –et eki) Türkçe.
MİZE/ Rüzgârlı köyünün adı, İkizdere.
Mize, “mezre”dan. (köyde “mezre” adında mahalle var) Tatarlarda mirze: İleri gelenler. (BIJIŞKYAN, 102) Türkçe.
MİZROĞLU mah. Maden köyü, Artvin.
Mizr-oğlu, “mirza”dan. Türkçe.
MODA/ Gündoğdu köyü, Trabzon.
Pontus dilinde mounta: Büyük kahraman ya da kahramanlar anıtı. (KARAGÖZ, 2006, s. 49)
Osmanlıda moda: Bir yelken çeşidi. (PAKALIN, c. II s. 549) Rumca. Türkçe.
MODUT mmezrası, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Moduti, Yakut Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 418)
Mod-ut. Ermenice mod: Yakın. (KORTOŞYAN) Modut: Yakınlar. (bk. –et eki) Ermenice-Türkçe.
MOĞOBİLA, Kayadibi köyü civarı, Şavşat.
Moğo-bil-a. (bk. –a eki) Moğo, belki “moğol”dan. Kıpçakça bil: Sırt. (TOPARLI, 2007)
Moğolbil: Moğol sırtı. Belirsiz.
MOĞOL gölü, Arsiyan Yaylası civarında, Şavşat. (POLAT, 2001, s. 31)
“Cengiz hanın oğullarından Öğeday han (1230-1245) Kür ve Çoruh boylarını ele geçirdi. (POLAT, 2001, s. 31) Türkçe.
MOĞUN mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Möğünlü, 1453-1650 yıllarında Anadolu cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009)
Bölge ağzında “ı” sesi “i” olurken, “ö” ve “ü” sesleri kalınlaşır. Türkçe.
MOKTA/ Savaşköy’ün adı, Şavşat.
Lazca moktala: Dönemecin arkası.
Mokta, “makta”dan. Makta: Ormanda kesim yapılacak yer. Bir şeyin kesildiği yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça makta: Övme. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
MOLAMATİ mah. Kıbledağı köyü, Güneysu.
“Molla ahmet”ten. Türkçe.
MOLENİ mah. Elmalı köyü, Borçka.
Lazca moleni: Berideki. Lazca.
MOLİSANA, Kayalar köyü, Borçka.
Moli-s-ana, “s” kaynaştırma sesidir. Gürcüce moli: Ot, çimen. Molisana: Ana çimenlik: Otu bol yer. (mecaz) Gürcüce-Lazca.
MOLLA mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Mollalar, Türkmen boyunun Göklen oymağının bir kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 419)
Molla: 1. Türkmen kabilesi. 2. Büyük kadı. 3. Büyük hoca. 4. Medrese öğrencisi.
Molla Kasimi mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Molla Kasim mah. Ulukent köyü, Ardeşen.
Molla mah. Dernek köyü, Pazar.
Molla Murtezaoğli mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Molla Kasim mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
Mollaoğlu mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Mollaoğulları, Bakırköy mah. Artvin. Türkçe.
MOLLAVEYİS/ Ülkü köyünün adı, Çamlıhemşin.
Molla-Veys. “1453-1650 yılları arasında Anadolu’da Veys cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2284)
Mollaveys, 1530 yılı kayıtlarında Kara Hemşin köyü. Türkçe.
MONOR mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Mon-or. Kıpçakça mon: Budala, şaşkın. (TOPARLI, 2007) Monor: Şaşkın yeri. (bk. –orum eki)
Monor doruk, Subaşı köyü, Pazar. Belirsiz.
MORALİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
1820 yılı Mora isyanında 25 bin Türkün kaçabileni kaçtı, kaçamayan kadın-çocuk öldürüldü ve üç gün içinde hiçbir izleri kalmadı. Mora’dan gelenlerin hatırası.
Moral: Gelenek, töre. (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
MORAHAT mah. Tütünlü köyü, Ardanuç.
Mora-at> morah-at: Moralılılar, Mora’dan gelenler.
Morahat çermiği, Naldöken köyü, Yusufeli. Türkçe.
MORĞEL/ Kurudere köyünün adı, Şavşat.
Morğ-el. Kıpçakça mort: Tembel. (TOPARLI, 2007) Mortel: Tembellerin yurdu. Belirsiz.
MOROHOZ/ Yamaçlı köyünün adı, Şavşat.
Moroh-oz. Ermenice moruk: İhtiyar erkek. Türkçe oz: Vadi. İhtiyarlar vadisi. Kıpçakça moroz: Kırağı. (ARIKAN, 2006, s. 362) Ermenice-Türkçe.
MOSALAMİ mah. Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Mos-alam-i. Mos, bölgenin antik kavmi mossiklerden. Farsça alam: Yüksek dağlar. (ÇAĞBAYIR) Yüksekteki Moslar. Antik.
MOSĞORA/ Kıyıcık köyünün adı, Fındıklı.
Lazca sözcüklerin önüne zaman zaman anlama etkisi olmayan ses veya heceler gelebilmektedir. Buradaki gibi.
M-os-ğora. Os, Kafkas kavmi. Gürcüce gora: Dağ. Köy sahilde olup dağla ilgisi yoktur. Uygur, Kazak, Özbek ve Kafkas Malkarlarda kora: Ağıl. (TAVKUL, 2000) Moskora: Os ağılı. Kafkas-Türkçe.
MOŞUT, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Moş: Selin getirdiği çer-çöp, mil. (DS) Moşut: Miller. (bk. –ut eki) Türkçe.
MOVRİ yaylası, Ardeşen.
Lazca mavro: Oğul vermeyen arı. Lazca.
MPALA duzi, Yavuzköy, Pazar.
“Palalı, Tecirli Türkmenlerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 446) Türkçe.
MTUTİ, Esenkıyı köyü, Hopa.
Lazca mtuti: Ayı. Farsça tuti: Papağan. Türkmence tuti: Örtü. (ATANİYAZOV, 2005, s 67) Lazca.
MUCURA/ Doğanköy’ün adı, Akçaabat.
Mucur-a. (bk. –a eki) “Mucur, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 591)
Malkar Türklerinde mucura: Ucu sivri değnek, sopa, asa. Ermenice mucir, mocir: Trahom. Luwi dilinde mucur: Büyük, yüce. (UMAR, 1993, s. 584) Mucur, Macar adının farklı deyişi. Türkçe.
MUDAFİ, 1878’de Pazar köyü. (mutafi)
Arapça müdafi: Savunan, koruyan. Türkçe.
MUDRA/ Gülbahçe köyünün adı, Çarşıbaşı.
“Mudra, Bulgar Türkleri ile ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 361)
Mudra: Budacılıkta parmakla yapılan ayin. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MUFTUOĞLİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Müftüler/ Müftiler, Yörükan Taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 598)
MUĞDAD yaylası, Çambaşı, Çaykara.
Muğ-dad. Çağatay Türkçesinde muğ: Bulut. (KUNOS, 1902, s. 146) Azerice muğ: Zerdüşt dinine mensup kimse. (ALTAYLI, 1994) Muğdad: Bulutlar. Ateşperestler. (bk. –et eki) Belirsiz.
MUĞOUL gölü, Arsiyan yaylası civarı, Şavşat.
Moğol’u çağrıştıran ad. Belirsiz.
MUHELGİL mah. Atatlar köyü, Şavşat.
Türkçe söz olan Mugel, Avar Başbuğ adlarından. (RASONYİ, 1993, s. 84) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
MUHER mah, Çamlıca köyü, Güneysu.
Arapça müheri: Ocak. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
MUHLİ mah. Ballıca köyü, Of. .
Muh, çivi. Bu ifadenin yer adı ile ilgisi zordur. Farsça miğ: Duman, sis, kara bulut. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice mukh: Duman. Çağatayca muğ: Bulut. (KUNOS, 1902, s. 146) Avarca muğ: Sırt. (SAVAŞ) Mığlı> muhli: Sisli, bulutlu. Türkçe.
MUHOBAN/ Üzümlü köyünün adı, Şavşat.
Hemşin’de mehoba: İnce siyah meyveli bodur dağ bitkisi. (KUYUMCU, 2006, s. 872)
Muh-oban. Gürcüce muha: Meşe. Muha-oban: Meşelik. Türkçe “oba” sözcüğü Gürcüceye “oban” olarak geçmiştir. Gürcüce.
MUHULA/ Kuruçam köyü adı, Akçaabat.
Arapça mehul: Mamur. Pontus dilinde mouhla: Sisli zamanlar. (KARAGÖZ, 2006, s. 74)
Köyün diğer adı Mohola. Moğol-a. Belirsiz.
MUHURİ, Aktaş köyü, Pazar.
Muhur-i. (bk. –i eki) Arapça muhur: Baca. (ÇAĞBAYIR) Coğrafi görüntüsü ile ilgili ad. Türkçe.
MUKELGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
Muk-el. Farsça muk: Diken. (DEVELLİOĞLU, 1980) Mukel: Dikenlik. Türkçe.
MUKHEGİL, Atalar köyü, Şavşat.
Mukhe-gil. “Muke, Basız Türkü.” (LEZİNA, 2009, s. 421) Türkçe.
MUKUZİ/ Yolaç köyünün adı, Arsin.
“Sözcük Hellence kaynaklarda geçmediği için Yunanca değildir. Bizans kaynaklarına göre köy adını Türk kavmi olan Mukri/ Mukur’lardan alır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 118)
“Mukri, Kırgız Türklerinin ataları olan kavim.” (GUMİLEV, 2002, s. 225) Türkçe.
MULA/ Alazlı köyünün adı, Akçaabat.
“Mular, “billur” anlamında olup, Ermenistan ile Gürcistan’ı işgal eden Moğol komutandan biri.” (OKTAY, 2007, s. 114)
Kıpçakça mula-: İnek bağırması. (TOPARLI, 2007) Yunanca milos: Değirmen. (AKSOY, 2003) Luwice mula: Değirmen. (UMAR, 1993, s. 582) Rumca mular: Katır. (ASAN, 2000) Antik.
MULAKA/ Yaylabaşı, Sındıran köyleri adı, Maçka.
Mulak-a. (bk. –a eki) “Mulak, Kazakların Suan kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 421) Pelasgce.
MULANA yaylası, Fındıklı.
Kıpçakça mula-: İnek bağırması. (TOPARLI, 2007) Mulana: Hayvan yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
MULAP ONA, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Mul-ap. Farsça mül: Şarap. (ÇAĞBAYIR) Farsça ab: Su. Mülap ona: Şarap suyu yeri, şarap üretilen yer. Belirsiz.
MUNÇA, Duygulu-Şehitlik köyü, Ardeşen.
Eski Türkçe munça: Hamam. (ÇAĞBAYIR) Sıcak yer. (mecaz) Türkçe.
MUNÇİŞİ mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Munç-işi. “Munçu, munçur, Tatarların bir diğer adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 168) Belirsiz.
MUNDA GÜZEL/ Aydınlı köyünün adı, Trabzon.
“Bizans kaynaklarına göre Munda, Türk unvanlarından.” (KARAGÖZ, 2006, s. 55) “Mundas, Türkmen boylarından.” (ATANİYAZOV, 2005, s 222)
DLT’te munda: Burda, burada. Munda güzel: Burası güzel, güzel yer.
Munda Yeni/ Gözalan köyünün adı, Trabzon.
Mundas Yeni: Yen gelen Türkmenler. Munda Yeni: Yeni yer. Türkçe.
MUNTANTOS mah. Ocaklı köyü, Maçka.
“Rum kaynaklarına göre yer adının Mutioğlu anlamına geldiği bildirilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 198) Halk arasında Mundanoz: Muti sülalesinin vadisi. (bk. -os eki) Rumca ek almış Türkçe ad.
MURADOĞLİ ZENİ, Sessizdere köyü, Pazar.
Murat, değişik Türk boy ve kabilelerinin adı. (LEZİNA, 2009)
Lazca zeni: Düzlük. Türkçe-Lazca.
Muratgil mah. Altıparmak köyü, Yusufeli. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
MURÇİVA/ Yenipazar köyünün adı, Çayeli.
Mürçeliler, Türkmen boyu. (BEYOĞLU, 2000, s. 68) İva, Türkmenlerin Üçok kolu. (LEZİNA, 2009, s. 294)
Eski Uygurca murç: Biber. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te murç: Biber. Belirsiz.
MURGUL, Artvin ilçesi.
Bölge ile ilgili dillerde anlamı yoktur.
Mugul, Türkmen kolundan bir sülale. (ATANİYAZOV, 2005, s 296)
Murg-ul. Farsça mürg: Kuş. (ÇAĞBAYIR) Türk ağzında ul: Oğul. Mürgul: Kuşoğlu. Belirsiz.
MURHAÇGİL mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Murhaç-gil. Belki “muhacır”dan. Belirsiz.
MURKİVET mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Murki-vet. Mukri, Türkmen boylarından. (ATANİYAZOV, 2005, s 222) Mukrivet: Türkmenler. Belirsiz.
MURLU/ Başkurt köyünün adı, Trabzon.
Bölge dillerinde anlamı yoktur.
Mur-lu. Türkçe “-lu” yapım eki almış sözcük. Farsça mur: Karınca. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça mur: Duvar. (ARIKAN, 2006, s. 363)
Murlu: Karıncalı. Duvarlı.
Murlu mah. Çağlayan beldesi, Trabzon. Türkçe.
MURTED yaylası, İncesu köyü civarı, Çayeli.
Arapça mürted: İslam dininden dönen. Bu ifadenin arazi adıyla ilgisi zordur.
Murt-ed. Farsça murd: Mersin ağacı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Murted: Mersin ağaçları (likapalık). (bk. –et eki) Türkçe.
MUSAGİL mah. Demirköy köyü, Yusufeli.
“Musalar, Türkmen taifesinden.” (TÜRKAY, 1979) “Musacalı, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 56) Türkçe.
MUSİ mah. Oğulğaç köyü, Maçka.
Arapça musi: Vasiyet eden, tavsiye eden. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
MUSKAR/ Karabudak köyünün adı, Of.
Rumca muskar: Buzağı, inek yavrusu. Yunanca damali, noshari: Buzağı. (AKSOY, 2003) Rumca.
MUSKAS/ Çeşmeköy’ün adı, Derepazarı.
Muskas. (bk. –os eki) Belki “muska veya muskar”dan. Belirsiz.
MUSLİ mah. Darılı köyü, Pazar.
“Muslu/ Musullu, Akkoyunlu boyu.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 127, 128) “1581 yılına ait Osmanlı belgesinde, Muslulu/ Musluoğlu Yörük taifesinden bahsetmektedir.” (REFİK, 1930, s. 42) “Muslu, Akkoyunlular, İlhanlı hükümdarlarından Argun han (1284–1291) zamanında Karakoyunlular ile birlikte Türkistan’dan Azerbaycan’a gelmişler ve sonra Diyarbakır bölgesinde yerleşmişlerdir.” (TKD, sayı 324, s. 297) “Muslu, Avşarların Bozulus grubunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1744)
Arapça muslih: Islah eden. Arabulucu.
Muslu/ Muslioğlu bölgede yaygın akrabadır.
Musli’nun haği, Rüzgârlı köyü, İkizdere. Türkçe.
MUŞABES mah. Yamaçüstü köyü, Yusufeli.
Muş-abes. Arapça abes: Gereksiz. Belki Muş’tan gelenler. Belirsiz.
MUŞİ, Taşkıran beldesi mezrası, Çaykara.
Muş’i. (bk. -i eki) Muştan gelen.
Yörede muşi: Hayvan tırnağı.
Muşililar mah. Kuruçam köyü, Akçaabat.
Türkçe çoğul eki almış sözcük. Muş ilinden gelenler. Yöresel. Türkçe.
MUŞKALA/ Özgürköy’ün adı, Ardeşen.
Muşkal-a. (bk. –a eki) “Muşgal, Osmanlı dönemi Anadolu cemaatlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1749) Muş-kala. Belirsiz.
MUTAFİ/Gündoğdu köyünün adı, Ardeşen.
Mutaf-i. (bk. –i eki) “Mutaf, Bayındır boyunun Ulaş grubunun cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1751)
Farsça mutaf: Kıldan çul yapan, dokuyan ve satan. (ÇAĞBAYIR) Arapça müdafi: Savunan, koruyan. Bulgarca mutaf: Keçi kılından dokuma. Yunanca mutafis: Keçi kılından yün, ip, heybe, çıkın dokuyup satan. (AKSOY, 2003) “Sırpça mutap ve Makedonya’da ve Arnavutça mutaf: Keçi kılından dokunan at örtüsü.” (KARAAĞAÇ, 2008)
Mutafgil mah. Kömürlü köyü, Yusufeli. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
MUTANOĞLU dağı, Eskicami köyü, Güneysu.
“Mudan, Eski Anadolu Türkmen cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009) “Mudan, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 4868 “Muytan, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 424-349) Belirsiz.
MUTİLER mah. Derebaşı köyü, Rize.
Arapça muti: İtaat eden. “Bilge Kagan yazıtlarında matı: Sadık, itaatkâr.” (SİMİÇ, 2005)
Mutigiller mah. Ballı köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Mutiler değirmeni, Beydere köyü, Fındıklı.
Mutiler mah. Merkez, Güneysu.
Mutina mah. Yücehisar köyü, Pazar. Mutinin yeri.
Mutina mah, Papatya köyü, Pazar.
Mutolar mah, Kireçli köyü, Şavşat. Türkçe.
MUZİLYA mah. Akdamar köyü, Akçaabat.
Muzil-iya. Arapça muzil: Zelil eden, zillete düşüren. (ÇAĞBAYIR) Muziliya> muzilya: Zillete düşüren yer. (bk. –iya eki) Türkçe.
MUZKAR/ Karabudak köyünün adı, Of.
Muz-kar. Eski Uygurca muz: Buz ve kar: Kar. (CAFEROĞLU, 2011) Muzkar: Soğuk yer.
Kıpçakça müz: Boynuz ve kar: Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Müzkar: Düzdeki yükselti. Türkçe.
MÜHÜRCÜ yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Akraba lakabı. Türkçe.
MÜKER/ Tepedüzü köyünün adı, Ardanuç.
Kutadgu’da muker: Söyleyen ve münker: İnkâr eyleyen. (BAYRAKTAR. 1991, s. 16) Türkçe.
MÜRSEL, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
“Mürselli/ Mürseller/ Mürseloğlu Beydili Türk obası.” (SEVİNÇ, 1997, s. 40) “Türkmen Yörükân Taifesinden Mürselli oymağı.” (TÜRKAY, 1979, s. 35)
Mürsel: Gönderilmiş olan.
Mürselli, Sındıran köyü mezrası, Maçka. Türkçe.
MZUĞU/ Sulak köyünün adı, Fındıklı.
Lazca mzuci: Eşek arısı, zuğa: Deniz. Lazca.
N, NA, NO, NOM, NON
Lazcada bazı sözcüklerin önüne anlama etkisi olmayan ses ve heceler gelmektedir. Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi. Aynı durum Gürcücede de nadir olarak görülür.
N-avan ev mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Ermenice avan: Kasaba. Kasaba evi.
Na-çadirev, deresi, Macahel, Borçka. Çadır evler.
Na-kalaevi, Efeler köyü, Borçka. Kaliv: Basit baraka.
Na-kurtev, Tepebaşı köyü kışlası, Şavşat. Kurt ini.
Na-metre, Çağlayan köyü mezrası, Yusufeli.
Na-purnev yaylası, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Purnev, “pürnek”ten. Pürnek, Akkoyunlu boyu. Toplantı, dernek. (DS)
N-ap’e mah. Güneyköy, Pazar. Farsça ab: Su.
N-ap’eti, Derbent köyü, Fındıklı. Ap-et: Sular. (bk. –et eki)
N-dağ ona, Tepecik köyü, Fındıklı. Dağ yeri, dağlık.
N-duzi coli, Papatya köyü, Pazar. Düzün gölü.
N-oba cene, Ocak köyü, Pazar. Oba yeri. (bk. –ona)
N-oğuri, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin. “uğur”dan.
N-osi kale, Yeniköy, Fındıklı. Kafkas Os kalesi.
N-osi t-ane, Bucak mahallesi, Hopa.
Os yeri. (bk. ona eki)
N-osi uba, Arılı köyü, Fındıklı. Os obası.
N-otağ ane, Şenyurt köyü, Ardeşen. Otağ yeri. (bk. -ona)
Na-sufi mah. Sessizdere köyü, Pazar. Sofu’dan.
Na-şeni, Sugören mah, Hopa. Şen mahalle.
No-asleni, Düzköy, Borçka. Aslan, akraba adı.
No-çinari, Pazar.
No-dikeni, Çağlayan köyü, Fındıklı.
No-hoc eni, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Lazca hoci: Öküz.
No-horeni, Yolgeçen köyü, Arhavi.
No-kurd eni, Yeniköy, Fındıklı’da. Kurt yeri.
No-maraki mah. Sümer köyü, Fındıklı. Merak.
No-marane, Derecik köyü, Arhavi. Maran.
Nom-mkyapule, Başköy, Fındıklı. Yakup.
No-skale, Yeniköy, Fındıklı.
Yunanca sikali: Çavdar. (AKSOY, 2003) Kıpçakça skala: Kaya. (ARIKAN, 2006, s. 412)
No-tena, Köprüköy mezrası, Ardeşen. Tenha.
No-tikane, Merdivenli köyü, Pazar. Diken.
Nom-aheli, Kireçlik köyü, Arhavi. Ahali.
Nom-bane, Ulukent köyü, Arhavi.
Kıpçakça bane: Hamam. (MALACILI, 2002, s. 152)
Nom-çebi, Aşağı Şahinler köyü, Arhavi. Çepni’den.
Nom-prane mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Farsça piran: Ermişler. Lazca ve Türkçe.
NACARHEVİ, Kayalar köyü, Borçka.
Nacar-hevi. Nacar, Türkmen Yörükân Taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 600)
Nacarhevi: Türkmen deresi. Türkçe-Gürcüce.
NACVİYA dağı, Artvin.
Nacvi-ya. Nacvi, “nazvi”den. Gürcüce nazvi: Köknar ağacı. Nazviya: Köknar ağacı yeri. (bk. –iya eki, Türkçedir) Gürcüce nazvnari: Köknarlık alan.
Nacviya/ Fıstıklı köyünün adı, Artvin. Gürcüce-Türkçe.
NADİRAT, Sundura mah. Hopa.
Nadir-at. “Nadır, Kazakların Nayman kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 426) “Nadirlü, Kınık boyunun Dulkadırlı Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV s. 1760) Nadırat: Nadırlar, Türkmenler. (bk. –at eki)
Nadir avul, Şalcı köyü, Şavşat.
Nadirgil mah. Cevizli köyü, Şavşat. Türkçe.
NAFKAR yaylası, Çamlıhemşin.
Naf-kar. Farsça naf: Göbek, orta ve Arapça kar: Dip, çukur. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça kar: Düz arazi. (TOPARLI, 2007) Nafkar: Ortadaki çukurluk... Türkçe.
NAĞAŞLI yayla, Çataltepe köyü, İkizdere.
Kıpçakça nağaş: Yokuş. (TOPARLI, 2007) Nağaşlı: Yokuşlu. Türkçe.
NAHRA mah. Dikkaya köyü, Çamlıhemşin.
İkizdere’de nahra: Tahra. (eski) Yöresel.
NAİF dere, Çamlık köyü ile Dereköy’de, İkizdere.
Arapça naif: Zayıf. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Naif dere: Küçük dere. Türkçe.
NAKAP tepesi, Kayadibi köyü, Şavşat.
Nak-ap. Nak, Türk oymağı. (LEZİNA, 2009, s. 427) Ab: Su. Nakab: Türkmen suyu. Türkçe.
NAKİREV dağı, Boyalı köyü, Yusufeli.
Nakir-ev. Arapça nakır: Hedefe isabet eden ok. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ev, “hev”den. Ok dere. Dereden adını alan dağ. Türkçe-Gürcüce.
NAKİŞHEV mah. Sarıbudak köyü, Artvin.
Nakiş-hev. Nakışlu, Mamalu Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s. 427) Arapça nakış: Hile. (ÇAĞBAYIR) Gürcüce hev: Dere. Nakışhev: 1. Türkmen deresi. 2. Ne yapacağı belli olmayan dere. (mecaz) Türkçe-Gürcüce.
NAKLİYE mah. Aralık köyü, Borçka.
Nakl-iye. Arapça nakl: Taşıma, götürme. Nakliye: Nakil olanlar yeri, göç edenler yeri. (bk. –iye eki) Türkçe.
NAKOHAR yaylası, Dereiçi köyü, Yusufeli.
Nak-ohar. (LEZİNA, 2009, s. 427) Ohar, ahır”dan. Belirsiz.
NALETLEME geçidi, Çamlıhemşin.
Naletleme: Lanetleme. Türkçe.
NALİYET mah. Kömürlü köyü, Yusufeli.
Nali-yet. Arapça nali: Nal biçiminde olan. Naliyet: Nal biçiminde olanlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
NAMARNA yaylası, Zeytinlik köyü, Artvin.
Namar-na. Namar, Türkmenlerin Ata kolu. (LEZİNA, 2009) Namarna: Türkmen yeri. (bk. -na eki) Türkçe.
NAMAZAKVA, Gündoğan köyü, Ardeşen.
Lazca kav: Taş. Namaz taşı. Türkçe-Lazca.
NAMETRE, Çağlayan köyü mezrası, Yusufeli.
Belki “namert”ten. Belirsiz.
NANALEVİ, Efeler köyü, Borçka.
Nan-alevi. Farsça nan: Ekmek. (DEVELLİOĞLU, 1980) Nan alevi: Ekmek ateşi. Türkçe.
NANE mah, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Bitkiden adını alan yer. Türkçe.
NAPARAKEV yaylası, Balcılı köyü, Yusufeli.
Na-parak-ev. Parak ev. Gürcüce parehi, Ermenice parak: Davar ağılı. Ermenice-Türkçe.
NAPŞİT/ Güngören köyünün adı, Arhavi.
Lazca’da bazen anlama etkisi olmayan sesler ismin önüne gelebilmektedir. N-apşit.
Apsid, kadim kafkas halkı. (KAFLI, 2004, s. 53) Belirsiz.
NAPUZAR, Erenler köyü, Artvin.
Napızar: 1. Verimli tarla. 2. Eve yakın tarla. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
NARYAN, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Nar-yan: Narlar. (bk. –yan eki) Türkçe.
NASAPİSER, Esendal köyü yaylası, Yusufeli.
Nasa-piser. Arapça nas: Halk. Farsça bi-ser: Başsız. Nasbiser: Lidersiz insanlar. Belirsiz.
NASARA dağı, Şavşat.
Arapça nasara: Hıristiyanlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Nasraniler.
Hz. İsa’ya ilk önceleri Nâsira köyündeki ahali yardım ettiklerinden, onlara Nasara adı verilmiştir.
Kafkasya’da Nesari dağı. (Bİ, 2007, s. 53) Türkçe.
NASHET, Bostancı köyü yaylası, Yusufeli.
Nas-het. Arapça nas: Halk, topluluk. Nashet: Topluluklar. (bk. –et eki)
NASİVATİ mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Nas-i vati. Arapça nas: Halk, topluluk. Kıpçakça nas: Altın sırmalı kumaş. (SAFRAN, 1989, s. 120)
Nasvati> Halk yurdu, meralık. (mecaz)
NASOLET mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Nas-olet. Nas: Halk. Ölet: Öldürücü salgın hastalık. (EREN, 1999) Nasölet: Toplu salgın. Türkçe.
NATELT, Esenyaka köyünün mezrası, Yusufeli.
Gürcüce nateli: Aydın, ışıklı. Gürcüce.
NAVANEV mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Nava-n-ev, “n” kaynaştırma harfidir. Farsça nave: Tekne. (DEVELLİOĞLU, 1980) Naveev> navanhev: Tekne deresi. Meslek adı.
Navanevi, Efeler köyü, Borçka. Türkçe-Gürcüce.
NAVDARLAR mah. Doğanay köyü, Ardeşen.
Nav-dar. Farsça nav: İçi oyuk şey. Farsça dar: Sahip, malik. Tulum, folklorik ad. Türkçe.
NAVRUZ OBASI yaylası, Şalpazarı.
“Navruz, Nogay kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 428) “Navruz, Kafkas Kabardey kollarından biri. Nevruz, Dodurga Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1768)
Nevruz, Farsça “nev (yeni)” ile “ruz (gün)” sözlerinden oluşmuştur. “Nevruz, Türklerde M.Ö. III. Yüzyıldan beri kutlanmaktadır. Türk dünyasında Nevruz, Navroz, Navruz, Novruz, Sultan-ı Nevruz, Sultan-ı Navrız, Navrez, Nevris, Navris, Novroz, Norus gibi bazı ağız farklılıklarıyla ifade edilmektedir.” (GÜZEL, c. III, s. 611)
Nevruz: Yeni yıl, yeni gün. İlkbahar başlangıcı.
Navroz, Tozköy, İkizdere. Nevruzoğlu aynı köyde.
Navruz, Konuklu mah. Köprübaşı, Trabzon. Türkçe.
NAYER, Tonya’nın Karşular mahallesinin bir kısmı.
Na-yer> ne yer: Güzel yer. Belirsiz.
NAZVİ KEDİ mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Nazvi-kedi. Gürcüce nazvi: Köknar ağacı, kedi: Doruk. Nazvikedi: Köknarlı doruk. Gürcüce.
NABERHEV mah. Pırnallı köyü, Artvin.
Arapça neber: Hayır işleme. Gürcüce hev. Dere. Belirsiz.
NEBİOĞLİ mah. Sessizdere köyü, Pazar.
“Nebi, Nebilü, Kınık ve Varsak Türkmen boylarının kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1765) “Nebili, Türkmenlerin Zakirli kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 429)
Nebioğli, Barış mah. Ardeşen. Türkçe.
NECİYA mah. Güreşen köyü, Borçka.
Neci-ya. (bk. –iya eki) “Neci, Arapça “necef”ten.” (ÇAĞBAYIR) İrak’taki Necef kenti ve bölgesi. Bu kentten gelenlerin yeri. Türkçe.
NEFEL boğazı, Subaşı köyü, Pazar.
Arapça nefel: Düşmandan alınan mal. (DEVELLİOĞLU, 1980) Soygun yeri. Türkçe.
NEFERLUĞİ, Gürgencik köyü, Arhavi.
Nefer, Azerbaycan Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 429) Nefer: Er. Belirsiz.
NEKLAT mah. Tepeköy, Şavşat.
Nek-lat. Nek, eski Macar boylarından. (KUZEYEV, 2005, s. 407) Gürcüce neki: El ve ayağın küçük parmakları. Belirsiz.
NEKNA, Acıgöl yaylası, Üçırmak köyü, Arhavi.
Lazca nekna: Kapı. Lazca.
NEKNAR yaylası, Yüksekoba köyü, Yusufeli.
Nek-nar. Nek, eski Macar boylarından. (KUZEYEV, 2005, s. 407)
Neknar: Macarlar. Hazarlar. (bk. -nar eki)
Neknar yaylası, Yayla köyü, Yusufeli. Belirsiz.
NERGİYAL/ Çakıllar köyünün adı, Ardanuç.
Nergi-yal. Lazca nergi: Fidan. (ERTEN, 2000) Belirsiz.
NESİ mah. Acısu köyü, Akçaabat.
Arapça nesi: Unutulan, unutulmuş olmak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
NESTER, Çamlık köyü, İkizdere.
Arapça nester: Yaban gülü. Türkçe.
NEZİNA, Handağı köyü, Pazar.
Nezi-na. Lazca nezi: Ceviz. Nezina: cevizlik. (bk. –na eki) Lazca.
NİGALA mah. Seyitler köyü, Artvin.
Nigal-a. (bk. –a eki) Farsça nigal: Ateşli kömür parçası. (ÇAĞBAYIR)
Nigal: Sıcak yer. (mecaz) Türkçe.
NİGAZAT, Demirköy mezrası, Yusufeli.
Nigaz-at. Gürcüce nigozi: Ceviz ağacı. Nigozat: Ceviz ağaçları. (bk. -at eki) Gürcüce-Türkçe.
NİHAH/ Yokuşlu köyünün adı, Yusufeli.
Farsça nahah: İstemeyerek, zorla. Belirsiz.
NİKİYA/ NİGİYA mah. İbrikli köyü, Borçka.
Nik-iya. Nik, Çağrı beyin ele geçirdiği Gürcistan hâkimiyeti altındaki bölge. (SEVİM, 1983, s. 11)
Farsça nik: İyi, güzel. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kutadgu Bilig’de nık: Sağlam, berk. (BAYRAKTAR, 1991) Tatarca nık: Berk, sağlam. (GANİYEV, 1997) Nikiya: Nik yer, iyi yer. (bk. –iya eki)
Nikoğlu mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Nikoğlu, Nik’ten gelen. Arnavutoğlu gibi… Türkçe.
NİKOR AVUL mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Nikor-avul. Şavşat ve Ardanuç’ta nikor: Hayvanların başındaki beyazlık. (FEVZİ) Kazak ve Başkurt Türklerinde avıl: Köy. (KTLS) Nikoravul, renkli hayvan yeri.
Nik-or. Farsça nik: İyi, hoş, güzel. (DEVELLİOĞLU, 1980) Nikor: Güzel yer. (bk. -orum eki) Türkçe.
Başnikora mezrası, Günyayla köyü, Yusufeli.
Baş-nikor-a. (bk. –a eki) Yöresel-Türkçe.
NİKZİVAN/ Demirköy köyünün adı, Yusufeli.
Nik-zivan. Farsça nik: İyi, güzel, beğenilen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zavan, Albanlar’ın hükümdarı. (MOSSES, s. 35) Nikzavan: İyi hükümdar. Antik.
Nigz-van. “Arapça nicz>nigz: Enkaz, bina yıkıntısı.” (ÇAĞBAYIR) Nigzvan: Yıkıntılar. (bk. –an eki) Türkçe.
NİSLATA, Atalar köyü, Şavşat.
Gürcüce nisliani: Sisli ve nisli: Sis. Belirsiz.
NİŞİYET mah. Aralık köyü, Borçka.
Farsça nişin: Oturan, oturmuş. (DEVELLİOĞLU, 1980) Nişinyet: Oturanlar, yerliler. (bk. –et eki) Türkçe.
NİZAMİ mah. Sinanköy, Ardeşen.
Nizam-i. Kişi adı. Türkçe.
NOBAGENİ/ Yıldızlı köyünün adı, Arhavi.
Lazcada, burada olduğu gibi bazı adların başına anlama etkisi olmayan ses veya heceler gelebilmektedir No-bageni. Lazca bageni: Mezra evi. Lazca.
NOBETKET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Nobet-ket: Nöbetler. Askeri ad. Türkçe.
NODLAR mah. Maden köyü, Artvin.
Nod-lar, Türkçe ek almış sözcük. Belirsiz.
NOĞA, Merkez mahallesinin adı, Ardeşen.
Lazca noğa. Yeni.
NOĞACENİ/ Manganez köyünün adı, Ardeşen.
Noğa-ceni. Lazca noğa: Çarşı. Ceni> jeni: Yeni. Noğajeni: Yeni çarşı. Lazca.
NOĞADİDİ yaylası, Arhavi.
Büyük çarşı. Büyük yayla. (mecaz) Lazca.
NOĞLAMSU/ Hasköy’ün adı, Pazar.
Noğlam-su. Noğlam, Lazca “noğa”dan. Su çarşısı. Bol su. (mecaz) Lazca-Türkçe.
NOHORE, Sivrikale köyü, Pazar.
“Nohurlu, Türkmen boyu.” (KUZEYEV, 2005, s. 199) Nohur, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 431)
“Moğolcadan Farsçaya geçen nohur: ırmak, sulak vadi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 225) Türkçe.
NOKAR/ NOKER/ NOKİR/ NOKOR/ NOKUR/ NAKIR/ NAKER
Nöğer, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkarlarda bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 209)
“Oğuzlarda nöker: Asker.” (KÜRENOV, 1997, s. 36) Moğolca nöker: Dost, arkadaş. (MOSES, 2006, s. 62) Dede Korkut’ta nöker: Kul, köle. (KARAALİOĞLU, 1985, s. 256)
Gürcüce nokari: Tezgâhtar ve nakir: Dikilmiş. Yer adlarıyla örtüşmezler.
Ardanuç’ta nöker: Ücretle iş gören erkek işçi. (ÖZKAN, s. 128)
Nakir el dağı, Günyayla köyü civarında, Yusufeli.
Nokir eni, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Nakor avul, Şalcı köyü, Şavşat.
Nokar-mayen, Gündoğan köyü, Ardeşen.
Noker muleni, Yolgeçen köyü, Arhavi.
Noker p-eni, Elmalı köyü, Borçka.
Nokir k-eni, Topluca köyü, Çamlıhemşin’de.
Nokor m-eni, Merkez, Ardeşen’de.
Nokur m-eni, Subaşı köyü, Hopa. Türkçe-Lazca.
NOMETHEV yaylası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Nomet-hev, “nimet”ten. Gürcüce hevi: Dere. Nimet deresi. Türkçe-Gürcüce.
NOPAPEN yaylası, Arhavi.
Lazca nopapeni: Papa. (muhallebi) Lazca.
NORA, Gürsu köyü, Fındıklı.
Noray, tarihi Kafkas kavmi Albanlar’ın hükümdarı. (MOSSES, s. 35) Antik.
NORGİYAL/ Çakıllar köyünün adı, Ardanuç.
Nor-giyal. “Farsça lur> lor> nor: Bir çeşit peynir ve Farsça giyah: Bitki, taze ot.” (ÇAĞBAYIR) Norgiyah, hayvancılıkla bağlantılı ad. Belirsiz.
NUFİGİL mah. Ballı köyü, Ardanuç.
Kökü “nuf” olabilecek sözcük. Farsça nuf: Yankı. (ÇAĞBAYIR) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
NUKAVUR mah. Ortaköy, Artvin.
Nuk-avur. Farsça nuk: 1: Gagası gibi sivri olan. 2. Ok ucu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Avur: Avlu. (bk. avri) Uzun avul. Coğrafi görüntüsüyla bağlantılı ad. Türkçe.
NUKU GUNZE, Sivrikale köyü, Pazar.
Nuk-u. Farsça nuk: 1: Gagası gibi sivri olan. 2. Ok ucu. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca gunze: Uzun. Nuku gunze: Uzun, sivri yer. Coğrafi yapısıyla ilgili ad. Türkçe-Lazca.
NUMANOĞLU mah. Ortayol köyü, Pazar.
Numan, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
NUNOĞLU mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Arapça nun: Kılıç.(ÇAĞBAYIR) Türkçe.
NURİGİL mah. Ballı köy, Ardanuç.
Nuri, Ata Türkmeni. (LEZİNA, s. 432) Nuriobası, Yörükan Taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 606) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
OBA yaylası, Borçka.
“Obalu, Varsak Türkmenlerinin Zakirlü kabilesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1772)
Eski Türkçe uba: Oba, düz yer, yaylak, konar-göçer yeri. (EYUBOĞLU, 1995) DLT’te oba: Oba. Dede Korkut’ta oba: Yurt, bir oymağın oturduğu yer. (GÖKYAY, s. 122) “Oba: Bir soydan oluşan topluluk, kabile, boy, oymak. ” (ÇAĞBAYIR)
Lazca obğe: Yuva. Türkçe “oba”dan.
Gürcüce oban: Muhit, mıntıka. Türkçe “oba”dan.
OBARAŞONA, Çayırdüzü köyü yaylası, Çamlıhemşin.
Oba-raş-ona. Rumca raşi: Sırt. Sırttaki oba yeri. (bk. –na eki) Türkçe-Rumca.
OBURBE, Sarp, Hopa.
Kökü “obur” olan sözcük. Kıpçakça obur: Çukur. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
OCAK yeri, Ocak köyü, Pazar.
Ocak, Ocaklı, konar-göçer Türkmen taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 608) Ocaklı, Türkmenlerin Ensari kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 433)
Lazca ocağı: Ocak. (Arhavi Ağzı) Ocak yeri: Ev yapılabilecek yer. Türkçe.
OCE/ Yeniyol köyünün adı, Ardeşen.
“Öceli, Türkmen kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 744) Üce: Yüce, ulu. (EYUBOĞLU, 1995) Türkçe.
OÇEPE ORUBA, Alçılı köyü, Pazar.
Oç-epe: Oçlar. Kıpçakça öç: İntikam. Lazca oruba: Dere. Oçlar deresi. Zara veren dere. Türkçe-Lazca.
OÇUDAP’UN duzi yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
Oçu-dap. Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Bazı Türkçe ağızlarda tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Oçu’nun düzü. Belirsiz.
ODABAŞGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Odabaşı, Yeniçeri ocağının önemli zabiti.” (SERTOĞLU, 1986, s. 239) Askeri sülale. Türkçe.
ODİ KEDİ, Kayalar köyü, Borçka.
Odiler, Kafkasyada Saka Türklerinin kalıntılarından. (EREL, 1961, s. 51)
Odi, “otu”ndan. Gürcüce kedi: Tepe. Odi kedi: Otlu tepe. Türkçe-Gürcüce.
ODOK, Konaklar mahallesi, Çamlıhemşin.
Odek, Türkmenlerin Salır kolundan. (LEZİNA, 2009)
Eski Türkçe odak: Çoban evi. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 15) Belirsiz.
OF, Trabzon’un ilçesi.
“Bu ad milliyetle ilgili olup Kafkas kavmi Oset adının çeşitlemelerinden olan Opsi/ Ofsi ile ilgilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 231)
Ofsi, Opsi, Osetlerin diğer bir adı. (BERKOK, 1958, s. 155)
Bazı kaynaklar, Of ile Rumca “ofis, ofid” arasında bağlantı kurarlar ve “yılanlı, yılan gibi kıvrımlı yollara sahip yer” anlamını yüklerler. Eğer böyle olmuş olsa bölgenin her yeri, “of, ofis, ofid” adı ile dolmalıydı. Bölgede düz yolu yok ki Of’un yolları farklı olsun. Yunanca fidi: Yılan. (AKSOY, 2003)
Bölgenin değişik yerlerinde Ofluoğlu ile Tonyalıoğlu çok yaygındır. Bu akrabalar değişik nedenlerden dolayı farklı farklı yerlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Gittikleri yerlere de adlarını vermişlerdir.
Ofli düzü, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Ofli mah, Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
Oflioğli mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Oflioğli mah. Manganez köyü, Ardeşen. Türkçe.
OFURUK ırmak, İslahiye köyü, Güneysu.
Yörede ofuruk: Üflemek. Hızlı akan ırmak. (mecaz) Türkçe.
OGEÇE mah. Esendal köyü, Yusufeli.
O geçe. Eski Türkçe geçe: Karşılıklı iki yandan her biri, yaka. (ÇAĞBAYIR) O geçe: O taraf, o yaka.
Ardanuç’ta geçe: Yan, taraf. (FEVZİ) Artvin’de geçe: Derenin karşı tarafı.
OGeçe mah. Ekşinar köyü, Ardanuç.
O Geçe mah. Bahçeli köyü, Yusufeli.
O Geça mah. Küplüce köyü, Şavşat. Türkçe.
OGEGİL mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Oge-gil. “Öge, Eski Türklerde yüksek derecede idareci.” (DONUK, 1988, s. 54) Eski Uygurca öge: Hekim. Ün, şöhret. (CAFEROĞLU, 2011) Kutadgu’da öge: Çok akıllı. (BAYRAKTAR, 1991)
Ogegil, akraba adı. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
OGENE/ Karaçam beldesi, Çaykara.
Ogen-e. (bk. –a eki) Eski Uygur Türklerinde ögen: Çay, küçük ırmak. (CAFEROĞLU, 2011) Eski Türkçe ögen: Çay, kanal. (GABAİN, 1988) Türkçe ögen: Dere. (ÖGEL, 2000, c. III s. 138)
Ogene/ Köknar köyünün adı, Çaykara. Türkçe.
OGLAR, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Og, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 434)
Türk dillerinde og: Halk. El. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 90) Kıpçakça oğ: Boş. (AGAR, 1989)
Oğogil mah. Ilıca köyü, Şavşat. Türkçe.
OĞDAR/ Günyayla köyünün adı, Yusufeli.
“Ogdar, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
“Oktar Türkçe erkek adı ve Hun beylerinden Rua’nın kardeşi.” (ÖNDER, 2007, s. 286)
Oğ-dar. Kıpçakça oğ: Boş ve dar: Ev. (AGAR, 1989) Oğdar: Boş ev. Türkçe.
OĞLAVUR mah. Erikli köyü, Şavşat.
Oğl-avur. Oğlı, Kuman/ Kıpçak kabilesi. (YAKUBOVSKİY, 1976, s. 190) Oğlıavur> oğlavur: Oğlavlusu. (bk. avri) Türkçe.
OĞLİKONİ, Sulak köyü, Fındıklı.
Oğlik-oni. Kıpçakça ogluk: Bir çeşit çalgı. (TOPARLI, 2007) Belki oyun yeri. Belirsiz.
OĞNİKEL mah. Maden köyü, Artvin.
Oğni-kel,“önü kel”den. Türkçe.
OĞORCİN mah. Alaca köyü, Borçka.
Oğor-cin. Oğor: Hırsız. (ÇAĞBAYIR) Oğorcin: Hırsız cin. Eskinin masallarından.
Ohor-cini: Cinli ev. Lazca-Türkçe.
OĞOT mah. Eskikale köyü, Şavşat.
Oğ-ot. “Og, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 434) Ogot: Türkmenler. (bk. –et eki)
Ermenice oğ: Küpe. (KORTOŞYAN) Kıpçakça oğ: Boş. (TOPARLI, 2007) Türk dillerinde og: Halk. El. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 90) Oğot: Yurtlar. (bk. -et eki) Türkçe.
OĞRİ/ OVRİ mah. Demirciler köyü, Borçka.
Kıpçakça oğru: Hırsız. (TOPARLI, 2007) Eski Uygurca oğrı: Haydut. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe.
OĞUZ, 1878 yılı salnamesinde Yomra köyü.
Oğuz köyü, Eski adı Türkelli. Beşikdüzü.
Oğuz mah. Fındıcak köyü, Sürmene.
Oğuz Zaza/ Oğuz köyünün adı, Arsin. (bk. zazana)
Oğuzlar mah. Köknar köyü, Çaykara. Türkçe.
OHORDİYA/ Şerefiye köyünün adı, Borçka.
Ohor-diya. Lazca ohor: Ev. Ohordiya: Ev arazisi, ev yeri. (bk. –iya eki)
Ohorcini mah. Alaca köyü, Borçka. Cinli ev. Lazca-Türkçe.
OHSA/ Bahçekaya köyünün adı, Maçka.
Ohsan, Barlas Türklerinden. (LEZİNA, 2009)
Helence oksya: Kayın ağacı. (KARAGÖZ, 2006, s. 210) Helence.
OHUR/ Pamukçular köyünün adı, Yusufeli.
Ogur, Türk boyu. (RASONYİ, 1993, s. 14)
OrhunYazıtlarda ögür: Tavla, sürü.” (ORKUN, 1994, s. 827) Malkarlarda ogur: Kutluluk, bahtiyarlık. (TAVKUL, 2000) Uygurca okur: ahır. (KTLS)
Ohuroğlu, Öğdem köyü mah. Yusufeli. Türkçe.
OİNE/ OİHE, OYİNE,
Helence oine: Üzüm bağı. (UMAR, 1993, s. 610) Yunanca klima: Bağ kütüğü, bağlık. (AKSOY )
Oine sözcüğünün Yunancada olmayıp Helence’de bulunması ve bu derece belli yerde yaygın olması, Helence ile bağdaşmaz. Helen kültürünün etkisinin fazla olduğu Trabzon, Rize, Çayeli ve Pazar’da bu yer adı yoktur. Yalnız Arhavi ile Fındıklı arasında bulunmasının sebebini başka yerlerde aramak gerekir.
Gürcüce oini: Oyun, hile. (ARISOY, 2010) Türkçe “oyun”dan.
Oy-ine. Kıpçakça oy: Vadi. Lazca ine: Yer bildirir. (bk. -ona eki) Oyine: Vadi yer.
Oyine, Çınarlı köyü, Fındıklı.
O-ine> Oy-ine: Vadi yer. (bk. –ona eki)
Oyine, Ulukent köyü, Arhavi.
Oyine, Arılı köyü, Fındıklı.
Oyine, Yukarışahinler köyü, Arhavi.
Oyine, Gürsü köyü, Fındıklı.
Oyine, Üçırmak köyleri, Arhavi.
Oyine oba, Dülgerli köyü, Arhavi.
Oyine dağı, Yeni mahalle, Fındıklı.
Oyine dere, Yeniköy, Ardeşen.
Oyine, Dülgerli köyü, Arhavi.
Oyine mezrası, Başköy, Fındıklı.
Oyine mezrası, Gürsu köyü, Fındıklı. Türkçe-Lazca.
OİSİRE, Tepeyurt köyü, Arhavi.
O-isir-e, kökü “isir” olan sözcük. Bölgede bir bitki türü. Yaygın ad. Yöresel.
OİSTE, Kesikköprü köyü, Pazar.
O-iste. O, sesinin anlama etkisi yoktur. Kıpçakça issi: Sıcak. (TOPARLI, 2007)
Beşikdüzü’nde isti: Sıcak.
Oiste çari deresi, Aktepe köyü, Pazar.
Lazca çari: Su. Sıcak su.
Oisiye, Dereiçi köyü, Hopa.
O-isi-ye: Sıcak yer. (bk. –iye eki) Türkçe.
OKNA, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Pazar köyü.
Ok-na. “Ok, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 435) “Oklu, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 611)
“Bilge Kagan yazıtlarında ok: Boy, kabile.” (SİMİÇ, 2005) Onok, Üçok, Bozok...
Kıpçakça ok: Ok. Ok-na: Türkmen yeri. (bk. –na eki) Türkçe.
Okepe, Kemerköprü köyü, Arhavi
Ok-epe: Oklar. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
OKANGİL ONİ tepe, Arhavi.
Okan-gil-ona. Çağatayca okan: İlah. (ERBAY, 2008) Eski Uygurca oğan: Tanrı. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe okan, kişi adı olup “anlayışlı” anlamındadır. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Okangil-ona: Okan sülalesinin yeri. Türkçe-Lazca.
Okan-hev, Erenköy, Artvin.
Okan-hev: Okan’ın deresi. Türkçe-Gürcüce.
OKAR/ OKER/ Havuzlu köyünün adı, Yusufeli.
Ökerci, Türkmen kolu. (ATANİYAZOV, 2005, s 289)
Okar, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) “Okor, Peçenek yer adlarından.” (KURAT, 1937, s. 248)
Türkçede okar: Telli balıkçıl. (KARAAĞAÇ, 2008) Çağatayca okar: Turna. (KUNOS, 1902, s. 150) Türkçe.
OKİNÇE, Kale mah. Arhavi.
Okinç-e. (bk. –e eki) Türkçe okunç: Okumak. (EYUBOĞLU, 1995) Eski Uygurca okunç: Çağrı, davet, çağırma. (CAFEROĞLU, 2011) İnançla ilgili ad. Türkçe.
OKSU/ Gürbulak köyünün adı, Trabzon.
Yeni adı ile örtüşmektedir. Gür su. Türkçe.
OKSUZİ mah. Demirciler köyü, Borçka.
Öksüz’den. Öksüzler, Türkmenlerin Sakar kolundan. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
OKŞOHO/ Dağardı köyünün adı, Köprübaşı.
“Türk-Yunan kaynaklarında böyle bir ada ya da benzerine rastlanmaz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 306) Ok-şoho. Kıpçak kökenli Kafkas Malkar Türklerinde ok: Ok ve şorha: Çağlayan, dere. (TAVKUL, 2000) Okşorha: Güçlü çağlayan. Türkçe.
OKTONİ, Gürgencik köyü, Arhavi.
Ok-t-oni. Ok yeri. (bk. -ona eki) Belirsiz.
OKUR dağı, Çevreli köyü yaylası, Yusufeli.
Okur, Kafkasya’da Hun boylarından. (HASANOV, 2009, s. 162) Okur, Bozulus Türkmen taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 611)
“Okura, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki eski Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 175)
Uygurca okur: ahır. (KTLS) Kıpçakça ogur: Hırsız. (ARIKAN, 2006, s. 369)
Okure dağı, Kireçlik köyü, Arhavi.
Okure mezrası, Sulak köyü, Fındıklı. Türkçe.
OKURDULE mah. Ortaalan köyü, Ardeşen.
Okur-dul-e. (bk. –e eki) Uygurca okur: ahır. (KTLS) “Dul< dulda: Kuytu yer, siper.” (GÜLENSOY, 2007) Okurdule: Kuytu yerdeki ahır. Belirsiz.
OLASA/ Bahçekaya köyünün adı, Maçka.
“Olasa, “ulaş” anlamında olup Olasa, Kuman ismidir ve köyün adı Kumanların hatırasıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 140) “Olaas, Macaristan’da Kuman Türklerin hatırlarında olup, “ulaş” anlamındadır.” (RASONYİ, 2006, s. 110) Türkçe.
OLGUNLAR, dağ gezisi güzergâhı, Çamlıhemşin.
DLT’te olgun: Olgun. Lakap. Türkçe.
OLOMKONÇ/ OLONKONÇ, Cimil, İkizdere.
Olom-konç. “Yemrelilerin Dağlı aşiretinin içinde de Olam sülalesine rastlanmaktadır. Olomların yakın akrabaları, kardeşleri Salırlardır.” (ATANİYAZOV, 2005, s 75)
Altayca ölön: Ot. (NASKALİ, 1999) Çok Türk ağzında ve Kıpçakça konç: Çizme ile diz arasındaki boşluk. (TOPARLI, 2007) Olonkonç: Dar ve uzun şekildeki otluk arazi. Türkçe.
OMAL mezrası, Tonya.
Ortaçağ Helence de omalion: Düzlük. (KARAGÖZ, 2006, s. 220)
Omala yaylası, Yazlık köyü, Maçka. Helence.
OMANA/ Ormanlı köyünün adı, Artvin.
Oman-a. (bk. –a eki) Oman, Koman’dan bozma sözcük. Koman, Kıpçakların diğer adı. Türkçe.
OMBOLE yaylası, Hemşin.
Yunanca emvole> ombal: İnce yollara ayrılmış bağ, sebze karığı. Yaylada bağ olmaz.
Türkçe om: Erk, güç. (EYUBOĞLU, 1995) Om-bol: Güçlü yer, verimli yer. Türkçe.
OMCORE mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Omjore mezrası, Gürsu köyü, Fındıklı.
Lazca omjore, omcore: Güneş alan arazi. Lazca.
OMREPE duzi, Armağan köyü, Ardeşen.
Omr-epe. Arapça ömr: Ömür. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ömrepe: Ömürler. Lakap. Türkçe-Lazca.
OMSİMAR, Köprüköy mezrası, Ardeşen.
Om-simar. Arapça simar: Meyveler, sebzeler. Omsimar: İyi meyveler... Türkçe.
OMURĞALİ, Kestanealan köyü, Arhavi.
Erik dere. Lazca.
OMUTE, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Omut, “umut veya ümit”ten. Kişi veya akraba adı.
Omutet, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Umut-et: Umutlar. (bk. –et eki) Türkçe.
ON
Lazcada bazı sözcüklerin önüne gelen fakat anlama etkisi olmayan hecedir. (bk. N, No, Na, Nom)
Ontolopu dağı, Manganez köyü, Ardeşen.
On-tolap. Dolap dağı.
Onzinapu deresi, Işıklı köyü, Ardeşen.
On-zina-pu. Moğolca zina: Kurt. (OKTAY, 2007, s. 55) Pu, “por”dan. Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84)
Onzinapo> onzinapor: Kurt deresi.
Onçarku, Gündoğan köyü, Ardeşen.
On-çarku. Önceleri dere suyuyla değirmen tipi mekanizmalar kurularak, kendir işlemeciliği ve ağaçtan kaplar gibi ihtiyaçların yapımı çarkla sağlanırdı. Türkçe.
ONA, Akmescit köyü, Pazar.
“Ona, Kuman adı.” (RASONYİ, 2006, s. 506)
ONDERİ mah. Bahar mah. Ardeşen.
Onderi, “önder”den. Türkçe.
ONEVLİ, Yavuzköy, Pazar.
“Enevli, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 240) On-evli, on ev, mahalle. Türkçe.
ONOKOL, Mataracı köyü, Maçka.
Onok-ol. “Onok, Batı Göktürkleri.” (ORKUN, 1994, s. 913) Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Onokol: Onok oğlu. Türkçe.
OPA, Muratköy, Çamlıhemşin.
“Opa, Türkçe “oba” anlamında.” (BUDAYEV, 2009, s. 91) (bk. oba)
Kıpçakça opa: Kadınların yüzlerine sürdükleri mehlem. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
OPERİ dağı, Manganez köyü, Ardeşen.
O-peri. Türkçe.
OPİÇALA/ Gökçe köyünün adı, Ardanuç.
Opi-çala. Opi, “öbür, oba”dan. Çala, Kıpçak boyu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93)
Gürcüce çala: Koru ormanı.
Opiçala> öbür çala: Öbür Kıpçaklar. Kıpçak obası. Öbür orman. Türkçe-Gürcüce.
OPİZA/ Bağcılar köyünün adı, Artvin.
Opiz-a. (bk. –a eki) Eski Türkçe opuz: Engebeli, düz olmayan yer. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
OPUCA mah. İbrikli köyü, Borçka.
Opu-ca. Eski Türkçe opu: Gırdap, burgaç. (ÇAĞBAYIR) Opuca: Dönemeç yer. (bk. –ca eki) Türkçe.
ORÇA mah. Yeniköy, Ardeşen.
“Orçalar, Varsak Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009) “Orçak, Peçenek Türklerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 438)
“Eski Bulgarların kalelerinden biri “Or” kelimesinin Türkçe bozulmuş şekli “Orça” ismiyle bilinirdi.” (ABEŞİ, 2001, s. 37)
“Kafkas Malkar Türklerinde orça: Kavgayı ayırma.” (PRÖHLE)
Orca, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Artvin köyü.
Orça mah. Bahar mah. Ardeşen.
Orça mah. Seslikaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
ORCİ mah. Avcılar köyü, Borçka.
“Fındıklı ve Arhavi’de halk arasında orçi: Yüksekte yaşayan, dağlı. Horum-Pörnek gibi.
Orçi, Arhavi’nin yüksek yerleri. Hemşin gibi.
Orçi/ Ambarlı köyünün adı, Borçka.
Orcu deresi, Ortacalar köyü, Arhavi. (ŞAHİN, s. 56)
Orçu yaylası, Taşkıran köyü, Yusufeli. Yöresel.
ORÇUK/ Oruçlu köyünün adı, Artvin.
“Orçuk, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93) Orçulu, Eymürlü Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009)
“Ermenice roçik> orcik: Cevizli sucuk.” (EREN, 1999) “Türkçe orcik: İğ, kirmen.” (GÜLENSOY, 2007)
Türkçe.
ORDU
“Ordu, Yüreğir, Eymür ve Avşar boylarının kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1803)
“Eski Türklerde Türk hakanının çadırını ve tuğunu diktiği yere “ordu” denir.” (ÖGEL, 1971, s. 278) “Ordu Balık, Türklerin kurduğu en eski şehirdir.” (SÜMER, 1999, s. 43) Türkçe.
ORHANGARİN mezrası, Günyayla köyü, Yusufeli.
Yöre ağzında Orhangarin mezrası: Orhanların mezrası anlamında.
“Orhan, Türkmenlerin yaygın cemaati.” (LEZİNA, 2009, s. 439) “Karıncık, Türkmenlerin Bayındırlı kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1324)
Orhan: Şehrin yöneticisi. Türkçe.
ORMİ mah. Uzuntarla köyü, Çaykara.
“Yunan ve Türk kaynaklarında bu ada rastlanmaz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 307)
Ormik, Kırım Tatarları. (LEZİNA, 2009)
Çaykara’da ormi: Irmak. Yunanca potami: Irmak, riaki: Irmak, dere, çay. (AKSOY, 2003) Yöresel.
OROK, Kayadibi köyü, Şavşat.
Eski Türkçe orok: Yaya yolu. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ORONÇATİ, İkiztepe mahallesi, Pazar.
Oron-çati. (bk.-a eki) Kumanca/ Kıpçakça orun: Yer, mahal. (GRÖNBECH) Oronçati: Çatı yer. Yüksek yer. (mecaz) Türkçe.
ORTACALAR beldesi, Arhavi.
Orta-ca: Ortada olan, orta yer. (bk. -ca eki)
ORTAHIL yaylası, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Orta-h-il: Orta yurt. Orta hidi: Orta köprü. Türkçe.
OTALAHE/ Sırtoba köyünün adı, Arhavi.
O-talahe. Hopa Lazcasında talahi: Çamur. Gürcüce talahi: Çamur. Bulgar diyalektiğinde talahçı: Kavgacı. (ACAROĞLU, 1999, s. 242) Lazca.
ORTAN köyü, Çamlıhemşin.
Ortan, Kafkas Kabardeylerin bir kolu. (TAVKUL, 2007, 502)
Kıpçakça ortancı: Ortanca. (TOPARLI, 2007) Ortan, “orta”dan. Konumuyla ilgili ad.
Ordan: Erkek balarısı. (DS) Ortan: Bir çeşit yemeni dikişi. (ÇAĞBAYIR) Dokumacılıkla bağlantılı ad. Türkçe.
ORTAOBA yaylası, Maçka.
Orta yerdeki yerleşim. Türkçe.
ORTİS/ ORTİZ/ Örtülü köyünün adları, Ardanuç.
“Oltis, Kıpçak boyu ve yer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 163) Türkçe.
ORTUBAT gölü, Demirkapı köyü, Şavşat.
Ortu-b-at. DLT’te ortu: Orta. Ortubat: Ortalar. (bk. –at eki) Belirsiz.
OS/ Turnalı köyünün adı, Araklı. (bk. HOS)
Os, Oso, Hos, Kafkas kavmi “Osetler”den.
Oso, Ortaasya’da dağ. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 105)
Osan dere, Küplüce köyü, Yusufeli.
Os-an: Oslar. (bk. –an eki)
Osanet mah. Maral köyü, Borçka.
Os-an-et. Osanet: Oslar. (bk. –an, -et eki)
Osha/ Arpacık köyünün adı, Yusufeli.
Os-ha: Oslar. (bk. –ha eki)
Osmal/ Özmal köyünün adı, Murgul.
Os-mal, Os’a ait olan mülk, meta.
Osoni, Darılı köyü, Pazar. Os’un yeri.
Ospor mezrası, Morkaya köyü, Yusufeli.
Os-por. Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Ermenice aru: Dere. (KORTOŞYAN)
Osteng mezrası, Alanbaşı köyünün, Yusufeli.
Os-teng. DLT’te tenğ-: Havaya yükselmek. Ostenğ: Yüksekteki Oslar.
Osut, Maden köyü mezrası, Artvin.
Os-ut. Oslar. (bk. –et eki) Os, Oso oğulları bölgede yaygındır. Kafkas.
OSMANOĞLU mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
“Osman, Osmanlu, Kayı, Çunkar, Avşar, Beğdili, Bayat, Yıva gibi Türkmen boylarının yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1814) Türkçe.
OŞİ mah. Değirmencik köyü, Araklı.
“Oşı, Durmen ve Kongrat Türklerinin kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 440) Türkçe.
OŞNAK/ Köprügören köyünün adı, Yusufeli.
“Oşnak, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Oşnak, “Boşnak”tan bozma. Türkçe.
OTAHELE, Gürgencik köyü, Arhavi.
Otah-el-e. (bk. –e eki) Otah: Büyük çadır. (ÇAĞBAYIR) Otahel: Otah yeri. Türkçe.
OTİNGA ormanları, Maçahel, Borçka.
Otin-ga. Kıpçakça otun: Odun. (TOPARLI, 2007) Altay Türkçesinde odın: Odun, kütük. (NASKALİ, 1999)
Çeşitli Türk lehçelerinde ve Moğolcada “–ga” eki geniş bir yer tutar. Adal-ga, bat-ga, çap-ga, gonal-ga, gumurs-ga, okal-ga, lig-ga…
Otinga> otunga: Odun, kütük ormanı.
Otingo deresi, Borçka.
Ormandan adını alan dere. Türkçe.
OTOROCE dağı, Kavak köyü, Arhavi.
Lazca toroci: Güvercin.
OVAKLI mah. Bağaziçi köyü, Çamlıhemşin.
Ovak-lı. “Ovak, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009)
“Oba, etimolojik olarak Moğolca “ovak”la bağlantılıdır.” (AGACANOV, 2002, s. 156) Türkçe.
OVANLİ mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Türkçe yapım eki almış sözcük.
O-Vanlı, Van’dan gelen. Türkçe.
OVELA mah. Pervane köyü, Araklı.
O-vela. Arapça vela: Yakın olma. (ÇAĞBAYIR) O vela: O yakın yer. Türkçe.
OVİT dağı, İkizdere ile İspir arasında.
1850 yılından önce vadi, İspir sınırları içinde olup İkizdere ile ilgisi yoktu. Sonradan İkizdere hudutlarına alınmıştır.
Bu vadi içinde Dağbaşı, Aksu, Körpuğar, Küçük Ovit, Soğanlı, Kızılbel, Ağbasan, Yapağılı, Taşbaşı, Çamurlu, Hatçeyurdu, Karç (açıklandı), Koşmer, Şeytandere, Köprübaşı, Yavanyokuş ve Kazançukur yaylaları yer alır. Bütün bu yaylaların adı Türkçedir.
Ermenice hovit: Ova. (KORTOŞYAN) Yörede hovit> ovit sözü “vadi” ile uyum sağlamaktadır. Zaman içinde “hovit, “ovit”e ve “ova” sözü de “vadi”ye dönüştüğü kanaatindeyiz.
Hemşin’de ovit: Çık, çık. (BALIKÇI, 1997, s 325) Çamlıhemşin’de ovit: Hayvanların otladığı yer. (ULUSOY)
Arkovit, Kale yaylası civarı, Çamlıhemşin.
Ark-ovit. Arkların olduğu vadi. Arkadaki vadi.
Çengovit gölleri, Kavron dağları, Çamlıhemşin.
Çeng-ovit. DLT’te çeng: Zil, çalpara. Kıpçakça çeng: Zil. (SAFRAN, 1989, s. 116) Çengovit: Zil vadisi, zil otlağı. Hayvanların çıkardığı zil sesiyle ilgili ad.
Çisovit, Anaçlı köyü, Ardanuç.
Çisovit: Çiseli, sisli vadi.
Çoovit, Yukarı Kavron-Pornag civarı, Çamlıhemşin.
Ço: Eşek vb. hayvanlara seslenme ünlemi. Türkçede ço: Su yolu. (ACAROĞLU, 1999, s. 64) Ço: Tepe, doruk. (DS) Çoovit: Tepedeki vadi...
Halovit, Başköy, Pazar.
Hal-ovit. Uygurca hal: Millet, halk. (GÜNDÜZ, 1995) Halovit: Halka açık vadi. Mera olan yer. (mecaz)
Hoşovit, Cimil, İkizdere.
Hoşovıt, Moğol boyu. (İSMAİL, 2002, s. 52)
Hoş-ovit: Hoş vadi.
Kardovit, Cimil, İkizdere.
Kard-ovit. Farsça kard: Bıçak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kardovit: Bıçak gibi dar uzun vadi.
Kaymovit, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Kıpçakça kay: Dolu (yağış) (TOPARLI, 2007)
Kelovit yaylası, Pazar.
Kel-ovit. Kıpçakça kel: Ot bitmeyen yer. (TOPARLI, 2007) Kelhovit: Verimsiz vadi.
Küçük Ovit, Ovit yaylası, İkizdere.
İspir’e bitişiktir. Küçük vadi.
Mezovit yaylası, Çamlıhemşin.
Ermenice medz: Büyük. Çağatayca mez: Buz, kar. (KUNOS, 1902, s. 145) Büyük vadi.
Palovit yaylası, Çamlıhemşin.
Bölgede ve Osmanlıca el yazısında P/ B sesleri zaman zaman değişkendir. Ermenice pal: Vişne. Bölgede vişne bilinmezdi ve tepelerinde yetişmesi imkânsızdır. “Altay Türkleri bal yerine pal diyorlardı.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 433)
Çaykara’da pal: Bal. (KAYA, 1972, s. 73) Pal sözü, “bal” ile ilgisi olduğu kesindir.
Balovit> palovit: Bal vadisi, bal vadi. Sevilen vadi. (mecaz)
Pişovit dağı, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Farsça piş: Ön taraf, ön. (DEVELLİOĞLU) Pişovit: Öndeki vadi. Türkçe-Ermenice.
Yakovit/ Kavakköy’ün adı, Arhavi.
Yak-ovit. Yaklar, Türkmenlerin Ensari boyundan. (LEZİNA, 2009, s. 561) Yakovit: Türkmen vadisi. Umar, “yakovit” sözünün anlamını saptayamadığını belirtir. (UMAR, 1993, s. 819)
Yezovit yaylası, Çamlıhemşin.
Bir söylentiye göre Elevit’in eski adı.
Yez-ovit. Eski Türkçe yez: Çığ otu. (ÇAĞBAYIR) Farsça yez: Çalı çit. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yezovit: Çığ otu vadisi. Çitlerinin olduğu vadi. Türkçe-Ermenice.
Kaçkarlarda yığınla buzul gölleri arasında adı Ermenice olan tek göl bile tespit edemedik.
OVRU mah. Demirciler köyü, Borçka.
DLT’te ogri: Hırsız. Belirsiz.
OVYA/ Yazıoba köyünün adı, Köprübaşı.
Ov-ya, kökü “ov” olan sözcük. “Ovlar, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 292) Oviya: Türkmen yeri. Türk-iye gibi.
Kıpçakça öv: Ev. (ARIKAN, 2006, s. 388) Övya: Ev yeri. (bk. -iya eki) Türkçe.
OYLUM beldesi, Sürmene.
“Türkçe oylum: İki dağ arasında kalan, üsten geniş alttan dar büyük boşluk.” (GÜLENSOY) Türkçe.
OYMAK dağı, Bağcılar köyü civarı, Artvin.
“Türkçe oymak: Çukur.” (GÜLENSOY)
OYNOBA, Dülgerli köyü, Arhavi.
Oyn-oba. Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) “Oyoba> oynoba: Vadideki oba. Türkçe.
OZANETİ, Suçatı köyü, Pazar.
Ozan-et. Kıpçakça özen: Nehir. (CAFEROĞLU, 1931) Özenet: Dereler. (bk. –et eki) Lazcada “ö” sesi “o”ya dönüşür. Ozan: Halk şairi. Türkçe.
OZKUR/ OZKOR, Yenişehitlik köyü, Fındıklı.
Eski Uygurca ozkur-: Kurtarmak. (CAFEROĞLU, 2011) Belirsiz.
ÖÇİBET, Zeytinlik köyü, Artvin.
“Ocibek, Kıpçak (Bağış) kolundan bir oymak.” (LEZİNA, 2009, s. 433, 349) Belirsiz.
ÖĞDEM,köyü, eski ve yeni adı aynı.
Osmanlı salnamesindeki adı Öktem.
Eski Türkçe öktem: Cesur, bahadır. (ATALAY) Bölge dillerinde Türkçe dışındaki dillerde “ö” ve “ü” sesleri yoktur.
Öğ-dem. Kıpçakça oğ: Boş. (TOPARLI, 2007) Türkçe “-dem” eki isimden isim üretir. Ök-tem, er-dem... Oğdem: Boşluk, boş yer. Türkçe.
ÖKÜZGER, Küplüce köyü, Şavşat.
Öküz-ger: Öküzler. Yöre ağzında “gar, ger” çoğul anlamlarını verir. Türkçe.
ÖKSÜZ, ÖKSÜZOĞLU
Öksüzler, Avşarların kolu. (SÜMER, 1999, 285)
Oksuzi mah. Elmalı köyü, Borçka. Türkçe.
ÖMEROĞLU mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
“1692 yılında Anadolu’ya dağılan Türkmenler arasında Ömerlü/ Ömeroğlu cemaatleri de vardır.” (REFİK, 1930, s. 100) “Ömerlü/ Ömeroğlu, 1691–1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 57)
Ömergil mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Ömer Dayıgil mah. Ballı köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
ÖRDEKOĞLU mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Ördeklü, Bozulus Türkmenlerinin bir kolu. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
ÖRENKİT/ Kadıköy’ün adı, Çamlıhemşin.
Ören-k-it: “Ören, Bayındır, Yüreğir ve Eymür boylarının yaygın bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009)
DLT’te ören: Her şeyin kötüsü. “Ören: Tepeler arasındaki düzlükler.” (ÇAĞBAYIR) Türkçe ören: Yıkıntı. (EYUBOĞLU, 1995)
Örenkit: Örenler, Viraneler, yüksekteki düzlükler, Türkmenler. (bk. –it eki) Türkçe.
ÖSTENG mezrası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Ös-teng. Ös, Kafkas kavmı Osetler’den. Teng: Kavşak, köşe. (GULİYEV, 2010) Ostenk: Köşedeki Oslar. Bölge ile bağlantılı diller içinde “Ö-Ü” sesleri yalnızca Türkçede vardır. Türkçe.
PAÇAN/ Maraşlı köyünün adı, Çaykara.
“Paçanig: Peçenek.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 48) “Paçan: Peçeneklere aidiyeti kuşkusuzdur.” (KARAGÖZ, 2006, s. 257) “Paçan, Peçenekleri hatırlatan köy ismi.” (BİLGİN, 2002, s. 77)
Eski Uygur Türklerinde baçan, erkek adı. (CAFEROĞLU, 2011) Farsça paçan: Saçıcı, saçan.
Paçan, Aşağıovaklı köyü, Sürmene.
Paçan diha, Çınarlı köyü, Fındıklı.
Lazca diha: Arazi.
Paçanlar, Yerelma köyü, İkizdere. Türkçe.
PAÇKA/ PAÇHA/ PASHA,
Pahsa: Mezra evi. Doğu Karadeniz bölgesinde çok yaygın addı. Köy dışındaki alanlarda kurulurdu. Yaylaya çıkmadan önce ve yayla iniminden sonra bu yerlerde hayvanlarla beraber isteyenler kalırdı. Bazen yalnızca ot ve gazel deposu olarak da kullanıldığı olurdu.
Lazca paçha: Derme çatma yapılan ahşap yapı.
Gürcüce patsha: Sazdan veya kamıştan yapılmış köy evi ve mazra: Mezra. (ARISOY, 2010)
Çağatay Türklerinde pahsa: Kıl ve çamurdan yapılmış bina. (KUNOS, 1902, s. 161) Moğolca bosha: Mezar. (LESSİNG, 2003) Eski Türkçe pahsa: Sur. (ATALAY, 1936, s. 58) Kırgızca baksa: Çit çamurundan ev duvarı. (YUHADİN, 1994)
Başkurtlar, mesken avluları ikiye bölünmüş, bir bölümünde hayvan ağılı bulunmuş, diğer bölümü baksa haline getirilmiştir. (RUDENKO, s. 292)
Harzemşahlılar döneminde Türkmen boyu Sakarlar geldikleri Lebap şehrindeki bazı bina çeşitlerine “pağsa divalı öyler” derlerdi. Manası “balçık duvarlı evler”dir. Lebap şehrinde kurumuş balçığa pağsa denilmektedir. (BEYOĞLU, s. 73) Karadeniz bölgesinde balçığın yerini ağaç aldı ve malzemenin cinsi değişmiş ama Türkçe olan söz günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.
PAÇUL mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Paçul: Üstü başı dağınık. (DS)
Paç-ul: Paçoğlu, Baçoğlu. (bk. –ul eki) Türkçe.
PAÇVA/ Yenimahalle’nin adı, Fındıklı.
Paç-va. (bk. –a eki) Farsça paç: Vergi, haraç. (ÇAĞBAYIR)
Baçhane, Köprücü köyü, Hopa.
Uygurca bachana: Vergi dairesi. (NECİP, 1995)
Paçat, Esenkıyı köyü, Hopa.
Paçat: Paçlar: Vergiler. (bk. -at eki) Belirsiz.
PAGEN, Akyamaç köyü, Hemşin.
Hopa-Hemşin’de pagen: Baraka. Ermenice pag: 1. Öpücük. 2. Kapalı. (KORTOŞYAN) Yine Ermenice pag: Hol. (CÜMBÜŞYAN) Yöresel.
PAĞTİYAR gölü, Cancik yaylası civarı, Hemşin.
Pağtiyer, “bahtiyar”dan, insan adı. Türkçe.
PAHLATAŞ mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Pahla-taş. Pahla, “bakla”dan. Görünümü ile bağlantılı ad. Türkçe.
PAHURAT, Cumhuriyet Mah. Hopa.
Pahur-at. Arapça bahur: Çok sıcak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bahurat: Sıcaklar. (bk. –at eki) Türkçe.
PAİ mah. Çağlayan köyü, Fındıklı.
Pai, “pay”dan, hisse. Türkçe.
PAKÇUR yaylası, Beyazkaya köyü, Ardeşen.
Pak-çur. Pak: Temiz. Ermenice çur: Su. Pakçur: Temiz su. Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Türkçe-Ermenice.
PAKDİK yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
Pak-dik: Çok dik. Belirsiz.
PALAH dağı, Maden köyü civarı, Artvin.
Bölgede P/ B sesleri değişkendir. “Balaklu, Bayındır kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 225)
Balak, Kuman adı. (RASONYİ, 1983, s. 45, 62)
Anadolu Türkçesinde balak: Ayı yavrusu. (EYUBOĞLU, 1995) Ermenice balak: Alaca. Lazca balah, balaha: Gür yapraklı otsu bir bitki. (ERTEN)
Palahcur/ Balakcur yaylası, Çamlıhemşin.
Palah-cur. Ermenice çur: Su. Türkmen suyu... Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200)
Palaklı, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Palaklık suyu, Sisdağı civarı, Şalpazarı. Türkçe.
PALANDOZ, Derepazarı, Rize.
Palan-doz. “Palanlar, Türkmenlerin Pamuk kolundan.” (ATANİYAZOV, 2005, s 300) “Palancıklu, Avşar Türkmenlerinin İlbeğlü grubundan.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Farsça palan: Yumuşak bir çeşit eyer. (TS) Palandoz: Palan vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
PALANKES mah. Yamaçüstü köyü, Yusufeli.
Palan-kes. Meslek adı. Türkçe.
PALENÇ/ BALENÇ bayır, Subaşı köyü, Pazar.
Farsça paleng: Çarık. Belirsiz.
PALİVATİ/ Sinanköy’ün adı, Ardeşen.
Pali-vati. Pallidi, Kıpçakların Batı dillerindeki adı.” (LEZİNA, 2009, s. 446)
Yörede pali: Yol kenarına konan korkuluk-ların ana direkleri. Farsça palar: Çatı direği. Lazca/ Pazar mpalu: Kazık. Gürcüce palo: Kazık. Yunanca kharak, paluki: Kazık. (AKSOY, 2003) Ermenice tsits (çit): Kazık.
Pal-i, “bal”dan. (bk. -i eki) “Altay Türkleri bal yerine pal diyorlardı.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 433)
Lazca. Türkçe-Lazca.
Paligil deresi, Şalcı köyü, Şavşat.
Pali-gil. “Pallidi, Kıpçakların Batı dillerindeki adı.” (LEZİNA, 2009, s. 446) Türkçe.
PALOVİT (bak. Ovit)
PALUDYA/ Beyazsu köyünün adı, Çayeli.
Pal-ud-ya. Palud: Ballar. Paletiya> palodya: Ballar yeri. (bk. –et, -iya eki)
“Altay Türkleri bal yerine pal diyorlardı.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 433) Çaykara’da pal: Bal. (KAYA, 1972, s. 73)
Palut dağı, Çamlıhemşin.
Pal-ut: Ballar dağı. (bk. –ut eki)
Palvat, Doğanay köyü mezrası, Fındıklı.
Palvat: Bal vatanı. (bk. -vat eki) Türkçe-Lazca.
PAMBULİ mah. Muradiye beldesi, Salaha.
Yörede erik türü. Yöresel.
PANAKOTLA/ Küçüktepe köyünün adı, Akçaabat.
“Pontus dilinde panagathon: Tanrının verdiği nimetler.” (KARAGÖZ, 2006, s. 84)
Panak-otla. “Panak, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 169) Panak otla, Kıpçak otlağı. Yunanca. Türkçe.
PANCAR dağı ve şenlikleri, Erenköy köyü, Yusufeli.
Pancarlı, Yörükân taifesinin bir kolu. (TÜRKAY, 1979)
Pancar mah. Sivrikaya köyü, İkizdere.
Bilinen pancarla bağlantısı yoktur. Türkçe.
PANÇ, PANG, PANK
Osmanlıcanın özelliği nedeniyle Pang, “bank, pank” okunabilmektedir. Aslı “pang”dır.
“Pang, Hazar-Ötesi Türkmenlerinin Göklen kolundan.” (SÜMER, 1999, L. III) “Pank, Türkmenlerin Göklen kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 446)
“Pang Töre bey, Uygurlar döneminde komutan, Pang Kül-tegin, Türk hakanı.” (GUMİLEV, 2007, s. 511, 559) “Pang Tegin, Uygurlardan ayrılıp batıya yönelen Uygur beyi.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 126)
Panç/ Pang/ Pank: Türkmen boyu. Kişi adı.
Bangleti mah. Çamlık köyü, Hopa.
Bang-let: Banglar, Panklar. (bk. –et eki)
Pançet, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Panç-et: Pançlar, Türkmenler.
Pançizadeler değirmeni, Şalcı köyü, Şavşat.
Panç-zade. Akraba adı.
Pançuret mah. Demirciler köyü, Borçka.
Panç-ur(i)-et: Pançoğulları.
Pançvat mah. Demirciler köyü, Borçka.
Panç-vati: Panç yurdu.
Pang/ Panç, Cimil, İkizdere.
Pangimahmutoğlu aynı köyde.
Pangal mah. Köknar köyü, Çaykara.
Pang-al.
Pangal mah. Coşandere köyü, Maçka.
Pankizor/ Bankizor mah. Maden köyü, Artvin.
Ermenice dzor: Vadi. Uygurca zor: Savaşçı, bahadır. (ÖZTUNCER, 2006) Farsça “–zar” eki eklendiği kelimelere “yer adı” anlamı verir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Pankizor: Türkmen vadisi, Türkmen savaşçısı. Türkmen yeri.
Pankizor mah. Irmaklar köyü, Artvin.
Pango mah. Dernek köyü, Pazar.
Pangu duzi, Sivrikale köyü, Pazar.
Pang-o, Pang’u, akraba adı.
Pangupe mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Pang-upe: Türkmenler. (bk. –epe eki)
Poncut mah. Erenler köyü, Çayeli.
Ponc-ut: Pançlar. (bk. –ut eki)
O-pançu, Gündoğan köyü, Ardeşen.
O-panç-u, “panç”tan. Türkçe.
PANÇOL/ Yeşilköyü’ün adı, Hopa.
Panç-ol: Pançoğlu. Çok Türk ağzında ol: Oğul. (bk. PANÇ) Türkçe.
PANSİ mezrası, Taşocağı köyü, Akçaabat.
Tonya’da pansi: Hayvan yemliği. Yöresel.
PAPAT/ Papatya köyünün adı, Pazar.
Bu haliyle sözcüğün bölge ile ilgili dillerin hiçbirinde anlamı yoktur. Kelimenin kökü “pap”tır. Pap-at. Papat: Paplar. (bk. –at eki)
Kelimeyi “Papa” ile örtüştürüp bazı gelişigüzel yerlere çekenler vardır. Pap sözünün papa veya papazla ilgisi Lazcada tespit edilmemiştir. Çünkü bölgede “papat” adı oldukça fazladır ve papa ise bir kişidir. Üstelik Vatikan’dadır. Bölgenin geçmişindeki Hıristiyanlar Ortodoks olup liderleri patrikti.
Halkın bildiği ve yaşattığı sözcük “papazi”dir.
Yaygın yer adı olan “Papa diha” yer adına “papazın arazisi” anlamını yakıştıran ideolojik bir grup vardır Halk yine bu gelişmeden habersizdir.
Bölgede çok yaygın “papavati ve papilat” adlarını “papaz” ila bağdaştırırsak diğer insanlara arazi kalmaz. Üstelik bu araziler papazın değil, kiliselerin olmaları gerekirdi.
Lazca “papa: Lapa (yiyecek) ve diha: Arazi.” Papadiha, mecaz olarak “düz arazi” anlamındadır. Hopa/ Hemşin’de papa: Hamur yemeği. (YILMAZ, 2012) Ardanuç’ta papa: Mısır unu lapası yemeği. (FEVZİ)
Lazcada “zeni: düz” ile başlayan veya “zeni” ile biten yer adları hayli fazladır. Bu adlar içinde bir tane bile “diha zeni” veya “zeni diha: Düz arazi” yer adı tespit edilememiştir. Düz arazi “papa diha” ile ifade edilmiştir. Papa diha Lazcadır ve başka yerlere çekilmesinin amacı art niyettir.
Papa, yaygın yer adıdır. Birkaç örnek:
Papa diha, Kale mah. Arhavi.
Düz arazi. Lazca.
Papa çkari, Çamlı köyü, Hopa. Düzlükteki su.
Papati mah. Kayaköy, Hopa. Düzlük.
Papavati, Manganez köyü, Ardeşen. Düz yurt. Lazca.
PAPAGER mah. Yaltkaya köyü, Hemşin.
Papag-er. Papag, Türk boyu Karapapaklar’la ilgili ad. Papager, “papak askeri, papak adamı.”
“VI. yüzyılda Gürcistan’da Kür’ün sahilinde yaşayan Türklerin başkumandanı Babaker ve bu şahsın adıyla ilgili Borçali’de Babaker dağı.” (Fahri Velevoğlu, Gürcistan Coğrafyasında Eski Türkler, Uzak Asya’dan Ön Asya’dan Eski Türkçe bilgi Şöleni, 18-20 Kasın 2009, Afyonkarahisar, sunum) Gelinen yerle bağlantılı ad. Türkçe.
PAPART deresi ve Papart yaylası, Şavşat.
Pa-part. “Parthlar, M.Ö. III. Yüzyıl ortaların-da Hazar denizinin güney ve güney-doğusunda Mezopotamya’dan Hindistan sınırına kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada güçlü bir imparatorluk kurdular.” (ZEKİYEV, 2007, s. 305)
“Partları İranlılarla ilişkilendirdikten sonra (s. 277), 3. yüzyıl ortalarından kalma Parth dilindeki kitabede Güney Kafkasya’daki Hun’ların Kurtak, Kubrat, Erk Kapgan, Topçak, Tarkan-beğ Türkçe adlar taşıdıkları ileri sürülmektedir.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 69)
Partuşlar, İranlı kavim. (CZEGLEDY, 2009, s. 176) “Partlar, Turan soylu.” (GUMİLEV, 2002, s. 81) Partlılar, Arşaklıların diğer adı. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 146) Antik.
PAPARAZA/ Çamlıdüz köyünün adı, Maçka.
“Bizans kaynaklarında Paparzys/ Paparzın/ Patzin biçiminde geçen şahıs adı bir Hazar şefinin adıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 133) Türkçe.
PARHAR (bk. BARHAR)
PAPİLAT/ Arılı köyünün adı, Arhavi.
Pap-il-at. Papların yurdu. (bk. –at eki) Bölgede P/B sesleri değişkendir. “Bab, Hazarlar döneminde yerleşim yerlerinden ve askeri üslerden.” (DUNLOP, 2008, s. 77) “Pap, Fergana’da yerleşim yeri.” (BARTHOLD, 2012, s. 209)
Farsça bab: manevi önder. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Pap-il-at: Papların yurdu. (bk. –at eki) Pap ilinden, Fergana’dan gelenlerin hatırası.
Papilat/ Sessizdere köyünün adı, Pazar.
Papilat mah. Sugören köyü, Hopa.
PAPU mah. Tütücüler köyü, Pazar.
Lazca papu: Dede. Yer adıyla uyumu zordur.
Pap-u. (bk. –a eki) Kökü “pap” olan sözcük. Pap’tan gelenler.
Papu mah. Suçatı köyü, Pazar. Kökü “pap” olan sözcük. Türkçe. Lazca.
PAPULOĞLİ, Dereiçi köyü, Hopa.
“Papul, Türkçe yer adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 179)
Pap-ul: Papoğlu. Çok Türk ağzında “ul: Oğlu” anlamındadır. Türkçe.
PAPUCİ mah. Sessizdere köyü, Ardeşen.
“Papucu, Türkmenlerin Avşar boyunun bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 446) Papuççular, Türklerde mesleki bir kol. (YÜCEL, 1988, s. 139)
PARAGER, Yaltkaya köyü, Hemşin.
Parag-er. “Hemşin’de parah: Ahıra bitişik ot yeri.” (KUYUMCU, 2006) Ger, “yer”den. 1. Ot yeri. Ağıl. “Sümerce parag: Kral.” (MUTLU, 2008, s. 122) Yöresel.
PARAHKO mah. Ortaköy, Artvin,
“Parakh, Çağatay Han’ın oğlu olup Ermeni dilinde yazılışıdır. Asıl adı Baraka’dır.” (OKTAY, 2007, s. 221) Parah, Kafkasya’da eski Kıpçaklardan kalan yer adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 138) Parak, Fergana’da Sirderya nehrinin kolu. (ORHAN, 2007, s. 46)
Parah-ko. (bk. –ka eki) Gürcüce parehi, Ermenice parak: Davar ağılı ve “ko, -ka” takısı Ermenicede yoktur. Gürcüce.
PARAHOL mah. Çukur Hoca köyü, Çayeli.
Moğolca parahor: Şeytan. (LESSİNG, 2003, s. 55)
Prahol, Macarca ile ilgili ad. (RASONYİ, 2006, s. 80) Parah-ol: Parahoğlu. (bk. ul eki) Türkçe.
PARAKİ mezrası, Dikyamaç köyü, Arhavi.
Gürcüce parehi, Ermenice parak: Davar ağılı. Gürcüce veya Ermenice ad.
PARAVOL mah. Ortaköy, Güneysu.
Par-avol. Par, “pare”den. “pare: Parça”dan. Avol, “avul”dan. Küçük avul. Belirsiz.
PARCUKET mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Parcu-k-et. Eski Türkçe parçu: Topraktan yapılmış yoğur kabı. Parçuket: Yoğurt kabları. (bk. –et eki) Meslekle ilgili ad. Türkçe.
PAREH/ PARİH/ Boyuncuk köyünün adı, Arhavi.
Parik, Beğ Dili Türkmenlerinin bir oymağı. (SÜMER, 1999, s. 313) Parak, Türkistan’da yerleşim yeri. (AYDIN, 1989)
Nahçıvan Türklerinde parahlıh: Arı saklanan yer. (GULİYEV) Arapça barih: Samyeli adı verilen sıcak ve şiddetli bir rüzgâr. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hemşin’de parah: Ahıra bitişik ot yeri. (KUYUMCU)
Parih kalesi, Taşköprü köyü, Şavşat. Yöresel. Türkçe.
PARHA ZENİ, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Farsça barha: Yükler. (ÇAĞBAYIR) Yükler düzlüğü. Mola yeri. Türkçe-Lazca.
PARKLAR, Çağrantaş yaylası, Hordere, İkizdere.
Parklar, eskiden yerleşim yerlerine uzak, etrafı taşlarla çevrili küçükbaş hayvanların kaldığı yerlerdi. Günümüzde İkizdere’de duvarları hala belli olan yerler vardır.
“Part kelimesinin Türkçe olduğu, bu kelime üzerine duran S. Martin’de bunun İskitçe (Sakaca) olduğunu ve dışarı atılmış anlamına geldiğini belirtmiştir.” (GÖKTÜRK, 1974, s. 26)
Eski Uygur Türklerinde park: Ev, mülk.
(CAFEROĞLU, 2011) DLT’te bark: Mülk. Orhun yazıtlarında bark: Ev, bark mesken. (ORKUN, 1994)
“Brahman alfabesi ile yazılmış bazı belgelerde ise, mal, saray yerine park yazıldığı görülmüştür.” (ÖGEL, 2000, c III s. 5)
“Türkçe park> bark: Barınak. Parkı Türkçe isimlerden.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 43)
Parh, barh, park: Mal, mülk, ev. Koyun-keçi ağılı.
Parkigil, Şalcı köyü, Şavşat.
Parket deresi, Çevreli köyü, Yusufeli. Park-et: Parklar.
Parklar taşı, Çamlıhemşin. Türkçe.
PARMA/ BARMA, Çaykara yaylalarından.
Moğolca barma: Zavallı, fakir, cılız. (LESSİNG, 2003) Mecaz olara, yetersiz otlak.
Par-ma. Uygurca par: Çift. (NECİP, 1995) Arapça ma: Su. Parma: Çift su. Belirsiz.
PARNUK mah. Dutlu köyü, Şavşat.
Parnuk, “Pürnek”ten. Akkoyunlu boyu. (bk. pürnek) Türkçe.
PARTAL, Gürgenli köyünün yaylası, Çayeli.
“Partal, kökeni belirsiz, “iri yapraklı, değersiz tütün” anlamındadır.” (ALKAYIŞ, 2007, s. 509)
Bulgarca partal: 1. Eski püskü. 2. Gelin armağanı. (ACAROĞLU, 1999) Ermenice partel: Yığmak, istif etmek. (GOSHGARİAN) Maçka’da partal: Mübalağa, palavra. (EMİROĞLU) Belirsiz.
PARZADAGİL mah. Gümüşhane köyü, Ardanuç.
Barza, Anadolu’da Türkmen cemaati. (SAKİN, 2006, s. 385) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Belirsiz.
PASAKİ mah. Demirci köyü, Şavşat.
Pasak-i. Pasiak, Türk uruk isimlerinden. (TOGAN, 1981, s. 41) Türkçe.
PASALET/ Aksu köyünün adı, Kalkandere. (bk. BASALET)
PASKAL/ Başköy’ün adı, Of.
Fransızcadan Türkçeye geçen paskal: İnsanı eğlendiren. (ÇAĞBAYIR) Paskal: Kirli. (DS)
Paskali mah. Kırantaş köyü, Maçka. Yöresel.
PAŞA mah. Gürsu köyü Fındıklı.
“Paşa, Paşalu, Türkmenlerin Eymür, Avşar, Yüreğir, Çepni, Beğdili boylarının geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1851)
Paşa: Yüksek dereceli memur unvanı.
Paşağali, Sulak köyü, Fındıklı.
Paşa dere. Lazca ğali: Dere.
Paşalık, Boyalı köyü yaylası, Ardanuç.
Paşaköy, Ortaköy’ün eski adı, İkizdere. Türkçe.
PAŞAÇUR deresi, Küçükçayır köyü, Rize.
Paşa-çur: Paşa su. Suyun paşası. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (MEHTİYEV, Karadeniz Dergi, sayı 10, s. 200) Türkçe-Ermenice.
PATAK yayla, Cimil, İkizdere.
Başkurtça, Kırgızca, Uygurca, Tatarca batkak ve Kazakça batpak: Çamur. (KTLS) Türkçe.
PATARA mah. Subaşı köyü, Pazar.
Patar-a. (bk. –a eki) “Padar, On Uygur oymaklarından biri.” (TOGAN, 1981, s. 254) “Padarlar; Avarlar, Antlar ve Çamalallar’ın oluşturduğu Kafkas kavmi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 94)
“Padar, Kafkasya bölgesi eski Kıpçaklardan kalan yer adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 138) Padar, Patar, Türkistan’da Hocend ile Hokand arasında yer adı. (AYDIN, 1989, s. 95)
Gürcüce patara: Küçük. Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde patar: Ev, konut. (TAVKUL, 2000) Patar, Anaçlı köyü, Ardanuç.
Patar’dan gelenler. Kafkas. Gürcüce. Türkçe.
PATASONET yaylası, Öğdem köyü, Yusufeli.
Patas-on-et. Patas, Kıpçak (Yüz) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 447) Patasonet: Kıpçaklar. Belirsiz.
PATHA, Yeni mahalle, Fındıklı.
Arapça batha: İki dağ arasındaki dere. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
PATHEV, Dereiçi köyü mezrası, Yusufeli.
Uygurca pat: Yakın. (NECİP, 1995) Ermenice pat: Ördek. Pathev: Yakın dere. Ördek dere. Türkçe-Gürcüce. Ermenice-Gürcüce.
PATIR/ BATIR/ Ormanlı köyünün adı, Kalkandere.
1878 yılı salnamesinde köyün adı Batır olarak yazılıdır. B/P ses değişimi bölgede yaygındır.
Patır, Sibirya Türkleri.(RASONYİ, 2006, s. 507) “Batır, Ensari Türkmenlerinin Bekevül koluna mensup sülale.” (ATANİYAZOV, 2005, s 294)
Eski Türkçe patır: Kahraman. (ATALAY, 1936, s. 58) Kazakça batır: Bahadır. (KENESBAYOĞLU)
Paturi, Denizgören köyü, İyidere.
Patur-i. Kökü “batır” olan sözcük. Türkçe.
PAYANTE, Yukarı Hacılar mahallesinin adı, Arhavi.
“Payandur, Kuman/ Kıpçak adı.” (RASONYİ, 2006, s. 137)
Payan-te. (bk. –e eki) Kıpçakça payan: Badem. (AGAR, 1989) Farsça payanda: Yerinde duran. Türkçe.
PAZABAĞI, İnanlı köyü, Yusufeli.
Paza-bağı. İkinci kelime Türkçedir. Çağatayca pazza: Saban demiri. (ERBAY, 2008) Ermenice paze: Şahin, doğan. Belirsiz.
PAZAPUN, Akyamaç köyü, Hemşin.
Paza-pun. Ermenice paze: Şahin, doğan ve pun/ pin: Kuş yuvası. Pazepun: Doğan yuvası. Ermenice.
PAZENİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Paz-eni. Eski Türk yazıtlarında baz: Garip, yabancı. (ORKUN, 1994, s. 773) Pazeni: Yabancının yeri. (bk. –ona eki)
Pazine mah. Arılı köyü, Fındıklı. Türkçe-Lazca.
PEAĞDORUM, Erenköy, Of.
Peağd-orum. Rumca peğad: Su kaynağı. Türkçe orum: Yer. (bk. –orum eki) Peğadorum: Kaynak yeri. “Yunanca libas, vrisi, krene, piyi: Kaynak, pınar.” (AKSOY, 2003) Rumca-Türkçe.
PEHLİÇUKUR/ Pelitçik köyünün adı, Şalpazarı.
Pehli-çukur. Pehli: Arktan ayrılan küçük su yolu. (DS) Farsça pehle: Yan taraf. (ÇAĞBAYIR) Pehleçukur: Yan taraftaki çukurluk. Türkçe.
PEHLULİ mah. Papatya köyü, Pazar.
Behlüller, Türkmen oymağı. (HÜRMÜZLÜ, 2006, s. 159)
PELAT yaylası, Uzundere, Çayeli.
Farsça belad: Günahkâr. (ÇAĞBAYIR)
Belat: Düz yer. P/ B ses değişimi. Türkçe.
PELERGİVAT/ Akkaya köyünün adı, Ardeşen.
Pelerg-vati. Pelerg, belki “Pelasg”den. Pelasg/ Luwi, eski Anadolu halklarından.
Pelasgvati: Pelast yurdu. (bk. –vat eki)
Pelergi, belki “pilegi”den. Pilekivati: Ekmek taşının üretildiği yer. Belirsiz.
PELEŞUN koruğu, Tozköy, İkizdere.
Peleşoğlu, aynı köyde. Peleş: Zayıf, çelimsiz insan. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
PELEVANİŞ mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Pehlivan’dan. Türkçe.
PELÜLİ mah. Papatya köyü, Pazar.
Pelül, “behlül”den. Yörede P/ B sesleri değişkendir.
Behlül Kethüda, 1453-1650 yılları arasında bir cemaat. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 316)
Arapça behlül: Hayır yapmayı seven, hayır sahibi. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
PENBELİ, Karşular mahallesi, Tonya.
“Penbeli, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 448) Türkçe.
PENEKLİ mah. Soğanlı köyü, Ardanuç.
Penek-li, Türkçe yapım eki almış sözcük. Penek, Erzurum’un Şenkaya köyü. Buradan gelenler. Penek: Bağ karıklarının dışında kalan geniş toprak parçası. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
PEPERİTİ, Yukarı Şahinler köyü, Hopa.
Peper-it: Biberler. (bk. biber) Lazca.
PERANET mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Peran-et. “Perran, Deveci Türkmen kolu ve Perenli, İl-beyli Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 448) “Peren, Türkmen boylarından.” (ATANİYAZOV, 2005, s 235)
Perranet: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
PERASTAN/ Uzundere köyünün adı, Çayeli.
Per-astan, “astan, istan”dan. Peristan: Davar ağılı yeri.
Per, “üstü açık, kenarları ince tahtadan örülmüş, evlere yakın ağıl.” Doğu Karadeniz’de yaygın addır.
DLT’te berk: Muhafaza edilmiş, tahkim edilmiş, sağlam. Farsça pere: Uç, kenar, bere: Kuzu ve per: Kanat. Gagauz Türklerinde perde: Ağıl. (BASKAKOV) Terekeme-Karapapaklarda bere: Koyunun sağıldığı yer. (CAFEROĞLU, 1995) Azerice per: Kanat, peye: Tavla, ahır ve perdi: Yuvarlak mertek. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
PERDAR/ Çavuşlu köyünün adı, Çarşıbaşı.
Farsça berdar: Yemişli. (yer) (DEVELLİOĞLU, 1980) Yörede P/B sesleri değişkendir.
“Berda, Hazar dönemi yerleşim yerlerinden.” (DUNLOP, 2008, s. 97) Berda’dan gelenler. Türkçe.
PERİBOL, Pehlivan mahallesinin eski adı, Rize.
Peri-poli: Perilerin olduğu şehir. Rumca poli: Şehir. Yunanca poli: Çok, fazla. Peri yeri. (mecaz) İnançla ilgili ad. Türkçe-Rumca.
PERKAM/ Demirhisar köyünün adı, Çayeli.
Perkam, “berkan”dan. DLT’te berk: Muhafaza edilmiş, sağlam. Kıpçakça berk: Kuvvetli, sağlam. (TOPARLI, 2007) Berkan: Korunanlar. (bk. -an eki)
Peri-kam. İnançla ilgili ad. Belirsiz.
PERONİT/ Çamlıköy’ün adı, Hopa.
Ermenice peran: Ağız. (CÜMBÜŞYAN) Peranit: Ağızlar. (bk. -it eki) Türkçe ek almış belirsiz ad.
PERSET mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Pers-et: Perseklü, Kayıların Atçeken kolundan. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1881)
Perset: Türkmenler. Persler. (bk. –et eki) Türkçe.
PERVANE köyü, Araklı.
“Pervane, bir dönem Selçuklu devletinde iktidarı elinde tutan kişi.” (SÜMER, 1999, s. 180) Pervaneoğulları beyliği Anadolu Selçuklu devletinin dağılması sırasında 1277-1322 yılları arasında Sinop’ta kurulmuştur.
“Pervane, Selçuklularda nezaret ve vekâletlere tekabül eden daire amiri.” (YİNANÇ, 1944, s. 157)
1523 (1530) kayıtlarında Maçka’da Pervane bey. (GÖKBİLGİN, T. Belleten, sayı 102, s. 317)
Pervanoğulları, Hamsiköy ve Kiremitköy’de, Maçka.
PERYATAĞİ, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Per yatağı: Üstü açık ağılın olduğu mevki. Türkçe.
PESHAV mah. Kılıçkaya beldesi, Yusufeli.
Pes-hav. Pesli, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale. (ATANIYAZOV, 2005, s. 292) Kıpçakça hav: Atın yürüyüş şekillerinden birisi. (UĞURLU, 1984, s. 153) Ermenice hav: 1. Tavuk. 2. Dede. Belirsiz.
PEŞEYAN/ Dörtyol köyü, Rize.
Peşe-yan. Farsça peşe: Sivrisinek. Farsça –yan eki çoğul anlamını verir. Peşeyan: Sivrisinekler.
Eskiden sivrisinek nedeniyle bulaşıcı ve ölümcül hastalıklar sahilde çok yaygındı. Türkçe.
PETEREK/ Çevreli köyünün adı, Yusufeli.
Peter-ek. “Peter, 1170 yılında Bizans İmparatoruna isyan bayrağı açan Kuman prensi.” (BUDAYEV, 2009, s. 63)
Farsça peter: Düz metal levha. (DEVELLİOĞLU, 1980) Peterek: Küçük düzlük. “-k” küçültme ekidir. (EREN, 1999, s. 286) Türkçe.
PETEVATİ, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Farsça pede: Kavak ağacı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Pede vati: Kavaklık. (bk. vati eki) Türkçe-Lazca.
PETOBAN/ Hisarlı köyünün adı, Ardanuç.
Pet-oban> bet-oba. İyi, güzel olmayan yerleşim yeri. Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka, “oba” ile bağlantılı sözcük. Türkçe-Gürcüce.
PETRAN/ Meşeköy’ün adı, İkizdere.
Farsça bedran: İşleri kötü idare eden. Çapkın. Osmanlıca “t” sesi genelde “d” ile ifade edilirdi. Belirsiz.
Petranlı mah. Kocatepe köyü, Rize.
İkizdere’nin Petran köylülerinin kurdukları mahalledir. Türkçe.
PETREVATİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Petre-vati. “Petreli, Yörükân Taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 244)
Yunanca petra: Taş. Petra, Kutsal Ahitte adı geçen ve eşsiz antik kalıntılarıyla ünlü Ürdün’deki tarihi yer. Petrevati: Türkmen yurdu. Taşlı yurt. Rumca-Lazca. Türkçe-Lazca.
PETRİDAN, Emirgan mahallesinin adı, Köprübaşı.
Petri-dan. Pedrik/ bedrik: Taranmış yün. Bulgarca bedrica, Ermenice patruyk, Orta Türkçe bistek. (EREN, 1999) Pedrikan> petridan: Taranmış yünler. (bk. –an eki) Meslekle ilgili ad. Belirsiz.
PETROZ/ Fıçıtaşı mahallesinin adı, İyidere.
“Petros, Bulgar çarı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 345)
Bet-roz. Kötü vadi. (bak. -oz eki) Belirsiz.
PETRİYET, Maden köyün mah. Artvin.
Petri, “bedri”den. Bedriyet: Bedriler. (bk. –et eki) Belirsiz.
PEYMANOZ (bk. HAMA)
PEZ mah. Demirkent köyü, Yusufeli.
“Pezze, Türkmenlerin Yomut kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 449) Türkçe.
PEZURGİ mah. Dikyamaç köyü, Arhavi.
Pez-urgi. Urgi, belki murgi”den. Pez yumağı. Belirsiz.
PİÇANKARA yaylası, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Piçan-kara. “Biçenlü, Bayad Türkmenleri ve Kara adlı çok Türk kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 152, 316)
Piçen, Dedekorkut hikâyelerinde adı geçen Oğuz beyi.
Uygurca piçan: Çayır. (NECİP, 1995) Kafkas Karaçay Türklerinde biçen: Kuru ot. (PRÖHLE, 1990) Kumanca biçen: Kuru ot. (GRÖNBECH) Kıpçakça biçen: Kuru ot. (TOPARLI, 2007)
Şavşat’ta biçenek: Yayladaki çayırlar. Piçankara: Kara çayır. Türkçe.
PİÇHET yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Piç-h-et: Farsça piç: Kıvrım, büklüm. (DEVELLİOĞLU, 1980) Piçhet: Kıvrımlar. Düz olmayan yerler. Piçhet mah. Demirciler köyü, Borçka. Türkçe.
PİÇUNA mah. Demirciler köyü, Borçka.
Piçine, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 449)
Piç-una. Farsça piç: Kıvrım, büklüm. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lazca pici: Ağız. Piçuna: Kıvrım yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
PİKALTI, Düzenli köyü, Borçka.
Pik: Bezelye. (DS) Pikaltı: Aşağıdaki bezelyelik. Kıpçakça bik: Kuvvetli, sıkı. (TOPARLI, 2007) Bik altı: Verimli yerin aşağısı. Belirsiz.
PİLAK/ PLAK mezrası, Dikyamaç köyü, Arhavi.
“Blak, Kuman Türk boyu.” (RASONYİ, 1993, s. 154) Yöre ağzında ve Osmanlıca el yazısında B/ P seslerinin değişimi çoktur. Pilak: Kuman/ Kıpçaklarla bağlantılı ad.
Pilakoğlu, Tozköy, Gölyayla ve Meşeköy’de ve Pilakusunoğlu, Yağcılar köyünde, İkizdere. (COŞKUN, 2005)
Pilakoğulları, soyadı yasasıyla beraber geneli “bak” veya “bakoğlu” soyadını almışlardır.
Bilakomoz, Yeniköy, İyidere.
Bilak-kom-oz: Kuman komları vadisi. (bk. –oz)
Pilaklar, Gürgencik köyü, Arhavi.
Pilakeler, Bakırköy mah. Artvin.
Pilak-el. Pilak yurdu, Kuman/ Kıpçak vatanı.
Pilakişti, Esenkıyı köyü, Hopa.
Plakişti> Pilaklı, Pilakoğulları.
Pilakorum/ Cevizlik köyünün adı, İkizdere.
“Blacorum, (burada “c” sesi “k” olarak okunur) Macaristan’da tarihteki Bulak boyunun lideri.” (RASONYİ, 2006, s. 94) Pilak-orum, Bılak’ın yeri, Plakın yeri. (bk. –orum eki)
Pilakorumoğlu İkizdere’de.
Pilakoz, Beşadet köyün eski adı, Güneysu.
Pilak-oz. Pilak vadisi. (bk. –oz eki)
Pilakoz camii, Asmalıırmak köyü, Güneysu.
Plakyani, Kayalar köyü, Borçka.
Plak-yan-i. Kumanlar. (bk. –yan eki) Türkçe.
PİLARGET/ Ulukent köyünün adı, Arhavi.
Pilar-get. Pilar, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 161)
“Bilar, Hazarlar ve Bulgarlar zamanında kurulan şehirlerden.” (BUDAYEV, 2009, s. 29)
Pilarget/ Bilarget: Pilarlılar. (bk. –et eki) Hazar’dan gelenler. Malkarlılar.
Pilar daği, Sarp köyü, Hopa. Türkçe.
PİLAV dağ, Gürdere köyü, İkizdere.
“Pilav (Palav) Türklerde doğumdan sonra ilk göze çarpan ve işitilen adlardan biridir.” (RASONYİ, 1993, s. 24) Pilav, Kuman/ Kıpçak adı.
Pilav dağı, Ilıca köyü, İkizdere.
Pilavtav, Topkaya köyü, Çayeli.
Pilav-tav. Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007)
Pilav dağı, Koçlu köyü civarı, Akçaabat.
Pilav tepe, Serindere köyü, Ardeşen.
Pilav tepe, Yayla mah. Ardeşen.
Pilav dağı, Bakırcılar köyü, Maçka.
Pilav/ Pilaf tepe, Kantarlı ile yayla arası, Hemşin.
Pilaf/ Pilav, Hazar mah. İyidere.
Adların dağ-tepe olması ilginçtir. Türkçe.
PİMBİLONA yaylası, Çamlıhemşin.
Lazca pimpili: Sakal. (BENLİ, 2004) Lazca.
PİNALAR yaylası, Taşgeçit köyü, Araklı.
“Farsça “pine”den> pina: Çarığa vurulan yama.” (ÇAĞBAYIR) Çok yol yürüme nedeniyle verilmiş ad olsa gerek. Türkçe.
PİNDOZ/ Değirmendere mahallesinin adı, Rize.
Helen dilinde pidakos: Pınar. (UMAR, 1993, s. 666)
Pind-oz. Ermenice pin: Yeni doğan kuzuları soğuktan korumak için yapılan basit barınak. Pindoz: Kuzu barınaklarının olduğu vadi. (bk. –oz eki) Ermenice-Türkçe. Helence.
PİNTİGİL mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Pinti, “cimri” anlamında olup Ermeniceden Türkçeye geçmiş kelimedir. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
PİPİLOĞLİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Pipili, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009, s. 449)
1842’de “pirpiroğlu” aynı köyde. Türkçe.
PİPLİKO, Ortaköy, Artvin.
Pipli-ko. (bk. –ka eki) DLT’te pipli: Sivri biber. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
PİRVAN mezrası, Eğridere köyü, Çaykara.
Pir-van: Pirler. (bk. –an eki) Pir: Tarikat kurucusu. Yaşlı. Deneyimli. “Pir, Pirler, Türkmenlerin değişik boylarına mensup cemaatler.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1888)
Piryanoğulları, Kovanlı köyü, Çarşıbaşı.
Pir-yan: Pirler. (bk. –yan eki) Türkçe.
PİRDAPİR mah. Uğurköy, Borçka.
Gürcüce pirdapir: Dosdoğru, “pir”den. Gürcüce.
PİRGİ (bk. BİRGİ)
PİRİKİ mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Piriki, Yörükân Taifesinden geniş bir cemaat.” (TÜRKAY, 628) Türkçe.
PİRTİKLER mezrası, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Pirtik: Parça. (ÇAĞBAYIR) Küçük yer. (mecaz) Türkçe.
PİRUMLER mahallesi, Subaşı köyü, Pazar.
“Bilge Kağan yazıtında purum: Bizans, Doğu Roma.” (SİMİÇ, s. 90) “Purum, Kül Teğin zamanında adı geçen halk.” (OMOROV, 2008, s. 57) Bu ifadeye göre “Purum”, Göktürklerin kullandığı sözcüktü. Uygurca pürüm: Ağaçtan yapılan yağ kutusu. (ÖZTUNCER, 2006) Pirimoğlu aynı köyde. Türkçe.
PİSHALA/ Arılı ve Gürsu köylerinin adı, Fındıklı.
Pis-hala. Kıpçakça (Kuman) bis: Terbiye. (CAFEROĞLU, 1931) Kumanca hala: Köy. Pishala: Olgun köy. Kafkas Kumuk Balkar Türklerinde piala: Küçük bardak. (NEMETH, 1990) Türkçe.
PİSTİ mah. Derinsu köyü, Pazar.
Pist-i. (bk. –i eki) Bışt, Kafkas kabilesi. (TAVKUL, 2007, s. 505) Aynı köyde 1842 nüfus kayıtlarında Pistoğlu vardı.
PİŞNAR mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
“Osmanlıda pişdar: Öncü kuvvet, önden giden, kılavuz.” (ÖGEL, 2000, c. VI, s. 107)
Piş-nar. Farsça piş: Ön taraf, ön. (DEVELLİOĞLU, 1980) Pişnar: Ön taraflar, önler. (bk. -nar eki) Pişnor: Çörek. Türkçe.
Pişnarhev mezrası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli. Pişnar-hev: Öndeki dere. Türkçe-Gürcüce.
PİT/ Tarakçılar köyünün adı, Yusufeli.
Eski Uygurca pit: Fırça. (CAFEROĞLU, 2011) Yüncülükle ilgili. Eski ve yeni adları uyumlu.
Pitoğ mah. Zeytincik köyü, Yusufeli
Pitoğ, “pitoğlu”ndan. Türkçe.
PİYALE mah. Sessizdere köyü, Pazar.
Farsça piyale: Şarap bardağı, kadeh. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bağcılıkla ilgili meslek lakabı. Türkçe.
POÇAH mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Poçah: Boncuk. (ÇAĞBAYIR) “İnci, boncuk diye ad vermek eski Türklerde daima mevcut bir kaide idi.” (GÖDE, K. 2000, Eratnalılar, TTK, s. 19) Bölgede eskiden atlara ve inekler boncuk takılması yaygın gelenekti. Türkçe.
POĞAR, PUĞAR, PUHAR, Pınar.
İkizdere’nin hemen her yerinde “soğuk poğar, beyaz poğar, kara puğar, ak poğar, kuri puğar, kör poğar, ak-su, kara-su, beyaz-su, kuru su, ağur su, soğuk-su” gibi yığınla pınar isimleri vardır. Yaygın addır. Türkçe.
POHVİ mah, Tepeyurt köyü, Arhavi.
Pohli, Türkmenlerin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 450) Belirsiz.
POKOÇOR mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Pok-o-çor. Orhun yazıtlarında bök: Köşe, bucak. (ORKUN, 1994, s. 789) Ermenice pokır, pokr: Küçük ve çor: Kuru. Kıpçakça bök: Orman (CAFEROĞLU, 1931) ve çor: Hastalık. Eski Türkçe çor: Kötü ruhlu cin. (ÇAĞBAYIR) Pokoçor: Cinli orman. Küçük kuru yer... Belirsiz.
Pokut yaylası, Çamlıhemşin.
Pokut> bokut: 1. Köşeler, bucaklar, kenarlar. 2. Ormanlar. (bk. –ut eki) Türkçe.
POLATHANE/ PULATHANE/ Akçaabat’ın adı.
Yunanca platani: Çınar ağacı. (AKSOY, 2003) Farsça pulad: Çelik. Puladhane: Çelikhane. Silah imal yeri. (mecaz) Yunanca. Türkçe.
POLİTA, Pazarcık mahallesinin adı, Akçaabat.
Poli-ta. Rumca poli: Şehir, büyük köy. Yunanca poli: Çok, fazla.
Polit-a. (bk. –a eki) Arapça bolud: Meşe palamudu. (ÇAĞBAYIR) Polito, Karay Türklerinde soy ad. (ALTINKAYNAK, 2006, s. 136)
“Bolia, Uygur başbuğu.” (KURAT, 1937, s. 58)
Polita/ Gürbulak köyünün adı, Trabzon.
Polita/ Çamoba köyünün adı, Trabzon. Rumca.
POLOSTOV mah. Esenyaka köyü, Yusufeli.
“Ruslar Kuman/ Kıpçak Türklerine Polovets derler.” (RASONYİ, 2006, s. 116) Türkçe.
PONTİK, Dutlu köyü, Şavşat.
Yunanca pontiki: Fare. Ermenice pontik: Öküzün ayağı ile yeri kazması. Yunanca. Ermenice.
PONTİLA/ Güzelce köyünün adı, Maçka.
“Pontila, Latinlerle ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 182)
Pont-il-a. (bk. –a eki) “Yunan dilinde “ss”, “nt”, “nd” sessizleri yoktur. İçinde bu sessizler bulunan sözcükler Yunan diline Anadolu’dan geçmişlerdir. Bu nedenle “Pontos/ Pontus” sözcüğü köken bakımından Yunanca değildir. (s. 22) Trabzon yörelerini de kapsayan Pontos devletinin Yunanistan’la en ufak bir ilgisi yokken, yazılı kaynakların çoğunun Yunanca olması yüzünden, kimi adların Yunan diliyle söylenişine göre yazılması nedeniyle Yunan sanılabilmiştir. Yazının önemi, ne gibi olaylara yol açtığını, gerçeklerin değiştirilmesindeki etkisi burada bütün açıklığıyla sergileniyor. Ayrıca “Rum” sözü, “Roma” sözcüğünün bozulmuşudur.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 20, 22)
“Türklerin Milattan çok önce Avrupa’da yaşadıklarını gösteren pek çok Türkçe coğrafi adlar tespit edilmiştir. Mesela eski Yunanlılar Karadeniz’e “Pont-Pontı” kelimesinin yerli Türklerden almışlardır. Türkçede “pontı” sözcüğü “duru, çorba, çorba yemek” anlamına gelen “bun” kökünden gelmektedir. Yine Kerçen körfezinde Pantikapea şehri ise Pontus’a giden yolun üzerinde bulunuyordu. Bu yüzden ona Pontus Kapısı adı verilmişti. Türkçe Pontikapa’den. (ZEKİYEV, 2007, s. 48)
Pont-il köy adının ikinci sözcüğün “il” olması, yazarı haklı çıkarır mahiyettedir.
Yunanca pont: Deniz. (AKSOY, 2003) Pontil: Deniz ili, denize bağlı il, yani Pontus’a bağlı yurt.
Maçka’da pontil: Ahırın tahta döşemesi. (EMİROĞLU) Yöresel. Yunanca-Türkçe.
POROSET mah. Başköy, Murgul.
Por-oset. Por-o. (bk. –a eki) “Por, Türkmenlerin Teke kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 450) Oset, Kafkas kavmi.
Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Por: Dere. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 77) Ermenice por: Karın. (KORTOŞYAN) Yine por: Cüzam. (GOSHGARİAN) Yunanca pori: Çorak toprak. (AKSOY, 2003) Poroset: Oset deresi. Türkçe.
PORTA/ Pırnallı köyünün adı, Artvin.
Yunanca porta: Kapı. (AKSOY, 2003) Bu yer, sahil kesiminde olsa “liman” anlamına gelirdi.
Çağatay Türklerinde borta: Beygir, kiracı hayvanı. (KUNOS) Türk dünyasında borta: Kurt. (bk. sakazino) Bölgede B/P ses değişimi yaygındır. Türkçe.
POSETmezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Ermenice pos: Çukur. (KORTOŞYAN) Pos-et: Çukurlar. (bk. –et eki) Türkçe ek almış Ermenice ad.
Poso mezrası, Kınalıçam köyü, Yusufeli.
Poso mezrası, Maden köyü, Artvin.
Posovat mezrası, Çamlıca köyü, Yusufeli.
Poso-v-at: Çukurlar. Ermenice-Türkçe.
Posyant mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Posyant: Çukurlar. (bk. –yan eki) Ermenice-Türkçe.
POTOMYA/ Güneysu ilçesinin adı, Rize.
“Potamia, Yunancaya yörenin antik kavimlerinden olan Pelasgların dilinden geçmiştir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 86) Rumca potam: Dere. Yaygın sözcük. Botam, botama, bedema, potoma gibi çeşitlemeleri vardır. Yunanca.
POTOCUR/ Dülgerli köyünün adı, Arhavi.
Poto-cur. “Potulu, 1453-1650’lı yıllarda Anadolu’daki cemaatlerden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1892) Eski Türkçe poto: Genç deve. (ÇAĞBAYIR) Ermenice çur: Su. “Çur-su kelimesi de değişikliğe uğrasa da Türk sözü olarak bilinmektedir.” (Karadeniz Dergi, Mehtiyev, sayı 10, s. 200)
Potoçur: Türkmen suyu. Türkçe-Ermenice.
POYRAZİ mah. Kesikköprü köyü, Pazar.
“Poyraz, Türkmenlerin Karakeçili kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 450) “Poyrazlu, Bayındır Türkmen boyunun Bozulus Türkmenleri kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1892) Türkçe.
PRASTİYOS/ Temelli köyünün adı, Maçka.
Yunanca perioteri: Güvercin. Yunanca.
PRENGAVUR mah. Varlık köyü, Artvin.
Preng-avur. Preng, “frenk”ten. Fren avlusu. (bk. AVUR) Türkçe.
PRİNCONA, Arılı köyü, Fındıklı.
Pirinçlik. Önceden sahil kesiminde tarımı yapılırdı.
PUÇGELLER, Gürsu köyü mezrası, Fındıklı.
Puç-g-el-ler. Farsça puç: Boş, faydasız. Puç: Kaba, çirkin. (ÇAĞBAYIR) Putgel: Yarasız yer. Belirsiz.
PUKSİ düzü ve mahallesi, Merkez mahalle, Ardeşen.
Arapça bükse: Kayrak taşı. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
PULAÇİ mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Pulaç, “bulaç”tan. “Bulaca, Beğdili Türkmenlerinin geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. ı s. 408)
“Bulaç, X. Yüzyıllarda Türkmen şehirlerin-den.” (SÜMER, 1999, s. 52)
Bulaç: Ayran yapmak için yoğurt çırpma aracı. (ÇAĞBAYIR) Bulaç’tan gelenler. Türkçe.
PULALİS / Meyvalı köyünün adı, Of.
Bilal”is. Lakap. Belirsiz.
PULUHOZ/ Dumankaya köyünün adlı, Rize.
Yörede P/B sesleri değişkendir.
Buluh-oz. “Buluklu, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 260)
Bulukoz: Yörükler vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
PUL’UN dibi, Pamukçular köyü yaylası, Yusufeli.
Türkmen boyuna mensup Pullu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 279)
Pul: Para. Lakap. Türkçe.
PUNDUĞU yaylası, Efeler köyü, Borçka.
Kral Davit döneminde punduki: Yol boylarına yapılan konaklama tesisi. (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 145) “Punuk’u. Arapça bunduk: Fındık.” (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
PUPOĞLİ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Pup, “bub”dan. Farsça bub: Yaygı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Meslekle bağlantılı lakap. Belirsiz.
PUPUTİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Purputoğlu’ya ilgilidir. Birkaç köyde vardır. İkizdere’nin Sivrikaya köyünde gitmişlerdir. Türkçe.
PURİM, bazı kaynaklarda Hemşin’in diğer bir adı. Genel kaynaklar bunu doğrulamaz.
Purim, Yahudilerde neşe ve eğlence bayramıdır. Hazar Türklerinin hatırası. Türkçe.
PURİŞİ, Derebaşı köyü, Pazar.
Pur-işi. Farsça pur: Oğul. (GUMİLEV, 2007, s. 208) Eski İran dilinde pur: Hisar. (UMAR, 1993, s. 683)
“Türkçe pür: Çam, ladin ağaçlarının ince yaprakları, DLT’te pürçek.” (GÜLENSOY, 2007) Belirsiz.
PÜRNEK/ PORNAK/ PÖRNEK/ PURNAK/
“Pürnek, Bayad ve Bayındır Türkmenlerinin yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1894) Pörnik, Konar-Göçer Yörükâni taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 137) “Pürnek Akkoyunlu devletini meydana getiren büyük aşiretlerden biri.” (GÜNDÜZ, 1997, s. 93)
Hemşin yöresi sahil kesimine “horom” der. Çayeli’nde purnik: Büyükdere’nin yukarılarında (Hemşin) oturanlara takılan ad. (KESİCİ, 1999, s. 68)
Pornak, dağı, Hemşin’de.
Pornak deresi, Aşağı Kavron yaylası civarı, Hemşin.
Pornak yaylası, Kale köyü, Hemşin.
Öküz pornağı, Kavron yaylası civarı, Çamlıhemşin.
Pörnek, Anzer, İkizdere.
Purnak/ Taştepe köyünün adı, Trabzon.
Purnak, Çamlıhemşin’de yer adı. (ALİ)
Pürnak, Cimil, İkizdere.
Purnak/ Taştepe köyünün adı, Araklı.
Purnegele, Maden köyü, Artvin.
Purneg-el-e. Türkçe.
PUŞULA yaylası, Çamlık köyü, İkizdere.
İkizdere’de puşi: Çam ağaçlarının bittiği yerde yere örtü gibi yayılan ve çok kısa boylu çam çeşidi.
Puşula’nın kökü puşi: Yeri örtü gibi kaplayan ve Farsça “örtü” anlamına gelen “puşe” den gelme kelime. Türkçe.
PUŞUR mah. Dağönü köyü, Of.
DLT’te buşur: Can sıkmak.
Puşur mah. Tozköy, İkizdere. Türkçe.
PUTKARATİ mah. Demirciler köyü, Borçka.
Put-kar-at-i. Farsça pud: Argaç ve “-kar” eki, “eden, edici.” (DEVELLİOĞLU, 1980)
Pudkarat: Dokumacılık edenler. (bk. -at eki) Türkçe.
PUTRA, Bahar mah. Ardeşen.
“Putraklu, 1500’lü yıllarda Çavundur Türkmenlerinin kolu olan Ali Fakihlü cemaatinin yerleşim yerlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 110) Belirsiz.
PUTULLU mah. Sayvan köyü, Trabzon.
Putul-lu. “Arapça butul: Boşluk, çukurluk.” (DEVELLİOĞLU, 1980) Bölgede P/B sesleri değişkendir. Butulu> putullu: Çukurlu. Türkçe.
RABAT/ Köprülü köyünün adı, Şavşat.
“Rabat, Türkmenlerin Sakar kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 453) “Rabat, Türkmen kabilelerinden.” (BEYOĞLU, 2000, s. 525)
Uygurca rabat: Mola verilen avlu. (NECİP)
Rabat mah. Bulanık köyü, Ardanuç.
Rabat mah. Dereiçi köyü, Şavşat. Türkçe.
RABİYEPE mah. Elmalık köyü, Pazar.
Rabiyeler. (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
RADOS/ Uzunköy köyünün adı, Rize.
Rados, Rodos’tan gelenlerle ilgili ad. Giritli, Azak, Midilli gibi. Yunanca rodo: Gül. (AKSOY, 2003) Türkçe. Yunanca.
RAHİN RAŞI mezrası, Yazlık köyü, Maçka.
“Rahimi, Kaşkay’ın Altıbölük kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 452)
Arapça rahin: Malını rehine koyan. Rahin raşı: Rehin sırt. (bk. raşi) Türkçe-Rumca.
RAKAN mah. Yazlık köyü, Maçka.
Tonya’da rakan: Yokuş. (KALYONCU, 2001, s. 113) Yöresel.
Rakani mah. Kireçlik köyü, Arhavi.
Lazca rakani: Tepe. Yöresel. Lazca.
RAMADANGİL mah. Yavuzköy, Şavşat.
Ramadan, değişik Türk boylarıyla bağlantılı oymak. (LEZİNA, 2009, s. 452) Türkçe.
RAŞİ mah. Acısu köyü, Akçaabat.
Tevrat’ta Raşi, önemli bir şahsiyet.
Rumca raşi: Dağ. Yunanca rahi: Arka, sırt.
Raşi mah. Selamet köyü, Güneysu. Rumca.
RAŞOT/ Karaağaç ve Çeşmeli köyleri adı, Çayeli.
Arapça raşid: 1. Doğru yola giden, hak dinini kabul etmiş olan. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Raşi-ot: Tepeler, sırtlar. (bk. –it eki) Türkçe ek almış Rumca ad.
RECEPGİL yaylası, Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Recepli, Avşar Türkmenleri kolu. (LEZİNA, 2009)
REFANLAR mah. Gülen köyü, Dernekpazarı.
Refan-lar. Farsça rahvan> rafan: Atın bir yürüyüş çeşidi. (ÇAĞBAYIR) Tonya’da rafan: Tırmık. (KALYONCU) Türkçe. Yöresel.
REİSİ mah. Darılı köyü, Pazar.
Reis, İnallu Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 450)
Reis: Yelken gemilerinin birinci kaptanları hakkında kullanılan bir tabirdi. (PAKALIN, c. III s. 24) Reis: Baş, bir birliğin, topluluğun başında bulunan kimse. (EYUBOĞLU, 1995)
REŞİTOĞLU mah. Beşağıl köyü, Artvin.
Reşitlü, Türkmen Taifesi. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1908) Türkçe.
REVAZİYET mah. Çağlayan köyü, Şavşat.
Revazi-y-et: Revaziler. (bk. -et eki) Farsça revazen: Pencereler. Belirsiz.
RİMANDOZ, Gülenköy, Çaykara.
Riman-doz. Farsça riman: Romalılar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Rimandoz: Romalılar vadisi. Türkçe
RİSAFA yaylası, Karaağaçlı köyü, Tonya.
Ri-safa. Belirsiz.
RİZE
Rize adına değişik araştırmacılar farklı anlamlar yüklemektedir. Helence riza: Dağın dibi, eteği, pirinç... Uygurca rize: Narin, zarif. (ÖZTUNCER, 2006) Gürcüce rdze: Süt. (UMAR, 2000, s. 142) Farsça rez: Bağ kütüğü, asma. (ÇAĞBAYIR)
Çay üretiminden önce Rize’den doğuya doğru, sahil boyunda pirinç tarımı yapılırdı. Pirinçle bağlantılı ad.
“Bu adın gerçekte Hellen ya da Laz kökenli olduğunu sanmıyorum.” (UMAR, 1993, s. 689) Helence.
RİZELİOĞLİ mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Rize’den gelip yerleşenin yeri. Türkçe.
ROMANDO mah. Yenicami köyü, Güneysu.
“Yunanca romana: Yaylacı kadın kervanı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 144)
Belki Romanya’dan. Bölgede Giritli, Macar, Arnavut, Musul, Boşnak gibi sülaleler çoktur. Belirsiz.
ROMANİZ mah. Oğulağaç köyü, Maçka.
Romanya ile bağlantılı olabilecek ad. Belirsiz.
ROMANOZ mah. Hamzabey ve Hayrat’ın adı, Rize.
Roman-oz. Roman vadisi. (bk. -oz eki) Romanya ile bağlantılı ad. Belirsiz.
ROKA/ RUKA/ Yıldız köyünün adı, Vakfıkebir.
Roka, İtalyanca “rocca”dan. Yörede roka: Mısır koçanı. Kendir dokumacılığında kullanılan bir gereç. Roka, bir sebze adı.
Kıpçakça/ Kumanca ırika: Irmak. (ARIKAN, 2006, s. 394) Arapça ruka: Yama. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yöresel.
ROŞİ/ Reşadiye köyünün adı, Rize.
Roşi, “raşi”den. Rumca raşi: Sırt, dağ. Rumca.
RUGAN mah. Değirmencik köyü, Araklı.
Farsça rugan: Ayakkabı, çanta vb. yapımında kullanılan bir cins deri. (ÇAĞBAYIR) Meslek adı. Türkçe.
SAATLI mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Saat-lı. “Saat, Avşar kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 455) “Saatlü, Barak Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009)
Saat köyü, Fındıklı.
Saat, Boyalı köyü, Yusufeli.
Saatçi dağı, Işıklı köyü, Ardeşen.
Saatol, Havuzlu köyü yaylası, Yusufeli.
Saat-ol. Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Saatol: Saatoğlu, Türkmenoğlu. Türkçe.
SABANET, Çırali köyü yaylası, Yusufeli.
Saban-et. “Saban, Kıpçak (Başkut) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 455, 349) Sabanet: Kıpçaklar. (bk. –et eki)
DLT’te saban: Çiftçilik takımları. Türkçe.
SABAVRİ mah. Karşıköy, Borçka.
Sab-avri. Sab sözünün çok anlamı vardır. Biri de “sınır, hudut”tur. (LESSİNG) Avri, “avlu”dan. (bk. avri) Sabavrı: sınırdaki avlu. Türkçe.
SABIK Obalar/ BALESTAL, Uzungöl civarı, Çaykara.
Obalar kelimesi Türkçedir. Arapça sabık: Önceden işlenmiş suç. Sabık obalar: Suçlu topluluk.
SABİRET tepesi, Maden köyü, Artvin.
Sabir-et: Sabirler (bk. –et eki), eski halklardan. Antik.
SABUHAS mezrası, Çıralı köyü, Maçka.
Sabuh-as. Arapça sabuh: Sabah sağılan süt. Sabah vakti içilen şarap. (DEVELLİOĞLU, 1980) Rumca ek almış Türkçe ad.
SABUR mah. Pırnallı köyü, Artvin.
Sabur, Sarıbağış Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 456) Türkçe.
SACVERET/ Boyalı köyünün adı, Yusufeli.
Sac-ver-et. “Saçlu, Küşne Türkmeni kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 456) Farsça ver: Sahip, malik. Saçveret: Türkmenlere sahip, Türkmenler. (bk. –et eki) Belirsiz.
SAÇİNGA dağı, Bereket köyü civarı, Ardanuç.
Saçin-ga. Saçi, eski Türk inancında dini törenlerde geçen bir kelime.” (ESİN, 1978, s. 7) Türkler kansız kurbana “saçu” “saçı” adını verirler. “Eski Türkçe saçı: Hediye.” (ATALAY, 1936, s. 59)
Çeşitli Türk lehçelerinde ve Moğolcada –ga eki geniş bir yer tutar. (bk. otunga) Saçinga, inançla ilgili ad. Türkçe.
SAÇUHO, Şalcı köyü, Şavşat.
Saçu-ho. “Türkler kansız kurbana “saçu” “saçı” adını verirler. Bunlar süt, kımız, yağ, buğday, darı, şarap, para vesaire saçı olarak kullanılır.” (Eröz, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, 1977, s. 294) “Eski Türkçe saçu: Bağışlamak, cömertlik yapmak.” (ATALAY, 1936, s. 59) Saçuha: Hediyeler. (bk. –ha eki)
Saçuko, Güneyce, İkizdere.
Saçu-ko. (bk. –ka eki) Türkçe.
SADİKE VAKE, Lekoban yaylası civarı, Borçka.
“Sadıklar ve Sadıklü, Yıva Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV s. 1922) Gürcüce vake: Düz alan. Sadiki vake: Sadik’in düzü. Türkçe-Gürcüce.
Sadiki mah. Suçatı köyü, Pazar. Türkçe.
SADRO mezrası, Zeytinlik köyü, Artvin.
Sadr-o. (bk. –a eki) “Sadr, Dodurga Türkmeni cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. ıv s. 1923)
Sadr: Oturulacak en iyi yer. Her şeyin ilerisi, başı. (ÇAĞBAYIR) Tuvaca sad: Bağ. (KUULAR, 2003) Belirsiz.
SAFARA, Kuruçam köyü, Akçaabat.
Safar-a. Safar, “sefer”den. “Sefer ile başlayan değişik Türkmen cemaatleri.” (HALAÇOĞLU, ıv) Belirsiz.
SAGALİKEV, Taşkıran köyü yaylası, Yusufeli.
“Araplar Kıpçak Türklerine “Sakalibe” derdi.” (ZEKİYEV, 2007, s. 63) Sözcük, yöre ağzında değişime uğramıştır. Belirsiz.
SAGARA/ Sakarya köyünün adı, Ardanuç.
Gürcüce sagareo: Yabancı, harici. (ARISOY, 2010) Yabancıların Türkler/ Kıpçaklar olduğu kuşkusuzdur.
Sagar-a. (bk. –a eki) Farsça sagar “kadeh, içki bardağı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Bağcılık ve şarapçılıkla ilgili ad. S-agara. (bak. agara) Gürcüce. Türkçe.
SAGRİET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Sagri-et. DLT’te sargı: Ham deri. Sargıet: Ham deriler. (bk. –et eki) Meslekle ilgili ad. Türkçe.
SAGUBAR yaylası, Bostancı köyü, Yusufeli.
Gürcüce sagubari: Su bendi. Gürcüce.
SAGULE, Tekkale köyü yaylası, Yusufeli.
Sagul-e. (bk. –e eki) “Sagıl, Türkmenlerin Salor kolundan.” (LEZİNA, 2009)
Sagul, Türkçe yer adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 179) Türkçe.
SAĞIRLI/ Hilal köyünün adı, Hemşin.
“Türkmen boyunda Sağırlar cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 284)
“Sağırlu/ Sağıroğlu 1691’de zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 64)
Sağırlı mah. Başdurak köyü, Arsin. Türkçe.
SAĞRIETİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Sağrı-et. Eski Türkçe sağrı: Bir dağın sırtı. (ÇAĞBAYIR) Sağrıet: Dağ sırtları. (bk. –et eki)
Sağriyet, Yanıklı köyü, Artvin.
Sağri-y-et: Dağ sırtları. Türkçe.
SAĞUL tepesi, Arsiyan deresi civarında, Şavşat.
“Sagul, Türkçe yer adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 179) Belirsiz.
SAHALİYA, Düzenli köyü, Borçka.
Sahal-ya. “Sahalar, Karakalpak kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 457)
Sahalı: Açık alanlı. (bk. –iya eki) Türkçe.
SAHANA, Şavşat yaylası.
Saha-na. Saha: Açık alan. Sahana: Açık alanlı yer. (bk. –na eki)
Sahan-a. Sahan gibi yer. Türkçe.
SAHANOY/ Köprüyanı köyünün adı, Maçka.
Sahan-oy. “Kıpçakça sağan: Sunak.” (ARIKAN, 2006, s. 396) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Sağanoy: Sunak vadisi. İnançla ilgili. Türkçe.
SAHAR mah. Rize.
Arapça sahar: Kayalar. (DEVELLİOĞLU, 1980)
SAHARA, Şavşat-Ardanuç arasında dağ.
Sahar-a. (bk. –a eki) Arapça sahar: Kayalar ve sahara: Kırlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SAHAT sırtı, Uzungöl civarı, Çaykara.
Arapça sahat: Meydanlar, açık yerler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SAHMARLAR mah. Kirazlı köyü, Şavşat.
Şahmar’dan. Farsça şahmar: Efsanevi yaratık ve yılanların şahı. (ÇAĞBAYIR) Gürcüce sahmari: Kullanışlı, faydalı. Gürcüce. Türkçe.
SAĞMAR mah. Beşağıl köyü, Artvin. Belirsiz.
SAHRE/ Ovacık köyünün adı, Ardanuç.
Arapça sahre: Kaya. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SAHREP mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Arapça sahr, sahre: Kaya. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gürcüce sahre: Anahtar, sopa. Sahrep: Kayalar. Sopalar. Türkçede “ep”, “çok” anlamı verir. (GÜLENSOY, 2007, s. 335) Türkçe.
SAHSEV, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Sah-sev. Arapça sah: Alanlar, meydanlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Ermenice sev: Kara. (renk) Belirsiz.
SAHUNDAR, Lekoban yaylası civarı, Borçka.
Sahun-dar. “Kıpçakça sağın: Geyik ve dar: Ev.” (AGAR, 1989, s. 965) Sağındar: Geyik evi. Bol geyik yeri. (mecaz) Belirisz.
SAHUT, Erenköy’de yer adı, Of.
Sah-ut. Kıpçakça sah: Uyanık, dikkatli. (TOPARLI, 2007) Lakap. Belirsiz.
SAKA, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Sakaların sınırı Karadeniz’e kadar uzanmıştır ve tarih içinde zaman zaman Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Ayrıca M.Ö. 400’de Trabzon’a yakın bir yerde yaşamaktadırlar.” (DEMİR, s. 17)
“Saka, Peçenek ve Salur boylarının yaygın kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1926) “Sakau, Kıpçak kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 458)
“Saka: Yeniçeri ocağının su ihtiyacını temin edenler.” (PAKALIN, c. III s. 96)
DLT’te saka: Dağ yamacı. Türkmence saka: Irmağın suyunun bölündüğü yer. (ÖLMEZ, 1995) Kazakça saka: Tecrübeli, çok görmüş, çok geçirmiş. (KENESBAYOĞLU)
Saka, Arsiyan dağının yamacı, Şavşat. (POLAT, s. 30)
Sakagil mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Sakalar, Erenköy, Of.
Sakadoni mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Sakadoni: Saka’nın yeri. (bk. –ona eki)
Sakazina, Güneyce, İkizdere.
Sakazino, Tozköy, İkizdere. Türkçe.
Moğolca zina: Kurt. (OKTAY, 2007, s. 55) Saka-zina: Saka kurdu.
Rumca cino: Martı. Lazca cino: Martı. (ERTEN, 2000) Yunanca glaros: Martı. (AKSOY, 2003) Martı ile İkizdere’nin ilişkisi mümkün değildir. Türkçe.
SAKAHAZAR/ SİHİZİR/ Kayadibi köyü adları, Şavşat.
Saka-hazar. “Çok araştırmacı Saka ile İskitleri aynı boy sayar.” (KIRZIOĞLU, 1972, s. 430)
Hazar, Museviliği kabul eden Türk boyu. (bk. hazar) İki boydan adını alan köy. (bk. sihizir) Türkçe.
SAKALLİ mah. Hürriyet mahallesi, Fındıklı.
“Sakallı, Türkmen boyları Yüreğir, Alayuntlu, Bayındır, Avşarların yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1926) Türkçe.
SAKANDOZ yaylası ve mah. Tozköy, İkizdere.
Sakan-doz. “Sakan, Sakaların diğer adı.” (KIRZIOĞLU, 1972, s. 438) “Sakanlar, Varsakların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1929) Sakan, Fars’ta nehir. (ORHAN, 2007, s. 48)
Sakandoz: Saka vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SAKARA yaylası, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Sakor-a, “sakar”dan. (bk. –a eki)
Sakar, Türkmenlerin Göklen kolun. (LEZİNA, 2009)
Arapça sakar: Cehennem, tamu ve sıkar: Tepeli doğanlar. Sakar: Elinden sürekli kazalar çıkan. Yunanca skari: Tekne. (AKSOY, 2003) Bulgar diyalektiğinde sakarcı: Sığır çobanı. (ACAROĞLU, 1999, s. 215)
Sakar, Geyikli beldesi, Şalpazarı. Türkçe.
SAKARSU, Şekersu köyü, Çaykara.
“XV. ve XVI. asırlarda Trabzon sancağında yaşayan zimmilerin (Hıristiyan) oturdukları iskân birimleri içerisinde Türk boy ve cemaat adlarından Sakarsuyu adı da kayıtlıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 345) Türkçe.
SAKILDI YAYLA tepesi, Çadır dağı, Artvin.
Sakıldı-yayla. Kıpçakça sakıl-: Soğuktan titremek. (TOPARLI, 2007) Soğuk yayla. Türkçe.
SAKİGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
Sakı, Türkmenlerin Ensari kolundan bir sülale. (ATANIYAZOV, 2005, s. 292) Türkçe.
SAKİRYAT mah. Tepeköy, Şavşat.
Sakir-yat. DLT’te sakır: Elbiseye bulaşan yapışkan şeyler. Sakıryat: Çamurlar. (bk. –at eki) Türkçe.
SAKLANA yaylası, Küplüce köyü, Yusufeli.
Kökü “saklan” olan sözcük. Türkçe.
SAKOĞUN ırmağı, Eskicami köyü, Güneysu.
Sak-oğun, “Sak oğlu”ndan.
Sak, Türklerin kadim dönemdeki ataları. (ZEKİYEV, 2007, s. 61) “Sak, İskitlerin diğer adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 49)
Eski Uygurca sak: Özenli, itinalı, dikkatli. (CAFEROĞLU, 2011) Ermenice sak: Kaz. (GOSHGARİAN) Çağatayca sakçı: Bekçi. (ERBAY, 2008) Moğolca sed: Nöbetçi. (LESSİNG, 2003) Kırgızca sak: Tetikte bulunan. (YUHADİN, 1994) Of’ta sak: Uyanık, tetikte. (TRUS, s. 186)
Saklıya: Kafkasyada taş ve ağaç dallarından yapılan basit ev. (GRİGORİANTZ, 1999, s. 222)
Saklı/ İshaklı köyünün adı, Vakfıkebir.
Saklı: İskitli. Türkmenli.
Sakoğlu, Akmescit köyü, Maçka.
Sakuçhe, Elmalı mah. Borçka.
Sak-uçhe. Lazca kuçhe: Ayak.
Sakut mezrası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Sak-ut: Saklar... Kafkas. Türkçe.
SAKONİYET yaylası, Yoncalı köyü, Şavşat.
Kökü “sako” olan sözcük. “Sakoo, Kıpçak kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 458) Sakoniyet: Kıpçak yerleri. (bk. -et) Gürcüce sakani: Hücre, koğuş. (Hapishane) Şavşat’ta sako: Palto. (POLAT, 2001)
“Sakei, Sakaların büyük dini bayramlarının adı.” (TARCAN,s. 332) Belirsiz.
SAKOYA mah. Arpalı köyü, Şavşat.
Sak-oy-a. (bk. –a eki) Sak, Türklerin kadim dönemdeki ataları. (ZEKİYEV, 2007, s. 61) “Sak, İskitlerin diğer adı.” (ABEŞİ, 2001, s. 49) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Sakoy: Türkmen vadisi…(bk. sakoğun) Türkçe.
SAKRAVAN, Maden köyü, Artvin.
Sakr-avan. Arapça sakr: Tepeli doğan. Ermenice avan: Kasaba. Sakravan: Doğan mıntıkası, kasabası. Türkçe-Ermenice.
SAKURA, Aslandere köyü yaylası, Fındıklı.
Sakur-a. (bk. –a eki) Sakur, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936, s. 23)
Çağatayca sakur: Gözü aç adam. (KUNOS, 1902, s. 165) Moğolca saguri: Oturma yeri, barınak. (LESSİNG, 2003)
Sakuri, Kemalpaşa, Hopa. Türkçe.
SAKUDELA, Yağcılar köyü, Yusufeli.
Sakud-el-a. (bk. –a eki) Kıpçakça sakıt: Saz. (TOPARLI, 2007) Sakıtet: Sazlar. Folklorik ad. Belirsiz.
SAKUSEL mah. Ortaköy, Artvin.
Saku-s-el, “s” kaynaştırma harfidir. “Sakuu, Karakalpakların Kongırat kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 458) Sakusel: Karakalpak yurdu. Türkçe.
SAL yayla, Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
“Sal, Hun boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 133) “Salcılar, 1453-1650’li yıllarında Anadolu’da yaygın cemaat ve Eymür boyunun geniş alana yayılan Sallu kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1935, 1936)
Azerice sal: Yassı büyük taş parçası, tabaka şeklinde olan. (ALTAYLI, 1994) Nahçıvan’da sal: Mezar üstüne konulan büyük taş. (GULİYEV) “Türkçe sal: Kaya, çatı, kıyı, etek”… (EYUBOĞLU, 1995) “Türkçe saltaş: Düzgün taş.” (GÜLENSOY, 2007) Ermenice sal: Örs. (KORTOŞYAN)
Saloğlu mah. Nurluca köyü, Hemşin.
Türkmen oğlu.
Sal kaş, Uğrak köyü, Pazar.
Sal-kaş. Çağatayca kaş: Tepe. (ERBAY, 2008, s. 336) Kıpçakça kaş: Dağ sırtı, tepebaşı. (TOPARLI, 2007) Karahanlı Türklerinde kaş: Yamaç. (ATA, 2004, s. 425) Eski Uygurca kaş: Tepe, yamaç. (CAFEROĞLU, 2011) Salkaş: Taşlı yamaç, taşlı tepe...
Salahpur, Zuğa yaylası civarı, Hemşin.
Sal-ahpur. Ermenice ağpur: Pınar. Salağpur: Kaya pınarı. Türkçe-Ermenice.
Salavan mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Sal-avan. Ermenice avan: Kasaba. Kayalı kasaba. Türkçe-Ermenice.
Salayra/ Gümüşlü köyünün adı, Akçaabat.
Sal-ayra. Kıpçakça ayrak: Dağ keçisi. Salayrak: Keçi kayası.
Salpet, Dereiçi köyü, Yusufeli.
Kıpçakça bet: Yamaç. (TOPAL, 2005, s. 356) Salbet: Kayalı yamaç.
Salepe, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Salepe: Yamaçlar, kayalar... (bk. –epe eki)
Salkot, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Sal-kot. “Kut” isminin “kod” biçiminde söylendiği kayıtlara geçmiştir. (DEMİR, s. 7)
Salkot: Kutlu kaya. İnançla ilgili ad.
Salvat, Borçka-Yusufeli arası Gül dağının doruğu.
Sal-val. Val, “vala”dan. Arapça vala: Yüksek. Salvala: Yüksekteki yamaç, kaya...
Salova, 1878 yılı salnamede Vakfıkebir köyü.
Sal-ova: Türkmen ovası. Taşlı ova.
Salovet, Kirazalan köyü yaylası, Yusufeli.
Sal-ovet. Ovetce, Türkmen boyunun Şıh kolundan. (LEZİNA, 2009) Salovet: Taşlık ova. Türkçe.
SALAHİT dağı, Artvin civarı.
Sala-it. “Salah, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) “Salahlar, Yıva Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1932) Salah-it: Türkmenler. (bk. –it eki) Türkçe.
SALAHGİL mah. Bereket köyü, Ardanuç.
Salah, Yomut Türkmeni. (LEZİNA, 2009) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Salahnoy mah. Yeşilyurt köyü, Maçka.
Salah-n-oy: Salah vadisi, Türkmen vadisi. Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
SALAMA yaylası, Çağlayan vadisi, Fındıklı.
Kıpçakça salama: Zift. (TOPARLI, 2007)
Salam-a. Salam, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936) Kafkas Karaçay Türklerinde salam: Saman. (PRÖHLE, 1990) Türkçe.
SALAMSONA, Darılı köyü, Pazar.
Salams-ona. Türkçe salam: Saman. (ÇAĞBAYIR) Salamona: Saman yeri. Türkçe-Lazca.
SALANDOZ/ Taşhane mahallesinin adı, İyidere.
Salan-doz. Salanlu, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009)
Salan: Otlak. (DS) Kıpçakça salan: Saman. (SAFRAN, 1989, s. 202) Salandoz: Salan vadisi, saman vadisi, Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SALANOY mah. Kapıköy, Maçka.
Salan-oy. Salanlu, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça salan: Saman. (SAFRAN, 1989, s. 202) Kıpçakça oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Salanoy: 1. Türkmen vadisi. 2. Saman vadisi. Türkçe.
SALAR mah. Kırantaş köyü, Maçka.
Salar, Oğuz boyu. (LEZİNA, 2009, s. 459)
Ermenice salor: Erik. (GOSHGARİAN) Farsça salar: Baş, kumandan, lider. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Salur, Salor, Salır, Saler adları, Salar adının çeşitlemelerindendir.
Salarha/ Salaha/ Kasarcılar köyünün adı, Rize.
Salar-ha: Salarlar. (bk. –ha eki) Trabzon ahkâm defterinde Salarha “salar” olara geçmektedir. (Trabzon Ahkâm 1, sf. 169, 1168/ 1755)
“Salah, Yıva Türkmenlerinin Dulkadırlı taifesinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1931)
Salaha, Salah-a. (bk. –a eki) Türkmen boyu.
Salaruha Atyanoz, 1878 salnamesinde Rize köyü.
Salarha İbtanoz. (bk. ibtanoz)
Salarha Kaçeran, 1878 salnamesinde Rize köyü.
Salarha Kanis, 1878 salnamesinde Rize köyü.
Kaçeran, Kanis, Sinkaz ilk adlardır.
Salarha Sinkaz, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü.
Salarha Ruspa, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü.
Salari/ Sarıtaş köyü adı, Akçaabat. Salar-i. (bk. -i eki)
Salarot, 1878 yılı salnamesinde Sürmene köyü.
Salar-ot: Salarlar. (bk. –et eki)
Salarot yaylası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Salarut/ Erikli köyünün adı, Araklı.
Salar-ut. Salarlar. (bk. –et eki) Türkçe.
SALAŞKOR mah. Bakırtepe köyü, Yusufeli.
Salaş-k-or. Kıpçakça salaş: Kulübe. (ARIKAN, 2006, s. 402) Kıpçakça ör: tepe. (ARIKAN, 2006, s. 386) Salaşkor: Tepedeki kulübe. Türkçe.
SALER yaylası, Cimil, İkizdere.
Saler> Salar, Oğuz Türklerinin bir kolu.
Çağatayca salor: Palan, semer. (GÜZELDİR) Ermenice salor: Erik. Yer çok düzdür ama zirveye yakındır, değil erik yabani meyve bile yetişmez.
Saleres yaylada yer adı, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Saler-es. (bk. –es eki)
Salerun Çoroşi, Kama köyü, İkizdere.
Çoruş, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 212)
Saleris/ Saleyis mezrası, Akyamaç köyü, Hemşin.
Saler-is. (bk. –is eki) Türkçe.
SALIÇOR mah. Maden köyü, Artvin.
Salı-çor. Salı, Türkmen cemaati. (LEZİNA, 2009, s. 459) Çor, Türk boyu. (RASONYİ, 1983, s. 14) İki Türk boyundan adını alan yer. Türkçe.
SALİKOR yaylası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Salik-or. “Salık, Karakalpak, Kırgız ve Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 459)
Arapça salik: Bir tarikata girmiş bulunan. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Salıkor: Salık yeri. (bk. –orum eki)
Saliked şelalesi, Balıkköy, Hopa.
Salik-ed: Salikler. (bk. -et eki)
Salikvan, Yüksekoba köyü yaylası, Yusufeli.
Salikvan: Salikler. (bk. –an eki)
Salikvan boğazı, Fındıklı. Türkçe.
SALİMODİ yaylası, Köknar köyü, Çaykara.
“Salim Döğer, Türkmen kolu.” (SÜMER, 1999, s. 430)
Arapça salim: Sağlam. (DEVELLİOĞLU, 1980) Odi, “ot”undan. Salimodi: Besleyici ot, iyi ot. Türkçe.
SALİNKÖY/ Armağan köyünün adı, Ardeşen.
“Salin, Kıpçak (Özbek-yüz) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 459, 349) Türkçe.
SALİNÇOR yaylası, Subaşı köyü, Pazar.
Salin-cor. “Salin, Kıpçak (Özbek-yüz) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 459, 349) “Çor, Türk boyu.” (RASONYİ, 1983, s. 14) “Çor, Peçenek boyu.” (SÜMER, 1999, s. 59) Kıpçakça çor: Dert, hastalık. (TOPARLI, 2007) Belirsiz.
SALİSKURİ, Düzköy, Borçka.
Salis-kur-i. (bk. –i eki) Arapça salis: Üçüncü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kumanca kur: Kemer, kuşak. (GRÖNBECH) Dokumacılıkla ilgili ad. Belirsiz.
SALMA yaylası, Yaylacılar köyü, Fındıklı.
“Çin kaynaklarına göre eski Uygurların Yenigün (Nevruz) şölenlerinde at üstünde oynanan “Salma Taslas Dansı”, “Horto Dansı”, “Oglak Tartis Dansı” ve hayvan kıyafetinde maskeli danslar…” (Makale, Nuraniye ve Erkin Ekrem, Hacettepe Üniversitesi, Tarih bölümü) Folklorik ad. Türkçe.
SALMANGAZ yaylası, Değirmencik köyü, Araklı.
Salman-gaz. “Salman, Türkmenlerin Mamalu kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 460) “Salmanlu, Karkın Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 135) Gaz, Qazar (Hazar) adının “gezmek” fillinin kökü olan “gaz”dan geldiğidir. (GOLDEN, s. 10)
Salmangaz, “salman gazi”den.
Salman Kaş dağı ve geçidi, Araklı.
Kıpçakça kaş: Dağ sırtı, tepe başı. (TOPARLI, 2007)
Salmanlı mah. Sertkaya köyü, Akçaabat. Türkçe.
SALTETRİ/ Sakalar köyünün adı, Artvin.
Sal-tetri. Gürcüce sitetre: Beyazlık. Salsitetri: Beyaz taş. (bk. sal) Türkçe-Gürcüce.
SAMADUT tepesi, Yanıklı köyü civarında, Şavşat.
Samad-ut. Arapça samed: Ulu, pek yüksek. Samedut: Pek yüksekler. (bk. –et eki) Türkçe.
SAMALEVİ, Düzenli köyü, Borçka.
Sam-alevi. Sam: Sıcak rüzgâr. Gürcüce sam: Üç. Samalevi: Rüzgârla oluşan ateş. Türkçe.
SAMANA mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Saman-a. (bk. –a eki) “Saman, Kıpçak boyu ve Samanlı Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 460)
“Samani emirliğini kuran Samanoğulları’dır.” (ERDEM, 200, s. 104)
DLT’te “Samanlıoğulları, İslamlıktan sonra İran’da devlet kurmuş olan bir hükümdar ailesi.”
“Azerice saman: Zenginlik, servet, mal mülk.” (ALTAYLI, 1994) Saman: Hayvan yemi. Türkçe.
SAMANDIRA mezrası, Güzelyayla köyü, Maçka.
Samandır-a. (bk. –a eki) Samandar, Hazar başkenti. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 71)
Saman-dır. Eski Türkçe: dir: Yem. (ÇAĞBAYIR) Saman yemi. Türkçe.
SAMARA tepesi, Akpınar köyü, Akçaabat.
Samar-a. (bk. –a eki) “Samar, Başkurtların Bürzan kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 460) “Samarlar, Kılcan Yörüklerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1946)
“Samar nehri ve civarı Peçenek yerleşim yerlerinden.” (KURAT, 1937, s. 39) Samar, Horasan civarında eski yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 130)
Eski Uygurca samar: Geçit. (CAFEROĞLU, 2011) Samartepe: Türkmen tepesi. Geçit veren tepe.
Samaril, Ğvandi yaylası, Çamlıhemşin.
Samar-il. Saman yeri...
Samar tepe, Ortaköy, Artvin. Türkçe.
SAMATİ, Denizgören köyü, İyidere.
Samat-i. (bk. –i eki) Samadlu, Barak boyunun Gencelü grubunun Ulu Yörük taifesinin cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1945)
Arapça samed: Ulu, pek yüksek. Türkçe.
SAMAYER/ SEMAYER/ Yalıboyu köyünün adı, Trabzon.
Sama-yer. “Sama, Dodurga boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1945) Sama, Kazak kabilesi. (LEZİNA, 2009)
Sema-yer. Sema: Gökyüzü. Semayer: Gökle yerin bileşimi. Yüksek yer. (mecaz)
Sema: Mevlevi ayini. Sema yer: Ayın yapılan yer. Yüksek yer. Türkmen yeri. Türkçe.
SAMCEL mah. Merkez, Şavşat.
Sam-cel. Sam kelimesi Türkçe “Tepe” veya “Yüksek” anlamındadır. (BROOK, 2005, s. 95)
Gürcüce sami: Üç. Cel, “el”den. Samcel: Tepe, yüksek yurt. Üç tepe.
Samceliyat, Altıparmak köyü yaylası, Yusufeli.
Samceli-yat: Yüksekler, tepeler. Üç tepeler. (bk. –at eki) Türkçe. Gürcüce-Türkçe.
SAMİSHARİ/ Üçırmaklar köyünün adı, Ardanuç.
Samis-hari. Gürcüce sami: Üç ve hari: Öküz. Hayvancılıkla ilgili ad. Gürcüce.
SAMİSKARE mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Samikari: Üç kapı. Gürcüce.
SAMİSTAL, Çamlıhemşin yaylalarından.
Diğer adı “Dörtyüz Tüten”dir. Büyük yayla olduğundan bu adı almıştır. Tüten, “hane” anlamında.
Sami-s-tal. Arapça sami: Yüksek, yüce. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça tal: Mera, otlak. (TOPARLI, 2007) Samistal: Yüksekteki otlak. Türkçe.
SAMRAVLO, Bıçakçılar köyü yaylası, Yusufeli.
Samr-avlo. Samır, Hazar ve Sabirler’den kalsa gerek. (TOGAN, 1981, s. 173)
Samır: Dağlarda ormanlarda yetişen bodur çayır. (GÜLENSOY, 2007) Avlu: Ağıl. (ÇAĞBAYIR) Samıravlo: Çayırdaki ağıl. Türkçe.
SAMRİ/ Ağaçseven köyünün adı, Of.
“Sözcüğün Yunanca ile ilgisi olmadığı tartışmasızdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 278) Umar, Samrı adını Luwi diline bağlar.” (UMAR, 1993, s. 702)
Samiri, Hz. Musa zamanında Yahudileri şirke sevk eden Yahudi.
Samri, Gölyayla köyü, İkizdere.
Samri/ Küçükköy’ün adı, Rize. Belirsiz.
SAMSE mah. Şehitlik köyü, Pazar.
Farsça samsa: İçine ceviz, fındık veya kestane ezmesi konan bir tür hamur tatlısı. (ÇAĞBAYIR) Samsa, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936)
Samse mah. Zafer mah. Pazar. Türkçe.
SAMİSHAR/ SAMUĞAR/ SAMSAR/ Irmaklar köyünün adı, Ardanuç.
Sams-har. Gürcüce sami: Üç ve hari: Öküz, boğa. Samihari: Üç boğa.
“Samagar: Abaka han çağında 'Küyin (Kara) Tatar' adlı Türk boyundandı. Bu oymak Anadolu'nun türlü yerlerine yerleşmiştir. Narman'da Samagar kalesi vardır. Çıldır Atabekleri'nin güçlü kalelerinden olan Samagar kalesini Uzun Hasan güçlükle alabildi.” (F. Kırzıoğlu, Kars Tarihi, 1953, s. 463)
Sam-sar. Sam kelimesi Türkçe “Tepe” veya “Yüksek” anlamındadır. (BROOK, 2005, s. 95) Kıpçak ve Kumanca sar: Doğan. (GRÖNBECH) Samsar: Doğan Tepesi. Gürcüce. Türkçe.
SAMSUN köyü, Çarşıbaşı, Trabzon.
“Luwi dilinde samsun: Kutlu ananın kenti.” (UMAR, 1993, s. 702)
“Romence, Sırpça samsun: Köpek. Yunanca samfonas: Köpek.” (KARAAĞAÇ, 2008) Antik.
SAMURUKSA/ İkisu köyünün adı, Yomra.
“Yunan kaynaklarında bu sözcüğün ne kökenine ve ne de anlamına ait hiç iz yoktur. Samuruksa, Avarlardan adını alan köy.” (KARAGÖZ, 2006, s. 374)
Samuruksa/ Yeşilyurt köyü adı, Trabzon. Kafkas.
SANADİRO meşesi, Şalcı köyü, Şavşat.
Gürcüce sanadiro: Av. Gürcüce
SANATİS mah. Alaca köyü, Borçka.
Sanat-is. (bk. –is eki) Arapça sanat: Ustalık, hüner. Rumca ek almış Türkçe ad.
SANAYA mah. Sındıran Köyü, Maçka.
Sana-ya. Orhun anıtlarında sana: Ormanlık bir dağ. (ORKUN, 1994, s. 917) Sanaya> sana-iya: Sana yer. Dağlık yer. (bk. –iya eki) Belirsiz.
SANCAK IRMAK, Yomra.
Sancak, Eski Türk boylarında savaş zamanı tuğ takılmış mızrağa verilen ad. Türkçe.
SANCER mah. Eskice köyü, İkizdere.
“Sancar/ Sancarlar/ Sancarlı Türkmen taifesi. (TÜRKAY, 1979) Sancarlu, Bayındır kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Sançerler, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Yerin asıl adı Kara Sençerler’dir. Türkçe.
SANDIRAS gölü, Veliköy civarı, Şavşat.
“Sandıraz, Yıva Türkmenlerinin geniş bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1947) Türkçe.
SANDIRMA mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Maçka’da sandırma: Köy evlerinde fazla eşyaların konulduğu yer. (DS) Yöresel.
SANEBET mah. Aydın köyü, Ardanuç.
Şanibe, Kafkas kabilesi. (TAVKUL, 2007, s. 503) Gürcüce sanelebeli: Yemeğe çeşni veren şeyler. (Tuz, salça, biber…) Belirsiz.
SANGÜLET mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
Sangul-et. Sangıl, Konrat Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 461) Sangılet: Türkler.
SANİA mah. Sındıran köyü, Maçka.
“Bizans kaynaklarına göre Sani, Sanis, Hun beyi adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 220) “Sanigler, Kafkas kavmi.” (BROSSET, 2003, s. 377) Sani, Sanik, Sanoklı şeklinde telaffuz edilen Sanokhlar, XII. Asra kadar (Kafkasya) yaşamıştır.
“Yunanca sözlüklerde böyle bir sözcüğe rastlanmaması, sözcüğün Hellen dilinde olmadığını gösterir ve bu sözcük eski Cann, Sann/ Zann kavimleriyle ilgili olduğu açıktır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 201)
Sanigil mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Sanisle mah. Karşıköy, Borçka.
San-isle. San, bölgenin antik kavmi. Islı, Kıpçak kabilesi. (KUZEYEV, 2005, s. 113)
Saniyavo, Evliya dağı civarı, Artvin.
Sani-yavo. Kıpçakça yavu: Kayıp. (AGAR, 1989, s. 1086) Saniyavu: Kayıp Saniler. Antik. Kafkas.
SANKA mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Sank-a. (bk. –a eki) “Sank, Macaristan’da, Küçük Kumanistan’da bir köyün adıdır, kişi adından meydana gelmiş ve soyad olarak zikri geçti ve Sank, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 236, 508) “Sank, Kıpçak adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 99)
Moğolca sang: Depo, ambar. (LESSİNG, 2003)
Sanga: Asma kilit. (DS) Yunanca luketo: Asma kilit. (AKSOY, 2003)
Sanga, Madenli beldesi, Çayeli. Yöresel. Türkçe.
SANLI yayla, Sivrikaya köyü, İkizdere.
Sanlu, Çepni Türkmeni. (LEZİNA, 2009, s. 461)
Sanlı: Ünlü. Türkçe.
SANO/ Topluca köyünün adı, Çamlıhemşin.
Eski Türk yazıtlarında sana: Ormanlık bir dağ. (ORKUN, 1994, s. 917)
Sann, Cann bölgenin antik kavimlerinden.
San-o. (bk. –a eki) Sanlu, Çepni boyu. (LEZİNA, 2009, s. 461) San, Horasan’da yerleşim yeri. (ORHAN, 2007, s. 90)
Sanolar, Maden köyü, Artvin.
Türkçe çoğul eki almış ad. Antik.
SANOĞLU mah. Harmanlı köyü, Arsin.
Sanlu, Çepni boyu. (LEZİNA, 2009, s. 461) Türkçe.
SANSANOZ mah. Yazlık köyü, Maçka.
San-san-oz. Parça parça vadi. Türkçe ek almış yöresel ad.
SANTİL mezrası, Yeşilyurt köyü, Maçka.
Sant-il: Sant yurdu. Sant-uz, Kür-Çoruh boylarında eski Kıpçak boy ve kişi adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 97)
Santalu, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936)
Kumuk Balkar Türklerinde sant: Acı, acılı. (NEMETH, 1990) Belirsiz.
SAPACIK yaylası, Şavşat.
Sapacık: Sapmak, yola uzak yer. Türkçe.
SAPANET mah. Bahçeli köyü, Yusufeli.
Sapan-et. “Sapancılar, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 462) Sapanet: Türkmenler. (bk. –et eki)
DLT’te saban: Çift ve çiftçi takımı, çiftçilik.
Sapanet mah. Yusufeli. Türkçe.
SAPO/ Ocak köyünün adı, Pazar.
Sapa, Türkmen kabilesi. (LEZİNA, 2009)
Sap-o. (bk. –a eki) DLT’te sap: Değirmende, sulamada ve gezekte sıra. Lazca sapu: Mezar. (ERTEN, 2000) Ermenice sapor: Testi. (GOSHGARİAN) Lazca.
SARABİ/ Küçükköy’ün adı, Ardeşen.
Sarabi, “şarap”tan. Şarab, Türkmen oymağı. (SÜMER, Oğuzlar, şema L. I) Bağcılıkla ilgili ad.
Sarabi mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen. Türkçe.
SARAÇGİL, Esenkaya köyü, Yusufeli.
Saraç-gil. “Saraç, Türkmen boyunun Kusuk ve Varsak kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 462) Türkçe.
SARALOĞLİ mah. Ortaalan köyü, Ardeşen.
“Saral, Kıpçak boy ismi.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 137) “Diğer Kuman/ Kıpçak boyları gibi Sarallar da bölgede Artvin, Rize ve Trabzon illerinde yaygın olarak yerleştirilmişlerdir.” (BİLGİN, 2002, s. 96) Moğolca saral: Kül rengi, esmer. (LESSİNG, 2003) Çuvaşça saral: Sararmak. (PAASONEN, 1950)
Saral, “Sarıali”den.
Saral mah. Kırantaş köyü, Maçka.
Saralet mezrası, Sabah tepesi civarı, Artvin.
Saral-et: Sarallar. (bk. –et eki)
Sarali, Zeytinlik mah. Ardeşen. Saral-i. Türkçe.
SARAHMETOĞLU mah. Armağan köyü, Ardeşen.
“Sarı Ahmet, Türkmenlerin Yıva, Bayat ve Avşarların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1951)
Arapça saramet: Kahramanlık, yiğitlik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SARANDAR mah. Taşgeçit köyü, Araklı.
Saran-dar. Saranlı ile başlayan Türkmen kabilesi. (LEZİNA, 2009, s. 462)
Arapça dar: Yer, mekân. (ÇAĞBAYIR) Sarandar: Türkmen yeri. Türkçe.
SARAOĞLU, Armağan köyü, Maçka.
Farsça sara: Saf, temiz. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
SARBİYELA geçidi, Pınarlı köyü, Şavşat.
Gürcüce sarbieli: Kır, çayır, otlak. Gürcüce.
SARENS mah. Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Sar-ens. “Bölgemize yerleşen Sar, Kuman boyu.” (BİLGİN, 2002, s. 96, 98)
Ermenice sar: Dağ. Farsça ser: Tepe. Gürcüce seri: Tepe. (ARISOY, 2010) Kuman Türklerinde sar: Doğan, şahin. (GRÖNBECH) Çağatayca sar: Atmaca. (ERBAY, 2008)
Saren: Sarlar, atmacalar, tepeler. (bk. –an eki)
Sarens mah. Bakırtepe köyü, Yusufeli. Belirsiz.
SARGONA/ Çamburnu köyünün adı, Sürmene.
Sargon-a. (bk. –a eki) Eski Uygurca sargan: Bir tür bitki. (CAFEROĞLU, 2011) Çağatay Türkçesinde sargan: Kuru. (ERBAY, 2008) Yunanca sargon: Bir tür kılıç balığı. Yunanca.
SARI, 1878 salnamesine Akçaabat nahiyesinin köyü.
“Sarı, Kıpçak boyu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 245) “Sarı, Kıpçak boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 464) “Sarı, Kuman/ Kıpçak kabilesi.” (RASONYİ, 2006, s. 102) “Sarılu/ Sarıoğlu, 1691’de zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 77)
Sarıokla suyu, Şavşat.
Sarıhev deresi, Boyal köyü, Yusufeli.
Sarı-hev: Sarı dere. Türkçe-Gürcüce.
Sarı mah. Sulak köyü, Fındıklı.
Sarooğli mah. Dernek köyü, Pazar.
Sarıoğlu ayni köyde. Türkçe.
SARIAHMETİ ZENİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
“Sarı Ahmet, Türkmenlerin Yıva, Bayat ve Avşarların bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1951)
SARIKEVL/ Sarıgöl köyünün adı, Yusufeli.
Sarı-kevl. DLT’te kevli: Irmak ağzı. Sarı kevli: Sarı ırmak ağzı.
Sarıkevla mah. Ilıca köyü, Şavşat. Türkçe.
SARMAKOL mah. Sivrikaya köyü, İkizdere.
Sarma-kol. Sarma: Hoşa gitme. Kıpçakça kol: Vadi. (TOPARLI, 2007) Sarmakol: Hoşa giden vadi. Türkçe.
SARMANLI mah. Ancer köyü, İkizdere.
Sarman-lı. “Sarman, Kazak boyu.” (İSMAİL, 2002, s. 154) Sarman, Türk boyu. (ZEKİYEV, 2007, s. 17) “Sarman, tarihi Türk kişi adı.” (ATALAY)
“Sarman. “Sar (sarı)” ve “man”, “Sarı halkı” anlamında.” (ATANİYAZOV, 2005, s 246) Türkçe.
SAROL, Sebzeciler köyü mezrası, Yusufeli.
Sar-ol. “Bölgemize yerleşen Sar, Kuman boyu.” (BİLGİN, 2002, s. 96)
Kumanca/ Kıpçakça sar: Doğan, şahin. (GRÖNBECH) Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Sarol: Saroğlu. Şavşat’ta sarol: Aşısız erik. (POLAT, 2001) Türkçe. Yöresel.
SARPİ/ Sarp köyünün adı, Hopa.
Sarp-i. (bk. –i eki) Kıpçakça sarp: 1. Kale. 2. Dik yamaç yer. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
SARP/ Kazimiye köyünün adı, Hopa.
1949’da muhtarlık olarak Sarp’tan ayrıldı.
SARPORUM, Şimşirli köyü, İkizdere.
Eski Uygurca sarp: Sarp, sert. (CAFEROĞLU, 2011) Sarp-orum: Sarp yer. (bk. –orum eki) Türkçe.
SARSANET mah. Levent köyü, Hemşin.
Sarsan-et. “Sarsanlar, Türkmenlerin Ata kolundan.” Sarsanet: Türkmenler. (bk. -et eki) Türkçe.
SARSOLET mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
Sar-sol-et. Kıpçakça sar: Doğan, şahin ve sol: Kuzey. (TOPARLI, 2007) Sarsolet: Kuzeydeki doğanlar. (bk. –et eki) Sarsolet, lakap. Belirsiz.
SARVANLI mah. Maçka.
Sarvan-lı, Türkçe –li yapım eki almış sözcük. Sarvan, Türkmen kabilelerinden olup, “deve yetiştiricisi” anlamındadır. (BEYOĞLU, 2000, s. 267)
Sarvan, 12. yy.’da Horasan şehri olup seyyah, “Dağlık bir bölgedir, Buranın sakinleri kibirli ve savaşçıdır…” der. (ORHAN, 2007, s. 89) Sarvanlı, “Sarvanlı olan, Sarvan’dan gelen.” Türkçe.
SARZEP/ Mutlugünköy’ün adı, Yusufeli.
Sar-zep. Kıpçak ve Kumanca sar: Doğan, şahin. (GRÖNBECH) Sarep> sarzep: Doğanlar. Gürcüce ve Türkçede “ep” eki, “çok” anlamı verir.” (GÜLENSOY, 2007, s. 335) Türkçe.
SASAĞİ/ SASAHİ, Gürsu köyü mezrası, Fındıklı.
Sasa-hi. “Sasalar, Yıva Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1987) Sasaha: Sasalar. (bk. –ha eki) Belirsiz.
SASPA, Gülen köyü, Çaykara.
Sas-pa. (bk. –a eki) Kuman/ Kıpçakça sas: Sis. (GRÖNBECH) Belirsiz.
SASTANET mah. Levent köyü, Hemşin.
Sastan-et. “Kıpçakça sastian: Bir çeşit deri.” (SAFRAN, 1989, s. 219) Sastianet> sastanet: Deriler, dericiler. Meslekle ilgili ad.
Sastan mah. Seslidere köyü, Çayeli. Türkçe.
SAT/ Saat köyünün adı, Fındıklı.
“Sat, Türklerden bir kavim adı.” (LEZİNA, 2009, s. 471) “Satı oğlu, Avşarların yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. v s. 1988) Akraba adı.
Ermenice sat: Çok. Tek başına yer adı olmaz.
Satğet mah. Tekkale köyü, Yusufeli.
Sat-ğet. Satlar, Türkmenler. (bk. –et eki)
Sat’un düzü, Subaşı köyü, Pazar. Türkçe.
SATAPLE yaylası, Çamlıhemşin.
Sat-aple. Sat, Türklerden bir kavim. (LEZİNA, 2009) Ermenice sat: Çok, bol. Farsça ab: Su.
Satablı> sataple: Türkmen suyu. Suyu bol yayla. Gürcüce tapli: Bal.
Satapliya/ Otluca köyünün adı, Şavşat.
Sat-ap-liya: Bol suya sahip yer. (bk. –iya eki) Ermenice-Türkçe.
SATARİ/ STARİ/ Kaleönü köyünün adı, Akçaabat.
Satar-i. (bk. –a eki) “Satar, Salur boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 1987)
Arapça sater: Kekik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Arkaik Hellence’de sitos: Buğday. (KARAGÖZ, 2006, s. 76) Yunanca sitari: Buğday. Rumca star: Buğday. Artvin’de satar: Odun indirilen susuz dere. (ÜNSAL, 1999, s. 204) Şavşat’ta satar: Dik yamaç. (POLAT, 2001, s. 162) Sıtar: Sığınılan yer, koruyucu. (ÇAĞBAYIR)
Starona yaylası, Karaçam beldesi, Çaykara.
Staro-na. Farsça sitare: Yıldız. Sitarona: Yıldız yer. (bk. –na eki) Yüksek yer. (mecaz)
Rumca star: Buğday. Buğday yeri. Yaylanın buğdayla ilgisi yoktur. Yöresel. Rumca. Türkçe.
SATAVE şenlik alanı, Dutlu köyü, Şavşat.
Gürcüce satave: Başlangıç, çıkış yeri ve sative: Samanlık, otluk. Gürcüce.
SATAVLİYET mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Sat-avli-yet. Sat’ın avluları. Sat, Türklerden bir kavim adı. (LEZİNA, 2009, s. 471) Satavlı, Satların mahallesi. Türkçe.
SATES mah. Pervane köyü, Araklı.
Sat-es. (bk. –os eki) Sat, Türklerden bir kabile. (LEZİNA, 2009, s. 471) Rumca ek almış Türkçe ad.
SATİBE yaylası, Taşkıran köyü, Yusufeli.
Gürcüce satibi: Ot biçme aleti. Gürcüce.
SATLEL kalesi, Köprüyaka köyü civarı, Şavşat.
Satl-el. Arapça satl: Kova. (DEVELLİOĞLU, 1980) Satlel: Kova yer. Konumuyla ilgili ad. Belirisz.
SAVALOZ/ Alipaşa köyünün adı, Rize.
Saval-oz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki) “Savalar, Osmanlı dönemi Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 663)
Savalas, Karşular mah. Tonya.
Kökü “saval” olan sözcük. Türkçe.
SAVAN/ Darılı köyünün adı, Of.
Savanlu, Kayı boyunun kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
“Savan, Kuzey Kafkasya’da Oğuzların bir köyü.” (KÜRENOV, 1997, s. 19)
Yunanca savano: Pamuk ipliğinden dokunmuş kalınca kilim. Kefen. (AKSOY, 2003) Ermenice savan: Çarşaf. (CÜMBÜŞYAN) Gürcüce savane: Sığınma. (ARISOY, 2010) Kıpçakça savan: Yabani. (TOPARLI, 2007)
Savandoz mevkii, Haçka yaylası civarı.
Savan-doz: Türkmen vadisi... (bk. –oz eki)
Savangil mah. Alanbaş köyü, Yusufeli.
Savanlı, Karaağaçlı köyünün yaylası, Tonya. Türkçe. Rumca.
SAVARKA/ Yavuz köyünün adı, Çarşıbaşı.
Savar-ka. (bk. –ka eki) “Savarlar, Hunların diğer adı.” (LEZİNA, 2009, s. 472) “Savar, Türk kökenli eski Kafkas halklarından.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 47)
Savar, Bulgar Türk şehri. (RASONYİ, 1993, s. 94) Savarka: Savar’dan gelenler. Türkçe. Kafkas.
Savriksa, Köyün diğer adı. Savri-ksa.
Kumanca savri: Deri. (GRÖNBECH) Belirsiz.
SAVERİKSA yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Saver-iksa. “Savarlar, II. Yüzyıldan itibaren Hunların diğer adı.” (LEZİNA, 2009, s. 472)
Arapça iksa: Sıkıntı verme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Savariksa: Sıkıntı veren Savarlar. Belirsiz.
SAVRİYET mah. Balcılı köyü, Yusufeli.
Savri-yet: Savriler. (bk. -et eki) Savri, Türkistan’da adı geçen tarihi şehir. (SÜMER, 1999, s. 71) Kumanca savri: Deri. (GRÖNBECH) Savriyet: Türkistan’dan gelenler. Deriler. (bk. –et eki) Meslek adı. Türkçe.
SAVURZURGİ mah. Düzköy, Borçka.
Savur-zurgi. Kıpçakça savur-: Ekin savurmak. (TOPARLI, 2007) Gürcüce zurgi: Arka, sırt. Savurzurgi: Ekin sırtı. Türkçe-Gürcüce.
SAYSAR tepesi: Küplüce köyü, Şavşat.
Say-sar. DLT’te say: Kara taşlık yer. Şalpazarı’nda say: Kaya. (KARACA, 2000) “Farsça “-sar” eki “yer” bildiren bileşik kelime yapar. (DEVELLİOĞLU, 1980, s. 1104) Saysar: Kara taşlı yer. Türkçe.
SAZALAN yaylası, Maçka.
Saz: İnce kamış. Sazalan: Sazlık alan. Türkçe.
SEBEKYÜZ/ Demirci köyünün adı, Çarşıbaşı.
Sebek-yüz. Sebek, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 473) Bazı Türk boylarında “yüz” kabile anlamına da gelir. Türkçe.
SEDAVA gölü, Arsiyan yaylası civarı, Şavşat.
Seda-va. (bk. –a eki) “Arapça şedy> şeda (seda): Meme.” (ÇAĞBAYIR)
Görünümünden adını alan göl. Belirsiz.
SEFEROĞLU mezrası, Çatak köyü, Maçka.
Sefer oğlanları, Türkmenlerin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 473) Seferli, Şahseven Türkmenlerinin bir taifesi. (KALAFAT, 2011, s. 181)
SEGEOĞULLARI mah. Kireçli köyü, Şavşat.
Yerel dillerde anlamı yoktur. Kıpçakça sega: Sunak. (ARIKAN, 2006, s. 396)
Seg-e. Moğolca seg: Dinlenme, rahatlama. (LESSİNG, 2003) Türkçe.
SEĞERGİL mah. Erenköy, Yusufeli.
Seğer-gil, “seher”den. Lakap. Türkçe.
SEHİL, Gülen köyü, Çaykara.
Arapça sehil: Sıcak yerler. (ÇAĞBAYIR) Yunanca notia, notos: Güney. (AKSOY, 2003) Sehil, “sevail”den. Türkçe.
SEKEL mah. Çifteköprü köyü, Köprübaşı.
Sekel, Macarlara iltihak etmiş Türk kabilesi. (RASONYİ, 2006, s. 72) Sekeller, On-Ok boyu. (NECEF, 2005, s. 79) Sekeller, Türk ve Macar karışımından oluşan boy. (ÖGEL, 1971, s. 229)
Sekel, Türkçe adlardan.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 173) Türkçe.
SEKER, Subaşı köyü, Pazar.
“Seker, Türkmen Ekradi.” (TÜRKAY, 1979) Türkçe.
SEKU, Dereiçi köyü mezrası, Yusufeli.
Sekü Türkmen cemaati. (SAKİN, 2006, s. 93) “Salur kolundan Sekü cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 163)
“Ortaasya’da Türkler sergi ve yaygı şeklin-deki ticari yerlere “sekü”, yani “seki” derlerdi.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 309)
Kırgızca seki: Dağ eteğinde küçük çıkıntı. (YUHADİN, 1994)
Yörede söki: Büyük olmayan, dar ve uzun arazı.
Sekiler, Atalar köyü, Şavşat.
Seki/ Söki, Gölyayla köyü, İkizdere.
Seku, Dereiçi köyü mezrası, Yusufeli. Türkçe.
Sekü, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
SELANT yaylası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Sel-ant. Seller. (bk. –an eki) Türkçe.
SELAZUR dağı, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Sela-zur> selauri: Selaoğlu. Türkçe-Lazca.
SELCOĞ aşidi, Kaçkar’da dağ geçidi, Hemşin.
Selcoğ, “selçuk”tan. Selçuk, Türkmen kolu. (LEZİNA, 2009) Aşit, Türkçedir. Türkçe.
SELÇUKLAR mah. Yenicami köyü, Güneysu.
Ünlü Türk boyu. Türkçe.
SELİ mah. Yanıkdağ köyü, Çayeli.
Kıpçakça seli: Temiz. (CAFEROĞLU, 1931) Seli, “selli”den. Türkçe.
SELİMOĞLİ mah. Çağlayan köyü, Fındıklı
“Selim, Selimler, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY)
Selimi mah. Sinanköy, Ardeşen.
Selimoğli mah. Gündoğan köyü, Ardeşen. Türkçe.
SEMENLİ/ FOŞA/ Çukurçayır köyü adı, Sürmene.
Semen-li. Farsça semen: Yasemin. Semenli: Yaseminli. Türkçe.
Foşa: Fındık çeşidi. Yöresel.
Semender, Dağıstan’da şehir. (EREL, 1961, s. 4)
SEMTETİ mah. Suçatı köyü, Pazar.
Semt-et. Arapça semt: Açıklık, taraf. (DEVEL-LİOĞLU) Semtet: Açıklıklar. Türkçe.
SENEVATİ deresi, Fırtına’nın kollarından, Ardeşen.
Arapça sena: Yaprakları ve meyvesi müshil olarak kullanılan bir bitki. Senavat: Müshil bitkisinin yurdu. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
SENİTLİ mah. Vamenli köyü, Tonya.
Kıpçakça sen: Vatan toprağı. (TOPARLI, 2007) Senit: Vatan Toprakları. (bk. -it eki) (bk. iksenit) Türkçe.
SENOZ vadisi, Çayeli.
Bu vadideki köylüler Hemşinli olarak bilinir.
Sen-oz. Kıpçakça sen: Vatan toprağı. (TOPARLI, 2007) Senoz: Yurt olan vadi. (bk. –oz eki)
Senozli mezra, Sulak köyü, Fındıklı.
Senoz’dan gelen, “-li” Türkçe ektir. Türkçe.
SEPE kışlası, Yanıklı köyü, Artvin.
Sepe: Tenha, ulaşılması zor olan yer. (DS) “Sapa”dan. Belirsiz.
SER, Ortaköy mah. Hemşin. Yüksekteki mahalle.
Ser ile başlayan Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009)
Farsça ser: Tepe, baş. Gürcüce seri: Tepe.
Ser ırmak, Kaptanpaşa, Çayeli. Tepeden gelen ırmak.
Ser gölü, Oylum beldesi, Sürmene. Yüksekteki göl.
Ser dağı, Yaylaköy civarı, Çamlıhemşin. Türkçe.
SERA/ Yıldızlı beldesinin adı, Akçaabat.
Sera, Hazar kağanının eşi. (DUNLOP, s. 171) Yunanca sera: Limonluk, sera. (AKSOY, 2003) Uygurca sera: Büyük dağ bölgesi. Kışlak. (GÜNDÜZ, 1995, s. 166)
Ser-a. (bk. –a eki) Farsça ser: Tepe, baş.
Sera horonu, adını bu beldeden aldığı bilinir. Türkçe.
SERANDENOZ/ Yemişlik köyünün adı, Rize.
Seranden-oz. Seranden, “serender”den. Serender: Ev yanında erzak deposu için ahşap yapı.
Seren-der. Seren, “serin”den. Dir: Gıda, yem. (ÇAĞBAYIR) Azerice dir: Ev eşyası. Seren-der, seren-dir: Serin yerdeki gıda, serin yerdeki yem... (ALTAYLI)
Serendenoz: Serenderlerin olduğu vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SERAT mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Ser-at: Farsça ser: Tepe. Serat: Tepeler. (bk. –at eki) Türkçe.
SERDA, Karadağ şenlik yeri, Düzköy, Trabzon.
Serda, “ser dağ”dan. Farsça ser: Tepe. Serdağ: Dağ tepesi. Türkçe.
SERDARİ mah. Armağan köyü, Ardeşen.
Serdar-i. (bk. –i eki) “Serdar, Türkmen kabilesi.” (LEZİNA, 2009, s. 475) Akraba adı. Türkçe.
SEREFOL mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Sere-fol. Uygurca sere: Civar, yöre. (GÜNDÜZ, 1995) Serefol: Çukur bölge.
Ser-e. Farsça ser: Tepe. Serefol: Tepedeki çukurluk. Türkçe-Rumca.
SERENLER, Demirkapı köyü, İkizdere.
Seren: Uzun ağaç, sırık. (DS) Türkçe.
SERGİ deresi, Oylum beldesi, Sürmene.
Türkçe sergi, “sermek”ten. (GÜLENSOY)
SERMENİ mah. Sümer köyü, Fındıklı.
Sermen-i. (bk. –i eki) “Türkçe sermen: Bez dokunurken dokumanın sarıldığı ağaç.” (GÜLENSOY)
Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
SERSA/ Kiremitli köyünün adı, Maçka.
Ser-sa. (bk. –a eki) Farsça ser: Tepe. Farsça sa: Bir çeşit benzetme edatı. Sersa: Tepeye benzer. Küçük tepe. (mecaz)
Sersa mah. Eğridere köyü, Çaykara.
Sersat mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Sersat: Tepeler. (bk. –et eki) Türkçe.
SERTBAY mah. Yeniyol köyü, Ardeşen.
Sert-bay. Bilge Kagan kitabesinde bay: Zengin, varlıklı. (SİMİÇ, 2005) Sertbay, lakap. Türkçe.
SESERA/ Günay köyünün adı, Maçka.
Se-ser-a. (bk. -a eki) Farsça se: Üç. Farsça ser: Tepe. Seser: Üç tepe.
“Sisara ve sisera Kıpçak dilinde yer almakta ama anlamları belirtilmemekte.” (ARIKAN, 2006, s. 412)
Uygurca sera: Büyük dağ bölgesi. Kışlak. (GÜNDÜZ, 1995, s. 166) Türkçe.
SETOZ/ Kıbledağı köyünün adı, Güneysu.
Set-oz. “Seta, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 476) Sataoz> setoz: Kıpçak vadisi.
Arapça set: Tümsek. (ÇAĞBAYIR) Setoz: Tümsek vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SEVAHİL yaylası, Yusufeli.
Selçuklular döneminde donanma komutanlarına “emirül sevahil” (sahillerin emiri” veya “reis-ül bahr” (denizlerin reisi) denirdi. Sevail, Selçuklu döneminde Sivas valisi Bahaddin beyin oğlu Savayil Menteşe bey.
Arapça sevahil/ sehil: Sıcak yerler ve sevahil: Deniz veya ırmak kenarları, sahil.
Of’ta sehil: Güney. Ardanuç ve Şavşat’ta savahil: Sıcak bölgeler. Hopa/ Hemşin’de sevayig: Sahile yakın. (ALTUNKAYA) Maçka’da sehil: Nispeten sıcak yer. (DURMUŞ) İkizdere’de sevail: Güney yer.
Sefail boğazı, Agara yaylası civarı, Arhavi. Güney boğaz.
Sevail mah. Arpalı köyü, Şavşat.
Sevail yaylası, Üçırmak köyü, Arhavi.
Sevail mah. Gürdere köyü, İkizdere. Türkçe.
SEVALAS/ SAVALAS, Karşular mahallesi, Tonya.
Arapça sevalis: Üçüncüler. Lakap. Türkçe.
SEVEHO/ Ormanseven köyünün adı, Sürmene.
“Yunan kaynaklarında bir Türk köyü olarak verilen Zeygexo yöre ağzında Seveho’ye dönüşmüştür. Seveho sözcüğünün Türkçe “sevmek” sözcüğünden geldiği kesindir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 308) Türkçe.
SEVİNÇ, Çat köyü, Hemşin.
“Kıpçakların Sevinç şehri ve Sevinç, Kıpçak prensi.” (BROSSET, 2003, s. 367, 388) Türkçe.
SEVLİ yayla, Çamlıhemşin.
Farsça serv> selvi> sevli: Kavak. Türkçe.
SEYDİOĞLİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Seydi, Bayındır Türkmenlerinin yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2027) Türkçe.
SEYMENLİ mah. Değirmencik köyü, Araklı.
Seymen: Kolcu, asker. (ÇAĞBAYIR)
Seymanler mah. Oylum beldesi, Sürmene. Türkçe.
SEYRANGAH tepesi, Ardanuç. (ÜNSAL, s. 203)
Seyran-gah. Farsça gah: Yer. Seyran yeri, çevrenin seyredildiği yer. Türkçe.
SIÇANOBA yaylası, Çaykara.
“Sıçanlı/ Sıçanoğlu Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 678) “Sıçan, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 58)
“Sıçan, Türk kökenli “Sincan” halkının adını aks ettirir.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 169)
“İlk Türk hayvan takviminde 12 yıllık süre içinde birinci yıl “sıçan yılı” idi. “Sıçan, Türk totem izi taşıyan ad.” (TYASB, ERÖZ, s. 51)
İkizdere’nin Ilıca köyünde de Sıçanoğlu bulunmaktadır. Bu akrabanın yaşlılarına göre Hemşin’de İkizdere’ye gelmişler. 80-90 sene önce akrabanın kişileri Rize’de buluşup görüşürlermiş.
DLT’te aplan: Sıçan cinsinden hayvan. Aynı köyde (Ilıca) Aplanoğun akraba lakabı bulunması dikkat çekicidir. Türkçe.
SIÇOĞ yaylası, Çamlıhemşin.
Sıç-oğ. Açılımı “sıçan oğlu”dur. Akrabadan adını alan yayla. Türkçe.
SIFAT/ Pirinçlik köyünün adı, Ardeşen.
Sıfat: Derelerin, ırmakların düz yerleri. (DS)
Sıf-at. Arapça sif: Hurma lifi. Sifat: Hurma lifleri. (bk. –et eki) Türkçe.
SIĞINTAŞ mah. Çatak köyü, Maçka.
Kıpçakça sığın: Geyik. (TOPARLI, 2007)
Sığıntaş: Geyik taşı. Türkçe.
SIKHA mah. Kızılcık köyü, Ardanuç.
Sık-ha. Sih, Abzah boyu. (KANBOLAT, 1989, s. 23) Farsça –ha eki “çoğul” anlamındadır. Sıhha: Abazalar. Kafkas.
SIKRIK/ Azaklıhoca köyünün adı, Rize.
Kuman Türklerinde sıkrık: Haberci. (GRÖNBECH) Kıpçakça sıkrık: Kurye, ulak. (TOPARLI, 2007) Gürcüce sikriki: Haberci.
“Kıpçak Türkleri özellikle XII. yüzyılda Gürcü tarihinde önemli roller almışlardır. Gürcü devleti, en parlak dönemini Deşti Kıpçak’tan Gürcistan’a gelen Kıpçaklar döneminde yaşamıştır.” (GÖKBEL, 2000, s. 56) Kıpçaklar için hayati önem taşıyan “sıkrık” sözcüğü bu sayede Gürcü diline geçmiştir. Codex Cumanicus Kuman Türklerinin sözlüğünde de “sıkrık” sözü aynı anlamda yer almaktadır.
Eski Türkçe sözler Gürcücede çoktur. Sikrik de bunlardan birisidir. Sıkrık, Türkçe ad.
SIRMANOS yaylası, Yazlık köyü, Maçka.
Sırman-os. Rumca ek almış ad. Belirsiz.
SİDERE/ Derecik köyünün adı, Arhavi.
1523 yılı kayıtlarında köyün adı “Sidre” olarak geçmektedir. (GÖKBİLGİN, T. Belleten, sayı 102, s. 325)
Arapça sidre: Arabistan kirazı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belki hurmanın bir türü. Türkçe.
Yunanca sidero: Demir. (AKSOY, 2003) Köyün hiçbir dönem demir madeniyle bağı olmamıştır.
Si-dere. “Si, Dokuz Oğuz boyundan biri.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 124)
Farsça si: Otuz. Kıpçakça sı: Alçak. Sidere: Oğuz deresi. Küçük dere. Otuz dere, mecazen çok ırmağın karıştığı dere. Günümüzün çaylık alanları eskinin ırmaklarını kurutmuştur.
Eski Türkçe sı: Budistlere mahsus manastır. (ÇAĞBAYIR) Sıdere: Manastır dere. Budizmin izleri yörede çoktur.
Sidere mah. Eski Armutluk köyü, Ardeşen.
Sidere, Tunca beldesi, Ardeşen. Türkçe.
SİDİKSA/ Çayırbağı köyünün adı, Düzköy, Trabzon.
Sidik-sa. (bk. –a eki) “Sıdık, Basız ve Cediger Türklerinin kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 477)
Pelasg dilinden Helenceye geçen syrigs: Dağ perisi, kaval. (KARAGÖZ, 2006, s. 85) DLT’te sidig: Kaftanın iki yanından birisi. Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe. Rumca.
SİDRA, 1878 yılı salnamesinde Arhavi köyü.
Sidra. Arapça sidre: Hünnap ağacı, Arabistan kirazı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SİFTER/ Tepeköy’ün adı, Yomra.
“Yunan kaynaklarında sifterin: Şahin kuşu. Bitki türü ile ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 375)
Lazca sifteri: Atmaca. (ERTEN, 2000) Rumca.
SİHİYA/ Yoncalı köyünün adı, Şavşat.
Sih-iya. “Sih, Abzah boyu.” (KANBOLAT, 1989, s. 23) Sihiya: Abzah yeri. (bk. –iya eki)
Sihi-ya. Arapça sıhhi: Sağlığa yarar, sağlıkla ilgili. (DEVELLİOĞLU, 1980) Sıhhiya> sihiya: Sağlıklı yer.
Sihiyat, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Kafkas. Türkçe.
SİHİZİR/ Kayadibi köyünün adı, Şavşat. (bk. Sakahazar)
Sihi-zir. Sih, Abzah boyu. (KANBOLAT, 1989, s. 23)
Arapça sıhhi: Sağlığa yarar, sağlıkla ilgili. (DEVELLİOĞLU, 1980) Farsça zir: Alt, aşağı. Sıhhizir: 1. Aşağıdaki Abzahlar. 2. Aşağıdaki sağlıklı yer. Türkçe. Kafkas.
SİLAN/ SİLYAN/ Çayırlı köyü adları, Kalkandere.
“Sılanlı, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 477)
“Silan, Sakalarla ilgili yer ismidir.” (DEMİR, s. 18) “Sılan, tarihi Türk kişi adlarından.” (HACI-ÖMERLİ, s. 123)
“Rize’nin güneyinde başlayıp yılan biçiminde doğuya doğru uzayan dağların ismi, Silan (Yılan) dağıdır.” (DEMİR, s. 18)
Maçka’da silyan: Gövdesinin alt kısmında dalları olmayan, ince uzun ağaç. (EMİROĞLU, 1989, s. 207) Tonya’da silyan: Dalı budağı olmayan, düzgün ağaç. (KALYONCU, 2001, s. 118) Akçaabat’ta silyan: Dalsız, ince-uzun ağaç. (GEDİKOĞLU)
Silyanlı mah. Güzelköy, Rize.
Silan/ Çayırlı köyünden gelip yerleşenlerin kurdukları mahalledir.
Silandoz mah. Çağrankaya, İkizdere.
Silandoz: Türkmen vadisi, uzun ağaçlar vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe. Yöresel.
SİLAVUT mah. Ortaköy, Artvin.
Sila-vut. Arapça sıla: 1. Bir araya gelme, birleşme, kavuşma. 2. Uzaktaki kimse için doğup büyüdüğü yer. (ÇAĞBAYIR) Sılavut: Kavuşanlar. (bk. –et eki) Türkçe.
SİLİGLER, Çat köyü, Hemşin.
Slı, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 480)
Sili hatun, Kıpçaklı olup İmeret/ Kutayis kralı I. Vakhtang ile evliydi. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 165)
Kuman Türklerinde sili: Temiz. (GRÖNBECH) Kıpçakça sili: Temiz, saf. Eski Uygurca silig: Temiz, pak. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te silig: Temiz, yakışıklı. Moğolca sili: Bayır, tümsek, tepe. (LESSİNG, 2003) Temiz.
SİLİVA, Yıldızeli köyü, Çayeli.
Eski Türkçe silva: Orman, çalılık. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 174)
Siliva mah. Gürgenli köyü, Çayeli. Türkçe.
SİMAĞONİ, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Simağ-oni. Arapça semah> simah: Düğün eğlencesi yapılan yer. (ÇAĞBAYIR) Simahoni: Eğlence yeri. (bk. –ona) Arapça simak: Balıklar. (ÇAĞBAYIR) Simahona: Düğün, balık yeri. Türkçe-Lazca.
SİMARLAR, Hanırmak yaylası civarı, Çaykara.
Arapça semer> simar: Meyveler, sebzeler. (ÇAĞBAYIR) Sımar: Sisli, kapalı ve sıkıntılı hava. (DS) Türkçe.
SİMENLİ, Şalpazarı köyü.
Simen-li. Arapça simen: Semizlik, semen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SİMİYENLİ mah. Maçka.
Simi-yenli. Simi, Yunanistan’da ada. Simiyenli, Simi’den gelen. Giritli, Moralı, Azaklı gibi. Gelinen yerle bağlantılı ad. Türkçe.
SİMLİ mah. Karaman köyü, Akçaabat.
Sim-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Eski Uygurca sim: Sınır, hudut. (CAFEROĞLU, 2011) Simli: İşaretli, hudutlu, sınırı belli. Türkçe.
SİMONA/ Tandırlı köyünün adı, Yomra.
Simon-a. (bk. –a eki) Simon, 12 havariden biri. Simeon, tarihi Kafkas Alban halkının patriklerinden biri. (MOSES, 2006, s. 268) Simeon, Bulgar hanı (s. 61) ve Simeon, Hazarlarla bağlantılı Yahudi kabilesi. (PİATİGORSKY, 1945, s. 46)
Simeon: Duyan Allah. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 174)
Simoniyet mah. Yanıklı köyü, Artvin.
Simon-iye. Simon’a sahip, Simon’u olan. (bk. –iya eki) Dini içerikli ad. Hazar hatırası. Türkçe.
SİNANLI, Trabzon salnamesinde Tirebolu köyü.
“Sinanlu; Eymür, Avşar, Beğdili ve Kıpçakların yaygın kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2039)
Sinani, Aktaş köyü, Pazar. Türkçe.
Singoz/ Tepebaşı ve Kömürcülr köyünün adları, Güneysu.
Sin-g-oz. “Sinlü, Anadolu’nun eski bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2040)
Eski Türkçe sın: Dağ yamacı. (GEYBULLA-YEV, s. 33) Kıpçakça sin: 1. Put. 2. Mezar. (TOPARLI, 2007)
Singöz: Yamaçlı vadi, Türkmen vadisi. Mezarlık vadisi. (bk. –oz eki)
Sinbaca, Akpınar mah. Köprübaşı, Trabzon.
Sin-baca: Görüntüsüyle ilgili ad.
Sinlice, Şalpazarı köyü.
Sinli-ce: Sinlülerin yeri. (bk. –ca eki)
Sinivez mah. Muradiye beldesi, Salarha.
Sin-ivez. Eski Türkçe ivez: Bir tür sivrisinek. Sınivez: Yamaçtaki sivrisinekler. Türkçe.
SİNAVET mah. İnanlı köyü, Yusufeli.
Sina-vet. Kıpçakça sına-: Denemek. Sınavet: Denenenler, tecrübe edilenler. (bk. -et eki) Türkçe.
SİNCAN/ Başdurak köyünün adı, Arsin.
Umar, “Sincan” adının kökenini ve anlamını saptayamadım der. (UMAR, 1993, s. 729)
“Sincan, Yıva Türkmenleri kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2039) “Sincan, Bey dili obalarından.” (SÜMER, 1999, s. 303)
DLT’te sınçgan: Mugaylan dikeni. Türkçede sinçan: Bir bitki. (ACAROĞLU, 1999, s. 227)
“Sincan, Kumanlara bağlı olabilecek bir ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 119)
Sincan tepesi, Yomra. Türkçe.
SİNDİYET, 1878’de Maçahel nahiyesi köyü.
Sindi-yet. “Sindler, Kafkas kavmi.” (Bİ, 2007, s. 324) “Sindı, Türk boyu.” (ZEKİYEV, 2007, s. 17)
Kıpçakça sindü: Makas, kırkı. (TOPARLI, 2007) Gürcüce sindi: Kızılcık.
Sindiyet: Sindiler.(bk. -et eki) Gürcü. Kafkas.
SİNDİZGOM ormanı, Ardanuç.
Sindiz-gom. Sindlerin komu. Kafkas.
SİNDUL, Şalcı köyü, Şavşat.
Sind-ul: Sindoğlu. (bk. –ul eki) Sindler, eski Kafkas kabilelerinden. (Bİ, 2007, s. 302) Kafkas.
SİNKOT/ Sümbüllü köyünün adı, Artvin.
Sink-ot: Sinkler. (bk. –ot eki) Sind, Kafkasların eski halklarından. (Bİ, 2007, s. 324) “Sink, Türkmenlerin bir kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 676)
Ahıska Türklerinde sinkot: Çanak-çömleğin pişirilmeyle ilgili ateş yakılan kuyu.
Sinkot/ Küplüce köyünün adı, Şavşat.
Sira Sinkot/ Çayağzı köyünün adı, Şavşat. Kafkas. Yöresel.
SİNOKO/ Yeşilköy’ün adı, Kalkandere.
Sinoko, “sinagog”tan. Hazar Türklerinin hatırası. Belirsiz.
SİPAHİ mah. Kavaklıdere mah. Ardeşen.
Osmanlıda atlı asker. Askeri sülale. Türkçe.
SİPİRLER mah. Yenicami köyü, Güneysu.
Farsça sipihr: Gökyüzü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yüksek yer. (mecaz) Türkçe.
SİPRİYET mah, Boyalı köyü, Yusufeli.
Gürcüce sibrtye: Düzlük. Gürcüce.
SİRAHOZ/ Çorapçılar köyünün adı, Rize.
Sirah-oz. “Sirak (Sarı-Ak), Kuman Türklerinin akrabası olan kavim.” (ZEKİYEV, 2007, s. 206) “Sirak, Ortaasya’da Türk halkları içinde bulunan halklardan.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 142)
Sirakoz: Sirak vadisi. Kuman vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SİRASİNKOT/ Çayağzı köyünün adı, Şavşat.
(bk. sinkot)
SİRDEN KADAN/ Kavak mahallesi, Çamlıhemşin.
Sirden kadan. Çok Türk ağzında sirdenn: Peynir küpü. (KTLS) Kadan, “kadi”nın çoğulu.
Sirden kadan: Süt mamulleriyle ilgili ad. Belirsiz.
SİRON deresi, Solaklı deresi kolu, Çaykara.
Siron, “siryon”dan. Siryon, Kutsal kitaplarda adı geçen Şeria’da dağ adı.
Siyonut, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Siyonut: Siyonlar. (bk. –it eki)
Siryonlar, Gölyayla köyü, İkizdere.
Hazarlar Türkleriyle bağlantılı olabilecek ad. Belirsiz.
SİRYA/ Zeytinlik, bucak merkezi, Artvin.
Çağatayca şirya: Av. (KUNOS, 1902, s. 178)
Sir-ya. Çağatay Türkçesinde siri: Kaynak, kuyu. (ERBAY, 2008) Siriya> sirya: Kuyu yer. Kıpçakça sır: Büyük baş hayvanlar, sığır. (TOPARLI, 2007) Sırya: Hayvancılık yeri. (bk. –iya eki) Türkçe.
SİSANO mah. Akköse köyü, Dernekpazarı.
Sis-ano. Yunanca ano: Yukarı. Sisano: Yukarıdaki sis. Türkçe-Yunanca.
SİSDAĞI/ DERNEK şenliği, Şalpazarı.
“Dernek, Sisdağı şenliklerinin diğer bir adı.” (GÜLAY, 1992, s. 259)
Dernek, “ternek”ten. DLT’te ternek: Ulusun işlerini konuşmak için toplandıkları yer. “Gagauz Türklerinde dernek: Toplantı, sohbet toplantısı.” (BASKAKOV, 1991, s. 73) “Maçka’da dernek: Mevsimlik kır şölenleri.” (EMİROĞLU)
Kıpçaklarda dernek: Kadınların bir araya gelerek türkü söylemeleri. (MALACILI, 2002, s. 40)
“Kadırga şenliğinin diğer adı “Otçu” şenliğidir. Şenliğe “dernek”, gidenlere “otçu” o haftaya da “otçular haftası” adı verilir.” (GÜLAY, 1992, s. 500)
“Moğolca otorçı: Çoban, otlatıcı.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 27) Türkçe.
SİSELAT mah. Boyalı köyü, Yusufeli.
Siselat: Sisli eller, sisli yurtlar. (bk. –at eki)
SİSİET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Sisi-et: Sisiler. (bk. –et eki) Sisi, Tiflis sancağına bağlı yerleşim birimi. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 296)
Eski Türkçe sisü: Meşelik. (ATALAY, 1936, s. 62) Moğolca sisi: mısır, darı. (LESSİNG, 2003)
Sisüet: Meşelik, mısırlık.
Sisi, Meşeköy, İkizdere. Türkçe.
SİSVET/ Atalar köyünün adı, Şavşat.
Sis-v-et: Sisler. (bk. –et eki) Türkçe.
Sisini, Başköy, Pazar.
Sis-ini: Sis yeri. (bk. –ona eki)
Sisgil mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Sis ailesi. Türkçe.
SİTEL KAYA, Şalcı köyü, Şavşat.
Yörede sitel: Kırmızı toprak. Yöresel.
SİTORİ/ Kayağantaş köyünün adı, Pazar.
İstor: Dokumacılık, dokuma tezgâhı. Helence
SİVANE/ SUVARNA/ Hüseyinhoca köyünün adları, Kalkandere.
Trabzon salnamesinde köyün adı Suvarna olarak geçmektedir.
Suvar-na. “Suvarlar, Hazar egemenli altında yaşamış halklardan.” (PİATİGORSKY, 1945, s. 138) Suvarna: Suvarların yeri. (bk. –na eki)
Sivan-e. (bk. –a eki) Sivan, Naymanların bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 479) Türkçe.
SİVCEK mah. Inanlı köyü, Yusufeli.
Sıvcık, Çepnilerin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Siv-cek. Farsça siv: Elma. Sivcek: Küçük elma. Türkçe.
SİVNARET mah. Maral köyü, Borçka.
Siv-nar-et. Farsça siv: Elma. Sivnaret: Elma ve narlar. (bk. –et eki) Belirsiz.
SİVRİOĞLU mah. Derebaşı köyü, Pazar.
Sivri, Türkmen Taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 679)
SİYAT/ SİYATİ/ Kahveciler mah. Ardeşen.
Arapça siyat: Kamçılar, kırbaçlar. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Si-yat: Siler. (bk. –at eki) Si, Dokuz Oğuz boyundan. (KAFESOĞLU, 1984, s. 124)
Eski Türkçe sı: Budistlere mahsus manastır. (Bölgede Budistlerle bağlantılı adlar vardır) Türkçe.
SİYONUT, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Siyon-ut: Siyonlar. (bk. –ut eki) Siyon, Küdüs’ün eski adı, Küdüs’te dağ. Hazar Türklerinin izi.
SKALİ mah. Coşandere köyü, Maçka.
Rumca skala: Merdiven, basamak. Yunanca sikali: Çavdar. (AKSOY, 2003) Kıpçakça skala: Kaya. (ARIKAN, 2006, s. 412) Rumca. Türkçe.
SKEFENİVAT/ Sivritepe köyünün adı, Pazar.
Skefeni-vat. Lazca skafindi: Tekne. Tekne vatanı. (bk. –vat eki) Meslekle ilgili ad. Lazca.
SKURUÇA deresi, Tunca beldesi, Ardeşen.
S-kuruça, “kuru dere”den. Türkçe.
SOCİ, Abusor yaylası, Çamlıhemşin.
Hemşin’de soci: Ardıç ağacı. Yöresel.
SOFİ/ SOFU mah. Suçatı köyü, Pazar.
“Sofular, bir Türkmen oymağının adıdır.” (ERÖZ, 1975, s. 136) “Sofular, 1700’lü yıllarda 500 çadırlı Türkmen oymağı.” (SÜMER, 1999, s. 434)
Sofigil mah. Bostancı köyü, Yusufeli. Türkçe.
SOĞUKPUNGAR dağı, Bereket yaylası, Artvin.
Soğuk-pungar. Pungar, “pınar”dan. Türkçe.
SOHA mah. Yeşilyurt köyü, Maçka.
Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde Şoha bir boy adı. (ADİLOĞLU, 2005, s. 211, 213)
So-ha. Eski Uygurca so: Zincir. (CAFEROĞLU, 2011) Soha: Zincirler. (bk. –ha eki) Belirsiz.
SOHTAŞ, Gürgencik köyü, Arhavi.
Soh-taş. Soğuk taş. Türkçe.
SOKAT mah. İncilli köyü, Ardanuç.
Sok-at. DLT’te sok: Açgözlü. Eski Uygurca sok: Hasetçi, Kıskanç. (CAFEROĞLU, 1968)
Sokat: Kıskaçlar. (bk. –at eki) Lakap. Türkçe.
SOKER, Havuzlu köyü mezrası, Yusufeli.
DLT’te sok er: Açgözlü adam. Lakap. Türkçe.
SOLAKLI, Of’un eski köylerinden. (UMUR, 1951)
Solak-lı. “İran’da önde gelen Türk boylarından Solaklu boyu.” (SÜMER, 1976, s. 160) “Solak, Kusun ve Varsak Türkmenlerinden.” (LEZİNA, 2009, s. 481)
“Solak, Osmanlı İmparatorluğu zamanında “Yeniçeri ocağının, padişahın gözeticiliğini yapan askeri sınıf” anlamında kullanılmıştır.” (KARADOĞAN, 2004, s. 54)
Solak: Sol elini kullanan. İnatçı.
Solaklı mah. Çayıroba köyü, Çaykara. Türkçe.
SOLAMEZRE mah. Ortaköy, Artvin.
Sola-mezre. “Sola, Türkmen sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 295) Sola mezra: Türkmen mezrası. Soldaki mezra. Türkçe.
SOLDOY/ Sevinç köyünün adı, Maçka.
“Soldoy, adını Suğdak’tan alıp, oradan kaçan Kumanlar veya Kara Tatarlarıyla ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, 154)
Kıpçakça sol: Kuzey, oy: Dere, vadi. (TOPARLI, 2007) Soloy> soldoy: Kuzeydeki vadi. Türkçe.
SOLİ, Meyvalı köyü, Fındıklı.
Sol-i. (bk. –i eki) Kıpçakça sol: Kuzey. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
SOLKARİ, Köprübaşı yaylası, Sürmene.
Sol-kar-i. (bk. –i eki) “Sol, Peçenek şahıs adlarından.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 171)
“Kıpçakça sol: Kuzey ve kar: Düz arazi. Kar.” (TOPARLI, 2007) Solkari: Kuzeydeki düz arazi. Kuzeydeki karlı yer. Türkçe.
SOLOBA yaylası, Kırantaş köyü, Maçka.
Sol oba. Kıpçakça sol: Kuzey. (TOPARLI, 2007) Soldaki oba. Türkçe.
SOLTİSHEV mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Soltis-hev. Gürcüce solti: Kamçi ve hev: Dere. Soltishev: Kamçı dere. Gürcüce.
SOLYANA/ Yaylacık köyünün adı, Ardanuç.
Sol-yan-a. (bk. –a eki) “Sol, Peçenek şahıs adlarından.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 171) “Sol Türkleri, İslam kaynakları bunların Dağıstan derbendi ve Borçalı ile ilgilerini belirtir.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 51)
Kıpçakça sol: Kuzey. (TOPARLI, 2007)
Solyan: 1. Sol taraf. 2. Peçenekler. 3. Sol Türkleri. (bk. –yan eki) Türkçe.
SOMARODU, Melikşah köyü, Tonya.
Somar-odu. Bölgede somar, bir ölçü birimidir. Yer adıyla uyuşmaz.
Somar, “sumar”dan. Yörede somar, geç büyüyen bitkiler için kullanılır. Odu, “otu”ndan. Somarodu
SONAT, Atalar köyü, Şavşat.
Sonat. Şavşat’ta sonat: Çıra. (DS) Yöresel.
SONNAL, Çukurköy kışlası, Şavşat.
Son-nal. Belirsiz.
SOPORO/ Düzenli köyünün adı, Şavşat.
So-por-o. Eski Uygur Türkçesinde so: Zincir. (CAFEROĞLU, 2011) Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Soporo: Zincir dere. Türkçe.
SORAH, SORUH, hemen her köyde yer adı, İkizdere.
Sorah, soruh: Ormanda suyu olmayan veya çok az olan boğaz, odun indirilen boğaz. Sırta veya omuzda taşınamayacak kadar ağır kütükler bu boğazlardan yuvarlandırılarak aşağıya indirilirdi.
Çağatayca soruk: Sırık. Ağaç. (GÜZELDİR) Yöresel.
SORAT, Atalar köyü, Şavşat.
Kıpçakça sorat: Darı. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
SORBİYET mah. Tekkale köyü, Yusufeli. Belirsiz.
SORİYA, Acısu köyü yaylası, Akçaabat.
Sor-iya. Sor: Dere. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172) Ermenice dzor: Vadi. (-iya eki Ermenicede yoktur) Sor: Çayır biçilirken toplanan ot bağları. (ÇAĞBAYIR) Soriya: Dereli yer.
Soret, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Sor-et: Sorlar. (bk. –et eki) Ot bağları. Dereler. Türkçe.
SORSEL/ Çavdarlı köyünün adı, Şavşat.
Sor-s-el. Sor: Dere. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 172) Dereli yurt. Türkçe.
SORSİ mezrası, Sevinç köyü, Maçka.
Sor-si. (bk. –i eki) Belirsiz.
SOSHOBAN/ Örücüler köyünün adı, Borçka.
Ermenice sos: Çınar ağacı. Gürcüce sors: Uzakta. Sorsoban: Uzak oba. Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka, “oba” ile bağlantılı sözcük. Uzak mahalle. Gürcüce.
SOSKOBA mah. Çavuşlu köyü, Borçka.
Sos-koba. Ermenice sos: Çınar ağacı. Gürcüce sors: Uzakta ve koba: Kenar, hudut. Sorskoba: Uzaktaki hudut. Gürcüce.
SOTİRA mah. Karaağaçlı köyü, Tonya.
Sotir-a. (bk. –a eki) Malkar Türklerinde sotur: Yara kabuğu. (TAVKUL, 2000) Pontusça olabilecek sözcük. Belirsiz.
SOVİL/ Dereiçi köyünün adı, Hopa.
Sov-il. Bazı Türk ağızlarında sov: Soğuk. Sovil: Soğuk yurt. Gürcüce ksovili: Kumaş.
Sovili mah. Kemalpaşa, Hopa. Türkçe.
STAMA/ İSTEMA/ Başar köyünün adları, Maçka.
Stema: Konaklama yeri anlamında olup antik dillerden kalma sözcük. (KARAGÖZ, 2006, s. 187)
Stam-a. (bk. –a eki) Farsça sitam: Süslü eyer ve at başlığı. (DEVELLİOĞLU, 1980)
“İstama, Türk ailelerden birinin adı ve Kuman Türklerinden.” (KARAGÖZ, 2006, s. 187)
Arapça istem: Zulüm, sitem. Antik. Türkçe.
STASİ mah. Derinsu köyü, Pazar.
S’tas-i, “tas”tan. Görünümüyle bağlantılı ad. Belirsiz.
SUAGARA / Soğanlı köyünün adı, Ardanuç.
Su-agara: Mezra suyu. (bk. Ağara)
SUBAŞGİL mah. Atalar köyü, Şavşat.
Subaşı: 1. Ordu başı. 2. Kentin güvenliğinden sorumlu amir. 3. Acemi ocaklarında küçük rütbeli subay. 4. Savaşta güvenliği, barışta vergi toplayan kimse. 5. Kumandan, zabıta memuru. Askeri lakap. Türkçe.
SUBUKETİ mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Subuk-eti. Subuh, Türkmen cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2054) Subuheti: Subuh halkı. Türkçe.
SUCUNA, Aslandere köyü mezrası, Fındıklı.
Sucu-na. Kıpçakça süçü: 1. Şarap. 2. Bağ. (TOPARLI, 2007) Sucuna: Şarap yeri, bağlık. (bk. –na eki)
Sucuna, Akdilek’in adı, Borçka. Türkçe.
SUDA yayla, Çamlık köyü, İkizdere.
Arapça suda: Rahatsız etme. Türkçe.
SUDÜŞEN, Çat köyü, Hemşin.
Sudüşen: Çağlayan. İkizdere’nin Meşeköy, Çifteköprü ve Kama köyleri ile Kalkandere’nin Çağlayan köyünde tespit edilmiştir. Türkçe.
SUGA/ Akyazı beldesinin adı, Trabzon.
“Attika lehçesinde dorkas, “karaca” anlamındadır. (KARAGÖZ, 2006, s. 51) Antik.
SUGURU/ SUKURU/ Demirciler köyü adı, Yomra.
“Yunan kaynaklarında böyle bir sözcük yoktur, Bizans kaynaklarında Soggour’un Hıristiyanlaşmış Tatarların adı olduğu bahsedilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 376)
Sugur-u. (bk. –a eki) “Sugur, Calair kolu.” (LEZİNA, 2009)
DLT’te sugur: Kelere benzer ada tavşanı. Kıpçakça sukur: Tek gözlü adam. (TOPARLI, 2007) Sukur: Tepeli doğanlar. (ÇAĞBAYIR) Çağatayca sukur: Suyu çekilmiş olan yer. Kuru. Turna. (KUNOS, 1902, s. 174)
Gürcüce sukura: Fener kulesi. Köy, güneyde olup denizle ilgisi yoktur. Türkçe.
SUHİZARİ mah. Seyitler köyü, Artvin.
Suhi-zari. Suh, Doğu Türkistan’da yerleşim yeri. (AYDIN, 1989) Farsça –zar eki, isimlere eklenip yer adı yapan son ek. (ÇAĞBAYIR) Gelinen yerle bağlantılı ad. Türkçe.
SUHULET/ Küçükköy’ün adı, Arhavi.
Arapça sühulet: Elverişli, kullanışlı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
SUKALAS mah. Köknar köyü, Çaykara.
Rumca çukalas: Aşçı. Yunanca mayiras: Aşçı. (AKSOY, 2003) Su-kalas. Belirsiz.
SUKURDİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Sukurdi, “su kurdu”ndan. İyi yüzen. Belirsiz.
SUKÜRÜNLERİ ormanı, Irmaklar köyü, Ardanuç.
Su-kürünleri. Eski Türkçe kürün: Su yalağı. (ÇAĞBAYIR) Artvin’de kürün: Ağaçtan su yalağı. (İLKER) Türkçe.
SULAĞAN, Demirköy mezrası, Yusufeli.
Sulağan: Sulak yer. (DS)
Sulağan, Narlık köyü mezrası, Yusufeli. Türkçe.
SULANİT mah. Demirciler köyü, Borçka.
Sulan-it. Eski Türkçe sulan: Sulu yer, sazlık. Sulanit: Sazlıklar. Türkçe.
SULHANOĞLU mah. Yağcılar köyü, Yusufeli.
Arapça sulhan: Barış yoluyla; uzlaşarak, anlaşarak. (ÇAĞBAYIR) “Sulhen”den.
Sulhan/ Sulğan harabeleri, Ardanuç. Türkçe.
SULE mah. Suçatı köyü, Pazar.
“Sülelü, Beğdili ve Kayı boyunun kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009) “Süleli, Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979) T
Orhun Yazıtlarında süle-: Ordu ile sefere çıkmak. (SİMİÇ, 2005) Türkçe.
Suleminta mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Sule-minda. Gürcüce mindori: Vadi, düzlük. Türkçe-Gürcüce.
Suleler mah. Başköy, Pazar. Türkçe.
SULET/ Dağdibi köyünün adı, Pazar.
“Tonyukuk kitabelerinde sület: Sefer ettirmek, ordu sevk ettirmek.” (DONUK, 1988, s. 103)
Sul-et. DLT’te sül: Taze ağaç. Sület: Ağaçlar, ağaçlık. (bk. –et eki) Türkçe.
SULİTAP, Dokuzoğul köyü, Artvin.
Suli-tap. “Ortaasya’da Türk kültür sözü olan suli: Yulaf.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 177) Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Türkçe tap: Tepe. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Sulitap: Yulaf düzü. Sulak düz. Türkçe.
SULİYA, Çambaşı, Çaykara.
“Sulu, 715–738 yıllarında Türk kağanlarından.” (KARA, s. 95) “Kazak destan kahramanlarından adına anıt dikilen Bayan Sulu.” (ERQALİVA, s. 114) “Süli, Akkoyunlular’dan olup Çermik askerinin kumandanı.” (SÜMER, 1999, s. 273) “Suli beğ, Dulkadıroğlu beyliğinde devlet adamı ve ordu komutanı.” (YÜCEL, 1991, s. 138)
“Türk kültür sözü olan suli: Yulaf.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 177) Suli-ya: Yulaflık. (bk. –iya eki)
Peçenek Türklerinde sulu: Kül rengi. Çağatayca sulu: Güzel, yakışıklı. (GÜZELDİR) Türkçe.
SULİYET mah. Çukurköy, Şavşat.
Suli-yet: Yulaflar. (bk. –et eki) “Türk kültür sözü olan suli: Yulaf.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 177) Türkçe.
SULOBAN/ Pınarlı köyünün adı, Şavşat.
“Sul, Türk boyu.” (TOGAN, 1981, s. 173) Suloba: Sul boyunun obası. (bk. oba)
Sul-oban. DLT’te sül: Taze ağaç.
Sul, “sulu”dan. Türk kültür sözü olan suli: Yulaf.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 177) Suluoban> suloba: Suyu bol yer. Ağaçlı oba. Yulaflı mıntıka. Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka, “oba” ile bağlantılı sözcük. Türkçe-Gürcüce.
SULTANGİL mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Sultanlar, Varsak Yörüklerinden. (BEŞİRLİ, 2008, s. 87) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Sultan: İktidar sahibi. (SERTOĞLU, 1986, s. 318) Soltan, Kuman şahıs adı. (RASONYİ, 2006, s. 510) Türkçe.
SULUGİL mezrası, Tekkale köyü, Yusufeli.
Sulu-gil. “Varsakların Sulu bölüğü.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2057) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
SUMAHA, Yazlık köyü yaylası, Maçka.
Sumah-a. (bk. –a eki) Sumah, yöreye özgü bitki. (bk. çamahluği) Yöresel.
SUMBATUR mah. Varlık köyü, Artvin.
Sum-batur. Lazca sum: Üç. Eski Türkçe batur: Yiğit. Üç kahraman. Lazca-Türkçe.
SUMCUMA/ Üçkardeş köyünü adı, Hopa.
Sum-cuma. Lazca sum: Üç ve cuma: Kardeş. Sumcuma: Üç kardeş. Lazca.
SUMLA/ Sümer köyünün adı, Fındıklı.
Sumla, “sumila”dan. Lazca sum: Üç. Türkçe il: Yer, yurt. Sumil: Üç yurt. Belirisz.
SUNÇİLER, Güneyce, İkizdere.
“Sünciler, Bayındır boyunun bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2073) Türkçe.
SUNGU deresi, Aşağıırmaklar köyü civarı, Şavşat
Eski Türkçe sungu: Tanrı adına veya tapınağa yapılan bağış. (ÇAĞBAYIR) (“sunmak”tan) İnançla ilgili ad. Türkçe.
SUNGURLER, Güneyce, İkizdere.
Sungur, Beğdili boyunun bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2057)
Sungur: Doğana benzeyen yırtıcı, avcı kuş. (KARADOĞAN, 2004, s. 54) Kıpçakça songur: Şahin, doğan. (SAFRAN, 1989, s. 215) ve sunkur: Karakuş. Türkçe.
SUNUS/ Sarıkaya köyünün adı, Of.
Kıpçakça sunus: Bir genişlik ölçüsü. (TOPARLI, 2007)
Sun-us. Sun, Kıpçak kabilesi. (KUZEYEV, s. 113)
DLT’te sunu: Çörek otu. Eski Türkçe sun: Dağ yamacı. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 37) Rumca ek almış Türkçe ad.
SURA, Taşkıran köyünün yaylası, Yusufeli.
Arapça sura: Güreşle ilgili. Türkçe.
SURBA, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Eski Anadolu Türkçesinde surba: Sürü. (ÇAĞBAYIR) Hayvancılıkla bağlantılı ad. Türkçe.
SUREVAN/ Dutlu köyünün adı, Şavşat.
Sur-evan. “Sur, bir Peçenek oymağının adıdır.” (BOZKURT, 1999, s. 366)
Sur: Kale, kale duvarı. Ermenice avan: Kasaba. Arapça avan: Yardım edenler, yardakçılar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belki, “sür revan”dan.
Suravan: Peçeneklerle ilgili. Kaleli kasaba. Türkçe. Türkçe-Ermenice.
SURGUL, Beydere köyü, Fındıklı.
Surgul: Dağın en yüksek tepesi. (DS) Türkçe.
SURMENAT/ Kuzayca köyünün adı, Pazar.
Surmenat: Surmenler, Sürmeneliler, Sürmene’den gelip yerleşenler. (Cimilit gibi) (bk. -at eki) Türkçe.
SURNAT mezrası, Bahçeli köyü, Yusufeli.
Surnak, Yıva Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, s. 2058)
Farsça surna: Zurna. Belirsiz.
SURYANİ, Uğurköy, Borçka.
Suryan, Başkurt oymaklarından. (RUDENKO, s. 68) Süryenler, Salur boyunun Bozkuş grubunun bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2077) Kale yanı. Türkçe.
SUSİKLER, Mutlu mah. Hemşin.
“Süsüklü, Türkmenlerin Cerit kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 488) DLT’te susık: Kova. Türkçe.
SUSUNA kayalar, Küplüce köyü, Şavşat.
Susun-a. (bk. –a eki) “Susun, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 685)
Kıpçakça susun: İçki. İçecek. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
SUTLİOĞLİ mah. Seslikale köyü, Ardeşen.
“Sütçüler, Yıva boyunun Karakoyunlu cemaatinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2077)
Sutloğli mah. Yayla mah. Ardeşen. Türkçe.
SUVAK mah. Narlık köyü, Yusufeli.
Suvak: Çeşme, pınar. (ÇAĞBAYIR) Özbekçe suvak: Su. (YUSUF, 1994) Türkçe.
SUVANAY, Efeler köyü, Borçka.
Suvan-ay. “Suvan, Türkmen boylarından.” (ATANİYAZOV, 2005, s 253) Kıpçakça oy: Vadi.
Suvan: Soğan. (DS) Suvanoy: Suğan vadisi. Belirsiz.
SUVANET mah. Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Suvanet, Kafkasya’nın eski halklarından biri. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 134) Kafkas.
SUVARMA mah. Muradiye beldesi, Salaha.
Suvar-ma. “Suvar, Sabirlerin diğer adı.” (TOGAN, 1981, s. 41) Arapça ma: Su. Suvar suyu.
Yörede suvarma: Islatma, sulama. Türkçe.
SUVET/ Seyitler köyünün adı, Artvin.
“Suvet, Hazar Türklerinde köy ismi.” (ÖNDER, 2007, s. 286) Gürcüce sveti: Sütun, kazık.
Suv-et. DLT’te ve Kıpçakça suv: Su. (ARIKAN, 2006, s. 420) Suvet: Sular. (bk. –et eki)
Suvet: 1. Bol sulu yer. 2. Kazıklar. 3. Hazar Türkleriyle bağlantılı ad. Gürcüce. Türkçe.
SÜFLA/ Gölcük köyünün adı, Arsin.
Arapça süfla: Aşağı, en alt. Türkçe.
SÜLES/ Koyunlu köyünün adı, Şavşat.
Sülelü, Beğdili Türkmeni. (HALAÇOĞLU, 2009)
Sül-es. (bk. –es) DLT’te sül: Taze ağaç.
Bölge Türkçe dışındaki diğerler dillerde “ö-ü” harfleri yoktur. Rumca ek almış Türkçe ad.
SÜLEYMENİ mah. Aktepe köyü, Pazar.
“Süleymanlı oymağı Türkmen Taifesinden. (SÜMER, 1999, s. 193)
“Süleymanlu/ 1691’de zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 71)
Sülimanoz mah. Fıçıtaşı’nın mahallesi, İyidere.
Süliman-oz: Süleyman vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
SÜMELA manastırı, Maçka.
“Sumela, Helen dilinde herhangi bir anlamı yoktur, Luwi dilinden gelir.” (UMAR, 2000, s. 129)
“Altay Türklerinde sümele: Öğüt verme.” (NASKALİ, s. 160) “Mağaralar içine mabetler yapma düşüncesi, Buda dinin geleneklerinden geliyordu.” (ÖGEL, 2000, c. III s. 68)
“Karadeniz kıyılarında görülen bütün Hıristiyan yapıları, tapınakları, Hıristiyan dinini benimsemiş yerlilerin elinden çıkmıştır.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 63)
Budist Türk boylarının Hıristiyanlığı benimsemesiyle, Sümela inşa edilmiştir. Türkçe.
SÜRMENE, Trabzon’un ilçesi.
Sürmene, Bizans çağında Sourmania adına sahip olup, Helen dilinde anlamı yoktur. (UMAR, 2000, s. 140) Sürmene, Pelasglara ait yer adı. (KARAGÖZ, 2006, s. 291) Antik.
SÜTLÜOĞLU mah. Yayla mah. Ardeşen.
Sütçü’den bozma sözcük. Karakoyunlulardan. HALAÇOĞLU, 2009, s. 2077) Sütçü, Hazar Türklerinin günümüze uzantıları olan Karaylarda soyadı. (ALTINKAYNAK, 2006, s. 137) Türkçe.
SÜVET mah. Seyyitler köyü, Artvin.
Çağatay Türkçesinde suvat: Pınar. (KUNOS, 1902, s. 174)
Süv-et. Kıpçakça suv: Su. (TOPARLI) Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinde suv: Su. (TAVKUL, 2000) Sulet: Sular. (bk. –et eki) Bölgede konuşulan diller arasında yalnızca Türkçede “Ö-Ü” sesleri vardır. Diğer dillerde bu sesler yoktur. Türkçe.
SÜYAMLİ mah. Uzuntarla köyü, Çaykara.
Süyam-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Kıpçakça süyem: Bir dikimlik iplik. (TOPARLI, 2007) Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
ŞAANLİ mahallesi, Tozköy köyü, İkizdere.
Şaanlı. “Şaan, Karluk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 489) Şahan, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkarlarda bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 211)
Şaganoğlu, Güzelce köyü, Maçka.
Kırgızca şaan: İhtişam. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
ŞABANOĞLU mah. Elmalık köyü, Pazar.
“Türkmen boyundan Şaban cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 304) Avşar ve Bayındır boylarının Şabanlu kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2078)
Şabanağagil mah. Kızılcık köyü, Ardanuç.
Şabanepe, Güney mah. Ardeşen.
Şabanepe> Şabanlı, Şabanlar. (bk. –epe eki)
Şabangil mah. Bakırtepe köyü, Yusufeli. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Şabangil mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Şabani mah, Armağan köyü, Ardeşen.
Şabanlı mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Şabanlı, Bahar mah. Hemşin. Türkçe.
ŞABET mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Şab-et: Şablar. (bk. –et eki) Şapli, Kafkasya’da Türkmen kabilesi. (EREL, 1961, s. 53) Şablu, Yüzdeciyan Türkmenlerinin kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2078)
Arapça şab: Genç, delikanlı. Kabile, oymak. (ÇAĞBAYIR) Osmanlıca’da “b-p” sesleri bazen yer değiştirir.Yahudilerde “şabbat yılı.” Kıpçakça şab-: At sürmek. Türkçe.
ŞABHU/ ŞAPHU yaylası, Çayırdüzü, Çamlıhemşin.
Şab-hu: Şablar, Türkmenlr... (bk. –ha eki) Türkçe.
ŞABURET mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Şabur-et: Şaburlar. (bk. –et eki) Şapur, Sasani hükümdarı. (BROSSET, s. 56)
Şapur, Şiraz’a yakın şehir. (MERÇİL, 1991, s. 12) Şapuret, Şapurlar, Şapurdan gelenler.
Antik. Türkçe.
ŞADİMANUN çayırı, Tulumpınar köyü, İkizdere.
“Şadımanlu, Bayındır boyunun Atçeken grubunun Turgud taifesinin geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2079)
Farsça şadüman: Şen, bahtiyar ve şadıman: Sevinçli. Türkçe.
ŞADUT/ Çıralı köyünün adı, Yusufeli.
Şad-ut. “Eski Türklerde “şad,” kendine bağlı ülüşler (ulus) olan ve hanla aynı kandan gelen prenslere verilirdi.” (GUMİLEV, 2007, s. 75) “Eski Türk Yazıtları’nda şad, en büyük unvanlardan olup hanedan mensupları tarafından taşınmıştır.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 37) “Şad, Hazar Türklerinde en önemli unvanlardan.” (GOLDEN, 2006, s. 117) “
“Şadut: Şadlar, namlılar, sanlılar.” (bk. –et eki)
Uygurca şatut: Dut ağacı. (NECİP, 1995)
Türkçe şat: Dağ, sıra dağ. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 86) Şadut: Dağlar, sıradağlar. Türkçe.
ŞAĞVALET mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Şağval-et: Şağvaller. Arapça şevval: Yılın onuncu ayı.
Şağ-valet> şah-velet: Şah oğlu. Belirsiz.
ŞAHANCI mah. Elmaalan köyü, Arsin.
Şağani, Osmanlı dönemi Çerkez taifesinden. (TÜRKAY, 1979, s. 150)
Farsça şahan: Şahlar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Osmanlıca şahan: Şahin. (ÇAĞBAYIR)
Şahangil mah. Saylıca köyü, Şavşat.
Şahanoğlu mevkii, Aşağıkoyunlu köyü, Şavşat. Kafkas. Türkçe.
ŞAHANDON mah. Yeşilalan köyü, Çaykara.
Şah-andon. Rumca –anton eki, “-lu” anlamını verir. Şahoğlu. Rumca ek almış Türkçe ad.
ŞAHAR mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Şahar, “şehir”den. Çevresine göre daha güzel ve gelişmiş yer. (mecaz) Türkçe.
ŞAHMARLAR mah. Kirazlı köyü, Şavşat.
Şahmar-lar. Azerice şahmar: Zehirli, iri yılan cinsi. (ALTAYLI, 1994) Şahmaran’dan. Türkçe.
ŞAHMELİ, Yeniköy mah. Hemşin.
“Şahmelik, Peçenek oymağı.” (LEZİNA, 2009)
“Bizans kaynaklarında “meli” sözcüğü, bir Türk beyinin adına bağlanır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 191)
Şah-meli. Lazca meli: Tilki. Helen dilinde melia: Dişbudak ağacı. (UMAR, 1993, s. 561) Dışbudak ağaçlarının şahı. Şahmelik, “melik şah”tan. Türkçe.
ŞAHNAGİL kışlası, Bakırtepe köyü, Yusufeli.
Şahna, Yörükân taifesinden. (TÜRKAY)
Moğollarda şahna: Vali. (OKTAY, 2007, s. 124) Türkçe.
ŞAHPAPARA, Alazlı köyü obası, Düzköy ilçesi.
Şah-papara. Papara: Ağaçtan yapılmış bir çeşit pulluk. Belirsiz.
ŞAHSEV, Bostancı köyü yaylası, Yusufeli.
Şahseven, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009) Belirsiz.
ŞAİNOĞLİ, Ilıca mah. Fındıklı.
Şain, “şahin”den. “Şahin cemaati, Eymür, Kayı, Dodurga, Alayuntlu, Yıva gibi Türkmen boyundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2088)
Şaini kaya, Köprüköy, Ardeşen. Türkçe.
ŞAKALİ ÇARİ, Sivrikale köyü, Pazar.
Şakal-i. (bk. –i eki) “Şakal, Türk boy adı.” (LEZİNA, 2009, s. 490) Lazca çari: Su. Türkçe-Lazca.
ŞAKARAP, İnanlı köyü, Yusufeli.
Şakar-ap. Şakar, “şeker”den. Farsça ab: Su. Şeker su, güzel su. Türkçe.
ŞALAKLI, 1878 yılı salnamesinde Tirebolu köyü.
Şalaklı Türkmen kolu. (SAKİN, 2006, s. 304) Türkçe.
ŞALIKGİL mah. Şalcı köyü, Şavşat.
Şalık-gil. “Şalık, Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 491) “Kıpçaklarda Şalı, Şalu adını taşıyan bir boy vardır.” (ATANİYAZOV, 2005, s 106)
“Şalık, Kıpçak Atabekleri’nden.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 96)
Moğolca şalig: Çapkın. (LESSİNG, 2003) Türkçe.
ŞALOME mah. Pervane köyü, Araklı.
Şalom-e. (bk. –e eki) İbranice şalom: Barış. Hazar Türklerinin izi.
Şalamon, Macar krallarından. (RASONYİ, 1993, s. 133) Türkçe.
ŞAM, ŞAMLI, ŞAMLIOĞLU,
“Timur, Şamlu Türk boyunu Horasan’a nakletmiştir.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 71) “Safevi devletinin dayandığı en başta gelen Türk boylarından biri olan Şamlu boyudur.” (SÜMER, 1999, s. 310) “Şamlu, Safeviler devrinde bu devleti meydana getiren en büyük boylar arasında sayılır.” (TKD, sayı 325, s. 301) “Akkoyunlu devletinin yıkılışıyla İran’da Şah İsmail etrafına topladığı Türk boyları içinde Şamlular da bulunmaktadır.” (111 numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrir defteri, Kanuni Dönemi)
“1714’te Anadolu’da sürgün edilmek istenenler içinde Şamlu da bulunmaktadır.” (REFİK, 1930, s. 151)
Şamligil mah. Tütünlü köyü, Ardanuç. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Şamla mah. Akkaya köyü, Ardeşen.
1842 kayıtlarında Şamlıoğlu aynı köyde.
Şamla mah. Ulukent köyü, Arhavi. Türkçe.
ŞAMŞAL ırmağı, Levent köyü, Hemşin.
Şam-şal. Şam şalı. Belirsiz.
ŞANA/ Çınarlı köyünün adı, Yomra.
Şana, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkarlarda bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 212) Karaçay Malkar kökenli sülaleler Türkiye’de ve bölgede çoktur. “Şana, Kazak Türklerinin Argın boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 491) “XVII. Asır başlarında Trabzon sahil kesimlerine sık sık Kazak akınlarına maruz kalması ve yapılan tahribat nedeniyle Of nüfusunda azalmaya sebebiyet vermişlerdir.” (TRUS, c.1 s. 154)
“Peçevi Tarihi’nde Şana, Yemen’de bir kaza.” (YILMAZ, s 316) Şana, Türkçe ad. (ATALAY)
Azerice şana: Yaba. (ALTAYLI, 1994) Kazak Türklerinde şana: Kızak. (ARSLAN, 1997, s. 258) Tuva
Türkçesinde şana: Kızak. (KUULAR, 2003) Türkçede şana: Demir dirgen. (ACAROĞLU, 1999, s. 234)
Maçka’da şana: İri taneleri olan fındık türü (EMİROĞLU) Yine Maçka’da şana: Hoşluk, keyif. (DURMUŞ) (“şahane”dan)
Lazca şana: Keyif, hoşa giden durum.
Türklerde kurt’a; börü, borta, börte, börcü, asena, aşena, şena, şana, sina, cina, cine, cino, çine, çene, zino, yaşkar, börteçine gibi adları verildi.
“Asena” dan şana. Şana, Türkçe “kurt” anlamındadır.” (ÖNDER, 2007, s. 289) Arap kaynaklarında da “şane: Kurt” anlamındadır. (GUMİLEV, 2007, s. 36)
“Merhum Ord. Prof. Besim Atalay “Şana” kelimesinin “kurt” anlamına geldiğini bildirir. Bu kelime Araplarda Şahne olmuştur ve Anadolu’da harman bekçilerine “Şahana” denmiştir. Yine Kafkas Türklerinden Hacı Murat’ın ilk ailesinin adı da “Şana” idi.” (GÖKTÜRK, 1974, s. 144)
Şana/ Çukur köyün adı, Yomra.
Şana mezrası, Kayaköy, Hopa.
Şana ırmağı, İslâhiye köyü, Güneysu.
Şana/ Kayaköy’ün adı, Hopa.
Şanaşitka yaylası, Çeşmeler köyü, Maçka.
Şana-şit: Şanalar, kurtlar… (bk. –ka eki) Türkçe.
ŞANDAN’UN mah. Çamlık köyü, İkizdere.
Şandaoğlu/ Şamdanoğlu aynı köyde.
“Türkler çukur ve nemli yere “şanda” derler.” (NUR, 1972, s. 29) Moğolca şanda: Küçük ve sığ pınar. (LESSİNG, 2003) Şanda Türk kadın adı. (ATALAY) Türkçe.
ŞANGAL, Şalcı köyü, Şavşat.
Şangal: Eğri, çarpık gövde. (ÇAĞBAYIR) Şangal, “şen kal”dan. Türkçe.
ŞANGUL/ Doğanay köyünün adı, Ardeşen.
Şan-gul> şan gül. Yer adına uyum sağlamaz.
Şan-g-ul. Çok Türk ağızlarında ul: Oğlu. (bk. -ul eki) Şangul: Şanoğlu.
Şangulepe mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Şanoğulları, (bk. –epe eki) Türkçe-Lazca.
ŞANİSOY yaylası, Ihlamurlu köyü, Fındıklı.
Şani-soy, “şanlı soy”dan. Belirsiz.
ŞANİYET, Maden köyü, Artvin.
Şani-yet. Şanlılar. (bk. –et eki) Türkçe.
ŞARABOĞLİ mah. Handağı köyü, Pazar.
Şarap, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 492)
Şarabul mah. Çukurköy, Şavşat.
Şarab-ul: Şaraboğlu. (bk. -ul eki) Türkçe.
ŞAREZE mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Şar-eze. Gürcüce şari: Şer ve“dze” -zade. Şardze, Kötülük yapan sülale. Gürcüce.
ŞARGİLE/ Aşıklar köyünün adı, Ardanuç.
“Tarihte Aras nehri yakınlarında Şarküli dağları.” (BROSSET, 2003, s. 269) Şargul, Türkçe yer adlarından. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 179)
Şar-gil. Şar, Türkmen boyu Avşarların bir cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 450) Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
ŞARİET mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Şari-et. Şari, Azerbaycan Türklerinden. (LEZİNA, 2009, s. 492) Şariet: Türkler. (bk. –et eki) Türkçe.
ŞARİĞELE deresi, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Şari-ğele. Gürcüce şari: Kötülük, şer ve ğele: Dere. Zarar veren dere. Şari “şer”den. Gürcüce.
ŞARİKAN deresi, Maden köyü, Artvin.
“Şarukan, Kıpçak hanı ve Kıpçakların kurduğu kasaba.” (AHİNCANOV, 2009, s. 89, 136) Türkçe.
ŞARLI/ Beşikdüzü’nün eski adı.
Şarlu, Göçer taifesinin bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009)
Şar, Hunlarda tanınmış kimse adlarından. (KAFESOĞLU, 1984, s. 69)
Şar-lı. Kıpçakça şar: Şehir. (ÖGEL, 2000, c. I, s. 241) Şarlı: Şehirli, gelişmiş yer. (mecaz)
Kırgızca şar: Çağlayan akıntı. (YUHADİN, 1994) Şarlı: Çağlayanlı.
Şarlı, Tonya yaylalarından. Türkçe.
ŞARO pungar, Boyalı köyü, Yusufeli.
Şar-o. Şar, akışkanların çıkardığı ses. (ÇAĞBAYIR) Şaropungar: Sesli pınar. Türkçe.
ŞAŞKENİ mah. Eskiarmutluk köyü, Ardeşen.
Şaş-ken-i. (bk. –i eki) Şaş, Taşkent’in eski adı. DLT’te ken: Kent. Şaş kent> Taşkent.
Taşkent’ten gelenlerin hatırası.
Şaşkeni mah. Tunca beldesi, Ardeşen. Türkçe.
ŞARTUL, İlçe civarında mevki adı, Şavşat.
Şavşat’ta şartul: Kavşak. (POLAT s 25) Yöresel.
ŞATIR, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Şatırlar, “iş bilir, haysiyetli insanlar” anlamında olup, Türkmen kabilesidir.” (BEYOĞLU, 2000, s. 245) “Şatırlı, Avşarların Danişmendlü Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2107) “Şatır, Pontus döneminde Sinop’un Türkmen beyi.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 34)
“Şatır: Osmanlı döneminde, alay ve törenler sırasında padişahın yanında, solakların önünde yürüyen kapıkulu askerleri.”
Azerice şatir: Şen, şuh, neşeli. (ALTAYLI, 1994) Karay Türklerinde şatır: Şen, neşeli. (GÖKÇE, 2000, s. 138)
Şatırgil mah. Bereket köyü, Ardanuç. Kıpçaklar “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Şatırlar mah. Veliköy, Şavşat. Türkçe.
ŞATO, Sivrikaya köyü, İkizdere.
“Şato Türklerinin, çok savaşçı ve güçlü Türk kavimlerinden biri olduğu bilinmektedir.” (ÖGEL, 2000, c. I, s. 106)
“Kafkasya’da şato: Aşut.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 265) Türkçe.
ŞATOĞUN sırtı, Kirazlı köyü, İkizdere.
Şat-oğun, “şat oğlun”ndan. DLT’te şat: Cesaret, cüret. Şatoğun, “şatoğlu”ndan. Türkçe.
ŞATROZ/ Gölgeli köyünün adı, Rize.
Şatr-oz. Arapça şatr: Bir şeyin yarısı. (ÇAĞBAYIR) Şatroz: Küçük vadi.
“Şatır-oz”dan. Şatırların vadisi. Türkçe.
ŞAVKET/ Karaköy köyünün adı, Şavşat.
“Şavaket, Şaş’a bağlı şehir.” (AYDIN, 1989, s. 109) Şavaket’ten gelenlerin kurdukları köy. Türkçe. ŞAVLET mah. Avcılar köyü, Ardanu.
Şav-l-et. “Şav, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 489) Şavlet: Şavlar, Abazalar. (bk. –et eki) Türkçe.
ŞAVLİYET, Düzenli köyü, Borçka.
Şavli-yet. Kıpçakça şavlı: Ünlü, şanlı. (TOPARLI, 2007) Şavliyet: Şanlılar. (bk. –et eki) Türkçe.
ŞAVOLE, Şalcı köyü, Şavşat.
Şavolet, Kıpçak (Bagış) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 493, 349) Türkçe.
ŞAVŞAT, Artvin ilçesi.
Umar, “Şavşat” adının anlamını ve kökenini saptayamadım” der. (UMAR, 1993, s. 757)
“Dede Korkut’ta savgat: Armağan, mükâfat.” (KARAALİOĞLU, 1985, s. 258)
Şav-şat. Eski yazılışlarda şava-şat. Kafkas Kumuk Balkar Türklerinde şava: Memleket, vatan ve aynı dilde şat: Şen, neşeli. (NEMETH, s. 47)
“Şav, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 489) Şavaşat> şavşat: Şavlılar, Abazalılar. (bk. –at eki)
Gürcüce savi: Siyah. Arapça şat: Büyük ırmak. (ÇAĞBAYIR) Şavişat: Kara dere.
Kıpçakça şavlı: Ünlü, şanlı. (TOPARLI, 2007) Eski Türklerde şat: Yiğit, bahadır. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 116) DLT’te şat: Cüret, cesaret. Şavşad: Cesur savaşçı.
Şav-ş-at, “n” kaynaştırma sesidir. DLT’te şav: Çöven gibi bir ot. Şavşat: Çöven otları. Gürcüce-Türkçe. Kafkas. Türkçe.
ŞAVTA/ Şenköy’ün adı, Şavşat.
Şavta, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkarlarda bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 213) Karaçay-Malkar Türkleriyle ilgili akraba ve yer adları bölgede çoktur. Ayrıca Türkiye’de de değişik yerlerde yerleşimleri mevcuttur.
Şavt-a. (bk. –a eki) Arapça şavt: Hac için yapılan yedi tavaftan her biri. (DEVELLİOĞLU, 1980)
İnançla ilgili ad. Türkçe.
ŞAVUL mah. Tepeköy, Şavşat.
Şav-ul. “Şav, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 489) Şavul: Abaza oğlu. (bk. –ul eki)
Şavul, Yoncalı köyü civarında tepe. Türkçe.
ŞAVVAL tepe, Yusufeli-Borçka arası.
Arapça şevval, yılın 11. Ayı. Türkçe.
ŞEBEK, Fırtına vadisinde, Kale deresi ile Hemşin deresinin birleştiği yer.
“Şebek, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 493)
Kıpçakça şebek: Çirkin. (TOPARLI, 2007)
Şebelak mezrası, Tonya.
Şebelek: Şebek. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ŞENAŞON mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Şena-şon. Türk dünyasında “kurt”a; şena... gibi adlar verilmiştir. “Şono, Türk hakanlarından olup “kurt” anlamındadır.” (GUMİLEV, 2007, s. 555) Şenaşon: Kurtlar. (bk. –on eki) Kazakça şon: Büyük, kocaman. (KENESBAYOĞLU, 1984) Türkçe.
ŞENATUR mah. Ortaköy, Artvin.
Şena-tur. Şena-uri> Şenatur: Kurt oğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
ŞERAH/ Uzungöl beldesinin adı, Çaykara.
Umar, “şerah” adının adını ve kökenini saptayamadığını söyler. (UMAR, 1993, s. 757)
“Şerah, Yunanca kaynaklarda Saraho (ser-ahır) olması kesindir ve Bizans kaynaklarında Türkçeden gelme sözcükler arasında gösterilir ve seraho: Padişah ahırlarına, atlarına bakanlar.” (KARAGÖZ, 2006, s. 248) Türkçe.
ŞERAYİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Arapça şerayi: Şeriat hükümleri. Türkçe.
ŞEREH’UN mah. Çamlıtepe köyü, Hemşin.
Arapça şereh: Şiddetli hırslı, tamahkârlık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ŞEREMET mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
“Şeremet, Abaza soyu.” (TAVKUL, 2007, s. 489) “Şermetler tarihi Kafkas kavmi Sarmatların diğer bir adı.” (BERKOK, 1958, s. 148)
“Şeremet, Türkçeden Rusçaya geçen ve soyad olarak kullanılan sözcük.” (BASKAKOV, 1997, s. 3)
“Anadolu’da Şeremet, Şeremetler adlarıyla Türkçe yer adları.” (GÜLENSOY, 1985)
“Bulgaristan’da Şeremet köy ile Şeremet adlarıyla yerleşim yerleri.” (ACAROĞLU, 1988)
“Eski Türkçe şeremet: Az vakitte çok iş yapan.” (ATALAY, 1936, s. 64) “Gagauz Türklerinde şeremet: Çalışkan, dirayetli.” (BASKAKOV, 1991)
Şeremut’un çayırı, Gürdere köyü, İkizdere.
Şeremet mah. Kambursırt, Rize.
Şeremeti mah. Yavuzlar köyü, Ardeşen.
Şeremetoğlu, Yukarıhacılar mah. Arhavi. Türkçe.
ŞERİF mah. Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Şerif, Türkmen boyu. (TOGAN, Türkistan, s. 75)
Şerif, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenler. Mekke emiri. Türkmence şerif: Asil.
Şerifoğlu düzü, Suçatı köyü, Pazar. Türkçe.
ŞEŞENLER, Arhavi.
Kıpçakça şeşen: Akıllı, uyanık. Çeçen. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
ŞEYHİ yaylası, Köknar köyü, Çaykara.
Şeyh-i. (bk. -a eki) Şeyhlü, Türkmen boyu. (REFİK, 1930, s. 151)
“Şeyhlü, zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 56)
Şeyh: Tarikat ve kabile lideri.
Şeyhi mah. Ortaköy, Ardeşen. Türkçe.
ŞEYTAN dere, Cimil ve Gölyayla köyü, İkizdere.
“Şeytan, Türkmenlerin Ensari boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 496)
Şeytan dere: Yanıltan, şaşırtan, ne zaman ne yapacağı belli olmayan dere. Türkçe.
ŞIĞVAN, Bereketli köyü, Ardanuç.
Şığvın: Fırtına ile birlikte yağan şiddetli yağmur. (DS) Belirsiz.
ŞIHLI mah. Yeşilalan köyü, Çaykara.
Şıh-lı, Şıh, “şeyh”den. Türkçe.
ŞİKAR/ ŞİKER, Günyayla köyü mezrası, Yusufeli.
“Şikaroğlu, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979)
Farsça şikar: Av, avlanan hayvan, ganimet. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ŞİLERİTİ, Soğuksu mahallesinin adı, Pazar.
Şiler-it. Türkçe çoğul eki almış sözcük. Şiler, belki “şihler”den. Belirsiz.
ŞİMA mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Türkçe şıma: Düz. (ERBAY, 2008) Türkçe.
ŞİMADİYOZ/ Kirazdağı köyünün adı, Derepazarı.
Şimadi-yoz.” Şimand, Osmanlı döneminde Türklerin Macaristan’da yoğun olarak yerleştiği şehirlerden.” (TAKATS, s. 6) Şimandiyoz: Şimand vadisi. (bk. –oz eki) Macaristan’dan gelenler.
Arapça şimalyoz: Kuzeye bakan. Yörede şimadiyo: Sulu yer. Rumca. Türkçe.
ŞİNA mah. Kozluca köyü, Tonya.
Şine, Ensari Türkmeni. (ATANİYAZOV, 2005, s 293)
“Uygur Kitabeleri arasında Şine Usu da bulunmaktadır.” (SÜMER, 1999, s. 40)
“A-şina: Kurt.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 413) Türkçe.
ŞİNEK/ Ataköy beldesinin adı, Çaykara.
“Şinüklü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
ŞİNİK beldesi, Akçaabat.
“Şınık, Azerbaycan Türklerinin Ayrumlu boyundan ve Şinüklü, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 497, 496) “Şiniklü, Anadolu’da Türkmen cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 364)
“Şinik, Moğolların hâkimlere verdikleri ad.” (KUNOS, 1902, s. 178)
Yunanca şinik: Yalak, çukur. (AKSOY, 2003) DLT’te şünük: Çınar ağacı.
“Şinik: Tahıl için kullanılan sekiz kiloluk ölçek ve Macarca sink, Bulgarca şinik. Sırpça sinik. Makedoncada şinik.” (KARAAĞAÇ)
1486, 1583 yılı kayıtlarında Akçaabat’ta Türkçe yer adları arasında Şinik adı da yer almaktadır. (BOSTAN, 2002, s. 342) Türkçe. Rumca.
ŞİRİNGİL mah. Erenköy, Yusufeli
“Şirin, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 497, 349) Şirinler, Osmanlı döneminde Kırım Tatarlarının önemli ve yöneticisi boyu. (FISHER, 2009, s. 22) Kırım’da Şirinler, Barinler, Argınlar ve Kıpçaklar’ın beylerinin ülkede çok önemli nüfuzu olup bunlara “Dört Karaçi Bay” denirdi. (SAYDAM, 2010, s. 22) Bölgeye Kırım/ Azak’tan gelenler hayli fazladır. Bu sülale de onlardan biridir. Türkçe.
ŞİROĞLİ mah. Kesikköprü köyü, Pazar.
“Şir, Erken Türklerden.” (LEZİNA, 2009, s. 497)
Farsça şir: Yiğit, cesur. (ÇAĞBAYIR)
Şirgori mah. Aslandere köyü, Fındıklı.
Şir-gori. Gori, Gürcistan köyü. Bu yerden gelen. Türkçe.
ŞİŞMANEPE mah. Papatya köyü, Pazar.
Şişman-epe: Şişmanlar. (bk. -epe eki) “Şişmanoğlu gibi isimler Kıpçak, Kuman isimleridir.” (RASONYİ, 1983, s. 45)
“Şişman, 15.16. yüzyıllardaki Romen devlet büyüklerinin halis Türkçe olan adlarından biri.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 183)
“Şişman, 1323–30 yılları arası Bulgar çarı. Yine Bulgar yer adlarından Şişmanova, Şuşman adları.” (RASONYİ, 1984, s. 129–130). Türkçe-Lazca.
ŞOBAN bağlığı, İnanlı köyünde bağlık, Yusufeli.
“Şoban, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 498)
Farsça şuban: Çoban. Türkçe.
ŞOLA, 1878 yılı salnamesinde Akçaabat köyü.
Eski Türkçe şola: Unvan. (ATALAY) Türkçe.
ŞOLANA mah. Lapazalık mah. Araklı.
Şola-na. Eski Türkçe şola: Unvan. (ATALAY) Şolana: Unvanlılar yeri. (bk. -na eki) Türkçe.
ŞÖLENİZA, Yazlık köyü, Maçka.
Şöleniza: Şölen yeri, ziyafet, eğlence yeri. Türkçe.
ŞOLMA yaylası, Maçka.
Şol-ma. Kıpçakça şol: Bu. (TOPARLI, 2007) Arapça ma: Su. Şolma: Bu su. Türkçe.
ŞOLTİSHEVİ mah. Balıklı köyü, Şavşat.
Şolti-hevi. Şolti, Macar adı.
Gürcüce şolti: Kırbaç ve hev: Dere. Kırbaç dere. Gürcüce.
ŞORAH yaylası, Ardeşen.
“Aslı Türkçe olan “şorak” sözü, “kel yer, verimsiz yer” demektir.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 7)
Şavşat’ın bazı yerlerinde şorah: Bataklık yer.
ŞORTAN, Çat köyü, Hemşin.
“Şortan, Kıpçakların küçük boylarından biri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 264)
Eski Türkçe şortang: Tuzlak arazi. (ÇAĞBAYIR)
Şortan, Elevit yaylasında şelale. Türkçe.
ŞOŞOTGİN dağı, Erenköy, Yusufeli.
Bölgenin çok yerinde şaşot, yaylacı kadına denir. Yöresel.
ŞOTKET yaylası, Dokumacılar köyü, Yusufeli.
Şot-ket. Şot, “aşot”tan. Aşot: Yükseklerdeki geçit. Şotk-et: Geçitler.
Arapça şatt> şot: Çorak toprak. (ÇAĞBAYIR) Şotket: Çorak topraklar. Türkçe.
ŞOVA/ Şenocak köyünün adı, Vakfıkebir.
“Şova, Teke Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009)
1486, 1583 yılı kayıtlarında Akçaabat’ta Türkçe yer adları arasında Şova adı da yer almaktadır. (BOSTAN, 2002, s. 342)
Şov-a. Şov: Sürülmüş tarla. (DS)
Şova, 1878 yılı salnamesinde Of köyü.
Şova yaylası, Başköy, Murgul. Türkçe.
ŞÖZ mah. Selamet köyü, Güneysu.
Yörede şöz: Güneş görmeyen yer, “kuz”dan.
Şöz mah. Dumankaya köyü, Güneysu.
Şözler, Gürdere köyü, İkizdere. Yöresel.
ŞUAHEV/ Alaca köyünün adı, Borçka.
Şua-hev. Gürcüce şua: Orta, merkez ve hevi: Dere. Şuahev: Orta dere. Gürcüce.
ŞUBANİ mah. Ortaköy, Borçka.
Şuban-i. (bk. –i eki) Farsça şuban: Çoban. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ŞUR/ Şahinkaya köyünün adı, Çaykara.
“Şur, Peçeneklerle ilgili ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 279) “Şurlar, Türk uruğu.” (NUR, 1972, s. 65)
Uygurca şur: Geçit. (GÜNDÜZ, 1995, s. 177) Rumca şur: Beter. Çuvaşça şur: Sazlık, bataklık. (PAASONEN, 1950) Azerice ve Farsça şur: Şamata, gürültü. (ALTAYLI, 1994)
Şur, Batı Türkistan’da şehir. (AYDIN, 1989, s. 111) Türkçe.
ŞURMAK mah. Gümüşhane köyü, Ardanuç.
Azerice ve Farsça şur: Şamata, gürültü. (ALTAYLI, 1994) Dere sesiyle bağlantılı olabilecek ad. Türkçe mastar eki almış sözcük. Belirsiz.
ŞUŞİVAT dağı, Pazar. (SOLAK, s. 92)
Şuşi-vat. “Şişi, Göktürk dönemi adlarından ve Uygur şahıs veya unvan adı.” (SÜMER, 1999, s. 89)
Osmanlı kayıtlarında “şuşe, şuşu” bayan adlarına sıkça rastlanır. Şuşi, “şişe”den. Şuşivat: Şişeye benzeyen dağ. Türkçe-Lazca.
ŞUT yaylası, Kirazalan köyü, Yusufeli.
Şut, tarihi Türk kişi adı. (ATALAY)
Eski Uygurca şüt: Sakin, sessiz. Dik. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe.
ŞUVAT mah. Aşıklar köyü, Ardanuç.
Şu-vat. Şu, Çerkez kabilesi. (LYULYE, 2010, s. 64)
“Şu, Ortaasyada’da Türklerle birlikte mühim rol oynamış kavim.” (TOGAN, 1981, s. 44) Şu, Karahanlılar döneminde bir Türk hakanının adı. (SÜMER, 1999, s. 132)
Şuvat: Şular, Çerkezler. (bk. –at eki)
Şuvat deresi, Ardanuç. Kafkas.
ŞVAĞEV mah. Alaca köyü, Borçka.
Savi-hev. Kara dere. Gürcüce.
ŞVANTOBA yaylası, Borçka.
Şvan-toba>sua tba: Orta göl. Gürcüce.
TABAĞİLER, Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Türkçe çoğul eki almış kelime. “Tabağlı, Tabağlu, Yörükan Taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 705)
“Osmanlı döneminde halkı derbentçi olan Tabaklı köyü.” (ORHUNLU, 1990, s. 133) Türkçe.
TABAKUT, Şalcı köyü, Şavşat.
Tabak-ut. “Tabaklı, Türkmen boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 501) Tabakut: Türkmenler. (bk. –et eki)
Arapça tabak: Düz. (EYUBOĞLU, 1995) Tabakut: Düzler. Türkçe.
TABANAT mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Taban-at: Tabanlar. (bk. –at eki) “Tabanlu Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 501) “Tabanlı, Bozulus, nam-ı diğer Tabanlı Türkmânı, Türkmân Yörükân taifesinden oymak.” (TÜRKAY, 1979, s. 24)
Eski Türkçe taban: Yüzey, düzey. (EYUBOĞLU, 1995) Bulgar diyalektiğinde tabanlı: Güçlü, kuvvetli, cesur. (ACAROĞLU, 1999, s. 241) Farsça tâban: Ziyalı, parlak. (PAKALIN, c. III s. 369)
Tabanat: Türkmenler. Işıklı... (bk. –at eki)
Tabanınga, Balakçur civarı, Hemşin.
Tabanın-ga. Çeşitli Türk lehçelerinde ve Moğolcada “–ga” eki geniş yer tutar.
DLT’te “-ga” eki ile biten bazı sözcükler: Alımga, aviçga, batga, buga, çufga...
Tabanoz, Köseli köyü yaylası, Çaykara.
Taban-oz: Tabandaki vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
TABARAG, Subaşı köyü, Pazar.
Kökü “tabar” olan sözcük. “Tabar, Orhun anıtlarında yer adı olarak geçmektedir.” (ORKUN, 1994, s. 918)
“Tabar-han, Kıpçak hanlarından biri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 208)
Moğolca tabar: Davar. (LESSİNG, 2003) Eski Uygurca tabar: Davar. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe.
TABAT mah. Sarıbudak köyü, Artvin.
Tab-at. Tab: Tepe. (LESSİNG) Tab, İsfehan bölgesinde nehir. (ORHAN, 2007, s. 49) Arapça taab: Sıkıntı, eziyet. Farsça tab: Güç, kuvvet. Tabat: 1: Tepeler. 2. Güçler, zorlu yerler. 3. Sıkıntılar, eziyetler. (bk. –at eki) Türkçe.
TABİLİ mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Eski Türkçede tabıl: Sadık, şaşmaz ve Tabılhan, Memluk ileri gelenlerinden.” (BUDAYEV, 2009, s. 101) Tolun/ Tulunoğulları da Ardeşen’e Mısır’dan gelmişlerdir.
Tabili mah. Işıklı köyü, Ardeşen. Türkçe.
TABU, Elmalı köyü, Borçka.
Kıpçakça tabu: Hizmet. (TOPARLI, 2007)
Tab-u. Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Azerbaycan Türkçesinde tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Belirsiz.
TACİKERİ, Topluca köyü, Çamlıhemşin.
Tacik-eri. Tacik: İslamlıktan önce, Müslüman olmayan Türklerin Müslümanlara verdiği ad. (ÇAĞBAYIR) Tacikeri: Müslüman kişi.
Tacikeri, Ğvandi yaylası, Çamlıhemşin. Türkçe.
TAFA mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Taf-a. (bk. –a eki) “Taf, Yıva Türkmen kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2146) Türkçe.
TAFALONA, Şentepe köyü, Pazar.
Tafal-ona. Arapça tafal: Kimsesiz, öksüz. (ÇAĞBAYIR) Tafalona: Öksüzün yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
TAFLANEVİN mah. Doğancı köyü, Şalpazarı.
Taflı, Elbeyli oymağının bir kolu. (İLBEY, 2010, s. 153)
Şalpazarı’nda taflan: Karayemiş. Evin, “evi”nden. Taflanevi: Karayemişlik. Yöresel.
TAFRALİ, Balıkçı köyü, Pazar.
Arapça > Osmanlıca tafra: İmparatorluk döneminde, ilmiye sınıfında derece alma. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Bulgar diyalektiğinde tafra: Kibirli. (ACAROĞLU, 1999, s. 241) Türkçe.
TAFULA mah. Sefalı köyü, Çayeli.
Taf-ul-a. (bk. –a eki) “Taf, Yıva Türkmen boyunun yaygın bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2146) Kıpçakça ul: Oğlu. Taful: Tafoğlu. Türkçe.
TAGİNZE mah. Fınfıklı köyü, Borçka.
Tagi-nze. Arapça tagi: İsyan eden, baş kaldıran. (ÇAĞBAYIR) Tagi-nze> Tagindze: Taginzade. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
TAĞİSTİ dağı, Artvin-Rize il sınırında.
Tağ-isti. Kıpçakça tağ: Dağ. (CAFEROĞLU, 1931) Türkçe isti: Sıcak. (ÇAĞBAYIR) Tağisti: Sıcak dağ. Türkçe.
TAĞ’UN yatağı, Günyayla köyü, Yusufeli.
“Tag, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 502) “Tag, Kıpçakların küçük boylarından biri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 264)
Ermenice tağ: Mahalle. (GOSHGARİAN) Kıpçakça tağ: Dağ. (CAFEROĞLU, 1931) Tağ, sülale veya insan adı.
Sözcüğün aldığı ek ve ikinci kelimesi Türkçedir. Türkçe.
TAĞANİ sırtı, Akkaya köyü, Ardeşen.
Lazca tağani: Tava. Yunanca “tighani” den. Lazca.
TAHAR kışlası, İnanlı köyü, Yusufeli.
Eski Türkçe tahar: Toprak kab, küp. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
TAHERİ mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Lazca taheri: Kırılmış. Lazca.
Tah-eri. Çok Türk dilinde tah: Dağ. Taheri: Dağ askeri, dağdaki kişi. Eşkıya.
Taher, “Tahir”den.
TAHİROĞLİ mah. Hürriyet mah. Fındıklı.
“Tahirlü, Türkmenlerin Haymana, Atçeken ve Kuştemür boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 503) “Tahirli, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 708) “Tahirlü, Yıva, Eymür, Varsak, Alayundlu, Atçeken Türkmen boylarının geniş kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2151)
Arapça taharet> Tahir: Temiz, pak. Türkçe.
TAİRİ mah. Güney köy, Pazar.
Taher veya Tahir’den. Belirsiz.
TAHOR mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
“Tohar, eski Ortaasya kavimlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 106)
Tahorit mah. Düzköy, Borçka.
Tahor-it: Tahorlar. (bk. –it eki) Antik.
TAHPUR/ TAĞPUR yaylası, Çağrantaş yaylası güneyinde Çayeli yaylası, İkizdere.
İran tarihçisi M. Hasanhan “Mazandaran (Hazar) denizi etrafında İran arazisinde dört tayfa Mard (Maz) Tapur, Cil (Kil) Kudisiler yaşıyordu. Bunlar Fars kökenli değil, Turan menşeli, Türk kökenli olmuşlardır.”
“V. İ. Savina da Azerbaycan’daki Teberiyan, Teberik, Teberi, Teber, Teberek, Tepurek gibi yer adları Tapurların adından meydana gelmiştir der. Eski Türk kaynaklarından belli olmaktadır ki, Tabur (Tavır) tayfaları Hazar denizi ile birlikte Karadeniz sahillerinde de yaşamışlardır.” (TRUS, c. II, s. 164)
“Tapurlu, Avşar boyunun Eğlen-oğlan grubunun ayrı Tamlu taifesinin geniş cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2158)
Ermenice tapur: Boş. (GOSHGARİAN) Çağatay Türkçesinde tapır: Eziyet verir. (GÜZELDİR, 2002, s. 209) Belki gidiş zor olduğu içindir. Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay Malkar Türklerinde taphır: Çıkıntı. (TAVKUL, 2000) Dağ ucu. Türkçe.
TAKAMANDENİ mah. Güneşli köyü, Arhavi.
Taka-mandeni. Taka, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936) Mandeni, mandıra’dan. Taka’nın ahırı. Türkçe-Lazca.
TAKIŞLAR mah. Gölyayla, İkizdere.
Kazakça takıs: Açıkgöz. (KENESBAYOĞLU, 1984) Takış: Teke. (ÇAĞBAYIR) Türkçe takış-: Kavgaya tutuşmak. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
TAKKOLA yaylası, Sahara dağı, Şavşat.
Tak-kol-a. “Taklar, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 504)
Tak, Horasan’da sağlam kalesi bulunan bir şehir. (ORHAN, 2007, s. 93)
Türklerinde tak: Çıplak, otsuz yer. (NASKALİ, 1999) Eski Türkçe tak: Sıkıntı, zorluk. (ÇAĞBAYIR) Kol: Taraf, yan, yön, yer. Takkol> Takkola: Otsuz yer.
Takogil mah. Tütünlü köyü, Ardanuç.
Takogil, “takoğlu”ndan. Türkçe.
TAKOZ mah. Yaylabaşı köyü, Maçka.
Tak-oz. “Taklar, Türkmenlerin Ensari kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 504) Takoz: Tak vadisi, Türkmen vadisi.
Takozi oba, Gürgencik köyü, Arhavi.
Tak-oz: Tak vadisi obası, Vadideki Türkmen obası. Türkçe.
TAKVAGİL mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Takva-gil. Takva: Günahtan kaçınan. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
TAKVED yaylası, Hopa.
Tak-v-ed. Altay Türklerinde tak: Çıplak, otsuz yer. (NASKALİ, 1999) Uygurca dak: Hiçbir şey yetişmeyen kuru yer. (ÖZTUNCER) Takved: Otsuz yerler. (bk. –et eki) Türkçe.
TALA deresi, Başköy, Pazar.
Dere, Türkçedir. Çağatay Türkçesinde tala: yayla. (ERBAY, 2008) Azerice tala: Açık alan. (ALTAYLI, 1994) Malkar Türklerinde tala: Vadi. (PRÖHLE, 1990) Nahçıvan’da tala: Tepe. (GULİYEV) Kıpçakça tala: Sebze. (GÜZELDİR, 2002, s. 221)
Tala deresi: Sebze deresi, yayla deresi... Türkçe.
TALAVAR mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Tal-avar. Kıpçakça tal: Mera, otlak. (TOPARLI, 2007) Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatarca tal: Söğüt. (KTLS)
Talavar: Avar otlağı, Avar merası. Türkçe.
TALİHEV deresi, Tepeköy, Şavşat.
Tali-hev. Arapça tali: Kısmet, baht. (DEVELLİOĞLU) Talihev: Baht deresi. Türkçe-Gürcüce.
TALİKOT, Bucak mah. Hopa.
Talik-ot. DLT’te talıg: Tat, lezzet. Talıgot: Tatlılar. Verimli yer. (mecaz) Belirsiz.
TALİPAĞA mah. Tepedüzü köyü, Ardanuç.
Taliblü, 1526 Karaca Türkmenlerinin bir kolu. (ATEŞ, 2010, s. 28) Türkçe.
TALVAT/ Tütüncüler köyünün adı, Pazar.
Tal-vat. Kıpçakça tal: Mera, otlak. (TOPARLI, 2007) Talvat: Mera yer. Söğütlük. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
TAMAHENİ mah. Düzköy, Borçka.
Tamah-eni. Arapça tamah: Çok beğenme, imrenme. Tamah eni: Beğenilen yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
TAME mah. Eskice köyü, İkizdere.
“Tame, Kıpçak (Göçebe Özbek) boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 504, 349) “Tama, Anadolu’da Türkmen cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 452) Türkçe.
TAMİLUĞİ, Suçatı köyü, Pazar.
Tami: Aynı kök üzerinde bodur ağaç toplulukları. Yöresel.
TAMLONA, Bayırcık köyü, Ardeşen.
Tam-l-ona: Kıpçakça tam: 1. Düz olan şey. 2. Dam. (TOPARLI, 2007) Tamlona: Düzlük. Türkçe-Lazca.
TAMUHA mah. Suçatı köyü, Pazar.
Tamu-ha. DLT’te tamu: Cehennem. Kıpçakça tamu: Cehennem. (TOPARLI, 2007) Tamuha: Cehennemler. (bk. -ha eki)
Tamuha: Çok sıcak yerler. (mecaz) Türkçe.
TAMUR deresi, Fol deresinin yan kolu, Tonya.
DLT’te tamur: Damar. Çağatayca tamur: Çukur. (ERBAY, 2008, s. 680)
Tamur dere: Damar dere, ince dere. Türkçe.
TAMYERİ, Kalegüney köyü, Beşikdüzü.
Tam-yeri. Kıpçakça tam: Dam. (AGAR, 1989) Uygurca tam: Güneş yönü. (GÜNDÜZ, 1995)
Tamyeri: 1. Dam yeri. Yüksek yer. Güneşe bakan yer. (mecaz) Türkçe.
TANA mah. Zeytinlik mah. Ardeşen.
“Tana, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 505) “Tana, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979)
Tana, Ortaasya’da nehir. (TEMİR, 2010, s. 248)
Eski Türkçe tana: Şafak. (LAYPANOV, 2008, s. 114) Çağatayca tana: Dana. (ERBAY, 2008) Kıpçakça tana: Dana. (TOPARLI, 2007) Uygurca tana: Ev yapımında kullanılan kalın ağaç. (ÖZTUNCER, 2006)
Tan-a. (bk. -a eki) Tan/ Tana: Türkmen boyu. Tan yeri. Hayvancılıkla bağlantılı ad. Türkçe.
Tanaslev mah. Altıparmak köyü, Yusufeli.
Tana-slev> tana khev: Tana deresi, Türkmen deresi. Türkçe-Gürcüce.
TANEVİT, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
Tan-ev-it. Ermenice tan: Ayran.
“Eski Türkçe tang> tan: Güneş doğmadan önceki alaca karanlık.” (ÇAĞBAYIR) DLT’te tan: Sabah, akşam esen serin esinti. Türkçe ev-it: Evler. (bk. –it eki)
Tanevit: Esintili yerdeki evler, tanın vurduğu evler. Türkçe.
TANTU mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Tant-u. (bk. –a eki) Tant, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009).
Tantliet mah. Meydancık beldesi, Şavşat.
Tantlı-et. Tantlılar. Türkler. (bk. et eki)
Tantupe mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Tant-upe: Tant sülalesi. (bk. –epe)
TANZİLAVUR mah. Ortaköy, Artvin.
Tanz-il-avur. Tanz: Eğlenme. (DEVELLİOĞLU) Tanzilavur: Alay edenler yeri avlusu. (bk. avur) Blirsiz.
TAP, Yeniköy mah. Hemşin.
Tab, İsfhan’da nehir. (ORHAN, 2007, s. 49)
“Ermenice tap: Kuvvet, fiyat, seviye. Şidag: Düz. (CÜMBÜŞYAN) Şidag değ: Düz yer. Daparag: Düz, Düzlük. (AVEDİKYAN) Dapastan: Düzlük. (GOSHGARİAN)” Uygurca tap: Düz. (ÖZTUNCER, 2006) Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Azerbaycan Türkçesinde tap: Tepe, düz yerdeki yükselti. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 74) Kırgızca tap: Sıcak, ılık. (YUHADİN, 1994) Yörede D/T sesleri değişkendir.
Tap/ dap: Düz. Yüksek düzlük. Sıcak.
Dap mezrası, Oylum beldesi, Sürmene.
Tap, Bucak köyü, Pazar.
Tap, Konaklar mah. Çamlıhemşin.
Tapo, Yeşilköy, Hopa. Tap-o. (bk. –a eki)
Tapgit yaylası, Yüncüler köyü, Yusufeli.
Tapgit: Düzler. (bk. –et eki) Türkçe.
TAPANET, Altıparmak köyü, Yusufeli.
Tapan-et. “Tapan, Basız oymağından.” (LEZİNA, 2009, s. 506) “Tapanlı, Yörük Türkmenlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, c. IV s. 2158) Tapanet: Yörükler. (bk. –et eki)
Eski Uygurca tapan: Sekiz sıcak cehennemden altıncısı. (CAFEROĞLU, 2011) Tapan: Çevresi taş veya ağaçlarla çevrilmiş ağıl. (DS) “Türkçe tapan: 1. Tarladaki tohumları örtmede kullanılan gereç. 2. Tapınan.” (GÜLENSOY, 2007)
Tapanet: 1. Cehennemler. Tandırlar, ekmekler. 3. Ağıllar. 4. Tapanlar. Çiftçilik terimi.
Artvin’de tapan: Ekilen toprağı düzeltme gereci. (İLKER, 1990, s. 197)
Tapanet, “tabanet”ten: Türk boy adı. Sıcak yer. Taban yer. Çiftçilikle ilgili ad. Yöresel. Türkçe.
TAPLA mah. Düzköy, Borçka.
DLT ve Eski Uygurca taplag: Muvafakat. (CAFEROĞLU, 2011)
Uygurca tap: Düz. (ÖZTUNCER, 2006) Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Tapla, Düzlük. (bk. tap) Türkçe.
TAPRAK yaylası, Zeytinlik köyü yaylası, Artvin.
Eski Türkçe tap: Düz. (ÇAĞBAYIR) Rak, “ırak”tan. Tapırak> taprak: Uzak düzlük. Türkçe.
TAR deresi, Hala deresinin bir kolu, Çamlıhemşin.
“Tarlar, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 507)
“Tar sözü, Türkçe “dere” ile bağlantılıdır.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 78) “Tar, İskitlerde Gök-Hava Tanrısı.” (MUTLU, 2008, s. 121)
Ermenice tar: 1. Tünek. 2. Yüzyıl. (GOSHGARİAN) Hopa/ Hemşin’de tar: Yokuş. Kıpçak kökenli Malkarlarda tar: Dağ geçidi, boğaz. Türkçe.
TARAKÇI/ Küçükcami köyünün adı, Güneysu.
“Osmanlı döneminde Tarakçı cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 711)
Meslekle ilgili akraba adı. Türkçe.
TARKAT/ TARIKLAR/ Yolüstü köyü adı, Rize.
“Tarkan: Türklerce maruf bir rütbe, unvan ve tarkat: Tarkanın cemi.” (ORKUN, 1994, s. 858) Arapça tarık: Sabah yıldızı, çulpan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Tarkat, tarık, Türkçe.
TARPOGİL mah. Erenköy, Yusufeli.
Tarpo-gil. Tarpınlar, Türk oymağı. (NECEF, 2005, s. 120) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
TASERİK/ Dilsizdağı köyünün adı, Kalkandere.
Tas-erik. Büyük erik. (mecaz) Türkçe.
TAŞÇIOĞLU semti, Sertkaya köyü, Akçaabat.
“Taşçılar, Türkmenlerin Eymürlü, Solak, Kusun/ Varsak kolundan.” (LEZİNA, 2009) Türkçe.
TAŞİTEĞİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
Taşi-teği> taşdeğ: Taşlık yer. Türkçe-Ermenice.
TAŞKÜRÜN, Maden köyü, Artvin.
Taş-kürün. Artvin’de kürün: Ağaçtan su yalağı. (İLKER) Eski Türkçe kürün: Su yalağı. (ÇAĞBAYIR) Yöresel. Türkçe.
TAT, 1530 yılı kayıtlarında Kara Hemşin köyü.
“Tat adını taşıyan etnik gruplara Asya’nın her yerinde, Kafkasya, Kırım, İran, Macaristan ve Moğolistan’da rastlanmaktadır.” (ATANİYAZOV, 2005, s. 258)
“Tat, Türkmenlerin Gökle kolu ve Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 508) “Tat, Salur boyunun çok yaygın olan bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2164)
“1585’de Anadolu’daki bütün beylerbeyleri ile Şam, Bağdat ve Revan beylerbeyliklerine yollanan hükümlerde Tat’lara dirlik verilmemesi yazılmıştır ve askeri hizmete kabul edilmiyorlardı.” (SÜMER, 1999, s. 330)
Tat, Dağıstan’da köy. (KALAFAT, 1999, s. 120)
DLT’te tat: Müslüman olmayan Uygur, Farslı. Dede Korkut’ta tat: Yabancı. (GÖKYAY, 1976, s. 2)
Tat: 1. Kıpçak. 2. Türkmen. 3. Müslüman olmayan Uygur... Akraba adı.
Tatğora, Veliköy, Şavşat.
Tat-ğora. Gürcüce gora: Dağ. Tat dağı.
Tatoğun ocağı, Gürdere köyü, İkizdere.
Tatoğlu, aynı köyde.
Tat una, Dağdibi köyü, Pazar. Tat’ın yeri. (bk. –ona eki)
TATAR dağı, Sal yayları civarında, Çamlıhemşin.
DLT’te Tatar, bir Türk boyu. Tatar, Kıpçak Türklerinden. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2169)
Tatar, Kıpçak-Kuman ismi. (RASONYİ, 1983, s. 45) Moğollara “Tatar” da dendiği olurdu. Osmanlı’da tatar: Atlı ya da arabalı postacı. (ÇAĞBAYIR) Tataroğlu, bölgede yaygındır.
Tatar, Hazar mah. İyidere.
Tatarahmet, Çanakçeşme köyü, İyidere.
Tatarina meşe, Hasköy, Pazar.
Tatar-ina: Tatarın yeri. (bk. –ona eki)
“1520 yılı Pazar kayıtlarında Çıtak, Cani, Cil, Türkman, Tatar, Kocaman adları zimmî (Hıristiyan) oldukları, Türk boyu ve oymaklarına mensup cemaatlerdir.” (BOSTAN, 2002, s. 346)
Tatarlı mah. Derindere köyü, Çaykara. Türkçe.
TATIRAK yayla, Eskice köyü, İkizdere.
Kırgızca tatırag: Yüksek yerdeki çayırlık. (YUHADİN, 1994) DLT’te tatır yer: Kıraç yer. Türkçe.
TATOS dağları, Çamlıhemşin.
Tat-os. “Tatos, 1070 senelerinde bir Peçenek reisi.” (HÜSEYİN NAMIK, 1933, s. 28) “Tutos, Türk boyu.” (ORKUN, 1932, s. 50)
Tatos aşidi, “Kıpçakça aşut: Dağın aşılacak yolu.” (TOPARLI, 2007) Tatos aşıdı: Tatos dağını geçidi.
Tatos, Rumca ek almış Türkçe ad.
TATULOĞLU mah. Kılıçkaya, Yusufeli.
Tatulu, Türkmen oymağı. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
TATURGİL mah. Bereket köyü, Ardanuç.
Çağatayca tatır: Zevkli, tatlı. (ERBAY, 2008) DLT’te tatır yer: Kıraç yer. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
TAV düzü, Çamlık köyü, İkizdere.
“Tav, Başkurt kabilesi.” (ORKUN, 1932, s. 165)
“Tavli, Kür-Çoruh boylarında eski Kıpçak kolu ve kişi adı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 97)
Ermenice tav: Sık, gür, komplo, suikast. (GOSHGARİAN) Gürcüce tavi: Baş, kafa. (ARISOY, 2010) Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Kazakça tav: Dağ. (KENESBAYOĞLU, 1984) Kafkas Malkar Türklerinde tav: Dağ. (TAVKUL, 2000)
Gürcüce “kafa, baş” ile Türkçe “dağ” hısımlı açıktır.
Tav düzü: Dağdaki düzlük.
Tavğele, Efeler köyü, Borçka.
Tav-ğele. Azerice ğele: Kale. Tavğele: Kale gibi dağ.
Taviaho, Dereiçi köyü mezrası, Şavşat.
Tavi-aho. Şavşat’ta aho: Yamaç yerde ormanın kesilmesiyle açılan tarla. (POLAT, 2001, s. 151) Ardanuç’ta aho: Ormanda fundalık arazide açılan tarla, açma. (ÖZKAN, 1994, s. 98)
Taviaho: Dağda açılan tarla.
Tavkale, Maden köyü, Artvin.
Tav-kale. 1. Kıpçak kalesi. 2. Dağdaki kale.
Tavkatur mah. Ortaköy, Artvin.
Tavkatur: Katır dağı.
TAVİTLİ, Kaynarca köyü, Maçka.
Tavit-li. Türkçe yapım eki almış sözcük. Tavit>Davit>Davut. Hazar Türklerinin hatırası. Tavitli, Davutlu sülalesine mensup. Türkçe.
TAVKEZELAR mah. Ortaköy, Artvin.
Tav-keze. Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Eze, “dze”den. Dağoğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
TAVUKÇU mah. Kirazlı köyü, İkizdere.
Tavuklu, Türk boy, oymak veya has isimlerinden. (GÖKTÜRK, 1974, s. 81)
“Bölgede kullanılan Tavukçuoğlu gibi geniş aile adları, Türk tarihinde oymaklaşma geleneğinden izler taşımaktadır.” (GÜNAY, s. 28) Türkçe.
TAVZET mah. Meşeli köyü, Şavşat.
Tav-z-et: Dağlar. (bk. –et eki) Kıpçakça tav: Dağ. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
TEBET, Salnamede Yukarı Acara nahiyesinin köyü.
“Tebet, Kazak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 513)
Gürcüce tba: Göl. Tebet, “tibet”dan. Türkçe.
TECİNA, Akyamaç köyünün adı, Hemşin.
Ticina, Kıpçak kökenli Kafkas Karaçay-Malkarlarda bir boy. (ADİLOĞLU, 2005, s. 216) Karaçay-Malkar Türkleri Türkiye’nin değişik yerlerinde mevcuttur. Bölgede de yer ve unutulmuş sülale adları olarak sıkça karşımıza çıkıyorlar.
Teci-na. “Teciler, 1453–1650 yılları arasında Anadolu cemaatlerinden.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2185) Tecina: Tecilerin yeri, Türkmen yeri. (bk. –na eki) Lazca mteci: Ağaç kabuğu. Türkçe.
TEĞOZ, Hemşin’de tepe.
Teğ-oz. Hemşin’de teğ: Karaağaç. Teğoz: Karaağaç vadisi. (bk. -oz eki) Oz, Türkçedir. Yöresel.
THORİT mah. Düzköy, Borçak.
Thor-it. “Tohar, eski Ortaasya kavimlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 106) Tahorit: Tahorlar. (bk. –it eki) Türkçe.
TEKELİ mah. İbrikli köyü, Borçka.
Tekeli, Eymür Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009) Türkçe.
TEKERGİL mah. Boyalı köyü, Ardanuç.
Teker-gil. Teker: Tek olarak. (ÇAĞBAYIR) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
TEKFUR çayırı, Erdoğdu mah. Trabzon.
Tekfur, Anadolu ve Rumeli’deki Hıristiyan beylerine verilen ad. Rumca-Türkçe.
TEK’UN düzü, Yeniyol köyü, Ardeşen.
Kıpçakça tek: Sessiz, yalnız, tek. (TOPARLI, 2007) Tek’un düzü: Sakin düz. Lakap. Türkçe.
TELA, Şalcı köyü, Şavşat.
“Tele buga, Çuçi neslinden bey.” (RASONYİ, 1993, s. 220)
Çağatayca (Moğol) tela: Sebze. (GÜZELDİR, 2002, s. 221) Gürcüce tela: Karaağaç. Gürcüce.
TELATAR, Aktepe köyü, Pazar.
Telat-ar. Talat: Güzellik. Talatar, talat kavmi. (bk. –ar eki) Haz-ar, Tat-ar, Mac-ar... gibi. Akraba adı. Vakfıkebir ilçesinde Terlata/ Tarlacık köyünün olması önemli birlikteliktir. Türkçe.
TELÇEK mezrası, Taşkıran beldesi, Çaykara.
Arapça tel: Tepe. Telçek: Küçük tepe. Türkçe.
TELEMNAR, Maral köyü, Borçka.
Telem-nar. Arapça telem: Pulluğun toprakta bıraktığı iz. Telemnar: Saban izleri. (bk. –nar eki) Çiftçilikle ilgili ad. Türkçe.
TEMİS VATİ/ Köprüköy’ün adı, Ardeşen.
Temis-vati. “Temiş, Kuman-Kıpçak adı.” (RASONYİ, 1983, s. 45)
Temis, “temiz”den. Kıpçak yurdu. Belirsiz.
TENAKUL mah. Gölyayla köyü, İkizdere.
Arapça tenakkul: Bir yerden başka bir yere geçme. (DEVELLİOĞLU, 1980) Göç eden. Türkçe.
TENNARA mah. Bakırköy, Artvin.
Tennar-a. (bk. –a eki) Arapça tennur: Tandır, fırın. Belirsiz.
TENTA sırtı, Aktaş köyü, Pazar.
Farsça tente: Örümcek ağı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Çadır gibi, görüntüsünden adını alan yer. Türkçe.
TEP mezrası, Erenler beldesi, Araklı.
Moğolca deb: Yüksek yer, plato. (LESSİNG, 2003) Çağatayca tep: Dümdüz. (ERBAY, 2008, s. 716) Eski Türkçe tap: Tepe üstü düzlük. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
TEPAN/ DEPAN/ Bilenköy’ün adı, Hemşin.
D/T ses değişimi. “Dabanlu, Türkmenlerin Bayındır kolundan ve Tapan, Basız oymağından.” (LEZİNA, 2009, s. 218, 506)
Çağatayca daban: Tepe. (KUNOS, 1902, s. 55) Eski Uygurca tapan: Altıncı cehennem. (CAFEROĞLU, 2011) Kırgızca tapan: Kurnaz, çevik. (YUHADİN, 1994)
Tepanos, 1878 yılı salnamesinde Of köyü.
Tepan-os. Rumca ek almış Türkçe ad.
TEPECUĞİ/ Tepecik köyünün eski adı, Fındıklı.
Tepecuk: Küçük tepe. Türkçe.
TEPEGYOZ mah. Sinanköy, Pazar.
Tepegöz, Dede Korkut hikâyelerinde adı geçen tek gözlü canavar insan.
“Tepe göz, bir Kıpçak beyinin lakabıdır.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 186) Türkçe.
TEPELEÇ mah. Altındere köyü, Maçka.
Tepe-leç. Farsça leç: Yanak. (ÇAĞBAYIR) Tepeleç: Tepenin yüzü. Türkçe.
TEPERT, Günyayla köyü, Yusufeli
Teper-t: Teperler. (bk. –et eki) “Teber, Kuzey Kafkas Türkmenleri.” (LEZİNA, 2009, s. 512)
“Teber, Peçenek şahıs adlarından.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 171) “İl-teber, Göktürk kitabelerinde Uygur, Karluk ve Az reislerinin unvanı olup, “hükümdara bağlı yüksek devlet memuru, idareci” manasındadır.” (DONUK, 1988, s. 21)
Azerice teper: Beceri, gayret, namus. (ALTAYLI, 1994) Türkçe.
TERAÇİ, Köprüköy, Ardeşen.
Arapça teracu: Birinden ayrılma, bir yere dönme. (ÇAĞBAYIR) Belki “teras”tan. Belirsiz.
TERBESE mezrası, Irmakyanı köyü, Yusufeli.
Terbese, “ter basa”dan. Belirsiz.
TEREK mezrası, Balalan köyü, Yusufeli.
“Terek, Türk boylarından. (LEZİNA, 2009, s. 238)
Kıpçakça terek: Ağaç. (TOPARLI, 2007) Kumanca terek: Ağaç. (GRÖNBECH) Bölgede terek: Raf. Terek Kayalar, Gölyayla, İkizdere. Üst üste kayalar.
Terekbaşı, Geyikli beldesi, Şalpazarı. Türkçe.
TERİNOBA yaylası, Melikşah köyü, Tonya.
Terin, “derin”den. (bk. oba) Türkçe.
TERLATA/ Tarlacık köyünün adı, Vakfıkebir.
(bk. telatar)
TERME,
Kumanca terme: Kutsallık. (GRÖNBECH) Kıpçakça terme: Mukaddes yer, mabet. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
TERSA/ Kiremtli köyünün adı, Maçka.
Farsça tersa: İsevi. (DEVELLİOĞLU, 1980) Kıpçakça tersa: Yahudi. (CAFEROĞLU, 1931) Türkçe.
TERSİ mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Ters yerdeki mahalle. Türkçe.
TERVEL, Şimşirli köyü, İkizdere.
“Türklerin, Orta Asya’dan Avrupa’ya getirdiği isimler arasında “Tervel” de bulunmaktadır.” (HAMZAOĞLU, 2000, s. 15)
“Bizans kaynaklarında Terbeli, Terbeyis, Terbelis biçiminde geçen bu ad Türklerde Tervel, Törböli olarak geçer ve Tervel 702-718 tarihlerinde Bulgar hanıdır. Bizans’ın ilk dönemlerinde Bulgaristan’dan Anadolu’ya yapılan göçlerin hatırasıdır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 280)
“Asparuh’un 702 yılında ölümü ile yerine geçip Bulgar tahtına oturan oğlu Tervel.” (TEKİN, s. 5) “Tevel, Cengiz Han’ın bir torununu adı.” (Coçi’nin oğlu) (RASONYİ, 1983, s. 125) “530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türklerinin bir kısmı Anadolu’ya geçirilmişler, Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir.” (ERÖZ, 1983, s. 17)
Tevel: Kırgız, Tatar adı. (RASONYİ, 1993, s. 151) “Tervel, Hazar hakanı.” (BUDAYEV, 2009, s. 159)
Çuvaşça tevel: Fırtına, bora. (PAASONEN, 1950) Bulgaristan’ın Şumnu kasabasında Türk nüfusuna sahip Tervel/ Yeniköy köyü. Türkçe.
TERVER/ Korkut köyünün adı, Of.
“Turan kökenli Tavırlar Hazar deniziyle birlikte Trabzon sahillerinde de yaşamışlardır. Terver gibi kendi adlarını değişik yerlere vermişlerdir.” (TRUS, c. II, s. 164) Terver, “tervel”den.
Tervedo, Melikşah köyü, Tonya. Türkçe.
TERZİ mah. Elmalık mah. Ardeşen.
“Terzilu, Avşar oymağı kolu.” (SÜMER, 1999, s. 440) “Yavuz Sultan Selim’in Doğu Anadolu’yu fethinden sonra Elazığ’dan gelerek Rize çevresine yerleşmiş Terzioğulları gibi akrabalar vardır.” (BİLGİN, 2002, s. 73)
Terzi mah. Zafer mahallesinde, Pazar.
Terzioğlu mah. Gürsu köyü, Fındıklı. Türkçe.
TETRAKETİ mah. Çukurköy, Şavşat.
Tetra-kedi. Gürcüce tetre: Beyaz ve kedi: Tepe. Tetrekedi: Beyaz tepe. Gürcüce.
TETRİYET mah. Atanoğlu köyü, Borçka.
Tetri-yet. Tetri, “tetre”den. Tetreyet: Beyazlar. Türkçe ek almış Gürcüce ad.
TEVNART mah. Taşlıca köyü, Artvin.
Tev-nart. Tev “dev”den. Nart: Kafkas mitolojisinde bütün Kafkaslıların ataları kabul edilen efsanevi insanlar. (TAVKUL, 2000) Tevnart: Dev efsanevi insanlar. İnançla ilgili ad. Kafkas.
TEVRANOZ/ Geçitli köyünün adı, Kalkandere.
Tevran-oz: Tevran vadisi. (bk. –oz eki) Tevran sözü “devran”ı hatırlatır. Yörede D/T sesleri değişkendir. Arapça devran: Dünya, kader, devir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Aynı ilçenin Maşer, “mahşer” köyü olması birbirlerini tamamlar. Belirsiz.
TEVRİZGİL mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
Tebriz’den gelenler. Türkçe.
TEVTİYET mah. Camili köyü, Borçka.
Tevti-yet. Arapça tevdi: Emanet vermek, teslim etme. Tevdiyet: Emanet verilenler. Türkçe.
TEYİBİ mah. Yeni mahalle, Fındıklı.
Teyibi, “tayip”ten. Kişi veya akraba. Türkçe.
TEYİNE, Meyvalı köyü, Fındıklı.
Teyin-e. (bk. –e eki) Teyin: Sincap. Türkçe.
TEYMURUN sırt, Derebaşı köyü, Rize.
Teymur, “timur”dan. (bk. timürcülü) Türkçe.
THOMU yeri, Çamlı köyü, Hopa.
Lazca thomu: Kızılağaç. Lazca.
TIĞUMA, Aslandere köyü mezrası, Fındıklı.
Tığum-a. (bk. –a eki) DLT’te tuğum: Kesilecek hayvan. Belirsiz.
TIHLAZOR/ Zorlu köyünün adı, Borçka.
Tıhla-zor. Kıpçakça tıla: Üzüm suyu kaynamaktan dolayı üçte bir oranından azalan şarap. (AGAR, 1989) Ermenice dzor: Vadi. Farsça “–zar” eki eklendiği kelimelere “yer adı” anlamı verir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Tılazor: Şarapçı vadi. Bağcılıkla ilgili ad. Türkçe-Ermenice.
TILAK düzü, Ciritdüzü köyü civarında, Şavşat.
DLT’te tılak: Kadının avret yeri. Türkçe.
TIRPANET mah. Öğdem köyü, Yusufeli.
Tırpan-et: Tırpanlar. (bk. –et eki) Çiftçilikle bağlantılı ad. Türkçe.
TİBET/ Cevizli köyünün adı, Şavşat.
G. Övezberdiyev, “bu sülalenin (Tibet) Tibetlilerle ilişkisi olduğunu belirtmiştir.” (ATANİYAZOV, 2005, s 265) “Tibet, Moğol unvanlarından.” (VLADİMİRCOV, 1950, s. 10)
Gürcüce tba: Göl.
Eski Türkçe töbö> tibet> tepe. (ÇAĞBAYIR)
Tibat, Tepebaşı köyü, Şavşat. Türkçe.
TİBUÇİ, Handağı köyü, Pazar.
Belki “tibuk”tan. Belirsiz.
TİGİGET mah. Kocabey, Şavşat.
Tigi-get. Eski Türklerde tigi, inançla ilgili bir ruh sesi. (ÇAĞBAYIR) Tigiget: Tigiler. (bk. –et eki) Belirsiz.
TİGRAT, Şavşat’ın içinden geçen dere.
DLT’te tıgrat-: Becerikli, yiğit ve tigret-: Ses çıkartarak, hışıldatarak yürümek.
Tig-rat. Farsça tig: Dağ zirvesi. Tigrat: Dağ zirveleri. (bk. -at eki) Türkçe.
TİĞİNNART, Tepebaşı köyü, Şavşat.
Tiğin-nart. DLT’te tigin: Hakan ailesi çocuklarına verilen unvan. “Nart: Kafkas mitolojisinde bütün Kafkaslıların ataları kabul edilen efsanevi insanlar.” (TAVKUL, 2000)
Tiginnart: Unvanlı mitolojik insanlar. Kafkas.
TİKMANET mah. Bereket köyü, Ardanuç.
Tikman-et. Tikman, “dikmen”den. “Dikmen, Türkmen boyu Bayındır’ın Haymane taifesinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 638)
Eski Türkçe dikmen: Çok dik. (ÇAĞBAYIR) Türkçede dikmen: Yayla, dağların doruğu, koni biçiminde sivri tepe... Dikmenet: Dikmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
TİLKİ mah. Alanbaş köyü, Yusufeli.
“Tilkiler, totemik isimli bir oymaktır.” (ERÖZ, 1975, s. 138)
Tilki: Kurnaz kimse. Türkçe.
TİMARA, Şalpazarı köyü.
Tımar-a. (bk. –a eki) Osmalı’da tımar: Öşür geliri karşılığında verilen arazi. Türkçe.
TİMÜRCÜLÜ mah. Özdil, Yomra.
“Tatar oymak reisi Temuçin ve Moğol hanı Cengiz Han’ın asıl adı Timuçin. Timur, Türk hakanı ve Timur imparatorluğunun kurucusu, ünlü Aksak Timur. Eski Uygurlarda Ara Temür, erkek adı. Temir, Toktemir Kuman adlarından.” (RASONYİ, 1984, s. 119) “Temir ırmağı, Orta Asya’da.” (ESİN, 1978, s. 101) “Timurçi/ Demircioğlu, Kıpçak kökenli aileler de Doğu Karadeniz boyunca yerleşmişlerdir.” (TELLİOĞLU, 2007, s. 133)
Kumanca temir: Demir. (GRÖNBECH) Kıpçakça temür, temir, timir, timür: Demir. (TOPARLI, 2007) DLT’te, Kazakça ve Karaçay Türklerinde aynı. Moğolca temür: Demir. (LESSİNG, 2003)
Temuroğlu, Timuroğlu ve Timurçioğlu bölgede çok yaygın akrabalardır. Türkçe.
TİN gölü, Erenköy köyü, Of.
Kıpçakça tin: Sessiz, sakin, durgun. (TOPARLI, 2007) Kumanca tın: sessiz, sakin. (GRÖNBECH) Başkurt ve Tatar’da tın: Issız. (KTLS) Türkçe.
TİPİR, Şalcı köyü, Şavşat.
“Tıbır, Durmen oymağının bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 517)
Kafkas Malkar Türklerinde tıbır: Ocak.” (PRÖHLE, 1990) Türkçe.
TİREVİT yaylası, Çamlıhemşin.
“Kuman Türklerinde ana-baba çocuğuna “çocuk diri kalsın” anlamında “tirieviç” adını verirlerdi.” (RASONYİ, 2006, s. 265)
Tir-evit. Tir, “dir”den. Bölgede T/D sesleri değişkendir. Farsça dir: Uzak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe ev-it: Evler. (bk. –it eki) Tirevit: Uzak evler.
Kıpçakça tir: Ter. (TOPARLI, 2007) Tirevit: Terleten evler. Uzak evler. (mecaz) Türkçe.
TİRZİK/ Aktoprak köyünün adı, Trabzon.
Kökeni belirsiz bitki. (KARAGÖZ, 2006, s. 51)
TİVANE mah. Sakarya köyü, Ardanuç.
Tivan-e. (bk. –e eki) Tivan, “divan veya divane”den. Belirsiz.
TİVASOR/ TAVASOR/ Darıca köyü adları, Yusufeli.
Tiva-sor. “Tuva, Kıpçak (ALTAYLI, 1994) boyu. (LEZİNA, 2009, s. 537, 349)
Ermenice dzor: Vadi. Tuvasor: Kıpçak vadisi.
Tavasor: Tava biçimli vadi. Türkçe-Ermenice.
TOBAMZGA yaylası, Ardeşen.
Tobam-zga. “Toba-gza”dan. Lazca toba-gza: Göl yolu. Lazca.
TOBARİ mah. Yukarıdurak köyü, Ardeşen.
Tobar-i. (bk. –i eki) Eski Türk Yazıtları’nda tobar: Davar. (ORKUN, 1994, s. 855) Türkçe.
TOBAŞA düzü, Sümer köyü, Fındıklı.
“Tobaşa, Kuman/ Kıpçaklarla ilgili ad.” (RASONYİ, 2006, s. 248) Türkçe.
TOBİRA, Hala köyü, Hemşin.
Tobira, “dobira”dan. Ardeşen Lazcasında dobira: İyi toprak. Lazca.
TOHLİ/ Üçkaya köyünün adı, Rize.
Toklı, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 520) “Toklı, Kuman-Kıpçak adı.” (RASONYİ, 2006, s. 249)
“Toklı, Türkmenlerin Olam boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 523) DLT’te toklu: Altı aylık kuzu.
Toğli, Karaağaç köyü, Çayeli.
Tokli mah. Kalkandere. Türkçe.
TOHTE mah. Güneyköy, Pazar.
“Aşağı Tuna sahiplerinden Türk boyu Toktaoğulları (s. 227) ve Tokta, Kuman boyu.” (RASONYİ, 1993, s. 139)
Tokta (Toğta) “dinlenmek, payidar olmak” anlamında olup, 870 yıllarında Türk komutanı.” (SÜMER, 1999, s. 499) “Tokta, Cengiz hanın torunlarından.” (GALSTYAN, 2005, s. 222)
Hakasça tohtağ: Durak, durma. (ARIKOĞLU) Kâşgar ağzında tohta: Durma. (ARATAN, 1965)
Tohteoğlu, aynı köyde. Türkçe.
TOKAT mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Tokatlı, Türkmen oymağı. (HÜRMÜZLÜ, 2006, s. 170) Tokat’tan gelen. Türkçe.
TOKÇA dağı, Çamlıhemşin.
Tok-ça. DLT’te tok: Saçsız. Tokça: Saçsız yer, mecazen ormansız, kıraç yer. Türkçe.
TOKHARİS kalesi, Kayadibi köyü civarı, Şavşat.
“Tukharis, Hazarlarla ilişkili Türk boyundan adını alan yer.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 54)
Tok-haris. Tok, Kıpçak oymağı. (RASONYİ, 1993, s. 145) Arapça haris: Muhafız, gözcü, himaye eden. Tokharis kalesi: Kıpçak muhafızlarının kalesi. Gürcüce hari: Öküz. Türkçe.
TOKSAR yaylası, Tonya.
Toksara, Bayulı boyundan kabile. (LEZİNA, 2009)
Tok-sar. “Tok, Kıpçak oymağı.” (RASONYİ, 1993, s. 145) Kıpçak ve Kumanca sar: Doğan, şahin, akbaba. (GRÖNBECH) Ermenice sar: Dağ. Toksar: Şahin Kıpçak. Türkmen dağı. Belirsiz.
TOLGOM/ Salkımlı köyünün adı, Artvin.
Tol-gom. Tol: Yayla veya bahçe kulübesi. (EREN, 1999) Kıpçakça tol-: Dolmak. (TOPARLI) Kıpçak kökenli Kafkas Malkar Türklerinde tol-: Dolmak. (TAVKUL, 2000, s. 403) Gom, kom: Ahır. Tolgom: Çok kom: Türkçe.
TOLİKCET/ Duygulu köyünün adı, Ardeşen.
Tolik-cet. “Eski Türkçe tölüg: Kuvvet, dinçlik.” (GABAİN, 1988) Tölügcet: Dinçlik, kuvvetlilik.
Lazca toli: Göz. Toliet: Gözler. Gözeler. (mecaz)
Toluk: Davar derisinden yapılmış yayık. (DS) Tulumu çağrıştırmakta. Toluket> tolikcet: Yayıklar, tulumlar. Belirsiz.
TOLİYANTA, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Toli-yan-ta. (bk. –a eki) Tollı, Türk boyu. (LEZİNA, 2009, s. 525)
DLT’te tolı: Dolu. (Yağış biçimi) Toliyan: Tollılar. Türkler. Dolular. (bk. –yan eki) Belirsiz.
TOLON/TULON/ TOLUN, TULUN/ Taşçılar köyünün adı, Kalkandere.
Osmanlıca yazım dilinden dolayı bu adı Tolon, Tolun, Tulon, Tulun diye okumak mümkündür. (bk. Kalkandere’nin Tonik köyü)
“Tulunoğulları, Mısır’da devlet kuran ünlü Türk hanedanı. Bu devlet, Türkistan’da bir savaşta esir düşüp Mısır’a götürülen Ahmet bey tarafından M. 868 yılında kurulmuştur. Suriye ve Musul’a kadar uzanmıştır. 905 yılında Abbasi Halifesi Muktefi’nin kardeşi Muhammed b. Süleyman tarafından ortadan kaldırılmıştır. Ahmet beyin babasının adı Tolun’dur.” (Türk Dünyası El Kitabı, c. I, s. 239)
“Tolun, Kuman Türklerinde ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 98) “Tolan/ Tolun Kuman şahıs adlarından olup “dolunay” anlamındadır.” (RASONYİ, 1984, s. 108) DLT’te tolun: Ayın ondördü.
Osmanlı döneminde Ardeşenli ünlü pehlivan Tulunoğlu Ahmet Ali saray pehlivanıydı.
Mısır’dan kaçan Tolonoğulları’nın Karadeniz bölgesine sığındıkları, bu sülaleye mensup kişilerce söylenmektedir. Bu sav, yayıldıkları alana bakılınca doğrulanmaktadır.
Tespitlerimizde Tulunoğlu/ Tolonoğlu, Yomra, İkizdere, Kalkandere (Tolun köyü), Çayeli, Pazar, Ardeşen’de... Türkçe.
TOLONİS/ Yeşiltepe köyünün adı, Çayeli.
Tolan-is. (bk. –is eki) Kökü “tolon” olan sözcük. (bk. tolon) Köy adı Tolones, Tulunos, Tolenis, Toleniç gibi değişik şekillerde söylenmektedir. Tolun veya Tulun adının bölgede yaygın akraba olduğunu düşünürsek, köy adı bunlarla ilgili olduğu kesindir. Rumca ek almış Türkçe ad.
TOMANOS mah. Ortayol köyü, Pazar.
Toman-os. (bk. –os eki) “Tuman, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1976, s. 149)
Tumanlar, Dağıstan halklarından. (EREL, 1961, s. 15)
“Toman, “duman” anlamında olup, Kuman/ Kıpçak adıdır.” (RASONYİ, 2006, s. 251)
Rumca ek almış Türkçe ad.
TOMASLİ mah. Akyamaç köyü, Hemşin.
Tomaslı, Türkmenlerin Tahtacı boyundan. (LEZİNA, 2009, s. 526)
Tamaslı, Boğaziçi köyünün diğer adı, Çamlıhemşin.
Tomaslı/ Tumaslı, Karaağaç köyü, Çayeli.
Tomaslı/ Tumaslı, Büyük mahalle, Tonya.
Osmanlıca yazımda özellikle özel adlarda okuyucunun yorumuna bağlı olarak “o” ile “u” sesleri yer değiştirebilir. Türkçe.
TOMBAYİ mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Tomay, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 217)
Tom-bay, “Teoman bey”den. Türkçe.
TONAGİL mah. Erenköy, Yusufeli.
Tona-gil. Tona, Kazak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 526)
“Tona, eski Türklerde unvan olup, “kaplan” anlamındadır.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 51)
DLT’te tona: Kişi adı, kaplan cinsinden bir hayvan. Tonagil: Kaplanoğlu. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanılmaktadır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
TONAR mah. Sağrı köyü, Vakfıkebir.
“Tonar, Kumandin boyundan.” (LEZİNA, 2009)
“Kuman Türklerinde tongar: Donmak.” (GRÖNBECH) Soğuk yer. (mecaz)
Şalpazarı’nda tonar: Kendine mal etmek amacıyla ormanda açılan tarla. (GÜLAY, 1992), s. 506)
Tonar mah. Oğulağaç köyü, Maçka. Türkçe. Yöresel
TONİK/ Cevizlik köyünün adı, Kalkandere.
Tonik, Tolun oğlu Ahmet bey ve halefleri devrinde şurtalık yapan Musa’nın babasının adı idi. (SÜMER, 1999, s. 500) (şurta: Önde gidip düşmanla savaşan asker)
Kalkandere’de Tolun köyü ile Tonik köylerinin birbirlerine yakın konumda bulunmaları tesadüfle izah edilemez. Tolunoğlu devletinin yıkılışıyla birlikte dağılma sürecinin bölgeye gelen izleridir.
Tornik, 1878 salnamesinde Tirebolu köyü. Türkçe.
TONYA, Trabzon’un ilçesi.
“Helen dilinde böyle bir sözcük yoktur.” (UMAR, 1993, s. 794) “Orhun Kitabelerinde geçen Tokuz Oğuz Budun’dan iki boyun adı bilinmektedir ve biri Tonra boyudur.” (SÜMER, 1999, s. 23)
Ton-ya > ton-iya. Eski Türkçe tön> ton: Tepe. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 33) Toniya> Tonya: Tepeye sahip, tepeli yer. (bk. –iya eki) Belirsiz.
Tonya, Çağlayan köyü, Fındıklı.
Tonyali mah. Zafer mah. Pazar.
Tonya’dan gelenlerin hatırası. Türkçe.
TOPAL mah. Köprüköy, Ardeşen.
“Topal, Kırım Tatarı.” (LEZİNA, 2009, s. 527) “Topallu, Türkmenlerin Varsak koluna mensup cemaat.” HALAÇOĞLU, c. V, s. 2209) “Topaloğlu, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 731)
“Bulgaristan’da Türkçe adlardan ve Türklerle meskûn Topallar köyü.” (ACAROĞLU, 1988)
Topallı mah. Sındıran köyü, Maçka.
Topaloğli mah. Duygulu ve Şehitlik köyleri, Ardeşen.
Topaloğli mah. Suçatı köyü, Pazar.
Topaloğlu mah. Çiçekli köyü, Arsin. Türkçe.
TOPÇU mah. Seslikayaköyü, Ardeşen.
“Topculu, Türkmenlerinin Beydili boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2209)
“Topçu: Topların kullanılışı, bakımı üzerine yetiştirilen askeri sınıf.” (KARADOĞAN, 2004, s. 102)
Topçu mah. Yavuz köyü, Ardeşen. Türkçe.
Topçuoğlu mah. Elmalık köyü, Pazar.
TOPRAKKOLA, Kömürlü köyü yaylası, Yusufeli.
Toprak-kol-a. (bk. –a eki) Toprak kol: Toprak yer. Alt kol/ yan kol (yan taraf) gibi. Türkçe.
TOR kaya, Boyalı köyü, Ardanuç.
“Torlular, tarihi Kafkas halklarından.” (BROSSET, 2003, s. 408)
“Toroğlu, Yörükân taifesinden bir aşiret.” (TÜRKAY, 1979, s. 160)
Türkçe tor: Yüksek yer. (KARAAĞAÇ, 2008) Eski Türk dilinde tör: Dağ merası, otlağı. (GEYBULLAYEV, s. 156) Türkçe. Kafkas.
TORAKLI, Gülen köyünde yer adı, Çaykara.
Torak-lı. Türkçe “-li” eki almış sözcük. Kuman Türklerinde toragı: Doruk. (GRÖNBECH) Başkurtça ve Tatarca torak: Mesken.
“Torak: Yağı alınmamış çökelek. Karakalpaklarda torak, Çuvaşça turah, Kıpçakça torak, Macarca turo.” (EREN, 1999) Çağatayca torak: Peynir. (ERBAY, 2008) Türkçe.
TORDOVAT/ Sivrikale köyünün adı, Pazar.
Tordo-vat. Tordo, kişi adı. Tordovat: Tordo’nun vatanı, Tordo’nun yeri. (bk. –vat) Yerin, bu kişiye timar olarak verilmesi mümkündür.
“Türk-Moğol ulusları arasında karargâh veya kamp merkezlerine “ordo” denilmekteydi.” (AGACANOV s. 97) Lazca.
TORLAĞIN ÇAĞILI, Çat köyü, Hemşin.
“Torlak, Kazakların Calair boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 528) “Torlak, Yüreğir Türkmen boyunun geniş bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2211)
Torlak, Bektaşi tabiri. (PAKALIN, c. III s. 521)
Çağatayca torlak: Genç, delikanlı. (KUNOS, 1902, s. 194) Kıpçakça torlak: Hor tutulan, garip. (TOPARLI, 2007) Türkçe torlak: Derviş. (GÜLENSOY, 2007) DLT’te turlak: İnsanın ihtiyarlayışında zayıflığı.
Çağıl, “çakıl”dan. Türkçe.
Bölgede Hıristiyanlaşıp Ermenileşen Çepniler gibi Torlaklar da olmuştur.
TORNA, Rüzgârlı köyü, İkizdere.
“Torna, eski Türk boyu.” (SÜMER, 1999, s. 51)
“Torna, Macaristan’da yer adı.” (ÖGEL, 1988, s. 286) Aynı köyde Macaroğlu vardır. Tatarca torna: Turp. (GANİYEV)
“Eski Türkçede baklagillerin genel adına “burçak” denirdi. Tatarlar, torna borgaci derler.” (ÖGEL, 2000, c. II, s. 166)
Torna, Kirazlı köyü, İkizdere.
Kirazlı köyü Rüzgârlı köyü ile bitişiktir.
Torna’nun deresi, Günyayla köyü, Yusufeli. Türkçe.
TOROSİ/ Liman mahallesinin adı, Fındıklı.
Toros-i. (bk. –a eki) Luwi dilinde toros, “Yüce Ana Tanrıça.” (UMAR, 1993, s. 772)
“Toros “Taurus” Türkçe Boğa demektir ve Taurus ismi Toros’un Yunanca tercümesidir.” (KARAGÖZ, 1998, s. 69)
Yunanca tavros: Boğa. (AKSOY, 2003) Toros, Ermeni kişi adı olup, Ermenicede anlamı yoktur. Onlar da bu adı başka halklardan almıştır.
“Osmanlıda torosa, gemicilikte kullanılan bir halat çeşididir.” (PAKALIN, c. III s. 521)
“Toros, belki “theodoros”tan.”
“Artvin’in bazı yerlerinde toros: Tomruğu öküzle çekmek için kayışın bağlandığı delik.” (İLKER, 1990, s. 252)
Lazca toroci: Güvercin. Lazca. Antik.
TOROSLU/ Kayaiçi köyünün adı, Araklı.
Toros-lu. Toroslu, Toros’tan gelip köye yerleşenlere verilen ad. İnsanların geldiği yerle anılması bölgede çok yaygın addır. Türkçe.
TOS, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Yomra köyü.
Altay Türklerinde tös: Dağ eteği. Yenisey yazıtlarında toş: Dağ üzerinde birikmiş su. (ORKUN, 1994, s. 868) Türkçe.
TOSUNLAR, Kapse, İkizdere.
Tosun, Eymur kolu. (SÜMER, 1999, s. 339)
Tosun, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak. (ORHUNLU, 1963, s. 64)
Bazen yazılıştan kaynaklanan hatadan dolayı “tosum” yazıldığı da olmuştur.
Eski Türkçe tosun: Necip. (ATALAY) Türkçe.
TOŞLAR, Nefsi Zuğa köyü, Hemşin.
Eski Türk Yazıtları’nda toş: Dağ üzerinde birikmiş su. (ORKUN, 1994 ) Eski Türklerde toş: Göçlerde büyükbaş hayvanların yerleştiği yer. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 90) Türkçe.
TOVOR, Başköy, Pazar.
İkizdere ve Çaykara’da tovor: Köknar. Yöresel.
TOYSKAL/ZEVİSKAL/ Serinsu köyü adı, Yusufeli.
Toy-skal. Toyoğlu, Türkmenlerin Zakirlü boyundan. (LEZİNA, 2009, s. 529) Toylu, Salurların bir kolu. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2214)
İskal, Kuman ve Kıpçak Türklerinde “sakal” anlamında olup, Kıpçak adlarındandır. (RASONYİ, 2006, s. 208) İskal, Ruslarla savaşan Kıpçak beyi. (GÖKBEL, 2000, s. 48)
Toy skal, “toy sakal”dan. Türkçe.
Zevi-skal. Belirsiz.
TOZAN dağı, Günyayla köyü civarında, Yusufeli.
“Tozan, Türkmenlerin Anamaslu boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 529) “Tozanlı, Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 734)
Çağatayca tözen: Tosun. (KUNOS, 1902, s. 194) Eski Türkçe toz: Kayın ağacı. (GABAİN, 1988) Tozan: Kayın ağaçları. (bk. –an eki) Türkçe.
TOZKOPARANLAR mah. Kapse köyü, İkizdere.
Tozkoparanoğlu aynı köyde.
“Safevi devletinin kurucusu Şahismail, emirlerine verdiği Türkçe adlar arasında “Tozkoparan” da bulunmakta idi.” (SÜMER, 1999, s. 236)
“Şah İsmail, komutanı Kaçar hanedanından Piri Beğ’e başarılarından dolayı Toz Koparan lakabını vermişti.” (SÜMER, 1976, s. 54) Türkçe.
TÖRENİS mah. Çevreli köyü, Yusufeli.
Tör-enis. DLT’te tör: Evin önemli yeri, sediri. Arapça enis: Yakın arkadaş, dost. Törensi, misafirperverlikle ilgili ad. Tören-is. Belirsiz.
TRABZON,
“Trapezous ya da trapezountos, Helen dilinde “düzlüklü” demektir.” (UMAR, 2000, s. 119) Bu ifadelerle Trabzon’un coğrafi konumu örtüşmemektedir.
“Trabzon adı eski Anadolu dillerindendir. Hitit dilinde trias/ üç sözcüğüyle eş kökenlidir.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 20) “Pausanias ile Bizanslı Stephanos ilk olarak Trabzon adını Pelasglara bağlamaktadırlar.” (KARAGÖZ, 2006, s. 40) “Trabzon yöresinde, Osmanlılardan çok önce, Türk yerleşimi olmuştur.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 33)
Günümüzde ulaşılan veriler Eyüpoğlu’nu doğrulamaktadır.
“Trab sözcüğünün Tibarenleri kastettiğini, ikinci hecesi olan “Zon” ekinin de memleket anlamına geldiğini ve “Trabların memleketi” olarak açıklanır. (s. 41) Fallmerayer’e göre Pelasglar Kafkasya’dan gelip Doğu Karadeniz bölgesinde Trabzon şehrini kurmuşlar ve buradan Yunanistan’a geçmişlerdir.” (KARAGÖZ, 1998, s. 57)
“W. Ruge gibi bazı araştırmacılar, Bizans döneminde antik kalıntılar yok edildiğini söyler.” (TTS, s. 42) Antik.
Trabzon/ Hamidiye köyünün adı, Pazar.
Çevre halkın taktığı addır. Köyün, şehre benzetilmesi nedeniyledir.
TRAPEN/ Taraklı köyünün adı, Borçka.
Turap-en. Farsça turab: Toprak. Turaben: Topraklar. (bk. –eni eki) Kazakça torap: Yolun veya suyun kesiştiği yer. (KENESBAYOĞLU, 1984) Belirsiz.
TRAŞ mah. Duygulu ve Şehitlik köyü, Ardeşen.
“Taraş, Osmanlı döneminde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 711) Taras, Kıpçak boyu. (LEZİNA, 2009, s. 506) “Tiras, tarihi Kafkas kavmi Albanlar’ın hükümdarı.” (MOSSES, s. 35)
Traş, Saat köyü, Fındıklı.
Traşonoz mah. Temelli köyü, Maçka.
Traş-on-oz. Traşon: Traşlar. (bk. –an eki) Traşonoz: Traşlar vadisi. Belirsiz.
TRAVEND/ Derbent köyünün adı, Fındıklı.
Travend, “derbent”in bozulmuş hali. Eski-yeni adı uyumlu. Derbent: Dar geçit. Türkçe.
TRİSTAL yaylası, Akarsu köyü, Maçka.
Tri-stal> tri-istal. Tri: Üç. Rumca stali: Yazlık oba. Üç oba. Rumca.
TSAM ALAVI, Düzenli köyü, Borçka.
Tsam-alevi. Tsam> sam, çam. Yangınla ilgili ad. Belirsiz.
TUBBE mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Tubbe: Tepe, kubbe. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
TUÇER mah. Bilen köyü, Hemşin.
Tuç-er. DLT’ te ve Kıpçakça tuç: Tunç ve er: Kişi, erkek adam. (TOPARLI, 2007) Tuçer: Tunç kişi. Sağlam, sert kişi. (mecaz) Türkçe.
TUDENİ mah. Seslikaya köyü, Pazar.
Lazca tudeni: Aşağı. Lazca.
TUDOHORİ, İkiztepe, Pazar.
Tud-ohori. Tud, “dut”tan. Lazca ohori: Ev. Dut evi. Dutun çok olduğu yer. Türkçe-Lazca.
TUFA, Kayran ve Yeşilalan köyleri yaylası, Çaykara.
İkizdere’nin Meşeköy, Kama ve Çifteköprü köylerinde tufa: Evlerin arka tarafındaki dar alan. Çaykara’da tufa: Köyün durak yeri. (KAYA, 1972, s. 74) Yöresel.
TUHALİ koru, Ardaklı mah. Pazar.
Tuhali, “turali”den. “Turalı, Türk boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 535) “Turali, Salurların bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2223)
Eski Uygurca turalığ: Hareketli, canlı. (CAFEROĞLU, 2011)
Tuhali koru> Turali koru: Turali’nin koruğu.
“1515 kayıtlarında kendisi zimmi (Hıristiyan), baba adı Turali olanlar vardı.” (BOSTAN, s. 339) Türkçe.
TUĞTEPE, Kadırga yaylası civarı.
“Osmanlı belgelerinde Tuğlu/ Tuğoğlu Yörük (Türkmen) taifesinden.” (REFİK, 1930, s. 71)
“Tuğlu, 1691-1696 yıllarında zorunlu iskâna tabi tutulan oymak.” (ORHUNLU, 1963, s. 56)
“Göktürkler devrinde Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altında kurtbaşlı sancak (tuğ) olmuştur.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 93)
Eski Türklerde tuğ: Mızrağın ucuna bağlanan bir tutam at kılı. (ÖGEL, 2000, c. VI s. 337) DLT’te tuğ: Bayrak, sancak. Tuğtepe, yüksek tepe. (mecaz) Türkçe.
TUĞUT, Çat köyü mezrası, Hemşin.
Eski Uygur Türklerinde tuğut: Güneşin doğması. (CAFEROĞLU, 2011) Güneşin doğduğu yer. Türkçe.
TUHARİS kalesi, Kayadibi köyü civarı, Şavşat.
Tuhar-is. (bk. –is eki) “Tohar, eski Ortaasya kavimlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 106) Türkçe.
TUHAT mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Tuh-at. “Tuhlu, Türkmenlerin Eymir kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 532) Tuhat: Tuhlar, Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
TUKMANE mah. Yolgeçen köyü, Arhavi.
Tukman-e, “Türkmen” den. (bk. –e eki)
Tukmen mah. Kavak köyü, Arhavi.
Tukmen, “Türkmen”den.
Türkmengil, Bereketli köyü, Ardanuç.
Türkelli/ Oğuz beldesinin eski adı, Beşikdüzü.
Türk yurdu.
Tümenuu obası, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Türkmen’den. Türkçe.
TUKUT yayla, Subaşı köyü, Pazar.
“Eski Türkçe tuk: Bayrak.” (LAYPANOV, 2008, s. 114) Tukut: Bayraklar. (bk. –at eki) Belirsiz.
TUL, Sürmene’nin eski köylerinden.
“Tul, Başkurt boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 533)
Kıpçakça ve DLT’te tul: Dul. Türkçe.
TULALAR mah. Güneysu merkez.
“Tula, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 167)
“Tula Buka Altınordu hanlarından.” (ROUX, 2001, s. 406) “Tula, Cengiz’in torunlarından.” (GALSTYAN, 2005, s. 222) “Tula, Orhun nehrine yakın Orta Asya’da nehir adı.” (VLADİMİRCOV, 1950, s. 11) “Tula, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936, s. 23)
Tula: Çocuk. (EREN, 1999) Türkçe.
TULAZELER mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
Tula-zeler, “tula zadeler”den. (bk. Tulalar)
Tulagil, Ardanuç’un Tosunlu köyünde. Türkçe.
TULUMPUĞAR/ Tulumpınar köyünün adı, İkiz-dere.
Tulumpuğar> tulumpoğar adıyla yörede bilinir ve mecaz olarak “tulum gibi su, çok su” anlamını verir. Türkçe.
TUMBİNA, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Tumb-ina. Yörede tumbi, tum, tumba: Oval biçimin yer. Yöresel
TUNGLİ mah. Şenyuva köyü, Çamlıhemşin.
Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. DLT’te tünglük: Ev, baca ve tungu: Sağır. Belirsiz.
TUNTU ONA, Dikyamaç köyü, Arhavi.
Farsça tünd: Sert. (DEVELLİOĞLU, 1980) Tündona: Sert yer. (bk. –ona eki) Verimsiz yer. Belirsiz.
TURA, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
“Tura Beylü, Türkmenlerin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 535)
“Tura, İskit/ Saka kavmi olan Kafkas Messagetlerin diğer bir adı.” (MUTLU, 2008, s. 121)
DLT’te tura: Kalkan, siper. Kıpçakça tura: Din, örf, adet. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
TURAHLİ, Tozköy’de mahalle, İkizdere.
Turah-li. Turahoğlu/ Turakoğlu aynı köyde. “Turak/ Turaklar/ Turaklı, Türkmen taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 736)
“Turak, 1048’de 11 Peçenek uruğunun reisi.” (KURAT, 1972, s. 57)
“Turag/ turak: 11. yüzyıl kaynaklarına göre sığınak, sığınılan yer.” (ÖGEL, 2000, c. VII s. 205)
Kırgızca turak: Durak. (YUHADİN, 1994) Türkçe.
TURALI UŞAĞI mah. Şalpazarı.
Turalı-uşağı. “Turalı, Türk boylarından.” (LEZİNA, 2009, s. 535) “Turali, Salurların cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2223) Uşak, “oymak, kabile, sülale” anlamında. Turalıuşağı: Turalılı.
Trabzon imparatoru kızını, Akkoyunlu Tur Ali beyin oğlu Kutlu beyle evlendirmişti.
Turali mah. İskenderli, Tonya. Türkçe.
TURHANLI, Fethiye mah. İyidere.
Turhanlı, Yörükân taifesi. (TÜRKAY, 1979) Türkçe.
TURKİ, Derbent köyü, Fındıklı.
“Türk”ten.
Turki/ Turçi, Aşağıdurak köyü, Ardeşen. Türkçe.
TURKMENE mah. Kavak köyü, Arhavi.
“Türkmen”den. “1515 yılı kayıtlarında Arhavi kazasında Türkçe adlar olan 11 hane Berzene, Kavalar, Cani, Cil, Türkman, Ermeni, Kocaman, Çıra ve Tatar adıyla gruplar yazılmıştır.” (BOSTAN, 2002, s. 339)
Turkmene mah. Yolgeçen köyü, Arhavi. Türkçe.
TURMANET/ Kayabaşı köyünün adı, Şavşat.
Turman-et. “Durman: Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 232) Bölgede D/T sesleri geçişlidir. Durmanet: Türkler. (bk. –et eti) Toroman’dan. Türkçe.
TURNA mah. Arılı köyü, Fındıklı.
“Turnalu, Türkmenlerin Bayat boyunun kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2232)
“Turnacı: Yeniçeri ocağını teşkil eden 196 ortadan 68 inci ortanın adıdır.” (PAKALIN, c. III s. 535)
Turna, Gürsu köyü, Fındıklı.
Turnalı yaylası, Karaçam, Çaykara. Türkçe.
TURULİ TAVİ, Kayalar köyü, Borçka.
Turuli, “tur ulular”dan. “Tur Ulu, Salur Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 535) Çok Türk ağzında tav: Dağ. Tur Ulu tavi: Türkmen dağı. Türkçe.
TURUNÇAVUL, Ortaköy köyü, Artvin.
Turunç-avul. Turunç: Turunçgillerden bir ağaç. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
TURUTLAR mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Durut, Kıpçak kabilesi.” (AHİNCANOV, 2009, s. 145) “Durut, Kıpçak Türklerinden ve Turudlar, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 232, 536) Bölgede T/D ses değişimi olağandır. Taş> daş gibi. “Dürüt, Kıpçak federasyonunu oluşturan boylardan biri.” (KARA, s. 193)
Bölgemize yerleşen Durutoğlu/ Turutoğlu Kuman boyu.” (BİLGİN, 2002, s. 96, 98)
Eski Türkçe turug: Ev, konak veya konaklanacak yer. (ÖGEL, 2000, c. III s. 7) DLT’te turuğ: Dağlarda sığınılacak yer. Türkçe.
TURYAS VAKE, Efeler köyü, Borçka
Tur-yas. “Tur ve Yas, iki farklı Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 536, 564)
Turyas düzü. Belirsiz.
TUŞ, Trabzon’un eski merkez köyü.
“Tuş, Türkmenlerin Çağırganlu boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 536) “Tuş, Gürcülerle akraba olduğu bilinen kadim Kafkas halklarından.” (Milliyet Büyük Ansiklopedi, 1990, C. 7, s. 2745) Antik.
TUTAT, Esenyaka köyü mezrası, Yusufeli.
Tut-at: Tutlar. (bk. –at eki) “Tud-lu, Anamaslu Türkmeni.” (LEZİNA, 2009, s. 532)
Tut: Dut. (DS) Tutat: Dutlar, dut ağaçları. Ermenice tutag: papağan. (UMAR, 1993, s. 804) Bölgede papağan görülmemiştir. Türkçe.
TUTĞUL dağı, Çataldere köyü, Çayeli.
Tut-ğ-ul: Tutoğlu. (bk. –ul eki) Türkçe.
TUYSUZEPE mah. Yücehisar köyü, Pazar.
Tüysüzler. (bk. –epe eki) 1842 yılı aynı köyde Tüysüzoğlu kayıtlıdır. Türkçe-Lazca.
Tuysuzi mah. Papatya köyü, Pazar.
TUZLA, Çayırdüzü köyü yaylası, Çamlıhemşin.
Tuzla: Davara tuz verilen düz taşların bulunduğu yer. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
TÜMENUU obası, Geyikli beldesi, Şalpazarı.
Tümenuu” tümenoğlu”ndan. Türkçe.
TÜNGES/ Bakırtepe köyünün adı, Yusufeli.
“Tünkes, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168) Tungus, Tatarların kolu. (ABEŞİ, 2001, s. 169) Türkçe. Bölge dillerinde “ö-ü” sesleri yalnız Türkçede vardır.
TÜRK YENİCE mah. Zeytinlik köyü, Artvin.
Yeni gelen Türk. Türkçe.
TÜRKELLİ/ Oğuz beldesinin eski adı, Beşikdüzü.
Türk yurdu.
Türkmengil mah. Bereketli köyü, Ardanuç. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265)
Türkmen pagları, Alanbaşı köyü, Yusufeli.
Ermenice pag: 1. Öpücük. 2. Kapalı (KORTOŞYAN); pag: Hol. (CÜMBÜŞYAN)
Bölgenin bazı yerlerinde “Park”, kimi yerlerinde de “pag” kelimesi yaygın olarak kullanılır. Bölgedeki genel anlamı ise sürüler için ana yerleşim yerlerinden uzaklarda veya yaylalarda yapılan basit barakalardır.
Part kelimesinin Türkçe olduğu, bu kelime üzerine duran S. Martin’de bunun İskitçe (Sakaca) olduğunu ve dışarı atılmış anlamına geldiğini belirtmiştir. (GÖKTÜRK, 1974, s. 26) Eski Türkçe park: ev, bark. (GABAİN, 1988) Türkmen pagları: Türkmenlerin uzaktaki sürü yerleri. Türkçe.
UBAN, Taşkıran köyü mezrası, Yusufeli.
Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka. Uban, Türkçe “oba”dan. Gürcüce.
UBE/ Obaköy’ün adı, Şavşat.
Gürcüce ube: 1. Göğüs, sine. 2. Koy, küçük körfez. Köy, denizden çok içerde olup “koy ve körfez” ile bağlantısı yoktur. Ube, “oba”dan. Türkçe.
UC/ UCA/ UÇA,
“Uç, Eymür Türkmeni.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2242), “Uci, Uç, Uçar, Türk kavimleri.” (LEZİNA, 2009, s. 541), “Uçı, Türkmen kolu.” (SÜMER, 1999, şema L. III) “Uç, Oğuzlara ait şehir.” (TURAN, 1990, s. 237)
Kutadgu’da uça: Sırt. (BAYRAKTAR. s. 16) Kumanca uça: sırt. (GRÖNBECH) DLT’te uça: Sırt, arka. Kıpçakça uça: Arka. (CAFEROĞLU, 1931, s. 111) Lazca uca: Sağır. (Arhavi Ağzı) Lazca uça: Kara. (ERTEN, 2000) Uca: Yüce, yüksek. (ÇAĞBAYIR) Uca: Issız. (DS) Uc, uca, uça: 1. Kabile adı. 2. Sırt. 3. Yüksek...
Yer adlarına bakınca Uc, Uca, Uç, Uça, “sırt, uç, tepe” anlamlarıyla örtüşmektedir.
Lazca uci: Kulak. Türkçe “uç”tan.
Uça dağı, Ulukent ve Balıklı köyleri, Arhavi.
Uça dağı, Sümer köyü, Fındıklı.
Uçırmak dere, Derecik köyü, Arhavi.
Üçırmak köyünden gelen dere.
Uçsu, Ortaköy, Artvin.
Uç-su: Kenardaki su. Üç su… Türkçe.
UCAR mah. Kirazalan köyü, Yusufeli.
“Ucarı, Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 744) “Uçari, Beğdili kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2242)
Kıpçakça uçar: Çarşı. (ÖGEL, 2000, c. IV, s. 309) Türkçe.
UCİPARA mah. Darılı köyü, Pazar.
Uci-para, “üç parça” anlamında. Üç hane. (mecaz) Türkçe.
UÇLER KYOY/ Üçler köyünün adı, Arhavi.
Kyoy, “köy” olmalı. Eski adı ile yeni adı uyumlu. Türkçe.
UÇURİ RUBA, Tunca beldesi. Ardeşen.
Lazca ruba: Dere. Uçur ruba: Uçan dere, akışı hızlı dere. Türkçe-Lazca.
UKANETKE mah. Uğurlu köyü, Borçka.
Gürcüce ukan: Geri, arkada. Çağatay Türkçesinde ugan: Tanrı. (GÜZELDİR) Kutadgu’da ugan: Tanrı. (BAYRAKTAR, 1991) Borçka’nın bazı yerlerinde tke: Çayırlık, ormanlık. Ukantke: Arkadaki ormanlık. Gürcüce.
UMA TUĞLU/ Ortapazar köyünün adı, Rize.
DLT’te uma: Eve gelen konuk. “Türklerde uma: Umulmadık anda gelen misafir.” (ÖGEL, 2000, c. IV, s. 385) Uma tuğlu: Tuğlu konuk, önemli misafir. Türkçe.
UMRELİ boğazı, Sivrikale köyü, Pazar.
1842 yılı kayıtlarında Urumelioğlu aynı köyde. (COŞKUN, 2012)
Rumeli’den gelenlerin hatırası. Türkçe.
UNCA mah. Kestanealan köyü, Arhavi.
“Uncu, Bozulus Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2262) “Uncular, Türkmenlerin Döğer kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 545)
Unci mah. Özgürköy, Ardeşen. Türkçe.
UNUSHEV/ Kızılcık köyünün adı, Ardanuç.
Unus-hev. “Yunus, Yunuslar, Türkmen boyu cemaatleri.” (LEZİNA, 2009, s. 574)
Gürcüce hevi: Dere. Yunushev: Yunus’un deresi. Türkçe-Gürcüce. Gürcüceyle bağlantılı ad.
UPERİ, Çayırdüzü köyü, Çamlıhemşin.
U-peri. Peri. Türkçe.
URALA, Bölümlü köyü, Of.
Ural-a. (bk. –a eki) Asya-Avrupa hattını çizen dağ. Ural’dan gelenler. Antik.
URUMGİL mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Türkçe “-gil” eki almış sözcük. Urum, Arapça kökenlidir. Rumeli’den gelenler. Türkçe.
URMELEPE mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Urmel-epe: Urumeliler. (bk. –epe eki) Aynı köyde 1842 sayımında Urumoğlu sülalesi kayıtlıdır. (COŞKUN, 2012) Türkçe.
URUMGİL mah. İşhan köyü, Yusufeli.
“Rum sözcüğü de yanlış açıklanan, yanlış anlaşılan bir sözcüktür. Bu sözcük “Roma” sözcüğünün bozulmuşudur. İslam ülkelerinde “Roma” sözcüğü “Rum” biçiminde geçer, nitekim Kuran’da da “Sure-i Rum” adı verilen bir bölüm vardır. Tarih kavramı olarak bu sözcüğü gündeme getiren Araplardır, Anadolu’ya “Diyar-i Rum” diyen Araplar ve İranlılardır.” (EYUBOĞLU, 2004, s. 20)
Urumeli’nden, Rumeli’nden gelenler. Türkçe.
URUMEL mah. Sivrikale köyü, Pazar.
Rumeli’den bozma sözcük. 1842 nüfus kayıtları dahil, bu köyle Rümel soyadını alan Rumelioğulları vardır. Türkçe.
URUPLİ, Aksu köyü, Kalkandere.
Urup-li. “Urup, Yukarı Kür ve Çoruk boylarındaki eski Kıpçak boy ve oymaklarından kalan ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 93
Urup: Tahıl ölçeği. (DS) Türkçe.
URUSEPE, Tütüncüler köyü, Pazar.
Urus-epa, “Urus, Arus, Orus, Uruş, Türk lehçelerinde “savaş, çatışma, savaşçı anlamında ve “-ipa” eki “oğul” anlamındadır. (BUDAYEV, 2009, s. 93, 171)
Urusipa> urusepe: Urusoğlu. Orus, Türkmen aşireti. (ATANİYAZOV, 2005, s 230) “Urus-beyliler, Balkar Türklerinin bir kolu.” (CAFEROĞLU, 1988, s. 50)
Orus, tarihi Türk kişi adlarından. (ATALAY, 1936) Urusaba, Kuman/ Kıpçak Türklerinde ad. (RASONYİ, 2006, s. 256) “Urus, Salur boyunun beylerinden.” (SÜMER, 1999, şema IV)
Lazca –epe, “çokluk” ekidir. Türkçede “ep”, “çok” anlamı verir. (GÜLENSOY, 2007, s. 335) Türkçe-Lazca.
URUT, Demirkent köyü, Yusufeli.
Urut, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçak boyu. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 164)
DLT’te urut: Geçen yıldan kalan kuru ot.
Uruto, Atalar köyü, Şavşat. Urut-o. (bk. –a eki)
Urut’un sırtı, Günyayla köyü, Yusufeli.
Urit, Derecik köyü, Arhavi. Türkçe.
USBURLU/ Güneyköy’ün adı, Vakfıkebir.
Us-burlu. Us, “üst”en. “Burli, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 168) Usburli: Üsteki Kıpçaklar.
“Bürlük, Altınordu devletinin ileri gelen-lerinden.” (BİROL, 1991, s. 18) Türkçe.
USER, Avusor-Çapuni arası, Hemşin.
“Üser ile başlayan Peçenek-Oğuz kabilesi...” (LEZİNA, 2009, s. 554)
“Usar, Oğuz beylerinden olup “kurtuluş” anlamındadır.” (SÜMER, 1999, s. 156)
Türkçe user: Akıllı kişi. Farsça üsera: Esirler. Türkçe.
USHUL, Irmakyanı köyü, Yusufeli.
Us-hul: Usoğlu. (bk. –ul eki) Us, “os”tan. Kafkas.
USLİYET mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Usliyet: Uslular. (bk. –et eki) Uslu, İğdir Türkmenlerinden. (HALAÇOĞLU, 2009)
Kıpçakça uslı: Akıllı. Uslıyet: Akıllılar. Türkmenler. Türkçe.
USOT/ Tosunlu köyünün adı, Ardanuç.
Usot> Osot: Oslar, Kafkas kavmi. (bk. –et eki) (bk. os)
Kafkas Kumuk Balkar Türklerinde issot: Biber. (NEMETH, 1990) Usot: Yeşil biber. (DS) Türkçe. Kafkas.
USTAMEL/ Ustalar köyünün adı, Ardanuç.
Ustam-el. Farsça ustam: 1. Altın veya gümüşten at eyeri. 2. Güvenilir, emin. (DEVELLİOĞLU, 1980)
El: Yurt, yer. Ustamel: Güvenilir insanların yurdu. Türkçe.
USTAMETİ mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Ustamet, “usta Ahmet”in kısaltılmışı. Türkçe.
USTAMİS/ Eskikale köyünün adı, Şavşat.
Ustam-is. (bk. –is eki) Farsça ustam: Güvenilir. (DEVELLİOĞLU, 1980) Rumca ek almış Türkçe ad.
USTUBİLLİ mah. Taşgeçit köyü, Araklı.
Ustibi-ler. Türkçe çoğul eki almış ad.
Ustubu: Kendirin işe yaramayan çöpü. (DS) Arapça “ustuble”den. (ÇAĞBAYIR)
Ustibiler, 1878 yılı salnamesinde Rize köyü. Türkçe.
USYERİ, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
“Uslu, Türkmen kolu.” (TÜRKAY, 1979, s. 750)
Us-yeri. Kıpçakça us: Islak, yaş, nem. Usyer: 1. Türkmen yeri. 2. Islak yer. Türkçe.
UŞHUM/ UŞKUM/ Yağcılar köyü adları, Yusufeli.
“Uşkhum, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Eski Türklerde işküm: Saraylarda hanlar için ayaksız sofra. (DONUK, 1988, s. 76) “Uşkun, kökü belirsiz sözcük olup, karabuğdaygillerden bir çeşittir.” (ALKAYIŞ, 2007, s. 587) Türkçe.
UTAV/ Bostancı köyünün adı, Yusufeli.
“Otav, Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Gürcüce utavo: Akılsız, budala, ahmak. Tuva Türkçesinde udav: Bir yılan çeşidi. (KUULAR, 2003)
U-tav. Kafkas Kumuk Balkar Türklerinde u: Ağı, zehir. (NEMETH, 1990) Çok Türk ağzında tav: Dağ. Utav: Ağılı dağ. Türkçe. Gürcüce.
UTLETLER mah. Çamlıca köyü, Yusufeli.
Ut-let. Eski Türkçe ut: Saygı, şeref. (ÇAĞBAYIR) Utlet: Şerefliler. (bk. –et eki) Türkçe.
UVA, Hasköy, Pazar.
DLT’te uva: Soğuk olarak yenen bir tür pirinç yemeği. Eskiden bölgenin sahillerinde pirinç tarımı yapılırdı. Türkçe.
UVRANUN düzü, Gölyayla köyü, İkizdere.
Aynı köyde Uvraoğlu. “Uvralu Türkmen kolu.” (SAKİN, 2006, s. 326) Türkçe.
UYLUK ormanı, Ormandibi köyü, Yusufeli.
Görüntüsüyle bağlantılı ad. Türkçe.
UZ mezrası, Yazıoba köyü, Sürmene.
“Uz, Oğuzların bir kısmı.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 173) “Uz” kelimesi, Ortaçağ Arap kaynaklarında “Oğuz” kelimesinin kısaltılması olarak geçmektedir. (BUDAYEV, 2009, s. 99)
Kıpçakça uz: Kudretli, hünerli. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
UZETUR bağlığı, Esenyaka, Yusufeli.
Uzet-ur. Uzet: Uzler. “Uz, Oğuzların diğer bir adıdır.” (BROOK, 2005, s. 265) Uzetur> uzeturi: Uz oğlu. Türkçe-Gürcüce.
UZĞAV, Köprügören köyü, Yusufeli.
Uz-ğav, Uzlarla bağlantılı ad. Belirsiz.
UZ-MESOHOR/ Özdil beldesinin adı, Yomra.
Uz-mesohor. Köyün 1486 yılındaki kayıtlardaki ilk adı “Uz” dur. Mesohor adı sonradan uydurulmuştur. (COŞKUN, 2011, s. 6)
Uz, Oğuzların bir kısmı. (KAFESOĞLU, 1984, s. 173) “Uz, Oğuzların diğer bir adıdır.” (BROOK, 2005, s. 265) Türkçe.
Mesohoriya/ mesehor: Ortaköy. Rumca.
UZUNALİ mah. Köprüköy, Ardeşen.
“Uzunali, Türkmenlerin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 551) Türkçe.
ÜSKÜT dağı, Senoz, Çayeli.
Üsküt, bazı görüşlere göre Çepnilerin bir kolu kabul edilen (s. 380) Tahtacıların bir kolu. (YÖRÜKÂN, 1998, s. 206) Uskut, Kırım’da köy. (FISHER, 2009, s. 205)
Üs-küt, “üstü-küt”ten. Ardanuç’ta uskut: Sessiz, uslu. (ÖZKAN, 1994, s. 137) Maçka (Oğulağaç köyü), Çarşıbaşı ve Yomra’da üsküt: Sessiz. Akçaabat’ta üsküt: Hüzünlü, üzgün, sessiz. Tonya’da isküt: Sessiz. (KALYONCU)
Üsküt, “süküt”ten. Burun, “burnu” gibi ses değişimi.
Üsküt mah. Maden köyü, Artvin.
Üsküt dağı, Çamlıhemşin. Türkçe.
ÜLÜNTES mezrası, Morkaya köyü, Yusufeli.
Bölge ile ilgili dillerde “ü” sesi yalnızca Türkçede vardır. Belirsiz.
ÜSTÜRKİYA/ AYLANOS/ Darıca belediyesinin adları, Trabzon.
Üstürk-iya. “Üstürüki, 1450-1650 yıllarında Anadolu’da geniş bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2278)
Üstürkiya: Türkmen yeri. (bk. -iya eki) Türkçe.
Diğer adı Aylanos. Aylan-os. (bk. –os eki) Aylan: Açıklık, alan. (ÇAĞBAYIR) Rumca ek almış Türkçe ad.
ÜTÜK tepesi, Sisdağı yaylası civarı, Şalpazarı.
DLT’te ütük: 1: Ütü. 2. Kusma.
Önceleri yaylalara çıkarken bazı kişilerde kusma olayı yaşanırdı. Türkçe.
VAÇAKAR dağı, Çamlıhemşin.
Vaça-kar. “Vaçe, Vaçagan’dan sonra gelen Alban hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35) Etrüskçe kar: Dağ. (MUTLU, 2008, s. 131) Vaçekar> vaçakar: Vaçe dağı, Alban dağı.
Vaçekar mezrası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Vaçeti, Elmalı köyü, Borçka.
Vaçaet> vaçet: Vaçeler. (bk. –et eki)
Vaçiyet, Küğlüce köyü, Şavşat.
Vaçiyet: Vaçiler. (bk. –et eki) Kafkas. Antik.
VAÇANOZ/ Şahinli köyünün adı, Çarşıbaşı.
Vaça-n-oz. Vaça-n-oz, “n” kaynaştırma sesidir. “Vaçe, tarihi Kafkas halklarından Albanların bir hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35) “Vaçalar, Türkmenlerin Ata boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 555)
Vaçanoz: Vaçan vadisi. (bk. –oz eki)
Vaçanget, Hasanağa mahallesinin eski adı, Yusufeli.
Vaçanget: Vaçanlar. (bk. –et eki) Kafkas.
VADON/ Koyuncular köyünün adı, Köprübaşı.
“Vadon, kökeni belirsiz sözcük.” (KARAGÖZ, 2006, s. 309)
Vad-on. “Vad, Kıpçak boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 269) Vadon: Vadlar, Kıpçaklar. (bk. –an eki)
Kumanca vad: Rüzgâr. (GRÖNBECH) Ermenice vad: Kötü. (GOSHGARİAN) Vadon: . Kıpçaklar. Mecazen rüzgârlı yer. Kötüler.
Vadon, Ormanüstü köyü mezrası, Maçka.
Vadoz mah. Çifteköprü köyü, Köprübaşı.
Vad-oz. 1. Kıpçak vadisi. 2. Rüzgârlı vadi. 3. Kötü vadi. (bk. –oz eki) Türkçe. Ermenice-Türkçe.
VAHAL deresi, Meydancık beldesi civarı, Şavşat.
Arapça vahal: Bataklık, çamurlu yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
VAHTANÇ/ Koldere köyünün adı, Çaykara.
“Vaktang, Moğollar döneminde Prens Hasan’ın eşi.” (OKTAY, 2007, s. 51) “Vakhtan, Tiflis’i kuran Gürcü kral.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 49)
Vah-tanç. Kumanca vad: Rüzgâr ve tang: Tan, şafak. (GRÖNBECH) Vadtang: Şafak rüzgârı. Türkçe.
VAKE mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Gürcüce vake: Düz alan, ova. Gürcüce.
VAKEL, Aksu mah. Fındıklı.
Vak-el. Arapça vak: Yüksek yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Vakel: Yüksek yurt. Türkçe.
VAKESOPELİ mah. Aralık köyü, Borçka.
Vake-sopeli. Gürcüce vake: Düz alan, ova ve sofeli: Köy, taşra. Vake sofeli> vakesopeli: Düz köy. Gürcüce.
VAKET, Bahçeli köyü mezrası, Yusufeli.
Vak-et. “Vak, Türk uruğu.” (NUR, 1972, s. 59) “Vak: Kazak boyu.” (OMOROV, 2008, s. 88)
Arapça vak: Yüksek yer. (DEVELLİOĞLU, 1980) Vaket: Vaklar, yüksekler. (bk. -et eki)
Vaket, Gümüşhane köyü, Ardanuç.
Vaket mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Vaket kışlası, Yağlı köyü, Şavşat. Türkçe
VAKFIKEBİR, Trabzon’un ilçesi.
Arapça kebir: Büyük. Vakfı kebir: Büyük vakıf. Türkçe.
VAKİTAV, Atalar köyü, Şavşat.
Vaki-tav. Düzün başı. Gürcüce.
VAKURA mah. Merkez, Borçka.
Vakur-a. Arapça vakur: Ciddi, ağırbaşlı. Türkçe.
VALAHİT dağı, Artvin civarı.
Arapça vâlâ: Yüksek, yüce. (DEVELLİOĞLU, 1980) Valahidi> valahit: Yüksek köprü. Macarlarda hid: Köprü. (ECKHART, 2010, s. 5) Türkçe-Gürcüce.
VALANİZE Çarşı mahallesi, Artvin.
Valani-ze> Valani-dze> Valanizade. Gürcüce “-dze” eki Farsça olup “zade” anlamında soyadı unvanıdır. (KIRZIOĞLU, 1976, s. 151)
Valani, Kıpçakların batı dillerindenki adlarından biri. (LEZİNA, 2009, s. 555) Valanı, Kıpçakların farklı bir adı. (OMOROV, 2008, s. 20) Valanize, Gürcüce ek almış Kuman/ Kıpçak boyunun günümüzdeki önemli hatırası.
Valanizeoğlu, Artvin’in Dere mahallesinde. Türkçe.
VALAŞİ mah. Alaca köyü, Borçka.
“Valarş, Kıpçak uruğu Arşaklı komutanı.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 43)
“Valarş, Alban hükümdarı.” (MOSSES, s. 83) Kafkas. Türkçe.
VALENA/ Arıkaya köyü, Maçka.
“Pontus kaynaklarına göre Valena/ Balena adı, Kumanların Berendi kabilesine bağlandığı açıktır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 148) “Valoni, Kıpçak/ Kumanların diğer bir adı.” (GÖKBEL, 2000, s. 30) “Valani, Kıpçakların batı dillerindeki adlarından biri.” (LEZİNA, 2009, s. 555) “Valon, Kıpçaklara verilen adlardan biri.” (AHİNCANOV, 2009, s. 85) Türkçe.
VAMENLİ, Kaleönü mah. Tonya.
“Vameyli, Cerid Türkmenlerinin bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 555) Türkçe.
VAN mah. Taşkıran köyü, Yusufeli.
Van, kelime köken olarak Urartular’a aittir.
“Vand, Kıpçak kolundan Bulgarların akrabaları.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 37, 168) “Vanili, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 755)
Van’dan gelip yerleşenler. Türkçe.
VANAK, VONAK, VANAT, Hemşin yaylalarına ait özel sözcük.
Hemşin’de vanak: Birkaç köyün çıktığı ve aynı köyden ailelerin grup grup yerleştiği yayladaki mahalle. Samistal (diğer adı dört yüz tüten) yaylasının Bogina, Tomaslı, Makrevis, Ortan, Podullu, Tecina adlarıyla vanaklar vardır.
“Vanak: 1. Yayla yerleşim yeri. 2. Çoban kulübelerinin topluca bulunduğu alan.” (KUYUMCU, 2006, s. 879) “Çayeli’nde vanak: Yayla evinin kurulduğu yer.” (KESİCİ, 1999, s. 69) Senoz’da vonog: Mal yatağı. (ARICI) Eğlenceler vanakta yapılırdı.
“Kıpçakça anak: Hayvanların yürüyüşü.” (UĞURLU, 1984, s. 99)
Nişanyan, “vanak/ venek” adını “vank”la eşitler ve “manastır” anlamı verir. (NİŞANYAN, s. 263)
Tulumcyan da “vanak” sözüne “kasaba” anlamını verir. (TULUMCYAN, 2007, s. 101) Sahakyan da “Vanak ile vank” sözcüklerini eş anlamlı kabul eder. (akunq.net) Böylece 60 haneli bir yaylada birkaç kasaba veya manastır olması bir ilk oluşturur.
Fındıklı’nın rakımı en yüksek yaylası, Sığır Vanağı yaylasıdır. Bu hale göre Sığır vanağı, Sığır kasabası veya Sığır manastırı anlamlarını kazanır.
Çayeli-Fındıklı arasında bütün “vanaklar” yaylalardadır. Köylerde Vanak adı hiç yoktur. Ayrıca “vank: manastır” adının kullanıldığı yerde “vanak: manastır” niçin olsun? Vanak, yöreye ait özel sözdür. Aprevanak, Palovit civarı, Çamlıhemşin.
Arapça abre: Gözyaşı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Gözyaşı vanağı. Belki acı bir hatıranın anısına bu ad verilmiştir.
Apivanak, Çamlıhemşin yaylası.
Ap-i-vanak: Vanağın suyu. Farsça ab: Su.
Hacivanak: Çamlıhemşin yaylası.
Yayladaki Hacılar sülalesinin vanağı.
Hapıvanak: Yaylada Hapıların grubu, Çamlıhemşin.
Hub’dan bozma. (Hubiyaroğlu yörede vardır)
Molen vanağı, Ihlamur köyü yaylası, Fındıklı.
Lazca moleni: Berideki. Beri vanak.
Vanak, Yukarıkavron yaylasının bir mahallesi.
Hala köylüleri burada ikamet eder.
Vanak, Serindere köyünün Balıklı yaylası, Ardeşen.
Yayla vanaği, Anaçor yaylası, Çayeli.
Sığır vanağı yaylası, Fındıklı.
Sığırların toplandığı mahal. Yöresel.
VANAT yaylası, Mutlugün köyü, Yusufeli.
“Vand/ Vanandlar, Kıpçak kolundan Bulgarların akrabaları, vanat, Türkçe adlarından.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 37, 168)
Vanat: Vanlılar. (bk. –at eki)
Vanat mah. Demirciler köyü, Borçka. Türkçe.
VANDRİ/ Çağlayan köyünün adı, Kalkandere.
“Avşar Türkmenleri kolundan Andırın Yörükleri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 54) Belirsiz.
VANE/ Ilıca köyünün adı, İkizdere.
“12. yüzyılda Buhara’da İs-vane köyü.” (BARTHOLD, 2012, s. 152) “Vane, köy ismini Osmanlı kayıtlarında (1573 yılı) Tiflis’e bağlı köy olarak görülmektedir.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 446)
Ermenice vane: Kristal. Tuva Türklerinde vana: Banyo. (KUULAR, 2003) Türkmence vana ve Özbekçe vanne: Banyo. (YUSUF, 1994) Osmanlı kayıtlarında Vane’deki sıcak su kaynağının varlığı bilinmekteydi. (EMİROĞLU, 1995)
Günümüzdeki gibi (Ilıca) köy adını sıcak sudan yani banyodan almış olması gerekir. Türkçe.
VANİSHEV/ Küplüce köyünün adı, Yusufeli.
Van-is-hev. Vanili, Yörükân taifesi. (TÜRKAY, 1979, s. 755)
Gürcüce hevi: Dere. Vanihev: Türkmen deresi. Gürcüce ile bağlantılı ad.
VANK mah. Yüncüler köyü, Yusufeli.
Ermenice vank, appayaran, menasdan: Manastır. (GOSHGARİAN) Moğolca tang: Kilise. (LESSİNG, 2003) Moğollarda vang: Hükümdarlık unvanı ve Vang-han, Moğollar döneminde Tola ırmağı kıyısında Moğol hanı. (VLADİMİRCOV, 1950, s. 26)
Vank köprüsü, Hemşin. (BEKAR, 2012, s. 91) Ermenice.
VANTA/ Elmalı köyünün adı, Şavşat.
Vant-a. “Vant, Dağıstan’da kalan Bulgarların akrabaları.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 37) Kafkas.
VARA/ Kirazlık köyünün adı, Akçaabat.
“Vara, “tavar-davar”dan.” (KARAGÖZ, 2006, s. 77) Hayvancılıkla ilgili ad.
Var-a. “Var, Avarların ataları olan Orta Asya kavmidir.” (GUMİLEV, 2007, s. 52) Var, Uygur yönetimindeki bir kavim. (DUNLOP, 2008, s. 24) Türkçe.
VARAÇKAN/ Varlık köyünün adı, Artvin.
“Varaçan, Hazar devleti döneminde ve Kafkasya bölgesinde Hunların şehirlerinden biri ve Varaşan, Varaçan’ın diğer adı.” (GOLDEN, 2006, s. 107, 280) Bu şehirden gelenlerin hatırası. Türkçe.
VARANGOZ, Fıçıcılar mahallesinin adı, Derepazarı.
Varan-goz. “Varan, Yomut Türkmenlerinin aşireti.” (ATANİYAZOV, 2005, s 123) Varan: Kaygan, oynak toprak. Eski Türkçe. (NUR, 1972, s. 28) Varanoz> varangoz: Türkmenler vadisi. Kaygan vadi. (bk. –oz eki) Türkçe.
VARANOŞ mezrası, Tozköy, İkizdere.
Varan-oş. (bk. –os eki) Vorona, Bulgar Türklerinin yaşadığı alanlarda bir nehrin adı.” (RASONYİ, 1993, s. 140) Türkçe.
VARATLAR/ Kalecik köyünün adı, İyidere.
Varat-lar. “Peçevi Tarihi’nde Varat, Macaristan’da Tizsa’ya dökülen Körös nehri üzerinde. Debreçen’in güneyi.” (YILMAZ, s 306)
Var-at. “Var, Avarların ataları olan Orta Asya kavmidir.” (GUMİLEV, 2007, s. 52) Varat: Varlar, Avarlar. (bk. –et eki) Avar. Macar.
VARDA/ Hacı Şeyh/ Güneyce’nin adı, İkizdere.
“Vardarlı, Türk boyu.” (KA, s. 59) Vardarlar, Türk boyu. (GOLDEN, 2006, s. 159) “Vadalı aşireti Türkmen Yörükâni taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 164)
Türkçe vardar: Dere. (HAMZAOĞLU, 2000, s. 17) Romence varda: Açılın savulun ve Bulgarca varda aynı anlamda. (KARAAĞAÇ, 2008) Türkçede vardacı: Bekçi. (ACAROĞLU, 1999, s. 261)
Üsküp şehrinin olduğu Vardar ovası ve Vardar nehri. Varda, Balkanlardaki Vardar’dan gelen ad. Çünkü aynı yerde Boşinak adı da var. “Boşnakçada Varda adları görülmektedir.” (HAMZAOĞLU, s. 12)
Osmanlıda varda topu. (PAKALIN, c. III s. 583)
Varda düzü mah. Yukarıköy, Maçka.
Vardali, Aktepe köyü, Pazar.
Varda’dan gelenlerin hatırası.
Vardalli, Beşikdüzü mah. Trabzon. Türkçe.
VARDAN, Köprübaşı yaylası, Sürmene.
“Ardan, Kafkas kavmi olan Albanlar’ın adı ve Vardan, Alban prensi olup “yiğit” anlamındadır.” (MOSES, 2006, s. 5, 371) “Vardan, Kafkas kavmi Ziglerin (Zikh) alt kabilelerinden.” (Bİ, 2007, s. 306) “Vardan Ermeni adı.
Vardan, Çerkes-Eli kıyısında iskele. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 81) Gelinen yerle bağlantılı ad. Türkçe.
VARDVANİTİ mah. Düzköy, Borçka.
Vard-van-it. Ermenice vart: Gül. Gürcüce vardi: gül. Arapça verd: Gül. (DEVELLİOĞLU, 1980) Van, “belki “avan”dan. Ermenice avan: Kasaba. Vardavan: Gül kasabası. Vardavanit: Güller kasabası. (bk. -it eki) Türkçe ek almış Ermenice ad.
VARELİT/ Güresen köyünün adları, Of.
Varel-it: Vareller. (bk. –et eki) Çuvaloz, Kilitoz... köy adları gibi. Meslekle ilgili ad. Türkçe.
VARHAL mah. Ormancık köyü, Dernekpazarı.
Var-hali. “Var, Avarların başka bir adı.” (NUR, 1972, s. 94) “Var, Uygur kağanı yönetimindeki kavim.” (DUNLOP, 2008, s. 24) “Var, Avarların ataları olan Orta Asya kavmidir.” (GUMİLEV, 2007, s. 52) Ermenice var: Aşağı.
Hali, Kafkas kabilesi. (BERKOK, 1958, s. 139) Türklerde hali: Tenha yer. (ARATAN, 1965, s. 44) “Eski Türklerde hali: Türk hassa ordusu.” (GUMİLEV, 2007, s. 207)
Varhali, iki Kafkas kavminden adını alan yer.
Varhali mah. Dağönü köyü, Of.
Varkenet mah. Aydın köyü, Ardanuç. Kökü “var” olan sözcük.
Varmet mezrası, Dereiçi köyü, Yusufeli.
Var-met: Varlar, Avarlar. (bk. –it eki)
VAROŞ/ Yazlık köyünün adı, Çamlıhemşin.
Varoş, 1530 yılı kayıtlarında Kara Hemşin köyü.
Macarca varoş: Eski kentlerde sur dışında kalan bölüm. (ÇAĞBAYIR) “Osmanlıda varoş: Şehrin kale dışında olan kısmı, şehrin kenar mahalleri.”
“Varoş, Macarca “varos”tan bozmadır.” (PAKALIN, c. III s. 584)
Varoş, Durali mahallesi/ Esiroğlu, Maçka.
Varoş/ Kadıköy’ün adı, Çarşıbaşı. Macarca.
VARTAN/ Taşlıca köyünün adı, Akçaabat.
“Vartan, Avşar Türkmenlerinin Köstere Yörükleri taifesinin geniş bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2282)
“Vartan, 12. yy. seyyahlara göre Azerbaycan’da seccade ve zilu üretimiyle ünlü şehir.” (ORHAN, 2007, s. 139)
Ermenice vartanants: Ermeni büyüğü. Vartan, Ermeni şahıs adı.
Vartanlı mah. Ataköy beldesi, Çaykara.
Azerbaycan’dan gelenlerin hatırası. Türkçe.
VARTHEL/ Meşeköy’ün adı, Ardanuç.
“Vartelli, Osmanlı döneminde Erzurum eyaletinde oymak.” (TÜRKAY, 1979, s. 40)
Vart-el. “Vard, tarihte Kafkas halklarından Albanların prensi.” (MOSES, 2006, s. 309)
Ermenice vard: Gül. (KORTOŞYAN) Gürcüce vardi: Gül. Arapça verd: Gül. (DEVELLİOĞLU, 1980) Vart-h-el> Vartel: Gül yurdu.
Varteliya/ Beratlı köyünün adı, Artvin.
Vart-el-iya. Türkmen yurdu yeri, gül yurdu yeri. (bk. –iya eki) “El” ve “–iya” ekleri Ermenice ve Gürcücede yoktur. Türkçe.
VARTOR, 1530 yılı kayıtlarında Eksanos’a bağlı Hemşin köyü. (BOA. TD. 387, s. 731)
Vartor, Vartovor şenliğine adını veren köy.
Vart-or. “Vard, tarihte Kafkas halklarından Albanların prensi.” (MOSES, 2006, s. 309) Or, “orum”dan. Vart’ın yeri. Kafkas kökenli ad..
VARVARA/ Harmanlı köyünün adı, Arsin.
“Bizans kaynaklarına göre köy adı Avarlarla ilgilidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 120) Varvar, bölgenin antik kavimlerinden. (HAHANOV, 2004, s. 10)
“Varvaliz, Hunlar’ın Heftalif (yönetici sınıfı) kolunun başkentinin adı ve Hunların değişik kaynaklarda “Hua ve Huo” adı da “Var” adını yansıtıyor olmalıdır.” (CZEGLEDY, 2009, s. 95)
Varvara, Danişmendli Türkmenlerinin bir aşireti. (GÜNDÜZ, 2005, s. 117)
Tatarca varvar: Barbar. (GANİYEV) Antik. Türkçe.
VARYA, Çayırdüzünün mah. Çamlıhemşin.
Var-ya. Var, “Avar”dan. Ermenice var: Aşağı. Varya> var-iya: Avar yeri. Aşağı yer. (bk. –iya eki) Kafkas.
Türkçe ek almış Ermenice ad. (bk. VARHAL)
VASAPLI mah. Çataldere köyü, Çayeli.
“Türkmen boyundan Vasatlu cemaati.” (SAKİN, 2006, s. 329)
Arapça vasab: Hastalık, ağrı. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkmence vasp: Övgü. (ÖLMEZ, 1995) Türkçe.
VASİLAÇ mah. Eğridere köyü, Çaykara.
Vasil-aç. Kökü “vasıl” olan sözcük. Aç sözü Türkçedir.
“Vasıllu, Kayı boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2282)
Arapça vasıl: Ulaşan, kavuşan, yetişen. Osmanlıda vasıl: Allah’ı bilenler ve emirlerini yerine getirenler. (PAKALIN, c. III s. 584)
“Vasil, Ermeni prensi.” (SEVİM, s. 35) Yunanca vasilia: Krallık, kraliyet. (AKSOY, 2003) Vasileos, Trabzon krallarından. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 12)
Dağın başında olan ve bir köşedeki bulunan yerin kral veya prensle ilgisini zordur. Türkçe. Rumca.
VASİLET mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Vasıl-et. “Vasıllu, Kayı boyunun bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2282) Vasılet: Türkmenler.
Yunanca ve Ermeniceye göre “vasilet: Prensler, krallar” anlamına gelir. Yer adıyla bağdaşmaz. Ne geçmişinde ne konumunda krallık olduğuna dair belirti ve tarihi bilgi yoktur. “-et eki” Ermenice ve Rumcada yoktur. Türkçe.
VASİNOY/ Yüzüncüyıl köyünün adı, Maçka.
Vasin-oy. Vasin, belki Kıpçak kişi adı. Kıpçakça oy: Vadi, dere. (TOPARLI, 2007) Vasinoy: Vasin vadisi. Belirsiz.
VASLAT, Öğdem köyü mezrası, Yusufeli.
Vasl-at. Arapça vasl: Birleşme. (ÇAĞBAYIR) Vuslat: Kavuşmalar. (bk. –et eki) Türkçe.
VAŞGAN/ Dağeteği köyünün adı, Yusufeli.
Farsça vaş: Düşman ve Farsça “-gan”, çoğul eki yapan son ek. (ÇAĞBAYIR) Türkçede –gan ekiyle ad yapılıyor. Atılgan, Algan, Gürkan… (EYUBOĞLU, 1995)
Vaşgan: Düşmanlar. Türkçe.
VAŞLİ KEDİ, Uğurköy, Borçka.
Vaş-li, Türkçe “-li” yapım eki almış sözcük. Vahş dağı ve nehri, Asya’da. (ORHAN, 2007, s. 45)
Türklerde vaş: Çavdar çeşidi. (ÖGEL, 2000, c. II, s. 175) Çavdarlı yamaç. Türkçe-Gürcüce.
VAT tepesi, Arhavi.
Kuman/ Kıpçakça vad: Rüzgâr. (GRÖNBECH) Vat tepesi: Rüzgârlı tepe. Türkçe.
VATANOR mezrası, Tonya.
Vatan-or: Vatan yer. (bk. –orum eki) Türkçe.
VATİNCİ mah. Güneli köyü, Güneysu.
Vatin-ci, Türkçe yapım eki almış sözcük. Belirsiz.
VATRAK deresi ve mah. Aksu köyü, Sürmene.
Vatrak, “Atrak, Oğuz lehçesinde “çok, fazla” demektir ve Kıpçak hanının adı.” (BUDAYEV, 2009, s. 92) “Atrak, “sarışın” anlamında olup bir Kuman beyinin adıdır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 112) Belirsiz.
VAYTON/ Ambarcık köyünün adı, Akçaabat.
“Vayton, Karaim kavminin (Hazar Türkleri) yüksek cemiyeti.” (Turan dergisi, 2006, sayı 5, s. 88)
Hazar Türkleriyle bağlantılı ad. Türkçe.
VAZA mezrası, Mataracı köyü, Maçka. Türkçe.
Vazar, Türkmenistan’da bir kaza. (AYDIN, 1989, s. 120)
Vaz’a. (bk. –a eki) Vaz, Türkmenlerin bir sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 289) Türkçe.
VAZİL/ Yeşiltepe köyünün adı, Akçaabat.
Vaz-il.“Vaz, Türkmenlerin bir sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 289)
Farsça vaz: Bırakma, terk. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Vaz-il: Terk edilen yurt. Türkmen eli.
VAZRİYA/ Vezirköy’ün adı, Artvin.
Vazri-ya. Arapça vazia: Koyan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Belirsiz.
VECANGET mah. Merkez, Yusufeli.
Vec-an-get: Vecanlar. (bk. –an, -et ekleri) Sülaleden adını alan yer. Türkçe.
VECANGİL mah. Sebzeciler köyü, Yusufeli.
Vec-an. Kıpçak ağzında vec: Bir bitki. (TOPARLI) Vecan: Bitkiler. (bk. –an eki) Bitkiden adını alan sülale. Güloğlu gibi. Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
VEHBAT mah. Aşağıırmaklar köyü, Ardanuç.
Vehb-at. Arapça vehb: Bağış, hibe. (DEVELLİOĞLU, 1980) Vehbat: Bağışlar. (bk. –at eki) Hediye edilen yerler. Türkçe.
VEHLAN mah. Demirören köyü, Yusufeli.
Vehl-an: Vehlanlar. (bk. –an eki) Arapça vehl: 1. Yanlış anlama. 2. Bir şeyi ilk görüşte korkma. ÇAĞBAYIR) Velhan: Korkulan yer... Türkçe.
VEHNAL mah. Demirdöven köyü, Yusufeli.
Vehn-al. Arapça vehn: Güçten düşme, kuvvetsizlik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lakap. Belirsiz.
VEİÇOR/ Zafer köyünün adı, Çayeli.
Vei-çor. Vei, “veli, veis, ver”den. Ermenice ver: Yukarı ve çor: Kuru. Kıpçakça çor: Hastalık. (CAFEROĞLU, 1931, s. 31) Çok Türk ağzında çor: Unvan. “Çor, Eski Türk inancında insanı hasta eden kötü ruhlu cin.” (ÇAĞBAYIR) Veliçor: Cinli Veli. Unvanlı Veli, Yukarı kuru yer... Belirsiz.
VEİS mah. Gündoğan köyü, Ardeşen.
“Veys, 1453–1650 yılları arasında Anadolu’da bir cemaat.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2283) Veislü, Türkmenlerin Kızıllı kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 556) Türkçe.
VEL mah. Uğurköy, Borçka.
“Veller, Türkmen boyunun Hatab kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 557)
Azerice vel: Dibek. (HACIYEVA, 1999, s. 195) Gürcüce veli: Otlak. (adların hepsinin kökü “vel”dir)
Vel/ Ciritdüzü köyünün adı, Şavşat.
Velat yaylası, Pınarlı köyü, Şavşat.
Valat dağı, Şavşat. Vel-at: Veller, Türkmenler.
Velci mezrası, Akarsu köyü, Maçka.
Türkçe “-ci” yapım eki almış sözcük.
Veloğlu mah. Seslikaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
VELA/ Veliköy’ün adı, Rize.
Kıpçakça vela: Cariye ile ilgili. (AGAR, 1989, s. 1082) Arapça vela: Yakın. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
VELANCA, Öğütlü mah. Esiroğlu, Maçka.
Velan-ca. Yunanca veleni: Meşe kozalağı. Velanca: Kozalak yeri. (bk. –ca eki) Türkçe ek almış Yunanca ad.
VELİ mah. Uğurköy, Borçka.
“Veli, Türkmen boyun. (SAKİN, 2006, s. 331) “Velili/ Velioğlu Danişmendlü Türkmenlerinden.” (REFİK, 1930, s. 131) “Veli, Yıva Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2283)
Gürcüce veli: Otlak, tarla. Yer adı diğer yerlerde de çok yaygındır. Veli: Ermiş, Allah dostu.
Veligil mah. Irmakyanı köyü, Yusufeli.
Velisor dağı, Artvin-Yusufeli arasında.
Veli-sor. Ermenice tzor: Vadi. Velisor: Türkmen vadisi. Otlak vadi. Gürcüce-Ermenice.
Veliko, Bayırköy, İkizdere. Veli-ko.
Veli, Uzungöl yaylası, Çaykara. Türkçe.
VELİTAV mezrası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Gürcüce velitav: Çayırın başı. Türkçe velitav: Ermişler dağı.
Velitav mezrası, Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
Velithev, Bıçakçılar mezrası, Yusufeli.
Gürcüce velihevi: Deredeki otlak. Gürcüce.
VELKÜ/ VELİKÖY/ Dereköy ve Yağcılar köylerinin adları, İkizdere.
Velkü adının eski bir ismi de Veliköy’dü. Vel-kü. (bk. –ka eki) Kelimenin akışına uygun olarak “ka” takısı “kü” ye dönüşmüştür. Böylece zaman içinde valika> velka> velkü oluşmuştur.
“Veller ve Veliler, Türkmen boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 557)
Velküli/ Erenler köyünün adı, Rize.
Velkü’den gelenlerin kurduğu köy. Türkçe.
VELTAR, Levent köyü civarı, Hemşin.
Vel-tar. Vel, “veli”den. Tar: Tepe. (ÇAĞBAYIR) Karaçay Türklerinde tar: Dağ geçidi, boğaz. (TAVKUL, 2000) Veltar: Türkmen tepesi. Ermişler tepesi. Türkçe.
VENEK/ Örnek köyünün adı, Pazar.
“Akvinek, Yıva Türkmenlerinin Ahmet Hacılulerin eski yerleşim yeri.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 43) “Vinek, Macarlarda sık rastlanan Türkçe adlardan ve Bulgar-Türk adlarından.” (RASONYİ, 1984, s. 24) Venek, Türkçe yer adı. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 168)
Venek/ Vinek’ten gelenlerin anısı.
Venek Dere/ Erenler köyünün adı, Çayeli. Türkçe.
VERÇENİK dağı, Çamlıhemşin.
Ermenice vercanig: Mutlu. (KORTOŞYAN) Yine Ermenice varsenig: Güzel saçlı. Belki “ver çermik”ten. Yukarıdaki sıcak su, çermik. Ermenice.
VERAN KÖY, Kutlugün köyün mahallesi, Trabzon.
Veran-köy. Köy, Türkçe. Verena, Kuman/ Kıpçaklardan bir boy. (KARAGÖZ, 2006 s. 211)
Veren, Kafkasya’da eski Kıpçaklar dönemi Bulgar boyu Vavant’lı kumandan olup, İran ordusunu yenmişti. (KIRZIOĞLU, 1992, s. 37)
Bulgarca vereni: Gök kubbe. (MUTLU, 2008, s. 125) Tuna Bulgarcasında vereni: Kurt. (TEKİN, s. 16) Lazca veran: Lanet. (ERTEN, 2000) Rumca veran: Yıkılasıca, kahrolasıca. (küfür, beddua)
Veren yayla, Cimil, İkizdere.
Verena/ Kırankaş köyünün adı, Maçka.
Verenet mah, Tepecik’in eski adı, Madenköy, Artvin.
Verenet: Kumanlar/ Kıpçaklar. Yüksekler.
Veranet, Çevreli köyü, yaylası, Yusufeli. Türkçe.
VERANA BAĞ mah. Alabalık köyü, Artvin.
Verana-bağ. Verena, Kuman/ Kıpçaklardan bir boy. (KARAGÖZ, 2006 s. 211) Türkçe.
VERHUNAL/ Karaağaç köyünün adı, Şavşat.
Ver-hun-al. Bileşik kelime ve her bir kelimesi de Türkçeye yabancı değil. Belirsiz.
VERİZENA mah. Coşandere köyü, Maçka.
Verize-na: Arapça verize: Damar. Verizena: Damar yer. (bk. –na eki) Belirsiz.
VERNAP mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Ver-n-ap, “n” harfi Türkçede kaynaştırma sesidir. Farsça ver: Sahip, malik. Ermenice ver: Üste, üsteki. Azerice ver: Çayırlık, ekinlik. (ALTAYLI)
Farsça ab: Su. Verab> vernap: Sulu. Sulu çayır. Türkçe.
VEROZ/ Kadıköy’ün adı, Çarşıbaşı.
Farsça ver: Sahip, malik. Ermenice ver: Üste, üsteki. Azerice ver: Çayırlık, ekinlik. (ALTAYLI)
Veroz: 1. Yukarıdaki vadi. 2. Çayırlık vadi.3. Vadili yer. (bk. –oz eki) Yunanca veros: Hakiki. (AKSOY, 2003)
Veroz/ Viroz/ Küçükcami köyünün adı, Güneysu.
Vir-oz. Kıpçakça vır: Sel. (ARIKAN, 2006, s. 471) Viroz: Selli vadi.
Verut mah. Seslidere köyü, Çayeli.
Ver-ut: Ekinlikler. (bk. –ut eki)
Verhovul, Şalcı köyü, Şavşat.
Ver-avul: Avullu yer. Çayırlı avul.
Eklerin hepsi Türkçedir.
VESEL mah. Yukarıköy, Maçka.
Vesel, “Veysel”den bozma sözcük. Akraba adı. Türkçe.
VEZANA/ VECONA/ Zincirlitaş köyü, Dernekpazarı.
Vezan-a. (bk. –a eki) Farsça vezan: Esici, esen. (DEVELLİOĞLU, 1980) Coğrafi konumla ilgili ad. Türkçe.
Köyün diğer adı Veco-na. Arapça veca: Ağrı, sızı. Vecana: Sızı veren yer. Belirsiz.
VEZİR KONAĞI yaylası, Eskice köyü, İkizdere.
Vezirli, Avşarların bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 557)
Vezir, Osmanlıda bakan. Türkçe.
VİA/ VİYA, Cumhuriyet mah. Hopa.
Arapça via: Kap, mahfaza. (DEVELLİOĞLU, 1980) Konumuyla ilgili ad. Belirsiz.
VİÇA mah. Yukarı ve Aşağı Çamlıca, Çamlıhemşin.
Viçe sözcüğünün bölge ile ilgisi olan herhangi bir dille örtüşmemektedir.
Viça, Vaçe’den bozma sözcüktür. “Vaçe, Kafkasya’nın eski Halklarından Albanların hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35) Hemşin’e adını veren Hammam’da Alban prensidir.
“Kutlu-Viçe, Bulgaristan’ın Mihaylov-Grad’da yerleşim yeri.” (ACAROĞLU, 1999, s. 150)
Çamlıhemşin’de viça: Çalı, değnek. (ULUSOY) Aksamaz’a göre “Viçe” adının başka bir çeşitlemesi “Biçe”dir. (AKSAMAZ, s. 21) Kafkas.
VİÇE/ Fındıklı ilçesinin adı, Rize.
“Vaçe, Kafkasya’nın eski halklarından Albanların hükümdarı.” (MOSES, 2006, s. 35) Kafkas.
VİLA, 1878 yılı Trabzon salnamesinde Rize köyü.
Arapça vila: Dostluk, ahbaplık, yakınlık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
VİLİZO yaylası, Yaylalar köyü, Yusufeli.
Vili-zo. Vili: Küçük. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
VİNK mah. Morkaya köyü, Yusufeli.
Vink, belki “dink”ten. Dink: Değirmen çeşidi. Vinek, Macarlarda sık rastlanan Türkçe adlardan. (RASONYİ, 1984, s. 24) Belirsiz.
VİRİM yayla, Eskice köyü, İkizdere.
“Tervel’den sonra Bulgar tahtına geçen Virem adlı Türk Bulgar hakanı.” (TEKİN, s. 6) (bk. tervel) Çuvaş Türklerinde virim: Yüksek. (BAYRAM, 2007, s. 45) Virim: Verim. (GÜLENSOY, 2007) Türkçe.
VİROZ/ Küçükcami köyünün adı, Güneysu.
Vir-oz. Kıpçakça vır: Sel. (ARIKAN, 2006, s. 471) Viroz: Selli vadi, selli dere. (bk. –oz eki) Türkçe.
VİSERA/ Işıklar köyünün adı, Akçaabat.
Viser-a. Byzer/ Viser yörenin antik kavimlerinden adını alan köy. (KARAGÖZ, 2006, s. 86)
VİSİR/ Gülen köyünün adı, Dernekpazarı.
“Kökeni Yunanca olmayıp antik kavimlerine uzanan ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 281) Yunanca visiro: Vişne. (AKSOY, 2003) Eski Uygurca vzir: Şimşek. (CAFEROĞLU, 2011) Antik.
VİŞLİ mah. Yaylabaşı köyü, Maçka.
Vişşikler, Türkmen sülalesi. (ATANIYAZOV, 2005, s. 301)
Viş-li, Viş’ten gelen. Lakap. Belirsiz.
VİYA, Cumhuriyet Mah. Hopa.
Viya, İtalyanca gemicilikle ilgili ad.
VİZERA/ Ovalı köyünün adı, Sürmene.
“Bölgenin antik kavimlerinden Byzir’den hatıra köy adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 309) Antik.
VOĞA mah. Sürmene.
“Vogoris, Bulgar kralı.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 23) Belirsiz.
VONİT/ Atmeydanı mahallesinin adı, Rize.
“Vunt, Kafkasya’da Bulgar Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 36)
Yunanca vuno: Dağ. (AKSOY, 2003)
Vonit, Merkez mahallenin adı, Güneysu. Belirsiz.
VORAS, 1878 yılı salnamede Vakfıkebir köyü.
Vor-as. (bk. –as eki) “Vorlu, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 557) Rumca ek almış Türkçe ad.
VOŞKİT, 1878 yılı salnamesinde Of’un köyü.
Voşk-it. Rumca voşk: Otlak. Voşkit: Otlaklar. (bk. –et eki) Yunanca livadi, voski, vostotopi: Otlak, otlatma. Türkçe ek almış Rumca ad.
VOY ırmak, Köknar köyü, Çaykara.
Rumca voy: Sesli. Voy ırmak: Sesli ırmak. Rumca-Türkçe.
VOYVODALAR, Çiçekli köyü, İkizdere.
Voyvodaoğlu aynı köyde. “Voyvoda: 1. Eflak ve Boğdan beylerine Osmanlılar tarafından verilen unvan. 2. Bir yerin vergilerini toplamaya memur kimseler.” (SERTOĞLU, 1986, s. 359)
“Voyvoda: Reis, Subaşı, ağa gibi muhtelif manalara gelen bir tabirdir.” (PAKALIN, c. III s. 598) Türkçe.
VUNİT/ Oylum beldesi, Sürmene.
Vun-it. Vun, “vunt”tan. “Vunt, Kafkaslarda eski Bulgar Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 35) Vuntit> vunit: Bulgarlar. (bk. –et eki) Kabile adı.
Vunitlilar mah. Kırantaş köyü, Maçka.
Oylum beldesinden gelenler. Türkçe.
VUNTOĞLU mah. Sertkaya köyü, Akçaabat.
Vunt-oğlu. “Vunt, Kafkaslarda eski Bulgar Türk boyu.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 35) “Vununtur, Vununtur, Hazarlar dönemi Bulgarlarından.” (GOLDEN, 2005, s. 12) Türkçe.
VUROZ/ Kadıköy’ün adı, Çarşıbaşı, Trabzon.
Vur-oz. Vur, “vurmak”tan. Vuroz: Vurgun vadisi. Türkçe.
VUVANOS, Melikşah köyü, Tonya.
Köyün yerel ağzında vuvan: Arı.
Yunanca ek almış yöresel ad.
VUYDAK/ Pınaraltı köyünün adı, Of.
“Voytak, Ogur kavimlerinden.” (RASONYİ, 1993, s. 118)
“Çağatayca oydak: Etrafı çalılı çimen ve çayırlı yer.” (KUNOS, 1902, s. 150) Türkçe.
YAC mezrası, Demirkent köyü, Yusufeli.
Yacı, Ortaçağ Türk kabilelerinden. (LEZİNA, 2009, s. 559) Belirsiz.
YAGUNGET mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Yagun-get. “Yağunlu, Yörükân taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 760) Yağunget: Türkmenler. (bk. –et eki) Türkçe.
YAĞCİ mah. Aşağıdurak köyü, Ardeşen.
“Yağcı, Yağcılar, Türkmen kolu.” (LEZİNA, 2009)
“Yagıçi, Türk hakanlarından olup “voyvoda” anlamındadır.” (GUMİLEV, 2007, s. 558)
Yaici mah. Sümer köyü, Fındıklı. Türkçe.
YAKA mah. Çayeli. Eski ve yeni adı aynı.
“Yaka Türkmenleri, başlıca Göklen, Ohlu ve Salurlar’dan oluşur.” (SÜMER, 1999, s. 341)
Kıpçakça yaka: 1. Dağ eteği. 2. Kıyı, su kenarı. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
YAKÇUKUR, Tonya’nın köyü.
Yak-çukur. Yak: Kenar. (ÇAĞBAYIR) Eski Türk Yazıtlarında yak: Yakın. (ORKUN, 1994, s. 884) Yakçukur: 1. Kenardaki çukur. 2. Yakın çukur. Türkçe.
YAKUBİ mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
“Yagup, Salır Türkmeni” (LEZİNA, 2009, s. 560) Yakublar, Atçeken Türkmenlerinden. (LEZİNA, 2009, s. 561) Yakublu, zorunlu iskanlarda adı geçen Türkmen oymağı. (ORHUNLU, 1963, s. 83)
“Yakuti, Hazar kıyıları ve Azerbaycan’ı feth etmekle görevli Selçuklu komutanı.” (SEVİM, 1983, s. 14)
Yakupoğlu mah. Kılıçkaya köyü, Yusufeli. Türkçe.
YAKOVİT/ Kavakköy’ün adı, Arhavi. (bk. ovit)
YAKVAT mah. Ortacalar köyü, Arhavi.
Yak-vat. “Yaklar, Türkmenlerin Ensari boyundan.” (LEZİNA, 2009, s. 561) Yakvat: Türkmen yurdu.
Yak: Yakın. (ÇAĞBAYIR) Yakvat: Yakın yer. (bk. –vat eki) Türkçe-Lazca.
YALAĞUZ ÇAM dağları, Ardanuç-Şavşat arasında.
Yalınuzlu, Türkmen boyu. (LEZİNA, 2009, s. 562)
Yalağuz, 'yalanız'dan.
Yalanuz gürgeni, Gürgencik köyü, Arhavi. Türkçe.
YALAVAS, 1878 Salnamesinde Of’un köyü.
Eski Türk yazıtlarında yalabaç: Elçi, reis. (ORKUN, 1994, s. 883) Kıpçakça yalavaç: Elçi. (SAFRAN, 1989, s. 97) Türkçe.
YALI/ Yalıköy, Vakfıkebir.
“Yalı-Kıpçak, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 562) “Yalılu, Yüreğir Türkmenlerinin bir kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2310)
Yalı: Düz sahil, deniz kıyısı. Yali, “yalı”dan.
“Eski Türkçe yal-mak: Yalamak.” (EREN, 1999) “Eski Türkçe yalı (yalamaktan): Suyun yaladığı yer.” (ÇAĞBAYIR) Yal sözü de bununla ilgilidir.
Yali mah. Merdivenli köyü, Pazar. Türkçe.
YALMAK, Of’un eski köyü. (UMUR, 1951, s. 18)
DLT’te yalmak: Yanmak ve güneşin yüzü karatması. Türkçe.
YALTAŞ, Kalecik, Rize.
Eski Türkçe yal-mak: Yalamak. (EREN, 1999) Yaltaş: Yalın konduğu taş.
Yadlaş, Örtülü köyü, Of. Türkçe.
YAMAĞİ, Güvercinli köyü, Hopa.
Yamağ-i, “yamak”tan. “Yamak, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 568)
“Yamak: Yeniçeri ocağıyla topçu, humbaracı gibi askeri teşekküllere namzet bulunanlarla kalelerdeki yardımcı suretiyle hizmet edenler.” (PAKALIN, c. III s. 604)
Yamaği, Dereiçi köyü, Hopa. Türkçe.
YAMANİ MONDULİ, Sümer köyü, Fındıklı.
Yaman toprak, verimli toprak. Türkçe-Lazca.
YANİVAT/ Bayırcık köyünün adı, Ardeşen.
Yani-vat. Yan, Kuman adı. (RASONYİ, 2006, s. 267)
Kıpçakça yan: 1. Yan taraf. 2. Şeytan. 3. Kenar. (TOPARLI, 2007) Kuman/ Kıpçak vatanı. (bk. –vat eki)
Bölgede Hıristiyan kişilerin “yani” adını aldıkları görülmektedir.
Yanço mah. Duygulu-Şehitlik köyü, Ardeşen.
Yan-ço: Kuman yeri. Yandaki yer. (bk. -ca eki)
Yaniet, Elmalı köyü, Borçka.
Yani-et: Yan taraflar. (bk. –et eki) Türkçe.
YANAKANDOZ/ Gürgenağaç köyünün adı, Maçka.
“Vazelon belgelerinde geçen Yanakan adlı kişi ya da aile bir Kuman ailesidir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 185) Yanakandoz: Yanakan vadisi, Kuman vadisi. (bk. –oz eki) Türkçe.
YANANDOZ/ Yazılıtaş köyünün adı, Maçka.
Yanan-doz. Yanan vadi. (bk. –oz eki)
Kumanlarla bağlantılı ad. Türkçe.
YANGUNİ mah. Aktepe köyü, Pazar.
“Yangın”dan. Türkçe.
YANIK mah. Geçitli köyü, Ardanuç.
“Yanık, Göklen Türkmenlerinin bir kolu.” (ATANİYAZOV, 2005, s 296) “Yanık, Türkmenlerin Göklen oymağından.” (LEZİNA, 2009, s. 563)
Eski Türkçe yanık: Aşık. (ATALAY, 1936, s. 71) Yanık: Yanmış.
Yanıklı mah. Kalegüney köyün, Beşikdüzü.
Yanıka, Okçu mahallesinin adı, Trabzon. Yanık-a, 'yanık'tan.
Yanıkoğlu mah. Acısu köyü, Akçaabat.
Yanuği mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Yanukluk ormanı, Kayadibi köyü civarı, Şavşat
Yanuği mah. Zeytinlik mah. Ardeşen. Türkçe.
YANUTLAR, Tozköy, İkizdere.
Eski Uygurca yanut: Karşılık, bedel. (CAFEROĞLU, 2011) Türkçe.
YAPAĞULİ, Ovit’te yayla, İkizdere.
“Yapağılar, Yazır Türkmen boyunun Ak Keçilü grubunun yaygın cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2317) “Yapağılı, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 764)
Kıpçakça yabağu: Ham, işlenmemiş yün. (TOPARLI, 2007) Yapağuli, “yapağı-eli”den. Yapağeli: Yünlük. Türkçe.
YAPAZİ ÇARİ, Hasköy, Pazar.
Y-apazi, Abhazlardan. Abhaz suyu.
Kafkas-Lazca.
YARAKAR, Yolgören mahallesinin adı, Araklı.
“Bizans kaynaklarında Gerakar> Giaria olarak geçen sözcük Kuman ve Türkmenlerde “silahlanma” anlamına geldiği belirtilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 243)
“Yorakar adı, Oğuz izi taşır.” (EMİROĞLU, 1989, s. 190) “XV. ve XVI. asırlarda Sürmene’de yaşayan zimmilerin (Hıristiyan) oturdukları iskân birimleri içerisinde Türk boy ve cemaat adlarından Yarakar (Yüregir) adı da kayıtlıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 345, 346)
Yarak-ar. Kıpçakça yarağ: Silah. (ARIKAN) Türk ağzında “-ar” eki “kavim adı” “er”i işret eder. Av-ar, Bulg-ar…(bk. –ar eki) Yarakar, kabile adı.
Yarakar, Serindere mahallesinin adı, Of. Türkçe.
YARAKOFOLİ, Güneyköy, Pazar.
Yarako-foli. Kıpçakça yarağ: Silah. (ARIKAN) Rumca foli: Küçük çukur. Belirsiz.
YARANOZ/ Kavakpınar köyünün adı, Of.
“Pontus dilinde giarenos: Arkadaş, ahbap ortaklığı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 283)
Yaran-oz. “Yaranlu, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 564) Yaranoz: Türkmen vadisi. (bk. –oz eki)
Farsça yaren: Arkadaş, dost. Türkçe.
YARHİSARİ/ Küçükköy’ün eski adı, Beşikdüzü.
Yar-hisarı. DLT’te yar: Suların açtığı uçurum. Yarhisarı: Uçurum yerdeki kale. Türkçe.
YARMELİ KEDİ tepesi, Kayalar köyü, Borçka.
Yar-m-eli kedi: Yar yeri tepesi. Belirsiz.
YASTARONİ mah. Düzköy, Borçka.
Y-astar-oni. Astar yeri. (bk. –ona eki) Belirsiz.
YATAĞİ, Üçırmak köyü, Arhavi.
Dağlarda hayvanların kaldığı üstü açık alan. Genelde öküzler içindi. Öküzler inek sürüsüne katılmazdı ki iyi otlasın diye. Yaygın ad.
YAVAN/ Sugeldi köyünün adı, Of.
“Pontus dilinde Türkçeden alınma olduğu belirtilir ve “yağı olmayan, tatsız, boş, ıssız” anlamları içerir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 283)
Yavan Evladı cemaati. (HALAÇOĞLU, 2009)
Yavan Yokuş yaylası, İkizdere. Türkçe.
YAVENLİ, Ballıköy, İkizdere.
Uygurca yavanlik: Boş yer. (NECİP, 1995) Türkçe.
YAVLAKOZ mah. Büyükköy, Çayeli.
Yavlak-oz. Kıpçakça yavlak: Büyük, korkunç. (TOPARLI, 2007) Eski Türkçe yavlak: Kötü, fena, uğursuz. (ÇAĞBAYIR) Yavlakoz: 1. Büyük vadi, uğursuz vadi. (bk. –oz eki)
Yavlakoz, Çiftekavak, Rize. Türkçe.
YAVLAR, Maden köyü, Artvin.
“Yavlı, Yıva Türkmenlerinin cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2325) Türkçe.
YAVUK meşe, Eskice, İkizdere.
Kıpçakça yavuh: Yakın. (ARIKAN, 2006, s. 485) Çağatay Türkçesinde yavuk: Yakın. (GÜZELDİR, 2002, s. 479) DLT’te yavug: Sel suyunun yükseklikten yuvarladığı kaya parçası. Türkçe.
YAVURT kışlası, Tepeköy, Şavşat.
Yavurt, “yoğur”tan. Türkçe.
Yoğurtlu, Yoncalı köyü, Şavşat.
YAYGİL mah. İşhan köyü, Yusufeli.
Yay-gil. “Yaylu, Türkmenlerin Beydili kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 566) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Türkçe.
YAZICIGİL mah. Pınarlı köyü, Şavşat.
“Yazıcıoğlu Oğuz boyudur.” (SEVİNÇ, 1997, s. 59) “Yazıcı/ yazıcılı, Türkmen taifesinden bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 769)
Yazıcılar mah. Levent köyü, Hemşin. Türkçe.
YEGE, Tütüncüler köyü, Pazar.
Kıpçakça yege: 1. Eğe. 2. Geniş, enli. (TOPARLI, 2007)
Yeg-e. (bk. –e eki) DLT’te yeg: Üst, üstün, daha iyi. Türkçe.
YEGENİ mah. Aktaş köyü, Pazar.
Yegen-i. (bk. -i eki) “Yegenlü, Avşarların Dulkadırlı kolundan.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2339)
“Yegen, Tekelü beylerinden bir olup, Şah İsmail devletinin kuruluşuna katılmış sultanlardan biri.” (SÜMER, Şahıs Adları, s. 255)
Kıpçakça yegen: 1. Kargı. 2. Kamış.
Yegenoğli mah. Seslikaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
YELEF, Galyan vadisi, Maçka.
Maçka’da yelef: Taş çeşme. (DS) Yöresel.
YELEPUNA, Acıgöl yaylası, Üçırmak köyü, Arhavi.
Yele-puna. Farsça yele: Otlağa salınmış hayvan sürüsü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yelepuna: Sürü yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
YELLİ düzü, Akkese köyü civarı, Beşikdüzü.
Kıpçakça yel: Rüzgâr. Yelli: Çok rüzgâr tutan yer, rüzgârlı. Yel, Karay Türklerinde soy ad. (ALTINKAYNAK, 2006, s. 137) Türkçe.
YEMEN mah. Akçaabat.
“Yemenlü, Kayı boyunun cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2340) Yemen’den gelen. Akraba adı.
Malkarlarda yemen: Meşe. (PRÖHLE, 1990) Türkçe.
YEMİŞLUĞ/ Yemişlik köyünün adı, Arhavi. Türkçe.
YENGİ yoli, Köprübaşı köyü, Çamlıhemşin.
Kıpçakça yengi: Yeni. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
YENİKA / Okçu köyünün adı, Trabzon.
Yeni-ka. (bk. –ka eki) Yeniler, Yıva Türkmen boyunun yaygın kollarından biri. (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2346) Türkçe.
YENTE/ Çayıroba köyünün adı, Çaykara.
“Yente adının Kumanlarla ilgili olduğuna şüphe yoktur.” (KARAGÖZ, 2006, 283)
“Yende, Salüt boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 568) Türkçe.
YERİ/ Yerlice köyünün adı, Maçka.
Yer-i. (bk. –a eki) “Yer ile başlayan Türkmen oymakları.” (LEZİNA, 2009, s. 569)
Kıpçakça yer: İkametgâh, yerleşme yeri. (TOPARLI, 2007) Türkçe.
YERLEN GÖKLEM kaya, Bayırköy, İkizdere.
Yerlen-göklem, yerden göğe kadar. Mecazen büyük kaya. Türkçe.
YET mah. Bıçakçılar köyü, Yusufeli.
“Yet, Kıpçak boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 571)
Arapça yed: Kuvvet, kudret, mülk. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
YETİMİ NAPİRİ, Subaşı köyü, Hopa.
Yetimler, Türkmenlerin Sakar kolundan. (LEZİNA, 2009, s. 571) Lazca napiyi: Set. (ERTEN, 2000) Yetim’im seti. Türkçe-Lazca.
YEZOVİT, (bk. Ovit)
YIĞA/ Yarlı köyünün adı, Çaykara.
“Yığaç, Uğrak Türk boyunun diğer adı ve “ağaç” anlamındadır.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 95)
Yığ-a. (bk. –a eki) Eski Uygurca yığ: Çığ. (CAFEROĞLU, 2011) Yunanca yigas: Dev. (AKSOY, 2003) Yığ: İğ. Çığlı yer. Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
YIĞCILAR mah. Kiremitköy, Güneysu.
Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
YIĞILI yaylası, Yalnızçam dağları civarı, Ardanuç.
Yığılı, “yığılmak”tan. Türkçe.
YİĞİTLER/ Tekkeköy’ün adı, Rize.
Yiğitli, Türkmen taifesi. (TÜRKAY, 774) Türkçe.
YİZİNA mah. Alçılı köyü, Pazar.
“Kıpçakça yizne: Üvey oğul.” (TOPARLI, 2007)
Yiz-ina. Eski Uygurca yiz: Bakır. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te yiz: Sele otu, sele sazı. Yizina: Sele otunun olduğu yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
YOBOL mah. Çeşmeönü’nün eski adı, Beşikdüzü.
Bizans kaynaklarında Avarlarda asil bir unvan olduğu belirtilir. (KARAGÖZ, 2006, s. 360)
DLT’te yob: Hile, aldatma. Kıpçakça ol: Oğul. (TOPARLI, 2007) Yobol: Yoboğlu. Eyupoğlu’ndan.
Yob mah. Hara köyü, Fındıklı.
Yob mah. Arılı köyü, Fındıklı. Avar. Türkçe.
YOMRA, Trabzon’un ilçesi.
“Yomra, Bizans kaynaklarına göre Bulgar adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 369)
Yomra, asıl adı Durana’dır ve Luwi dilinden geldiği kesindir. (UMAR, 2000, s. 138) Bulgarca.
YORAMGİL mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Yoragil, Osmanlı döneminde Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979, s. 776) Belirsiz.
YOROZ/ Fener köyünün adı, Çarşıbaşı.
Yoros: Mukaddes. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 17) Yunanca oros: Dağ. (AKSOY, 2003) Yer, sahildedir.
Yor-oz, -oz eki Türkçedir. Eski Türkçe yoro: Kahraman. (ATALAY, 1936, s. 73) Yorooz> yoroz: Kahramanlar vadisi. (bk. –oz eki) Belirsiz.
YUNU mah. Aktaş köyü, Pazar.
Yun-u. (bk. –a eki) “Göktürkler döneminde yun: Hayvan kırımı, hayvan hastalığı.” (SÜMER, 1999, s. 36) Kıpçakça yun: Yün. (TOPARLI, 2007)
Dokumacılıkla ilgili ad. Türkçe.
YUNUPE mah. Tütüncüler köyü, Pazar.
Yun-upe: Yünler, Yunusler. (bk. -epe eki) Türkçe-Lazca.
YUNUZİ mah. Yavuzköy, Pazar.
“Yunuslar, Yıva ve Bayındır Türkmenlerinin kolu.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2435) Türkçe.
YURT yaylası, Kabataş köyü, Çaykara.
Kırgızca yurt: Çadır. (YUHADİN, 1994) Kumanca yurt: Oturulan yer. (GRÖNBECH) Tatarca yurt: Ev.
Türkleri otağa benzeyen kütükten yapıya “yurt” demektedir. (ESİN, 1978, s. 6)
Yurt, Gürdere köyü, İkizdere.
Burada çok eski ev ocağı kalıntıları vardı.
Kyurdiş mah. Gürsü köyü, Fındıklı. Türkçe.
YUSUFİ mah. Sinanköy, Ardeşen.
“Yusuflar, Türkmenlerin Bozulus kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 575) Türkçe.
YUVANET mezrası, Yüncüler köyü, Yusufeli.
Yuva-net. Yuva, Türkmenlerin Bertiz oymağından. (LEZİNA, 2009) Yuvanet: Türkmenler. Türkçe.
ZABA mah. Işıklı köyü, Ardeşen.
Zab-a. (bk. –a eki) Arapça zab: Kovmak. (DEVELLİOĞLU, 1980) Lakap. Türkçe.
ZABLUVAN mah. Mutlugün köyü, Yusufeli.
Zablu-van. Zabul Türk boyu. (YAVUZ, 1968, s. 176) Zabulvan: Zabullar, Türkler. (bk. –an eki) Belirsiz.
ZABRİYA/ ZAVRİYA, Maçka.
“Sözcüğün kökü olan Zabr, Sabr, Sabirleri çağrıştırmaktadır.” (KARAGÖZ, 2006, s. 146)
“Sibirya adı, Orta Asya’dan gelen Sabirlerin hatırasıdır.” (GOLDEN, 2006, s. 45) Antik.
ZABUNOĞUN mah. Yazlık köyü, Maçka.
Zabunoğun, “zabun oğlu”ndan. Farsça zabun/ zebun: Zayıf, güçsüz. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ZADAHEV mezrası, Bahçeli köyü, Yusufeli.
Zada-hev. Gürcüce gza: Yol ve hev: Dere. Yol dere. Gürcüce.
ZAGORYA, Akçaabat’ın eski köylerinden.
Zagor-ya. (bk. –iya eki) “Zagor adı, Karluk menşelidir ve Macaristan’da Zagor köyü ve ondan adını alan Zagor deresinin adı da Türk şahıs adlarındandır.” (RASONYİ, 1984, s. 71, 50)
Bulgarca zagor: Dağın öte yanındaki bölge. (ACAROĞLU, 1999, s. 270) Türkçe.
ZAĞLISMER, Balıklı mahallesinin adı, Şavşat.
Zağlı-s-mer. Zağlı: Kibirli. (ÇAĞBAYIR) Türkçe zağ: Güç, kuvvet… (GÜLENSOY, 2007) Arapça mer: Adam. Zağlısmer: Kibirli adam. Güçlü adam.
Arapça zahl-mer: Düşman adam. Belirsiz.
ZAHRA, 1878 yılı salnamesinde Sürmene köyü.
Arapça zahra: Zahire. (ÇAĞBAYIR)
ZAİMOĞLU, Çayırbağ beldesi, Düzköy, Trabzon.
Arapça zaim: Tımarı olan, tımarlı, “zeamet”ten. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ZAKARET mah. Ilıca köyü, Şavşat.
Zakar-et. “Zagar, Türk boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 577) Zagaret: Zagarlar, Türkler. (bk. –et eki)
Zakare, Gürcü prenslerinden.
Zakaret dağı, Ardanuç. Türkçe. Gürcüce.
ZAKAT deresi, Şalcı köyü, Şavşat.
Zakut, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 153)
Zak-at: Zak, Türkmen boyu. (BEYOĞLU, 2000, s. 38) Zakat: Zaklar, Türkmenler. (bk. –et eki) Belirsiz.
ZAKENİ/ ZAGENA/ Barışlı köyünün adı, Maçka.
“Bölgenin antik kavimlerinden Zygoi milletini hatırlatan ad.” (KARAGÖZ, 2006, s. 211) Antik.
ZAKEROL/ ZAKERAVUL mah. Ortaköy, Artvin.
Zaker-ol. “Zakır, Teke Türkmeni.” (LEZİNA, 2009)
Zakir: Çok çok dua ve Esmai-İlahiyeyi okuyan. Zakiret: İlahi okuyanlar. (bk. –et eki)
Zakırol: Türkmenoğlu. (bk. -ol eki)
Zaker-avul: Zakerlerin mahallesi. (bk. avla) Türkçe.
ZAKİYET/ Yağlı köyünün adı, Şavşat.
Zaki-y-et. “Zak, Türkmen boyu.” (BEYOĞLU, 2000, s. 38) Zaket> zakiyet: Türkmenler. (bk. –et eki) Belirsiz.
ZAKTİZE mah. Bostancı köyü, Yusufeli.
Zak-tize. “Zak, Türkmen boyu.” (BEYOĞLU, 2000, s. 38) -tize, Gürcüce –dze’den. Zakoğlu, Türkmen oğlu. Gürcüce ek almış Türkçe ad.
ZALANOY, Ocaklı köyü, Maçka.
Zal-an-oy. Kıpçakça zal: Bir at türü ve oy: Vadi. (TOPARLI, 2007) Zalan: Atlar. (bk. -an eki) Zalanoy: Atlar vadisi. Kıpçakça ile bağlantılı ad.
ZALEFA mah. Ormanüstü köyü, Maçka.
Zal-efa. Farsça zal: Zalim. (ÇAĞBAYIR) Arapça efa: fena, kötü kişi. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Zalefa: Zulmedenler. Türkçe.
ZALONA/ Koyuncular köyünün adı, Hopa.
Zal-ona. Zal: Zalim, zulmeden. (ÇAĞBAYIR) Kıpçakça zal: Bir at türü. (TOPARLI, 2007)
Zalona: 1. Zalim yeri. 2. At yeri. (bk. –ona eki) Türkçe-Lazca.
ZAMANO mah. Taşçılar köyü, Dernekpazarı.
Zaman-o. (bk. –a eki) Zamanlu, Yomut Türkmenlerinin bir kolu. (LEZİNA, 2009, s. 577) Türkçe.
ZAMBUR/ Dolaylı köyünün adı, Trabzon.
“Zamburi, Kongrat oymağından.” (LEZİNA, 2009)
“Zembori, Gürcü kaynaklarında geçen Kıpçaklarla ilgili ad.” (KIRZIOĞLU, 1992, s. 167)
Kıpçakça zembur: At sineği. (CAFEROĞLU, 1931, s. 54) Arapça zünbur: Eşek arısı. Türkçe.
ZAMİDİL mah. Arpalı köyü, Şavşat.
Zamid-il: Zamid yurdu. Zami, Türkistan’da yerleşim yeri. (AYDIN, 1989) Belirsiz.
ZAMİYANGİL mah.Kutlu köyü, Ardanuç.
Zami-yan-gil. Zami sen, Buhara civarında yerleşim yeri. Zamiyan: Zamiler. (bk. –yan eki) Kıpçaklarda “–gili” eki kullanır. (MALACILI, 2002, s. 265) Gelinen yerle bağlantılı ad.
ZANAT/ Derinsu köyünün adı, Pazar.
Zana, Çerkezlerin bir kolu. (TÜRKAY, 1978, s. 168)
Zan-at: Zanlar. (bk. –ha eki) Tzan, Pontus krallarının çokça savaş yaptığı Karadeniz’in yerli kavmi.” (MİLLER, 2007, s. 39)
Arapça zan: Sanı, sanma.
Zanetli mah. Anzer, İkizdere.
Zan-et-li: Zanlılar. Kafkas. Antik.
ZANHA/ Çeşmeler köyünün adı, Maçka.
Zan-ha. Zanha: Zanlar. (bk. -ha eki)
“Tzan, Pontus krallarının çokça savaş yaptığı Karadeniz’in yerli kavmi.” (MİLLER, 2007, s. 39)
Zancel mah. Büyüktaşhane mahallesinin adı, Çayeli.
Zanelos mah. Gürgenağaç köyü, Maçka.
Zan-el-os. Zan yurdu. Rumca ek almış Kafas ve Antik kavim adı.
Zanilas mah. Anayurt köyü, Maçka.
Zan-il-as. Rumca ek almış Kafas ve Antik kavim adı.
Zanita/ Karaçayır köyünün adı, Akçaabat.
Zan-it-a. (bk. –a eki) Zanit: Zanlar. Türkçe ek.
Zanoy/ Akmescit köyünün adı, Maçka.
Zan-oy. Zan vadisi. Kıpçakça oy: Vadi. Türkçe ek almış Kafkas ve Antik kavim adı.
ZANGA, Zaferli köyü, Akçaabat.
Zang-a. (bk. –a eki) “Zank, Kuman şahıs adı.” (RASONYİ, 2006, s. 282)
Kumuk Türklerinde zang: Çan. (NEMETH, 1990) Türkçe.
ZANGAR mah. Oğulağaç köyü, Maçka.
“Zangir, Başkurt kabilesinden.” (LEZİNA, 2009)
Maçka’da sanga: Büyük dilli kapı kilidi. Çaykara’da zangar: İnatçı ve zangariya: Dokumacı.
Uygurca zankar: Pis, kirli. (ÖZTUNCER, 2006) Kırgızca zanğğar: Kocaman şey, dev. (YUHADİN, 1994)
Zanger, Yalıköy mah. İyidere. Yöresel.
ZANGARİYA/ Yeşilova köyünün adı, Trabzon.
Zangariya, Kafkas kavmi Abhazların bir kolu. (TAVKUL, 2007, s. 491) Kafkas.
ZANİKİ/ Yiğitözü köyünün adı, Araklı.
Zanik-i. (bk. –i eki) Zannık, Kongrat Türkmenlerinin kolu. (LEZİNA, 2009, s. 577) Zanika, Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkar Türklerinin bir boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 219) Türkçe.
ZANSUL/ Damar beldesinde mahalle, Murgul.
Zan-s-ul, “ s” kaynaştırma sesidir. “Tzan, Pontus krallarının çokça savaş yaptığı Karadeniz’in yerli kavmi.” (MİLLER, 2007, s. 39) Zanoğlu, Çerkezlerden bir kabile. (TÜRKAY, 1978, s. 763) Çok Türk ağzında ul: Oğul. Zansul: Zanoğlu. Antik. Kafkas.
ZAPOR/ SAKAPOR/ Taşkıran köyü adı, Yusufeli.
Za-por. Arapça za: Sahip, malik. (DEVELLİOĞLU, 1980) Eski Türkçe por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Ermenice por: Karın (KORTOŞYAN). Zapor:Dereli. Belirsiz.
Sakapor. (ŞAHİN, s. 54) Saka deresi. Türkçe.
ZARHA mah. Sürmene.
“Yunan kaynaklarında Türk köyü olarak verilir ve Bizans kaynaklarına göre Saruhanoğulları ile ilgili ad ve Saruhan adı Kıpçak başbuğlarından birinin adı verilir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 311) Türkçe.
ZARİ/ Sarıca köyünün adı, Akçaabat.
Arapça zari: Çiftçi, eken. (DEVELLİOĞLU, 1980)
Zarişa mezrası, Ormanüstü köyü mezrası, Maçka.
Kökü “zari” olan sözcük. Türkçe.
ZARYOS/ ZARİOS/ Serince köyünün adı, Of.
Zaryos, “Bu şekli ile bu sözcüğe hiçbir yerde rastlanmaz.” (KARAGÖZ, 2006, s. 284)
Zari-os. (bk. –os eki) Arapça zari: Çiftçi, ziraatçı. (ÇAĞBAYIR) Rumca ek almış Türkçe ad.
ZATE mah. Balıklı köyü, Şavşat.
Farsça zade: Oğul, evlat. Belirsiz.
ZAVAN mezrası, Tonya.
“Zavan, tarihi Kafkas kavmi Albanlar’ın hükümdarı.” (MOSSES, s. 35) Kafkas.
ZAVARİ TAVİ, Düzenli köyü, Borçka.
Zavar: Tazı. (DS) Çok Türk ağzında tav: Dağ. Zavar Tav: Tazı dağı. Türkçe.
ZAVENDİK/ Çiftlik köyünün adı, İyidere.
Zaven-dik. “Zavan, tarihi Kafkas kavmi Albanlar’ın hükümdarı.” (MOSSES, s. 35)
Zavendik mah. Adacami köyü, Güneysu. Kafkas.
ZAVERA/ Dikkaya köyünün adı, Maçka.
“Zavera, Sabirlere (Suvarlar) ait adlardan.” (KARAGÖZ, 2006, s. 190)
“1486, 1583 kayıtlarında Maçka’da Türkçe köy adları arasında Zavera adı da yer almaktadır.” (BOSTAN, 2002, s. 341)
“Bulgar diyalektiğinde zavera: Osmanlı egemenliğine karşı ayaklanma hazırlayıcısı, komplocu.” (ACAROĞLU, 1999, s. 271) Bulgarca.
ZAVİLON yaylası, Üçgedik köyü, Maçka.
Zavil-on. Akçaabat’ta zavil: Yabani yemiş veren bodur ağaç. (GEDİKOĞLU, 1996) Zavil-on: Zaviller, bodur ağaçlar. (-bk. –an eki) Yöresel.
ZAVLİ/ Muratlı köyünün adı, Sürmene.
“Ne Yunan ne de Bizans kaynaklarında bu ada benzer bir ipucu yoktur. (KARAGÖZ, 2006, s. 310)
Arapça zav: Işık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zavlı: Işıklı, aydınlık. Türkçe.
ZAVZAKA/ ZEVZEKA/ Yoncalı köyü adı, Araklı.
Zavzan, Kafkas Karaçay-Malkar boyu. (ADİLOĞLU, 2005, s. 220)
Zevzek-a. Farsça zevzek: Ölçüsüz davranan. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
ZAYA mah. Ocaklı köyü, Maçka.
Arapça zaya: Terk edilmiş yer. Tarla. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ZAYNE mah. Arılı köyü, Fındıklı.
Zayn-e. (bk. –e eki) Arapça zeyn: Zinet, süs. Güzel yer.
Zayne, Akkaya köyü, Ardeşen. Türkçe.
ZAZANA/ Güneyce köyünün adı, Arsin.
Zaza-na: Zaza yeri. (bk. –na eki) Zazacanın, Kürtçenin bir lehçesi değil de, başlı başına bir kuzey-Batı Iranı dili olduğunu ilk olarak sistematik araştırmalarını kitaplaştırarak ispatlayan Oskar Mann ve Karl Hadak’tır.
“Zazalar, Karluk Türkleriyle ilişkilendirilmektedir.” (ÖNDER, 2007, s. 7)
Malkarlarda ve Dağıstan’da Zaza isimleri insanlara ad ve soyad olarak verilmektedir.” (KALAFAT, 2002, s. 126)
Zaza: Kaba konuşan. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ZEBELİT mah. Tepecik köyü, Fındıklı.
Zebel-it. “Zibel, Hazar hakanlarından.” (MOSES, 2006, s. 184) Zebelit: Zebeller, Hazarlar. (bk. –it eki) Zebilli, Türkmen taifesi. (BİLGİLİ, 2001, s. 164)
Zebel: Sendeleme. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
ZEBERET, Altıparmak köyü mezrası, Yusufeli.
Zeber-et. Zeber-han, Türk boyu Kuturgurların reisi. (GEYBULLAYEV, 2009, s. 39)
Farsça zeber: Üst, üst taraf. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zeberet: Üst taraflar. (bk. –et eki) Türkçe.
ZEBEŞKA/ Tekoba köyünün adı, Of.
Zebeş-ka. (bk. –ka eki) Zebeş, “gebeş”ten. Türkçe gebeş: Kısa boylu, boyuna göre şişman. (KARAGÖZ, 2006, s. 284) Belirsiz.
ZEBRA/ Köprücek köyünün adı, Vakfıkebir.
Zebr-a. (bk. –a eki) Arapça zebr: Kuvvetli, sağlam adam. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ZEDOBAN/ Karşıköy’ün diğer adı, Borçka.
Zed-oban. Gürcüce zeda: Yukarı, zed: Üstünde, üzerinde. Zedoban: Yukarı oba. Gürcüce ubani: Mahalle, mıntıka, “oba” ile bağlantılı sözcük. Gürcüce.
ZEDVAKE/ Düzenli köyünün adı, Borçka.
Zedvake: Yukarıdaki düzlük. Gürcüce.
ZEFANOS/ Bulak köyünün adı, Trabzon.
Lazca zifona: Fırtına. Yunanca zoferos: Karanlık, koyu.
Zefan-os. (bk. -os eki) Arapça zifan: Misafirler, konuklar. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yunanca ek almış Türkçe ad.
ZEFTİL mah. Hamsıköy, Maçka.
Zeft-il. Zeft: Yosun. Yunanca vrio: Yosun. (AKSOY, 2003) Zeftil: Yosunlu yurt.
Arapça zevd: Uzaklaştırmak, ırak etmek. Zevdil: sürgün yeri. Yöresel. Türkçe.
ZEGAN kışlası, Çukurköy, Şavşat.
Zekan, Semerkan civarında yerleşim yeri. (AYDIN, 1989, s. 124) Gürcüce zegani: Dağlık, plato, yayla. Farsça zegan: Çaylak. Artvin’de zegan: Yüksek yer, kuzey. Gürcüce. Türkçe.
ZEKERYA/ Zekeriya köyünün adı, Ardanuç.
Zekeriyalu, Türkmen cemaati. (BİLGİLİ, 2001, s. 164) Zekeriya, Kıpçak kökenli Kafkasya’da Malkar kabilesi. (ADİLOĞLU, 2005, s. 145) Zekariyalu, zorunlu iskanlar sırasında adı geçen Yörükan taifesinden. (REFİK, 1930, s. 119) Türkçe.
ZELE mah. Suçatı köyü, Pazar.
Zele: Ot yığını. (DS) Türkçe.
ZELEK/ Balıkçı köyünün adı, Pazar.
“Pont dilinde ve Yunan kaynaklarında böyle bir sözcük geçmez.” (KARAGÖZ, 2006, s. 285)
Arapça zelak: Ayak kayma. (DEVELLİOĞLU)
Zeleka/ Taşören köyünün adı, Çaykara. Belirsiz.
ZELİYA mah. Üzümlü köyü, Akçaabat.
Zeli-ya. Farsça zeli: Sülük. (ÇAĞBAYIR) Zeliya: Sülüklü yer. (bk. –iye eki) Türkçe.
Zeliyet, Yarbaşı köyü mezrası, Yusufeli.
Zeli-yet. Zeli: Sülük. (DS) Zeliyet: Sülükler. (bk. –et eki) Türkçe.
ZEMBEREK OBASI, Maçka.
Zemberek, değişik anlamlar içermektedir. Yer adıyla uyumlu olanı “bir hayvan hastalığı” ifadesidir. (DS) Oba, Türkçe kelime. Belirsiz.
ZEMBUR, Arsiyan yaylası civarında tepe, Şavşat.
Kıpçakça zembur: At sineği. (CAFEROĞLU, 1931, s. 54) Türkçe.
ZEMOBAN mah. Demirci köyü, Şavşat.
Farsça zem: Seramikçilik. (ÇAĞBAYIR) Ubani, “oba”dan. Seramikçilik yeri. Türkçe-Gürcüce.
ZEMOVAN/ Demirdöven köyünün adı, Yusufeli.
Zem-ovan. Farsça zem: Seramikçilik. (ÇAĞBAYIR) Ermenice avan: Kasaba. Zemavan> zem ovan: Seramik kasabası. Türkçe-Ermenice.
ZEMDKİS mah. Maral köyü, Borçka.
Zemdk-is. (bk. –os eki) Zemdk, “zend”ten bozma sözcük. Belirsiz.
ZEN DİD mah. Balıklı köyü, Arhavi.
Açılımı zeni didi. Büyük düzlük. Lazca.
ZEND OBA/ Arpalı köyü, Şavşat.
“Zend, 1453–1650 yıllarında Anadolu’da Ulusha-i Müteferrika taifesinin bir cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2478) “Zend-Avesta, eski İran halklarından.” (KAFESOĞLU, 1984, s. 42)
“Zend, Eski Farsçanın bir lehçesi, Avesta dili.” (ÇAĞBAYIR) “Avesta, İran’ın eski inançlarından birinin kitabının adı.” (CZEGLEDY, 2009, s. 164)
“Azerice zend: Zerdüşt’e inananlarca kabul edilen dini kitap olan Avesta”nın Pehlevi diline tercümesi.” (ALTAYLI, 1994) “Lekler kalabalık bir topluluk olmakla beraber bilhassa Zend hanedanını çıkarmak sureti ile XVIII. yüzyılın İran tarihinde mühim bir rol oynamışlardır.” (SÜMER, 1999, s. 447) “Zent, eski Türk erkek adlarından.” (ATALAY, 1936, s. 28)
Zend, Buhara civarında yerleşim yeri. (AYDIN, 1989, s. 124)
Zendoba: 1. Zendlerin obası, Türkmen obası. 2. Avestalilar topluluğu veya Avestaliların oturduğu yer. 3. Zerdüş’e inananların obası.
Zendi mah. Tunca beldesi, Ardeşen.
Zend-i. (bk. –i eki)
Zendit/ Balıkköy’ün adı, Hopa.
Zend-it: Zendler. (bk. –it eki)
Zendit mezrası, Aslandere köyü, Fındıklı. Antik. Türkçe.
ZENGELLER mah. Irmakyanı köyü, Yusufeli.
“Zengel, tarihi Türk kişi adı.” (ATALAY, 1936)
Farsça zengel: Çıngırak, çan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Hayvancılıkla ilgili ad. Türkçe.
ZENGİYET, Demirkent köyünün mezrası, Yusufeli.
Zengi-y-et: Zengiler. (bk. –et eki) “Zengilü, Kayı boyunun Kutlu Bey grubunun cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 2480) Farsça zengi: Siyah adam. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkmenler, Siyah adamlar. Türkçe.
ZENHA/ Çeşmeler köyünün adı, Maçka.
Zendha> zenha: Zendler. (bk. –ha eki) Antik.
ZENİ mah. Tepecik köyü, Fındıklı.
“Azerice zemi: Tarla, arazi.” (ALTAYLI, 1994) Lazca zeni: Düzlük. Lazca.
ZENİMOSİ/ Yurtsever köyünün adı, Ardeşen.
Zeni-mosi. Mossinoikler, bölgenin antik kavimlerinden. (NAKRACAS, 2003, s. 207) Lazca.
ZENO/ Ulucami köyünün adı, Çaykara.
“Zeno, 480’de Türk Bulgarları döneminde Bizans imparatoru.” (GOLDEN, 2006, s. 42) “Zeneo, Bulgar başbuğu.” (RASONYİ, 1993, s. 89)
Zino: Kurt. (GÖKTÜRK, 1974, s. 177) (bk. çanava)
Zeno/ Akköse köyünün adı, Dernekpazarı.
Zeno/ Günebakan köyü adı, Dernekpazarı. Belirsiz.
ZERA mah. Tonya.
Arapça zerra: Ekinci, çiftçi.
Zera yaylası, Karaağaçlı köyü, Tonya. Türkçe.
ZERKANA, Maden köyü, Artvin.
“Zer, Türkmen taifesi.” (TÜRKAY, 1979, s. 790)
Arapça zer: Ekilmiş ekin. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zer-kana. Ekinli yer. (bk. –ona eki) Türkçe-Gürcüce.
ZETİLET/ Erikli köyünün adı, Şavşat.
Zet-il-et. Farsça zed: Vuran, döven. (DEVELLİOĞLU, 1980) İl: Yer, yurt. Zetilet: Vuranlar, dövenler yeri. (bk. –et eki) Belirsiz.
ZEVAİT/ Taşhan köyünün adı, Of.
Arapça zeva’id: Vergilere sonradan eklenilen kısım. (ÇAĞBAYIR) Türkçe.
ZEVOBAN mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Zev-oban. Arapça zev: Üzüntü. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zevoban: Yaslı oba. Türkçe-Gürcüce.
ZEYRET tepesi, Erikbeli yaylası civarı, Tonya.
Zeyret, “ziyaret”ten. Türkçe.
ZEZALİ mah. Köknar köyü, Çaykara.
Zez-ali, lakap. Belki “kekez ali”den. Belirsiz.
ZIĞLİSPİR/ Zeytincik köyünün adı, Yusufeli.
Zığlı
ZİBARİ/ Güllü köyün adı, Çamlıhemşin.
“Zibar ve Zibari, Osmanlı döneminde Musul eyaletinde bir cemaat.” (TÜRKAY, 1979, s. 789) Türkçe.
ZİDA/ Dirlik köyü, Sürmene.
Farsça zida: Pası giderip temizleyen, parlatan. (DEVELLİOĞLU, 1980) Meslekle ilgili. Kalaycı. Türkçe.
ZİFANA/ Aytaş köyünün adı, Araklı.
Zifan-a. Arapça zifan: Konuklar, misafirler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Türkçe.
ZİGALAT mah. Çayağzı köyü, Şavşat.
Zi-galat: Aşağı Galatlar. Zi, “zir”den. Antik.
ZİGANA dağı, Maçka.
“Yer adı Pelasgların izlerindendir.” (KARAGÖZ, 2006, s. 192)
“1486, 1583 kayıtlarında Zigana köyünün diğer bir adı Varyan idi. Varyan bir Türk cemaatinin adıdır.” (BOSTAN, 2002, s. 343) Belirsiz.
ZİHALİ/ Çaltılı köyünün adı, Of.
Zihler, tarihi Kafkas kavmi Sarmatlara komşu kavim. (BERKOK, 1958, s. 152)
“Zihali, Göçmen Çerkezlerin kurdukları köy.” (KARAGÖZ, 2006, s. 286) “Zılali, Türkmen sülalesi.” (ATANİYAZOV, 2005, s 291) Kafkas.
ZİGEMİ SÜFLA/ Aşağıdurak köyü adı, Ardeşen.
Arapça ziham: Kalabalık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zihami süfla köyü: Aşağı kalabalık (köy).
Ziğemi ulya/ Yukarıdurak köyünün adı, Ardeşen.
Yukarıdaki kalabalık köy. Türkçe.
ZİİZENİ yaylası Ardeşen.
Zii-zeni. Farsça zir: Alt, aşağı. Aşağı düzlük. Türkçe-Lazca.
ZİKRETİ, Meydancık beldesi, Şavşat.
Zikr-et. Zikr, “zikir”den. Zikret: Zikirler, Allah’ın adını ard arda anarak yapılan doğalar. (bk. –et eki) İnançla ilgili ad. Türkçe.
ZİL DERESİ, Yomra.
Çıkardığı zil benzeri sesle bağlantılı ad. Türkçe.
ZİMATİ mah. Ardeşen.
Zimat-i. (bk. –i eki) Arapça zımad: İlaç. (DEVELLİOĞLU, 1980) Sağlıklı yer. Türkçe.
ZİMİLA mah. Gürgen köyü, Güneysu.
Zimila: Cevizin yeşilimsi dış kısmı.
Zimla/ Özlü köyünün adı, Arsin. Yöresel.
ZİNAHE, 1583-84 yılı yıllarında Of köyü. (UMUR)
Zina-he. Moğolca zina: Kurt. (OKTAY, 2007, s. 55) Zinaha: Kurtlar. (bk. –ha eki) Türkçe.
ZİNAHOR mah. Pamukçular köyü, Yusufeli.
Zina-hor. Moğolca zina: Kurt. (OKTAY, 2007, s. 55) Zinahor: Kurt yeri. (bk. –orum eki) Türkçe.
ZİNAVUR, Bağcılar köyü, Artvin.
Zina-vur> zinavuri: Kurt oğlu. Türkçe-Gürcüce.
ZİNAMANT mah. Yaylalar köyü, Yusufeli.
Zina-mant. Moğolca zina: Kurt. (OKTAY, 2007, s. 55) Moğolca mangh: Tepe. (LESSİNG, 2003) Zinamangh: Kurt tepesi. Türkçe.
ZİRVANES mah. Üçgedik köyü, Maçka.
Zirvan-es. Zirvanlı, Osmanlı döneminde bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 790) Rumca ek almış Türkçe ad.
ZİOS/ Tepebaşı köyünün adı, Şavşat.
Zi-os. (bk. –os eki) Zi, “zir”den. Zir, Osmanlı döneminde bir cemaat. (TÜRKAY, 1979, s. 790) Türkçe-Rumca. Belirsiz.
ZİR ZENİ, Tunca beldesi, Ardeşen.
Farsça zir: Aşağı, alt. Lazca zeni: Düzlük. Aşağıdaki düzlük. Türkçe-Lazca.
ZİRZİRAT mah. Tepeköy, Şavşat.
Zirzir-at. “Zirzirli, Yörükân taifesinden.” (TÜRKAY, 1979, s. 790) Zirzirat: Türkmenler. Türkçe.
ZİSİNO/ Bölümlü köyünün adı, Of.
“Bizans kaynaklarına göre Alan, Kutigur veya Hunlara ilgili adı.” (KARAGÖZ, 2006, s. 286)
Zisino> Zino: Kurt. (bk. sakazino) Rumca zisimo: Yaşama. (ASAN, 416) Yunanca diaviona: Yaşamak ve vios: Hayat, yaşam. Türkçe.
ZİTEL kaya, Kayalar köyü, Borçka.
Gürcüce citeli: Kırmızı. Kızıl kaya. Gürcüce-Türkçe.
ZİVANDANA mah. Güneyce köyü, Arsin.
Zivan-dana. “Zıvanlı, Türkmen oymağı.” (ORHUNLU, 1987, s. 94) “Dana, Türkmen boyu.” (LEZİNA, 2009, s. 219)
Zivan dana, İki Türk boyu. Belirsiz.
ZİYA mah. Seslikaya köyü, Ardeşen.
Akraba adı. Türkçe.
ZİYATLAR mah. Cevizli köyü, Şavşat.
“Ziyadlu, Ağaçeri boyunun Kaçar oymağının bir kolu.” (LEZİNA, 2009, s. 579) Türkçe.
ZİZA mah. Çalışanlar köyü, Dernekpazarı.
Arapça zıa: Tarla. (ÇAĞBAYIR) Belirsiz.
ZOBA, Avusor yaylası, Çamlıhemşin.
Macarca zsoba: Soba. (ÇAĞBAYIR) Eski Türkçe zöbe: Oval, yumurta gibi. (ÇAĞBAYIR) Coğrafi şekille bağlantılı ad. Belirsiz.
ZOBUOĞLU mah. Akmescit köyü, Maçka.
Zobu: Vezir konaklarında bir kısım müstahdemlere verilen addır. (PAKALIN, c. III s. 664) Zobu: İriyarı, delikanlı, gururlu. Türkçe.
ZOĞOYİR, Şahinkaya köyü, Çaykara.
Bazı yerlerinde zoğoyir: Eskinin tahterevallisi. Oyun yeri. Yöresel.
ZOL/ Konak köyünün adı, Köprübaşı.
Azerice zol: Uzun şerit şeklinde olan. (ALTAYLI, 1994) Trabzon ve Artvin’de zol> zoğ: Çarık yapmak için kesilen gön parçası. (DS) Yöresel
ZOM mezrası, Madenli köyü, Artvin.
Zom, belki “zomi”den. Bölge. Gürcüce.
ZOMİVAKE mezrası, Maden köyü, Artvin.
Zonivake: Düz yer. Gürcüce.
ZOR/ Esenyaka köyünün adı, Yusufeli.
“Zoroğlu, Türkmen cemaati.” (TÜRKAY, 1979)
Uygurca zor: Savaşçı. (ÖZTUNCER, 2006) Ermenice dsor: Vadi.
Zorli mah. Çınarlı köyü, Fındıklı.
Zorha, Salnamede Maçka köyü.
Zor-ha: Türkmenler. (bk. -ha eki) Türkçe.
ZORBAR mah. Esendal köyü, Yusufeli.
Zor-bar. Folklorik ad. Yöresel.
ZOVOBAN mah. Cevizlik köyü, Yusufeli.
Zov-oban. Ermenice zov: Serin. Zovoban: Serin oba. Ermenice-Gürcüce.
ZSİYAHİ mah. Maral köyü, Borçka.
Zsiyahi, “siyah”tan. Türkçe.
ZUĞA/ Çamlıtepe köyünün adı, Hemşin.
“Zuya, Ogur Türklerin yaşadığı yerlerden biri.” (ABEŞİ, 2001, s. 78)
Lazca zuğa: Deniz. Köy, içerde olup denizle ilgisi yoktur. Dumanın çökmesiyle deniz görünümünü alan köy. (mecaz)
Zuğu deresi, Ihlamurlu köyü, Fındıklı. Lazca.
ZUĞOPO mah. Aşıklar köyü, Çayeli.
Zuğo-po, “zuğa por”dan. Kıpçakça por: Dere. (ÖNDER, 2007, s. 84) Zuğapor: Deniz-dere. Deniz gibi dere, büyük dere. Lazca-Türkçe.
ZUKARİ dağı, Yomra.
Zu-kar-i. Arapça zu: Aydınlık, ışık. (DEVELLİOĞLU, 1980) Zukar: Işıklı kar. Belirsiz.
ZUMAĞ OTİ, Taşkıran beldesi, Çaykara.
“Zumak, Kuman adı.” (RASONYİ, 2006, s. 519)
Zumağ: Yükseklerde yetişen bir bitki. (bk. Çamahluği)
Zumaha mezrası, Yazlık köyü, Maçka. Yöresel.
ZUMBULA, Erenler köyü, Artvin.
Zumbul-a. (bk. –a eki) “Zumbul, Kırgızların Döölös kolundan.” (LEZİNA, 2009, s. 579)
Farsça zümbül: Sümbül. (ÇAĞBAYIR) Maçka’da zumbula: Bir tür sinek. Türkçe.
ZURPİCİ/ Yoldere köyünün adı, Hopa.
Zur, “jur”dan. Lazca jur: İki ve biçi: Genç erkek. Jurbiçi: İki erkek. Lazca.
ZUREL mah. Sıraağaç köyü, Of.
Zurel, Bizans kaynaklarına göre Peçenek köyü. (KARAGÖZ, 2006, s. 287)
Zur-el. Tzur, Peçenek boyu. (LEZİNA, 2009, s. 540) Zurel: Peçenek yurdu. Türkçe.
ZURGİ, Pazar-Hopa arasında yer adı.
Gürcüce zurgi: Arka, sırt. Gürcüce.
ZURHA mah. Pirinçlik köyü, Ardeşen.
Zur-ha. Zur, Türkmen kolun.” (LEZİNA, 2009)
Kıpçakça zur: Yalancı. (AGAR, 1989, s. 1095) Arapça zur: Güç. Zurha: Türkmenler. Yalancılar... (bk. –ha)
Zurha, Kendirli mahallesinin adı, Trabzon. Türkçe.
ZURUHA/ Pınarlı köyünün adı, Çarşıbaşı, Trabzon.
Zuru-ha. Arapça zuru: İnek ve benzeri hayvanların memeleri. (ÇAĞBAYIR) “-ha” çoğul ekidir. Belirsiz.
ZUVAR/ Bademkaya köyünün adı, Yusufeli.
Arapça züvvar: Ziyaretçiler. (DEVELLİOĞLU, 1980) Yeni gelenler.
Gürcüce sazovari: Otlak, çimen.
Zuvar mah. Irmakyanı köyü, Yusufeli.
Zuvare, Yarbaşı köyü mezrası, Yusufeli. Zuvar-e. (bk. –e eki)
Adların her biri “zuvar” köklüdür. Türkçe.
ZUZULA mah. Uğurlu köyü, Akçaabat.
Zuzula, bölgede bir bitki çeşidi. Yöresel.
ZÜLFE dağı, Sürmene.
Arapça zülfe: Püskül. Türkçe.
ZÜLMERA/ Subaşı köyü adı, Trabzon.
Zül-mera. Arapça züll: Hakir olma ve mera: Davar otlatılan yer, çayır, otlak. (ÇAĞBAYIR) Zülmera: İyi otlak olmayan yer. Verimsiz mera. Türkçe.
KAYNAKLAR
ABEŞİ, Hasan Ata, 2001, Türk Kavimleri Tarihi, Şa-To, Türkiyat, İstanbul.
ACAROĞLU, M. Türker, 1988, Bulgaristan’da Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Sevinç matbaası, Ankara.
ACAROĞLU, M. Türker, 1999, Bulgarların Aldığı Türkçe Adlar ve Soyadlar Sözlüğü, Kültür Bakanlığı.
AÇIKEL, Ali, 2004, “Şer’iyye Sicillerine Göre Tokat’ta İhtida Hareketleri, (1722-1897) say. 23, Atatürk Üni. Türkiyat Araş Ens. Dergisi
ADİLOĞLU, Adilhan, 2005, Karaçay Malkar Türkleri, Başkent matbaa, Ankara.
AFYONCU, Erhan, 2010, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, Yeditepe Yayınevi.
AGACANOV, S. G. 2002, Oğuzlar, Selenge yayın, İst.
AGAR, Mehmet Emin, 1989, Kitabi Fi’l-Fikh Bi-Lisan’t Türk, Tez, Marmara Üniversitesi.
AHİNCANOV, Sercan M. 2009, Kıpçaklar, Selenge.
AK, Orhan Naci, 2000, Rize Tarihi, Erhan Ofset.
AKBULUT, Hülya, 2007, Sicillere göre XIX. yüzyılın ilk yarısında Trabzon’da Gayrimüslimler, Tez, Cumhuriyet Üniversitesi.
AKSAMAZ, Ali İhsan, 2000, Lazlar, Sorun Yayınları.
AKSOY, Azmi, 2003, Yunanca-Türkçe Sözlük, Alfa, İstanbul.
AKSOYLU, Kâmil, 2010, Laz Kültürü, Phoenix Ya, Ankara.
AKSÜT, Hamza, 2012, Aleviler, Yurt Kitap Yayın, Ankara.
ALASANİA, Guili, 2013, Gürcüler ve İslam Öncesi Türkler, KTÜ Karadeniz Araştırma Enstitüsü.
ALBAYRAK, Dr. Recep, 2004, Kafkasya-Borçalı Yer Adları, Berikan Yayınevi, Ankara.
ALEKSİVA, İrfan, İsmail Avcı Bucaklişi, 2009, Svacoxa, Kolkhis yayınları.
ALİ, GÜNDÜZ, 2002, Hemşinliler, Yeni Gözde Matbaası, Ankara.
ALKAYIŞ, M. Fatih, 2007, Türkiye Türkçesindeki Bitki Adları, Erciyes Üniversitesi.
ALKUMRU, Dr. Nizamettin, 2005, Şimşir Kokardı Azlağa, Çiviyazıları.
ALT, Aliye, 2005, Hemşin Ermenileri, Goethe Üniversitesi, Çeviren S. Nazlı Kaya, Belge Yayınları.
ALTAYLI, Seyfettin, 1994, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, MEB.
ALTINKAYNAK, Erdoğan, 2006, Gregoryan Kıpçak Metinleri, Karadeniz Araştırmaları, sayı 9 Çorum
ALTUNKAYA, Yunus, 2012, Hemşince, Çiviyazıları, İstanbul.
ALVRTSYAN, H. Filoloji doktoru, 2007, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, makale, Erivan Dev. Üni. Yerevan.
AMICBA, Gerg, 1993, Abhazlar, Lazlar, Nart Yayıncılık.
ANDREADİS, Yorgo, 1999, Gizli Din Taşıyanlar, Belge.
ARATAN, Ekrem Ural, 1965, Kaşgar Ağzından Derlemeler, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.
ARHAVİ AĞZI, 2008, Lazca Kılavuz Sözlük, Arhavililer Vakfı, Ankara.
ARIKAN, İbrahim, 2006, Ermeni Harfleriyle yazılmış Kıpçakça Zebur, Tez, Gaziantep Üniversitesi.
ARIKOĞLU, Ekrem, 2005, Hakasça-Türkçe Sözlük, Akçağ Yayınları, Ankara,
ARICI, Sebahattin, 2012, Horim-Hemşin Dili, Ofset Hazırlık.
ARISOY, İbrahim, 2010, Gürcüce-Türkçe Sözlük, TDK.
ARSLAN, Hülya, 1997, Kazak Türkçesinde Yapı ve Görev Bakımından İsimler, Tez, Çanakkale Ün.
ASAN, Ömer, 2000, Pontus Kültürü, Belge Yayınları.
ASLAN, Halide, Tanzimat Döneminde İhtida, 2008, Tez, Ankara. Üni. Sosyal Bilimleri.
ASLAN, Tuğba, 2006, Hemşinlilerde Sosyal Yapı ve Kültürel Kimlik, tez, İstanbul Üniversitesi.
ATA, Aysu, Prof. Dr. 2004, Karahanlı Türkçesi, TDK.
ATALAY, Besim, 1936, Türk Adları, J. Gn. K. Matbaası.
ATANIYAZOV, Prof. Dr. Soltanşa, 2005, ŞECERE Ansiklopedik Türkmen Adları Sözlüğü, Tablet, Konya.
AYDIN, Mehmet, 1984, Bayat Boyu, Hatipoğlu Yayınevi,
AYDIN, Mustafa, 1989, Batı Türkistan’da Yer Adları, Tez, İst. Ün. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
AYDIN, Dündar, 1998, Erzurum Beylerbeyliği ve Teşkilatı, TDK.
AYGÜN, Yusuf, 1975, Araklı ve köylerinin fonetik tedkiki, Tez, Edebiyat Fakültesi, İstanbul Ünv.
AYTOP, Gıyasettin, 2010, Bingöl, Muş Yörelerinde Ocaklar, Oymaklar ve Boylarla ilgili Araştırmalar, Tez. Gazi. Üni.
BALIKÇI, Gülsen, 1997, Rize/ Pazar/Akbucak Köylerinin Etnik Yapıları, tez, Ankara Üniversitesi.
BARTHOLD, V. V. 1981, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Kervan Yayınları, İstanbul.
BARTHOLD, V. V. 2013, Orta-Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, TTK.
BASKAKOV, N. A. 1997, Türk Kökenli Rus Soyadları, TTK.
BASKAKOV, Prof. N. A. 1991, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Kültür Bakanlığı.
BATUR, Ahsen, Kürdoloji Yalanları, 2011, Selenge.
BAYRAKTAR, Fatma Sibel, 1991, Kutadgu Bilig’deki İsim ve Zamir çekimi, Tez, Trakya Üniversitesi.
BAYRAM, Bülent, 2007, Çuvaş Türkçesi-Türkiye Türkçesi Sözlük, Tablet Yayınları, Konya.
BEKAR, Remzi, 2012, Hemşin Folkloru, Elma Teknik.
BENLİ, Faruk, Lazca-Türkçe/ Türkçe-Lazca Ansiklopedik Sözlük, Kebikeç yayınları, 2004.
BERDZENİŞVİLİ, Niko, Simon Canaşia, 1997, Gürcistan Tarihi, Sorun yayınları.
BERİDZE, Merab, 2009, Türkiye'de Gürcü Yer Adları.
BERJE, Adolf, 1999, Kafkasyalı Dağlı Kavimlerin Kısa Tasviri, Kafkas Derneği Yayınları.
BERKOK, Generel İsmail, 1958, Tarihte Kafkasya, İstan.
BETROZOV, Ruslan, 2009, Çerkeslerin Etnik Kökeni, KAFDAV, Ankara.
BEYOĞLU, Dr. Ağacan, 2000, Türkmen Boylarının Tarihi ve Etnografyası, İstek, İstanbul.
BIJIŞKYAN, P. Minas, 1969, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası, Edebiyat Fakültesi Basımevi.
Bİ, Mahmut, 2007, Kafkas Tarihi, Selenge Yayınları,
BİLGİÇ, Bestami, 2011, Doğu Karadeniz Rumları, TTK.
BİLGİN, Mehmet, 2002, Doğu Karadeniz, Serander Trabzon.
BİLGİN, Mehmet, 2007, Post Modern Pontusculuk, Doğu Kütüphanesi, İstanbul.
BİLGİLİ, Ali Sinan, 2001, Tarsus Sancağı ve Tarsus Türkmenleri, Kültür Bakanlığı.
BİROL, Nurettin, 1991, İbn Battuta Çağında Deşt-i Kıpçak ve Türkistan, Tez, Ankara Üniversitesi.
BOSTAN, Dr. Hanefi, 2002, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, TTK
BOSTAN, Hanefi, 2012, Karadeniz’de Nüfus Hareketleri ve Nüfusun Etnik Yapısı, Nöbetçi Yay.
BOSTANCI, Işıl, 1998, Halep Türkmenleri, Tez, Fırat Üniversitesi.
BOZKURT, Fuat, 1999, Türklerin Dili, Kültür Bak.
BROOK, Kevin Alan, 2005, Hazar Yahudileri, Nokta.
BROSSET, Marie Felicite, 2003, Gürcistan Tarihi, TTK.
BUCAKLİŞİ, İsmail Avcı, Hasan Uzunhasanoğlu, 1999, Lazca-Türkçe Sözlük, Akyüz yayıncılık.
BUDAYEV, N.M. 2009, Kim Bu Çerkesler, Selenge.
BÜYÜKA, Ömer, Abhaz Tarihi’nin İskeleti, 1993, Abhazo.
BÜYÜKKÜRKCİYAN, Talin, 2011, Hemşinlilerde Unutarak ve Gizlenerek Var Olmak, tez, Bilge Ünive.
CAFEROĞLU, Ahmet, 1931, Kitab al-İdrak Li lisan al Atrak, Evkaf Matbaası, İstanbul.
CAFEROĞLU, Ahmet, 1946, Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. TDK.
CAFEROĞLU, Prof. Dr. Ahmet, 1988, Türk Kavimleri, Enderun Kitabevi, İstanbul.
CAFEROĞLU, Prof. Dr. Ahmet, 1995, Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, TDK.
CAFEROĞLU, Ahmet, 2011, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, TDK
CAHEN, Claude, 2011, Osmanlılardan Önce Anadolu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
CANBOLAT, Atilla, 2006, Hatay Türkmen Aşiretleri ve Bu Aşiretlerin İskanı, Tez, Kahramanmaraş Üni.
CANDAR, A. Avni Ali, 1934, Türk Budun İl Ulus adları, Hakimiyet Milliyet Matbaası, Ankara.
CEBECİOĞLU, Murat, 1996, Mirliva Hasan Muhyiddin Paşa’nın özel defteri, 1905-1912, Tez, İsta. Üni.
COŞKUN, Osman, 2005, Her Yönüyle İkizdere, Gebze
COŞKUN, Osman, 2011, Kayıtlara Göre Özdil, Belgesel Yayıncılık, Gebze.
COŞKUN, Osman, 2012, Rize Sülaleleri ve Seferberlik Şehitleri. II. Baskı, Marmara Reklam.
COŞKUN, Osman, 2013, Doğu Karadeniz Yer Adları ve Söz Varlığı, Çatı Kitabevi.
CÜMBÜŞYAN, Arto, 2005, Ermenice Konuşma Kılavuzu, Fono
CZEGLEDY, Karoly, 2009, Bozkır Halklarının Göçü, Kesit yayınları, İstanbul.
ÇAĞBAYIR, Yaşar, 2007, Ötüken Türkçe Sözlük. İst.
ÇAYKARA MÜFTÜLÜĞÜ, Çaykara’nın Manevi ve Kültürel Değerleri Sempozyumu, 2002, Eser Ofset.
ÇETİN, Osman, Bursa’da İhtida Hareketleri, 1999, TTK.
ÇETİNKAYA, Nihat, 1996, Iğdır Tarihi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.
ÇİLOĞLU, Faruk, 1993, Gürcülerin Tarihi, Ant Yayınları, İstanbul.
ÇOLAK, Kamil, 2000, XVI. Yüzyılda İstanbul’da İhtida hareketleri, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
ÇOLAK, Nejdet, 2007, Sürmene Yöresi Halk Oyunları, Tez, İstanbul Üniversitesi.
DABAĞYAN, L. Panos, 2007, Ermeni Tehciri, Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
DABAĞYAN, Levon Panos, 2005, Türkiye Ermenileri Tarihi, 3. Baskı. Kültür Sanat Yayıncılık.
DEGUİGNES, Josefh 1976, Büyük Türk Tarihi, T. Kü. Yayını, İstanbul.
DEMİR, Osman, 2000, Oğuzlar’ın Beğ Dili Boyu, Hamle Yayınları, İstanbul.
DEMİR, Necati, 1996, Azerbaycan Türkçesinin Tarihi Geçmişi, Türk Dünyası Araştırma Vakfı.
DEMİREL, Muammer, 2001, Trabzon ve Çevresi Sempozyum Bildirileri, c. I, Trabzon Valiliği.
DEMİREL, Prof. Muammer, 2011, Yusufeli Nüfus Defteri, 1835, Yusufeli Belediyesi.
DEMİRCİOĞLU, Sezgin, Süleyman Bilgin, 2011, Of Nüfus Defteri (1834), Şenyıldız Yay. İstanbul.
DEVELLİOĞLU, Ferit, 1980, Osmanlıca-Türkçe Lûgat, Doğuş Ltd. Şti. Matbaası, Ankara.
DİKER, Selahi, 2000, Türk Dili’nin Beş Bin Yılı, Oral matbaa, İzmir.
DİLEK, Figen Güler, 2005, Altay Türkçesi Ağızları, Tez, Gazi Üniversitesi.
DİVİTÇİOĞLU, Serdar, 1991, Nasıl Bir Tarih, Bağlam.
DLT, Divani Lügat-İt –Türk, Kaşgarlı Mahmut, Çeviren Besim Atalay, 1939, TDK
DONUK, Prof. Dr. Abdülkadir, 1988, Eski Türk Devletlerinde İdari-Askeri Unvan ve Terimler, TDAV
DS, Derleme Sözlüğü.
DUMEZİL, Georges, 2000, Kafkas Halkları Mitolojisi, Ayraç, Ankara.
DUNLOP, D. M. 2008, Hazar Yahudi Tarihi, Selenge Yayınları.
DURAN, Doç. Dr. Bünyamin, 1990, Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, 19 Mayıs Üniversitesi.
DURMUŞ, Adnan, 2010, Maçka, Eser Ofset, Trabzon.
DÜZENLİ, Fahri, 2012, Dernekpazarı İlçesi, Fahri, Pedem yayınları.
ECKHART, 2010, Macaristan Tarihi, TTK.
EGAWA, Hikari, 2007, Yağcı Bedir Yörükleri, Eren Yayıncılık, İst.
EKBERLİ, Eziz, 2009, Kadim Türk-Oğuz Yurdu Ermenistan, Turan Kültür Vakfı, İst.
ELİOT, Charles, 1931, Avrupa'daki Türkiye, 1001 Temel Eser (96)
EMİROĞLU, Kudret, 1989, Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Sanat Kitabevi, Ankara.
EMİROĞLU, Kudret, 1995, Trabzon Salnamesi (1878), Trabzon İli ve İlç. Eğ. Kült. ve Sos. Yar. Vakfı, Ankara.
ERBAY, Fatih, 2008, Radloff’un “Opit Slovarya Tyurkskih Nareyçiy” eserinin incelenmesi, Tez, Selçuk Üni.
ERDEM, İlhan,1991, Tarih İnceleme Dergisi, VI, Ege Üniversitesi
ERDEM, Prof. Dr. Mustafa, 2000, Kırgız Türkleri, Asam
ERDOĞRU, Mehmet Akif, 1999, Osmanlı Kıbrısı’nda İhtida Meselesi, İzmir.
EREL, Şerafeddin, 1961, Dağıstan ve Dağıstanlılar, İstanbul Matbaası.
EREN, Hasan, 1999, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, 2. Baskı.
EROL, Aydın, 1999, Adlarımız, Turan Kültür Vakfı, İstanbul.
ERÖZ, Mehmet, 1975, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, Türk Kültür Yayını, İstanbul.
ERÖZ, Prof. Dr. Mehmet, 1983, Hıristiyanlaşan Türkler, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.
ERQALİVA, Jannat- ŞAKUZADAULI, Nurhat, 2000, Kazak Kültürü, Al-Farabi Kitabevi, Almatı.
ERSOY, Erhan Gürsel, 1994, Hemşin’de Yaylacılık, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
ERTEN, Yrd. Doç. Dr. Metin, 2000, Lazca-Türkçe Türkçe-Lazca Sözlük, Anahtar Kitaplar Yayınları.
ESİN, Emel, 1978, Türk Kültürü El Kitabı, İstanbul Üni. Edebiyat Fak.
EYUBOĞLU, İsmet Zeki, 1995, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, Sosyal Yayınlar, İstanbul.
EYUBOĞLU, İsmet Zeki, 2004, Maçka, Pencere, İst.
FALLMERAYER, J. Philipp, 2011, Trabzon İmparatorluğunun Tarihi, TTK.
FEİGL, Erich, 1987, Bir Terör Efsanesi, Milliyet yayınları.
FEVZİ Durmuş, 2010, ArdanuçYolağzı köyü, Kitap Yayınları
FISHER, Alan, 2009, Kırım Tatarları, Selenge yayınları.
FRYE, Richard N. 2009, Orta Asya Mirası, II. Baskı, Arkadaş Yayınları, Ankara.
GABAİN, A. Von, 1988, Eski Türkçenin Grameri, TDK.
GALSTYAN, A. G. 2005, Ermeni Kaynaklarına göre Moğollar, Yeditepe Üniversitesi.
GANİYEV, Prof. Dr. Fuat, 1997, Tatarca-Türkçe Sözlük, İnsan Yayınevi, Kazan-Moskova.
GEDİKOĞLU, Haydar, 1996, Akçaabat, Akçaabat Belediyesi.
GEMALMAZ, Prof. Dr. Efrasiyap, 1995, Erzurum İli Ağızları, III. Cilt, TDK
GENÇ, Adnan, 2005, Çalışkan Kadınlar Ülkesi Hemşin.
GEYBULLAYEV, Gıyaseddın, 2009, Kadim Türkler ve Ermenistan, Turan Kültür Vakfı, İstanbul
GOLDEN, P. B. 2005, Hazarlar ve Musevilik, Karam Yayıncılık.
GOLDEN, P. B. 2006, Hazar Çalışmaları, Selenge, İstan.
GOLOĞLU, Mahmut, 1973, Anadolu’nun Milli Devleti PONTOS, Goloğlu Yayınları.
GOSHGARİAN, Rachel, H. Şükrü Ilıcak, 2006, Kendi kendine Ermenice, Ermeni Patriği Yayınları.
GÖKBEL, Doç. Dr. Ahmet, 2000, Kıpçak Türkleri, Ötüken Neşriyat İstanbul.
GÖKÇE, Faruk, Karay Türkçesinin Fonetiği, 2000, Tez, Erciyes Üniversitesi.
GÖKÇEN, İbrahim, 1946, Yörük ve Türkmenler, Manisa Halkevi Yayınlarından, sayı XVI
GÖKTÜRK, Hilmi, 1974, Anadolunun Dağında Ovasında Türk Mührü, Atatürk Üniv., Erzurum.
GÖKYAY, Orhan Şaik, 1976, Dede Korkut Hikâyeleri, Kültür Bakanlığı.
GRİGORİANTZ, Alexandre, 1999, Kafkasya Halkları, Yeni Binyıl.
GRÖNBECH, K. 1992, Kuman Lehçesi Sözlüğü, Kültür Bakanlığı.
GULİEV, Prf. Dr. Ebülfez, 2010, Nahçıvan Ağızları Söz Varlığı, Kültür Ajans Yayınları, Ankara.
GUMİLEV, L. N, 2002, Hazar Çevresinde Bin yıl, Selenge
GUMİLEV, L. N. 2007, Eski Türkler, Selenge Yayınları, 7. baskı, İstanbul.
GURGENİDZE, Levan, 2011, Çıldır Eyaleti Çürüksu Sancağı Nüfus Defteri, Tez, Rize Ünive.
GÜLAY, Abdullah, 1992, Geyikli-Şalpazarı, Geyikli Belediyesi.
GÜLENSOY, Tuncer, Prof. Dr. 1985, Türkçe Yer Adları Kılavuzu, TDK
GÜLENSOY, Tuncer, Prof. Dr. 2007, Köken Bilgisi Sözlüğü, TDK.
GÜLER, Yrd. Doç. Dr. Ali, Yrd. Doç. Dr. Suat, Akgül, 2007, Sorun Olan Ermeniler, Çetin Veb.
GÜMÜŞ, Nebi, 2007, İlk Dönem İslam-Gürcü İlişkileri, Karadeniz Basın Yayın Rize.
GÜNAY, Dr. Turgut, 1978, Rize İli Ağızları, Kültür Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Basımevi.
GÜNDÜZ, Ayşe, 1995, Uygur Şiveleri Sözlüğü, Tez, Selçuk Üniversitesi, Konya.
GÜNDÜZ, Dr. Tufan, 1997, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri, Birleşik Kitabevi, Ankara.
GÜVELİOĞLU, İshak Güven, 2010, Rize Hemşin İlçesi, Kaknüs yayınları.
GÜVELİOĞLU, İshak Güven, 2012, Güvelioğulları, İpomet Matbaacılık.
GÜZEL, H. Celal, 2002, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara.
GÜZELDİR, Muharrem, 2002, Abuşka Lügati, Tez, Atatürk Üniversitesi, Erzurum.
HACIALİEKŞİOĞŞU, Hamit, 2011, Karmate, Zinde Yayın.
HACIÖMERLİ, Nafi Çağlar, 2005, Kızık Boyu–1, Berikan, Maltepe-Ankara.
HACIYEVA, Maarife, Prof. Dr. Azerbaycan Folklor ve Etnoğrafya Sözlüğü, 1999, Kültür Bakanlığı.
HAÇİKYAN, Levon, 1997, Hemşin Gizemi, Belge
HAHANOV, A. 2004, Panaret’in Trabzon Tarihi, Eser Ofset Matbaacılık, Trabzon.
HALAÇOĞLU, Yusuf, 2009, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar, (1453-1650), TTK, Ankara.
HALAÇOĞLU, Yusuf, 1991, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğun’nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, TTK.
HAMZAOĞLU, Yusuf, 2000, Balkan Türklüğü, Kül Bakanlığı.
HANN, İldıko Beller, 1999, Doğu Karadenizde Efsane Tarih ve Kültür, Çiviyazıları
HARMATTA, Janas, 1988, Avarların Dil Sorununa Dair, Atatürk Kültür Merkezi.
HARUTYUNYAN B. Tarih Doktoru Profesörü, makale, Erivan Devlet Üniversitesi.
HASANOV, Zaur, 2009, İskitler, Türk Dünyası Araş Vak.
HATİNOĞLU, Şinasi, 2010, Dağastı’dan Agara’ya. Arhavi.
HATİNOĞLU, Şinasi, 2013, Fazlıoğlu ve Hatinoğlu, Semih Ofset, Ankara.
HONİGMANN, Ernst, 1970, Bizans Devletinin Doğu Sınırları, İst. Üniversitesi Edebiyet Fakültesi.
HOVHANNSİYAN, Riçard, 2007, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, Makale, Yerevan.
HÜRMÜZLÜ, Erşat, 2006, Irak’ta Türkmen Gerçeği, Kerkük Vakfı.
HÜRMÜZLÜ, Habib, 2003, Kerkük Türkçesi Sözlüğü, Kerkük Vakfı, İstanbul.
HÜSEYİN NAMIK (Orkun), 1933, Peçenekler, Remzi
HÜSEYNİKLİOĞLU, Ayşegül, 2008, Karaman Beyliği’nde Konar-Göçer Nüfus, Tez, Fırat Üniver.
İLBEY, Mustafa, 2010, Geçmişten Günümüze Türkmenler, hdy yayınları, Ankara.
İLKER, Osman, 1990, Aşağı Maden ve Aşağı Madenliler, Maden köylüleri Kültür Dayn Der. Bursa.
İLLİYEV, Murat, 2010, Türk Tarihinde Şecere Geleneği, Tez, Ankara Üniv.
İNAN, Yrd. Doç. Dr. Kenan, 1999, Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi.
İSMAİL, Prof. Dr. Zeyneş, 2002, Kazak Türkleri, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara.
JAVANSIHIR, Babak, 2007, İran’daki Türk Boyları, Tez, Mimar Sinan Üni.
KA, Karadeniz Araştırmaları, 2004, c. 1, Sayı 3, Karam.
KABADAYI, Müslüm, 2001, Doğu Karadeniz Lehçeleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, Dünya Yayıncılık, İstanbul
KAFESOĞLU, Prof. Dr. İbrahim, 1984, Türk Milli Kültürü, Boğaziçi yayınları, İstanbul.
KAFKASYALI, Dr. Ali, 2010, İran Türkleri, Bilgeoğuz.
KAFLI, Kadircan, 2004, Kuzey Kafkasya, Turan Kültür Vakfı.
KAHRAMAN, Mustafa Ali, 2011, Karadeniz Bölgesinde Misyonerlik Faaliyetleri, Tez, Rize Üniversitesi.
KAKUK Zsuzsa, 1993, Kırım Tatar Şarkıları, TDK.
KALAFAT, Dr. Yaşar, 1999, Kırım-Kuzey Kafkasya, Asam Yayınları, Ankara.
KALAFAT, Dr. Yaşar, 2002, Türk Halk İnançları, Kültür Bakanlığı.
KALAFAT, Dr. Yaşar, 2011, İnanç Göçü, Berikan Yayınevi, Ankara.
KALYONCU, Hasan, 2001, Tonya Sözlüğü, Tonya.
KANBOLAT, Yahya, 1989, Kuzey Kafkasya kabilelerinde Din ve Toplumsal Düzen, Bayır Yayınları, Ankara.
KARA, Abdulvahap, 2007, Kazakistan ve Kazaklar, Selenge Yayınları.
KARAAĞAÇ, Günay, Prof. Dr. 2008, Türkçe Verintiler Sözlüğü, TDK
KARAALİOĞLU, Seyit Kemal, 1985, Dede Korkut Hikâyeleri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul.
KARACA, İbrahim, 2006, Hemşin, Çiviyazıları Yayınevi.
KARACA, Sebahattin, 2000, Şalpazarı, Göksu Grafik, İstanbul.
KARADAĞ, Esra, 2005, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında (1800-1850) Anadolu’da İhtida hareketleri, Tez, Cumhuriyet Üniversitesi.
KARADOĞAN, Ahmet, Mehmet Kara, 2004, Türkmen Türkçesi, Çağlar Yayınları, Ankara.
KARAGÖZ, İlyas, 1998, Tarihsel Süreçte Trabzon Halkı, Derya kitabevi.
KARAGÖZ, İlyas, 2003, Maçka Yer Adları, İstanbul.
KARAGÖZ, İlyas, 2006, Trabzon Yer Adları, Derya
KAYA, Murat, 2013, 1170 No’lu Gönye Batum Sahil Köyleri Nüfus Defterinin değerlendirilmesi, Tez, Rize.
KAYA, Necati, 1972, Çaykara Ağzı, Tez, Edebiyat Fakül. İst.
KEÇİŞ, Murat, 2009, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Türkler, Tez, Ankara Üniversitesi.
KENESBAYOĞLU, İ. K. 1984, Kazak Türkçesi Sözlüğü, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı
KESİCİ, Ahmet İmdat, Yusuf Sırtlı, 1999, Mapavriden Çayeline.
KHAÇATRYAN, Jenya, 2007, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, Yerevan.
KIRZIOĞLU, Fahrettin, 1972, Lazlar/ Çanlar, VII. Türk Tarih Kongresi, c. I. TTK
KIRZIOĞLU, Fahrettin, 1976, Gürcistan’da Eski-Türk İnanç ve Geleneklerinin İzleri, I. Ulu. Türk Folkl Kon IV.
KIRZIOĞLU, Prof. Dr. Fahrettin, 1992, Yukarı-Kür ve Çoruh Boylarında KIPÇAKLAR, TTK
KIRZIOĞLU, Prof. Dr. Fahrettin, 1994, Lazlar ve Hemşinlilerin Tarihçesi, Rize Kü.. Dayanı. Der. Ank.
KIRZIOĞLU, Prof. Dr. Fahrettin, 1998, Osmanlılar’ın Kafkas Elleri’ni Fethi, TTK.
KOÇİVA, Selma, 1999, Lazona, tümzamanlaryayıncılık, İstanbul.
KOESTLER, Arthur, 1977, Onüçüncü Kabile, Ada yay.
KOLİVAR ABADOĞLU, Ayşe Nur, Karaağaç and Çeşmeli Dialect, 2005, tez, Boğaziçi University
KOP, Kadri Kemal, 1982, Anadolu’nun Doğusu ve Güneydoğusu, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.
KORTOŞYAN, Raffi, 2007, Ermenice Öğrenim Kitabı, Yerevan.
KTLS, Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü, Kül Bak. Yay.1991
KUMEKOV, Bolat. E. 2013, Kimek Devleti, TTK.
KUNOS, D. Ignaz, 1902, Çagataj-Osmanisces Wörterbuch, Budapest.
KURAT, Akdes Nimet, 1972, Türk Kavimleri ve Devletleri, TTK
KURAT, Prof. Dr. A. N. 1937, Peçenek Tarihi, Devlet Yayın.
KUULAR, Klara, 2003, Tuva Türkçesi Sözlüğü, - Ekrem Arıkoğlu, TDK
KUYUMCU, Osman, Türkçenin Hemşin Ağzı, 2006, Tez, Marmara Üniversitesi Türk Dili Bilim Dalı.
KUZEYEV, R. G. 2005, İtil Ural Türkleri, Selenge
KÜRENOV, Prof. Dr. Sapar, 1997, Kafkasya Oğuzları veya Türkmenleri, Ötüken, İstanbul.
LA GORCE, 1986, Çağlar Boyu Yunanlılar, Belge yayınları.
LANG, D. Marshall, 1997, Gürcüler, Ceylan Yayıncılık, İst.
LAYPANOV, Kazi T. 2008, Türk Halklarının Kökeni, İsmail M. Miziyev, Selenge.
LEE, Ki Young, 1998, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, Kültür Bakanlığı.
LESSİNG, Ferdinand D. 2003, Moğolca-Türkçe Sözlük,
LEZİNA, L. N. -A.V. SUPERANSKAYA, 2009, Bütün Türk Halkları, Selenge yayınları, İstanbul.
Lİ, Yongsong, 1993, Türk Dillerinde Akrabalık Adları, Tez, Hacıtepe Ünv. Sosyal Bilimler Enst., Ankara.
LOWRY, Heath W.2007, Trabzon Şehrinin İslamlaşma ve Türkleşmesi 1461-1583, Boğaziçi Üniversitesi.
MAKAS, Yrd. Doç. Dr. Zeynelabidin, 1993, Ermenistan’da Adları Değiştirilen Bazı Türk Yerleşim Yerleri Üzerine, Türk Dünyası.
MALACILI, İrina, 2002, Kıpçak Köyü Monografisi, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
MANVELİŞVİLİ, Alexandre, 2005, Doğu Karadeniz Halklarının Tarih ve Kültürü, Sorun Yayınları.
MEEKER, Michael R. 2005, İmparatorluktan Gelen Bir Ulus, İstanbul Üniversitesi yayınları.
MEEKER, Michael R. 1977, Trabzonlular, Kültürel Dayanışma Yayınları, İstanbul.
MELKONYAN, A. Tarih Doktoru, Profesör, 2007, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, makale, Yerevan.
MERÇİL, Prof. Dr. Erdoğan, Gazneliler Devleti Tarihi, 1989, TTK.
MERÇİL, Prof. Dr. Erdoğan, Salgurlular, 1991, TTK.
MİLLER, William, 2007, Son Trabzon İmparatorluğu, Heyamola yayınları.
MİMİOŞVİLİ, Otar, 1999, Gürcistan’da Etnografik Yolculuk, Çiviyazıları.
MOSES, Kalankatlı, 2006, Alban Tarihi, Selenge Yayınları, İstanbul.
MUTLU, M. Ünal, 2008, ETRÜSKLER, sempozyum bildirileri, TTK.
NAGATA, Yuzo, 1997, Tarihte Ayanlar, TTK.
NAKRACAS, Dr. Georgios, 2003, Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni, Belge Uluslar arası Yayıncılık.
NASKALİ, Prof. Dr. Emine Gürsoy, 1999, Altayca -Türkçe Sözlük, N. Munaffak Duranlı, TDK.
NECEF, Ekber, N. 2005, Karahanlılar, Selenge yayınları, İstanbul.
NECİP, Emir Necipoviç, 1995, Yeni Uygur Türkçesi Sözlüğü, TDK.
NEMETH, Gyula, 1990, Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü, Çeviren Kemal Aytaç, Kültür Bakanlığı.
NİŞANYAN, Sevan, 2010, Adını Unutan Ülke, Everest Yay.
NİŞANYAN, Sevan, 2011, Sözlerin Soy ağacı. Everst Yayınları. (nisanyansözlük)
NUR, Dr. Rıza, 1979, Türk Tarihi, Toker yayınları, İstanbul.
NUR, Dr. Rıza, 1972, Türk Tarihi, c. I Kutluğ yayınları.
OKTAY, Hasan, 2007, Türkler ve Moğollar, Selenge,
OMOROV, Timurlan, 2008, Kırgız Şeceresine Göre Türk Boyları, Tez, Ankara Üniversitesi.
ORHAN, Sezin, 2007, Hudud El Alem’e Göre 10. Asırda Türk Boyları, Tez, Marmara Üniversitesi, İstanbul.
ORHUNLU, Dr. Cengiz, 1963, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretleri İskân Teşebbüsü, İstanbul Edebiyat Fakültesi.
ORHUNLU, Cengiz, 1987, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı, Eren Yayıncılık, 1987, İst.
ORHUNLU, Cengiz, 1990, Osmanlı İmparatorluğunda Derbent Teşkilatı, Eren Yayıncılık, İst.
ORKUN, Hüseyin Namık, 1932, Türk Dünyası, İstanbul.
ORKUN, Hüseyin Namık, 1994, Eski Türk Yazıtları, TDK
ÖGEL, Bahaeddin, 1971, Türk Mitolojisi, C. II Milli Eğitim Bakan.
ÖGEL, Prof. Dr. Bahaeddin, Prof. Dr. H. Dursun Yıldız, Prof. Dr. M. F. Kırzıoğlu, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman, Prof. Dr. Abdülhalük Çay, 1986, Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, T.K. Araştırma Enstitüsü.
ÖGEL, Prof. Dr. Bahaeddin, 1988, Türk Kültür Tarihi, TTK
ÖGEL, Prof. Dr. Bahaeddin, 2000, Türk Kültür Tarihine Giriş, Kültür Bakanlığı, Ankara.
ÖLMEZ, Mehmet…, 1995, Türkmence-Türkçe Sözlük, Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi, Ankara.
ÖNDER, Ali Tayyar, 2007, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Fark yayınları, Ankara.
ÖZBAY, İ. Muzaffer, 2010, Arhavi Halkbilim Araştırması, Arhavililer Vakfı, Ankara.
ÖZBIYIK, Kemal, Arhavi dergisi, Arhavi Halk bilim Araştırmaları.
ÖZCAN, Tunga Özcan, 2008, Yaylı Çalgı Evrimi ve Müziği, Tez, Mersin Üniversitesi.
ÖZDEMİR, Halit, 2002, Artvin Tarihi, Egem matbaacılık.
ÖZGÜN, M. Recai, 2000, Lazlar, Çiviyazıları.
ÖZKAN, İbrahim Ethem 1994, Ardanuç ve Yöresi Ağızları, Tez, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bil. Enstit.
ÖZTUNCER, Özlem, 2006, Uygur Şiveleri Sözlüğü, tez, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi.
ÖZTÜRK, Özhan, 2012, Pontus, Genesis Kitap.
PAASONEN, H. 1950, Çuvaş Sözlüğü, TDK.
PAKALIN, Mehmet Zeki, 1993, Osmanlı Tarihi, Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, MEB yayınları
PEHLİVAN, Serkan, 2002, Rize İli Hemşin Ağzı, Tez. Gazi Üniversitesi.
PEHLİVAN, Sevgi Şenol, 1993, Ardanuç Ağzından Derlemeler, Ön-Mat. A.Ş. Bursa.
PİATİGORSKY, Jacques, Hazar İmparatorluğu, 2007, Bilge Kültür Sanat, İstanbul.
PİKARSKİY, E. K. 1945, Yakut Dili Sözlüğü, TDK.
PİLANCI, Hülya, 1996, Anadolu’daki Türkçe Yer Adları, Tez, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bil. Ens.
PİATİGORSKY, Jacques, Hazar İmparatorluğu, 2007, Bilge Kültür Sanat, İstanbul.
POLAT, Fadime, 2001, Şavşat ve Yöresi Ağızları, Tez, Erciyes Üniversitesi.
PRÖHLE, Wilhelm, 1990, Karaçay Lehçesi Sözlüğü, Kültür Bakanlığı.
RAHMAN, Abdülkerim, 1996, Uygur Folkloru, Kültür Bakanlığı.
RAMAZAN, Musa, 2002, Dağıstan ve Laklar, Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı.
RASONYİ, Prof. Dr. Laszlo, 1968, Türk Özel Adları ve Leksikografyası, TTK.
RASONYİ, Prof. Dr. Laszlo, 1983, Türk Devletlerinin Batıdaki varisleri, Türk Kültürü Araş. Enstitüsü.
RASONYİ, Prof. Dr. Laszlo, 1984, Tuna Köprüleri, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.
RASONYİ, Prof. Dr. Laszlo, 1993, Tarihte Türklük, Türk Kültürü Araştır. Enstitüsü, Ankara.
RASONYİ, Prof. Dr. Laszlo, 2006, Doğu Avrupa’da Türklük, Selenge, İstanbul.
REFİK, Ahmet, 1930, Anadolu’da Türk Aşiretleri, Devlet.
REFİK, Ahmet, 1989, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri, Enderun Kitapevi.
RKD, Rize Kültür Derlemeleri, Rize Halk Eğitim Müdürlüğü Yayınları, 1999, Rize.
ROUX, Jean Paul, 1998, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, İşaret Yayınları, İstanbul.
ROUX, Jean-Poul, 2001, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul.
RTS, Rusça-Türkçe Sözlük, Fono yayınları, 2002, İstanbul.
RUDENKO, Sergey İvanoviç, 2001, Başkurtlar, Çeviren Roza-İklil Kurban, Kömen Yayınları.
RUNCIMAN, Steven, 2005, Kostentinopolis Düştü, Doğan Kitap.
SAFİ, Muhammet, 2007, Rize Tahrir Öşür Defteri, (1850 yılına ait) Dinamik, İstanbul.
SAFRAN, Mustafa, 1989, Yaşadığı Sahalarda Yazılan Lügatlere Göre Kuman/ Kıpçaklar’da yaşayış, Tez, Ankara
SAHAKYAN, Lusine, Hamşen, Mikro Yer İsimleri, 2012, Yerevan.
SAKİN, Orhan, 2006, Anadolu’da Türkmenler ve Yörükler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul.
SAKİN, Orhan, 2007, Osmanlı’da Etnik Altyapı, Bizim Kitaplar, İstanbul.
SAN, Sabrı Özcan, 1990, Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları, Kültür Bakanlığı.
SAVAŞ, M. Rasih, Dağıstan Avarca Sözlük, Cafer Barlas.
SAYDAM, Abdullah, 2010, Kırım ve Kafkas Göçleri, TTK.
SERTOĞLU, Midhat, 1986, Osmanlı Tarih Lügati, Enderun Kitabevi, İst.
SEVİM, Prof. Dr. Ali, 1983, Selçuklu-Ermeni İlişkileri, TTK.
SEVİM, Prof. Dr. Ali, 1988, Anadolu’nun Fethi, TTK.
SEVİNÇ, Necdet, 1997, Gaziantep’te Türk Boyları, Turan Yayıncılık, İstanbul.
SHUKUROV, Prof. Dr. R. 1999, Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi.
SIRKAŞEVA, L. T. Ryumina, N. A. Kuçigaşeva, 2000, Teleüt Ağzı Sözlüğü, TDK.
SİMİÇ, Milan, 2005, Bilge Kağan Yazıtı, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
SEZEN, Tahir, 2006, Osmanlı Yer Adları, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü.
SHUKUROV, Prof. Dr. R. 1999, Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi.
SOLAK, Adnan, Gelenek Görenekleriyle Pazar.
SOYSÜ, Hâle, 1992, Kavimler Kapısı, Kaynak yayınları.
STOLETNEYA, Galina, Rusça, Fono, 2002, Özal Matbaası.
SÜMER, Faruk, 1976, Safevi Devletinin Kuruluşu, Güven
SÜMER, Prof. Dr. Faruk, 1992, Çepniler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul.
SÜMER, Prof. Dr. Faruk, 1998, Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri, TTK.
SÜMER, Prof. Dr. Faruk, 1999, Türk Devletleri Tarihinde Şahıs Adları, Türk Dünyası Araştır. Vakfı, İstanbul.
SÜMER, Prof. Dr. Faruk, 1999, Oğuzlar, Türk Dünyası Araştırma Vakfı.
SÜMER, Prof. Dr. Faruk, 1999, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, TTK.
ŞAHİN, Remzi, Zeki Şahin, Zeki Akalın, 1997, Artvin Yöresi Folkloru,
ŞAHNAZARYAN, Nona, 2007, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, Yerevan.
ŞEŞEN, Ramazan, 2001, İslam Coğrafyacılarına göre Türkler, TTK.
ŞEVKET, Şakır, 2001, Trabzon Tarihi, Trabzon Belediyesi
TAKATS, S. 1970, Macaristan, Milli Eğ. Basımevi,
TANNAGAŞEVA, Nadejda N. K. 1995, Şor Sözlüğü, Türkoloji Araştırmaları, Çukurova Üni.
TANYILDIZ, Ali, 1990, Honamlı Yörükleri, Tokoğlu Ofset, İsparta.
TARCAN, Halûk, 2006, Ön Türk Uygarlığı, 2006, Töre Yayın Grubu.
TAŞAĞIL, Ahmet, 2004, Çin Kaynaklarına Göre Türk Boyları, TTK.
TATAR, Özcan, 2005, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Çukurova’da Aşiretlerin Eşkıyalık olayları, Tez, Fırat Ün.
TAVKUL, Ufuk 2007, Kafkasya Gerçeği, Selenge, İstanbul
TAVKUL, Ufuk, 2000, Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK.
TAVUKÇUOĞLU, Hakan Şeker, Güneysu-Rize.
TİETZE, Andreas, Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati, Simurg, İst.
TEKİN, Prof. Dr. Talat, 1987, Tuna Bulgarları ve Dilleri, TDK.
TELLİOĞLU, İbrahim, 2007, Doğu Karadeniz’de Türkler, Serander, Trabzon.
TELLİOĞLU, İbrahim, 2004, Doğu Karadeniz’de Türkler, I. Baskı, Serander, Trabzon.
TEMİR, Prof. Dr. Ahmet, 2010, Moğolların Gizli Tarihi, TTK.
TEXİER, Charles Felix, 1965, Küçük Asya, Matbaai Amire, İstanbul.
TKD, Türk Kültürü dergisi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, Ankara.
TOGAN, Prof. Dr. A. Zeki Velidi, 1981, Türkistan, Enderun Kitapevi, İstanbul.
TOGAN, Prof. Dr. Zeki Velidi, 1981, Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, Enderun Kitabevi, III. baskı, İstan.
TOGAN, Zeki Velidi, 2003, Başkurtların Tarihi, Türksoy Yayınları, Ank.
TOKDEMİR, Hayrettin, 1993, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara.
TOPAL, Emine, 2005, Nart Jırla Bla Tauruhla, Tez, Osmangazi Üniversitesi.
TOPARLI, Prof. Dr. Recep, 2007, Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, TDK.
TRUS, Trabzon ve çevresi, Uluslararası Tarih-Dil-Ed Sempozyumu
TTS, Trabzon Tarihi Sempozyumu, 1999, Trabzon Beledi
TULUMCYAN, Artavazd, Hemşin ve Hemşinli Ermeniler, makale.
TUNÇSAN, Faruk, Laroz, Dizgi: Alternatif Yayımcılık
TUNUSLU, Erdinç, 2005, Kosava-Priştine Türk Ağzı, tez, Gazi Üni.
TURAN, Prof. Dr. Osman, 1980, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, II. Baskı, Hakışlar Yayınevi.
TURAN, Prof. Dr. Osman, 1990, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi, 4. baskı, Nakışlar Yayınevi,
TÜRKAY, Cevdet, 1979, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak Aşiret ve Cemaatler, Tercüman Gazetesi.
TÜRKDOĞAN, Prof. Dr. Orhan, 1999, Etnik Sosyoloji, Timaş Yayınları, İstanbul.
TYASB, Türk Yer Adları Sempozyum Bildirileri, 1984, Başbakanlık Basımevi, Ankara.
UĞURLU, Mustafa, Munyetu’l Guzat, 1984, Tez, Gazi Üniversitesi.
ULUSOY, Duygu, 2002, Çamlıhemşin Yöresi, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
UMAR, Bilge, 1993, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, İnkılâp, II. Baskı.
UMAR, Bilge, 2000, Karadeniz Kappadokia’sı, İnkılâp,
UMUR, Hasan, 1949, Of ve Of Muharebeleri, Güven Basımevi, İstanbul.
UMUR, Hasan, 1951, Of Tarihi, Güven basımevi, İstanbul.
USPENSKI, F. İ. 2003, Trabzon Tarihi, Eser Ofset Trabzon.
UZUNHASANOĞLU, Hasan, 2011, Şirimi, Lazika
ÜNSAL, Osman, 1999, Artvin ve Çevresinde yaylacılık, Nart.
ÜSTÜNYER, Doç. Dr. İlyas, 2010, Kafdağı’nın Güney Yüzü Gürcistan, Kaknüs yay. İstanbul.
ÜŞENMEZ, Emek, 2006, Karahanlı Türkçesi Sözlüğü, Tez, Dumlupınar Üniversitesi.
VANİLİŞİ, 1992, Muhammed, Ali Tandilava, Lazların Tarihi, Ant yayınları, İstanbul.
VASARY, ISTVAN, 2004, Kumanlar ve Tatarlar, YKY.
VLADİMİRCOV, B. Y. 1950, Cengiz Han, MEB.
YAKUBOVSKİY, A. Yu. 1976, Altın ordu ve Çöküşü, Kültür Bakanlığı.
YALMAN, Ali Rıza, 1977, Cenupta Türkmen Oymakları II, Kültür Bakanlığı.
YENİÇERİ, İsmail, 2007, Küreselleşme Sürecinde Milli Kimlik Erozyonu, Tez, Hacettepe Üniversitesi.
YERASİMOS, Stefanos, 2006, Türkler, Doruk Yayımcılık, Ankara.
YERASİMOS, Stefanos, 1977, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye, Gözlem Yay.
YILDIRIM, Sefa, 2007, Okçular/ Berta Havzası ve Çevresinde Tarihi ve Arkeolojik Çalışmalar, Tez, Atatürk Üniversitesi.
YILMAZ, Remzi, 2003, Hemşin’in Tarihi Köklerine Doğru, Kumsaat Yayınları.
YILMAZ, Şerif, 2012, Hemşinlilerin ve Hemşinli Ermenilerin Kökeni, Payda yayıncılık, Ankara.
YİĞİT, Altay, 1981, Çaykara ve Folkloru, Kent matbaası, Ankara.
YİĞİT, Prof. Dr. İsmail, 2008, Memluklar, Kayıhan Yayınları, İstanbul.
YİNANÇ, Halik, 1944, Selçuklular Devri, TTK.
YUHADİN, Prof. Dr. K. K. 1994, Kırgız Sözlüğü, Çeviren Abdullah Taymas, TDK.
YURTSEVER, Erk, 1993, Tamga, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul.
YUSUF, Berdar, 1994, Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi, Türk Dünyası Araştırma Vakfı.
YÜCEL, Prof. Dr. Yaşar, 1988, Çoban Oğulları Beyliği-Candar Oğulları Beyliği, II. Baskı. TTK.
YÜCEL, Prof. Dr. Yaşar, 1989, Eretne Devleti, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
YÜCEL, Prof. Dr. Yaşar, 1991, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar II, TTK.
ZAMAN, Mehmet, 1996, Tonya’nın Coğrafi Etüdü, Tez, Atatürk Üniversitesi. Erzurum.
ZEKİYEV, Mirfatih Z. 2007, Türklerin ve Tatarların Kökeni, Selenge, İstanbul.
ZEYDAN, Prof. Abdulkerim, 1979, Tebliğ, Hisar Yayın.