5. HOPA HEMŞİNLİLER
HOPA/ HEMŞİNLİLER
Ermeniler ve beslemelerine göre Hopa/ Hemşin’de İslamlaşma
Belgelere göre Hopa’da İslamlaşma
Hopa/ Hemşin’de mezar taşları
Taşnakçı ve beslemelerine göre Ermenicenin lehçeleri
Hopa/ Hemşince Ermenicenin lehçesi mi?
Türkçe’nin Ermeniceye ve Ermenicenin Türkçeye etkisi
Çeşitli yönleriyle Hopa/ Hemşince
Ermenice dil bilimci Prof. Vardanyan’dan itiraf
Hopa/ Hemşince nasıl, nerede ve ne zaman oluşmuş?
Hopa/ Hemşince-Türkçe ilişkisi
Hopa/ Hemşince ve Ermenice ilişkisi
Hikmet Akçiçek’in Ermenice dediği Hopa/ Hemşince
Hopa/ Hemşince ve Ermenicede mastar ekleri
Hopa/ Hemşince ile Ermenicede fillere dair birkaç örnek
Hopa/ Hemşince ile Ermenice karşılaştırmalı eylem bildiren basit cümleler
Hopa/ Hemşince ile Türkçe fiil örneklerinden birkaçı
Hopa/ Hemşincede dini ritüellere ait birkaç örnek
Hopa/ Hemşincede kökeni belirsiz yığınla kelimelerden birkaçı
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan cümlelerden birkaç örnek
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan birkaç kelimenin Ermeniceleri
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan çevredeki milliyet adları
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan terimlerden örnekler
Hopa/ Hemşincede ve Ermenicede ay adları
Hopa/ Hemşincede hayvan adları
Hopa/ Hemşin’de horon adlar ve naraları
Hopa/ Hemşinlilerin yayla adları
Hopa/ Hemşincede ĞAK ve KAŞİŞ (Keşiş) sözcükleri
Ermeni beslemelerine bir tokat da 1835 yılı nüfus sayımından
1842 ve 1905 yıllarında Higoba (Başoba) köyü sülaleleri
Taşnakçı Ermeniler ile beslemelerinin yazdıklarının kısa yorumu
Hopa/ Hemşinlilerle İkizderelilerin karşılaştırmalı halk inançları
Ermeni beslemelerine sesleniş
TAŞNAKÇI ERMENİLER İLE BESLEMELERİNİ TANIYALIM, TANITALIM
Hopa’da bir raporun başına gelenler
Rus-Ermeni işgalindeki Ardanuç’ta Türklerin yaptığı soykırım
Ermeni reklam ajansı mı? Kültürel dergi mi?
Nişanyan’ın binbir çeşit soytarılıklarından biri
Çakma prof. / doç. Sahakyan’ın fantezileri
Çakma prof. Vardanyan’dan fanteziler
Vartavor Nuh, Meryem-İsa bayram mı? Göt bayramı mı?
Kaynaklara göre Vartavor
Hemşin’de ayının kilise görevlisi olduğu
Bölgede sığırların manastırı ve kasabasının bulunduğu
Kemik yapısına göre milliyetin saptandığı
Damardaki kana göre milliyetin belirlendiği
Hemşin’de Ermeni prensliğinin kurulduğu
Bölgede ilk üniversitenin Hemşin’de açıldığı
DEĞİŞTİRİLEN YER ADLARI VE BREMEN MIZIKACILARI
HOPA/ HEMŞİNLİLER
Doğal korunak alanı olan Kafkasya gibi Kaçkarlarda da kültürel değişim çok yavaş ilerlemiştir. Bölgedeki gettolaşmış toplumların 1900’lü yılların başındaki gelenekleri ile 200-300 sene öncesi töreleri hemen hemen aynı idi. Hopa/ Hemşinliler de bu bütünün bir parçasını oluşturur.
Hopa/ Hemşinlilerle Batı Hemşinliler arasındaki fark; dünyada ikinci örneği bulunmayan, Hopa/ Hemşin yöresi dışında konuşulmayan, yalnızca kendilerinin anlayabildiği günlük ihtiyaçlara cevap veren alfabesiz/ yazısız, basit ve özel bir dil konuşmaları Batı Hemşinlilerin (Çamlıhemşin-Hemşin) ise Türkçe dışında bir dil bilmemeleridir.
Ermenistan’dan Karadeniz’e çıkış kapısı açmak Taşnakçı Ermenilerin vazgeçilmezidir. Bu amaçla ABD diasporası güdümünde Taşnakçı Ermeni dernekleri siyasi atmosferin zaaflarından faydalanarak yörede sık sık turistik görünümlü geziler tertipleyip vatanına, cumhuriyete, bayrağına düşman, onursuz, şahsı çıkarlarını her kutsal değer üzerine tutan kişiliksizleri tespit ederek ve birebir ilişki kurarak bir araya getirdiler. Bu besleme güruha dergiler çıkarıp, kitaplar bastırıp, dernek kurdurup ve hatta radyo yayını başlattılar. Bu faaliyetlerin yegâne amacı Hemşin Türklerini Ermenilere yamama yapmaktır. Hatta bu Taşnakçılar beni de aralarına almak için büyük gayret gösterdiler.
Ermeni patrikhanesi Ermeni nüfus kayıtlarını vaftiz nedeniyle tutmuşken Hopa/ Hemşin köyleri ile ilgili herhangi bir kilise kaydı yoktur. Evini kurmadan önce kilisesini inşa eden Ermenilerin Hopa/ Hemşin yöresinde ne kilise, ne şapel, ne manastır, ne eski köy adları, ne yayla adları arasında ve ne de başka tarihi bir kalıntıları olmamıştır çünkü Ermeniler bu yörede yaşamamışlardır. Bunun sonucudur ki dünyanın her yerinde birbirleriyle bağlantılı olan Ermeniler, Hopa/ Hemşinlilerin varlığını sınırların açılmasından sonra öğrenmişlerdir.
Ermeniler ve beslemelerine göre Hopa/ Hemşin’de İslamlaşma
“Khopa Hemşin, 1780-1820 yılları arasında İslamlığı kabul etmişlerdir.” (HAÇİKYAN, 1997, s. 59)
“Yaklaşık olarak aynı dönemde (1800’lü yıllar) Çoruh bölgesinde yerleştirilmiş Hemşinlilerin İslamlaştırılması (Hopa/ Hemşin) gerçekleştirildiği.” (HARUTYUNYAN, 2007, s. 22)
“Vardanyan, Hemşin ve Karadere Ermenilerinin Müslümanlaşma sürecini 1840-1850 yıllarında Osmanlı mollalarının baskısının artmasıyla” (BÜYÜKKÜRKCİYAN, 2011, s. 24) açıklar.
Ermenilerin yalanlarını derleyip yayınlayan Özhan da kitabında Hopa Hemşinlileri ile Oltu Ermenileri 1780-1820 yılları arasında İslam’a geçtiğini” (ÖZTÜRK, 2012, s. 719) yazar.
Bir diğer Ermeni, “19. yy. sonlarında (1900 yılının başı) İslamlaştırılmış Hemşinli (Hopa) Ermenileri.” (TULUMCYAN, 2007, s. 91)
Baba, dedesi Müslüman Türk fakat kendisini Ermeni’den dönme olduğunu iddia eden Mahir, “Din değiştiren/ değiştirmek zorunda kalan Hemşinlileri, Ermenice konuştukları, Ermeni geleneklerini yaşattıklarını” (ÖZKAN, 2013, s. 104) söylüyor.
Bu şarlatanlar Hopa/ Hemşin yöresinde Ermeniler hiç yaşamadıkları halde 1850 ve hatta 1900 yılı başlarında olmayan Ermeniler Müslüman ediveriyorlar.
1682 yılı Avarız defterinde Hopa/ Hemşin köy adları yer almaz çünkü sonradan kurulmuşlardır. Bu olay bile tek başına yeterli delildir ve bu yeni köyleri kuranların Türkler olduğu kesindir. Bu nedenle Hopa/ Hemşin yöresinde Ermenilerin hiçbir izi yoktur. Batı Hemşin bölgesinde ise durum farklıdır. Kilise kalıntıları ve pek çok Ermenice yer adları vardır.
1817 yılında bölgeyi gezen Ermeni rahip Ermeni hane sayılarını belirtirken, Hopa’yı gezmesine rağmen, Ermenilerle karşılaşmamış ki Hopa’da Ermeni nüfustan bahsetmez. (BIJIŞKYAN, 1969, s. 121)
1871-1876 tarihleri arası yayımlanan Trabzon salnamelere göre Lazistan Sancağına dahil 78 köye sahip Hopa’da Gayrimüslim yoktur.
Hopa/ Hemşin’de Ermeni bulunmadığı için ne seyyahların gözlemlerinde, ne konsolosluk raporlarında, ne Ermeni kaynaklarında, ne de Osmanlının tahrir, avariz ve şeriyye sicil defterlerinde Ermenilerle ilgili her hangi bir bilgi yer almaz.
Taşnakçı Ermeni: “Can Uğur Biryol ve Hikmet Akçiçek’e göre Hemşin, Çamlıhemşin, Ardeşen, Fındıklı, Pazar, Çayeli, İkizdere ilçelerinde yaşayıp Türkiye’nin diğer şehirlerine taşınmış olan ve kendi lehçesini unutmuş (Ermenice) Hemşinlilerin sayısının yaklaşık 50-60 bin olduğunu belirtmek gerekir” (SAHAKYAN, 2012, s. 66) der.
Kişi kendini-babasını Ermeni bilebilir. Sınırların yakınlığı, turistik seyahat sırasında yaşanan kaçamak ilişki böyle bir sonucu doğurabilir, özelidir ve kimseyi ilgilendirmez. Elbette onurlu, namuslu, dürüst ve şerefli bir insan Ermeni efendilerine yaranmak için alçakça iftiralarla bölge insanını ağır zan altına bırakan ifadeleri tarih diye kitaba taşımaz. İddialarını ispatlamalı yoksa her türlü hakaretleri peşinen kabullenmiş olurlar.
Belgelere göre Hopa’da İslamlaşma
“Sultan (Fatih) Samsun’dan Gürcü sınırına kadar olan bölgeyi, kaleleri, köyleri ve halkını fazla zorlukla karşılaşmadan ve savaşmadan ele geçirdi.” (MİLLER, 2007, s. 60)
Trabzon’un alınışıyla birlikte bölge ile ilgili ilk defterde (1486) Makriyali’nin hanelerin tamamının Gayrimüslim olduğu, adlarından yola çıkarak içlerinde Ermeni hanesi bulunmadığı ve Rum kişi adları oldukları görülmektedir. (MAD. no: 828, s. 499...) Yunanca makri-yali: Uzun sahil demektir.
İslamlaşma ile birlikte Türkçe kişi adlarının Arapça adlara dönüştüğü gibi Laz yöresindeki Rumca kişi adları Hıristiyanlaşma ile birlikte Lazlara ait olduğu kesindir.
T. Gökbilgin, 1500 yılının ilk çeyreğinde Arhavi ve Makriyali’den bahisle, “Laz nahiyesi, Sidre (Sidere), Kutunid, Viçe, Çarçuryan (Çurçava), İskele nahiyesi, Kostaniça (belki Pazar’a bağlı Kostanivat), Çat köyü, Cancaların köyü, Mamanat adlı köyler mevcuttu.
Devamla, Arhavi kazasına bağlı Yakovit vilayeti, Makriyalo, Loma, Çikait (Çukanit) köylerinin yekun 267 hane idi. Ayrıca Kise ve Arhavi kalesinin dizdarı, kethüdası, imamı vardı.” (BELLETEN, (1962) sayı: 102, s. 325...)
İlerde görüleceği üzere bu yıllarda bile Türkçe sülale lakapları ile köy adlarının Laz yöresinde çokça bulunması düşündürücüdür.
1520 de Hopa köyü 32 hane olup 4'ü Hopa’ya yeni yerleşen Müslüman hanedir. (BOA.TD.387, s.741) Müslümanlar dışarıdan gelmiş olup kadim-i Müslimdir. Yeni Müslüman olmuş değillerdir.
1530 yılında Karye-i Makriyalu’da 54 (Makriyalı köyü) hanenin 19’u Müslüman’dı. Gayrimüslim olanlar Lazlardır. (1530 Tapu Tahrir Defteri, no 387, s. 741)
1626 yılı kayıtlarındaki kişi adlarından yola çıkarak Hopa ve köylerinde Hıristiyanların ve Müslümanların karışık yaşadıkları görülmektedir. Bu kayıtta Hopa'nın 25 hane ve isimlerinden anlaşıldığı üzere 10 hanesinin Müslümandır. (Tapu ve Kadastro Arşivi, Defter No 122, s. 62…) Diğerleri Laz’dır.
1682 yılı Avarız defterine göre Arhavi ve Hopa'da, mahalle ve köylerin yekûn hanesi 655'tir. Tek tek adlar okunduğu zaman Arhavi ve Hopa’daki şahısların 1682 yılında hepsinin Müslüman olduğu görülmektedir. Bu yıla ait defterde Hopa/ Hemşin köyleri yer almaz çünkü daha sonra kurulmuşlardır.
Aynı yıllarda (1682) Batı Hemşin’in 870 hanesi, % 81’i Hıristiyan/ Ermeni’dir.
1682 Avarız defterine göre Arhavi ve Hopa'da mahalle ve köylerinde insanlar 3 sınıfa ayrılmıştır. Bunlar reaya (halk), köprücüyan (bölgede bulunan dereler üzerindeki köprüleri tamir etme karşılığı vergi muafiyeti tanınan kişi) ve askerlerdir. Bu tarihte kaza dahilinde toplam 531 reaya hanesi, 35 köprücüler hanesi ve 89 askeri hanesi mevcuttur.
Bu yıllarda Hopa henüz kaza değil, Arhavi'nin bir köyüdür. Hopa ile birlikte Arhavi kazasına bağlı 24 yerleşim yeri bulunuyor ve bu kaza dahilinde Hıristiyan görülmüyor. Bu durum Rize ve Batı Hemşin için farklıdır. Oralarda Hıristiyan var. (BOA. K. Kepeci, Defter No 2697, s.103-107)
Tahrir defterinde Hopa/ Hemşin köylerinde nev-i Müslim (Hıristiyanlıktan Müslümanlığa dönen) kaydı yoktur. Bu köylerde Hıristiyan yaşamadığı için Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçiş olmamıştır çünkü köylerin kurucuları Müslüman Türklerdir.
Bölgedeki ilk nüfus sayımında (1833…) Trabzon ile ilçelerinde, Artvin’de, Rize’de, Batı Hemşin’de Gayrimüslim kayıtları varken, Hopa’da gayrimüslim kaydı yoktur. (BOA. NFS. D. 1165, 1166)
Hopa nüfus defterlerinde geçen bütün şahıs adları İslami isimdir.
Trabzon Salnamesinde Hopa nahiyesi 23 köyden oluşmaktadır. Salnamelerde Hopa’nın Hemşin köylerinde Hıristiyan yoktur. (EMİROĞLU, 1995, s. 365)
Hopa Şeriyye sicillerinde ihtida kaydı (Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçen) yoktur. (No 1451)
Osmanlı döneminde Hopa’da İslam bolluğu nedeniyle müskirat (içki) ithali bile yasaklanmıştı.
Sonuç olarak Hopa/ Hemşin köyleri Müslüman Türkler tarafından kurulmuştur ve bu köylerde Ermeniler hiçbir zaman yaşamamıştır.
Hopa/ Hemşin’de mezar taşları
1850 ve hatta 1900 yılının başında Hopa/ Hemşin’de insanların Hıristiyanlıktan Müslümanlığını döndüğünü iddia eden Taşnakçı Ermeni ve içimizdeki beslemelerine karşılık 1841’de Hopa'nın Kise, Higoba, Kuledibi, Bucak ve Orta Hopa köylerinde cami ve mektep vakıflarının muhasebe kayıtları mevcuttur. (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Defter No 2497, s.66)
Önemli başka delil de Başoba/ Higoba köyündeki mezar taşıdır. Mezar taşında “Merhum ve mağfur Varıcı Hüseyin Ağa Ruhuna Fatiha” yazılıdır. Ölüm tarihinin üçüncü rakam muğlak olduğu için 1702 veya 1782 yılına aittir. Kişinin 70 yaşında öldüğünü kabul edersek ve babasını da işin içine katarsak bu insanlar 1600’lü yıllarda Müslüman’dı. Varıcı ailesi sonradan Vayiçoğlu’na dönüşmüştür.
1840 yılında Higoba’da Uzunhasanoğlu Hasan oğlu Mahmut 70, Zalona’dan Karabacakoğlu Mahmut oğlu Mehmet 75 yaşında olduğu yazılıdır. Babalarının da yaşlarını eklersek bu insanlar 1740’larda Müslüman’dı. (NFS. D 1165 varak 200 ve 169) Yine Higoba’da 1835 yılında Musluoğlu Osman oğlu Mahmud 70 yaşındadır. Bu aile de 1740’lı yıllarda Müslüman Türk’tü (Bu aile, İkizdere’den Higoba’ya gelmiştir).
Taşnakçılar ile beslemelerine göre Ermenicenin lehçeleri
Hopa/ Hemşin Türklerinin konuştuğu farklı dilden dolayı Taşnakçı sahtekârlar ile yerli beslemeleri büyük bir istek ve iştahla konuya balıklama dalmışlardır. Yoğun propaganda gücü ile Hopa/ Hemşin Türklerini Ermenilere bağlamak dil sayesinde çok kolay olacağını sanıyorlardı.
Bir yığın diplomalı sahtekâra rağmen Ermenice dedikleri Hopa/ Hemşince ile değil bilimsel bir kitap, akademik bir makale dahi kaleme alamamışlardır, alamazlar çünkü ne Ermenicedir, ne lehçesidir ve ne de ağzıdır.
Bu güruh lehçe/ diyalektiğin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu bilmeyecek kadar ya kara cahiller ya büyük sahtekârdır.
Lehçe
“Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasi sebeplerden dolayı (uzun zaman süresince ve birbirinden çok uzak yerlere savurması nedeniyle) dillerinde ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt.” (bütün sözlükler)
İstanbul Türkçesiyle Kırgız Türkçesi, Sefarad/ Ladino İbranicesiyle Kudüs İbranicesi veya Erivan Ermenicesiyle İstanbul Ermenicesi gibi.
Yan yana duran aynı toplum içinde lehçe oluştuğuna dair tarihte bir örnek yoktur. Oluşan ağızdır. Erzurum ağzı ile Rize ağzı, Hopa Lazcası ile Pazar Lazcası gibi.
Türkiye’de Türkçenin lehçesi yoktur İstanbul Türkçesi yazı ve konuşma dilidir. Olan ağızlardır.
Hopa/ Hemşince Ermenicenin lehçesi mi?
Taşnakçı Ermenilere ve içimizdeki beslemelerine göre evet. Bu mızıkacılar Batı Hemşinlilerinin çeşitli işkencelerle dillerini ve dinlerini değiştirdiklerini iddia ederken; Ermenice dedikleri Hopa/ Hemşincenin kendini nasıl koruduğuna dair tek cümle söylemezler ve söyleyemezler.
Bu güruhunun konu ile ilgili neler söylediklerini görelim:
√ Ermeni Sahakyan Hikmet’in dergisinde, Hemşince Ermenicenin elli diyalektiğinden biridir. (Gor, sayı 4. s. 38)
√ Hikmet Akçiçek bu sayıyı 60’a çıkarır.” (Hadig)
√ Mahir, “Hemşincenin (Hopa) Ermenicenin bir olduğu.” (ÖZKAN, 2013, s. 103)
√ Ermeni Ando Arm da Hemşince Ermenicenin 500 diyalektiğinden biridir. (Hadig)
√ Ermeni Doç. Mesropyan ise çok farklı görüştedir. “Hemşincenin anavatanı Trabzon bölgesidir.” (Hamşetsu, 2014, s. 26)
Borçka, Batı Hemşin, Artvin, İspir, Rize, Trabzon, Van, İstanbul, Adana gibi hemen her ilimizde Ermeniler yaşamasına rağmen Ermeni lehçesi diyalekti buralarda oluşmamış ama Ermenilerin hiçbir varlığının bulunmadığı Hopa/ Hemşin köylerinde Ermenice lehçe oluşmuş! Karakter olmayınca sonuç da bu olur.
Ermenicenin çok eskilere uzanan alfabesi olmasına ve hemen her Ermeninin okuma-yazma bilmesine rağmen Hopa/ Hemşinliler arasında Ermenice okur-yazar bir kişi çıkmamıştır. Yazılı bir eseri tarih boyu görülmemiştir.
Face sayfasında tartıştığım bu güruha değil 50-500 diyalektini Ermenicenin beş lehçesini sayabilecek biri var mı? Diye sordum. Cevap haliyle vermediler çünkü söyledikleri hep yalan.
Ermeni, “Ermenicenin iki ana lehçesi vardır. Doğu Ermenicesi (Erivan) ve Batı Ermenicesi (İstanbul).” (PATTIE, 2016, s. 21)
Başka bir Ermeni Ermenicenin iki lehçesi olduğunu söyler. (MINASSIAN, 2006, s. 122)
Hikmet ve Mahir’in önderlik yaptıkları ve binlerce üyesi bulunan Ermenilerin ağırlıkta olduğu faca’deki Hadig sayfasından açık çağrı yaptım:
“Sizler kaç kişi olursanız olun ben tek kişi. Karşıma çıkın ve üyeler huzurunda Hemşin toplumunun tarihini, dilini ve kültürünü tartışalım” dedim. Karşıma kimse çıkmadı ve çıkamaz da. Çağrım her yerde ve her zaman geçerlidir.” Verdikleri karşılık, beni sayfadan çıkarmak oldu.
Türkçe’nin Ermeniceye ve Ermenicenin Türkçeye etkisi
“Mordman, yazılı Türkçeden önceki devirlerde 400-500’lü yıllarda Türkçeden Ermeniceye 23 Türkçe söz geçtiğini tespit etmiştir.” (KARAKUŞ, 2013, s. 29-103)
Mehtiyev, “Ermenice Hint-Avrupa dil grubuna bağlıdır ama dilleri Turan etkisi taşımaktadır. Ünlü dilci Mordman, “Ben M.S. 4. 5. 6. ve 7. yüzyıllarda Ermeni dilindeki Turan unsurlarını kastediyorum.”
Türkçenin Ermeniceden aldığı kelimelere karşılık yaklaşık 200 katını Ermeniceye vermiştir.
“Eski Ermenicede (Grapar) yüklemin cümle başında bulunduğunu, yeni Ermenicede (Aşharabar) cümlenin sonuna kaydığı görülür (örnekler verilmekte) ve bu durumun Türkçenin etkisiyle oluştuğunu belirtir.” (TÜRKMEN, 1992, s. 6)
“Abovyan: Bizim dilimiz en az % 50 Türkçe sözcük ihtiva ediyor.” (YILMAZ, 2012, s. 14)
“Bir zamanlar Ermeni dilini Türk kelimeleri olmadan hayalden geçirmek mümkün değildi.” (ABEGYAN, Karadeniz Dergi, sayı. 10, s. 195)
“L. Panos: Türkçe-Ermenice ilişkileri ve biri, diğerine geçmiş kelimeler dikkate alınırsa: Tarih öncesi çağlarda Ermenilerin bir başka Turani milletle olan yakın münasebeti neticesi meydana gelmiş olduğu açıklıkla görülür.” (DABAĞYAN, 20005, s. 33)
“Bu Ermenilere aslında Hıristiyan Türkler demek mümkün, bu hâkim milletin adetlerinden, hatta lisanından o kadar çok şey almışlar. Yemekler tamamıyla Türk tarzında…” (MOLTKE, 1960, s. 31)
“Dankoff: Ermeni dilinde kullanılan Türkçe kelimeleri bir kenara koyulursa, Ermeni dili çok yoksun görünecek.” (Acaryan R. A. Ermeni Dilinin Tarixi, Erivan-1951 )
“Gukasyan: Azerbaycan ve Türkiye Türkçelerinin etkisi sonucunda Ermeni dilinin söz dizimi epeyce değişerek, Hint-Avrupa dillerinin söz diziminden uzaklaşmış, Ermenice eklemeli bir dil haline gelmiştir.” (KARAAĞAÇ, 2008, s. XXIX)
“Ermenice, Türkçe ile teması yüzünden farklı bir evrime sahip olmuş.” (MATTEI, 2008, s. 19)
“Ermenicedeki sözcüklerin % 23’ü Ermenice kökenlidir.” (Bryson, Bill, 1990, Mother Tongue. Penguin Books. s. 68)
Ermeniceye Türkçenin yoğun etkisinin bir nedeni de Ermenileşmiş Türklerin/ Kıpçakların varlığı sonucudur.
“Yeni Ermeni edebiyatının kurucusu Haçatur Abovyan şöyle der: Ermenistan’da çocuklar ve kadınlar bile Türk dilini bilmektedirler. Bu yüzden yetenekli Ermeni şairlerinin ve aşıklarının Türk dilinde Türkü ve şiirlerinin yazılması ve doğaçtan söylemeleri tamamıyla doğal bir olaydır.” (Z. İ. Budagova, V. L. Gukasyan, Karadeniz Dergi, sayı 12, s. 198)
“Prof. Alexander Garkavets: Altınordu iktidarından önce Kıpçakların dört farklı gruba ayrıldıklarını söyler: Bunlardan birinci grup Hıristiyanlığı kabul ederek kendilerini Rum olarak, ikinci grup Ermenilerin Gregoryen mezhebini kabul ederek kendilerini Ermeni olarak, üçüncü grubun Museviliği kabul ederek kendilerini Karaim olarak adlandırdıkları, son grubun ise daha sonra İslamiyet’i kabul ettiğini” belirtmektedir. Ermeni Kıpçakları Gregoryen mezhebini kabul eden Kıpçaklardan başkası değildir.” (ARIKAN, 2006, c. III sayı 4 s. 133)
Kırım Karaim Türkleri nasıl ki İbranice yazıyorduysa, Hıristiyan Karamani Türkleri nasıl ki Yunanca yazıyorduysa, Ermenileşmiş Kıpçakların da Ermenice yazmasından doğal başka ne olabilir ki?
Karaim ismi İbranice kara’a kökünden gelmektedir. Bu görüşe göre kara’a kelimesi Arapça kıraat kelimesi ile eşanlamlı olup okumak manasını taşımaktadır. Dolayısıyla karai kelimesi kutsal kitabı yani Tevrat’ı okuyan anlamına gelmektedir.” (SULEYMANOV, 2013, s. 8) Karaim kelimesindeki -im eki İbranice çoğul edatıdır.
Karaimleri Karay mezhebiyle karıştırmamak gerek. Karaylar yalnızca Tevrat'ta yazılı kurallara uyar Talmut’u ilahi kitap kabul etmezler.
1200’lü yıllarda Erzincanlı Bluz Hovannes adlı şair:
“Sensin arı (iffetli, temiz, pak) gız Meriem
Yazıhlarıma (günahlarıma) dermen
Tangrıdır senden doğan
Tangrım anası Meriem.
Evel atadan oldu
Oğul dünyaya geldi
Kristos (İsa) Meriem’den doğdu
Tangrım anası Meriem.
Uçmag (cennet) gapusun açtı
Bağlı yolları çözdü
Beni Tamuhden (cehennem) gurtardı
Tangrım anası Meriem…” (TÜRKMEN, 1992, s. 27)
Mahir: “Doğu Hemşinliler (Hopa/ Hemşin) dillerinde beş yüz civarında Ermenice kelime barındırmaktadır.” (ÖZKAN, 2013, s. 100)
Hopa/ Hemşin köylerinin gezen Ermeni, 200 kadar Ermenice söz toplayabildiğini belirtir. (TULUMCYAN, 2007, s. 95) Ermeni ile çakma Ermeni arasındaki fark.
Türkçe içinde binlerce Farsça ve Arapça kelimeler vardır. Bu kelimeleri çıkarırsak Türkçe’yi konuşamayız. Bu yoğunluğa rağmen Türkçe’ye neden Arapça ve Farsça denmiyor? Yine Türkçe içinde yüzlerce Yunanca, Fransızca, İngilizce sözcükler yer almaktadır. Bu yabancı kelimelere göre Türkler hangi milliyettendir?
Açaryan, 1926 Bakü’deki Türk dil kurultayında Türkçe’nin Ermeniceye etkisi üzerine yaptığı konuşmada Türkçeden Ermeniceye geçen kelime sayısı 4000’e ulaşıyor, diyordu. (NERİMANOĞLU, 2008, s. 205)
“Ermeni dil bilimci Acaryan’ın ‘Ermenicedeki Türkçe Alıntılar’ kitabında 4262 tane Türkçeden alınmış söz yer almaktadır.” (KARAAĞAÇ, 2008, s. XXVIII)
Ermenicedeki Türkçe sülale ve kişi adlarını da katarsak 4262 sayısı 2 katını kolayca aşar. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin yoğunluğuna bakarak Ermenilere Türk dölü mü demeliyiz?
Dünyada saf din, dil ve ırk yamyam kabilelerinde vardır. Türkler gibi hareketli bir toplum çok milletlerden kelimeler almıştır ve de vermiştir.
Dürüst Ermeni, “Türkçenin Ermenice üzerindeki bu güçlü etkisi, Ermeni dilinin Türk dilleriyle uzun süre -Selçuklu Türklerinin 11. yüzyılda Ermenistan'a girmesinden itibaren yaklaşık 900 yıldan beri- temas halinde olmasıyla açıklanır (s. 131). Van’da Ermeni gençlerin aralarında oynadıkları üç oyundan ikisinin adı Türkçe idi.” (MINASSIAN, 2006, s. 45)
Rumlarla da bir araya kalınmış ama Türkçenin Rumcaya etkisi azdır çünkü Ermeniler gibi Türkler de dağlarda yaşamıştır. Yunanca sebze adları Türkçeyi çok fazla etkilemiştir.
Şıllık, moruk, godoş gibi argo kelimeler Ermeniceden Türkçeye geçmiştir.
“Birkaç yıl içinde Kırapar (yazı dili, klasik Ermenice) terk edilir ve yerini İstanbul Aşkharapar'ı (günlük konuşulan) alır. Aşkharapar yabancı dillerden, ama özellikle Türkçeden alınan her şeyden dil, sözcük dağarcığı ve dilbilgisi alanlarında acımasız bir arındırmaya tabi tutulduktan sonra günlük dil haline gelir. 1840 ile 1870 arasında, Aşkharapar'ın batı ve doğu versiyonlarıyla yazılı olarak etkin hale getirilmesi tamamlanır.” (MINASSIAN, 2006, s. 134)
“Mal kaybeden bir şey kaybetmiştir, şerefini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.”
ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE HOPA/ HEMŞİNCE
İki dil yeterince karşılaştırılıp araştırılmadığı için Taşnakçı Ermeniler ile beslemelerinin en çok istismara kalkıştıkları konudur. Bu nedenle üzerine geniş olarak durulması gerekmektedir.
İki toplum arasında tarihi birliktelik, sosyolojik bağlılık, folklorik aynilik, psikolojik yakınlık, kültürel benzerlik, soyca aidiyet kuramayan güruh elde kala kala Hopa/ Hemşince içindeki Ermenice ile örtüşen bazı kelimeler kalmıştır.
Onca prof. ve değişik akademik unvanlılar ile büyük imkânlara rağmen bu konuda da iddialarını ispatlayacak Hopa/ Hemşince ile Ermenice dili arasında gerek gramer ve gerek kelimeler yönünden bir kitap yazamamışlardır. Hatta bilimsel bir makale dahi kaleme alamamışlardır.
Hopa/ Hemşince ile Türkçe arasında ortak kelimeler olduğu gibi Ermenice ile Hopa/ Hemşince arasında da ortak kelimeler vardır. Asıl yanılgı, Hopa/ Hemşince içindeki bir hayli fazla olan günümüz Türkçesi dışındaki farklı farklı kelimelerin Ermenice diye sanılmasıdır. Bu konu üzerine yeterince gidilmemiş olması besleme işbirlikçilere bulunmaz fırsatlar yaratmıştır.
Ermenicede olmayan ad, sıfat, fiil, zamir, edat, bağlaç ve takılar Hopa/ Hemşincede vardır. Veya tersi durum söz konusudur.
Ermenice ile Hopa/ Hemşince arasında bire bir örtüşen birkaç kelimelik basit cümle kurulması mümkün değildir ama Türkçe ile mümkündür.
Ermenice dil bilimci Prof. Vardanyan’dan itiraf
Dil bilimci prof. (prof. yalandır), Ermenice dediği Hopa/ Hemşinceyi konuşması gerekmez mi?
Bu şarlatan verdiği röportajda, “Ben bu yüzden dört yıldır Hemşince öğreniyorum” (YILMAZ, 2015, s. 63) der ve farkına varmadan gerçeği itiraf eder.
Ermeni dillerinin prof.u olduğunu söyleyeceksin ve Ermenice dediğin Hopa/ Hemşinceyi konuşamadığın gibi dört yılda öğrenemeyeceksin! Utanmadan da Hikmet Akçiçek ve Mahir Özkan’a Hopa/ Hemşinceyi ve Hemşinlileri anlatacaksın!
Normal zekâlı insan uygun şartlarda dört yılda iki dil öğrenebilirken, bu geri zekâlı sahtekâr Ermenice dediği Hopa/ Hemşinceyi dört yıldır öğrenememiş çünkü Hemşince Türkçe ile aynı gramer yapısına sahiptir.
Hopa/ Hemşince nasıl, nerede ve ne zaman oluşmuş?
Taşnakçı Ermenilerin ve yerli dalkavuklarının bu soruya da verebilecek cevapları yoktur.
Hopa/ Hemşin Türkleri bu dili bulundukları yörede değil geldikleri yerden getirmişlerdir. Türklerin vazgeçilmezi olan göçmen alışkanlıkları nedeniyle küçük bir grup olarak Ermenilerle en az 80-100 yıl bir arada bulunmuşlardır. Bulgular bu yerin Batı Hemşin yöresi olduğunu göstermektedir.
Hopa Hemşinlilerin çekirdeğini oluşturan Müslüman Türk aileler, Yusufeli ve İspir ile irtibatın yoğunluğu nedeniyle Osmanlıdan daha önce Batı Hemşin’e gelmişlerdir. Çünkü 1520’li yıllarda Trabzon dahi bölgedeki Müslüman nüfus oranının en fazla olduğu yer Hemşin’dir.
Meerker ve Byer’e göre Hemşin'de (Batı) İslamlaşma XV. yüzyılın başlarında başlar (1400-1415 yılı). Bu tarihte Osmanlı bölgede yoktu.
“Osmanlılar Bursa ve İznik’i zapt ettikleri zaman orada üç kuşaktan beri iskân etmekte olan Müslümanları bulmuşlardı.” (GIBBONS, 1998, s. 13)
Hopa/ Hemşin Türklerinin çekirdeğini oluşturan ve Hemşin’e ilk gelip yerleşen Türkmen oymakları, bilinmeyen nedenlerden dolayı Hemşin’den Hopa’ya göç etmişlerdir (1540'li yıllar).
Tahminimiz odur ki ilk önce Jurpici’ye ve çoğaldıkça da sonradan köylere dönüşmüş olan mezralara yayılmışlar ve yeni yeni köyler kurmuşlardır.
Kayıtlarda 1520 deki Hemşin’deki yoğun Müslüman nüfusun, 1554 yılında azaldığı görülür. Bu göç peyde pey sürmüştür ki Hopa/ Hemşinli birçok aile Hemşin’den geldiklerini söylerler. Sülale lakaplarındaki benzerlik bu tezi destekler ve tespitimizi haklı kılar.
1554 yılında Hemşin kazasının Müslim 354 kişi, Gayrimüslim 3643 kişi idi (% 9 Müslüman). (BOSTAN, 2020, s. 133) Hâlbuki 1520 yılında Müslüman nüfus 1070 kişi civarında ve % 32’yi aşkındı.
Batı Hemşin’de baskın dil olan Ermenicenin etkisinde kalan bu Müslüman/ Türk toplumu tıpkı Tonya’da, Çaykara’da konuşulan Rumca etkisiyle oluşan yerel dil gibi Ermenilerin bile anlamadığı, dünyada ikinci örneğinin bulunmadığı, içe kapalı, günlük yaşama dönük ve yazı dili olmayan basit bir dil geliştirmişlerdir. Benzer örnek Kürtler ile Türkmen Alevileri arasında yaşamış ve Türkmenler önce Zazacayı, sonra da Zaza toplumunu oluşturmuşlardır.
Bu Türk soylu toplumun kadim-i Müslim oluşu Ermenileşmeye karşı kimliklerini korumuş, iki toplum arasında duvar olmuş ve sonuçta günümüze ulaşmaları gerçekleşmiştir. Eğer bu toplum Ermenilerle karşılaştığında İslam’ı tam özümsememiş olsaydı, Özdil/ Yomra örneğinde yaşandığı üzere (Kayıtlara Göre Özdil, O. Coşkun) benzeri birçok Türk oymağı gibi önce Hıristiyanlaşacaktı sonra da bulunduğu topluma göre Rumlaşacak, Ermenileşecek, Kartvelileşecekti. Sonuçta bütün izleri silinip süpürülecekti.
Hemşin’de Ermenilerle bir arada kalındığı sırada bu toplum,
I. nesli Türkçe. (A)
II. nesil Ermenice kelimelerin yoğunlaştığı-Türkçe karışımı dil. (A-B)
III. nesli de Ermenicede-Türkçede karşılığı bulunmayan yeni kelimelerin çokça üretildiği içe dönük (C) dilini yani Hopa/ Hemşinceyi meydana getirmişlerdir. Bu nedenle alfabesi olmamıştır, aralarında Ermenice okur-yazar bir kişinin çıktığı duyulmamış ve de bir eseri görülmemiştir.
Daha da önemlisi bu toplum hiçbir zaman Türk olduğunu unutmamıştır. Hopa/ Hemşin Türklerinin kültüründeki Ermeni’nin konumunu belirtme açısından “H. Akçiçek: Eskiden Ermeni sözcüğü Hemşinliler arasında da küfür anlamına gelir, yadsınırdı” (SOYSÜ, 1992, s. 125) derken; aynı Hikmet günümüzde tam tersi bir boyuta geçmiştir.
İletişimin zirve yaptığı günümüz dünyasında bile Almanya’daki III. neslin Türk gençlerinin bir kısmı Türkçeyi bilmiyorlar. 4-5 nesil sonra pek çoğu Almanlaşacaktır.
Trabzon’un belli ilçelerinde Rumca etkisine kalan Türkler de yerel dili oluşturdular. Bu yerel dilde, Zazacada ve Hopa/ Hemşincede bilimsel, teknik, edebi, askeri, idari, siyasi, mesleki, felsefi, sosyolojik, sportif, hukuki, ticari, ekonomik, matematiksel, sanatsal deyimler, terimler, etiketler, unvanlar yoktur. Olan kelimeler de Ermenice ile değil Türkçe ile bağlantılıdır. Her üç dilin yazı dili olmamıştır ve sıfır sayısı da her üç dilde yoktur.
Hâlbuki Ermenice köklü dil olup her iki lehçesinde bu kelimelerin karşılıkları yığınladır.
“Maçka ağzında 727 sözcükle Türkçe sonra 549 kökeni bilinmeyen sözcükler için akla yerli kabilelerin gelmesi olağan olsa gerek. 360 sözcükle Yunanca üçüncü sıradadır.” (EMİROĞLU, 1989, s. 18)
Hopa/ Hemşince-Türkçe ilişkisi
√ Ermenice Hint-Avrupa dil ailesindendir. (ANDREWS, 1992, s. 179)
√ Hopa/ Hemşince Ural-Altay dil grubundandır.
√ Bu dillerde (Ural-Altay) gramatik cinsiyet yoktur. Hopa/ Hemşincede de yoktur.
√ Bu dillerde artikeller (eril-dişil) bulunmaz. Hopa/ Hemşincede de yoktur.
√ Ural-Altay dil grubunda sıfatlar isimden önce gelir. Hopa/ Hemşincede aynı.
√ İsimlerin çekimlerinde mülkiyet eki kullanılır. Hopa/ Hemşincede aynı.
√ Sayı sözcüklerinden sonra çokluk eki kullanılmaz. Hopa/ Hemşincede aynı.
√ İsim “-den” hali ile yapılır. Hopa/ Hemşince aynı.
√ Bu dillerde soru eki mevcuttur. Hopa/ Hemşincede aynı.
√ Tasnif (çekim) eklerle yapılır. (Ural-Altay dillerinde) Hopa/ Hemşincede de aynıdır.
√ Hopa/ Hemşincede Ural-Altay dil grubu, özne-tümleç-yüklem kuralı varken; Ermenicede farklıdır.
Hopa/ Hemşince ve Ermenice ilişkisi
√ Hopa/ Hemşincede 29 harf vardır. (ALTUNKAYA, 2012, s. 28)
√ Ermenicede 38 harf vardır. (KORTOŞYAN, 2007, s. 8)
√ Hemşincede beş sesli harf vardır (a, e, i, o, u). (ALTUNKAYA, 2012, s. 28) Türkçedeki sesli harfler gibidir. Yalnızca Ö-Ü kalınlaşarak O-U seslerine, I sesi inceleşerek İ ye dönüşmüştür.
√ Ermenicede sekiz sesli harf vardır (a, ye, e, ı, i, vo, u, o). (KORTOŞYAN, 2007, s. 8)
√ Ermenicede ses değişimi ile (KORTOŞYAN, 2007, s. 16…) Hopa/ Hemşince birbirine uymaz.
√ Ermenicede kelimeler ön ek almaktadır. Hopa/ Hemşincede bu durum yoktur.
√ Hopa/ Hemşincede soru eki -ta iken, Ermenicede bu ek yoktur.
√ Ermenice çoğul eki -er, -ar iken, Hopa/ Hemşincede -iye ile belirtilir. –iye eki Türkçede sahip anlamı verdiği gibi çoğul anlamına da gelebiliyor. Türk-iye, Türk’e sahip. Mülkiye> Mülkiyeliler, Askeriye> Askerler gibi.
√ Ermenicede olumsuz eki kelime başına gelirken Hemşincede Türkçe gibidir.
√ Hemşincede sıfır rakamı yoktur. (ALTUNKAYA, 2016, s. 269)
√ Hopa/ Hemşince ile Türkçenin gramer yapısı birbirleriyle örtüşürken, Ermeniceye çok uzaktır.
Hopa/ Hemşinli olan Şerif Yılmaz Bey, “Türkçeden destek almadan hiçbir Hemşinlinin Hemşince konuşması mümkün değildir.” (2012, s. 130)
Hopa/ Hemşinli olan Yunus Bey, “Hemşince ilkel bir dildir ve gelişim sürecini tamamlayamamıştır.” (ALTUNKAYA, 2016, s. 12)
Beslemelerin Ermenice dediği dil, bu dildir.
Hikmet Akçiçek’in Ermenice dediği Hopa/ Hemşince
Sorumlu Yazıişleri Müdürü olduğu Ermenisever dergide Hopa/ Hemşinceyi yaşatma adına bol bol Hopa/ Hemşince hikâyeler anlatır. Bir Hopa/ Hemşince hikâyesi arasında şu dörtlüğü yazar:
Karanluğ meşan i var
Giva gidelum giva
Ka sana demedum mi
Uy peşuma gel eva. (GOR, 2015, sayfa 8, sayı 3)
Burada yalnıza giva, giv: sakız (ciklet) sözcüğü Türkçeye yabancıdır ve Hopa/ Hemşinceye ait özel sözcüktür. Ermenicesi tsüt-dzamon: sakız.
Aynı Akçiçek, Hemşince (Hopa) seçmeli ders olsun istiyor (GOR, 2015, sayfa 53, sayı 3) Bre cahil, Hopa/ Hemşin Türklerinin Türk kültürü dışında elinde ne var ki ne öğreteceksin ve hangi dilde öğreteceksin? Ermenistan’dan Taşnakçı Ermenileri mi davet edip Ermeni dilini ve Ermeni tarihini ders konusu edeceksin?
Aynı Hikmet, Hopa/ Hemşinceye Ermenicedir derken ve Hemşinlilerin Ermeni olduğunu iddia ederken dergisinde, “Çocukluğumuzda yaylaya sis düşünce biz çocuklar toplanır, elimizde kaplar tenekelere vurarak, çeşitli komiklikler yaparak ev ev dolaşır,
Kaşuk kaşuk yağ isteruz
Allahtan güeş isteruz
Verenunkini artursun
Vermiyenunkini batursun.
bir tekerleme söylenerek yağ, un, yumurta ve peynir toplar ortak bir yerde pişirir yerdik.” (GOR, 2019, sayı 10/ 11, sayfa 33)
Hikmet ve Mahir’in Ermenice dediği dil bu dildir.
Mahir’in düğünde derlemesi:
Raşa düğün evi bu mu dur?
Yolları ne çamurdur
Gelin geldi kapıya
Eniştemuz nerdedur?
Raşa kazma kürek gelecek
Bu yollar yapılacak
Hali kilim gelecek
Yollara serilecek… (GOR, 2017, sayı 5/ 6, sayfa 45)
Mahir’in kendi kaleminden Ermenice dediği dil bu dildir.
Hopa/ Hemşince ve Ermenicede mastar ekleri
Ermenice mastar ekleri -al, -el, -il dir.
Hemşin ve Çamlıhemşin ağızlarında bolokuş, çektuş, hancuş, kavluş gibi mahdut sayıda –uş ekiyle biten fiiller bulunurken; Hopa/ Hemşincede ise –uş eki fiillerin temelini oluşturur.
-uş mastar eki Kıpçak menşelidir.
“Kıpçakçada mastar ekleri arasında –ş harfi de vardır. Misal: ul-uş, tur-uş, yiy-iş, bak-ış, bir-iş gibi.” (CAFEROĞLU, 1931, s. 139)
Kıpçakçada “alk-ış, bak-ış, bol-uş, bul-uş, çal-ış, in-iş, ök-üş, ül-üş… gibi –uş, -ış mastar ekleri yer almaktadır.” (BULUT, 2019, s. 205)
“Fiillerden sonra ise -ış / -uş, Köktürkçe, Eski Uygur ve Kıpçak Türkçelerinde ek, dudak uyumundadır.” (KAPDAN, 2014, s. 95)
Kıpçakçanın alt grubu dillerinden olan Başkurtça mastar eki -iv, Kazakça -uv, Kırgızca -ü ve Tatarca -u dur.
“Kırgız, Kazak, Tatar, Başkurt, Karaçay Malkar gibi diller Kıpçak-Türk şiveleri grubunda yer alırlar.” (GÖMEÇ, 2011, s. 12)
Hopa/ Hemşince ile Ermenicede fillere/ eylemlere dair birkaç örnek
Türkçe Hopa/ Hemşince Ermenice
Acımak: Var-uş Tsavil/ tsav ızkal
Acıkmak: Kağsenuş Anotenal
Bakmak: Putenuş Tidel/ nayil
Boğmak: Ğağtuş Kheğtel/ kheğtamah ınel
Çalışmak: Taduş Aşkhadil/ çanal
Ezmek: Çağluş/ Darbuş Cızmel/ seğmel
Gelmek: Eguş Kal/ jamanel/ hasnil
Gitmek: Ertuş Yertal/ megnil/ kınal
Gürlemek: Orduş Koral/ tıntal/ vorodal
İnmek: İşnuş İçnel
Kirlenmek: Ağdoduş Bişgil
Pişirmek: Epuş Yepel
Şarkı söylemek: Gancuş Yerkel
Taşımak: Geuş Pokhatrıvil/ değapokhvil
Ulaşmak: Pobuş Hasnil
Vermek: Devuş Dal/ hantsnel…
Hopa/ Hemşince ile Ermenice karşılaştırmalı eylem bildiren basit cümleler
Türkçe Hopa/ Hemşince Ermenice
Bedelini ödemek: Bedele devuş Pokharjeki vıcarel.
Birlikte sevinmek: Yaatsa hed haznevuş Urakhagits ıllal.
Ceviz toplamak: Gagal joğvuş Intrel havakel.
Çalışmak ibadettir: Taduşe ibadeta Aşkhadankı başdamunk e.
Çürük tahtaya basmak: Petadz dağtagin vaankaluş Ankhohem şarjil.
El üstünde taşımak: Tevin vaan pernuş Tserampart danil.
Erken kalkmak: Tez veelluş Ganukh ganknil.
Fakirlik edebiyatı yapmak: Fukaaluğ....? Ağkadutyankıeaganutyun gartal.
Gurbete alışmak: Gurbain...??? Bantıkhdutyun varjıvıl.
İçeri dalmak: Meçnius dalmiş enuş Ners khujel
Kefeni yırtmak: Kafane tsevuş Badanki badrel/ verabril/ aroğçanal.
Kırıp dökmek: Godruş vartskuş Godrel tapel/ çart u pışur ınel.
Mendil sallamak: Mendile Tapuş Taşginag cocel.
Sakız çiğnemek: Give dzamuş Tsüt dzamal.
Sıfırlamak: …….. Zeroi havasaretsınel.
Sıkışık çalışmak: Nağ taduş Neğvadz aşkhadil.
Uşaklık etmek: Uşakluğ enuş Dzara’yel/ kıdznil.
Zehirle ölmek: Ağuan mernuş Tunamah mernil.
Zincirleri çözmek: Zencirniye kaguş Şığtaya’zerdzel…
Hopa/ Hemşince ile Türkçe fiil örneklerinden birkaçı
Anlamak: Anlamış elluş.
Anlaşmak: Umişeguş. ‘Uyuşmak’tan.
Batmak: Batmişelluş.
Çalkalanmak: Çalkalanmişenuş.
Çarpmak: Çarpmişelluş.
Çökmek: Çağmuş.
Dağılmak: Dağelmişelluş.
Düşmek: Enguş. ‘Enmek/ inmek’ten.
Ezmek: Darbuş. “Darbe”den.
İndirmek: İnçesenuş.
Kazanmak: Gazanmişelluş.
Kollamak: Gollamişenuş.
Özlemek: Gaadenuş. ‘Gada-kada’dan.
Paylaşmak: Payenuş. ‘Pay etmek’ten.
Rastlamak: Rasteguş.
Sevmek: Hazenuş. “Haz etmek”ten.
Temizlemek: Paklamişenuş.
Tepmek: Tepmişenuş.
Uğramak: Uğramişelluş.
Vazgeçmek: Vazasnuş…
Hopa/ Hemşincede dini ritüellere ait birkaç örnek
Hemşin Türklerinin 1800, 1850 ve hatta 1900 yılı başında Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçtiğini söyleyen şarlatanlar, belirtilen dini terimleri Hopa/ Hemşinlerin bilmeleri ve yaşatmaları gerekmez mi?
Türkçe Hopa/ Hemşince Ermenice
Ahlak bilgisi değerleri: yoktur Paroyakşdutyan tas.
Ayin (dini tören): ----------- Gıronagan araroğutyun.
Aziz kurtarıcı (Hz. İsa): ----------- Surp pırgiç.
Aziz resimleri (ikonlar): ----------- Sırpanıgar.
Cami: ----------- Mızgit.
Cehennem azabı: ----------- Tıjokhki darabank.
Cennet: ----------- Tırakhd/ arkayutyun.
Çarmıha germek: ----------- Khaçel/ khaç hanel.
Ermeni apostolik: ----------- Hay arakelagan.
Gregoryen takvimi: ----------- Krikoryan oratsuyts.
Haçlı seferleri: ----------- Khaçagirneru arşavanknmerı.
Hıristiyanlık: ----------- Krisdoneutyun.
İman etmek: ----------- Havadal/ tavanil.
İsa’dan önce: ----------- Nakh kan Kristos.
Kilise sever: ----------- Yegeğetsaser/ jamaser.
Kutsal haç: ----------- Surp khaç.
Kutsal kâse: ----------- Surp sıgih.
Kutsal nikâh: ----------- Surp bısag.
Kutsal ve ahlaki değerler: ----------- Nıvirag yev paroyagan arjanikner.
Kudüs şehri: ----------- Yerusağem.
Meryem Ana: ----------- Mariyam Asdvadzadzin.
Müslüman: ----------- Mahmedagan.
Noel şarkıları: ----------- Dzınıntyan yerker.
Papaz: ----------- Kahana/ yerets/ derhayr.
Papaz karısı: ----------- Yeretsgin.
Paskalya çöreği: ----------- Zadigi gata.
Patrikhane: ------------ Badrıyarkaran.
Peygamber: ----------- Markare.
Şeytan: ----------- Sadana/ tev/ gıroğ.
Takdis (kutsamak): ----------- Orhutyun/ odzum/ sırpakordzum.
Vaftiz babası: ----------- Sanahayr.
Vaftiz olmak: ----------- Mıgırdıvil.
Yortu (Kutsal gün): ----------- Don.
Hopa/ Hemşincede kökeni belirsiz yığınla kelimelerden birkaçı
Türkçe Hopa/ Hemşince Ermenice
Acaba: Kez Artyok
Acele: Avadi/ tezme Acabarank/ şdap
Acı: Var Leği/ gıdzu/ tarn
Açlık: Kahtsenuş Anotutyun.
Ağıt: Kov Yeğerk/ voğperk/ sıkerk
Arsız: Harcai Aneres/ lıgırdadz
Bahçe: Erzevar Bardez
Böğürtlen: Cukh/ yuğ Mormeni/ moreni
Buğday: Soyi Tsoreg
Bulut: Meral Amb
Ceviz: Gagal Inguyz
Çakal: Libart/ Ğiyap Şınakayı
Çağlayan: Çağçağan Çırvej
Eldiven: Tatman Ternots
Esinti: Melmeluş Hovig/ pıçum/ zepür
Fayda: Mava Okud/ şah/ okdagarutyun
Filiz: Ac Dzil/ poğpoç
Galiba: Takidum Garzem/ havanapar/ gentatrem te
Gebe: Ergudag Hıği
Güneş: Aakag Arev
Hamsi: Kapşin Antsrug
Ihlamur: Loi Gata
Ilık: Mola Kağç/ parekharn
Isı: Şoğutin Dakutyun/ çermutyun
İdrar: Şer Mez
İhtr: Halivor Dzer/ dzerug/ darikod/ dzeruni
İlk: Tal/ talen Araçin
İMC: Gor Havakagan/ aşkhadutyun
İş: Pan Kord/ ızpağum/ biznes
Karışık: Ğarevaz Tharın
Kaş: Enkvi Honk
Kaya: Barg Jayr/ karajayr/ abaraj/ kharag
Kaz Yunli Purte hüsvadz şabig/ jile
K n: Cugal Gatsa/ hınots
Kenar: Cot Yezerk/ goğmnagi/ kovindi
Kilim: Cecim Otots/ kork
Kötürüm: Gunzor Antam
Lokma: Perçut Badar/ mas/ gıdor
Maşa: Agiş Uneli/ pırniç
Nazar: Açiç Angaharil/ nayvadzk/ çar açk/ agnaharutyun
Nezle: Ğapuğ Harpukh
Orospu: Kentavor Tsopuhi/ boring/ poz
Örgü: Ğulag Hüsk
Pire: Mum Lu
Resim: Gurum Nıgar/ badger/ lusanıgar
Ses: Sen Tsayn/ ağmuğ
Şamar: Gazgun Abdag
Tilki: Ğiyap Ağves
Uyuz: Por Kosod/ kosutyun/ kosodutyun
Üvey: Ogai Khort/ anharazad
Viraj: Germa Angünatarts/ tartsaged
Yağmur: Çağ Antsrev
Yarın: Hekudz/ Hukuz Vağı
Zeka: Ğek Khelk/ midk/ imatsaganutyun…
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan cümlelerden birkaç örnek
Keçe çadır.
Pamuk kazak.
Kalem kutusu.
Zaman kazanmak
Demli çayı severim.
Üzüntüyü paylaşmak.
Beynimde ura rastlandı.
Ekimin buz ayranı serinletti.
Akrebin zehri damardan vücuda dağıldı.
Duvarcı, kumsuz ve kusurlu duvarı dağıttı.
Eylüldeki sararmış salatalardan hoşlanmam.
Önceki hafta köpüren okyanusta boş gemi battı.
Çeşit çeşit giysileri fabrikada üreterek çuvalla ve çantayla para kazandım.
Tabağı, çatalı, bardağı, güğümü, tası, tavayı, tencereyi ve çamaşırları temizledim.
Sersem sersem caddelerde tur atarken nişanlı baldızına rastladı ve altın bileziği hediye etti.
Mavi boyalı camsız pencereli ve sarı renkli perdeli odanın minderini, yorgan ile yatağını kumaşla kapladım.
Bu cümleler Türkçe gibi söylenirler.
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan birkaç kelimenin Ermeniceleri
Ermeni: Hay/ Hayazki. Pırnıvil.
Ermenistanlı: Hayasdantsi / Hayasdanapınag.
Ermeni dölü: Haygagan serm.
Ermeni kültürü ile eğitim: Hayetsi gırtutyun/ Hayetsi tasdiaragutyun.
Ermenice harfli gazete: Hayadar tert.
Ermenistan cumhuriyeti: Hayasdani hanrabedutyun.
Ermenistan cumhurbaşkanı: Hayasdani hanrabedutyan nakhakah.
Doğu Ermenicesi: Arevela’hayeren.
Batı Ermenicesi: Arevmıda’hayeren.
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibidir, Ermeniceleri bilinmez.
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan çevredeki milliyet adları
Hemşincesi: Gürcüce, Ermenice, Türkçe, Kürtçe ders saat çizelgesi.
Ermenicesi: Vıratsıeren, Hayeren, Tırkeren, Kırderen tas jamanagatsuytsa.
Hopa/ Hemşinceleri Türkçe gibi olan terimlerden örnekler
Çok eskilerden beri kullanılan,
√ Mesleki adlardan: Çuvalcı, demirci, duvarcı, oduncu, sirkeci, aşçı, camcı, falcı, hizmetçi, bakırcı, yorgancı, çarıkçı, kalaycı, kuyumcu, sütçü, sandıkçı…
√ Folklorik adlardan: Horoncu, tulumcu, kemençeci, türkücü…
√ Madenlerden: Demir, bakır, altın, gümüş, kurşun, kalay, çelik…
√ İdari terimlerden: Muhtar, memur, kaymakam, müdür, vali...
√ Politik kelimelerden: Milletvekili, anayasa, tüzük, sıkıyönetim, kamuoyu, kabine, muhalefet, siyasetçi, temsilci, kurultay…
√ Sanatsal tabirlerden: Görsel sanatlar, sanatçı, ressam, tablo, anıt, abide, antik, klasik, heykel, müze, büst, hattat, heykeltıraş, mozaik, seramik, mimari sanat, müzisyen, yontu, özgün baskı…
√ Dini ritüellerden: Din, peygamber, cami, mescit, imam, Hıristiyan, Müslüman, İsa, papaz, patrikhane, kilise, manastır, bayram, cennet, cehennem, iman etmek, şeytan, melek, aziz resimleri (ikon)…
√ Coğrafi adlardan: Yönler; doğu-batı-kuzey-güney, kıta, anakara, ada, deprem, uzay boşluğu, samanyolu, boylam, enlem, baraj, doğa, alçak basınç…
√ Askeri literatürden: Savaş-barış, havacı, pilot, tankçı, piyade, paşa, general, harekat, çavuş, komutan, subay, karargâh, er, asker, sancak, bayrak, alay, tugay, manga, tabur, donanma, yüzbaşı, binbaşı…
√ Edebi sözcüklerden: Alıntı, hikaye, yazar, anlatı, makale, belgesel roman, ana fikir, hece, aruz, bilimkurgu, çağrışım, deyiş, uzun hava, özsöz, dibnot, özet, dizin, efsane, sav, tez, mecaz, mizah, eleştiri, ezgi, ilahi, kafiye (uyak), koşma, öykü, ozan…
√ Matematiksel kavramlardan: Açı, kare, dikdörtgen, yamuk, silindir, doğal sayılar, kesirler, boyut, bölüm, çarpım, denk küme, derece, hacim, dönüm, metre, kg, oran-orantı…
√ Felsefi terimlerden: Ruh bilimi, Tanrı bilimi, bilinçaltı, mantık, antik çağ, çağdaş felsefe, bağımsızlık-özgürlük, çoğulculuk, tekçilik, deneycilik, şüphecilik, eleştiricilik, hazcılık, dogmatizm… gibi kelimeler Hopa/ Hemşincede yoktur. Olanlar da Türkçedeki gibidir.
Halbuki Ermenice köklü ve tarihi bir dil olup belirtilen sözcüklerin en az bir veya birkaç karşılıkları vardır.
Ermeni mal-ı nâtiklarının (konuşan mallar) Ermenice dedikleri dil bu dildir.
Hopa/ Hemşincede ve Ermenicede ay adları
“Palkanov: İnsanlar her şeyi değiştirebilir, takvimlerini ise çok zor değiştirirler.” (ALTINKAYNAK, 2006, sayı 4 s. 25)
Ermenice aylar: Hunvar, pedırvar, mard, abril, mayis, hulis, hunis, okosdos, sebdember, hokdember, noyemper, teğdemper. (CÜMBÜŞYAN, 2005, s. 55)
Hopa Hemşin’de aylar: Nord-ay (Farsça verintili dil olup “nev” sözcüğü pek çok dünya dillerinde benzeri şekilde yerini almıştır), gücük, mart, abril, mayıs, kiraz, çürükay, ağustos, sifta güz, orta güz, son (aher) güz, karakış. (YILMAZ, 2003, s. 164)
Ortak olan mart, abril, mayıs, ağustos ayları Latince kökenli olup hemen hemen bütün dünya dillerinde aynı adlarla ifade edilirler. Diğerleri Türkçedir.
Kıpçak’ça aylar: ... Güzay, orta güzay, son güzay... (SAFRAN, 1989, s. 161)
Sifta güz, Orta güz, Son güz ay adların yalnızca Kıpçakça ile Hopa/ Hemşincede olması, geçmişi çok eskiler uzanan iki toplum arasındaki bağın önemli delili olup çok değerli hatırasıdır.
Osmanlı Arapça ay adlarını kullanmasına ve belirtilen ay adlarının yalnızca Hopa/ Hemşin dilinde bulunan ve -uş mastar ekinin yer alması Kıpçaklarla olan tarihsel bağların sonucudur. Yoksa bu toplum bu ay adlarını nereden bilecek? Ne zaman ve kimlerden öğrenecekti?
Ermenilerin kullandığı soytarıların Ermenice dedikleri dil bu dildir.
Hopa/ Hemşincede hayvan adları
Hopa Hemşin dilinde at isimleri
“Al-at, dorat, kırat, demir kırat, yağız, deli at, bora, beygir, kula.” (YILMAZ, 2003, s. 59)
İkizdere’de at adları, “Al at. Dorat: Koyu kırmızı. Kırat: Beyaz. Demirkır: Boz at. Yağız. Kula. Kurmay dorat. Kestane dori.” (COŞKUN, 2013, s. 297)
Kıpçaklarda , “al, ala, alaca at, boz at, doru at, kara at, kır at, kızıl at, temir boz at, yağız at.” (SAFRAN, 1989, s. 204)
İnek isimleri
“Karakız, nazarboz, çiçek, gelincik, aynalı, adagül, destegül, maşallah, goncagül, esengül, karagül, nargül, nazlı, nazlıgül, yaşadı, yaşagül, Morgül, sarıkız, Sarıgül, kınalı, gelengül, süsli, yazmalı, yazgül.” (YILMAZ, 2003, s. 59)
Koyun isimleri
Boz koyun, Karaçal-Yapraklı, Karaçal-Kura, Sis-Kura, Sis-Yapraklı, Çil-Kura, Çil-Yapraklı, Sarıbaşlı, Karabaşlı, Sarıyünlü, Karayüzlü, Beyazkoyun (Akkoyun), Siyahkoyun (karakoyun), Alabaş (altınbaş), Şivan (Şirvan) koyunu.
Ayrıca kelik, ğoç (koç), korik (bölgede kolik), Çapiç (çepiç), herik. (YILMAZ, 2003, s. 60)
Öküz isimleri
Tosun (Damızlık), Boğa (Güreştirmek için), Altun, Bora, Cevahir, Altunbaş, Kınalı öküz, Çifttepen (Çiftten kaçan), Arslan, Yağız, Paşalı, Duman, Şirin, Kibar, Aydın, Kaçkar. (YILMAZ, 2003, s. 60)
Hopa/ Hemşin’de horon adları
Ağırbar, üç ayak, Atabarı, bıçak oyunu, kız barı, deli horon, Hemşin, düz horon, kız horonu, sallama, sık sara, sarı çiçek, sarhoş barı, koçari, cilveloy. (YILMAZ, 2003, s. 181)
Hopa/ Hemşin’de horon naraları
Hopa/ Hemşin dilinde eşkin eşki, yıkıl güli, git da kırıl, hoyda iii hiii (YILMAZ, 2003, s. 180) gibi naralar da Türkçedir.
Hopa/ Hemşinlilerin yayla adları
Ermenice lernekavar, lernataşd, sarahart: Yayla. Bölgenin hiçbir yerinde bu adlar yoktur ve bu kelimeler duyulmamıştır, bilinmezler.
Hopa/ Hemşinlilerin yaylaları: Nalıpuğar, Bilbilan, Soğuk Puğar, Sarı Cayır, Susuz Yurt, Büyük oba, Küçük ova, Vacoğliler (Vayiç-oğulları). Aralarında adı Ermenice olan yayla yoktur.
Fırsatını bulan ve imkânı olan her aile Türk geleneğine göre 3-4 ayını yaylalarda ve varsa 1-2 ayını mezralarda geçirirdi. 4-6 ay kalma geleneği Ermeni ve Rumlarda yoktur.
1300 yıl önce Orhun Yazıtları’nda “yayla-: Yaylaya çıkmak, yazlanmak ve yaylay: Yayla, yazın oturulan yer.” (ORKUN, 1994, s. 888)
“Yaylacılık çok eski Türk geleneği olduğu için “Eski Türkler bir bakıma “dağlı” sayılmalıdırlar.” (KURAT, 1972, s. 5)
Türk dağı sever gerçeği ile yaylacılık geleneği Türklere özeldir.
“Türkmen büyüklerinin yaylaya çıkma adeti Osmanlı döneminde de süregelmiştir.” (İNALCIK, 2009, s. 39)
176 numaralı defterde bulunan kanunnamede yer alan “Her Yörük göçer ve konar ve köyde mütemekkin (yerleşik) olur.”
Hopa/ Hemşincede ĞAK ve KAŞİŞ (Keşiş) sözcükleri
Hopa/ Hemşincede “ğak: Yabancı, bizden olmayan” anlamındadır. (YILMAZ, 2015, s. 187)
Ğak, Hayk/ Ermeni kelimesinin bozuk şeklinden gelir. Bu toplum Ermeniye ğak demiş, yabancı görmüş, uzak tutmuş, Ermeni kelimesini hakare algılamış ve kendilerini her zaman Türk bilmişlerdir.
“Prof. N. Marr: Ermeni kilisesinin Ortodoks kilisesinden ayrılmasına kadar Ermenilerin milli bir isimleri yoktu. Ermeni tarihinin eski zamanlara ait naklettikleri, masaldan başka bir şey değildir” diyor. (URAS, 1987, s. 97)
Hopa/ Hemşincede kaşiş (keşiş): Eşkıya, dağlarda yaşayan soyguncu, gaspçı. (ALTUNKAYA, 2016, s. 357)
100-150 yıl önce Hopa/ Hemşinlilerin Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçtiğini iddia eden soytarılara karşı yüzlerce yıldır bu toplum Hıristiyan din adamı olan keşişe haydut, eşkıya derken; Hıristiyanlığa/ Ermenilere ne derece uzak olduğunu da tarihe not düşmüştür.
Ermeni beslemelerine bir tokat da 1835 yılı nüfus sayımından
Osmanlı nüfus sayım kararını 1830 yılında almıştır. Hopa’da ilk nüfus sayımı 1835 yılında yapılmıştır. 1835 yılında bir kişinin 70 yaşında ve babasının da 20-30 yaş büyük olduğunu hesaba katarsak bu kişiler 1700’lü yılların ilk çeyreğinde bile Müslüman oldukları görülür. Daha eskileri de Türk/ Müslüman’dı. Çünkü tersini ispatlayacak hiç kanıt yoktur.
Hopa/ Hemşin Türklerinin 1800, 1850 ve hatta 1900 yılı başında Hıristiyanlıktan Müslümanlığa döndüğünü iddia eden soytarılara bir örnek daha verelim ve diğer konularda olduğu gibi şarlatanlıklarının hangi boyutlara ulaştığını yine belgeler ışığında görelim:
1842 ve 1905 yıllarında Higoba (Başoba) köyü sülaleleri
Hıklı, Türkmen oymağı. (LEZİNA, 2009, s. 274)
Farsça hig: Tulum. (DEVELLİOĞLU) Türkçe oba: Küçük topluluk, bu topluluğun oturduğu yer. Ermenice hıği: Gebe.
Hig oba: Tulum Obası, Türkmen Obası anlamında olup Türkçe sözcüktür. Tulum-oba sözcükleri bu halkın kimliği hakkında bir başka kanıttır.
Şahıs adlarının ilki hane reisidir. Sair diğer köyler de bu köyün benzeridir.
“Higoba köyü cami şerifinin mütevellisi Ahmed oğlu Ahmet” (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Defter No 2497, s. 66)
Sarhoşoğlu Ali, vekil imam.
Akbıyıkoğlu Mustafa oğlu Hüseyin, Muhtar.
Karındaşı (kardeşi) Habib. Oğlu Mustafa, Diğer karındaşı Muti. Oğlu Muti oğlu Mustafa. Diğer oğlu Ali. Diğer oğlu Hasan.
Akbıyıkoğlu Mahmud oğlu Osman. Oğlu Mustafa. Diğer oğlu Ömer. Diğer oğlu Ahmed. Yeğeni Ali oğlu Mehmed. Diğer yeğeni Ali oğlu Mahmud. Diğer yeğeni Ali oğlu Yusuf.
Akbıyıkoğlu Memiş oğlu Ahmet. Oğlu Alişan. Diğer oğlu Mustafa. Diğer oğlu Recep.
Bağcıoğlu Memiş oğlu Ahmed. Oğlu Memiş. Diğer oğlu İbrahim. Diğer oğlu Mustafa. Torunu Ömer oğlu Yusuf.
Bekaroğlu Ali oğlu Memiş. Oğlu Yusuf. Diğer oğlu Habib. Diğer oğlu Şerif. Yeğeni Mehmed oğlu Ömer.
Boşnakoğlu Hasan oğlu Mustafa. Oğlu Hasan. Diğer oğlu Habib.
Çebinalioğlu Ahmed. Oğlu Ali. Diğer oğlu Memiş. Diğer oğlu Memi. Karındaşı Mehmed.
Galatalıoğlu İbrahim oğlu Osman.
Gençalioğlu Mustafa. Oğlu Hasan.
Karaalioğlu Muti oğlu Kibar. Oğlu Habib. Diğer oğlu Şirin. Yeğeni Hüseyin oğlu İshak. Diğer yeğeni Hüseyin oğlu Ali. Diğer yeğeni Hüseyin. Karındaşı Muti oğlu Osman. Oğlu Osman oğlu Şaban. Diğer oğlu Hasan. Diğer oğlu Mustafa.
Kaşoğlu Hüseyin oğlu Ömer. Oğlu Mustafa. Diğer oğlu Hüseyin. Diğer oğlu Cevahir.
Kaşoğlu Osman oğlu Muti. Yeğeni Mustafa oğlu Hasan. Diğer yeğeni Mustafa oğlu Osman.
Katmiroğlu Osman oğlu Mahmud. Oğlu Salih.
Katmiroğlu Mehmed bin Ali. Oğlu Hasan.
Kisoroğlu Hüseyin oğlu Ömer. Karındaşı Durmuş. Oğlu Hasan. Yeğeni Osman oğlu Şaban. Diğer yeğeni Osman oğlu Ali.
Kotiloğlu Osman oğlu Ahmet. Oğlu İbrahim. Diğer oğlu Bekir. Diğer oğlu Osman.
Monlaoğlu Ali oğlu Mustafa. Oğlu Şerif. Diğer oğlu Ali. Diğer oğlu Hasan. (Osmanlıda mollaya monla dendiği de olurdu)
Monlaoğlu Memiş oğlu Eyüb. Oğlu Memiş. Karındaşı Mehmet. Oğlu Mustafa. Diğer karındaşı Gümüş Mehmed.
Musalaoğlu Ali. Karındaşı Şaban. Diğer karındaşı Hurşid. Diğer karındaşı Durmuş.
Musluoğlu Osman oğlu Mahmud. Oğlu Ali. Oğlu Ali oğlu Eyüb. Diğer oğlu Selim. Oğlu Mahmud oğlu Mehmed. Diğer oğlu Mahmud oğlu Ahmed.
Musluoğlu Memiş oğlu Mehmed. Karındaşı Memiş oğlu Osman. Diğer karındaşı Muti. Oğlu Muti oğlu Memiş. Diğer karındaşı Mahmud. Yeğeni Gümüş oğlu Hurşid.
Ömeroğlu Mehmed oğlu Hasan.
Sarhoşoğlu Hüseyin oğlu Hasan. Oğlu Yusuf. Karındaşı Hüseyin oğlu Habib. Oğlu Habib oğlu Mehmet. Diğer oğlu Ali. Diğer karındaşı Hüseyin oğlu Ali. Oğlu Ali oğlu Hüseyin. Diğer oğlu Mustafa. Yeğeni Osman oğlu Cevahir. Diğer yeğeni Osman oğlu Emin. Oğlu Ömer oğlu Eyüb. Yeğeni Mehmet oğlu Dağıstan. Diğer yeğeni Hüseyin.
Sarhoşoğlu Eyüb oğlu Ali. Oğlu Murad. Karındaşı Eyüb oğlu Seydi. Diğer karındaşı Habib.
Sarhoşoğlu (Sarıhoşoğlu) Memiş oğlu Mehmed. Karındaşı Hüseyin.
Uzunhasanoğlu Hasan oğlu Mahmud. Oğlu Dursun. Diğer oğlu Hasan. Karındaşı Mustafa oğlu Mehmed. Oğlu Mehmed oğlu Ali. Oğlu Ali oğlu Osman. Diğer oğlu İbrahim. Diğer oğlu Mehmed. Oğlu Mehmed oğlu Memiş. Diğer karındaşı Mustafa oğlu Hüseyin. Oğlu Hüseyin oğlu Ali.
Uzunoğlu Osman. Karındaşı Ahmed. Oğlu Ahmed oğlu Mustafa. Diğer oğlu Halid. Diğer karındaşı Genç. Diğer karındaşı Hasan. Oğlu Hasan oğlu Mehmed. Diğer oğlu Ali.
Varıcıoğlu (Vayiçoğlu) Ali oğlu Hüseyin. Oğlu Habib.
Ermeni döllerinin 1850-1900 yıllarında Müslümanlığa döndükleri dedikleri toplum bu Müslüman Türk soylu toplumdur.
BAŞOBA (Higoba)
Aynı köyün 1905 yılı öncesi sülaleleri ve cumhuriyet dönemi aldıkları soy adlar
1900 yılı öncesi sülaleleri ve sonrasının soyadları
Akbıyıkoğlu: Akbıyık, Akbıyuk, Akbuyuk.
Bekâroğlu: Bekâr.
Boşnakoğlu: Aslıbay.
Çakaloğlu/ Çahaloğlu: Cankaya, Cinkaya, Çağaloğlu, Şimşek.
Galatalıoğlu: Dalkılıç, Karagöz.
Galat, Osmanlı döneminde Romanya’da (BİLGE, 2010, s. 269); Galata, Üsküp, Kosova ve Varna’da yerleşim yeri. (AYHAN, 2013, s. 193, 254, 466) Bulgar-Romen isyanı nedeniyle Galat ve Galata’dan gelenlerin hatırası.
Karaalioğlu: Gümüş, Gümüşkaya, Kusmuş.
Katmeroğlu: Akkaya.
Keşoğlu: Şahin, Keşoğlu.
Kisoroğlu: Özgül.
Kisor, Van’ın Bahçesaray ilçesinin Cevizlibelen köyünün eski adı. Bu köyden gelenler. Van’dan bölgeye gelen Türkmen boyları hayli fazladır. Bu nedenle Vanlıoğlu, Muşluoğlu… yörede yaygın sülalelerdir.
Kotiloğlu: Kotil.
Küçükmustafaoğlu: Küçük.
Mollaoğlu: Çakal, Yazar, Yazıcı, Yıldıran, Yıldırım, Mollaoğlu.
Musallaoğlu: Gülçiçek, Yıldıran.
Musluoğlu: Aksu.
Sarhoşoğlu: Alper, Yenigül, Hacımuratoğlu.
Uzunoğlu: Uzun.
Vayiçoğlu: Çelik, Vayiç.
Yağcıoğlu: Öztürk, Yağcı.
Yetimoğlu: Yetimoğlu.
–Karataş.
Hopa/ Hemşin’in eski köy adları arasında Ermenice adlar olmadığı gibi bütün sülaleler de Türk oymaklardır. Sair diğer köyler de bu köyün benzeridir. (bk. COŞKUN, 2024)
“Yunanlı Lazaridis: Kapıköy’de (Maçka)10 Türk hanesi vardı. Bunlar da Rumca konuşuyordu.” (KARAGÖZ, 2012, s. 100)
Yunanlı bile Rumca konuşan Türklerin varlığını kabul ederken tarihsel, kültürel, sosyolojik kanıtların bu toplumun Türk ve kadim-i Müslim olduğunu ispatlarken; Ermeninin tespit ettiği dildeki 200 civarında Ermenice kelimenin varlığını bahane ederek bu Türk soylu toplumu inatla Ermeniden dönmedir, Müslümanlaşmış Ermenilerdir diyen soysuzların varlığını görünce yüzlerine tükürmemek mümkün değil.
Taşnakçı Ermeniler ile beslemelerinin yazdıklarının kısa yorumu
Kısa vadede Ermenistan’a Karadeniz’e çıkış kapısı açmak, uzun vadede de “denizden-denize” (Trabzon-Adana) ulaşma hayallerinden vazgeçmeyen Taşnakçı sahtekârlarda oluşan Türk düşmanlığı her birini ruh hastası etmiştir.
Ravileri belli olmayan rivayetler, ciddiyetten uzak, bilimsel dayanaktan yoksun, belgesiz, tutarsız, birbirlerini yalanlayan, çelişkilerle dolu Hemşin tarihini farklı yönleriyle Ermeni prof. etiketlilerin ve yerli beslemelerinin kalemlerinden okuduk.
Kilise kayıtları, ABD, Rusya, Avrupa, Osmanlı arşivleri ellerinin altına olmasına rağmen, yığınla iddialarına karşı ortaya hiçbir belgeye koyamayışlarını hayretle izledik.
Bölge tarihi diye her konuda yazılan onca yalan ve iftiralara karşı ‘bu yanlıştır, doğrusu budur’ diyen aralarında yerli-yabancı onurlu bir ses duyamadık.
E. Hobsbawm, “Eğer amaca uygun bir geçmiş yoksa her zaman için yeniden icat edilebilir” ve yapılan budur.
Bu şarlatanlar, doğmamış kişiyi Ermeni kıyımına tanık göstermesi, ölümünden yüz yıl sonra kişiye Hemşin Tarihi yazdırmaları, ölümünden 350 yıl sonra kadını diriltip Lazların yardımına koşturmaları, Hemşin’de Ermeni nüfusunun 2-4 milyona çıkarmaları gibi yığınla uçuk iddialarına şaşmamalı çünkü Türklere karşı söylenen alçakça yalan ve iftiralar tekrar edile edile inanca dönüşmüştür. İnanç ise tartışılamaz.
Ermenistan’da bırak Ermeniler aleyhinde yalan konuşmayı, doğruları bile söyletmezler. Arşivlerini açmazlar. Ortak tartışmaya yanaşmazlar. Medyası ve insanları tek yanlıdır. 1915 olaylarında Türk tezleri medenice dile getirilemez. Ermeni’nin hatası konuşulamaz, Ermeni tenkit edilemez. Olaylara tarafsız bakılamaz. Türk’ten başkası suçlanamaz. Çocuk, kadın, yaşlı Türklerin katleden Ermeni katiller ve caniler ilahi kahramanlarıdır.
Ermenistan’da ücreti ne olursa olsun uşak ruhlular, dalkavuklar, dedesini, atasını inkâr eden soysuzlar, hainler, kemik yalayıcıları bulunamaz. Orda devlet üç tarafı açık kapısı kapalı Nasrettin Hoca’nın türbesi değildir.
Memleketin fikri yönden çölleşmesi, eğitimin dibe vurması, Türk gençlerinin kitaplardan uzaklaştırılması gibi nedenlerle toplum sorgulama yapabilecek gücünü kaybetme noktasına gelmiştir. Yabancı-yerli misyonerlere karşı direnenler ise yalnızlığa itilerek sesleri çok cılız çıkmakta ve ortam Ermeni döllerinin insafına terk edilmektedir.
Anthony Smith, etnik bir toplumun altı niteliğini şöyle sıralar:
√ Kolektif bir özel ad.
√ Ortak bir soy miti.
√ Paylaşılan tarihi anılar.
√ Ortak kültürü farklı bir ya da daha fazla unsur.
√ Özel bir ‘yurt’la bağ.
√ Nüfusun önemli kesimleri arasında dayanışma duygusu. (SMITH, 1994, s. 42)
Her bir başlık, Hopa Hemşinliler ile Ermeniler arasında ortak bir bağın bulunmadığı ve Hemşinlilerin açık-seçik Türk soylu olduğunu ispatlamaktadır.
Yazı dilleri olmayan dilleri bilmemek kimseye bir şey kaybettirmez çünkü kaybedeceği bir şey yoktur ama enternasyonal diller öyle değildir. Bilime ve uygarlığa giden yol uluslararası dilleri öğrenmekten geçer.
Aldıkları görev gereği birkaç besleme dışında halkın da yerel dilleri öğrenmek gibi bir talebi yoktur. Beslemeler tarafında açılan dil kursları ile birkaç sayı çıkardıkları dergileri de halkta karşılık bulmamış ve ilgisizlik nedeniyle kepenk kapatmak zorunda kalmışlardır.
Yurttaşlar birbirlerini anlasınlar ve anlaşsınlar diye Atatürk Türkçeye önem vermiştir. Atatürk’ün yaptığı asimilasyon değil entegrasyondur. Yabancılaştırmak, kutuplaştırmak ve kamplaştırmak değil kaynaştırmaktır.
En demokrat ülke Fransa anayasasının 2. maddesi “Fransızca Fransa’nın tek resmi dilidir.” Fransa’da etnik grup Alsasların, Korsikalıların, Normanların ana dille eğitim hakları yoktur.
ABD’nin icat ettiği Kürt sorunu Batının Türk sorunu olup Sevr’i tekrar diriltme çabasıdır. Burada da figüran her zamanki olduğu gibi dün medreseler, şeyhülislamlar, ağa, seyit, şeyh, molla olup günümüzde ise Kürtçüler ile bölgemizde satınalınmış biraç haindir.
Hopa/ Hemşinlilerle İkizderelilerin karşılaştırmalı halk inançları
2005 yılında “Her Yönüyle İkizdere” kitabını yayınladım. Şerif Yılmaz Beyin 2012 yılında yayınladığı Hopa/ Hemşinlileri ile ilgili kitabı elime geçtikten sonra kendisini tanıdım.
Dağlar arasında gettolaşmış toplumda değişim çok yavaş ilerlerler. Mesafe olarak değneğin iki ucu gibi görünseler de İkizdereliler gibi Hopa/ Hemşin Türkleri de bu gelenekleri geldikleri yerlerden getirdikleri ve aynı kaynaktan beslendikleri kesindir. Bu kaynak da geçmişin Türk dünyasıdır.
Kitaplardan alıntılar:
√ Hopa Hemşin’de, “Evin ocağından (ateş yakılan yer) dışarı ateş verilmesi günah kabul edilir ve bereketin kaçacağına inanılırdı. Yanan ateşin sönmemesi gerekir diye düşünülürdü” (s. 68).
İkizdere’de, “Ateşe kötü söz söylenmez, tükürülmez, çiş yapılmaz. Ateşin sönmemesine de önem verilirdi (s. 137). Gece evden köz verilirse mısırlıkları ayı yer” (s. 140).
√ Hopa Hemşin’de, “Gece yağmur damlalığına küçük abdest yapılmazdı. Zira cin çarpacağına inanılırdı.” (s. 69)
İkizdere’de, “Gece damlalar altına su, çöp atılmaz ve işenmez, cinler çarpmasın diye” (s. 138).
√ Hopa Hemşin’de, “Karga gelir gaglarsa kötü bir haber geleceğine inanılırdı” (s. 69).
İkizdere’de, “Karga yakında öterse, uzaktaki bir yakınından (kara) haber gelir” (s. 139).
√ Hopa Hemşin’de, “Gece değirmenlerde, ıssız derelerde, cinlerin perilerin horon teptiğine, taş attığına inanılırdı” (s. 69).
İkizdere’de, “Gece gezmek, boğazlardan geçmek, mezarlık yakınlarında bulunmak ve belli bölgelerde dolaşmak tehlikeli bilinirdi” (s. 133)
√ Hopa Hemşin’de, “Cinlerin ayakları geriye doğru olduğu söylenirdi” (s. 69).
İkizdere’de, “Cinlerin ayakları tersti” (s. 133).
√ Hopa Hemşin’de, “Maradit-Borçka yolunun kayalık dar bir kesiminde Hz. Ali’yi kâfirler ordusu sıkıştırır. Hz. Ali atını mahmuzlar. Geçilemeyecek kayaları aşarken sert kayalar üzerine nal izleri kalır (s. 21).
İkizdere’de, “Yayla yolunda bazı kayalarda oluşmuş boşluklar, Hz. Ali’nin atının nal izleridir” (s. 139).
“Turfan’da (Türkistan) Yamşi köyünde Hz. Ali’nin bindiği atın izleri vardır.” (KATANOV, 2008, s. 63)
√ Hopa Hemşin’de, “Gök kuşağının altından geçenin erkekse kadın, kadınsa erkek olur inancı vardı” (s. 72).
İkizdere’de, “Gökkuşağı altından geçenlerin cinsiyetinin tersine dönüşeceğine (kızsa-erkek, erkekse-kız) ve bütün dileklerinin yerine geleceği sanılırdı” (s. 136).
√ Hopa Hemşin’de, “Çakal uluması uğursuzluk sayılırdı” (s. 70).
İkizdere’de, “Pardi (dişi çakal) kimin arazisinde gece üç kere bağırırsa, o arazi sahiplerinden biri yakın zamanda ölürdü” (s. 135).
√ Hopa Hemşin’de, “Hocaya bağ yaptırılıp yaban hayvanların ağzının bağlanacağına inanılır” (s. 71).
İkizdere’de, “Yabani hayvanlar ineklere saldırmaması için, hocalara muska yazdırılırdı ve böylece kurtların ağızları bağlanırdı. Eğer muskayı yazan derin hoca ise, yabani hayvanların yaylada ineklere saldırmayacağına inanılırdı” (s. 135).
√ Hopa Hemşin’de, “Cadıların gece gezen kötü insanlar olduğuna inanılırdı” (s. 70).
İkizdere’de, “Ormanın derin yerlerinde, ıssız dağlarda ve insanların uğramadığı yerlerde yaşarlardı. Cazi (cadı), kadın olarak tasavvur edilir ve çok çirkin yaratık olduğu söylenilirdi” (s. 135).
Cin, peri, cadı, obur (hortlak), koncaloz hikâyeleri uzun kış gecelerinin vaz geçilmeziydi.
√ Hopa Hemşin’de, “Gençler kiminle evleneceklerini öğrenmek için tuzlu bazlama yiyip uyurlar” (s. 70).
İkizdere’de, “Yatmak üzere yenir ve niyetler tutulur. (Anata kolotisi) Bu niyetler her zaman sevda üzerine olur. Evleneceği gencin rüyada görülmesi umulur” (s. 135).
√ Hopa Hemşin’de, “Eve girerken eşiğe basılması iyi sayılmazdı” (s. 69).
İkizdere’de, “Eşik üzerinde oturulmaz günah olur” (s. 138).
√ Hopa Hemşin’de, “Hasta olan, nazardan korunma, evlenme için hocalara okutulur veya muskalar yazdırılırdı” (s. 69…). Hoca, büyü yaparak kızla genci birleştirir, hastayı ve engelli çocukları okuyarak iyileştirir (s. 70, 71).
Bölgede ve İkizdere’de nazara çok inanılırdı ve muska çok yaygındı. “Nazar: göz almak, göze gelmek, gözü keskin, gözü kötü, göz değmek, göze yakalanmak, göz vurmak, göze uğramak, keskin bakış gibi deyimlerle ifade edilir” (s. 132).
Cinlerin çarptığı kişilere, korku nedeniyle dengesizleşenlere, hasta olana, evlenemeyen kıza, çocuğu olmayanlara, ruhi bunalıma düşenlere muska yazılırdı (s. 133).
√ Hopa Hemşin’de, “Askerliğini yapmamış genç, çocuk sayılırdı” (s. 73).
İkizdere’de, “Askerlik yapmayan büyümüş ve adam sayılmazdı” (s. 129).
√ Hopa Hemşin’de, “Boğmaca olan çocukları yaşlı bir ağacın kökleri arasından geçirildiğinde hastalığın hafif geçeceğine inanılırdı” (s. 71).
İkizdere’de, bazı hastalıklara karşı çocuklar ceviz ağacının kökleri altından geçirilirdi (s. 140).
√ Hopa Hemşin’de, “Boş beşik sallanınca ait olduğu bebeğin karnının ağrıdığına inanılır (s. 72).
İkizdere’de, “Boş beşiği sallanan bebek tez ölür” (s. 139).
√ Hopa’da, evde ıslık çalma günah sayılırdı. Şeytanların davet anlamına geldiği düşünülürdü (s. 73).
İkizdere’de, “Gece ıslık çalındı mı, cinler veya şeytan eve davet edilmiş olur” (s. 141).
√ Hopa Hemşin’de, “Mezarın yerini parmakla göstermek günah kabul edilir” (s. 71).
İkizdere’de, “Çocuk parmağı ile mezarı gösterirse cinler çarpar” (s. 139).
√ Hopa’da, “Bir genç kızın başında yazmasını kapan delikanlı onunla evlenmek zorundaydı” (s. 76).
İkizdere’de, “Genç kızın koluna veya peştamalına bir genç tutar da duyulursa, kız lekelenmiş sayılırdı. Bu kız, ileri gelen insanların araya girmesi ile o gençle evlendirilirdi. Veya uzak yerlere gelin gitmek zorunda kalırdı (s. 122).
√ Hopa Hemşin’de, “İki erkek arasında kadın geçemezdi” (s. 76).
İkizdere’de, “Kadın, oturan erkeklerin arasından geçmez” (s. 140).
√ Hopa Hemşin’de, “Khipilik basması” (s. 72).
İkizdere’de, hipilik/ tavara basması/ Karabasan (s. 207). Ermenice “mığtsavanç, sırdneğutyun.”
√ Hopa Hemşin’de, kukku kuşu (s. 70).
İkizdere’de, kuku kuşu (s. 192).
√ Hopa Hemşin, “Evlerin girişine koç kafası çakılır, tarlalarda ise inek kafası bir sırık tepesine monte edilir, bunların nazarı önleyeceğine inanılır” (s. 72).
İkizdere’de, “Kuru hayvan kafası evlere ve bahçelere takılır göz almasını önler” (s. 131).
√ Hopa Hemşin’de, “Ellerin göğüs üzerinde çapraz bağlayanın kısmetinin kesileceği sanılırdı” (s. 72).
İkizdere’de, “Göğüs üzerinde elleri çapraz bağlamak kısmeti kapatır.”
√ Hopa Hemşin’de, “Güneş ve tutulmasından kurtulması için kurşun atılırdı, teneke çalınırdı, ezan okunurdu” (s. 69).
İkizdere’de, “Ay-güneş tutulması: Borular öttürülür, tenekeye veya sağana vurulup, mermiler atılırdı. Böylece felaketin korkutulup kaçırılacağına inanılırdı” (s. 136).
√ Hopa Hemşin'de, yılan bağlama sözleri Türkçedir (s. 72).
“İkizdere’de bazı evlerin yılanlar tarafından sahiplenildiğine inanılırdı. Ama bu yılanların insanlara ve hayvanlara zararı olmazdı (s. 140).
√ Hopa Hemşin’de, “Hayvanların sütleri nazarlanmasın diye süt kovasının içine kömür parçaları atılırdı” (s. 72).
İkizdere’de, yeni doğan çocukların anlına, burun ucuna, kulak arkasına nazarlanmasın diye kazanın ve tavanın altındaki kara sürülürdü (s. 132).
√ Hopa Hemşin’de, “Gece tırnak kesmek günah kabul edilir” (s. 75).
İkizdere’de, “Gece tırnak kesilmez, uğursuzluk getirir diye” (s. 138).
√ Hopa Hemşin’de, “Gelin kocasına ismi ile hitap edemez. Babanın yanında oğul çocuğu ile ilgilenemez. Gelin, oğlan tarafındaki büyüklerle uzun süre konuşmazdı” (s. 73).
İkizdere’de, “Genç evliler aile büyüklerinin yanında ve yaşlı erkeklerin olduğu yerde birbirleriyle konuşamazdı. Çocuklarıyla ilgilenemezdi. Eşler birbirine ismi ile hitap edemezdi” (s. 141).
√ Hopa Hemşin’de, “Gelinler herkes yattıktan sonra yatar ve herkesten önce kalkardı” (s. 73). İkizdere’de, “Çok soğuk havalarda bile gelin üşüdüm diyerek işe gidemem diyemez, büyüklerin yanında yanan ateşin yanına yaklaşamaz, doya doya uykusunu alamazdı… (s. 141)
√ Hopa Hemşin’de, “Gelinin yakınlarına baba hakkı, amca hakkı, dayı hakkı gibi bir takım hediyeler verilirdi” (s. 78).
İkizdere’de, başlık parasından önce “çıkma” geleneği vardı. Çıkma: Erkek tarafın kız tarafına antlaşması sağlanmış sayısı kadar koyunlar ve keçiler vermesi ve ev halkına elbise yaptırmasıdır (s. 123).
Sonradan başlık parasına döndü ve 1960-70’li yıllarda başlık kendiliğinden kaldırıldı.
√ Hopa Hemşin’de, “Erkek çocukların hepsi evlenince ev kardeşlerden en küçüğüne kalır” (s. 73).
İkizdere’de ve bölgenin genelinde evde küçük kardeşin kalma geleneği vardır.
Remzi Yılmaz beyin, 2015 yılı basımı olan Hemşinlilerle ilgili kitabından birkaç alıntı:
√ Hopa Hemşin’de, “Dilek ağacının dallarına çeşitli renklerde bez parçaları takılırdı” (s. 292).
İkizdere’de, “Rize’ye yaya gidildiği zamanlar Kayabaşı’na yakın bir yerdeki kayanın üzerine elbiselerinden bir parça bez veya iplik bırakırlardır ki, vücut ağrılarının orada kalması umulurdu (s. 130).
√ Hopa Hemşin’de, “Çocuğun çekilen dişi kapı eşiğine gömülür” (s. 292).
İkizdere’de, “Dökülen süt dişleri çatılara atılır. Karga al eskisini ver yenisini, köpeğinkinden küçük kedininkinden büyük olsun denilirdi” (s. 139).
√ Hopa Hemşin’de, “Yemek kaşığı veya kepçeyi yalamak, düğünde havanın yağışlı geçmesine sebebiyet veriri” (s. 292).
İkizdere’de, “Tava dibindeki yemek kazıtılarak yenirse, yağmur yağardı” (s. 139).
√ Hopa Hemşin’de, “Düğünlerde, kapı üst eşiğine bıçak saplamak” (s. 292).
İkizdere’de, “Gelin dışarı çıkarken kimi köylerde kapının iki yanına bıçak saplanır” (s. 124).
Ayrıca kurşun dökme, ölüyü tabutla gömme, süt kardeşliği, kadının statükosu, bekâret anlayışı, gelinlerin çektiği zulümler, evlilik, doğum, ölüm, ağıt yakmalar, yemek kültürü, çocuk oyunları, diğer sosyal yaşantılar, yaylacılık geleneği hep aynı. Kapı komşu gibi iki hane.
Bu geleneklerin hemen hepsi, Türk dünyasına yaygın olup batıl itikatların çoğu Şaman kültürüne uzanır.
ERMENİ BESLEMELERİNE SESLENİŞ
Bazı kişiler doğuştan uşak ruhlu doğar.
Bu Ermeni dalkavuklarını sayfaya taşımak zül de olsa bölgede olup bitenleri açıklama açısından halka tanıtmak gerek. Şahsi çıkarı uğruna vatanına, ata-dedesine ihanetin hangi boyutlara ulaşabileceğini ve insan karakterinin ne derece alçalabileceğini sergilemek yurttaşlık görevidir.
Bu beslemeler, efendilerinin gözünde kral-kraliçe olduklarını zannederken hep piyondurlar. Dereyi karşıya geçmede kullanılan atlama taşıdırlar. Kâğıt mendildirler. Paspastırlar. Bukalemunlar. Kökleri, renkleri, cinsleri ve sesleri nereye ait olduğu belli değildir. Tek özellikleri, çıkarları uğruna yurtiçi veya yurtdışı Türkiye aleyhindeki her işbirlikçi tezgâhta iştahla yer almalarıdır.
Her türlü kirli pazarlığa açık bu şarlatanlar, geçmişine, ata-dedelerine Ermenilerin yaptığı bütün hakaretleri sorgulamaksızın kabullenirler. Alkışlarlar. Hatta daha da ileri giderek ve abartarak görsel-yazılı medyada kendileri paylaşırlar.
Efendilerine yaranma adına gerçekleri bile bile inkâr ederken; her yerli sese, her onurlu davranışa ve her dik duruşa karşı çıkan bu ABD güdümlü Ermeni dölleri ‘resmi ideoloji, ulus-devlet, resmi tarih, milliyetçi söylem, asimilasyon politikası, ırkçılık, milliyetçi görüş’ gibi tekerlemelerle saldırıya geçerler.
Türkiye’de iddia ettikleri gibi bir milli duruş olmuş olsaydı eğer dünyada benzeri bulunmayan bu mikropların ve virüslerin bünyesinde üremesine devlet izin verir miydi?
İşin daha da tuhafı, yöneticilerin zafiyetinden faydalanan bu kahpelerin bazılarının düşman oldukları devletin makamlarını işgal edip, yemek yedikleri kaba pislemeyi ve pisledikleri kaptan beslenmeyi hayat tarzı edinmeleridir.
Hemşinlilerin Ermenilerle ne gönül bağı, ne soy birlikteliği, ne dini ortaklığı, ne dil beraberliği, ne sosyolojik yakınlık, ne akrabalık ilişkileri ve ne de kültürel benzerlikleri yoktur. Bu gerçeklere rağmen Ermeni kasalarını tırtıklama adına kanıtsız ve belgesiz olarak Hemşinli Türklere ‘Ermeniden dönme Müslümanlardır’ demek en büyük şerefsizliktir.
Efendileri bu dalkavukların saçını-başını okşar, mükâfatlandır, ceplerini sıcak tutar, otellerde ağırlar, tatillere gönderir ama adam yerine koymaz ve gerçekte ise tiksinir de. Zamanı gelince yüzlerine de tükürür. Çünkü bugün her kutsal değerlerini ayaklar altına alacak derecede soysuzlaşan soysuzların; menfaatleri tükenince kendilerine de kahpelik edebileceklerini bilir.
Cengiz han, savaştığı kabile reisini sonuna kadar koruyan askerleri sonradan kendine muhafız almıştır ama reisine ihanet edip Cengiz hana tutup getiren ve ödül bekleyen askerlerin boyunlarını vurdurmuştur. Hain her yerde ve her zaman haindir.
Ermenileri bir yönüyle anlamak mümkün. Ulusal çıkarları için prof. dahi olsa akademik kariyerlerini, şahsiyetlerini, şereflerini ayaklar altına almaları, kimlik ve kişiliklerini hiçe saymalarını, Ermenistan’ın Karadeniz’e çıkış kapısı açmanın alt yapısını yapma adına her onursuzluğu kendilerine yakıştırabilirler.
Yeterince bu beslemelerin üzerine gidilmediği için meydanı boş zannettiler ve ortalığı her türlü kirli bilgilerle doldurdular. Bu besleme güruhu ya kanıtları konuşturacaklar ya da pislik akan ağızlarını kapatacaklar. Bu topraklar kolay yurt edilmedi ki birkaç soysuzun çıkarı uğruna pazarlansın.
Bu şarlatanların büyük propaganda gücüne, misyoner kuruluşların maddi desteğine, bölgede çeşitli dillerin varlığına rağmen; günümüze kadar ırklar üzerinden nahoş bir olayın yaşanmamış olması bölge insanının çok şeyleri aştığını, dosta-düşmana gereken mesajları verdiğini ve yurttaş olma bilincine ulaştığının göstergesidir.
Karadeniz’in dağı serttir insanları merttir. Mikroplar ise sağlıksız ortamda ürer. Bu topraklarda hainlik pirim etmez. Karadenizlilerin bu Haçlı uşaklarına, vatanını pazarlamaya kalkışan Ermeni döllerine son ve tek sözü: Hadi başka kapıya…
TAŞNAKÇI ERMENİLER İLE BESLEMELERİNİ TANIYALIM VE TANITALIM
“İnsan kendine yakışanı yapar” ve “Bazı kişiler doğuştan uşak ruhlu doğar” gerçeğinden yola çıkarak bu kişileri sayfaya taşımak zül de olsa duyarlı yurttaş olarak bölgede olup biteni bilme açısından bu güruhu tanımak ve tanıtmak gerekir.
Hopa’da bir raporun başına gelenler
Savaş rüzgârlarının estiği döneminde (I. Dünya) konuştukları farklı dilden dolayı Hopa’da bir memur, “Ermeni’den dönme Müslümanların oraya gidecek bir misyonerden etkilenmelerinin muhtemel olduğunu” yazarak üst makamlara kendi görüşünü rapor eder.
Bu belgenin kayıt numarasını vererek 2012 yılında Ermeni yandaşlarının face sayfasında duyurdum. 2013 yılında aynı raporun özetini ve kayıt no. sunu kitabımda yayınladım. (COŞKUN, 2013, s. 6)
İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden kitapta belirttiğim kayıt numarasını veren yerli-yabancı herkes raporun fotokopisini veya cd. sini alabilir.
Beklediğim gibi bu belgeyi Ermeniden dönme olduğunu iddia eden Mahir Özkan, kaynak adı vermeden kendisi bulmuş gibi 2014 yılında hemen kitaba taşıdı (BİRYOL, 2014, s. 66) ve ‘Devlet bile gerçeği biliyor’ başlığını atarak çığlığı bastı. Aynı mahir, aynı yazıyı yoldaşı Hikmet Akçiçek’in sorumlu olduğu Ermeni severler dergisi GOR’da kendi bulmuş gibi tekrar yayınladı. (2016, sayı 4. sayfa 51)
Bu da yetmedi, aynı belge 2015 yılında Ermeni gazetesi Agos gazetesinde büyük bir coşkuyla “araştırmacı Erol Ketenci’nin Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulduğu iki belge, Hemşin ve Hemşinli Ermenilerle ilgili çok önemli bilgiler içeriyor” başlığında yayınlandı. Devamında bir yığın casus varı senaryolarla Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden bu gizli belgeyi aşırdığını söyleyerek ortalık velveleye verildi. (21. 5. 2015)
Sevinmemek, zil takıp oynamamak, hop-tek yapmamak, tepinmemek, kıvırtmamak, göbek atmamak, kalçaları çalkalamamak mümkün mü? Beslemeler bu fırsat kaçırılır mı?
Kilise kayıtları, Fransız, Ermeni, ABD, İngiliz, Alman, Rus, Osmanlı arşivleri ellerinin altında olmasına rağmen, bu güne kadar Hemşin tarihi adına yazdıkları onca iftira ve aşağılık yalanlar dışında ilk kez bir belgeye sayemde kavuşmuşlardı.
İşin tuhafı, hiç bilmediği konularda bile türlü türlü mahirane yalanlar üreten ve Ermeni gazetesiyle içli-dışlı olan Mahir, Erol Ketenci'nin Agos’taki yalanı karşısında sus-pus kalması, aynı belgeyi 2014 yılında ben yayınladım bile demiyor, diyemiyor olmasıdır çünkü aynı sektörün farlı numaralı ürünleri.
Rapor gönderildi de sonucu ne oldu? Hiç. Memuru haklı çıkaran bir tedbir alındı mı? Hayır. Memuru haklı çıkaran bir olay yaşandı mı? Hayır. Ne Hopa/ Hemşin topa tutuldu, ne olağandışı hal yaşandı, ne tecrit ve ne tehcir uygulandı. Üstelik Hemşinliler, Taşnakçı Ermeni çetelerine karşı yığınla şehit verdiler.
Osmanlı arşivinde, çok eskilere uzanan Hopa ile ilgili hayli belgeler vardır. Aralarında Taşnakçı Ermeni ve beslemelerini haklı çıkaracak günümüze kadar bir kayıt ortaya çıkmamıştır. Osmanlı arşivinde işgaller sırasında Ermenilerin zulmünden korkup kaçan Hopalı muhacirlerinin belgeleri yığınladır.
Bu belgeyi yazan casus da olabilir ve kargaşa çıkarmak amacı taşıyabilir. Rus-Osmanlı savaşı yıllarında benzer örnekler Hopa’da yaşandı ve sonucu ölümlere varan olaylar oldu.
Bu memurun rapordan daha önce Hüseyin Avni Bey (subay, Çanakkale savaşında şehit düştü), “Hopa’nın 36. 500 nüfusu bulunduğu, bunun 32.000’i Laz ve 5’ini de Hemşin Türk köyünün oluşturduğunu” (HACIFETTAHOĞLU, 2003, s. 136) belirtir. Köre renk tarif edilmez ki.
Yoldaş Mahir-Hikmet ikilisi, Hemşinliler için Ermeni kökenlidir derken; 1786’da bir fermanda Hopa’dan da ayan Mamoli Mustafa’dan 200 nefer (savaşa) daha göndermeleri istenmiştir. (Trabzon Şeriye Sicili, No 1939, v 55b-56a)
Yine 1827 Rus-Osmanlı savaşında Gönye sancağından (Pazar-Hemşin-Batum) Pazar, Ardeşen (Ğere), Fındıklı ve Arhavi ayanlardan değişik sayılarda askerler talep edilmiş ve ayrıca evvelki iş erleri adıyla 600 asker daha istenmiştir. (BOA. HAT. 1072-43876-A)
1887’de Hopa’dan rediflerin vapurla Dedeağaç’a (günümüzde Yunanistan) nakli olayı vardır.
Rus-Ermeni işgalindeki Ardanuç’ta Türklerin yaptığı soykırım
Taşnakçı Ermeniler ve yerli beslemeleri, belgeler ile kanıtlardan yarasanın ışıktan kaçtığı gibi kaçarlar.
Alçakça yalanların ve adice iftiraların yer aldığı bölge ile ilgili pek çok tezlerin üniversitelerde kabul görmesini ve prof. etiketlilerin bu tezleri imzalamasına şahit olunca tiksinmemek, yüzlerine tükürmemek mümkün değildir. Benzer rezaletler asla Ermenistan’da, Gürcistan’da, Yunanistan’da ve diğer ülkelerde yaşanmaz.
Çeşitli konularda kitapları olduğunu söyleyen ama piyasada hiçbir kitabı bulunamayan Vardanyan soytarısı, can soydaşı Hikmet Akçiçek ile birlikte Ardanuç'taki Cehennem deresine gider ve kanyonunun dehşetli görünüşünden çok etkilenir. Yeni yeni sahtekârlıklar üretmek için burasının mükemmel saha olduğunun keşfini yapar. Türk düşmanlığının oluşturduğu ruh hastalığını harekete geçirerek marazi bir senaryo hazırlar ve sahneye koyar. Bu şahsiyetsiz, açılım projesi kapsamında Türkiye Cumhuriyetinin Boğaziçi üniversitesinde tertiplenen tek taraflı Ermeni sempozyumunda pisliklerini kusar.
https://www.youtube.com/watch?v=2E3UFvyjMj4
Vardanyan konuşmasında: “Cemil Aksu’nun babası oğluna (ataları İkizderelidir), ben senin yaşında iken Ermenileri nasıl işkenceyle Cehennem dereye götürüp attıklarını gördüm. Ermeniler Ardanuç’un Seslikaya’dan aşağı atılıyordu ve bu kaya Ermenilerin feryatları nedeniyle Sislikaya olarak anılmıştır” diyor.
Bu yılarda (1915) Ardanuç, Artvin ve bölgesi Rus-Ermeni işgalinde olmasına rağmen Vardanyan Ermeni kıyımının şahidi olarak Cemil Aksu’nun 1934 yılı doğumlu babasını canlı tanık olarak gösterir.
Tıpkı 600’lü yıllarda yaşamış Ğevond'un 780 yılında Ermenilerin Hemşin’e göçünü kaleme alması (HAÇİKYAN, 1997, s. 19, 23) hayali mektupların (Sahakyan, Gor, sayı 4, s. 42), basılmamış kitapların kaynak gösterilmesi (Aram Arkun, Hemşin), ölümünden 350 yıl sonra diriltilen Tamar’ın Osmanlıya karşı Lazların yardımına koşması (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 19, 23), Aleksiva’nın, 10 yaşındaki yapay kahramanını cepheden cepheye gezdirtip meşhur etmesi, (Ogni, sayı 7, sayfa 7) 1934 doğumlu C. Aksu’nun babasının 1915 yılındaki Ardanuç’ta Ermeni kıyımına tanık olması gibi adice iftiralar bölge tarihi diye pazara sürülür.
1934 doğumlu bu tanık, Rus-Ermeni işgalindeki Ardanuç’ta 1915 yılında yapılan Ermeni katliamının en önemli ve ciddi delilini teşkil eder. Üniversite salonundaki büyük büyük unvanlılar dehşet ve hüzün içinde olayı dinlerler. Vardanyan’da sempozyumda yaptığı vücut hareketleri ve ses tonuyla hem kendini ve hem seyircileri ağlayacak hale getirir.
Ermeni yandaşı kişilerin face sayfasında konu ile ilgili yazdıklarımı dikkate alan bu sahtekâr Vardanyan, 2013 yılında Boğaziçi üniversitede bu söylediklerini aynı sempozyumun yayınlanan kitabına koyamaz. Her zamanki gibi tükürdüğü pislikleri yalayarak, ‘Konferans Tebliğleri’ kitabına olayın başrol oyuncusunu hemen değiştirerek Cemil Aksu’nun babası yerine dedesinin adını koyar. Böylece eski yalanını örtbas etmeye çalışırken yeni bir soytarılığa daha imza atar.
Yeni tanık olarak gösterime giren Cemil Aksu’nun dedesinin 1909 yılı doğumlu olduğunu öğrendik. Bu durumda 1915 yılında geçen olayda dede Aksu 6 yaşındadır. 6 yaşındaki çocuğun tek başına Hopa’dan 110 km. uzakta bulunan Ardanuç’a yaya gidebilmesi, o günün o saatinde orada bulunması, Ermeni ve Rus askerlerinin kendisine yardımcı figüran olarak Türklerin sivil Ermenilere yaptıklarını izleyip not etmesi ve 100 yılı aşkın zaman sonra gördüklerini Vardanyan’a anlatması diğer alçakça yalanlarını dahi gölgede bırakmıştır.
1915’de Rus-Ermeni işgalinde olan Ardanuç’ta Ermeni kıyımının nasıl gerçekleştiği yalanına kılıf uyduramaz ve sempozyum kitabında yer veremez.
Olayın geçtiği 110 km. uzaklıktaki Ardanuç olmasına rağmen Ardanuçlu bir tanık kitapta yoktur çünkü böyle bir olay yaşanmamıştır, yaşanması mümkün değildir. Mahir’in ifadesiyle ‘özgürlükçü sosyalist’ yoldaşların karakteri bu.
Bütün bunlar yetmemiş gibi aynı C. Aksu’nun dedesi sahtekâr Vardarya’na, “Biz de Ermeniyiz ama çok erken zamanlarda Müslümanlaşmışız ve Ermenilerle bağımız kalmamış, o yüzden de devlet bizi katletmemiş” (VARDANYAN, 2013, s. 83) demiş miş. Utanmazlığında bir sınırı olmalı.
Vardanyan’ın, Cemil’in dedesinin Ermeniden dönme olduğunu iddia ettiği bu sülale hakkında bir başka Ermeni tez çalışmasında, “Musluoğulları, İkizdere’nin Çiçekli (Aşağı Anzer) köyünden, Hopa/ Hemşin’in Başoba köyüne gelip yerleşmiş” (BÜYÜKKÜRKCİYAN, 2011, s. 41) demektedir.
Osmanlı belgelerini Türkçeleştirerek 2005 yılında yayınladığım “Her Yönüyle İkizdere” kitabımda söyleneni doğrulmaktadır. (COŞKUN, 2005, s. 39) Kitapta, Aşağı Anzer/ Çiçekli köyünde (Osmanlı döneminde) Musluoğulları vardı fakat haneleri körleşmiştir (göç etmişlerdir). Günümüzde bitişiğindeki köyde (Diktaş) Musluoğulları varlıklarını devam ettirmekteler.
Aynı sülalenin Hemşin’in Akyamaç köyündeki kolu olan Musluoğlu Hüseyin ağanın ölümü, mezar taşında H. 1118 (1706) yılı olarak yazılıdır. (GÜVELİOĞLU, 2010, s. 164) Musluoğlu bölgede yaygın Türkmen oymağıdır.
Çakma prof. Sahakyan, “Cehennem deresindeki Ermenileri nasıl katledildiğini, Türklerin Artvin Ermenilerini Cehennem deresinden (Ardanuç) aşağı atarak nasıl hunharca katledildiğini” kendi gözleriyle gören Kazakistan’a sürülmüş (yine) Hemşinli kadından öğrenir. (SAHAKYAN, 2012, s. 61) Hemşinli kadının yalnız olarak orada işi nedir?
Ermeniler böyle yalan söylerken ünlü mahirane yalancı fırsatı kaçırır mı?
“Artvin’deki Ermenilerin çoğunu Ardanuç’taki Sesli Kaya’dan aşağı atıp öldürmüşlerdir. Çok kadının, çocuklarının, kocalarının gözleri önünde ırzına geçtiler.” (ÖZKAN, 2014, s. 144)
Çocuklarının ve kocalarının yanında Ermeni kadınların ırzlarına Türkler geçiyor. Rus işgali altındaki Ardanuç’ta Ermeni ve Rus askerleri bu durumu keyifle seyredip pembe hayallere dalıp hep birlikte ‘devam devam’ diye tempo tutup Türk askerlerini coşturuyor. Mahir de görgü şahidi olarak bu durumu tarihe not düşüyor.
Sahakyan ve Vardanyan gibi Ermeniler bile Türklere karşı bu alçakça iftirayı yapmamışlardır. Kişilik bu derece mi aşınır? Şahsiyet bu kadar mı küçülür?
Burada canilikle suçlanan dedelerimizdir, atalarımızdır.
“Kendileri bu sayfada üyedirler. Bu ağır ithamı ispatla mükelleftir. İspat edemezse en adi, en alçak ve en şerefsiz yaratıktırlar.” (face sayfasındaki yazımdır, cevap verilmemiştir)
Tarihi gerçekler ise Rus-Ermeni işgalindeki Ardanuç’ta, “I. Dünya savaşı sırasında bölgede Ermeni taburları yalnız ihtiras ve intikam sevdasıyla hareket ettiklerinden Osmanlı İmparatorluğunun sakin sekenesine karşı (yerli halka) yağma, tahrip, yangın, ırza tecavüz olayları ile kadın ve çocuklara ve müdafaasız ihtiyarlara karşı yaptıkları umumi katliamlar, savaşın başından sonuna kadar devam etmiştir (s. 220). Ermenilerin Ardanuçlulara yaptıkları pek çok zulümler olmuştur... (s. 221). Ardanuç, Artvin, Şavşat, Borça ve Acara ahalisi göçerler Ermenilerin kanlı ellerinden kaçıyorlardı.” (ÖZDEMİR, 2002, s. 246)
Ruslar, Ermenilerin soygunlarını, cinayetlerini ve tecavüzlerini engellemek istemişlerse de çok yerde başarılı olamamışlardır. Çünkü Rus ordusu içinde Ermeni subaylar ve askerler de bulunmaktaydı.
Ermeni reklam ajansı mı? Kültürel dergi mi?
Küçük insanların fantezileri büyük olur.
“Mahir: Hemşinlilerin kökenlerinin Ermeni halkına dayandığını kabul edenlerin büyük bölümü, özgürlükçü ve resmi ideolojiye mesafeli olanlardır.” (BİRYOL, 2014. s. 59) Başka kimler olabilir ki? Aslını inkâr eden dinden geçinenler (Arapçı) gibi, özgürlükçü (Taşnakçı) devşirme endemik türler Türkiye’ye özgüdür.
Annesinin kendisine anlattığı korku duaları ise bir başka dünya.
Bu kişi, T. C. Boğaziçi Üniversitesindeki tek yanlı Ermeni konferansında “annesi kendisine Ermeni olduğunu söyle de seni kessinler” demiş. Mahir’in bu fantezisine göre Ermeniler hep kesilmiş ama mahir uyanık davranarak sağ kalabilmiş. Adice yalanlarına annesini bile ortak etmekten utanmamaktadır.
Mahirin babası ve anası İstanbul’da Hemşinliyim demekten çekindikleri için kendilerini Laz olarak tanıtıyorlardı. (BİRYOL, 2012, s. 171) Yalancıya ne demeli?
Yanık sesiyle salonları dolduran, ünü Türkiye’yi aşıp Ermenistan’a ulaşan, sık sık bu ülkeye giden sanatçı Hikmet Akçiçek, Ermenistan’da bile büyük şöhreti kısa sürede yakalamıştır. T.C. vatandaşı olup Ermenistan’da ününe ün katan tek ve ilk sanatçıdır. Lüks otellerde ağırlanmanın bir nedeni olmalı.
Sorumlu yazı işleri müdürü Hikmet Akçiçek, GOR isimli “Hemşin Kültür Dil Tarih Dergisi” adlı bir dergi çıkartırlar.
Adına tarih dergisi diyeceksin ama kilise kayıtları, ABD, Avrupa, Ermeni, Rusya, Osmanlı arşivleri ellerinin altında, Taşnakçı Ermeni prof. lar arkanda olmasına rağmen Hemşin toplumunun ‘tarih’ adına bir araştırma yazısı dergide bulunmayacak! Üstelik kanıtsız ve belgesiz Türk soylu bu topluma Ermeni çulu geçirmeye kalkışacaksın! Neden?
Adına ‘dil’ dergisidir diyeceksin ve Hopa/ Hemşincenin Ermenice olduğunu iddia edeceksin ama pek çok etiketli Ermeni danışmana rağmen, gramer yönünden iki dil arasında ortak noktaları belirten akademik bir yazı kaleme alamayacaksın. Niçin?
Adına ‘kültür’ dergisi diyeceksin, Ermeni prof. akrabalarına rağmen Ermeni kültürüyle Hemşin kültürü arasında benzerlikleri inceleyen akademik bir makale dergide yer almayacak ve üstelik derginin adına “Dil, Tarih, Kültür Dergisi” diyeceksin! Sosyalistler senin gibi midir?
Hemşin Türklerini Ermeni göstermenin yoğun gayretinin arkasında yatan sebepler nelerdir?
“Gor adlı dergide Hemşinlileri resmen Hemşinlileri Ermeni yapmaya çalışıyorlar. Hadig, Ermenici bir dernek görüntüsündedir ve hatta öyledir.” (Yunus Altunkaya, Kalif, 2017, sayı 01, s. 88, 89)
Mahir ise görevi gereği ‘Hemşince öğretiyoruz’ başlığı altında Hopa/ Hemşinceye Ermenice kelimeleri sokuşturmanın yoğun gayreti içindedir.
“Mahir: Hemşinli kimliği (Batı Hemşinliler dahil), tarihsel kültürel kökenleri Ermeni kültürü ile ilişkilidir.” (GOR, 2015, s. 2, sayfa 35)
Aynı kişi, “Hemşinliği kimliği Ermeni Kimliği ile tanımlanmaktadır.” (GOR, 2015, sayı 2, sayfa 33) İspat etmeyen alçaktır.
Hikmet ve Mahir’in lokomotiflik yaptığı ve çok sayıda prof. doç. Ermenilerin bulunduğu face (Hadig) sayfada açık çağrı yaptım: “Sizler kaç kişi olursanız olun ben tek kişi. Karşıma çıkın ve üyeler huzurunda Hemşin toplumunun tarihini, dilini ve kültürünü tartışalım” dedim. Karşıma kimse çıkmadı ve çıkamaz da. Çağrım her yerde ve her zaman geçerlidir. Verdikleri karşılık, beni sayfadan çıkarmak oldu.
J. Goebbels, “Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek” ve yaptıkları budur.
Dergi halkta karşılık bulmadı, yazacak yalanları kalmadı ve birkaç sayı sonra kapandı. Fakat facebook’ta ve basında hainlikleri hız kesmeden devam etmekteler.
Nişanyan’ın binbir çeşit soytarılıklarından biri
Taşnakçı Nişanyan’ın yer adları ile ilgili fantezilerini anlatmakla bitmez. Taşnakçı Ermenilerin zirvesinde oturan ismidir.
“Ender olarak aynı ilçede iki dil (Midyat’ta Süryanice ve Kürtçe; İkizdere’de Yunanca ve Ermenice görülür.” (NİŞANYAN, 2010, s. XXI)
Nişanyan’a göre İkizderelilerin ana dilleri Ermenice ile Yunancadır.
“Uğur Biryol ve Hikmet Akçiçek’e göre kendi lehçesini unutmuş (Ermenice) Hemşinlilerin sayısının yaklaşık 50-60 bin olduğunu, dilini unutanlar grubu içine Hemşin, Çayeli, Çamlıhemşin, Ardeşen, Fındıklı, Pazar ve İkizderelilerin de bulunduğu” kaleme alır. (SAHAKYAN, 2012, s. 66)
İkizdereliyim, İkizdere’yi gerek tarihi ve gerek coğrafi olarak en iyi bilenim. İkizdere ile ilgili çok eskilere uzanan belgelerin bulunduğu kitaplar yayınladım. Böyle bir kanıt ve duyumla karşılaşmadım. Büyük bir kitle zan altında bırakılıyor. Çok ciddi konudur ve ispatlamalıdır. İspatlayamazlarsa en şerefsiz, en alçak ve en adi kişilerdir.
Taşnakçının ve beslemelerinin Ermeni veya Rum ilan ettiği İkizdereliler, I. Dünya savaşı sırasında kahpe Ermeni haydutlarına ve diğer işgalci güçlere karşı resmi kayıtlara göre 759 şehit vermiştir. Genelkurmay şehitler listesinde de ayrı olarak beş şehidin ismi daha geçmektedir. Gerçek sayı bunun en az iki katıdır.
İkizdere’de hiç kimsenin atasının farklı dil konuştuğu ne duyulmuş ve ne rivayeti edilmiş. Olsa da yadırganmaz.
Önceden de belirttiğim gibi yalancıları Taksim meydanına dizeceğiz ve gelen geçenler yalancıların yüzlerine tükürecektir.
Nişanyan sahtekârıyla bir başka yerli dalkavuğun sayfasında karşılaştım. Ağır hakaretlerle söze başlar ve birkaç dakika sonra kustuğu bütün pislikleri süpürüp yaladı ve sayfadan kaçtı.
Çakma prof. /doç. Sahakyan’ın fantezileri
Yazdıkları daha ciddiyet kazansın diye yerine göre doçent veya prof. etiketlerini kullanır. Türkolog olarak dersler verdiğini söyler ama ne üniversitesi belli ve ne de öğrencileri.
Aslında doç. de değildir. Türkçeyi bilmekten ve çekici kadın olmaktan başka özelliği yoktur. Kendisiyle çok konuştum cahilin biridir. Bu konulardaki bilgisi, öğrenmeye meraklı vasat lise öğrencisi gibidir. Yazdığım eleştirileri dikkate alarak prof. etiketli çok yazısını internetten kaldırmıştır. Beni yerli dalkavuklara benzetmiş olacak ki ısrarla tanışıp konuşmak istediğini ve sonuçta kesin anlaşabileceğimizi söyledi. Nasıl ikna edecekse ve neyine güveniyorsa?
L. Sahakyan, S. Vardanyan, K. Gundakçyan, Ruzan S. gibi Taşnakçılar, bölgedeki yerli beslemeleri de peşlerine takarak serbest bölge gördükleri Hopa/ Hemşin ile Hemşin’i kolaçan ederler. Birlikte objektiflere bol bol gülücük pozlar vererek başarılarını sergilerler, bölgeyi düşman işgalinden kurtarmış gibi feth ettiklerini zannederek zaferlerini kendi aralarında kutlarlar.
Seyahati esnasında arkadaşı Hikmet Akçiçek ile akrabalarının evine uğrarlar ve Başoba’ya çıkarlar. Yollarına devam ederek 40 yıllık ünlü gazeteci Adnan Genç’e misafir olunur. (Hemşin-Çamlıtepe)
Aynı ailenin bireyleri imiş gibi Ermeni Sahakyan, “Hemşinli aydınlar Hikmet Akçiçek, Mahir Özkan, Cemil Aksu ve Uğur Biryol’dan Hemşin lehçesi ile konuşanların sayısının 30-35 bin olduğunu” öğrenir ve bu önemli tarihi keşfi hemen kitabına taşır.
Bu Taşnakçının aynı konuda yazdıkları:
a) 1723 yılında yazılmış bir mektupta, Hemşin’de 1723 yılında insanları kitlesel olarak İslamlaşmaya zorluyorlar.” (Gor, sayı 4, s. 42)
b) Ana dilini unutarak Türkçeyi benimseyen Hemşinliler.” (SAHAKYAN, 2012, s. 64)
c) Hemşin’de “18. yy. da Ermenice konuştukları için insanların dilleri kesiliyordu.” (Gor, sayı 4, s. 42)
d) 2016 yılı Hemşin’de, “Filmde insanlar Ermenice konuşuyor ama diyor ki ben Türküm. Bu çok acı bir şey bizim açımızdan ama bu bir gerçek.”
Devamla, “Hemşin’i gezerken amatör çekimler yaptım. (2010) Belgesel hazırladım. Yurt dışında festivallere katıldı. Gerçeği görme ve söyleme cesaretimden dolayı bana ‘insan severlik’ büyük ödülü verdiler.” (Gor, 2016, sayı 4, s. 37)
Ünü Ermenistan’a ulaşmış H. Akçiçek’e verdiği röportajda, Hemşin ile ilgili çektiği belgeseller birçok ülkede büyük törenlerle gösterimlere sahne olmuş ve birçok ünlü kişilerin katıldığı etkinlikte filmi ödüllendirilmiş. Bahsettiği ödül adını duyan yok çünkü dünyada böyle bir ödül yok. Bu şatafatlı ödül törenlerini dünya tv leri görmemiş ve yazılı basına konu olmamış. Ödülleri kimler vermiş? Nerede ve ne zaman verilmiş? Sır. Gökten ödüller yağıyor, Sahakyan topluyor ama ortada bir kare fotoğrafı yok. Sonunda Hikmet Akçiçek’in haberi sayesinde dünya kamuoyunun gündemini oturtulmuş! (Gor, sayı 4. s. 37)
Nişanyan gibi bu sahtekâr da vanak ile vank sözcüklerini eş anlamlı kabul eder. Böylece Fındıklı’daki Sığır Vanağı yaylasını Sığırın manastırına dönüştürür.
Mahir Özkan, 1915’de Hemşin’den kıyımdan kaçanları Samsun’a doğru gönderirken, bu da Hemşinli Ermenileri zorla İslamlaştırılmadan kurtarmak için Hopa ve Borçka’ya yollar.
Tuhaf olan, Osmanlı baskısı nedeniyle zorla İslamlaşmadan kaçan Ermenilerin sığındığı yerler yine Osmanlı toprakları olmasıdır.
“Hemşince Ermenicenin 50 lehçesi/ diyalektiğinden biridir” (Gor, sayı 4, s. 38) iddiasında bulunur. Başka bir Ermeni, Ermenicenin iki lehçesi olduğunu söyler. (MINASSIAN, 2006, s. 122)
Çakma prof. Vardanyan’dan fanteziler
Uydurduğu sıra dışı yalanlarla ömrünü Hemşin Türklerini Ermenileştirmeye adamış yerli beslemelerin öğretmeni ve yol göstericisidir.
Birçok etiketle tanıtılan bu sahtekâr, dünyayı dolaşıp Hemşinlileri araştırmış, Hemşin vakıfları kurmuş, konferanslar vermiş, Rusya’yı gezmiş, kendi ifadesine göre Hemşinlilerle ilgili gazeteler çıkarmış, bölge ile ilgili kitaplar-makaleler yazmış ama ötede-beride söylediği yalanlar dışında bir kitabı piyasada yoktur.
Çevresindeki yalakalardan cesaret alan bu Taşnakçı, yedikleri tokadın acısı geçmiş olacak ki bölgede referandum isteme cesaretini bile göstermektedir. Bu kişinin Hopa’da H. Akçiçek ve M. Özkan ile dostlukları dillere destandır.
“Vardanyan: Ermenice konuşan Hemşinlilerin İstanbul’da yaşayanları 2011 yılında, Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği’ni (HADİG) kurdular.” (Müslümanlaştırılmış Ermeniler, 2015, s. 77)
Hemşin’deki Ermenilerin dillerinin kesildiğini, dillerini unuttuğunu, ağır vergilerle Türkleştirildikleri iddia edilirken, bu provokatör bir başka yerde tam tersi ifade kullanarak “Rize’deki Müslüman Hemşinlilerin büyük bir kısmı, son yirmi-otuz yıl içinde (1985-1995), ne yazık ki anadilini unutmuş. Rastladığım kişilerden yalnızca bazı yaşlılar Ermenice konuşabiliyordu.” (VARDANYAN, 2013, s. 84)
Bu düzenbaz dil bilimci olduğunu iddia eder, her yerde Hopa/ Hemşincenin Ermenice olduğunu söyler ve verdiği röportajda ise “Ben bu yüzden dört yıldır Hemşince öğreniyorum” (YILMAZ, 2015, s. 63) der ve kustuğu pislikler bir kez daha süpürüp yalar. Hem dil bilimciyim diyeceksin, hem Hopa/ Hemşincenin Ermenice olduğunu söyleyeceksin ve hem de dört yıldır bu dili öğrenemeyeceksin.
Hemşinli olan XV. XVI yy’da yaşamış ünlü düşünür ve yazarların adlarını sayar: Hovhannes Episkopos, Asdvazadur, Garabet, Hovhennes, Hagop, Haçadur, Movses ve diğerleri. (BÜYÜKKÜRKCİYAN, 2011, s. 18)
Bu kişilerin varlığını Vardanyan’dan başka bilen yok. Ne eserlerini gören var ve ne adlarını duyan. Genel karakteridir, kaynakları ise kimsenin ulaşamayacağı Erivan kökenlidir.
Hopa/ Hemşin köylerinde Ermenilerin hiçbir izi olmamasına rağmen Hopa’nın Hemşin köylerini Ermeni Müslüman Hemşinli köyleri olduğunu tespit ettiğini utanmadan söyler. (VARDANYAN, 2013, s. 78)
“Yeğnovid (doğrusu Elevit) Ermenilerinin katliamına dair önemli bir tanıklığı da İstanbul’da, müzisyen Ayşenur Kolivar’dan dinledim” (VARDANYAN, 2013, 2015, s. 85) der.
Başka kimden olabilir ki? Böyle olmasaydı Ayşenur Kolivar’ın kız kardeşi Emine Kolivar’ın Ermeni vakfında çalışması mümkün olabilir miydi?
“Dinlerini korumak için verdikleri direniş sonunda çok ölümler olmuş ve Ermenilerin kanlı vücut parçaları Batum’dan Trabzon’a kadar, oralardan Ordu, Ünye, Samsun ve Sinop’a kadar, yüzlerce kilometre kendi yurtlarından uzaklaşmış olarak ortalığa saçılmıştı.” (BÜYÜKKÜRKCİYAN, 2011, s. 21)
Bu riyakâr böyle iblisçe yalanlar uydururken tehcirden sonra bile belgeler, 1918 yılında Trabzon vilayetinde binlerce Ermeni nüfusu bulunuyordu. (BOA. DH. SN. M. 39/38 tablo IV)
Bir diğer Ermeni, “Türkiye Ermenileri, Rusya Ermenilerine göre çok daha iyi şartlarda yaşamışlardır.” (KARİNYAN, 2007, s. 8)
Vartavor Nuh, Meryem-İsa bayram mı? Göt bayramı mı?
Haçikyan, “Vartavar bayramı ya da yortusu, Tufan’la ilgili (Nuh Peygamber) bir bayramdır.” (1997, s. 100)
Aynı Haçikyan, “Vartavar’ı Mesih’in parlak görüntüsü olabileceği.” (1997, s. 97)
İsa ile Nuh arasındaki onbinli yılların zaman aralığını sıfırlayan Haçikyan ikisini Vartavor’da birleştirir.
“Avedisyan: Meryem Ana veya Vartovar şenliklerinin Ermenilerde binlerce yıllık geçmişi vardır.” (HAÇİKYAN, 1997, s. 12) Hem Meryem ana ilgili olacak ve hem de M.Ö. lere uzanacak.
“Dashin: Vartivor, Hıristiyan Ermenilerinde İsa’nın tecellisi şenliğidir.” (ALT, 2005, s. 23)
“S. Paul: Aşk ve Su Tanrıçası Asdğig’le bağlantılı olan çok eski bir bayramla aynı güne denk gelir.” (PATTIE, 2016, s. 25)
“Vartevor aslında, İsa’nın bir dağda dua ederken nur içinde parlamasını ve Musa ile İlyas’ın yanında belirmesi.” (Atlas Dergisi, sayı 270. s. 65)
Mahir ise çok farklı fantezi peşindedir: “Vartavar Nuh tufanı zamanına kadar giden, yağmurun ve suyun kutsandığı, insanlar birbirlerine su attıkları hatta birbirlerini suya attıkları bir şenlik. Ermeni toplumu tarafından hala Hıristiyan yortularıyla içiçe geçmiş bir gelenek.” (GOR, 2018, sayı 8/9, sayfa 49)
Ermeni Müslümanı mahir: “Batı grubu Hemşinlileri Ermeni olduklarını reddetseler de Vartevor, Hodoç gibi Ermeni geleneklerini, şenliklerini devam ettiriyorlar.” (BİRYOL, 2014. s. 49)
Bir diğer Müslümanlaşmış Ermeni dönmesi Hikmet Akçiçek: “Hopa/ Hemşin yaylalarında Vartevor kutlanırdı.” (GOR, sayı 10/ 11, sayfa 32)
“Vartavar, aynı zamanda üzümün kutsandığı bayram.” (KEVORKİAN, 2012, s. 209)
“Çamlıhemşin dışında bazı Müslüman Kürt topluluklar da kuzuların sütten kesilme zamanını (7 Ağustos) Vartivor adı altında kutlamaktadırlar.” (ÖZTÜRK, 2005, Karadeniz, s. 1155)
Vartavar’da “Bazı yerlerde beyaz güvercin uçurulur (s. 207). Vicag (niyet çekme manisi) Hıdrellez’de yapılan “niyet çıkarma” için söylenen Vartivar manisi Türkçedir.” (MATOSSIAN, 2012, s. 323)
İ. Aleksiva/ Aleksishi/ Aleksişi geri kalmamak için “Vartivori yayla dönüşlerinde yapılan bir ritüeldir.” (ALEKSİVA, 2007, Büyük Lazca Sözlük, s. 939)
“28 Nisan günü Vardavar dini yortusunun Pazar günüydü; Ermeni ulusunun mutlu bayramı; fakat ne yazık ki o gün Muş Ovası'ndaki Ermeniler için ‘marda-var’ (insan yakma) gününe dönüştü.” (AKÇAM, 2005, s. 19)
Bölgeyi gezen bir başka Ermen tezinde: “Vartovar aslında Vartavar’dır. Biz Vartovor diyoruz. Vor Ermenice göt demektir. Göt bayram etti derlerdi.” (BÜYÜKKÜRKCİYAN, 2011, s. 80)
Ermenice Vart-a-vor, çok gülünç anlam ifade etmektedir.
Vartovor ile tespit edebildiklerimiz çeşitlemeler: Nuh, Musa, İlyas, İsa, Meryem kutsalları ile Aşk ve Su Tanrıçası, Su Panayırı, Üzüm Kutsanması, Güvercin Uçurması, İnsan Yakma, Kuzuların Sütten Kesilmesi, Yayla Dönüşü Şenliği, Niyet Çekilmesi ve de Ermenilerde ‘Götün Bayram etmesidir.’ Hem kutsal bayram ve hem göt bayramı! Güzel birliktelik.
Kaynaklara göre Vartavor
Hemşin/ Çamlıhemşin köylerinin genelini kapsamaz. Kısıtlı sayıda köylerin yaylalarında yaşattığı gelenektir.
“Hopa-Hemşinlileri bu şenliği kutlamaz ve içlerinden birçoğu adını bilmez.” (ALT, 2005, s. 23)
“Vartivor şenliği Temmuz 15-25 tarihleri arasında yapılır.” (GÜNDÜZ, 2002, s. 128)
Meryem Ana Yortusu, İsa’nın tecellisi, İlyas-Musa bayramı ve diğer yortuların (dinsel bayram) hiçbiri 15-25 Temmuz tarihleri ile örtüşmez.
“Kutlamaların dinsel bir yönünün olduğunu gösteren belgeye rastlanmamıştır.” (BALIKÇI, 1997, s. 129)
Bu sahtekârlara sormak gerek: Ermenileri yaşadığı Artvin, İspir, Trabzon, Rize, İzmir, İstanbul’da, Ermenistan’da… bu şenlik bilinmez ve kutlanmaz. Yalnızca Çamlıhemşin-Hemşin’in birkaç köyünün yaylalarında kutlanır. Ermeniler yalnızca bu köylerde mi yaşamış?
“Vartavor’un günümüzdeki Hıristiyanlık inancıyla bir ilişkisi bulunmamaktadır.” (ERSOY, 1994, s. 110)
Vartivor şenliğinde “Gece sabaha kadar içki içip, tulumla horon oynarlar, içki içip tabanca atarlar.” (GÜNDÜZ, 2002, s. 128)
Fındıklı yaylasında sığırın manastırı bulunması, Hemşin’de ayının kilise görevlisi olması ve götün bayram etmesi gibi bu da Ermeniler için farklı bir ibadet türü olsa gerek.
Gürcüce vardi: Gül. Arapça verd: Gül ve Farsça “-aver” eki, “getiren, taşıyan” anlamındadır. (DEVELLİOĞLU, 1980, s. 1379, 47)
Arapça-Farsça bileşimi ‘verdaver, vartaver: Gül getiren, gül taşıyan’ manasına gelir. Gül getirme ile Hemşin coğrafyası arasına bağlantı kurmak zordur.
Vartova, Üsküp’te yerleşim yeri. (AYHAN, 2013, s. 280)
“Vard, tarihi Kafkas halklarından Albanya’nın ilk hükümdarı Varaz-Grigor’un babasıdır.” (MOSES, 2006, s. 309) Ağvani, Viçe gibi yer adları bölgedeki Alban izlerinden bazılarıdır.
Ermenilerin diğer bir özelliği de başka milletlere ait değerleri çalarak kendine mal etmeleri ve bu işi mükemmel becermeleridir.
Vartor, 1530 yılı Osmanlı kayıtlarında Hemşin köyüdür. (BOA. TD. 387, s. 731)
Şenlik adını Vartor köyünden aldığı şüphesizdir. Zaman sürecinde Vartor, Verdaver, Vartaver’e (gül getiren) dönüştürülerek sözcüğe anlam kazandırılmıştır.
Bu şenliği kutlayanlar, Vartor köyünün zamanla bölündüğü diğer köylerdir. Bu nedenledir ki Ermenilerin 1915 yılına kadar ikamet ettikleri Elevit’te bile bu şenlik bilinmez ve kutlamaz.
Bunlar yetmemiş gibi bir başka Ermeni, kimsenin bilmediği ve duymadığı yeni bir yeri tarif eder. “Trabzon’dan 7 km. uzaklığında Vartavar’da mukaddes ziyaret yeri olan bir manastır vardır. Ziyarete gidenler genelde kadınlardır.” (SARGSYANTS, 2007, s. 252) Ermeni bu, yadırgamamak gerek.
Hemşin’de ayının kilise görevlisi olduğu
Ermeni papaz: “Ziyaretgâh olarak çok rağbet edilen bir ayı mezarı vardır (Hemşin). Mezarın üzerinde, aynı ayının manastıra on iki sene sadıkane hizmet olduğu yazılıdır.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 63)
Nasıl hizmet etmişse? Ermeni cemaatı arasında ayının da yer alması bir ilk. Sığırın manastırı olduğu gibi ayının da kilise görevlisi olması yadırganmamalı. Başarılı, sevimli ve uyumlu ikili. Sığırlar sıralara oturup dinleyecek, ayı da İncil’den okuduğu pasajlarla İsa mesihi, cennetin faziletlerini ve cehennem azabını sığırlara anlatacak. Papazı böyle söylerse cemaati ne demez?
Bölgede sığırların manastırı ve kasabasının bulunduğu
Ayının kilise görevlisi olduğu gibi sığırların manastırı da olur, kasabası da.
Ermeni, ‘venek/ vanak’ adını vank ile özdeşleştirip manastır anlamını verir. (NİŞANYAN, 2010, s. 263)
Nişanyan’ın bu fantezisine göre Fındıklı ilçesindeki ‘Sığır Vanağı’ yaylası, ‘Sığır Manastırı’ anlamını kazanır. Böylece dini literatür ayının kilisede görevli olması ve Göt Bayramı gibi yeni bir terime daha kavuşur.
Çakma prof. Sahakyan da ‘Vanak ile vank’ sözcüklerini eş anlamlı kabul eder ve konuya ciddi katkı sağlar. Hapi-vanak, Api-vank... (akunq. Net)
Diğer Ermeni vanak sözüne kasaba anlamında olduğunu belirtir. (TULUMCYAN, 2007, s. 101)
Hemşin’in en yüksek Samistal yaylasının Bogina, Tomaslı, Makrevis, Ortan, Podullu, Tecina adlarıyla anılan altı vanağı vardır.
Taşnakçılara göre Samıstal yaylasındaki altı manastır veya altı kasaba var demektir. Bu da dünyada bir ilk.
Palovit yaylasında her köyün toplandığı yere Nurluca vanağı, Ortaköy vanağı denmesi gibi, Hemşin’in en yüksek yaylalarından olup konumu nedeniyle çok az süre durulan Balıklı yaylasında Yukarı Vanak ve Aşağı Vanak alanları vardır. Kırk hanelik ve zirvedeki yaylada iki manastırın bulunması veya iki kasabanın olması da yeni bir dünya rekoru. Dini inanmışlık bu ve dini inancın verdiği dürüstlük bu.
Gerçek nedir? Bölgede vank: Manastır yer, köy, köprü adları vardır. Vanaklar köylerde değil yaylalarda yer alır.
Hemşin’de vanak/ vanag: 1. Yayla yerleşim yeri. 2. Çoban kulübelerinin topluca bulunduğu alan. (KUYUMCU, 2006, s. 879)
“Çayeli/ Hemşin’inde vonak: İneklerin otlaklardan döndükten sonra yayla içinde toplandıkları yer. Yayla evinin kurulduğu yer.” (KESİCİ, 1999, s. 69)
Eğlenceler, horonlar vanakta yapılırdı. Güneş duasında toplanan yiyecekler vanakta yenirdi.
Vanak adı Hemşin dahil, Fındıklı ile Çayeli arasında yaylalarda yer alması, köylerde bulunmaması, Hopa/ Hemşin ile civar ilçelerde ve illerde bilinmemesi manastırla veya kasabayla ilgisinin olmadığının bir başka kanıtıdır.
Vanak, hiçbir dilde anlamı yoktur ve bölgeye ait özel sözcüktür. Bu türden kelimeler yörede çoktur.
Bir milyon kitap nerede?
Ermeni rahip, “Timur 10 bin katır yükü Ermeni ve Rum kitabı Semerkant’a götürmüş ama hiçbir kitabın izine bugüne kadar rastlanılmamıştır. Acaba içeriklerini Tatarlar nasıl okuyup anlayabileceklerdi?” (VAMBERY, 1993, s. 180)
Her katır en az 100 kitap taşırsa 10.000 katır 1.000 000 kitap eder. 1.000 000 kitabın bulunduğu Ermeni kütüphanesi nerede imiş? Bu kitapların bir tekinin izi bulunmaz mı? Bu derece önemli olayı tarihçiler niçin yazmamış?
Kemik yapısına göre milliyetin saptandığı
Bölgenin hemen her yerinde komşu köyler arasında özelikle yayla sınırları ile ilgili problemler yaşanmıştır. Bu nedenle İkizdere’nin Çağrantaş yaylasında vurgun bile yaşandığını hatırlıyorum. Lazlar ile Hemşinliler arasında yayla davalarıyla ilgili geçmişte sıkıntılı dönemler olmuştur.
Temelini yabancının attığı “Hemşinliler, Lazların gözünde ...” (KARACA, 2006, s. 22), (BALIKÇI, 1997, s. 21), (GENÇ, 2005, s. 52), (Uğur Biryol, Radikal gazetesi, 12. 06. 2011), M. ÖZKAN (BİRYOL, 2012, s. 166), (SOYSÜ, 1992, s. 125) ve “Hemşinlilerin gözünde Lazlar...” gibi çirkin ifadeler her fırsatta dillendirilir.
Kaburganın kalınlığı-inceliği, uzunluğu-kısalığı belli güruhun ilgi alanına niçin girer? Her fırsatta, pişirilip köpürtülerek kemiklere yoğun ilgi nedendir? Kemiklerle iştahla uğraşın arkasına doğuştan gelen genetik özellik midir? Kemiklerin tazeliğini-bayatlığını ve etliliğini de değerlendiriyorlar mı?
Hem halkların kardeşliğinden, barıştan dem vuracaksın, hem kemiklerle yatıp kalkıp toplumları birbirlerine karşı kışkırtmaktan geri durmayacaksın.
Damardaki kana göre milliyetin belirlendiği
Kumbasaroğlu Süleyman ağanın Cimil’deki evinde kalan Prof. Dr. Karl Koch’a göre Süleyman ağanın “dış görünüşünden onun damarlarında özellikle Ermeni kanı dolaştığını” fark etti. (HAÇİKYAN, 1997, s. 55)
185 yıl önce özel bakışıyla damarlarda dolaşan kanın Ermeni kanı olduğunu Kolh anlıyor ve günümüzde bu tespit önemini koruyor, önemseniyor. Haçikyan efendi de bu safsatayı belge diye okuyucuya sunuyor!
Aynı Koch, Kumbasar Süleyman için “Terbiyeli bir lehçe ile konuşuyordu. Türkçeden başka dili yoktu” diyor. (Prof. K. Koch seyahatnamesi, s. 22)
Koch,üç gün kaldığı Cimil’de, Ermenilerle karşılaştığına ve Ermenice bir cümle işittiğine dair bilgi nakletmemiştir.
Tesadüf bu ki damarında Ermeni kanı dolaştığı söylenen Süleyman ağanın torunu Süleyman ağa, I. Dünya savaşı sırasında civar il ve ilçelerdeki Ermeni çetelerine büyük darbeler indirmiştir.
Mahirane yalancısı bu yazıyı okumuş ki “Bir hoca Hemşin köylerine gelmiş, insanlardan kan almış. Bu kana bakarak Hemşinlilerin Ermeni olduğunu bulmuş.” (ÖZKAN, 2014, s. 151)
Yalancını yüzüne yine tükürülecek. Aynı mahir, sevdiği inek satılınca üç gün yemek yiyememiş. İleride ne olacağı çocukluğundan belli. Üç gün yemek yemeyen çocuk!
Hemşin’de Ermeni prensliğinin kurulduğu
Prof. Ermeni, “1489 yılında Osmanlılar Hemşin prensliğini işgal edip onun 700 yıllık tarihini bir süre için son verdiler. Ortaçağ Ermenistan’ı tarihinde bu gibi uzun ömürlü prenslikler çok azdır.” (MELKONYAN, 2007, s. 32)
700 yıllık Ermeni prensliği olacak ama hiçbir kaynakta adı geçmeyecek ve bir kalıntısı bulunmayacak!
Bölgede ilk üniversitenin Hemşin’de açıldığı
Hemşinlileri asimile etmek için “Karadeniz sahilinde ilk Türk üniversitelerinden biri Hemşin’de açılıp Hemşil çevresinde Türk kültürünün çabuk girişine yardım etti.” (TULUMCYAN, 2007, s. 106)
Bölgeyi gezip-görmesine ve gerçeği bilmesine rağmen bu adice yalanı söylüyor.
DEĞİŞTİRİLEN YER ADLARI VE BREMEN MIZIKACILARI
Farklılıkları kabullenmek kolay değildir. Hele edebiyatı, tarihi ve kiliseleri içiçe geçmiş, dar çevrede sıkışıp kalmış Ermeni, Kartveli gibi toplumlar için imkânsızdır. Ancak imparatorluklar kurmuş dini ve etnik bağnazlıktan uzak kalabilmiş milletin mensupları istisnadır.
Arzuladıkları tarihi kanıt bulamayan mızıkacılar, dildeki kelimelerdeki gibi bazı yer adlarından yola çıkarak bölgedeki Türklere Ermeni çulunu giydirmenin yoğun gayreti içindeler.
Türkiye’nin her şehrinde, ilçesinde farklı kültürlere ait yer adları bulunmaktadır. Aynı durum hemen bütün dünya ülkeleri için geçerlidir.
Gidip gezdiğimiz Fransa'nın Colmar şehri yakınında turistik Turckheim (Türk evi-köyü) vardır. Bu köyde yaşayanlara yer adından dolayı “Türk’tür” diye alınlarına kaşe mi vurmalıyız?
“Kiev adı köken itibariyle bir Türk lehçesinden gelmektedir.” (SAND, 2011, s. 279) Kiev, Türk yurdu mu ilan edilmeli?
Endülüs döneminde İspanya’nın Cordoba (okunuşu Kordoba, Arap kaynaklarında Kurtuba/ Kurt-oba) şehrini adından dolayı halkına Türk mü demeliyiz?
Haçlılarla savaşmak için Endülüs’te, “Hazinenin kapıları, paralı askerlere açılmıştı. Bunlar, Anadolu'dan getirilen Türk okçu süvarileri ve Arap Bedevi başıbozuklarıydı.” (O'SHEA, 2011, s. 280)
Avrupa’daki Alp Dağları’nın adından yola çıkarak Avrupa’nın ataları Türk’tür mü iddiasında bulunmalıyız?
Romanya’da, “Adagöl, Acıgöl, Demirgölü, Malkoçgöl, Morugöl, Sarıgöl, Sütgöl, Tekirgöl, Gölçayır ve yine göl ile başlayan yer adları yığınladır.” (PENİŞOARA, 1998, s. 165)
Bu göl ile ilgili Türkçe yer adlarından yola çıkarak Romenlere Türk soylu mu saymalıyız?
Ermenistan’daki binleri aşan Türkçe yer ve kişi adları nedeniyle Ermenilere Türk dölü mü demeliyiz?
Farklılıklar senfoni orkestrası enstrümanları gibi uyum içinde olursa büyük zenginliktir ama akortlar bozuk olursa Bremen mızıkacılarına döner.
Türkiye mozaiğinin büyük zenginlik olduğunu, farklı dil ve kültürleri koruyup geliştirmek gerektiğini her fırsatta vurgulayan Bremen mızıkacıları, nedense bu zenginlikleri Ermenistan, Bulgaristan, Gürcistan ve Yunanistan gibi Hıristiyan ülkelerden esirgerler.
Bu güruh, Anadolu’daki Yunanca, Ermenice yer adlarını en değerli kültür hazinesi olarak takdim ederken, başka ülkelerde Türkçe adlar silinmesine seyirci kalırlar. Değil yer adları, 1989’da Bulgaristan’da Müslümanlara zorla Hıristiyan adlar verilirken ve direnenler soluğu işkence kampı Belane’de alırken; bu dalkavuklar mutluluktan ağızları kulaklarına varır ama Türkiye’de yer adları değiştirilirse tarihe saygısızlık diye kıçlarını yırtarlar.
“1885, 1889, 1906, 1912, 1934, 1942, 1951, 1984 yıllarında yüzlerce Türk yerleşim adlan ya Bulgarlaştırılmış veya Bulgarcaya çevrilmiştir.” (Prof. Dr. Alaeddin MEHMEDOGLU, -Dr. Hatire A. ALİYEVA 1999, Türk Kültürü, sayı 437, s. 554) Değiştirilen yer adları ayrıntılı verilmektedir.
“Erivan bölgesi, 1827’ye kadar, nüfusunun çoğunluğu Müslüman (özellikle Türk) olan bir İran vilayetiydi.” (MCCARTHY, 2012, s. 34)
“Ermenistan’da geçen yüzyılda bile halkı bütünüyle Ermeni olan ya da Ermenilerle Azerbaycanlıların karışık olarak yaşadıkları birçok köyün adları Türkçe idi.” (GEYBULLAYEV, 2009, s. 92...)
“Ermenistan’da neredeyse Ermeniceden fazla Türkçe köy adı bulunmakta idi. 1935’den beri değiştirmeye çalışmasına rağmen Türkçe adları hala bitiremediler.” (ELEKBERLİ, 1994, s. 76...) (MAKAS, 1993)
Ermenistan’da, “Daşkend, Daşkala, Daşlı, Maldaş, Delikdaş, Karadaş, Kızıllaş, Bozyokuş, Göyyokuş. Tepedibi, Tepedalak, Tepeköy, Muradtepe, Tepekent, Ağdere, Dere, Güzeldere, Baş Kızıldere, Kurudere, Babacanderesi, Kuşderesi, Çobandere, Düzkend, Güllüdüz, Kırrbulak, Güllübulak, Ağbulak, Kurdbulak, Karabulak, Koşabulak, Soğukbulak, Korbulak gibi yığınla yerleşim adları” (MİRMAHMUDOVA, 1995, s. 4…) bulunmakta idi.
Yunanistan’da Meriç çevresindeki 191 yer adları içerisinde iki ad istisna diğerleri Türkçe olduğu için değiştirilmişlerdir. Yalnız Karaağaç ile Kuleli Sınır Kapısı adları saklı kalmıştır. (Kuzey Yunanistan Yer Adları Atlası, s. 6) Yunanistan’daki diğer Türkçe adlı yerleşim yerlerinin akıbeti de silinip yok edilmiştir.
“Atina'nın kendisi, Osmanlı geçmişinin izlerini pek zorluk çekmeden temizlemişti (s. 19). Değişen sokak-cadde adlan, mavi-beyaz tabela renkleri, inşa çalışmaları sokakların vaftiz edilmesiyle başladı ve bitti.” (MAZOWER, 2007, s. 310)
Türkiye’yi yermede her fırsatı değerlendiren bu beslemeler hep ikili oynar. Hıristiyanlar Türk’e kötülük yapmakta insani sınır tanımaz ama Türkler ise belirledikleri ölçülerin dışına asla çıkamaz.
Yer adları kimliğin ölçüsü olsaydı, Çin’den Balkanlara kadar yerleri ve hatta Ermenistan’ı bile Türkleştirmek çok kolaydı. Üstelik Türkiye, başka ülkeler gibi bu konuda kimseye hesap verme zorunda değildir.
Yurdun en karışık coğrafyası olan bölgeyi bu açıdan kısaca değerlendirelim ve bu konuda da Bremen mızıkacılarının ne derece haklı olduklarını görelim:
Yeni ilçe olan yerler dikkate alınmamıştır.
Artvin
Livane-Artvin. Osmanlı Livane adını kullandı.
Eskisi Artvin’dir, değiştirilmedi.
Arhavi, değiştirilmedi.
Borçka, değiştirilmedi.
Hopa, değiştirilmedi.
Murgul, değiştirilmedi.
Şavşat, değiştirilmedi.
Ardanuç, değiştirilmedi.
Kiskim, Yusufeli, değiştirildi.
Rize, değiştirilmedi.
Ardeşen, değiştirilmedi.
Hemşin, değiştirilmedi.
Mapavri, Çayeli, değiştirildi.
Atina, Pazari değiştirildi.
Viçe, Fındıklı, değiştirildi.
Kura-i Seba, İkizdere, değiştirildi.
Karadere, Kalkandere, değiştirildi.
Trabzon, değiştirilmedi.
Araklı, değiştirilmedi.
Arsin, değiştirilmedi.
Maçka, değiştirilmedi.
Of, değiştirilmedi.
Sürmene, değiştirilmedi.
Tonya, değiştirilmedi.
Yomra, değiştirilmedi.
Kadahor, Çaykara, değiştirildi.
Polathane, Akçaabat, değiştirildi.
Ağasar, Şalpazarı, değiştirildi.
Büyükliman, Vakfıkebir, değiştirildi.
Yirmi sekiz yerleşim biriminin sonucu:
İncelenen üç ilin adı değiştirilmedi.
Yirmi dört ilçenin on beşinin adı değiştirilmedi.
Değiştirilen beş ad Türkçe ile ilgilidir. (Kiskim, Karadere, Kura-i Seba, Ağasar ve Büyükliman)
Değiştirilen iki ad Rumca’dır. (Atina, Kadahor)
Değiştirilen bir ad tartışmalıdır. (Polathane, Yunanca-Türkçe)
Değiştirilen bir ad Albanlanla ilgilidir. (Viçe)
Değiştirilen bir adın kökeni belirsizdir. (Mapavri)
Değiştirilmeyen yer adlarının Ermenice ve Kartvelice ile ilgileri yoktur.
Bremen mızıkacılarının bütün çığırtkanlıklarının ve kıçlarını yırtmalarının sonucu bu.