3. İHTİDA NEDİR. BÖLGEDE ETNİKÇİ FAALİYETLER
İÇİNDEKİLER
İhtida nedir?
İhtidanın kuralları
Cizye vergisi ve Müslümanlığa geçiş
Osmanlı’da ihtida sayılarından bazı örnekler
BÖLGEDE ETNİKÇİ FAALİYETLER
Bölgenin travestileri
Ermeni Müslüman olur mu?
İHTİDA NEDİR?
İhtida olayını bilmeden, bölgedeki ihtida hareketlerinin araştırmadan Trabzon’un bazı ilçelerinde yerel dili konuşanlar, Hopa/ Hemşinliler, Gürcüler ve Lazlar hakkında fikir beyan etmeye kalkışmak çok eksik ve yanlış olur. Bölge ile ilgili yapılan çalışmalarda nedense çok önemli olan bu konunun üzerine yeterince durulmamış ve de araştırılmamıştır.
İhtida, Kâmus-ı Türki’de “doğru yola girme, hidayete nail olma, din-i İslam’ı kabul etme” olarak açıklanmaktadır. Müslüman olana, hidayete eren, doğru yolu bulan anlamında mühtedi denirdi.
Müslüman din değiştiremez. “Allah Resulünün dini İslam olup da dinini değiştireni öldürün” hadisine göre mürtedin (İslam’dan çıkan) cezası ölümdür.” (ZEYDAN, 1979, s. 421)
“Mürtedin İslam hukuku açısından aldığı ceza hayat hakkına son verilmesi şeklindedir.” (KÖSE, 1991, s. 11)
Buhari, Ebu Davut… “Kim dinini değiştirirse öldürün.” Osmanlı'da örnekleri yaşanmıştır.
Son olay, “1842 yılında sünnet olmadan Müslüman olan Ermeni tekrar eski dinine dönünce kafası kesilir. İngiltere padişahı sıkıştırınca Sadrazamlık beyanatı şu şekilde idi: Bundan böyle Bab-ı Ali dininden dönmüş Hıristiyanların infazına ve öldürülmesine mani olacak tedbirleri alacaktır.” (HAMLIN, 2011, s. 68)
Bu tarihten itibaren yasa kullanılmaz oldu. (MANSEL, 2008, s. 356) İngiliz’in isteği şeriattan üstün gelmişti. Şeriat kuralları değişmediği halde İslam’dan çıkan bir kimse İngilizlerin talimatı ile artık idam edilemiyordu.
İslam yasalarına göre Müslüman erkek gayrimüslim kadınla evlenebilirken, gayrimüslim bir erkeğin Müslüman kadınla evlenmesi yasaktı. Evlenebilmesi için erkeğin Müslüman olması şarttı.
Osmanlıda inançla ilgili bu kurallar Islahat fermanının kabul edildiği 1856 yılında son buldu.
“Farklı milletler (Osmanlıda dini cemaatler, Protestan, Katolik, Ortodoks, Yahudiler) birbirlerine kız alıp veremiyorlar, hatta farklı yerleşim bölgelerinde de oturmak zorundalar. Bu bugün de böyle.” (HORVATH, 2010, s. 17)
İhtidanın kuralları
Cizye (kelle vergisi), günümüzde bedelli askerliğin bir benzeri gibi gayrimüslim tebaa üzerinden askerlik hizmeti yerine adam başına alınan vergidir.
Bir Hıristiyan Müslüman oldum demekle Müslüman olamaz. Osmanlıda Müslümanlığa geçme kararı veren Hıristiyan, cizye vergisi vermemesi için mahkeme ilamı alması şarttı. Resmiyete geçmeyen din değiştirme dikkate alınmazdı.
Osmanlıda vergi azalacak diye Müslümanlığa geçiş hoş karşılanmazdı çünkü Osmanlıda titizlikle üzerine durulan iki konu, vergi (para) ve askerlikti. Vergi tayin etmek, asker tertip etmek. Tutulan kayıtların ağırlıkları bu yöndedir.
“İhtidanın kadı huzurunda yapılması gerekirdi.” (ÖKSÜZ, 2004, s. 210)
Osmanlının gerilemeye başlamasıyla birlikte vergi gelirlerinin azalmaması için ihtida olayı zorlaştırılarak aşağıdaki kurallara dönüştürüldü:
[Mühtediler Müslüman olduklarını veya böyle bir istekte bulunduğunu dilekçe ile ‘Meclis-i İdare-i Vilayet’e bildiriyorlardı. Sorgulama sırasında:
1. Mühtedinin kimliği tespit ediliyor, hür, âkil ve bâliğ olup olmadığı araştırılıyor, tabiiyeti belirleniyordu (Çocuklardan da ihtida eden olmuştur).
2. İhtidaya dış etkilerin sebep olup olmadığına, başkalarının “cebr (zorlama, zor), iğfal (kandırma, aldatma) ve tergib” inin (isteklendirme, rağbet ettirme) bulunup bulunmadığına bakılıyordu.
3. Kişiye kelime-i şehâdet teklif ediliyordu.
4. Sorgulama, valinin başkanlığını yaptığı bir heyet tarafından yapılabiliyordu.
5. Eski dinini terk ettiği (teberi) ve İslamiyet’i kabul ettiği belirlendikten sonra yeniden kelime-i şahadet teklif ediliyordu.
İsteği doğrultusunda İslami bir isim veriliyor ve bütün bu işlemler adli geleneğe uygun olarak şahitleri huzurunda cereyan ediyordu.
İhtidalarda zorlama olmamasına çok dikkat edilmiş, buna uymayan görevliler azledilmiştir.] (ASLAN, 2008, s. 110)
“Osmanlılar kendileri için yararlı olabilecek bazı insanların (özellikle Balkanlarda) ihtida etmelerini istemiştir.” (ÇOLAK, 2000, s. 140)
“Mühtedinin sorgulama sırasında gayrimüslim teb’a, yahut yabancı devlet temsilcilerinin müşahit bulunmalarıdır.” (ÇETİN, 1999, s. 5)
Bu işlemlerden sonra ihtida ilamı bütün teferruatı ve tarihi ile birlikte sicillere yazılıyordu.
Cizye vergisi ve Müslümanlığa geçiş
Osmanlı “Kadın, köle, çocuk, malul, kör, işsiz, din görevlileri (keşiş, papaz), fakirler ve çalışamayacak derecede yaşlı ve sakat olanları cizyeden muaf tutmuştur.” (ÇOLAK, 2000, s. 81)
“Yunanlılar esir muamelesi görmüyorlar. Rahatsız edilmezler. Ticaretle uğraşır, tarlalarda çalışırlar. Vergileri pek hafittir.” (VOLTEIRE, 2008, s. 52)
1587 yılında ortalama 60-70 akçe olan cizye vergisi iken, inşaat ustası yevmiyesi 16 akçe ve işçi yevmiyesi 8 akçe idi.
“Yıllık 1582’de 40 akçe olan avarız, l600 de 240, l68l'de 535 akçeye yükselecekti. Cizye ise aynı şekilde 1574 yılında 40 akçeydi. l592’de 70. 1596’da 150, 1630'da 240 ve 1691’de 280'e yükselecekti.” (KITSIKIS, 1996, s. 138)
“Ermenilerden alınan cizye miktarı yıllık 360 akçe civarındaydı ki o dönemde inşaatta çalışan bir işçinin yevmiyesi 50 akçe idi.” (TELLİOĞLU, 2015, s. 25)
“1251 (1835-1836) yılında cizye miktarı olarak zenginlerden 60, orta hallilerden 30 ve fakirlerden 15 kuruş tahsil edilmekteydi.” (TŞS, 1963, 36/a-b.)
Aynı yılda “Yevmiyelere gelince kişi başına günde verilen baş ustasının yevmiyesi 3 kuruş 20 para, marangoz ustasının 3 kuruş, ırgatın 2 kuruş, taşçı ustasının 3 kuruş 20 para, çırak 2 kuruş 20 para, kalafat ustası işini karada yaparsa gündeliği 4 kuruş 20 para, denizde yaparsa 5 kuruş idi.” (TŞS, 1948, 52/b-53/b.)
“Hıristiyan tebaa, bütün memlekette Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi, pek azdır.” (MOLTKE, 1960, s. 218)
“Hıristiyanlar ufak bir bedel ödeyerekten, askerlikten bağışık tutuluyorlardı. Sınırlı bir geliri olan Müslümanlar er olarak hizmet ediyorlardı. Askerlik bazen 10-12 yıl sürüyordu. Bu adaletsiz ve keyfi düzen çok kötü sonuçlar verdi. İmparatorluğun Hıristiyan uyrukları zenginleşip, çocuklarını okuturken Müslümanlar çiftçilikle fakirleşiyordu.” (NOGALES, 1016, s. 26)
Askerlik bitiminden sonra da sekiz yıl redif güç (yedek asker) olarak tutuluyordu. Kısaca Türklerde askerlik 18-20 yıl sürüyordu. Ölmeden veya çürüğe çıkmadan geri dönen yok gibiydi.
“Liebesny: Gayrimüslimler, zımmi statüsünde kendi dinlerinde serbest olup, canları, ırzları ve malları devletin koruması altında idi. Zimmiler buna karşılık devlete cizye ödemekle yükümlü idiler.” (BELLETEN, sayı 199, 1987, s. 75)
“Müslümanların askerlik görevi karşısında verdiği kan vergisi gayrimüslimlerin verdiği askerlik vergisinden (bedel-i askeriye) kat kat üstündü. Hükümet birkaç defa gayrimüslimlerin askere alınarak bedel-i askeriyenin kaldırılmasını istemişse de her defasında farklı engellemelerle karşılaşmıştır.” (TÜRKAN, 2012, s. 35)
“1909’da, Müslüman olmayanlar için zorunlu askerlik yeniden konması sırasında azınlıklar yine tepki göstereceklerdi. “ (BENBASSA, 1990, s. 53)
“Yirmi muhtelif ırka mensup halk, Süleyman (Kanuni)’ın hâkimiyeti altında, sızıltısız, gürültüsüz, yaşadılar. Reayanın, Müslüman olmayanlar dahil, arazi sahibi olmalarına cevaz verildi. Buna mukabil onlara bazı mükellefiyetler yükledi. Birçok Hıristiyan, vergileri ağır ve adaleti kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak Türkiye’ye gelip yerleştiler.” (DOWNEY, 1975, s. 99)
“Anadolu’nun başlıca kentlerindeki Ermeniler esnaf, vergi tahsildarı, müteahhit, komisyoncu, zanaatçı, kuyumcu, işadamı, banker, kâtip, tabip, sanayici ve büyük bir kısmı ithalat ve ihracatla meşgul olan tüccarlık gibi geniş bir iş sahasında faaliyet gösteriyorlardı (s. 74). 1884 yılında Trabzon’daki ticari acentelerin dağılımı şu şekilde idi: Şehirdeki 14 komisyon acentesinden üçü İranlı, biri İsviçreli ve geri kalanları Rum ve Ermeni’ydi.” (YILMAZ, 2006, s. 75)
“Hemen hemen bütün zanaatları ellerinde tutan zeki, işbilir ve çalışkan Ermeniler, onların yaptığı işlere muhtaç olan Türklerden fahiş ücretler istemekle kalmıyor, üstelik her fırsatta onları kandırmayı seviyorlardı. Ermeniler böylece çok zengin oldular.” (GUHR, 2016, s. 108)
“Zamanında Ermenilere bir şekilde borçlu olmayan yüksek rütbeli bir memur yoktur. En yoksul köylü bile ektiği tohumun bedeli için onlara borçlanmıştır.” (AKTER, 2006, s. 23)
“Osmanlıda burjuvazi esas olarak gayrimüslim ve Yunanlıydı.” (KISTAKIS, 1963, s. 147)
“Osmanlı bilinçli olarak yaygın bir Türkleştirme ve İslamlaştırma politikası izlememiştir. Sebeplerden birisi, Gayrimüslim halktan epeyce insanın Müslüman olması haline, onlardan alınan cizye gelirlerinin azalacağını ve Osmanlı ekonomisinin olumsuz etkileneceği içindi.” (KARADAĞ, 2005, s. 43)
Osmanlı devletinin çözülmeye başlamasıyla birlikte harp ganimetleri düşünce “1691’de Cizye Muhasebesi en büyük gelir kalemi olarak ortaya çıkacaktı.” (ÖKSÜZ, 2004, s. 210)
“Cizye vergisi Osmanlı Devleti için ciddi bir gelir kaynağı idi.” (TELLİOĞLU, 2015, s. 21)
“Haraç ödemekte olan Hıristiyanların sayısını azaltmak, ekonomik bakımdan da onlar için (Osmanlı) kârlı değildi.” (GORDLEVSKİ, 1988, s. 314)
Gayrimüslimlere verilen imtiyazlar nedeniyle ihtida hareketi durma noktasına getirmişti.
Osmanlı’da ihtida sayılarından bazı örnekler
Din değiştirmek kültür değişimidir bu hal kolayca benimsenecek bir durum değildir.
“Kıbrıs’ta 1580-1643 yılları arasında (63 sene) ihtida edenlerin sayısı 20 civarındadır.” (ERDOĞRU, 1999, s. 164)
“Tokat’ta 125 yılda (1722-1897) ihtida edenlerin sayısı 68’dir.” (AÇIKEL, 2004, 171…)
“Bursa’da, 1467-1909 tarihleri arasında (442 yıl) ihtida eden 835 kişidir.” (ÇETİN, 1999, s. 33)
“Bursa (1670-1698) 28 kayıt; Adana (1825-1844) 18 kayıt; Sivas (18. yy. sonu 19. yy. başı) 10 kayıt; Konya (1700-1800) 8 kayıt; İstanbul/ Eyüp (16. yy.) 8 kayıt; Mardin (1598-1600) 8 kayıt ve Lefkoşa’da (1744-48) 7 ihtida olayı mevcuttur.” (ASLAN, 2008, s. 8)
“Tokat, Sivas, Darende, Niksar ve Arim’de 1554 ve 1569 kayıtlarında yekun 38 mühtedi yazılıdır.” (DEMİR, 2009, s. 202)
“Tokat, Kayseri, Bursa, Edirne, Tarsus, Bolu, Diyarbakır, Antakya, Konya, Trabzon, Sivas, Manisa, Amasya Şeriyye sicillerine göre 1800-1850 yılları arasında bu illerde 106 erkek ve 44 kadın toplam 150 kişi ihtida etmiştir.” (KARADAĞ, 2005, s. 66)
“1839-1876 döneminde ihtidaların dağılımı ise; Doğu Anadolu ve Marmara’dan 59, Orta Anadolu 34, Güney Anadolu 31, Batı Anadolu 21, Kuzey Anadolu 15 kayıt vardır.” (ASLAN, 2008, s.187)
Osmanlının son dönemlerinde, eski dinine dönmek isteyenlerin de dinlerine dönmelerinde hiçbir engel ve cezai durumun söz konusu olmadığı açıkça ifade edilmiştir. (BOA.DH. SFR. 96/100) Eşi hayatta ve askerde olan kadınların din değiştirmeleri kabul edilmeyecektir. (BOA.DH. SFR. 58/146)
1915 yılı tehcir döneminde özellikle kadınlardan Müslüman olmak isteyenler olmuştur. Tehcirden kurtulmak için “İttihatçılar da tedbir olarak Ermenilerin İslam dinine geçmesini yasakladı.” (TERNON, 1993, s. 308)
BÖLGEDE ETNİKÇİ FAALİYETLER
ABD güdümlü 1980 ihtilali ile birlikte Kürt halkı ve Kürtçe üzerine iktidarın baskısı arttıkça artmış, insanlık dışı olaylar yaşanmış ve devlet ile Kürtler karşı karşıya getirilmede büyük başarı sağlanmıştır. Aynı zamanda imamhatip okulları ile cemaat ve tarikatların da önü alabildiğine açılmıştır. Sonuçta PKK’nın doğumu sağlanmış, cumhuriyet düşmanı ve emperyalizmin işbirlikçisi cemaatler de hemen her kuruma çöreklendi.
PKK teröristlerinin elbiseleri, konserveleri ve silahları Allah’ı para olan ABD patentlidir. Eğiticileri de ABD’li subaylardır. Neden ve niçin?
ABD’nin mezhep farklılıklarını kullanarak İslam ülkelerini kan gölüne çevirdiği gibi, dil farklılığını kullanarak ihtilalden sonra (1980) PKK terörünü türetti. Aynı ABD bölgemizde konuşulan farklı dilleri basamak taşı yaparak Kuzeydoğuyu Güneydoğuya dönüştürmemin büyük uğraşı içindedir.
ABD patentli Taşnakçı Ermeniler, bölgeyi kolaçan edip eskini fosilleşmiş kafalılardan oluşan güruhu bir araya getirip eritme havuzuna atıyor (melting pot). Verilen şekli hemen alan bu omurgasızları kendileri gibi yalancı, riyakâr, sahtekâr kişiliğe büründürüp ve her türlü maddi desteği vererek piyasaya salıyor.
Bu iç-dış şebeke yaşanmamış olayları yaşanmış, yazılmamış kitapları kanıt, doğmamış insanları tanık göstererek ve ortaya hiçbir belge koyamadan adice iftiralarını ‘Bölge tarihi ve kültürü’ diyerek halka yutturmanın yoğun gayretindeler.
Bu güruhun yazdıklarını okuyunca kişiliğin ne derece aşındığını, maddi çıkar uğruna şahsiyetin ne kadar alçaldığını, bilim ve insanlık onurunun nasıl ayaklar altına alındığının örneklerini hemen her konuda bolca göreceğiz.
Politik ortamın aymazlığını fırsat bilen güruh ulusal kanallara çıkarılıyor, Ermeni Agos gazetesinde yazılar yazıyor, Ermeni Aras yayıncılıkta kitaplar bastırıp ve Ermenilerin himayesinde dergiler yayımlıyor. Taşnakçı Ermeniler, T. C. Boğaziçi üniversitesinde bile tek yanlı sempozyum düzenleyip ve Türkler hakkında adice iftiraları pişkince dile getirebiliyorlar. Gelenektir, Osmanlıda olduğu gibi günümüzde de yükseklere çıkmak için hain olmak gerekir.
Bu şarlatan güruhunun ABD, Avrupa, Ermeni, Gürcü, Rus, Osmanlı arşivleri ellerinin altında olmasına rağmen ileride örnekleri bolca görüleceği üzere yığınla iddialarını hiçbirini belge, kanıtlarla ispat edemedikleri gibi aynı konuda bile farklı farklı yalanlar uydurmaları ve birbirlerini sahtekâr durumuna düşürmeleri sıradan olaydır.
Daha üzücü olanı ise tarih adına yazılan onca aşağılık yalanlara ve gülünç rakamlara rağmen şu yanlıştır doğrusu budur diyebilen onurlu bir kişinin bile aralarından çıkmamış olmasıdır.
Sayıları çok az da olsa Kartvelistler de açılım-saçılım durumundan faydalanarak ve Lazları basamak-atlama taşı yaparak Gürcü-Türk kardeşliği arasına fitne üretmenin gayreti içindeler.
Laz olduklarını söyleyen güdümlü küçük bir güruh, Lazlar ve Türkler arasında yüzlerce yıldır sürüp gelen kardeşlik bağları arasına fesat sokmak karşılığında Ermeni dernekleri ile yabancı elçilik fonlarından çıkınlarını dövizle doldurma kervanına katılmışlardır. Üstelik bu fonlardan beslenmelerini de gurur ve övünç vesilesi yapabilmekteler. Benzer senaryo Trabzon’un bazı ilçe ve köylerinde konuşulan yerel dil üzerinde de oynanmaktadır. Sık sık Yunanistan’a gidip-gelen, Yunanistan’da yaşayan ve Yunanistan kasalarını tırtıklama karşılığında Türkler aleyhine her türlü adice iftiraları basına taşıyıp Yunanlılara uşaklık yapmayı gurur vesilesi gören Yunan dölleri de peydahlanmaya başlamıştır.
Yunanlı kurulların-kurumların yazdıkları kitapları yerli beslemelerin eline tutuşturarak onların adıyla piyasaya sürmeleri sıradan olay haline gelmiştir.
Bütün bu sürünün ne gerçekleri arama, ne belgelere başvurma, ne bilime saygı gösterme, ne dürüst davranma, ne doğruları yazma, ne kalemini satmama, ne okuyucuyu bilgilendirmek gibi gayeleri ve gayretleri yoktur. Görevleri, efendilerinin izlerini takıp etmek, başının-sırtının okşanmasını arzulamak, sahibinin emirlerini sadakatle yerine getirmek ve vereceği mükâfatları beklemektir.
Bölgenin travestileri
Ülkenin eskiden beri gelen genel problemidir. Doğu Karadeniz Bölgesinde de sınırların açılmasıyla birlikte seyrek de olsa nüksetmeye başlayan hastalıktır.
Konuyu sansüre tabi tutarak açıklamalım. Uç örnek olmakla birlikte kimliğinde erkek yazıyor ama kadınca makyajla, kadınca tavırlarla ve kadın kıyafeti ile dolaşıyor. Kadın biyolojisine has olan işleri yapmaya kalkışıyor. Gönül ister ki gerçek kişiliğine dönsün ya erkek gibi davransın ya da tam kadın olsun. İki arada kalmasın.
Osmanlı belgelerinde kişinin baba, ata ve dedeleri Müslüman ve Türk. Ermeni ve Rumlarla biyolojik, kültürel, dini, akrabalık ve tarihi bağı yok. Geçmişte dedeleri Ermeni ve Rum çetelerine karşı şehitler vermiş. Kimliğinde T.C. vatandaşı yazıyor. Adı, soyadı Müslüman erkek adı. Ama çok farklı davranış içine girerek, elinde belge, kanıt olmadan dolarların cazibesine kapılarak sırf çıkınını doldurmak amacıyla Ermeni soyluyum diyerek piyasada dolaşıp duruyor ve aslî kimliğine ihanet ediyor.
Bahşiş alabilme karşılığında bölge insanına alçakça iftiralarla Müslüman Ermenidir diyebiliyor. Üstelik çevresine de hastalığının mikrobunu bulaştırmak için her pozisyona girebiliyor.
Tavsiyemiz ya kimliğinden T.C. ibaresinin kaldırsın adını Gagig, Ohanna koysun, kadın elbisesiyle dolaştığı ülkenin vatandaşı olsun ya da yemek yediği kaba pislemesin, ailesi dahi gelecek nesillerine rezil örnek olmasın ve adam olsun. Ermeni’nin gayri meşru çocuğu değil dedesinin-babasının torunu-oğlu olsun.
Ermeni Müslüman olur mu?
Sınırların açılmasıyla birlikte peydahlanan bir güruh, ortaya hiçbir belge, kanıt koyamadan, Ermenistan’ın Karadeniz’e açılımının altyapısının oluşturma adına Hemşinli Türklere Müslüman Ermeni deme cüret ve alçaklığını göstermekteler. Hatta Ermeni’den dönenlerin arasına İkizderelileri bile katma adiliğine kalkışabiliyorlar.
Değil Anadolu’nun her hangi bir köyünde, değil imparatorluk tarihinde, dünyada bile Müslüman Ermeni toplumu görülmemiş, duyulmamış olmasına rağmen ata-dedelerini ret ve inkâr eden birkaç haddini bilmez alçak; Ermeni kasalarını tırtıklama adına bu yollara başvurabiliyor.
Ermenilerin İslamlaşması demek Ermeni’yi bilmemek, Ermeni tarihini ve kilisesini tanımamak demektir çünkü Ermeni demek kilise demektir. Kilise din değiştirmeyeceğine göre Ermeni’nin din değiştirmesi düşünülemez. Ermeni evini yapmadan önce kilisesini inşa eder çünkü vatanı kilisedir ve cemaati milletidir.
Kilise Ermenilerin siyasi, dünyevi ve uhrevi okuludur. Yeri gelince cephanelik, savaş karargâhı, karakol ve de konsolosluktu. Papaz ise devlet reisi, çete başı, komitacı veya büyükelçiydi. Din adamı, öğretmen, tarihçi ve düşünürdü. Ermeni alfabesini papaz icat etmiştir. Ermeni alfabesini icat eden papazı aziz mertebesine yüceltip anısına Tarkmançats Vartabedats bayramı kutlanır. Erken dönem tarihçilerin hepsi papazdı. Ermeni’nin beşeri soyu ile kiliseni manevi ruhu tarih boyu bir bütün olmuştur. Kişi Gregoryen değilse Ermeni de değildir.
“Ermenistan tarihi yazarların XIX. yüzyıla kadar hemen hepsi ruhban sınıfına bağlıdırlar.” (URAS, 1987, s. 10)
Ermeni tarihçi “Agopyan: Bizim eski edebiyatımız kilise yazılarından öteye gidememiştir.” (GÜVEN, 2012, s. 34)
“Nüfus cüzdanında Hıristiyan ibaresi olmayan bir çocuğun Ermeni okullarında öğrenim görmesi imkânsızdır.” (SIVASLIYAN, 2013, s. 29)
“Dindar Ermeniler, kendi cemaatlerinden ayrılıp Katolik ya da Protestan olan kişiye nefretle bakarlar.” (BURNABY, 2016, s. 136)
“Boyacıyan: Ermeni kilisesi ile Ermeni milleti o derece iç içedir ki, birisi olmadan diğerini düşünmek mümkün değildir.” (İSKEFİYELİ, 2007, s. 237)
“Ermenilerin millet yapısı doğrudan din ve kiliseye kilitlenmiş durumdadır. Ermeni, kiliseyi devlet, devlet başı olarak da ruhanileri görmüş ve öyle kabullenmiştir.” (DABAĞYAN, 2007, s. 47)
“Ermeni’nin kalbine dini hislerden çok mezhep anlayışı yerleşmiştir.” (AKTER, 2006, s. 24)
Ermenilerden Müslümanlığa dönenler denizde bir damla gibidir. Hele Ermenilerin herhangi bir yerde toplu olarak İslam dinine geçtiklerine dair bir belge ise günümüze kadar mevcut değildir.
Ciddi Ermeni tarihçileri Ermenilerin din değiştirme iddiasını kabul etmezler ve Müslümanlığa geçiş söylemlerini önemsemezler. Osmanlı Şeriyye Sicil defterleri de bu durumu doğrulamaktadır.
Ermenilerin Türklerden çok önce İslam’la tanışmalarına rağmen
Ermenice Kuran yok.
Ermenice yazılı İslami kitap yok.
Hem Ermeni hem Müslüman olan yok.
Çerkezlerin, Kürtlerin, Lazların, Gürcülerin, Arnavutların camileri var.
Anadolu'da bir Ermeni camisi yok.
Dünyada bir Ermeni camisi yok.
Müslüman Ermeninin mezarı yok.
Müslüman Ermenilere ait Anadolu'da tek köy yok.
Müslüman Ermeni toplumunu gören yok.
Müslüman Ermenilerin düğünlerini, bayramlarını bilen yok.
Müslüman Ermeni toplumunun belgesini bulan yok.
Müslüman Ermeni kişiyi gören yok…
Çözülmeye başlayan imparatorlukta devlet aşiretleşip aşiretlerin devletleşmesi, yabancı misyonerlerin faaliyetleri, Rusların ve İngilizlerin Ermenileri kışkırtıp Türkleri arkadan hançerlemeleri tehciri zorunlu hale getirdi. Tehcir sırasında özellikle Kürt aşiretlerinin kafilelere saldırarak Ermeni kadın- kızları kaçırdıkları ve sayıları az da olsa Ermeni ustaları yanlarında tuttukları olaylar yaşanmıştır.
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II:
-Tehcir sırasında Müslüman olan Ermenilerle ilgili elinizde herhangi bir kayıt, belge veya bilgi var mı?
-Bu konuda Patrikliğimizde herhangi bir bilgi mevcut değil. (31-08-2007 gazetevatan.com)