6. LAZLAR

LAZLAR


Kartvelistlere göre Lazlar


Kartvelilerin Lazlara zulümleri
Tarihte Kafkas halkları, Lazlar ve Türkler
Lazlar ve Osmanlı


Lazlar ve Türkler
Lazlar ve din


İhtida yönünden Lazlar
Laz dili


Kartvelice ve Lazca ilişkisi
Lazlar ve Megreller


Lazca Türkçe ilişkisi
Kültürel yönden Lazlar
Türk boy ve oymaklarının Lazlaşması
Çok ilginç Lazca sözlük
Lazlar ve misyonerlik
Lazlar ve genel değerlendirme


LAZLAR
İstanbul’dan bakınca Samsun’dan Sarp’a kadar sahil halkı Laz’dır. Samsun’dan bakınca Trabzon ve ötesi. Trabzonlulara göre Rize ve doğusu Laz’dır. Doğrusu, Pazar’dan başlayıp Sarp’a kadar deva eden genişliği 10 km. civarındaki kıyı şeridinde yaşayan halkın büyük ekseriyeti Laz’dır.
Laz olmayan Rizeliler de Lazca konuşanlarla kendileri arasındaki farkı belirtmek için Lazlara mohti veya komohti derken kendilerini Laz sanır.
Türkiye’de Laz tiplemesi Lazca konuşanları değil, Trabzon-Rize ağzı hicvedilir ve Rize-Trabzon insanının karakteri hedeflenir. Trabzon’da çıkan yığınla Temel-Fadime ve Oflu hoca fıkraları bu tespitin yaşayan örneğidir.
Günümüzde Arhavi, Hopa, kısmen Borçka ve Murgul’da Lazca konuşulmasına rağmen Laz denince Artvin adının akla gelmemesi bu nedenledir.


Atatürk’ün koruması Topal Osman Çepni Türk’ü idi ve taifesi Giresunlulardan oluşmasına rağmen Ankara’da ve Türkiye’de Lazlar olarak isim yapmışlardı.


Lazistan tabiri, 1850–51 yılında Batum sancağının adının değiştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bölgenin çoğunluğunu Türklerin teşkil etmesine rağmen Lazistan adı ile sancak kurulması Laz adını bölgeyle özdeşleştirmiştir.


Kısa Laz tarihi
“Günümüze değin ulaşan kaynaklarda Lazlar’ın etnonimi (halk adı) M. S. 1. yüzyıldan itibaren anılmaktadır (s. 607). Kaynakların çoğunda Lazlar, Kolkhların, Lazika ise Kolkhida’nın devamı olarak gösterilmiştir.” (JORDANIYA, 2010, s. 608)


“Yunan efsanesine göre Kolchis'tekl altın postu elde etmek için 11 kadar Aka'lı kahraman Argo adlı gemiye bindiler. Aralarında Herakles, Kastov, Polldukes, Orfeus ve birçok başka kişilerin bulunduğu topluluk, Teselya'dakl Pakasae körfezinden yola çıkarak, Ege denizi üzerinden Lemnos ve Samotrakl adaları ile Boğazları geçerek Karadeniz’e açıldılar; birçok serüvenden sonra Kolchls'e vardılar. Lason, Medla’nın yardımıyla altın postu ele geçirdi. Coğrafya konusunda bilgileri arttıkça, dönüş yolunda da ona göre değişiklikler yaptılar.” (TODOROV, 1979, s. 10)
Kolkhis Laz devletidir. (DUMEZİL, 2000, s. 10)


“Antik çağ tarihçileri İberia (Gürcistan) ve Kolkhis’ten ayrı ayrı anlatırlar.” (ARSLAN, 2005, s. 77)
“Lazlar ülkesi Kolkid’den bahsedilir.” (KIRZIOĞLU, 1972, s. 427)


“Arrianus, II. yüzyılda bölgenin yerli kavimleri anlatırken Lazoi kavmi vardır. Lazoi kavminin kralı Malassas’tır” der. (ARSLAN, 2005, s. 23)
“Arrianos Of’un ötesinde Kolkya, berisinde de Tianiki (Zaniki-yerli kavim) adlarını zikreder.” (BIJIŞKYAN, 1969, s. 61)
“Arrion, Trabzon’un Kolhlar (Lazlar), İberyalılar (Kartveli) ve Sanniler (yerli halklardan) ile komşu olduğunu yazar.” (HAHANOV, 2004, s. 10)
“Bu Lazlar tüm zamanlarında zorbalık ve yağmacılık alışkanlıklarıyla namlı eski Kolkisleri temsil ediyor.” (HAMILTON, 2013, s. 176)
“Kolhis halkı muhtemelen Bronz çağında güçlü bir krallık kurmuşlardır (s. 48). Malassan adlı bir kralın yönetimindeki Laz halkı güya Roma uyruğuydu.” (KING, 2015, s. 83)
“Gürcistan toprakları ile İskitlerin bir nevi bağlantısı hakkında Yunan-Roma kaynakları da kaynaklık etmektedir. Onlara göre Halibler, aynı zamanda Lazlar İskit boylarıdır. Kolhida ise İskit ülkesidir.” (ALASANİA, 2013, s. 9) İskitlerin Türk olduğu iddiası da vardır.
“Herodotos’a göre Kolhis halkının ataları Mısırlılar’dı.” (KING, 2015, 283)


“Trabzon’un diğer bir adının Kolkhis olarak belirtir ve Kolkhis’e Lazia, Lazika’da dendiğidir.” (FALLMERAYER, 2011, s. 9, 23)


Kafkas halkları Lazları Laz olarak bilir. Kartvelileri saymazsak, yabancı kaynaklar da Laz veya Laz kelimesine benzer versiyonlar kullanırlar.
“Tarihte Lazlar, Çoruh ağzı ile Abaza-Megrel sınırını ayıran Engür suyu arasındaki kıyılar ile içeride Faş/ Riyon ırmağı boylarında, Roma imparatorluğuna bağlı Lazika Krallığı’nda yaşamışlardır (s. 1). Lazlar, kendilerini hep Laz olarak adlandırmışlar ve başka ad kullanmamaktadırlar.” (KIRZIOĞLU, 1994, s. 2)
Trabzon devletinin kurulmasıyla birlikte (1204) Laz ismi, bazı yabancılar tarafından Trabzon şehrinin adı ve halkı ile anılmaya başlar.


Bazı seyyahlar, Trabzon halkı olarak Lezgi ve Laz adlarını birbirine karıştırdıkları olmuştur.
“XIII. yüzyılda Bizans sarayı, Trabzon imparatorlarına Laz dükleri derdi.” (FALLMERAYER, 2011, s. 22)
“Tarihte Trabzon’a Lazike de dendiği olmuştur.” (HONIGMANN, 1970, s. 188)
“Bizanslı yazarlar Komnenosları (Trabzon devletini) alaylı olarak Laz prensleri, tiran ve barbar olarak adlandırıyordu.” (NAKRACAS, 2003, s. 195)
Trabzon’un bazı yabancılar tarafından Lazika/ Lazların ülkesi anılmasının temel sebebi, Trabzon’a tarih boyu bir Yunan göçü vuku bulmamış, yönetim kadrosu (idari-ticari-askeri) dışında varlıkları bölgede yer almamış olmasıdır. Papazların gayretleriyle yerli halk Hıristiyan olunca ibadet dili Rumcayı ana dil olarak benimsemek zorunda kalmıştır. Kimliklerini yitirenler arasında bölgenin yerli halkları olduğu gibi Lazlar da bulunmaktadır. Osmanlının ilk kayıtlarında orijinal sayılabilecek Laz adlarına rastlanılmamaktadır çünkü Hıristiyanlaşma sonucu isimleri Rumcaya dönüşmüştür.


Lazların Hıristiyanlaşmasıyla birlikte 600'lü yılların sonlarına doğru Laz devleti, Laz adı ve Laz tarihi karanlığa gömülür. Bu durum Türkler gelip Arhavi'yi Laz adıyla kayıtlara geçirmesine kadar sürer.


Kartvelistlere göre Lazlar


“Halipler ve Mossinikler Gürcü (Kartlı/ Kartveli) oymaklarıdır (s. 50). Canişa, bu yeri (Kolh) Gürcistan'ın bir parçası olarak gösterir (s. 55). 16. yüzyılda Osmanlılar Çaneti (Lazistan)’yi Gürcistan’dan kopararak Gurya sınırına dayandılar.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 225)
“Makronlar Gürcü kökenlidir (s. 17). Makronlar sünnet adetini Kolhlar’dan öğrenmiş (s. 89). Haldilerin, Tibarenlerin, Mossiniklerin, Drillerin ve daha başka halkların Kartveli (Laz-Çan) kökenli oldukları (s. 62). Gürcü uruklarından Lazlar, bugün ulusal sınırlar dışında, Türk idaresi altında kalmıştır ( s. 42). Bu krallığın (Kolh) nüfus yapısı Gürcü boylarının bir karışımıydı (s. 43). Megreller Gürcü boylarından biridir (s. 106). Gürcü halkı Çepni, Laz ve Gürcü olarak üçe bölündü (s. 78). Vahuşti, “Osmanlıların işgale uğrattıkları Gürcü topraklarından ilkini Çaneti (Lazlar) oluşturuyordu.” (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 38)


“Aphazeti krallığı bir Gürcü devleti idi (s. 150). Kolhlar, Gürcü kavmidir.” (İBERİELİ, 2014, s. 120)
“Kolha, ikinci büyük Gürcü birliği idi.” (ÇİLOĞLU, 1993, s. 33)
“Kolheti terimi hemen hemen bütün eski Gürcistan'ın ismidir ama Egrisi ise Kartli'nin sadece bir kısmıdır (s. 39). Gürcüler/ Kartveller, (Lazi, Megreli, Acareli...) nüfuslarının kimliğini tayin etmişlerdir (s. 5). Lazların folklorunda Gürcistan Kraliçesi Tamar önemli yer tutmaktadır. Lazistan'da da eski köprü ile kalelerin inşaatı Kral Tamarın adına bağlıdır.” (T. Putkaradze, Kartveller, s. 13)
“Kartveliler üç ana kola ayrılmışlardır, İberler, Svanlar ve Megrel-Lazlardır. Strabon iki bin yıl önce Svanların 200.000 savaşçıyı alanlara süren güçlü savaşçı bir ulus olduğundan söz etmektedir, bugün ise Svanca konuşanların sayısı 25.000’i aşmamaktadır.” (LANG, 1997, s. 20) O günden bu güne bu halk ne oldu?


“Tçanlar (Lazlar) Gürcü ırkının bir üyesidir (s. 10). Gürcü yurdunun korunması için toplaşan savaşçı yurtseverler arasında daima Lazlar da seçkin yerlerini almışlar (s. 8). Laz din ve düşün adamları Gürcü kültür ve kilisesine, bilimine paha biçilmez yapıtlar kazandırdılar (s. 31). Gürcistan Laz Gürcülerinin hayat-memat sorunlarına ilgisiz kalamazdı.” (VANİLİŞİ, 1992, s. 40)
“Tamar Mepe zamanında Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, Amasya, Ereğli ve tüm Paflagonia (?) ve Pontus’u çarpışmasız ele geçirdi.” (SIHARULİDZE, 2005, s. 55)
“Gürcü kökenli Lazlar, Trabzon, Rize, Giresun, Torul ve daha birçok yerleşim biriminin nüfusu Lazlar’dan oluşur.” (GOBEBAŞVILI, 2005, s. 66)
“Kartvel oymakları İsa’dan önce XI. Ve VII. yy. arasında yaşadıkları Kapadokya ve Pontus arasında ilk yurtlarında oluşturdukları maddesel kültür izlerini Asur yazılı kaynaklarından öğreniyoruz (s. 81). İspir, Speri sözcüğü ise Gürcülerin tarihi adları İberi ile aynıdır” (BATSAŞİ, 2005, s. 84) gibi yalanlarını utanmadan sıralarlar.


“Kartvel faşizmi oldukça sabıkalıdır. Geçmişte Kolkh-Kafkas halklarının uğradığı zulümlerde, sürgünlerde, katliamlarda işbirlikçiliği tescillidir. Sovyetler zamanında Moskova’yı, Sovyetler sonrasında küresel batı emperyalizmini arkasına alıp köle halklarına ve komşu halklara sonsuz zulüm ve vahşetler uygulamaktan beri kalmamıştır ve elan devam etmektedir.” (http://xopurilazi. Blogspot. Com.tr.)
Kartveliler Lazlara Çani derler. Bu ad dar bir bölge içine sıkışıp kalmış ve Gürcistan’dan dışarıya çıkamamıştır. Lazlar ise kendilerinin tarih boyu hep Laz olarak bilmişlerdir. Bu farklılık bile Lazlarla Gürcülerin aynı kavim olmadıklarını ispatlayan küçük ama önemli bir detaydır.
Çanilerle Çanları karıştırmamak gerek. “Çan, Doğu Karadeniz bölgesinin en eski bir yerli halkının adıdır. Bizans tarihçileri, Çanların Trabzon yöresinde oturdukları yere Çanika demişlerdir. Lazların oturduğu yere de Lazika dedikleri gibi.” (GOLOĞLU, 1973, s. 133)
“Trabzon kazasının en uzaktaki dağlık bölgesindeki nüfus, Kaldeli, Pers, Kolhk, Tçani gibi salt Asyalılardan oluşuyordu (s. 198). 525’de Samsun’un iç bölgelerinde yerli barbar boylar Tçani veya Sanni adıyla anılıyorlardı.” (NAKRACAS, 2003, s. 211)
“Procopios, IV. yüzyılda Canika ile Lazika bölgesinden ayrı ayrı bahseder.” (IŞIK, 2001, s. 201)


Tarihin hiçbir döneminde Kartvelilerin Lazlara hâkimiyeti söz konusu olmamıştır ve birlikte de devlet kurmamışlardır. Buna rağmen Laz adını, dilini, kimliğini, tarihini inkâr etmek ve Lazları Kartvelilerin alt grubu olarak tanımlamak Kartvelistlerin ortak ve vazgeçilmez tutkusudur.


Kartvelistlerin Lazlarla ilgili fantezilerinden birkaçı


“Osmanlılar tarafından sıkıştırılan Lazlar, Tamar Mepe'den (Kraliçe Tamar) İç Kartli’den (Gürcistan) yurt isterler. Tamar da Lazların isteğini kabul edip onları İç Kartli’ye yerleştirdiği. (s. 23). Aynı eserde Osmanlıların Rize’yi ele geçiriş yılı 1547 olarak verilir. (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 57)


Doğrusu 1461 yılıdır. Kraliçe Tamar’ın ölümü 1201 veya 1203 yılı gösterilir. (BROSSET, 2003, s. XXVI) Bazı kaynaklarda 1213 yılı olduğu belirtilir. (DUMEZİL, 2000, s. 18)
Tamar’ın dönemi ile Osmanlının Rize’yi alışını aynı zamana denk getiren bu sahtekârlar, 350 yıllık farkı bir kalemde sıfırlarlar. (1200 ile 1547) İşin daha tuhafı, Tamar’ın ölümünden yaklaşık 100 sene sonra Osmanlı devletinin kurulmuş olmasıdır.


“1810 yılında tüm Lazistan nüfusu 600.000 den fazla iken bunun 400.000’i yurtlarından uzaklaştırılmış, kalan 200.000’i halen eski yerlerinde yaşamaktadır. Bu istatistiki bilgiler Osmanlı devlet arşivinden alınmıştır. Sürgün nedeni Lazları daha kolay Türkleştirip sindirilmesiyle ilgilidir (s. 69). Bazı aileler (Laz) yeni doğmuş erkek çocuklarını öldürüp yok etmektedirler. Zira böyle yapmakla evlatlarını ağır yaşam şartlarından ve İslam’a zorlanmaktan kurtarmış sayıyorlardı” (VANİLİŞİ, 1992, s. 47) ve devamında yığınla saçmalıklar.
Kitapta kaynak adı yoktur. Kaynaklarının kaynağı, Ermenilerin ve beslemelerinin yaptığı gibi yalanlar ve iftiralardan ibaret olup kendileridir.



Katvelilerin Lazlara zulümleri
Kartvelistler, Lazları ve Lazcayı Kartveli ırkının ve dilinin ayrılmaz parçası ve alt grubu olarak iddia ederler. Bu iddialarını ispatlayacak bugüne kadar değil akademik bir kitap bilimsel bir makale bile kaleme alamamışlardır.


“Gürcü krallarından biri nedense Lazlara saldırmış, ülkeyi orta yerinden ikiye ayırıp arasına esas Gürcü boylarından aileler yerleştirmiş.” (VANİLİŞİ, 1992, s. 61)
Kartvelist yazar, Lazların Kartveli ırkı olduğunu söylerken burada tersi bir ifade kullanarak Gürcülerin (Kartlı) Lazlara saldırdığını söylüyor ve iki ayrı halkın varlığını farkına varmadan dile getiriyor.


“Gürcü kralı, Lazlar üzerine saldırarak onları parçaladıktan sonra bölgesine Gürcüleri yerleştirmiştir.” (JORDANIYA, 2010, s. 624)
“Hazar denizi kıyısına Albanlar, Azak denizi kıyısına da Colchler (Kolhlar) ve bunların arasına da Gürcüler yerleşmiştir.” (SCHWEIGGER, 2004, s. 93)
“Lazistan’a her yıl yapılan Gürcü saldırı ve yağmaları olurdu.” (FALLMERAYER, 2011, s. 27)


1516 yılı kayıtlarında, Arhavi ve Hopa'ya saldıran Abaza ve Gürcü kâfirlere karşı alınan tedbirlerden bahsedilmektedir. (KIRZIOĞLU, 1998, s. 12)
“Kıtlık yıllarında ve genellikle ürün hasadından sonra sıklaşan Gürcülerin yağma olayları karşısında “Trabzon’da valilik yapan Yavuz Sultan Selim’in, Lazların maruz kaldığı bu akınları önleyebilmek için Gürcistan üzerine sefer yaptığı Selimnamelerde kayıtlıdır. Bu baskınlar sırasında Lazlar yiyeceklerini toprağa gömdüğü küpler içinde saklamaya başlamıştır.” (BİLGİN, 2007, s. 241)


“Şehzade Selim, Trabzon sancakbeyliği sırasında (1487-1512) Gürcü, Abaza, Megrel ve Ermenilerin Rize, Pazar, Arhavi kıyılarına (sık sık) yaptıkları baskın ve saldırıları önlemek ve düşmanı kendi yerinde vurmak için Gürcistan üzerine seferler (üç sefer) yapmıştır.” (BOSTAN, 2020, s. 44, 69, 70)
Hopa'daki Sultanselim dağı adı, bu seferlerin günümüze gelen hatırasıdır.
Kartveli kökenli olduğu iddia edilen Lazları (aynı zamanda dindaş) Gürcü/ Kartveli yağmalarına karşı Türkler korumuştur.
“Gürcü akınlarının hiçbir dönem bölgedeki Lazların üzerinde Gürcü hâkimiyetini tesis edememiştir.” (BİLGİN, 2007, s. 240)
Kartvelist yazar (1894 yılı): “Lazların bu memlekete zarardan başka bir şey verdiği yok.” (CAİANİ, 2002, s. 88)
Genelleme yaparak Kartveli-Laz kardeşliğinin en iyi tarifi bu olsa gerek!
Bir diğer Kartvelist: “Kronolojiler, Selçuklu sultanının ve onun haleflerinin Laz ülkesine yönettikleri bitmez tükenmez saldırı ve soygunculuk haberleriyle de doludur.” (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 21) Yalandır.
Lazları tarih boyunca Kartveli ilan edenler, eski Kartveli metinlerde Laz dilini, tarihini, edebiyatını, sanatını, yönetimde Lazlara söz hakkından bahseden, aynı ordu içinde yer aldıklarını kaleme alan, Laz kültürü ile benzerlikleri aktaran, Lazlarla birlikteliği dile getiren tarihi vakalardan, Lazlara ait yer adlarından, yerleşim alanlarından ve kader birliği yapıldığı din-kilise ilişkisinden bir açıklamaları yoktur. Kuru gürültüyle olayları oldu-bittiye getirmeye çalışmak tarih adına yapılan şarlatanlıktır.
Hem kardeşliği M.Ö. asırlara uzatacaksın, hem Lazlarla bağlantılı tarihi ve kültürel olumlu bir veri ortaya koymayacaksın. Hem de ülkedeki Lazlar dahil kardeş dediğin diğer halkları varlıklarını yok sayacaksın. Gürcistan’daki Hıristiyan Lazların geçmişini, adını sileceksin ve fırsat buldukça Lazları yağmalamaktan geri kalmayacaksın. Kardeşlik bu ise düşmanlık nasıldır?


Kartvelist ırkçıları, Laz kardeşliğini uçuk, uydurma, kanıtsız söylemlerle göklere çıkarırken; gerçekte ise Gürcistan’da bütün Laz eser ve izleri silinmiş, diğer gruplar gibi ya görmemezlikten gelinmiş ya da Kartveli alt grubu denilerek varlığı inkâr edilmiştir.
“Bölgedeki (Batum) Rus ve Ermeni devlet memurları, mallarını devlet izni olmadan sattırmayarak, Lazların sırtından zengin olmuşlardı.” (MCCARTHY, 2012, s. 123)
Bölgenin Türk hâkimiyetine girmesiyle birlikte Kartveli-Trabzon Rum devleti arasında sıkışıp kalan, henüz asimilesi tamamlanmamış Lazlar topyekûn ve kısa sürede İslamlaşmayla birlikte kimliklerini günümüze taşımışlardır. Eski süreç devam etseydi eğer, diğer yerli halklar gibi Laz adının, dilinin ve halkının tarihe karışıp yok olup gitmesi kaçınılmazdı. Yunanistan’a, Gürcistan’a, Rusya’ya giden Hıristiyan Lazların kökleri kurutulmuş ve izleri silinip süpürülmüştür. Sebebi araştırılmaz ve nedeni sorulmaz çünkü olayın içinde Türkler yoktur.
Gumilev: “Irkçılık eski Türklere yabancı bir kültürdü.” (BUDAYEV, 2009, s. 17)


Tarihte Kafkas halkları, Lazlar ve Türkler
“Kafkasya’da Abhazlar, Apsilyalar, Adige-Çerkezler, Alanlar, Migrel, Lazlar gibi yerli halklar; Bizanslılara, İranlılara, Araplara karşı savaşırken bölgeye gelen Türklerle savaşları olmamıştır.” (AMICBA, 1993, s. 11)
“Kıpçaklarla Kafkaslılar arasında herhangi bir mücadele teması olmuş değildir. Aralarında geçen bazı hadiseler bilakis samimi bir tarzda cereyan etmiştir.” (BERKOK, 1958, s. 204)
“Kıpçaklardan önceki Türk topluluklarının Kuzeybatı Kafkasya halkının kültür, dil ve yaşam tarzını etkilemişlerdir (s. 186). Erken dönem Türk etkisini (Kafkasya) belirli ölçüde dilde, yer adları ve diğer malzemelerde tespit edebiliriz.” (BETROZOV, 2009, s. 588)
“Hunların Pontus ve Cappadocia'yı istila ettikleri bir zaman.” (RAMSAY, 1960, s. 353)


“Chorenaci Môzes ve Agathias'ın açıkladıkları şekilde Bulgar Türkleri Colchis'e çok eski zamanda göç etmişlerdir.” (FEHER, 1984, s. 14)


“4. yüzyıldan bu yana Hunlar Kafkasya’da hâkim unsurdu. Laz sınırına yakın olarak oturan Hunlar.” (BERDZENİŞVİLİ, 1997, s. 110, 96)


“Türkler 580 yılında Lazika’ya girdiler.” (GUMİLEV, 2007, s. 520)
“Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen ikinci Türk unsuru, bölge Bizans hâkimiyetinde iken Çoruh boylarına yerleştirilen Bulgarlardır. 530 senesinde Bizans İmparatorluğu’nu Balkanlarda uzun süre meşgul eden Bulgar Türkleri, bozguna uğratıldıktan sonra Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmiştir.” (KEÇİŞ, 2013, s. 5)
“8. yüzyıl başlarında, Hazarlarla (Musevi inançlı Türkler), Megrel-Laz ve Abhaz-Abazaların iyi ilişkiler içinde oldukları görülür.” (ÖZGÜN, 2000, s. 72)


“7. yüzyıldan sonraki Laz tarihi Bizanslılaşmış ve Türkleşmiş bir azınlığın tarihidir.” (HANN, 1999, s. 20)


“Karadeniz kıyısı halkı Türkleştirilmiş Laz nüfusu veya Kafkaslaştırılmış Türk nüfusu diye tanımlayabilirler.” (MEEKER, 1977, s. 194)


Çünkü tarih boyu birbirlerini kardeş bilmişler, gelenek ve kültürleriyle tek millet olmuşlardır.
 


Lazlar ve Osmanlı


Trabzon’un alınışı ile birlikte bölge savaşsız ve sessiz sedasız Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir ve Lazlarla Türklerin çatışması olmamıştır.


Bölge ile ilk kayıtların yazıldığı 1486 tarihli Tahrir defterinde Sarp köyünün Trabzon sancağı sınırları içinde bulunduğu görülmektedir. (BOA.MAD, nr. 828, s. 501)


“1515 yılı kayıtlarında Arhavi’de çoğu Türkçe adlar olan 17 hane Kavalar, 35 hane Cani, 14 hane Cil, 6 hane Türkman, 11 hane Berzene, 9 hane Ermeni, 1 hane Kocaman, 15 hane Çıra ve 1 hane Tatar adıyla gruplar yazılmıştır.” (BOSTAN, 2002, s. 339)


Bu sülalelerin bölgedeki varlığı Osmanlıdan önceye dayanmaktadır çünkü aynı yıllarda Türkçe köy adları yörede bulunması bu birlikteliği pekiştirmektedir.


“1516’da, “Vilayet-i Bagovit, Hopa ile şimdiki sınıra yakın Kemalpaşa (Makri-Yalu) arasındadır; hepsi beş köyü bulan köylerin geliri, yerli Hıristiyan martoloslara bırakılmıştır.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 49) Bu martoloslar (jandarma) şüphesiz ki Lazlardır.


“1497’de Laz (Arhavi) nahiyesinin timar geliri Pars adlı Gayrimüslime aitti.” (BOSTAN, 2020, s. 42)
1500’lü yılların başlarında Yagobit vilayeti, Gönye nahiyesi, İskele nahiyesi martoloslara verilmişti. (Belleten, 1962, sayı 102, s. 325…)


Gön-ye, “Gön-iye”den gelmekte olup “Gön Yeri” anlamında Türkçe kelimedir.
“1515 yılında Laz nahiyesine bağlı olan Karye-i Makruyalu (Rumca uzun sahil), martolos görevi olan Hıristiyan Laz’dan tahvil edilmiştir. Osmanlı Laz’a görev verirken Hıristiyan ya da Müslüman olması gibi bir endişe taşımadığını göstermektedir. Yavuz Sultan Selim emriyle hudut muhafızlığının Lazlara verilmesi önemlidir.” (BİLGİN, 2007, s. 240)


Martolos sözcüğü Grekçe jandarma, bekçi anlamındaki armatolos’tan gelir.



Lazlar ve Türkler
Tarih boyu Lazlarla Türklerin bir çatışması olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin çözülme döneminde bile çıkan isyanların hiç birinde Lazlar yer almamıştır.
I. Dünya savaşında batıdan gelen Yunanlılara Rumlar, doğudan gelen Ruslara Ermeniler kucak açmıştır. Hemşinliler, Lazlar, Trabzonlular ve Müslüman Gürcülerden benzer işbirlikçiler çıkmadığı gibi hepsi birlikte ve kardeşçe şer cephesine karşı ‘vatan benimdir’ diyerek tek bilek ve tek yürek olmuştur.
“I. Dünya savaşı boyunca Lazlar Osmanlılara ayrı bir sadakat gösterirler.” (HANN, 1999, s. 22)
“Özellikle Kafkas kökenli olanlar (Lazlar, Müslüman Gürcüler, Çerkezler, Abhazalar) Osmanlıya sadık ve daima bağlı kalmışlardır.” (ALKUMRU, 2005, s. 16)
1786 yılına ait bir fermanda, bölge ayanları Atina'dan da Balta Hacı İsmail'den 150, Viçe’den Mehmet beyden 100 nefer daha göndermeleri istenmiştir. (Trabzon Şeriye Sicili, No 1939, v 55b-56a.)
1789 yılında Pazar’dan Telataroğlu Osman 150, Balta Hacı İsmail 400, Ardeşen (Ğere köyü) Seydioğlu Mustafa 200, Fındıklı’da Mustafa ve kardeşi Mehmet bey 600 kişiyi Rus cephesine göndermişlerdir. (BOA. A. DVN. MHM. D.188, s. 28)
1827 Rus savaşında da Gönye Sancağı (Pazar-Batum) Basazade Mustafa ağa 100, Mahmut Beyzade Osman Bey 100, Cordanzade Hüseyin ağa 200, evvelki iş erleri 600 asker göndermişlerdir. (BOA. HAT. 1072-43876-A)
Atina’nın (Pazar) Telatorzade Ziya, Baltazade Hasan, Seyfzade Osman ve Basazadelerden İshak, 7 Kasım 1914 tarihinde verdikleri dilekçeyle Rus işgaline karşı mukavemet için devletten 2000 adet tüfek istemişlerdir. (BOA. DH. EUM. 2. şb. 10/ 37)


Gerek 93 harbinde (1877-1878) gerek I. Dünya savaşında Rusların bölgeyi işgal etmesiyle birlikte Lazlardan din değiştirip karşı tarafa geçen olmadığı gibi halkın büyük çoğunluğu dinimiz değiştirilecek korkusuyla çok büyük zorluklara katlanarak batıya doğru göç etmiştir.


Artvin ve ilçeleri ile Fındıklı, Pazar (Ardeşen, Hemşin) ilçelerinin seferberlik şehitleri memurun işgüzarlığı sebebiyle kayıt altına alınmadığından bu yerlerin ne kadar şehit verdiğini bilemiyoruz.
Pazar’dan (Ardeşen, Hemşin) Yemen’e 615 kişi redif güç olarak gitmiştir (Redif: Mecburi askerlik hizmetinden sonrasında 8 yıl daha yedekte tutulan askeri güç). Gidiş o gidiş. Kim oldukları meçhul. Asıl gücün sayısı ise belli değil. (CEBECİOĞLU, 1996, s. 42…)
Genelkurmay kayıtlarına göre Seferberlik ve I. Dünya savaşında Rize bölgesinde şehit olanların çoğunu Pazarlı (Hemşin, Çamlıhemşin, Ardeşen dahil) şehitler oluşturmaktadır.
Ferdi çalışma sonucu Ardeşen’in Yeniyol köyünde 35 ve Pazar’ın Başköy köyünde 22 kişi Seferberlik şehidi tespit edilmiştir. (COŞKUN, 2012) Kardeşlik bu değilse başka nedir?

Lazlar ve din


Lazların Hıristiyanlaşmasıyla birlikte 600'lü yılların sonlarına doğru Laz devleti, Laz adı ve Laz tarihi karanlığa gömülür. Bu durum, Türkler gelip Arhavi'yi Laz adıyla kayıtlara geçirmesine kadar devam eder.
Bölge ile ilgili ilk Osmanlı defterlerinde (1486) Laz kişi adı olabilecek orijinal farklı adlar kayıtlarda yer almaz. İslamlaşma ile birlikte Türklerde Türkçe kişi adları yerini Arapça ve Farsça isimlere terk ettiği gibi bölgedeki Laz kişi adları da VI. asırda başlayan Hıristiyanlaşmayla birlikte Rum şahıs adlarına dönüşmüştür. Hal böyle iken Laz kişi adlarının Rumlaşması ve sonuçta Lazca kişi adlarının tarihten silinmesi sorumluluğunu Türklere yükleyen besleme hainler vardır. Osmanlı ne yer adlarını, ne kişi ve ne de sülale lakaplarını Türkleştirmemiştir ve aksine Türk adını alçalttıkça alçaltmıştır.
Lazları Kartveli ırkının alt grubu gören Kartvelistlere sormak gerek. Hemen yanı başındaki Gürcistan’ın varlığına rağmen Hıristiyan Laz kişi adları neden Kartvelice değil de Rumcadır? Sülale lakapları arasında niçin Karvelice tek sülale adı yoktu? Kartvelice –vili ve –dze sülale ekleri neden Lazlar tarafından bilinmez ve kullanılmamıştır?


Bir diğer önemli kanıt da Laz yöresindeki önemli yerleşim yerleri arasında Kartvelice adlar olmaması, buna mukabil Yunanca ve Türkçe isimlerin bulunması Lazları Kartveli ilan edenlerin yalanlarını yüzlerine çarpan başka bir delildir.


Lazcadaki Kartvelice kelimelerin varlığı, binli yıllardan beri yan yana duran toplumların kültürel ilişkilerinin doğal sonucudur. Türkçedeki Arapça ve Farsça kelimeleri çıkarırsak Türkçeyi konuşamayız.


Dünyada saf ırk olmadığı gibi saf din ve dil de yoktur. Türkçede de binlerce Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce, Yunanca kelimeler vardır. Dildeki bu kelimelerin varlığından yola çıkarak Türklere Arapsın, İngilizsin veya Farssın mı demeliyiz?
Ermeni ve Kartveli milletlerinin tarihleri ve edebiyatları ile kiliseleri birbirlerinden ayrılmaz bütündür. Kiliselerini tarihlerinden çıkarırsan geriye posa kalır. Kilise-papaz ikilisi olmasaydı Ermeni ve Kartveli yazı dili kim bilir ne zaman oluşacaktı? Benzer durum ise Lazların tarihinde görülmez.
Hıristiyan toplumlardan yediği darbeler nedeniyle Lazların Hıristiyanlığa ısınmamış olması ve mesafeli durması muhtemeldir. Sanatkâr olmalarına rağmen tarihte Lazlar tarafından yapılmış bir manastır, bir şapel veya kilise tespit edilememiştir.
Komnenos krallığının (Trabzon Rum Devleti) uyguladığı ağır vergiler de Lazları bıktırmıştı.
Lazlar ekonomik, kültürel ve güvenlik açısından batıdan Trabzon Rum devletinin ve doğudan Kartvelilerin çok yönlü baskısı altındaydı. İslam’ı kısa sürede kabullenme sebebi bunlar olsa gerek.


Etrafı İncil ile çevrili olan Lazlar, din birliği içinde batıdakiler Yunanlaşıp doğudakiler Kartveleşip eritilirken, bölgedeki kadim halklar arasında varlığını günümüze taşıyabilmiş tek toplumdur.
Günümüzde Laz kimliğini koruyanlar Müslüman olanlardır. Eğer Türkler bölgeye gelmeseydi, diğer yerli halklar gibi tamamı Rumlaşacak ve Kartvelileşerek Laz adı-sanı tarih sayfalarında anılır olacaktı.


Okur-yazar toplumlar kolay dil ve din değiştirmez. Bu nedenle Türklerden çok daha önce İslam ile tanışmasına rağmen Kartvelilerden ve Ermenilerden Müslüman olan şahıs bazında olup gölde bir damla gibidir.


İhtida yönünden Lazlar
“1486’da Atina (Pazar) kazasında 32 Müslüman hane, 2140 Hıristiyan hane; 1554 yılında ise 1559 Müslüman haneye karşılık, 686 Hıristiyan hane vardı.” (BOSTAN, 2002, s. 219)
“1523 yılında Atina kazasına bağlı yerlerde 3.096'sı Hıristiyan, 584'ü Müslüman hane olmak üzere toplam 3.680 hane vardı.” (BİLGİN, 2002, s. 156)


“1516 yılında Laz; Arkhave, Viçe, Khopa, Makriyalu, Misopotamya, Yakovid dahil 35 köyü vardır. Burada da eski Müslümanlar var.” (KIRZIOĞLU, 1998, s. 48)
Bu yıllarda İslamiyet Lazlar arasında patlama yapmıştır. Pazar’ın yalnız Aranaş/ Darılı köyünde 108 hane ve Talvat/ Tütüncüler köyünde 49 hanenin yeni Müslüman olduğu kayıtlara geçmiştir. (1530 yılı, BOA. TTD. 387, s.732-742)


“1486 yılında Arhavi’de Müslüman 90 ve Gayrimüslim 7597 kişidir. Yüz yıl sonra (1583) Müslüman 6107, Gayrimüslim 6107 kişidir.” (AYDIN, 2018, s. 70)


Gayrimüslim nüfusun fazla azalmamasına rağmen Müslüman nüfusun aşırı yükselmesi Arhavi yöresine yeni gelen ve sonradan Lazlaşacak olan Müslüman Türkler nedeniyledir.


Arhavi kazası 1486’da 32 köye sahipken; 1583 yılında köy sayısı 52’e yükselmiştir. Bu nüfus ile köy sayısı artışına sonradan gelip yerleşen ve Lazlaşan Türklerin etkisiyle olmuştur.


Hıristiyanlaşmış Kıpçak asıllı Gürcüler, Türklerle karşılaşması sonucunda sessiz-sedasız ve kısa zaman içinde Müslümanlığa geçmelerinin bir benzeri Lazlarda yaşanmıştır. İlginç olan çok önemli toplu ihtida olaylarına Rum, Ermeni, Kartveli kiliseleri bir tepki göstermedikleri gibi tarihe not düşme gereği bile görmemişlerdir. Her önemli olayı not eden özellikle saray tarihçileri Müslümanlaşan Gürcülerde olduğu gibi Lazların Müslümanlığa geçişlerinden bahsetmez çünkü Kartveliler ne Lazları ve ne de sonradan Müslüman olan Gürcüleşmiş Kıpçakları kendilerinden bilmemiş ve her zaman yabancı görmüşlerdir.
Aynı yıllarda Hemşin bölgesinde hiçbir ihtida kaydı yoktur. Ermenilerden Müslümanlığa dönen olmamıştır.
1626 yılı kayıtlarında Laz bölgesinde Hıristiyan Laz oranı % 10'un altındadır. 1626 yılının sonrası defter olan 1682 yılı kayıtlarında Laz yöresinin tamamı Müslüman’dır.
Hıristiyanlık bu insanları kuşatma altına alamamıştı ki İslam’ı kolay ve hızlı kabul etmelerinin bir sebebi bu. Diğer nedenler ise Pontus devletinin uyguladığı ağır vergiler ve Kartvelilein yaptığı sık yağma olaylarıdır.
Kalemini satmayan, yabancı elçilik fonlarından ve misyoner örgütlerinin kasalarından beslenmeyen dürüst ve onurlu Laz araştırmacılar ise:


“Lazlar İslamiyet’i kendi istekleriyle kabul etmişlerdir.” (ALKUMRU, 2005, s. 70)
“Tarihin hiçbir döneminde yöre insanının diline, kültürüne, örf ve ananelerine kesinlikle müdahale edilmemiştir.” (HATİNOĞLU, 2010, s. 24)
“Lazların, 170–180 yıllık uzun bir zamanda tamamen Müslüman olmaları, onların Müslümanlaşma konusunda baskı altında olmadıklarını kanıtlamaktadır.” (ÖZGÜN, 2000, s. 85)
Yunanlı tarihçi, “Osmanlı imparatorluğunda gelenek olarak çok gelişmiş bir dini müsamaha vardı.” (NAKRACAS, 2003, s. 201)


Laz dili


İlçeler arasındaki Lazcanın farklılığının nedeni yazı dili olmayışı ve değişik kültürlerle harmanlaşması sonucudur. Bu duruma Rumcanın ve Kartvelicenin etkisi olduğu gibi diğer sebep olarak Türkçenin katkısıdır.

Kartvelice ve Lazca ilişkisi
Kartvelist yazar, “Gürcü alfabesi Hıristiyanlıktan sonra icat edilmeyip, onu oluşturma tarihi M.Ö. 300-200 yıllarına kadar uzanmaktadır.” (İBERİELİ, 2014, s. 116) Yalandır, ispatı yoktur.
“Kolheti krallığının nüfusunu esas Gürcü boylarından olan Laz-Tçanlar ile Megreller (Eğrisi) teşkil ediyordu. Bunların kullandığı lisanın ortak adı Zanca idi.” (VANİLİŞİ, 1992, s. 10)
“Zan dili: Lazca ve Megrelce, Gürcücenin lehçeleridir.” (İBERİELİ, 2014, s. 29)
Etnik Laz çalışmalarıyla tanınan G. Kojima, “Antik Kolheti dili olan Zanca mevcut değil. Öyle dilin hiçbir eseri yoktur. Spekülasyon bile değil, bedava bir hayaldir.” (AKSOYLU, 2010, s. 55)
“Hükümet tarafından yasaklanan Megrel diline Gürcüler köpek dili derler.” (AKSAMAZ, 2000, s. 107)


“Megreller Gürcü dilini ilahi dil olarak kabul ederler.” (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 106)
“Lazca, Megrelce ayrı bir dildir diyenler, ya nesnellikten uzaklaşmışlardır, ya da birilerine hizmet etmektedirler.” (Çveneburi, sayı 28, s. 10)
“Lazlar Gürcü dilini Megreller kadar iyi kullanmaktadırlar.” (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 59)
“Lazlar çağdaş Elen kültüründen Gürcü kültürüne çok değerli yapıtları çeviri yoluyla kazandırdılar.” (VANİLİŞİ, 1992, s. 31)


Lehçe: Aynı toplumun tarihsel, bölgesel, siyasi sebeplerden dolayı (uzun zaman süresince ve birbirinden çok uzak yerlere savurması nedeniyle) dillerinde ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt. İstanbul Türkçesiyle Tatar Türkçesi; Erivan Ermenicesiyle İstanbul Ermenicesi gibi.


Dil ayrılığı iç içe duran toplumlar arasında ve birbirine bitişik coğrafyada oluşmaz. Oluşan ağızdır. Hopa Lazcası ile Pazar Lazcası ve Erzurum ağzı ile Rize ağzı gibi.
Gürcüce, Megrelce ile Lazcanın ilişkisi, yakın coğrafyadaki farklı kültürler arasında binli yıllar boyunca etkileşimin doğal sonucudur. Lazca ne Kartvelicedir, ne Kartvelicenin lehçesidir ve ne de ağzıdır. Megrelce de değildir.
Fransızca, İtalyanca, Almaca ve İngilizce de aynı kökün dilleridir. İngilizce ile Almanca farklı diller olup Almanla İngiliz kardeş ve aynı millet değillerdir.
“Bir takım sözlerin Laz ve Megrel dillerinde benzer olması, 600 yıldan çok bir zamanda Laz Krallığının, Megrellere hâkim oluşunun hatırasıdır.” (KIRZIOĞLU, 1994, s. 11)

Lazlar ve Megreller
İki toplumun dillerinde ortak kelimeler vardır ama Lazlarla Megrellerin tarihi, gelenek ve dini birlikteliği yoktur. Lazlar denize Megreller tarıma bağımlı toplumdu. Üstelik yakın zamana kadar değişik kaynaklarda yer alan Megrellerle ilgili hoş olmayan geleneklerin hiç biri tarih boyunca Lazlarda görülmemiştir.


1670’li yılda Megreller arasında gezen seyyahın gözlemleri:


“Aynı zamanda yeryüzünün en kötü kadınlarıdırlar: gururlu, muhteşem, kalleş, sinsi, acımasız ve iffetsizler. Kendilerine birini aşık ettirmek, onu ellerinde tutmak ve sonunu getirmek için yapmayacakları kötülük yoktur. Erkekler bu kötü niteliklere, kadınlardan daha da çok sahipler. Zihinlerinin çalışmadığı tek bir kurnazlık yoktur; hepsi hırsızlık yapacak şekilde yetiştirilmişler; hırsızlığın inceliklerini iyice öğreniyor, bunu iş ediniyorlar, zevk ve onur duydukları bir iş bu. Yaptıkları hırsızlıklar son derece memnun bir şekilde anlatıyorlar; hırsızlıkları için övgü de alıyorlar; en büyük şereflerini hırsızlıkla kazanıyorlar. İnsan öldürme, cinayet, yalan, bütün bunları iyilik sanıyorlar. Birbirlerinin eşlerini kaçırıyorlar. Arsızca fark gözetmeksizin halalarıyla, teyzeleriyle, yeğenleriyle, kız kardeşleriyle evlenebiliyorlar (s. 119). Megrelya'da çocukların eğitimi, abartısız yeryüzünün en kötülerindendir. Baba çocuklarını hırsızlığa, anne de şehvetperestliğe eğitiyor (s. 124). Komşularının çocuklarını kaçırıyorlar ve bunları satıyorlar; hatta kendi çocuklarını, eşlerini ve annelerini bile satıyorlar.(CHARDIN, 2014, s. 126)
Günümüzde bile Gürcistan’da Megreller için “O kadar çok hırsızlık olayları olmaktadır ki, mahkemelere bu davalara bakmaktan gına gelmiştir.” (MANVELİŞVİLİ, 2005, s. 111)


Megreller’den ve Svanlar’dan Müslümanlığı kabul eden olmamıştır.


LAZCA-TÜRKÇE İLİŞKİSİ
“Lazcayı Ural-Altay dilleri arasında göstermenin en büyük nedenlerinden biri de bu dilin eklemeli olmasından kaynaklanmış olabileceği gibi; cümle bilgisi, şekil bilgisi bakımından da Ural-Altay dil yapısına benzerlik göstermektedir (s. 14). Lazca-Türkçe cümle yapısındaki Özne-Tümleç-Yüklem benzerlik göstermektedir.” (Lazca Dilbilgisi, Arhavililer vakfı, 2006, s. 48)


Lazlarla Türkler arasındaki bağlantının Osmanlıdan öncelere uzandığının önemli delili de eski yer adları arasında görülen bolca Türkçe kelimelerdir.


Arhavi’de dağ-yayla adları
Çarpıcı örnek olması açısından Arhavi’nin yayla ve dağ adlarını ele alalım. Bilindiği gibi Laz bölgesinde yalnızca Arhavi’de Hemşinli Türkler yer almaz ve dolayısıyla Türkçeden etkilenme olayı olmaz.
“Acıgöl, Agara, Ağra, Akıncılar, Alacagöl, Armani, Arpaçayi, Aydınlı, Balıklı, Ballıdere, Baş, Baş Obelmela, Bataklık, Ciha, Cinek, Çamlık, Çatak, Çatal, Çatkaya, Çukur, Demirağa, Didi, Didruba, Dikme, Doloktoni, Geçkaperi, Gerçek İsina, Goçkideri, Güloğlu, Güneşli, İsina tepesi, Kavak, Kayadibi, Kızıl, Kireçlik Serisi, Kitmiri, Kocakari, Konaklı, Koyun, Kvaçaci, Mağara, Mete, Metu, Nefer, Noğadidi, Nopapen, Noteği, Okangiloni, Okanshone, Orta, Ortadaği, Parih, Pınarlık, Sazlık, Sevail, Sırt, Soğuksu, Şenyurt, Şeval, Taşdibi, Taşlık, Vat, Yurt, Yazlık.” (ÖZBAY, 2010, s. 20)


Bir başka Arhavili İmdat Bey’in kitabında Arhavi’nin tepe, dağ ve yaylaları:
“Afyonbaba tepesi, Agarabaşı tepesi, Agara yaylası, Alacagöl yaylası, Arpaçayı yaylası, Balıklı yaylası, Çağıl yaylası, Çamlık yaylası, Çatalkaya yaylası, Dağişti dağı, Demirkapı yaylası, Dikme yaylası, Güliş rakani yaylası, Kayadibi yaylası, Kızıltepe yaylası, Kocakari yaylası, Koyunlu yaylası, Kumarlı yaylası, Kvakunçuli yaylası, Marsis tepesi, Nopapeni yaylası, Salıkvan Geçidi yaylası, Sazlık tepesi, Sazlık yaylası, Sırtyayla, Soğuksu yaylası, Taşlık yayla, Tupaynı tepesi, Yeni yayla, Yurt yayla.” (ÖZÇAKMAK, 2014, s. 15, 306)
İlçede Türk yok, Türkçe yok (eskiden). Lazcadan fazla öz Türkçe yer adı nasıl oluştuğunu açıklayabilen yok. Bu yerlere bu adları verenlerin akıbetlerini bilen yok. (Lazlaşan Türklerdir)
Kayadibi yaylasındaki kayalardaki tamgaların sırrı açığa çıkarsa Arhavililer için yeni ayak seslerinin ilginç sonuçları doğabilir.

Lazca-Türkçe ortak bazı kelimeler
Farsça ve Arapça kökenli kelimeler de Türkçe aracılığı ile Lazcaya geçmiştir.


Kelimelerin çoğu akademisyen Metin Erten Bey’in sözlüğünden alınmıştır.


Tangri: Tanrı. (ERTEN, 2000)


Osmanlıcada Tanrı sözü yoktur ve günümüzde bile dinden geçinen-dinci geçinenler Fars’ın Huda’sını, Yezdan’ını, Yahudi’nin Rab’ını kullanmakta sakınca görmezken, Türkçe Tanrı sözünü kullanmaktan şiddetle kaçınırlar. Halbuki Arapların Allah’ı yokken Türklerin Tanrı’sı vardı.


Orhun Anıtlarında Tengri: Tanrı. (ORKUN, 1994, s. 1277) Kuman/ Kıpçakça Tengri: Tanrı. (GRÖNBECH) “Kırım Karayları (Karaimler) Tanrı’yı, Tengri diye isimlendirmektedirler.” (SULEYMANOV, 2013, s. 21) DLT’te Tenğri. Altaylar’da Tanrı Dağları.


Lazlar bu sözü nerede, ne zaman, nasıl ve kimlerden aldı? Gizemini koruyan ve cevabı muamma olan çokça sorulardan biri de budur.


epe eki, Lazcada çokluk/ ler-lar ekidir.


Gürcüce -pi”edatı cemi (çoğul) edatıdır. (BERKOK, 1958, s. 145) Gürcüce eb-i çoğul ekidir. Artvin Gürcücesinde -ep çoğul ekidir. Cvar-ep gibi.
-epe, kökü ep’tir. “Türkçede ep, çok anlamı verir.” (GÜLENSOY, 2007, s. 335)
DLT’te (Divan-i Lûgati Türk-1072) ep: Pekitme ve abartma edatı. (c. I s. 34)


uci: Kulak, “uç”tan.
çhindi: Burun, “çıkıntı”dan.
burguli: Diz, “bükmek”ten.
çenge: Çene.


buyuği: Bıyık.


baba: Baba.


nana: Ana.


N-ana. Lazcada bazen adların önüne anlama etkisi olmayan ses veya hece gelebilmektedir. M-boş: Boş. M-boli: Bol. M-duti: Dut. N-akisi: Aksi. N-caği: Şiş. N-çori: Bulaşıcı hastalık. Kıpçakça çor: Hastalık. (TOPARLI) O-tan-u: Gün ağarmak, Y-ege: Eğe…


Sessiz harfle biten adların sonuna sesli harf gelebilmektedir. Ceb-e: Cep, mahsus-e: Mahsus. Komil-o, Sarp-i, Tomar-a…


dadi: Hala, teyze.


halaği: Kadın hizmetçi.


oge: Üvey.


Özbekçe oğey. Uygurca ögey. (NECİP, 1995) Hakas Türklerinde ööy. (ARIKOĞLU) Kafkasya’da Kıpçak kökenli Malkarlarda öge. (TAVKUL, 2000) Kırgızca öğöy: Üvey. (YUDAHİN)


milleti: Millet.


kuçuğay: Şubat. Küçük ay’dan.
çuruğay: Temmuz. Çürük ay’dan.


koçi: Adam; koçari: Genç. Gürcüce koçi: Koç.
EAT koç: Sağlıklı ve iri yarı genç, delikanlı. (ÇAĞBAYIR) TDK Büyük Türkçe sözlükte koç: Sağlıklı, gürbüz, genç erkek. Bulgarca koçar: Koç çobanı. (ACAROĞLU, 1999, s. 151) Artvin’de koççeri (koç çeri: koç asker) adlı oyun oynanmaktadır. (ÜNSAL, 1999, s. 175)
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş nedenlerini tespit eden Koçi Bey, Hammer tarafından Türklerin Montesquieu'i olarak tanımlanan Türk tarihçi diye belirtmektedir.
genci: Genç.


cinsi: Sülale.


çkari: Su. Uygurca çikar: Kaynak, memba. (ÖTUNCER, 2006, s. 115) Çıkmaktan.
imedi: Umut. Umut’tan.
umuteli: Fakir. Umutsuz, mutsuz’dan.


savaş-barış/ harp-sulh: Lazca karşılıkları yoktur, Türkçe gibidirler.
buki: Çürümeye yüz tutmuş ağaç. (HATİNOĞLU, 2010, s. 216) Bük-i, kelimenin kökü bük’tür. DLT’te bük bük: Sık ağaçlık. Eski Türkçe bük: Ağaçlık. (ÇAĞBAYIR) Bük, Filibe’de yerleşim yeri. (AYHAN, 2013, s. 368)
obğe: Yuva, oba’dan.
ocaği/ çufleti: Aile. (ERTEN, 2000) Azerice külfet: Aile. (ALTAYLI, 1994) Eski Türkçe ocak. (ÇAĞBAYIR) DLT, Eski Uygurca (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça: Oçak. (TOPARLI) Altayca ocok. (NASKALİ)


“Kafkasyalılar ocağa kutsallığa yakın önem veririler. Adiğeler oncek, Çeçenler ve İnguşlar oçakh, Karaçay-Malkarlar ve Kumuklar oçak, Avarlar ve Laklar oçag, Kübeciler oçag, Lezgiler ujak derlerdi. Ermeniler ocakh, ocahi kelimesi aile-hane halkı anlamına gelmektedir.” (BİLGE, 2015, s. 422)
ohori: Ev, “ahırı” çağrıştıran sözcük.
bgaraş ohori: Yas evi, ağıt yakılan ev, ölü evi. (AKSOYLU, 2010, s. 228) Bgaraş, bağırmak’tan.
hayati/ hayat: Balkon. EAT hayat: Avlu. (ÇAĞBAYIR) Kıpçaklarda hayat: Koridor. (MALACILI) Azerice hayat: Avlu. (ALTAYLI, 1994)
poğarı: Pınar. Bölgede poğar, puhar: Pınar.
yangazi: Geveze, yaramaz. (ERTEN, 2000)
DLT’te yanşak: Geveze. EAT. yangaz: Kavgacı, aksi, inatçı, huysuz kimse. (ÇAĞBAYIR)
çeper: Çit. Eski Türkçe çep-mek: Çevirmek. (TIETZE) Azerice çeper: Çit. (ALTAYLI, 1994) Kerkük’te çapar: Çalı ile yapılmış bağ ya da bahçe çıtı. (HÜRMÜZLÜ, 2003) Türkmence çeperi: Çit. (ÖLMEZ, 1995) Ahıska’da çeper: Çit.
kerani: Döşeme altı. (ERTEN, 2000)
Keran ev: Kabuğu yontulmuş tomruklardan yapılan kütükten ev (İkizdere).
Hopa Hemşin’de gerani: Ağaç türü. (ALTUNKAYA, 2012) Hemşin’de keran: Kereste. (GÜNDÜZ, 2002), Maçka’da keran: 1. Tahta çit. 2. Yapım işlerinde kullanılan kerestelik. (EMİROĞLU, 1989)
Ermenice keran, lasdag, gaym: Direk, kiriş, kalas. (GOSHGARİAN)
“Pontus dilinde keranin, direk anlamında olduğu, Rum kaynaklarında ise kelimenin kökeninin belirsiz olduğu belirtilir.” (KARAGÖZ, 2003, s. 17)
“Eski Türklerin, ağaçtan yaptıkları ve üstünü dallarla örtükleri yapıya kerekü deniliyordu.” (ESİN, 1978, s. 6) Uygurlar, mağara evlerini kerem adı ile anıyorlardı. (ÖGEL, 2000, c. III s. 71) Başkurtlarda bürene: Kütük yapılı basit ev. (RUDENKO, 2001, s. 258) Kırgızca kerege: Keçe evin duvarını teşkil eden ağaç kafes. (YUDAHİN) Azerice keren: Yontulmamış kalın ağaç, kalas, direk, kütük. (ALTAYLI, 1994) Kazaklarda kerege: Evin duvar ağaçları. (ERQALİVA, 2000, s. 125) DLT’te keregü: Kışlık ev.


agişi: Maşa. (ERTEN, 2000) Yunanca timpida: Maşa. Gürcüce maşa: Maşa. Ermenice uneli/ pırniç: Maşa.
Kamus’ta anış: Kovandan gömeci kesip balını alan alet. DLT’te egiş: Maden eritildiği zaman çıkan pislik. Farsça agüs: Taşçıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem.
Eğiş> eğ-mek. Osmanlı Türkçesinde eğiş: Ucu çengelli demir. (ÇAĞBAYIR)
Türkçe eğiç: Eğmekten. (EYUBOĞLU, 1995)
“Ateş karıştırmak için kullanılan alete eğiş… adları gibi en eski Türk izlerini taşır (s. 49). Kara Kırgızlar, ateş maşasına arış adı veriyorlardı. (ÖGEL, 2000, c. IV s. 285)
Kazakça askış: Çengel. (KENESBAYOĞLU) Terekemelerde eğiş: Teknede hamuru kazıyan maşa. Türkmence kesevi: Ateş kancası, maşa. (ÖLMEZ, 1995)
karauli: Bekçi. Türkçe karavul: Bekçi, müfreze, keşif kolu. (ÇAĞBAYIR) Kazak Türklerinde karavil: Düşmanı gözetleyen gözcü. (KENESBAYOĞLU)


ten: Nem. DLT’te tenğ: Göl, bataklık (ıslaklığı çağrıştırmakta). Orta Türkçe ten: Nem, çiğ. (GÜLENSOY, 2007)
hediği/ hediki: Kar ayakkabısı. (ERTEN, 2000)
“Yunanca ğetik, yetik: Çizme.” (KARAAĞAÇ, 2008) Ermenice harik: Keçi kılından ayakkabı ve muyg: Çizme (CÜMBÜŞYAN); hedk: İz. (GOSHGARİAN)
Eski Türk Yazıtları’nda etük: Ayakkabı, papuç. (ORKUN, 1994) Eski Uygur Türklerinde etük: Terlik, çizme. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te etük: Papuç. Kafkasya’da Kumuk Türklerinde etik: Çizme. (NEMETH) Çağatay Türkçesinde itük: Çizme. (KUNOS, 1902, s. 94) Kazakça ve Özbekçe etik, Tatarca ve Başkurtça itik, Kırgızca ötük, Türkmence edik: Çizme. (KTLS) Tuva Türklerinde idik: Ayakkabı. (KUULAR) Kuman Türklerinde etik: Kısa çizme. (GRÖNBECH)
Kıpçaklarda etikçi: Ayakkabı ve çizme dikip yapanlar. (SAFRAN, 1989, s. 82)
pasğa: Derme çatma kulübe.


Bölgede yaygın kelimedir. Şavşat, Yusufeli, Hopa/ Hemşin, Artvin, Sürmene, Köprübaşı, Trabzon, Maçka, Hemşin, Çayeli, Kalkadere, İkizdere... aynı sözcük, aynı anlamdadır. (COŞKUN, 2013, s. 386)
Gürcüce patsha: Sazdan veya kamıştan yapılmış köy evi ve mazra: Mezra. (ARISOY, 2010) Paskha: Abazalarda ev. (BİLGE, 2015, s. 625)
Çağatayca pahsa: Kıl ve çamurdan yapılmış bina. (KUNOS, 1902, s. 161) Moğolca bosha: Mezar. (LESSİNG) Eski Türkçe pahsa: Sur. (ATALAY, 1936) Kırgız Türklerinde baksa: Çit çamurundan ev duvarı. (YUDAHİN) Ağaç kıtlığını dikkate almak gerek.
“Başkurt Türklerindeki mesken avluları ikiye bölünmüş, bir bölümünde hayvan ağılı bulunmuş, diğer bölümü baksa haline getirilmiştir.” (RUDENKO, 2001, s. 292)
“Harzemşahlılar döneminde Türkmen boyu Sakarlar geldikleri Lebap şehrindeki bazı bina çeşitlerine ‘pağsa divalı öyler’ derlerdi. Manası ‘balçık duvarlı evler’dir. Lebap şehrinde kurumuş balçığa pağsa denilmektedir.” (BEYOĞLU, 2000, s. 73)


Karadeniz bölgesinde balçığın yerini ağaç almıştır.
perneği: Yaylaya çıkmayan hayvanlarını başkasına emanet eden.


“Pörnek/ Pürnek’ten. Türkçe bernek, barınmak’tan. Eski Türkçe bernek, pernek: Barınmak. Bernek sözünün Rumca’dan Türkçeye geçtiği ileri sürülür. Bu sav doğru değildir. Doğu Karadeniz yöresinde konuşulan Rumca’da pek çok Türkçe sözcük vardır. Bu sözcüklerin bir bölümü Rumcalaşmıştır, ancak kökeni Rumca değildir. Doğu Karadeniz yaylalarında yaylanan Çepni obalarında, başta komşularından koyun alıp yaylalamak, otarmak eylemi yaygındır. Bu işe yöre ağzında bernek, barnek, pernek, pernak, bornek, bornak, purnek, pirnek, burnek gibi isimler alır.” (EYUBOĞLU, 1995) (Geniş bilgi için bk. PÜRNAK, YER ADLARI)


kalivi: Mısır tarlalarını domuzlardan korumaya yarayan özel bir barınak. (ERTEN, 2000)
Maçka, Sürmene, Yomra, Çaykara, Dernekpazarı, Akçaabat, Hemşin, Ardanuç, Artvin, Rize, Çayeli, İkizdere, Araklı’da kelif, kalif, kaliv aynı anlamdadır.
Yunanca kalivi: Küçük baraka ve kalybion: Kulübe.
“Yunancaya Anadolu dillerinden geçen klabe ya da Farsça külbe kelimesinden kelif türemiştir.” (EMİROĞLU, 1989, s. 149)
Uygurca kalik: Kamıştan yapılan ağıl. (ÖTUNCER, 2006) Kıpçakça kelik: Avcı kulübesi ve ğalupa: Mesken. (ARIKAN, 2006, s. 279) DLT’te kalıma: Yüksek çardak. Başkurtça kaliv: Kalmak. (KTLS) Azerice kalafa: Harabe, yıkılmış bina kalıntısı ve kuful: Ağacın kurumuş yerinde meydana gelen boşluk, oyuk. (ALTAYLI, 1994) Kazakça kaluv: Kalmak. (KENESBAYOĞLU) Kosava Türklerinde koliba: Eğrelti yapı, baraka. (TUNUSLU, 2005, s. 442) Nahçıvan’da kuful: Ağıl. (GULİEV, 2010)
Kalif, Türkistan’da Ceyhun ırmağı civarında yer adı. (AYDIN, 1989, s. 26)
balabani: Yoz atmaca, atmaca, şahin. (BUCAKLİŞİ, 1999, s. 9)


Kıpçakça balaban: Şahin, doğan. (GÖKBEL, 2000, s. 198)


ispiri: Atmaca türü. Osmanlı Türkçesinde de aynı. (ÇAĞBAYIR)
ilhi: Sürü. (BUCAKLİŞİ, 2007, s. 379)


Orhun Anıtlarında yılkı: At sürüsü. (TEKİN, 2003, s. 115) Kutadgu Bilig’de yılkı: Hayvan sürüsü. (BAYRAKTAR, 1991) Türkçenin en eski deyişi yılkı: Sürü. (hayvan) (ÖGEL, 2000, c. I, s. 29)


tuyleği: Bir taşını doldurmuş atmaca. (BENLİ, 2004, s. 12) Tüylenmek’ten.
kapkapi: Hortlak (AKSOYLU, 2010, s. 342) kapmak’tan.
bizi: Arının iğnesi (ERTEN, 2000), biz’den. (GÜLENSOY, 2007)


Kuman/ Kıpçakça biz: Deri dikmekte kullanılan bir çeşit tığ gibi âlet. (GRÖNBECH)


moduli: Verimli toprak. (ERTEN, 2000) Türkçe modul: Verimsiz tarla. (ÇAĞBAYIR)


cuneli: Güneli, güneşi çok alan arazi.
zeni: Düz. Azerice zemi: Tarla, arazi. (ALTAYLI, 1994)
afkur: Köpek havlaması (BENLİ, 2004); Arhavi’de avkur: konuşması istenmeyen kişinin sözünü kesmede kullanılır. (HATİNOĞLU, 2010, s. 212) Fındıklı, Pazar ve Ardeşen’de afkurmak.
Trabzon-Rize ve ilçelerinde ortak sözcüktür. Artvin’de afkurmak, hafkurmak, çankürmak.
Türkçede afkurmak: An(ğ), anğırmak, anırmak’tan. (EYUBOĞLU, 1995)
akiri: Yanlamasına. Pazar’da arkiri: Düz yol.
Trabzon ve Rize’de yaygın sözcük olup düz veya yanlamasına anlamındadır.
“Bulgarca aykir, ıykir: Dik yokuş, bayır, yamaç ve hoykıri: Ters, çapraz.” (KARAAĞAÇ, 2008)
Eski Türkçe aykırı: Çaprazlamasına, yanlamasına. (ÇAĞBAYIR) Eski Uygurca akru/ akuru: Doğru ve arkurmak: Çapraz geçmek. (CAFEROĞLU, 2011) DLT’te arkuk: 1. İki duvar veya iki direk arasına çapraz olarak konulan ağaç. 2. Aykırı. Kuman Türklerinde arkırı: Eğri, meyilli. (GRÖNBECH) Kıpçakça arkurı: Çarpık, yanlamasına. (TOPARLI) Kazakça aykıra: Çapraz, çaprazlamasına. (KENESBAYOĞLU) Gagauz Türklerinde aykırı-buykuru: Eğri-büğrü. (BASKAKOV, 1991)
kap: Kap. DLT’te kap: Kap, tulum, çuval, dağarcık, anasının karnında çocuğun bulunduğu torba. Eski Uygurca kab: Deriden torba. (CAFEROĞLU, 2011) Kıpçakça kab: Kılıf, muhafaza. (TOPARLI)
ç’ilili: Kemençe ve pilili: Kaval. (ERTEN, 2000)


Moğolca kikili: Keman. (LESSING, 2003, s. 471) Altay Türkleri, telleri at kılından yapılmış iki telli kemençeye ikili diyorlardı. (ÖGEL, 2000, c. IX, s. 272) Kafkas Kumuk Türklerinde cıkı: Kemençe. (PEKACAR, 2011, s. 92)
doğdi: Balta vb. araçların sap takılan kısmı (ERTEN, 2000), dövmek’ten.
çapla: Soyulmuş, çıplak kalmış, çıplak’tan.


hampa: Zengin, varlıklı. (ERTEN, 2000)


Azerice hampa: Eskiden köy zenginlerine, zengine verilen ad. (ALTAYLI, 1994)


harafanaşi: Birlikte yemek, içmek ve eğlenmek amacıyla düzenlenen eğlence.


Farsça harifane: Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan. Herfene: Düğün ve bayramlarda gençlerin birleşerek bir kuzu keserek yemeleri. (ÇAĞBAYIR) Bölgede harafana.
kuruti: Kurutulmuş çökelek. (Arhavi Vakfı)
DLT’te “kurut: Çökelek, yağı alınmış yoğurttan yapılan lor peyniri.” “Türklere ait kurut: Peynir çeşidi.” (ÖGEL, 2000, c. IV s. 32) Kıpçaklarda kurut: Bir çeşit peynir. (SAFRAN, 1989, s. 153)
yaluği: Mendil. (ERTEN, 2000) Lazca’da mendil ve çevre sözcükleri de mendil anlamında kullanılan diğer sözcüklerdir.
İkizdere’de yağluk: Havludan küçük, mendilden büyük bir çeşit mendil. Hemşin’de yağluk: Mendil. (GÜNDÜZ, 2002, s. 87) Çamlıhemşin’de yağluk: Mendil. (ULUSOY, 2002) Şalpazarı’nda yağlık. Araklı’da yağluk. Akçaabat’ta yağluk. (GEDİKOĞLU, 1996)
Kaşgar’da yağlık: Mendil. (ARATAN, 1965) Kıpçakça, Kerkük’te, Türkmence, Uygurca, Tatarca yağlık: Mendil. Gagauzlarda yaalık. (BASKAKOV, 1991) Çağatayca yağlık: Mendil. (KUNOS, 1902, s. 96)
yenlihi: Hafif. (BENLİ, 2004, s. 13)


DLT’te yenik: Hafif. Eski Uygurca yingil: Hafif. (CAFEROĞLU, 2011) Kutadgu’da yinik. (BAYRAKTAR, 1991) Özbekçe yengil. (YUSUF, 1994) Kumanca yengil. (GRÖNBECH) Kazakça c(y)enil. (KENESBAYOĞLU) Kıpçakça yengil (TOPARLI); yünül: Hafif. (AGAR, 1989) Altayca c(y)enil. (NASKALİ, 1999) Kafkasya’da Malkar Türklerinde cengil. (TAVKUL, 2000) Azerice yüngül. (ALTAYLI, 1994) Kumuk Türklerinde yengngil. (NEMETH) Kerkük’te yüngül. (HÜRMÜZLÜ, 2003) Çağatayca yinkil: Hafif. (KUNOS, 1902, s. 106)
İlancuği: Kan çıbanı ve bademcik gibi hastalıklara iyi geldiğine inanılarak boyna asılan ve üzerinde yılan resmi bulunan madeni para. (BUCAKLİŞİ, 2007, s. 379)


Eski Türklerde ve bölgede yaygın inanıştır. (COŞKUN, 2013, s. 346)


çoçki: Cıvık çamur. Çoç: Bataklık. (ÇAĞBAYIR)


yayimi: Otlak, mera, yayılmak’tan.


yayili: At arabası, yaylanmak’tan.


hargi: Ark. Hark, Türkçe kelimedir. (Türk Dili II, Anadolu Üni. Ön lisans s. 16) Moğolcahargi: Akarsuyun hızla akan yeri. (LESSİNG)…
zabuni: Hasta. Farsça zabun/ zebun: Güçsüz, zayıf. (ÇAĞBAYIR)


hinci: Köprü. Gürcüce hidi: Köprü. Hid, Alan kökenli olup köprü anlamındadır. (GOLDEN, 2006, s. 88) Macarlarda hid: Köprü. (ECKHART, 2010, s. 5)


evedi: Acil, hızlı. (ERTEN, 2000) Bölgede evetlemek, evedi, aynı anlamda olup yaygın sözcüktür.
DLT’te evekli: Acelecilik. Kazakça ebelektev: Tez tez hareket etmek, yerinde duramamak, oradan oraya koşmak. (KENESBAYOĞLU) “Karahanlı Türklerinde ev-mek, evit-mek: Acele etmek.” (ÜŞENMEZ, 2006) Kutadgu’da iveklik: Acelecilik, acele hareket etme. Kıpçakça ev-mek: Acele etmek. (TOPARLI) Gagauz Türklerinde alatlamak: Acele etmek. (BASKAKOV, 1991) Kumuk Türklerinde algasa-mak. (NEMETH, 1990) Çağatayca ivmek: Acele, çabuk. (KUNOS, 1902, s. 94)
tabaki: Bir hayvan hastalığı.


Türkçe tabak: Hayvan hastalığı. (şap) (ÇAĞBAYIR) Gagauzca talaf: At hastalığı. (BASKAKOV, 1991) Azerice dabah: Hayvan hastalığı. (ALTAYLI, 1994) Terekemelerde dabak.


tepuri: Ahşap sini. “Tepir sözü Türkçe olup tepir, tahtadan yapılan uzunca tepsi.” (ÖGEL, 2000, c. IV s. 145) Altay Türklerinde tepiş: Ağaçtan yapılan büyük tabak. (NASKALİ) Kırgızca tepşi: Tepsi. (YUDAHİN) Kafkasya’da Malkar Türklerinde tapşek: Bardak altına konan tabak. (TAVKUL, 2000) Ahıska Türklerinde tepur: Yer sofrasının ufağı. Tepir: Tahta tabla. (ÇAĞBAYIR)


Lazca-Türkçe diğer ortak ve benzer sözcüklerden birkaçı


Lazca’da sessiz sesle biten kelimelerin sonuna anlama etkisi olmayan sesli harf (genelde –i) ilave edilmektedir. Lazca’da eylemin farklı farklı kullanım biçimi çok zengin iken; isimler yönünden fakir olduğu görülmektedir.


Hopa/ Hemşincede olduğu gibi Türkçe’deki ö, ü sesleri Lazca’da da o, u ve Türkçe ı sesi de i ye dönüşmektedir.


Genel kelimelerden


Adeti: Adet, örf, gelenek. Hazi: Haz. Haziri. Em: Hem. Ho: He, evet. İkbal. İkrah. Evveli. Cadahi: Cedak, işlek yer. Bereket. İştah. Baht. Kolayi: Hayde. Ezap. Bazi. Becit. Ahi: Ah çekme. Ey gidi. Oği: Önü. Hali: Hal. Kabahat. Çare. Derdi. Çise. Çispet: Görünüş. Namusi. Navloni. Kavuli: Kavli. Keskin. Ha: Ham. Hakole: Ha böyle. Ağu. Çereci: Kireç. Kopeli: Kopel, piç. Borç. Sifteneri: Siftah. Hurda: Bozuk para. Sahtiyani. Hile. Şaka. Şana, şahane’den. Şeni: Şen. Huvarda. Puskuli. Paçaura: Paçavra. Fukara. Zengini. Çise. Çuruk: Çürük. Sağlami. Sakati. Verane: Viran. Haseti. Nesibi. Nezuği: Nazik. Tumbi: Tümsek. Şozi: Şuz/ kuz/ yoz. Sefali. Nuhusa: Loğusa. Pinti. Beti: Çirkin, bet. Fortuna: Fırtına. Yazi: Yaz. Kusuri. Bolaki. Sefi: Sehven. Cebe: Cep. Suri. Kevi: Kavi. Hovi: Hov. Topi. Oki: Madem. Koki: Kök. Meraği. Dubara: Numara, hile. Encami. Tirtini: Titreme. Zaği: Zar. Zai: Zayi. Zanaati. Lafi. Lakirdi. Tanu: Işık saçmak, tan’dan. Yuzini: Sığ, yüz’den. Veresiye. Kilavi: Kıvamını vermek. Vesvesi, dizim, timya, sefili… gibi bolca kelimeler Lazca içinde yer almaktadır.


Destan. Culturi: Kültür. Fikir. Ders. Şairi. Dunya. Saati. Dekike. Para. Ağa. Asker. Karakol. Avci. Toktori: Doktor. Sureti: Resim, fotoğraf. Harfi. Mektebi. Memuri. Muduri: Müdür. Lira. Hastane. Hekim. Kirva: Kirve, Laci: İlaç. Ekyani: Yaşıt. Memleketi. Musafiri. Çoyi: Köy. Sokaği. Meseli: Masal. Kurbeti: Gurbet. Orospi. Sari: Sarı renk. Kişi: Kış. Meci: İMC. Sevda. Yetimi. Kekeçi: Kekez.


Kuatro: Guart. Yeli: Romatizma. Nuzuli: Felç. Zatura. Pambuği. Akrepi. Çebiçi…


Dini ritüellerden
Alla: Allah. Hoca. Şeytani. Halali: Helal. İskati. Hemail. Marazi: Maraz. Gavuri: Gavur. Rameti: Rahmet. Remezani. Kilise. Bayram. Cazı: Cadı. Ehlaki: Ahlak. Mezare: Mezar. Haram. Gunahi: Günah. Ğezepi. Gazap. Divi: Dev. Emrazi. Harami. Hayrati. Nazari. Cenneti…


Yemek-meyve-sebze türleri


Katuk: Katık. Kavurma. Muhlama. Bureği: Börek. Sutli/ Sutlaci. Pancari (yemek türü). Pekmezi: Pekmez. Hoşafi. Çirbuli: Çılbır. Baklava. Acika. Lavaşi. Karğana: Omlet. Halva: Helva. Sayaği: Sarı yağ, tereyağı. Yaği: Yağ. Yağli: Yağlı. Zeytini. Sarma: Dolma. Lobia: Fasulye. Soya lobya. Pipei: Biber. Makarina. Nuhudi: Nohut. Pahla: Soya fasülyesi. Turşi. Ulafi: Yulaf. Hurma. Sari hurma. Vişne. Portikali. Muşmurla: Malta eriği. Yerema: Yer elması. Karpuzi. Guli: Gül. Limon. Tutuni. Lapaza. Alafi. Şeker. Çehni: Çeşni…


Araç-gereçler


Çirpi. Demirci. Çahra. Ğurni: Oluk, kurna’dan. Musluği. Kalobi: Kalıp. Kança: Elbise askısı. Nacaği. Nalini. Pantuli. Çapula. Çevre: Mendil. Çoha: Çuha. Çeyizi. Çadri: Çarşaf (Çadır’dan). Caği: Cağ. Fitikozi. Yorğani. Fitili. Çulungi: Külünk. Cuski: Küskü. Şakuli. Sapani. Saponi: Sabun. Sedefi: Düğme. Fuçı: Fıçı. Peri. Sahtiyani: Derici. Papuri: Vapur. Kerizi: Kerhiz. Yomluği: Yemlik. Kupli: Kuplu. Sakizi. Kurşuni: Kurşun. Serenderi. Sungeri. Ilıcağı. Puğari. Posti. Papuç. Araba. Avla. Kave: Kahve. Ahiri: Ahır. Sacaki: Sacayağı. Kondağı: Bebek kondağı. Kopali: Kopal. Kopça. Batman. Okka. Kordela: Kordele. Kui: Kuyu. Kulunci: Kulunç. Topaçi. Tufeği. Kumaşi: Kumaş. Hezari: Hızar. Çahra. Kazuği: Kazık. Gazyaği. Şuşe: Şişe. Potini. Beri: Ağıl. Leşi: Leş. Kina: Kına. Sungi. Suseri. Perde. Kirnabi: Kırnap. Lağumi: Dinamit. Hane. Hapisi. Makasi: Çatıdaki makas görevini gören mertekler. Merze: Mezra. Skembi: İskemle. Kofa: Kova. Tabaka. Zinciri. Zigara: Sigara. Hargi: Ark. Çıkrık. Gubi: Küp. Divitini. Palaska. Çikiyuği. Çağil: Çakıl. Beli: Bel (toprak için). Çapa: Kazma. Kantar. Yastuğ. Çayır. Çatma. Sacayak. Sağani. Sanduği. Tepsi. Teneke. Posti. Selenderi. Uruba. Suseri. Musluği. Davarciği. Bucağ. Başluğ. İşdon. Kayiş. Yazma: Baş örtüsü. Şarba. Kadife. Kiliçi. Çimçiri: Şimşir…


Milliyet adları


Acara, Arapi, Rusi, Çingane, Kurdi, Yunani, Rumi, Turki, Hiristiyani… Milliyet adları da Türkçe gibidir.


Horon adları


“İki ayak, Hemşin, Dik horon, Rize düz horon, Kız, Papilat, Memetina, Rinanay, Sürmene sallaması, Akçaabat sallaması, Horon kurması, Sıksara, Bıçak.” (SOYSÜ, 1992, s. 29)
“Arhavi’de horonlar: Arhavi canlısı, Memetina, Papilat, Hemşin horonu, Yüksek Hemşin, Sarızambak” (Arhavi, dergi, yıl 1, sayı 1, s. 29) ve “düz horon, Deli horon, Kız horon, Cilveloy horon, Atabar horon.” (HATİNOĞLU, 2010, s. 174)


Horon naraları


Arhavi Lazcasında, “gel başa gel, al oyna, sıra geç sıra, geç de kırıl, geç-geç, gel beri gel, kol üstü ses ver, vur içeri vur, bir var bir, git-gel-dolaş, geç-gelme, geldi ses ver, olmadı bir daha, üstur-sondur” (ÖZBIYIK, s. 26) horon haykırışları Türkçedir.
Lazlarda “ha uşak ha, kim ola kim, eller yukarı, hizaya gel, alaşağı, geldi gelecek, olmadı baştan” (SOYSÜ, 1992, s. 29), “Aha geldi, hayde hayde, gitme gel bana” (Gola Gza, s. 85) gibi nidalar Türkçedir.


Keçi-koyun adları
Arhavi’deki Hatinoğlu sülalesinin geçmişteki meslekleri küçükbaş hayvancılığı idi.


Şinasi Bey’in son kitabında tespit ettiği keçi ve koyun türlerinin sayısı 30’un üzerindedir. (HATİNOĞLU, 2013, s. 55) Gariptir, aralarında Lazca olan bir ad yoktur.
Keçi adları: 1) Kastan: Navroz, Kaşka, Pellik, Ardıboz. 2) Navroz: Kaşka, Ardıboz, Kiyik, Pellik. 3) Açiyoz: Navroz, Kaşka, Kiyik, Pellik. 4) Kaşka: Kemer Kaşka, Siyah Kiyik, Siyah Pellik, Ardiboz Kaşka. 5) Gula: Ğula Kaşka. 6) Mor Kaşka. 7) Manos. 8) Mor.
Koyun adları: Sarı Yapraklı, Sarı Kura, Karaçal, Sırs, Sarı Çil, Boz Yapraklı.

Atmaca adları


Kırgız Türklerinde kartal, Lazlar arasında atmaca yaygındır.


“Atmacalar tüylerinin rengi ve şekillerine göre üçe ayrılır: Karalar, Kızıllar, Sarılar. Karalar: Kara. Karanın ufağı. Karanın büyüğü. Kara kızıl. Mçita kara. Boz kara. Açık kara. Kel boz kara. Beyaz açık kara. Karanın ispiri.” Diğer türler de benzeri bir tekrardır. (Laz Kültürü Üzerine Notlar, 2011, Lazika Yayın koll. sayfa 66)


Diğer birkaç türler: Çaylaği. Kuşkuşi: Hindi. Bulbuli: Bülbül. Tai: Tay. Akrebi: Akrep. Kolig: Kolik. Tohli: Toklu. Şişeği: Şişek. Zardava: Zerdava. Karğa. Çebici: Çepiç…
 


İnek adları
Alaca, altuna, aslani, aynali, beyaza, buraka, çemera (kemer), iklima, kinali, kirmiza, kaşkari, karaca, maşalla, mercani, muskali, nağişa, nazara, pambuğa, taraca, taina (tay), zeytina, yaylagül, sarikiz, karakiz, altunkiz, gelincuk, gülperi, yaşmakli...” (Laz Kültürü Üzerine Notlar, 2011, Lazika Yayın koll. sayfa 166)


M. Ölmez’e göre, Lazca içindeki bazı Türkçe sözcükler:
“Ağu, akiskânu (kıskanmak), alabula (birbirine girmiş), avla, bincili (bencil), buçği (tırpan-bıçkı), budzi (meme), dadanu (dadanmak), iritulu (her türlü), kaygana, meci, imeci, purtu (pırtı), sitila (sidikli), tor (ağ), tutuni (tütün), yatağani (büyük bıçak), yiri (iri), yurdulumu (yıldırım), Bibi (hala), camuzi (manda), azder (ejderha), devisi (derviş), Allahise (allah aşkına), cazi (cadı), çivti (çift), ğapisi (hapishane), ikbali (talih), kosa (köse), kusuyi (kusur), ziyani (ziyan)...” (BENLİ, 2004, s. 13)
Bütün bu veriler, her iki halk arasındaki bağlantıların Osmanlı’dan çok çok önceye uzandığının kanıtıdır.


Kültürel yönden Lazlar
Lazca-Türkçe ortak ay adları varken, Kartvelice ay adları Lazcada yoktur. Lazca aylar: Çanağani, kuçuğayi, marti, aprili, maisi, kerezi, çuruği, ağusto, staroşina, guma, steveli, histana. (AKSOYLU, 2010, s. 468) Kartvelice aylar: Janvari, Tebervali, Marti, Aprili, Maisi, Tibatva, İvlisi, Agvisto, Sektemberi, Oktomberi, Moemberi, Dekemberi.


Mart, abril, mayıs, ağustos ayları Latince olup hemen hemen bütün dünya dillerinde aynıdırlar.
Haftanın günleri, mevsimler, yönler, renkler arasında birliktelik yoktur.
Kartvelice sülale ekleri olan -dze, -vili takıları Lazcada yoktur.
Laz yöresinde ana yerleşim yerleri arasında adı Kartvelice olanı yoktur.
Tarihte Lazlar arasında Kartveli şahıs isimleri kullanılmamıştır.


Laz yöresindeki tarihi kalıntılarda Kartveli izlerine rastlanmamıştır.
Kartvelilerle Lazlar arasında müzik aletleri, horon adları ve komutları, giyim-kuşam, dini ritüellerde beraberlik, tarihi dostluk, mutfak kültürü, akrabalık gibi ilişkilerde de birliktelik yoktur.
Doğum, ölüm, evlilik, batıl inançlar, sosyal değerler Türklerle aynıdır. Şaman ve Gök Tanrı kültürünün izleri, bölgenin her yerinde olduğu gibi Lazlar arasında da hayli yaygındır.


Kısaca Lazlarla Kartveliler arasında dildeki bazı kelimeler dışında ırkı, sosyolojik, tarihi, kültürel birliktelik yoktur.


Dildeki ortak kelimeler Kartvelileri Laz yapmadığı gibi Lazları da Kartveli yapmaz. Eğer dildeki kelimelerle bir topluma kimlik biçilmeye kalkışılırsa bir millete onlarca farklı adlar vermek çok kolaydı ve Ermenileri de Türklerin alt grubu kabul etmek gerekirdi.


Türk boy ve oymaklarının Lazlaşması
Çeşitli nedenlerden dolayı Türkler bulunduğu coğrafyaya göre Ermenileşti, Rumlaştı, Kartvelileşti, Kürtleşti, Acemleşti, Araplaştı ve Laz yöresine gelenler de Lazlaştı.
Arazı kıtlığı nedeniyle geçinememe, idare ile sıkıntısı olan sülaleler ve kan davası gibi sebepler bölgedeki nüfus hareketlerine etki eden unsurlardı.
İkizdereli olup Lazlaşan birçok akraba tespit ettik. Fındıklı’da M. Bekaroğlu’nun ataları İkizdere’nin Demirkapı köyündendir. Pazar’ın birkaç köyündeki Puputlar İkizdere'nin Sivrikaya köyünden gelmişlerdir. Ardeşen’de 1840’lı yıllarda Kafkamelioğlu mahallesi ile Pazar’ın Ortaköy’ündeki Anzerli mahallesini kuranlar İkizderelilerdir. (Kafkame ve Anzer İkizdere köyleridir)


Çamlıhemşin’in Köprübaşı köyündeki Lazlaşmış Karagöz ailesiyle ile İkizdere’nin Çağrankaya mahallesinde ikamet edenler yakın zamana kadar birbirleriyle görüşüyorlardı.


Aşağı Anzer köyünden Hopa’nın Higoba köyüne gelen Türkmen oymağı Musluoğlu sülalesi günümüzde Ermeni beslemeleri tarafından Ermeni dönmesi olarak tanıtılmaktadır.


Bir Türk oymağı olan Hatinoğlu sülalesinin Arhavi'deki kolunun Lazlaşması, Ağrı'da bulunanların Kürtçe, Murgul'a gidenlerin Gürcüceyi konuşması ve Erzurum’da (Pazaryolu) olanların da Türkçeden başka dil bilmemesinin benzer örnekleri bölgede yığınladır.
Özellikle Lazların yoğun olduğu ilçe merkezlerinde oturanların büyük çoğunluğu yerliyiz demezler ve hep bir yerden geldiklerini söylerler. Hatta iki farklı yerden geldiğini söyleyenlere de rastlanır. Bu da doğrudur. Çünkü önce birinci yere, sonra da bulunduğu yere gelinmiştir.


Bölgeye gelen yoğun Türk nüfusunun Lazlaşmaları nasıl oldu? Sorusu akla gelebilir. Osmanlının Türklere yoğun baskısı sonucu Türkler isteyerek ve severek başka toplumların arasına karışıp izlerini kaybediyorlardı. Bölgeye gelen aileler aynı yere, aynı zamanda ve topluca gelmemişlerdi. Bu durum, yüzyıllar süren bir gelişmenin sonucudur. Her gelen eridikçe yeni geleni de eritip Lazlaştırıyordu. Ayrıca bu eriyiş gönüllü kabullenildiği için daha hızlı yol alınıyordu.

Lazlaşan Türk boylarından bazıları


Osmanlı, İslamlaştırma ve Türkleştirme politika izlememiştir. Gerek yer adlarını, gerek sülale lakaplarını ve gerek Gayrimüslim sayılarını olduğu gibi kayıtlara geçirmiştir.
Alemdarlar, Arnavutlar, Araplar, Aydınlar, Azaklılar, Babuzlar, Baklar, Baltalar, Baltacılar, Banklar/ Panklar, Bayraktarlar, Beşeler, Beşirler, Beşliler, Biberler, Bostan, Bostancı, Bozacılar, Cancalar, Cebeciler, Cerrahlar, Cinanlar, Civelekler, Cordanlar, Çavuşlar, Çepniler, Çelenkler, Çorbacılar, Galatalılar, Gedikler, İslamlar, Karagözler, Karakullukçular, Keleşler, Kırımlılar, Köseler, Kudullar, Kulaberler, Kurtlar, Memler, Muslular, Naibler, Nebiler, Oflular, Puputlar (Purput), Saraçlar, Seydiler, Sinaniler, Sofular, Şamlılar, Şeşenler, Tatarlar, Telatarlar, Tolunlar, Tonyalılar, Topçular, Turnalar, Valeritler, Yangınlar…
Yine SARI ve KARA ile başlayan yığınla Türk oymakları, Lazlaşmış sülalelerden bazılarıdır. Günümüzde ise durum tersine dönüşmeye başlamıştır.


Çok ilginç Lazca sözlük
Ön adını değiştirmeyi unutmuş olsa gerek; yeni yeni arayışlar içine girerek şimdilik Aleksiva/ Aleksishi/ Aleksişi gibi soyadları kullanmaktadır. İlerisi için Allah kerim.
2000’li yıllarda Laz dilinin zenginleştirme adına kelimeler üretme yarışına geçildi. Bu hal, dili zenginleştirme değil kirletmedir. Lazca ilçeden ilçeye farklılık içerdiği için yapılan çarpıtmalar araştırılmadan açığa çıkmıyor.
Karşılaştığımız ne iduğu belli olmayan acayip kelimeleri kendilerine sorunca “ihtiyar bir nineden böyle duyduk” denilerek işin içinden sıvışılmakta. Belli ki o nine çoktan ölmüştür veya hiç yaşamamıştır.
Arada geçen sekiz yıl içinde köprüler arasında çok sular akmış olacak ki benzer kalemlerden çıkan 1999 ile 2007 yılına ait iki Lazca sözlük arasında çok büyük farklılıklar var.


Lazca diye uydurulan, yutturulan yeni yeni kelimelerin bazılarının Yunanca ve Kartvelice ile örtüşmesi, gerçek niyeti belirtme açısından önemlidir.


Aleksişi için Kadıoğlu: “Lazca inek adlarını çalışmış. Açıklamalı Lazca-Türkçe sözlük projesini, Hollanda Konsolosluğu’ndan fon alarak yürütmeye başladı. Başarıyla tamamladı.” (S. Refika Kadıoğlu, Gola Gza, s. 210)


Kutlamak gerek. Tanrı’sı para olan Batılıların Lazcaya ve Aleksiva’ya ilgisinin arkasında hangi sebepler vardır? Akademik ve bilimsel olmayan mikro bir çalışmaya Hollanda neden yatırım yapar?
Etnik Lazca çalışmalarıyla tanınan Kojima bile, karşılaştığı “Lazca uyduruk sözcükler” karşısında “yalan söylemekten çekinmiyorlardı.” Çünkü halka sorduğunda herkes şaşırıyordu ve sık sık “öyle kelime hiç duymadım” diyorlardı. Devamında: “Bugünlerde bütün Lazların konuştukları doğal dil ile bir avuç Lazların yayınlarında yazdıkları dil arasında inanılmaz derecede büyük fark oluşmuş. Ve bu fark gittikçe büyüyor.” (AKSOYLU, 2010, s. 46)


2007 sözlüğünün hacmini genişletme, kitabı kalınlaştırma, görüntüyü cazipleştirme, dili zenginleştirme adına işemenin her türlüsü, osuruğun her çeşidi, bokun farklı şekilleri, değişik sıçma pozisyonları ve aşırı derecede çocuk ağız argosunun bolca örnekleri sözlüğün içeriğine serpiştirilerek alışıla gelmiş sözlük çalışmalarının dışında türünün dünyada tek örneğidir.


Aynı eylemi, farklı farklı cümlelerde kullanarak ve birkaç sayfa yer vererek sözlüğü şişirmesi diğer bir başarılarıdır.


1999 yılındaki sözlükleri samimi ve dürüst çalışmaydı ama bu arada neler olmuşsa olmuş 2007 yılı sözlüğü adeta alfabetik komedi ve stres atma aracına dönüştürülmüştür.


Laz kültürünü korumak gerektiğini belirten Şinasi Bey (Arhavili): “Ancak maksatlı misyonerlik faaliyetleri yanında ajanlık görevi yürüten yabancılarla onlara yardakçılık eden yerli ajanların birlikte derledikleri uydurma gramer ve sözlük safsatadan öteye hiçbir değer taşımamaktadır.” (HATİNOĞLU, 2010, s. 21)
 


Lazlar ve misyonerlik


Dinden geçinen dinci geçinenler gibi dünyada benzer örneği bulunmayan Türkiye’ye özel sosyalist-Marksist güruhun ütopik devrim hikâyeleri hüsrana uğrayınca, dün olduğu gibi günümüzde de Türkiye Cumhuriyetine düşman unsurların içinde yerlerini almış ve saflarını belirlemişlerdir.


Dil farklılıklarını geliştirip derinleştirerek toplumları birbirine karşı kışkırtmak, güneydoğu gibi kuzeydoğu yaratmak, Ermenilere, Yunanlılara, Kartvelilere sadakatla hizmet etmek ve karşılığında maddi çıkarlar sağlamak yeni faaliyetlerinin temelini oluşturur. Bu dalkavukluklarının adını da kültürel etkinlik koyarlar.


“Rize yöresinde Ermeni Faaliyetleri” başlığı altında “Gola derneği, 3. Yeşil Yayla Festivali için, 2008 yılında, Ermeni diasporasıyla bağlantılı TCF’den 220 bin euro alması tartışmalara neden olmuştur.” (KAHRAMAN, 2011, s. 53)
Dernek kendi sayfasında yayınladığı harcamalarda 2007-2014 yılları aralığında 900 000 dolar Gola derneğinde yardımda bulunduğunu çizelgeler halinde vermekte.
https://www. Christensenfund. Org/funding/grants search/?kwords=Gola&f_year=all&gregion=all&theme=all&fbclid=IwAR0yQlxQ4XrH9xUkZFHS1Njoh1EwBsx2IxZqxLXG7V9qNl-SnXOkLxU2xz8 (yayından kaldırıldı)
“Bölgede düzenleyenlerin kimler olduğu ve kaynağı belli olmayan paralarla yapılan kampanyalar (Yeşil Yayla Festivali...).” (YENİÇERİ, 2007, s. 87)
“Ermeni diasporasının desteğiyle Amerikan orijinli “The Christensen Fund” un Hemşin’de “Yeşil Yayla Festivali” için verdiği 220 bin euro.” (Yeniçağ gazetesi, 24. 07. 2008) Bir yıl için.
“Christensen: Vaftiz etmek” demektir. Vaftiz, Hıristiyanlığa geçişin ilk adımıdır.
Hemşinliler, kendilerine yakışan dik ve onurlu duruşuyla içi fesat dolu bu festivale izin vermediler ve Fundcuları (TCF) Hemşin’e sokmadılar.
Yurtsever Lazlar da işbirlikçi beslemelere taviz vermeyip dışlarken; Fundcular ve Fundcu tulumcu da festival diye derede horon oynama, ahırda inek sağma, kısa ağaçlardan meyve toplama, ev önlerinde sohbet etme, sepet yapımını keşfetmek gibi yapay etkinliklere yöneldiler.
Bu faaliyetlerde ana tema, ucunda veya köşesinde şöyle-böyle Ermeni isminin yer alması, zehrin şekerle kaplanıp kültüre saygı diye yutturmaya kalkışılmasıdır.
Dışı yeşil ama içinin hangi renk olduğunu anlamak için yeşil festivalini biraz açalım ve yeşil dolarların akıbetini sorgulayalım.
Ermeni Misyoner derneğinin bu bölgeye ilgi göstermesinin sebebi nedir?
Vatandaşları Ermenistan’da açlıkla boğuşurken bu dernek, 2008 yılında tek partide 220 bin euroyu Fundcu tulumcuya ve derneğine ne karşılığında vermiştir?


Ara ara aldıkları 900 bin doları hangi etkinliğe harcadılar?


Bu euroların ne kadarı çevre adına hangi projelerde harcanmıştır?
Yeşilci Fundcu sanatçı ve Golacılar, bölgenin genel problemi HES’lerle ilgili kaç panel yapmışlardır?
Fundcular, halkı aydınlatmak için HES’lerle ilgili broşür ve kitapçık bastırmış mı?
HES karşıtı Kadıköy, Rize, İkizdere eylemlerinde bu Fundcular bulundu mu? Ve daha bir sürü cevabı bilinen sorular.
Paraların nerelere harcandığının sır olması (biliniyor), Fundcuların çevreci şalına bürünüp HES eylemlerinde değil yer almak bir pankartının bile görülmemesi, HES’lere karşı Tarkan, Türüt, İbo sahada iken Fundcu tulumcunun ortalıktan sıvışması, söylenenlerle yapılanların çelişkisini açık olarak gözler önüne sermektedir.


Yurtseverlik toprağını, suyunu, havanı sahiplenmek, korumak ve güzelleştirerek geleceğe taşımaktır. Tulumu şişirip euroları pişirmek değil.
Ermeni payandalığının yapılmadığı ve etnik ırkçılığın kotarılmadığı yerde Fundcu güruh olamaz. Çünkü diyet borcu olanın hareket özgürlüğü de bulunmaz.
Çevrenin yeşiliyle değil doların yeşiliyle ilgilenen Fundcular, tezgâhları bozulunca kiralık şala sarılıp saklanarak, oyunu ifşa eden yurtseverlere her zaman yaptıkları gibi milliyetçi propaganda, milliyetçi görüş, milliyetçi müdahale, inkârcı zihniyet, asimilasyoncu politika, ulus devlet, tek dil, ırkçılık gibi bildik tekerlemelerle salyalar saçarak saldırıya geçip muğlak ve müphem ilişkileri perdelemeye kalkışırlar. Yutmazlar. “İştir kişinin aynası lafa bakılmaz.”


“Bölgeye gelen turist görünümlü misyonerler, yanlarında getirdikleri Hz. İsa heykelciklerini yol üstlerinde uğradıkları restoran ve çay bahçelerine hediye etmektedirler.” (GÜVELİOĞLU, 2010, s. 68)
“Bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesin, teoride “etnik kökeni ne olursa olsun” yurttaş olarak kendi kültürlerini yaşatma hakkı vardır. Bu bölücülük değil, ülke bütünlüğünün harcı ve yurttaş olmanın gereğidir. Ancak hiç kimse “kültür kisvesi altında” yabancı bir ülkenin “gizli servis elemanı” gibi çalışma ayrıcalığına sahip değildir.” (L. Kolxurişi, Ogni Dergisi, sayı 4. s. 41)


Lazlar ve genel değerlendirme
Bölge halklarından birini diğerine yamamaya çalışmak yanlıştır ve bilimsel değildir. Çünkü burada adı geçen her halk, 2000 yıl ve hatta daha öncesinde bile vardır. Bu nedenle Laz Laz’dır, Megrel Megrel’dir, Svan Svan’dır, Kartveli Karveli’dir, Lezgi Lezgi’dir, Abaza Abaza’dır, Çerkez Çerkez’dir.


Öz güveni gelişmemiş kişilerin zorlama savlarla yandaş halkların kanatları altında sığınmak istemesi, şahsi çıkarları için gerçekleri ters yüz etmesi, karanlık amaçlı yabancılardan yardım dilenmesi, her eline kalem alanın ideolojisine göre yapay geçmiş üretmesi bölgede sıkça yaşanan durumdur.
Yüzlerce yıldan beri her iki halk (Laz-Türk) arasında dünyada ender örneği gösterilecek şekilde hiçbir problem yaşanmamış, biri diğerini yabancı bilmemiş ve birbirlerine karşı kardeşlikten başka duygu beslememişlerdir.
Son yıllarda oluşturulan kültürel boşluk nedeniyle açılım-saçılım projesine kapsamında acayip, güdümlü, yalaka bir besleme güruhu peyda olmuş ve etnik ırkçılık/ bölücülük kervanına Lazları da dahil etme yarışına girişmişlerdir.
Güneydoğu benzeri Kuzeydoğu yaratma adına emperyalist güçlerin parasal yönden büyük destek verdikleri bu ayrımcı hareketleri yürütenlerin art niyetleri açığa çıkınca Lazlar arasında taban bulamamış, birkaç kişiden öteye geçememiş ve sabun köpüğü misali kendi içlerine büzülüp kaldılar.


Onurlu Laz halkı, günümüze kadar fesat odaklarına asla pirim vermemiş ve ilgi göstermemiştir. Bu nedenledir ki ayrılıkçı, bölücü ve toplumları birbirlerine kışkırtan söylemleri içeren gazete-dergiler tabanda karşılık bulmamış ve bütün gayretlere rağmen basımları birkaç sayıdan öteye geçememiştir.
Lazcanın unutulmaması için çözüm aramak başka, bunu bahane ederek hainlerle omuz omuza olmak çok başkadır. Günümüzde Lazcanın seçmeli ders oluşu bu güruhun Lazca ile ilgili siyasi taleplerini rafa kaldırmıştır.


Bu ülkede Türklerin ne kadar hakkı varsa Lazların da en az o kadar vardır. Her kara günde yer almışlar ve bu topraklar için kan-can vermekte tereddüt etmemişler, sen-ben ayırımına gitmemişler ve hainlere de hiçbir zaman pirim vermemişlerdir.
Hopalı Laz olan Kâmil Bey, “Lazlar arasında gerek coğrafi gerek etnik olsun, ayrımcılığı çağrıştıran, ayrımcılığı simgeleyen hiçbir olguya değer verilmez (s. 53). Ülkemizin çıkarına ters düşecek değil herhangi bir icraatımız, düşüncemiz bile olmamıştır, olamaz da. Neden olsun ki? (AKSOYLU, 2010, s. 73)
Arhavili Laz İmdat Bey, “1993 Konda A. Ş. araştırmasında ana-baba tarafından Laz’ım diyenlerin oranı % 4.28’dir. Aynı grubun tamama yakını, kendinizi ne hissediyorsunuz sorusuna Türk cevabını verir. Lazlar Müslüman oldukları dönemden itibaren vatanlarını, bayraklarını 500 yıl Osmanlı ve Türk olarak Ruslara, Avrupalılara karşı savunmuşlardır. Bugün Laz olarak tanımlanan vatandaşlarımızın Türk kimliği ile sorunları yoktur.” (ÖZÇAKMAK, 2014, s. 50)
“Lazların tarihi gerçeklerinin, dilinin ve folklorunun bizim aydınımızın emeği ile araştırılmasının Türk kültürünü zenginleştirmenin ötesinde bir sonuç vermeyeceği kesindir. Çünkü Lazlar Türkiye mozaiğinde sadece bir renk değil, aynı zamanda da bu mozaiğin harcıdırlar.” (BİLGİN, 2002, s. 163)


🔇