8. KİM KİMDİR-NE NEDİR?
KİM KİMDİR-NE NEDİR?
Haçlılar, Kürtler ve Türkler
Selahaddin Eyyubi kimdir?
Kürtleştirilen Mervaniler
Kürtleştirilen Medler ve Karduklar
Kürtleştirilen Mezopotamya
Kürtleştirilen Ebu Müslim
Kürtleştirilen Zerdüşt
Kürtleştirilen Nevruz
Kürtleştirilen Demirci Kava
Kürtleştirilen Horasan
Yabacı kaynaklara göre Horasan’da Kürtler ve Türkler
KİM KİMDİR? NE NEDİR?
Üzerlerine değişik spekülasyonlar yapılan konular hakkında kısa bilgiler:
HAÇLILAR, KÜRTLER VE TÜRKLER
Anadolu’dan geçen Haçlı ordularına karşı hiçbir kaynak Kürt aşiretlerinin varlığından, Kürtler ile Haçlıların savaşından bahsetmez ama Kürtçülere göre Anadolu binlerce yıllık Kürt yurdu imiş ve hatta Haçlıları durduran Kürtlermiş.
I. Haçlı ordusunda bulunan papazın gözlemleri: “Haçlılarla savaşan Türklerin yenilgisi üzerine durumu fırsat bilen Araplar (Müslüman), kaçan Türklere saldırdılar (s. 255). Bu değersiz ırk (Araplar), savaşın yapıldığı her yerde zaferin henüz belirsiz olduğu zamanlarda uzaktan bakarlar ve bir taraf galip geldiğinde, galiplere bağlanıp, mağlupları düşmanları olarak kovalarlar ve onları avlayarak zenginleşirler.” (TYRENSIS, 2019, s. 256)
“Üçüncü Haçlı Seferi sırasında Aslan Yürekli Richard'ın 2700 kadar Müslüman esiri kentten çıkararak soğukkanlılıkla kılıçtan geçirmesini, bu korkunç ve tüyler ürpertici olayı en iyi bilenlerden biriyim.” (ASBRIDGE, 2010, s. 19)
“Sanki her şeyin en iyisini yapan Tanrı, kendi Kilisesi’nin iyiliği için ve Hıristiyanları işledikleri günahlar ve kötülükler nedeniyle cezalandırmak için, bu kudretli ulusu (Türkler) harekete getirmiş, geliştirmiş ve savunmuştur.” (GROSRİCHARD, 2004, s. 43)
“Haçlı seferleri öncesi, Suriye Hıristiyanları ‘kurtuluş’ istemiyorlardı. Batıdan gelen hacılar Filistin’deki Türklerden pek şikâyetçi değillerdi.” (MORRISSON, 2005, s. 22)
“Şövalyeler, rahipler ve başıbozuk halk kitleleri ‘Tanrı böyle istiyor’ haykırışlarıyla Kutsal Topraklara doğru yola koyuldular. Giysilerine haç dikmişlerdi. Ne yaparlarsa yapsınlar kendilerine sonsuz mutluluk vaat edilmişti. Onlar, Tanrı'nın nerede bulunurlarsa bulunsunlar tüm dinsizleri (Yahudi-Müslüman) yola getirmekle görevli öç alıcıydılar.” (GROEPLER, 1999, s. 12)
Haçlı ordusunun Türklerce yenilmesine karşı o dönemin olaylarını yaşayan papaz, “Neden ey İsa, sana sadakatle bağlı, senin ayak izlerini öpen ve kutsadığın topraklarda ibadet etmek isteyen insanların, sana düşman olanların elleriyle imha edilmesine izin verdin?” (TYRENSIS, 2019, s. 51) Neden?
I. Haçlı savaşı sırasında Anadolu’da Türklerle karşılaşınca, Cesta Francorum’un anonim müellifi: “Eğer Hıristiyan olsalardı Türklerin dünyanın en yiğit, cesur ve asil milleti addolunacaklardı.” (RUNCIMAN, 1989, s. 143)
“Haram el- Şerif (Aksa), “Camide öylesine bir katliam yapıldı ki askerlerimiz ayak bileklerine kadar düşman kanına bulandılar.' Diğer Haçlılar kent içinde dolanıyor, erkekleri, kadınları, çocukları, hem Müslümanları hem de Musevileri öldürüyor bir yandan ya doymak bilmez bir şekilde her yeri talan ediyorlardı. Müslüman İbn el-Esir öldürülen Müslümanların 70.000'e ulaştığını ileri sürdü (s. 120). Haçlı vakanüvislerinden Papaz Tudebode: İman ve itikatları olaydı (Türkler Hıristiyan olsalardı), savaşta bunlardan daha şeci' (cesur) ve bahadır, görüş sahibi, tedbirli bir kavim olmayıp, hiçbir kavim bunlarla mukayese olunamazdı.” diye bir ifade ortaya koymuştur.” (MICHAUD, 2011, s. 177)
Haçlı seferleri sırasında, Yahudiler için ‘ya vaftiz ya ölüm’ seçeneği sunulmuştu, üçüncü yol yoktu.
“İlk Haçlı Seferi zamanında bile bazılarının Müslüman Türkler hakkında iyi fikirler edinmesi çok sürmemişti. ‘Keşke Türkler İsa inancı ve Hristiyan aleminde kalsalardı,’ diyordu.” (FRANKOPAN, 2018, s. 163)
“Haçlı Franklar savaşçılık özelliklerine hayran oldukları düşmanlarının Hıristiyan olmamalarından üzüntü duyuyorlardı; dahası, onların tıpkı Franklar gibi Troyalılardan geldikleri söyleniyordu.” (CAHEN, 2010, s. 94)
Kudüs’e giren Haçlılar büyük katliamlar yaptılar. Çoban (Tanrı-İsa), sürüsünü yitirmişti. Bunlar Tanrının değil şeytanın çocuklarıydı.
“Venedikliler ile müttefikleri Rodos Şövalyeleri İzmir'e girdiklerinde erkekleri boğazladılar, camilere sığınmış olan kadın ve kızları ihtiraslarına alet etmek için kapıları kırdılar. Saldırıyı yöneten Venedikli komutan Mocenigo, askerlerinin insancıl duygularını uyandırmak yerine yağmayı, kundakçılığı ve ırza geçmeyi kışkırtıyordu. Kendisine getirilecek her Osmanlının kafası için bir duka altın vaat etmişti. Tutsak alınanlar ise açık arttırmayla satılıyorlardı. Rodos'un karşısındaki kıyı kasabalarının halkı kılıçtan geçirildi.” (LAMARTINE, 2008, s. 296)
Yunan isyanlarında, “Türklerin kırılıp geçirilmelerine yanan tek bir ses bile yükselmedi; tersine, başkaldırılar adına bir sempati hareketi yayıldı Avrupa’da.” (MANTRAN, 1995, s. 35)
SELAHADDİN EYYUBİ KİMDİR?
Türkiye Cumhuriyeti devletinin başına bir Gürcü veya Kürt geçmekle devlet Kürt veya Gürcü devleti olmaz. ABD başkanı zenci olmakla ABD Zenci devleti olmaz. İngiltere başbakanı Hintli olmakla İngiltere devleti Hintli olmaz. Öncelikle yönetimin, ordunun ve halkının dili nicedir? İran’ı yüzlerce yıl Türk hanedanları yönetti. Bulgar ve Macar devletlerinin kurucuları Türklerdi.
Tolunoğulları devleti, 868 yılında köle olarak Mısır’a getirilen Türk askerleri tarafından kurulmuştu. Sonrasında kurulan devletlerin çoğu Türk kökenli idi. Eyyubilerden önce Fatımiler vardı, yönetimin ve ordunun her kademesinde Türkler bulunuyordu.
Eyyubi devleti yıkılınca, Türkler ve Çerkezler tarafından Kölemenler devleti kurulmuştur.
Mısır’da devlet kuran Selahaddin Eyyubi’nin kimliği tartışma konusudur. Kaynaklar ağırlıklı olarak Araplaşmış Kürt ve Türk olduğunu söyler. Mısır’da Kürt aşiretlerinin varlığından, sahip oldukları nüfustan, aşiretlerinin adlarından, aşiret liderlerinden, ne zaman Mısır’a geldikleri ve niçin orada bulunduklarına dair bilgi yoktur.
“Eyyubiler Kürt kökenli, büyük ölçüde Türkleşmiş bir hanedan idi.” (GOLDEN, 2006, s. 413)
“Esedüddin, Azerbaycan tarafındandır, Tikrit’te neşet etti, İbnü’l-Esir onun aslının Revâdi Kürtlerinden ve Hezbâni aşiretinden olduğunu” söyledikten sonra “Beni Eyyûb ailesinden bir grup, soyunun Kürt olduğunu inkâr etti. Onlar biz Arabız, Kürtlerin yanına geldik ve onlarla evlendik dediler.” (İMAM ZEHEBİ, 1987, s. 195)
Kardeşlerinin adı Tuğtigin (Tuğ-tigin> Bayrak-Bey) ve Böri (Kurt) olup Türkçe adlardır. Çin kaynaklarında Türkçe ‘Böri, kurt anlamına gelmekteydi.’ (XINGLIANG, 2015, s. 81) Ağabeyi Turan Şah’tır. Selahaddin’in kız ve erkek kardeşlerinin eşleri Türk’tü. Türklerin yaşadıkları ülkeye Turan adı verilir.” (VAMBERY, 1993, s. 49)
Döneminde Haçlı ordusunda bulunan papaz anılarında, “Selahaddin’in kardeşinin adı Tuğtekin’di (s. 232). Ordusu Türklerden oluşuyordu.” (TYRENSIS, 2019, s. 253…)
“Eyyubilerin orduları büyük oranda Türk askerlerinden oluşmaktaydı.” (MINORSKY, 2004, s. 71)
“Selahaddin Eyyubi'nin Selçuklu ve Zengi (Türk) geleneklerine göre devlet düzenini kurduğunu belirtir ve onun askeri sistemini de ‘Türk devirlerinin siyasi geleneği içinde’ değerlendirir.” (MIQUEL, 1991, s. 257)
Haçlılarla savaşı sırasında Selahaddin’in ordusu, “Kökböri'nin (Gök-Kurt) okçuları, atlarıyla tepelerden çıkarak, Latin ordusunun ardını ve yanlarını taciz ettiler. Okları, yüksek kavisler çizerek kolların (askeri grupların) ortasında giden atları bulmaya çalışıyordu. Güneş gökyüzünde yükseldikçe saldırıp geri çekilenlerin hızı arttı. Latinler, mataralarından son yudumlarını içtikten sonra bir daha başlarını hiç kaldırmadılar.” (O'SHEA, 2011, s. 249)
“Selahaddin, Zengi’nin (Türk) emirlerinden biriydi.” (MANSIZ, 2015, s. 67)
“Üsâme İbn Munkız, ‘İbretler’ kitabında, Selâhaddin ve Atabek’in aralarında Türkçe konuştuklarını rivayet etmiştir.” (ÜSAME İBN MUNKIZ, 2018, s. 187)
“Eyyubiler ve Memluklar devletlerini tek bir Türk devleti kabul eder. Salahaddin devrinden beri Türklerin devletinde ilmin teşvik ve himaye gördüğünü, Kahire'nin dünyanın büyük ilim merkezlerinden biri haline geldiğini söyler.” (İBN HALDUN, 1983, c. II, s. 778)
Selahaddin, “tutkuyla, kararlılıkla ve şevkle dine bağlı kalmıştır. Kendini tümüyle kutsal savaşa adamıştır.” (ASBRIDGE, 2010, s. 295)
“Yunanistan'a karşı verilen bağımsızlık savaşı da din uğruna yürütülen kutsal bir savaş gibi yorumlanacak ve Mustafa Kemal yeni bir Selahaddin Eyyubi olarak görülecekti.” (GEORGEON, 1986, s. 96)
“İdareci sınıf Türk hassa birliklerinin oluşturduğu askeri otokrasi idi ve bunlar Eyyûbi hükümdarlarını bile kontrol edebiliyordu. 1260 yılında son Eyyubi hükümdarının ölümünü takip eden bir fetret devrini müteakip bir Kıpçak Türkü olan Baybars sultan oldu.” (LEWIS, 2009, s. 208)
“Selahaddin onurlu bir Türk olarak görüldü. Selahaddin'in çağdaşı şair el-Mülk, Selahaddin'in 579/ l183'te Halep'i ele geçirişini bir Türk Müslüman zaferi olarak kutlar.” (HILLENBRAND, 2007, s. 174)
“Köleler aynı zamanda Orta Asya'nın Türki kabilelerinden de alınıyordu. Bu dönemden bir yazar, bu kölelerin cesaretlerinden ve becerikliliklerinden ötürü çok değerli olduklarını söylüyordu. Bir diğer yazar en değerli köleleri seçmeye geldiğinde, en iyilerinin Türklerin diyarından geldiğini söylüyordu (iyi savaştıkları için).” (FRANKOPAN, 2018, s. 132)
“Son Eyyubilerden biri Salih, çok sayıda satın alınmış Türk kölelerden (Memluklardan) bir muhafız alayı kurmuştu.” (CAHEN, 2008, s. 465)
“Türk köle askerleri Memluklar (Kıpçaklar), yönetimi onlardan (Eyyubiler) devraldılar.” (O'SHEA, 2011, s. 300)
“Uzun boylu, sert bakışlı olan Kafkasyalı Türkler ile Çerkezler, Memluk adıyla anılan Mısır'ın ordularının ana unsurunu oluşturmuşlardır.” (LAMARTINE, 2008, s. 315)
“Akkâ’nın fethi münasebetiyle yazılan ve ‘Allah’a hamdolsun ki Haçlı devleti zelil oldu. Türklerle İslâm dini yüceldi’ beytiyle başlayan kasidedir.” (Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât, I, 410-411)
Eyyubi devletinde yönetimin ve ordunun konuştuğu dil Türkçe idi. Fermanlarında, buyruklarında, yazışmalarında Kürtçe yoktu. Giyimi Arap ve Kürt değil; Türk usulü idi. Kısaca Türk kültürüyle yoğrulmuş bir aileye mensuptu ve Mısır halkı Arapça konuşuyordu.
Karadeniz bölgesinde Eyüboğlu çok yaygın sülaledir. Konu ile ilgilenen ve konuştuğum bu sülalenin mensupları söz birliği etmişçesine Mısır’dan Diyarbakır’a, oradan Maçka’ya ve Maçka’dan da bölgeye yayıldıklarını söylüyorlar.
Selahaddin Eyyubi, soyu ne olursa olsun kültürel ve yaşayış olarak Türk idi.
Mısır’ı da Kürtleştiren Kürtçülerin, Mısır’da da tarihi izleri yoktur.
KÜRTLEŞTİRİLEN MERVANİLER
Kitaba göre ‘Mervani Kürtleri Tarihi’ Meyyafarikin’de (Silvan) 990-1085 yılları arasında kurulmuş Kürt beyliğidir. Çevirmene göre kitap iki ciltlik eser olup II. cildi nedeni bilinmez o gün bu gün piyasaya çıkmamıştır veya çıkarılmamıştır.
Mervani devletinde yönetici Kürt kişi adları
Yazar, 1117 yılında Meyyafarikin’de (Silvan) doğmuştur (s. 49). Yazarla Mervaniler arasında çok az zaman farkı olmasına rağmen kitabının her konu başlığı masal anlatır gibi ‘denilmişti ki’ ile başlar, ‘denilmişti ki’ ile devam eder ve ‘denilmişti ki’ ile biter. Yazar kitabını Arapça yazmıştır, Kürtçe bildiğine ve beylikte Kürtçe konuşulduğuna dair kitabında bilgi yoktur.
Yazarın tam adı ‘Ahmed bin Yusuf bin Ali bin Ezrak El Farıki’ dir (s. 41). Dedesi Ebu’l-Hasan Reis Ali bin Ezrak’tır. (İBNÜ’L EZRAK, 1990, s. 50)
Kürt devleti dediği Mervani devletini kuran, çobanlık ve eşkıyalık yapan Ebu Abdullah Hüseyin Bad bin Dostik’tir (s. 69). Yeğeni Ebû Ali Hasan bin Mervan (s. 77). Kardeşi Eb’ül Fevaris Hüseyin bin Dostik (s. 67). Amcasının oğlu Reis Ali Bin Mansur Bin Kek (s. 169). Komutanların, vezirlerin, yöneticilerin, kadıların her birinin adı en az beş kelimeden oluşmaktadır.
Bütün bu adların Arap kültürüne ait adlar oldukları kesindir.
Örneğin, Hz. Ali’nin babası ‘Ebu Talip bin Abdülmülmüttalib bin Haşim’ dir. Hz. Ali ise ‘Ali ibn Abu Talib bin Abdülmülmüttalib.’ Hz. Hamza'nın asıl adı, Hamza bin Abdulmuttalib bin Hâşim bin Abdimenaf el-Kureşî el-Hâşimî'dir. Ne İdris Bitlisi’de ve ne de Şeref Name’de benzeri Kürt isimleri yer almaz. Daha sonrası kaynaklarda da benzer Kürt şahıs isimleri bulunmaz.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok ilinde Araplar yaşamaktadır. Arapça konuşuyorlar ve günümüzde bile Diyarbakır’da halkı tamamen Arap olan (Lice-Oyuklu) köy vardır. Köyde Arap şeyhlerin türbeleri bulunmaktadır.
Günümüzün akademisyeni bambaşka görüştedir. “Humeydiye – Hamidiye - Hamidi: Erciş ve Silvan’da Mervâni hanedanını kuran büyük Kürt aşiretidir.” (BİÇER, 2014, s. 39) Kaynağı ise kendisidir.
Kitaba göre 900-1000 li yıllarda Silvan’da Kürt medeniyetinin eserleri
“Ölüler için pek çok kubbeler yapıldı (s. 74). Saraylar, hamamlar, havuzlar yaptılar, pek çok su kanalı getirdi (s. 156). Kaleler yapıldı (s. 158). Sanayi çarşısı kurdular (s. 159). Burçların üzerinde dürbün ve ayna yerleştirdiler (s. 184). Hastane, camiler (s. 127), konak, köşkler, kervansaraylar (s. 141), köprüler (s. 141, 144) ve Dicle köprüsünü (on gözlü) inşa ettiler (s. 184). Sikkeler bastırıp (s. 93), Diyarbakır surlarını bir boy (en az 160 cm) yükselttiler.” (İBNÜ’L EZRAK, 1990, s. 96)
Yazılanların tamamı yalandır. Silvan’da Romalılara, Gayrimüslimlere, Türklere ait tarihi eserler ve kalıntıları günümüze gelmişken; bahsedilen onca Mervani eserlerinin hiçbirinin kalıntısı ve kendisi günümüze gelmemiştir çünkü o eserler hiç yapılmamıştır. Kitabın Kürt diye tanıttığı büyük Mervani devletinin ve medeniyetinin çevredeki hiçbir ilde veya ilçede de tarihi izi tespit edilememiştir.
Kitaba göre 10 gözlü Dicle köprüsünü yapan Kürtler, aradan bin yıl geçmesine rağmen tek gözlü köprü neden yapamadılar? Dicle köprüsü Romalıların eseridir.
Dürbün 1600’lerde İtalya’da icat edilmiştir. Sanayi devrimi 1760 yılında başlar. Kitap, en erken 1700’lü yılların sonunda kaleme alınmış olmalıdır.
Mervanilerin yıkılmasıyla birlikte Kürtler sanki buharlaştı. Hâlbuki Kürt nüfus katlanarak her yerde artıyordu. O dönemlerde Kürtler Kürt adı ile değil, ekrad diye isimlendiriliyordu.
Şaşırtıcı olan, bazı önemli kişilerin kitabın içeriğindeki yalanları dikkate almadan gerçekmiş gibi kabul etmeleridir.
Kürtlerde göçerlik yaşam tarzı devam ettiği, aşiret yapısını kıramadıkları için okul, kalem ve kâğıt ile tanışamamışlardır. 1800’lerde dağlardan şehirlere inmeye başlarlar. Bu nedenle günümüzde bile Kürtlere ait tarihi kalıntılara, yapıtlara ve müzelerde eserlerine rastlanılamıyor.
Aşiret yapısı bulunmayan, ulaşımın zor olduğu dağlık İkizdere coğrafyasının yakın zaman içinde yetiştirdiği prof. etiketlerin sayısı; Kürdistan coğrafyasında yetişen Kürt kökenlilerden fazladır.
Kaynaklar ne diyor?
900’lü yıllarda Silvan’a geldiği söylenen Kürtlerin bu toprakları yurt edinirken kimlerle savaştıklarına dair herhangi bir bilgi yoktur. Malazgirt zaferinden önce Diyarbakır’da Kürt adlı toplumun olması mümkün değildir.
Kendi de Kürt olan yazar,1597 yılında yazdığı eserinde Mervanileri Emevi diye belirtir. (ŞEREF HAN, 1971, s. 21)
“973 yılında dahi Amed veya Amid şehrinin Arapların elinde bulunuyordu (s. 355). Mervani beyliği zamanında dahi Amed ve Meyafarıkeyn'ın halkının önemli bir kesimi Araplardan oluşmaktaydı.” (BATUR, 2011, s. 356) Diğer yoğun nüfus Ermenilerdi.
“Bad’dan önce bölgede Arap emirliği vardı.” (RIPPER, 2012, s. 140)
“Bölgede yerleşik Kürt nüfusu bulunmadığı için bu dönemde (1000’li yıllar) bu bölgelerde nüfusun esas kısmını hala Arapların oluşturduğu bilinmektedir. Mervanoğulları zor durumda kaldıklarında halktan asker toplamaktaydılar ki bunlar da Araplardı.” (ATTAR, 2004, s. 432)
“Melikşah, Diyarbakır’a saldıracağı sırada Diyarbakır Mervaniye bağlı Arap askerleri tarafından korunuyordu. Hatta Selçuklulara karşı Musul ve el-Cezire hükümdarı Şeref’üd Devle’den yardım etmesi karşılığında kendisine Amid’i (Diyarbakır), Cizre de dahil olmak üzere Diyar-ı Rebia’nın bazı şehir ve kalelerini ona vereceğini vaad ediyordu.” (KAFESOĞLU, 1973, s. 39)
Aynı dönemi yaşamış ünlü seyyah, “Mervanilerin Mervan b. Hakem, Abbas Halifelerinin de Abbas ibn Abdulmuttalib’i ilk hükümdar göstermişlerdir. ‘Muruc Ez-Zeheb’ adlı eserinde Mervanilerin Arap olduğunu belirtir.” (MESUDİ, 2004, s. 134)
Başka bir seyyah Mervanoğlu ve Meyyafarikin'ten bahseden eserinde Kürt adı geçmez. (İBNÜ’L ADİM, 1982)
“X. yüzyılın sonunda Arap ‘Ukali’ler Musul ve Diyarbakır, Rabia'da (Nusaybin) ile Arap-Kürt karışımı bir aile olan Mervaniler -Diyar Bekr'de- arasında bölüşülmüştü.” (CAHEN, 2008, s. 381)
Seyyah, “1100’lü yıllarda Hakkâri hariç Anadolu’da Kürt varlığından bahsetmez.” (EL-ÖMERİ, 2014)
Mervanoğlu ve Meyyafarikin'ten bahseden seyyahın eserinde Kürt adı geçmez. (İBNÜ’L ADİM, 1982)
“Halife Mutazıd, bizzat Amid'e gelip Şeyhiler'i ortadan kaldırmışsa da, ülkede Abbasi hâkimiyeti fazla devam etmemiştir. Bir müddet Hamdaniler'in eline geçen ülke, 990'da Mervaniler'e geçmiştir. Bu iki Arap hanedanı da halifenin yüksek hâkimiyetini tanımışlardır.” (RADO, 1968, s. 226)
Kürdolog: “Mervani, Emevilerin bir kolu.” (MINORSKY, 2004, s. 88)
Cahen, ‘Türklerin Anadolu’ya İlk Girişi’ adlı eserinde Tuğrul Bey zamanında Mervanilerden uzun uzun bahsederken Arap olduklarını belirtir.
Adından da anlaşıldığı üzere Mervaniler, Araplarla bağlantılıdır ve o yıllarda Arapların Diyarbakır’a egemenlikleri hala devam ediyordu. Arap orduları arasında paralı asker olarak Kürtlerin de bulunması ihtimal dahilindedir.
KÜRTLEŞTİRİLEN MEDLER VE KARDUKLAR
Aşiret yapısını kıramayan Kürtçüler ünlü kişiler yetiştiremeyince başka milletlerin özellikle Farslıların değerlerine sahip çıkmak için saldırıya geçmişlerdir.
Olan tarihi boşluklarını doldurma adına Kürtçülerin sahiplendiği onlarca ata arasında öne çıkardıkları Medler ve Karduklar ile Kürt aşiretlerinin yakınlığını veya uzaklığını sorgulayalım:
Karduklarla Kürtler arasındaki tek benzerlik her iki adın ‘K’ sesi ile başlamasıdır. Bu harften yola çıkan Kürtçüler Kardukları ata ilen etmişler. Hâlbuki Karduklar, Kartlıların (Kartveli/ Gürcü) atalarıdır.
Kürtçüler Medlerden önce adları duyulmuş duyulmamış yığınla kavme ata-dede diye sarıldılar. Bunlar ne olacak? Çöpe mi atılacak? Medler M. Ö. 500’lerde tarih sahnesinden çekildiler, aradan geçen 2500 yıllık boşluk kimlerle dolduracak?
Kürtlerin Medler ile ne gibi arkeolojik, tarihi, sosyolojik, filolojik ve kültürel bağları var? Kürtçe içinde Medce bir kelime dahi yokken hangi kanıtlarla yola çıkarak Medleri ata-dede diye kucaklıyorsunuz?
“Kürtler, maalesef Medlerin, Sümerlerin, Babillilerin, Asurilerin ve Perslerin aksine yazılı hiçbir şey bırakmamışlardır.” (EDMONDS, 2003, s. 21)
“Medler saban ve çift öküzle yeri sürüyorlardı yani demir sabanla ve dolayısıyla da demir ve demir eritmekle tanış idiler. Demek ki, demircilik sanatı, demirci ocağı, körük, demirci çekici, maşa, demirci örsü, kömür vs. demircilik ve sabanı bilemeğe gereken gereçlerden haberleri olmuştur. Medler tunç ve demir üzerinde işlemek, taş yontmak, çanak çömlek yapmak ve kumaş dokumakta pek becerikli idiler. Onlar toprak kapları sırlıyor ve onlara güzel resimler çiziyorlardı. Kumaşa nakış ve çiçek işlemeği de iyi biliyorlardı.” (ZEHTABİ, 2010, s. 239)
“Kürtleri köken olarak Urartu’ya ya da Medlere bağlama çabaları, bilimsel açıdan bir çıkmazdır.” (KÜÇÜK, 1990, s. 38)
M.Ö. 800’lü yıllarda tarih sahnesinde yer alan Medlerle ilgili kabartma resimler, kil tabletler, kaya mezarları, boğa başlı heykeller, askerlerin levhaları günümüze ulaşmıştır.
Kürt adı 2000 yıl sonra ortaya çıkmasına rağmen Kardukluları Kürt ediveriyorlar. Kürtçülerin yaptığı yalanlar üretmek ve bu yalanlar üzerinden sanal tarih türetmektir.
KÜRTLEŞTİRİLEN MEZOPOTAMYA
Kürtçüler Mezopotamya’yı kadim Kürt yurt diye ilan ederler ama diğer konular olduğu gibi ortaya hiçbir kanıt koyamazlar. Mezopotamya’nın (Yunanca ‘dere arası’ Fırat-Dicle) eski tarihini, halklarını, demografik yapısını, şehirlerini, kültür ve inançlarını geniş olarak kaleme alan Jeremy Black-Anthony Green ikilisi, Kürtlerden bir defa olsun bahsetmemişlerdir. Hooke de bahsetmemiştir. Jean Bottero’nun Mezopotamya kitabında Kürtler yoktur. Olması da mümkün değildir.
Mezopotamya medeniyetine damga vuran uygarlığın temelini atan en eski kadim halkı çiftçiliği başlatan, sulama kanalları açan ve yazıyı bulan Sümerler olup devamında yazdıkları onbinlerce eserlerle ve sanatsal yapıtları ile Süryanilerdir.
Mircea Eliade’nin Mezopotamya başlığı altındaki yazısında: “Sümercedeki dingir (Tanrı-parlayan) terimini Hommel, Türk Tengri (Gök-Tanrı) ile ilişkilendirir. P. A. Barton, gök tanrı Anu'nun tarih öncesi zamanların sonuna doğru Orta Asya'dan Mezopotamya'ya getirildiğini düşünür. (BARTON, 1934, s. 245, 369)
Gerçekten de dördüncü bin yıl öncesine kadar Ön Asya (Anadolu) kültürleri (Elam) ile ‘Hazar’ ve Altay kültürleri, özellikle de proto Türkler arasında belli ilişkilerin olduğu görülür.” (ELIADE, 2005, s. 94)
Seyyah, 850’li yıllarda kitabında Dicle ve Fırat diyarlarından uzun açıklama yapmasına rağmen Kürtlerden bahsetmez ve Kürtlerin yalnızca Faris’te (Şiraz civarı) bulunduklarını belirtir. (İBN HURDAZBİH, 2008, s. 49)
Mezopotamya hakkında geniş bilgi için Begmyrat Gerey’in ‘5000 Yıllık Sümer Türkmen Bağları’ kitabı okunabilir.
Kürtçülerden başka hiçbir tarihçi Mezopotamya uygarlığı ile Kürt aşiretlerini arasında bağlantı kurmaz ve kurmaları da mümkün değildir.
KÜRTLEŞTİRİLEN EBU MÜSLİM
Kürtçüler, olan tarihi boşlukları doldurma adına tarihi şahsiyetleri de Kürtleştirmek vazgeçilmezleridir ve bunlardan biri de Ebu Müslim’dir.
Alevilik/ Bektaşilik üzerine en etkin ve yetkin kaynak olan ünlü Fransız araştırmacının Prof. (Irene Melikoff) ‘Ebu Müslim’ adlı eserinde Kürt adı bir kere dahi olsa geçmez.
“Ebu Müslim, Türk halkının kafasında ‘onlardan biridir’ ve tarihi görevi tam olarak tanımlanmıştır: O, Kerbela trajedisinin intikamını alandır (s. 17). Özbekler ve Türkmenler, Ebu Müslim’in şahsında, siyah Abbasi bayrağı altında Harzem Türklerini birleştirmiş vatansever bir kişilik bulurlar (s. 18). Ebu Müslim, yeni bir hanedan kurmak için bir hanedanı devirmiştir; ölümünden sonra İranlılar, onu peygamber mertebesine çıkarmışlardır; ancak tüm bunlara rağmen en uzun süre ve yoğunlukta Türklerde anılmıştır.” (MELIKOFF, 2012, s. 19)
“Ebu Müslim’in öldürülmesi (ö. 755) üzerine intikamını almak için birkaç kez ayaklanan topluluğun içinde ve önünde çoğunluk olarak hep Türkler vardı. Kürt adı ise bu toplumsal olaylarda geçmemektedir.” (OCAK, 2011, s. 155…)
Kürtçü: “Tarihçiler, Ebu Müslim’in askerlerinin belkemiğini Kürt ve İranlıların oluşturduğunu (s. 190) söylerken; Kürtlerinin Horasan’daki tarihini, l6. yüzyıldan itibaren başlatma konusunda hemen hemen görüş birliği mevcuttur” (BULUT, 2014, s. 191) der. Ebu Müslim Horasani’nin Kürtlerle bağlantısı olmadığını farkına varmadan ispatlar.
“Ebu Müslim hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Özellikle Orta Asya Türk dünyasında bir efsane olmuştur, efsanesi Ön Asya'ya (Anadolu) göç eden Türkler arasında da yaygınlaşmış ve Osmanlı İmparatorluğu'na kadar sürmüştür. Onunla ilgili tarihi tek bir belgeye sahip değiliz.” (ROUX, 2001, s. 186)
İranlı yazar, “Ebu Müslim İsfahan’da doğdu, Merv kentinde büyüdü. Türk olduğu söylenirse de Haşimi soyundan geldiği ve Türkistan'da büyümüş olduğu bir gerçekti.” (GEDA, 1995, s. 5)
Emevilerin yıkılmasına önderlik ettiği için her milletçe sevilmiştir. Komutanları Türklerden oluşmaktaydı. Yoksulları koruduğu için her toplumda ona sahip çıkmak arzusu doğmuştur. Hakkındaki bilinçli boşluk sonucu herkes onda kendisinde bir şeyler buluyordu. Geçmişi ile ısrarlı sorulara ‘Benim faydan ve iyiliğim sizin için nesepten (soydan) daha hayırlıdır’ diyordu. Bu cevap, sıradan bir geçmişe sahip birini çok daha önemli hale getiriyordu.
Kendisinin Arap, Fars, Kürt ve Türk olduğunu iddia edilmektedir. Şair Ebu Deleme'nin bir beylinde ‘zalimin tekisin ve ataların Kürt'tür’ mısrasına dayanarak Kürtçüler Ebu Müslim’i Kürtleştirirler. Şair şiirinde kinaye yapmış, Müslim’e hakaret etmek istemiş olabilir ve başka kaynaklar bu iddiayı doğrulamaz.
Melikoff’un “Abu Muslim: Le Port-hache du Khorassan” (Paris 1962) destanı yazısında ihtilalci Ebu Müslim-i Horasani’yi İranlı olarak belirtir.
“Ebu Müslim, 719 yılında İsfahan'da doğmuş bir İranlı olduğu söylenmektedir. Kufa eşrafından Makiloğlu İdris'in hizmetkârıydı.” (CAHEN, 1990, s. 61)
“Ebu Müslim'in ölümünden sonra, daha önce gördüğümüz gibi, onun adını bayrak yapan çeşitli Rafızi (ayrılıkçı) hareketler Horasan’da ve Orta Asya Türk toplumunda ortaya çıkmıştı.” (CAHEN, 2008, s. 119)
“İshak el-Türki adında biri, yine Ebu Müslim'in ölmediğini, Zerdüştçülük tarafından gönderilmiş olduğunu, Rey civarında gizlenerek yaşadığını, günü gelince ortaya çıkacağını iddia ederek ayaklanma başlatır .” (CLOT, 2007, s. 254)
Emevilere karşı verdiği mücadelede yüceltilmiş ve adını Anadolu’ya taşıyan Türkler olmuştur. Ebu Müslim, Farsça ve Arapça bilmektedir. Kürtçe ve Türkçe bildiğine dair rivayetler yoktur. Türkler arasında destansı öyküleri dilden dile aktarılırken, Kürt toplumu arasında adı-sanı bilinmez.
KÜRTLEŞTİRİLEN ZERDÜŞT
Kürtçüler, geçmiş boşluklarını doldurma arayışlarına devam ederken Zerdüşt ile karşılaşırlar ve hemen Zerdüşt’e Kürt diye tapınırlar. Kürtçülerden başka Zerdüşt ile Kürtler arasında bağlantı kuran yerli-yabancı tarihçi yoktur.
Zerdüşt’ten 1200 sene sonra tarih sahnesinde ekrad adı ile çıkan Kürt toplumu dünyada yokken Kürtçülere göre Zerdüşt Kürt’müş. (BİLGİN, 1995, s. 48), (BAŞARAN, 2014, s. 33), (BULUT, 2014, s. 189), (BAYRAK, 1997, s. 361)…
Kürtçü “Zerdüşt dininde her doğan çocuk ve her ölen insan için bir ağaç dikilir. Bu inançla dikilmiş binlerce yıllık ağaçlar vardır.” (BAYRAK, 1997, s. 26)
Her kişi için iki ağaç dikiliyorsa ve bir ağaç binlerce yıl yaşıyorsa dünyada ne insanlara, ne binalara ve ne tarlalara yer kalmaması gerekir bay Bayrak!
Yabancı araştırmacının Zerdüşt ile ilgili bir paragrafı: “Kendi şeytanları önünde konuşan Ehriman, onlara, Ahura Mazda'nın annesiyle seksüel çiftleşmesi sonucu güneşi, kızkardeşiyle çiftleşerek de Ay'ı meydana getirebildiğini açıklar. Mahmi isimli şeytan, Ahura Mazda'nın yanına koşar, bunlar hakkında ona bilgi verir.” (ELIADE, 1997, s. 308)
Yezidi Kürtlerin mabetleri ve kutsal kitapları vardır. Zerdüşt inancı da mabet merkezlidir. Mabetlerinde iki bin yıldan berin yanan ateş vardır. Mezarları ve ölü defin törenleri (sessizlik tepesi) çok farklıdır. Hâlbuki Kürt aşiretlerinin yaşadıkları coğrafyada Zerdüşt mabedi, sönmeyen ateşi, kutsal kitabı, kutsal tepesi gibi kalıntılar ve Kürtçe içinde Zerdüşt ile ilgili bir kelime yoktur. Zerdüşt’un kitabını gören, onu okuyup anlayan ve anlatan Kürt kişi tarihe geçmemiştir.
“Yaygın bir görüşe göre ccm Zerdüştilikten kalmadır.” (ÇEM, 2011, s. 29)
“Dersim inancının Zerdüştlük kökenli tezinin mantıksal sıkıntılardan biri, halklar ve hatta yerli bilim adamlarına konuyla ilgili olarak mülakat şeklinde sorduğumda, hiç kimse Zerdüştlüğün nasıl bir din olduğuna dair bilgileri paylaşmamaktır.” (WAKAMATSU, 2014, s. 959)
Zerdüştlükte toprak ve ateş kutsal olduğu için ateşi ve toprağı kirletmemeleri için öleni ne gömerler ne de yakarlar. Sessizlik kulesi dedikleri tepeye bırakıp akbabaların ve diğer yırtıcı kuşların etlerinin yemesi beklenirdi.
“Goranilerin ve Kürtlerin de aralarında bulunduğu Ehl-i Haklar, Yazmalar varsa da (kitapları), bunlarda Zerdüşt’ün, Mani’nin ya da Mazdek’in bir kere bile adı geçmemektedir.” (DURING, 2010, s. 151)
“Zerdüşt, eski Pers’in büyük peygamberidir.” (NİKİTİN, 1991, s. 294)
“Zerdüşt Perslerin peygamberiydi.” (EL ÖMERİ, 2014, s. 21) Benzeri bütün kaynaklar aynı şeyi söyler.
“Sloganlar saçmaladıkça (Kürtçüler), daha da gülünç gelmekteydi. Kürtlerin, Med’lerden geldiğini, Zerdüşt'ün Kürt olduğunu…” (MELIKOFF, 2010, s. 350)
“Halka ve hatta yerli bilim adamlarına konuyla ilgili olarak mülakat şeklinde soruduğumda, hiç kimse Zerdüştlüğün nasıl bir din olduğuna dair bilgileri paylaşmamaktır. Zerdüşt dininde tanrı olmamasına rağmen yörede hem halklar hem de bilim adamlar tarafından sanki Zerdüştlükte Allah gibi tek tanrı varmış gibi algılanmasıdır.” (WAKAMATSU, 2014, s. 960)
KÜRTLEŞTİRİLEN NEVRUZ
Kürtçülerin Nevruz’a seyirci ve sessiz kalmaları elbette düşünülemez ve birkaç odunu bir araya getirip ateş yakıp birkaç kişi üzerinden atladı mı Nevruz da Kürtleşmiş olur.
Allah’ın Kürtçe konuştuğunu söyleyen Kürtçü, birlikte kutlamışlar gibi “Peygamber Nevroz’u kutlamış” (BULUT, 2002, s. 72) der.
‘Nev-ruz> Yeni Gün’ anlamında olup 3000 yıllık İran menşeli bayramdır ve Türk dünyasında da yaygın olarak kutlanır.
Farsça verintili dil olup ‘nev’ sözcüğü pek çok dünya dillerinde yerini almıştır. Örneğin Rusçada ‘novi’, Ermenicede ‘nor’, Almancada ‘neu’, Latincede ‘neo’, Yunancada ‘neos’, İngilizce ‘new’, Fransızca ‘nouveau’ (nuvo) gibi. Farsça stare (yıldız), dudak (leb), name (isim) gibi sözcükler de batı dillerine geçmiştir.
Türkistan’da “Şaman ateşinden atlamanın, hastalıklardan kurtulma ve günahlardan arınmak gibi sonuçlar doğuracağına inanılmıştır. Ayrıca ateşten atlayan Türkmenler, gelecekteki belalardan da kurtulduklarına inanmışlardır.” (ŞAHİN, 2013, s. 186)
“II. Kırklar Bayramı yörede (Deliorman-Bulgaristan) Nevruz’a Kırklar Bayramı denilmekte ve Kırklar aşkına kutlanmaktadır. İnançlarına göre Hz. Ali bu günde doğmuş ve evlenmiştir. Kırklar Bayramı cemi yılın son cemidir. Kırklar Bayramı ceminde dönülen ‘Kırklar Semahı’ yılın hiçbir ceminde dönülmemektedir. Zakir bağlamasıyla önde, onun arkasında baba ve babanın arkasında tüm talipler yaş sırasına göre dizilerek ‘Hak, Muhammed, Ali’ aşkına üç kez dönerek semah tutarlar.” (ELÇİ, 2010)
Balkanlarda “Alevi-Bektaşi topluluklar Nevruz Hz. Ali’nin doğum günü olarak kutlar.” (MARKOFF, 2015, s. 137)
“Kızılbaşların/ Alevilerin Nevruz ile ilgili İslami yorumları, o günün Ali’nin doğum günü olduğu yönündedir.” (BODROGI, 2017, s. 198)
Bektaşi tekkelerinde de Nevruz ayını yapılırdı. Nevruz adlı şiirler Türk dünyasında çok yaygınken; Kürtçe Nevruz şiirleri tarihe geçmemiştir.
Pir Sultan Abdal:
Sultan Nevruz günü canlar uyanır,
Hal ehli olanlar nura boyanır,
Muhib (dost) olan bu gün ceme dolanır,
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın…
KÜRTLEŞTİRİLEN DEMİRCİ KAVA
Demirci Türkçe sözcüktür.
Kürtçüler, “Demirci Kava efsanesi Kürtlerle bağlantılı olduğu” (BULUT, 2014, s. 153) (YILDIZ, 2018, s. 21) iddia ederler.
“İran geleneğinde demirci Kavi, Kavya hanedanının atasıydı; bir gün deri önlüğünü bir mızrağın ucuna asmış ve ejder-krala karşı isyan bayrağını açmıştı. Basit bir deri önlük İran'ın bayrağı haline gelmişti (s. 91). Demircinin kahramanlarla, ozanlarla ve şairlerle bir tutulduğu Türk-Tatarlar ile Moğollarda da aynı ilişkiler dikkati çekmektedir.” (ELIADE, 2003, s. 106)
“Gava efsanesi eski İran’a aittir.” (ÜLKEN, 2017, s. 30) Kürtçüler İran’a ait değerleri silip süpürüp Kürtleştirirken, Zaloğlu Rüstem’i gözden kaçırmışlardır.
“Kaya resimlerinde demircilerin çalışmaları tasvir edilmiş (s. 321). Güney Altay’da ve Baykal ötesinde demir üretilmeye başladı; şehir tipi çeşitli meslekler icra eden köyler ortaya çıkmaya başladı. Meselâ, Baykal civarında bulunan Duryonı köyünde madenciler ve demirciler yaşıyorlardı. Arkeologlar tarafından Ordos’ta, Tuva’da ve Hakasya’da bazı Hun şehirleri bulunmuştu.” (MARTINOV, 2013, s. 422)
Macar tarihçi: “Demir devri Altay çevresinde Çin’den daha önce başlamıştır. M. Ö. V-IV. yüzyıllarda Altay çevresinde demirciliğin geliştiği tespit edilmiştir. Türkler tarih sahnesine çıktıklarında demirci idiler.” (KURAT, 1972, s. 3)
“Kök Türkler demircilik sanatında ustaydılar, onunla temren, kama, kılıç, tolga, zırh ve araba aksanı gibi gereçler üretiyor ve giysilerini (toka, küpe) süslüyorlardı.” (DİVİTÇİOĞLU, 2000, s. 85)
Türk mitolojisinde de Ergenekon’dan çıkış demir dağı eritmekle başlar ve Kurt’un kılavuzluğu ile Türklerin dünyaya yayılmasıyla devam eder.
“Bir Yakut (Türk) atasözü der ki: 'demirciler ve şamanlar aynı yuvadan çıkmadır.' (ROUX, 1994, s. 64)
Demirbaş sözü yalnızca Türklerin literatüründe vardır. Timurleng, Türkçe'de ‘Demir-Topal’ anlamına gelir. Kürt aşiretlerinin demircilikle uğraştığına dair tarihi bilgi yoktur.
“İslamiyet’ten çok önce yaratıldığı anlaşılan Manas destanının ruhunu: Özgürlük, bağımsızlık, millet olma kavramının yanısıra ahlaki ve estetik değerler oluşturmaktadır.” (RADLOFF, 1995, s. 5)
KÜRTLEŞTİRİLEN ZALOĞLU RÜSTEM
Büyük yalancı İran’a ait olan Zaloğlu Rüstem’e Rustem-i Kürd diyerek Kürtleştirir. (BULUT, 2012, s. 54) Sonuçta en kadim medeniyetlerden biri olan Pers medeniyetinin bir hiç olduğunu ve her şeylerini Kürt aşiretlerinden çaldığını yalanlarla ispatlar.
KÜRTLEŞTİRİLEN HORASAN
Dersim’de nesillerden nesillere aktarılan sözlü nakillerde Dersim aşiretlerinin Horasan’dan geldikleri söylenir. Hatta Kürtçüler de bu iddiaların yoğunluğu karşısında gerçeği kabullenmek zorunda kalırlar ve kitaplarına yansıtırlar.
Bu durum karşısında Anadolu’daki adı duyulmuş duyulmamış bütün antik kavimleri Kürtleştirip ata-dede diyerek bağrına basan Kürtçüler; İran’a ait tarihi, dini değerleri Kürtleştirdikleri gibi, hiçbir kalıntılarının ve tarihi izlerinin bulunmadığı Horasan’ı da Kürtleştirmeye karar verdiler. Hâlbuki 1200’lü yıllarda Horasan adını erenleriyle birlikte Anadolu’ya taşıyan ve bu isimle ilçe kuran Türklerdir.
Horasan’da Kürtlere ait tarihi eserler, yapıtlar, tekke, zaviye, dergâh yok. Horasan’dan Anadolu’ya gelen on binlerce Horasan ereni arasında Kürt erenin adından, dergahından, tekkesinden ve mezarından bahseden kaynak yok.
Horasan’dan kalkıp Balkanlara kadar yayılan on binlerce erenler Türkçe konuşuyor, İslam’ı Türkçe yorumluyor ve Türkçe anlatıyordu. Horasan tarihi Fars, Arap ve Türk tarihidir. Horasan bölgesinin şehirleri Karahanlı, Gazneli, Selçuklu devletlerine başkentlik yapmıştır.
İran’ın son Türk hanedanı Kaçarlar 1925 yılında son bulmuştur.
Anadolu’yu Türkleştiren Türkler ve Horasan erenleri için Horasan, bir ara istasyon ve bir atlama taşı idi.
“Tarihi kayıtlar M.Ö. II. asırdan itibaren Horasan’ın doğu bölgelerine Türk göçlerinin yapıldığını kaydetmektedir (s. 101). Horasan’ın İslam ve dünya tarihinde büyük öneme sahip olması nedenlerinden biri eski zamandan beri burada yerleşen savaşçı Türk halkının hâkimiyeti idi.” (OGHLU, 2019, s. 105)
“II. ve III. yy.da Türkçe konuşan topluluklar batıya doğru ilerler. Bunlar Horasan’da, Batı İran’da, Küçük Asya’da (Anadolu) devletler ve parlak hanedanlıklar kurarlar.” (CHALIAND, 1995, s. 21)
“707’de Türklerin baskıları sonucu Arapları Horasan’dan çekilmeye mecbur etmiştir.” (GUMILEV, 2007, s. 373)
Kürtçülere göre Horasan
Bu konuda da ilk yalanı ortaya atan Kürtçülerin mürşidi N. Dersimi’dir.
“Horasan’dan Dersim’e hicret eden Kürt Alevi Zaza aşiretleri (s. 25). 700 hicri (1300’lü yıllar) tarihinde Horasan’dan Dersime gelen bu aşiretlerden başlıcaları: Şeyh Hasanan, Kureyşan, Hormekan, İzolan, Sadyan, Karsanan, Millan ve Bamasuran, Kürt kabileleri olup, baştaki halifeleri Kureyş ve Bamasor idiler. Bu aşiretler Horasan’dan Dersim’e geldiklerinde, tamamen Zaza diliyle konuşurlardı.” (DERSİMİ, 1952, s. 24)
Dersimi’nin 1920’lerin zor koşullarına rağmen ulaşabildiği kaynaklara günümüzün Kürtçüleri ulaşamadığı için Dersimi’nin her yalanı Kürtçülerin en önemli referans kaynağıdır.
Doğru olan Horasan’dan gelen aşiretlerin olduğudur. Horasan tarihinde Zaza toplumu hiç olmamıştır.
Kürtlerin Horasan’da bulunduğuna dair ilk bilgiler Müslüman tarihçilerin IV. miladi asırda verdikleri bilgilerdir. (GULI, 2022, s. 241) Öyle bir kaynak yoktur.
''Xurasan (Horasan) adı, Kürtçedir.” (BULUT, 2014, s. 197) Yalandır.
Doğrusu, Horasan: Doğan güneş’ anlamında olup Farsça kelimedir. (DEVELLİOĞLU)
“Antik çağda Kürtlerin Horasan'daki varlığı ağırlıklı olarak dinsel/ inançsal (Zerdüşti, Manici) zemindedir.” (BULUT, 2014, s. 199)
“Kürtler İsa’dan iki bin yıl önce (4 bin yıl önce) Horasan’da yaşamışlar. Horasan’da Kürt nüfusu iki milyondur.” (Dersim dergisi, 2017, sayı 69, s. 3)
“Kürtler de eskiçağlardan itibaren Horasan’da koloniler kurmuşlardır.” (GÜRBEY, 2016, s. 268)
“Kürtler Horasan' a 5000 yıl önce gelmişlerdir.” (TEMO, 2019, s. 66)
“Günümüzde Horasan’da Kürt nüfusun iki milyon civarında olduğu.” (BAYRAK, 2013, s. 279)
“Günümüz Horasan’da bir milyon Kürt bulunduğu söylenebilir.” (BULUT, 2014, s. 196)
Yazılanların tamamı saçma sapan iddialar olup tarihte ne Horasan’dan gelen ve ne de Anadolu’dan Horasan’a giden Kürtler olmamıştır.
“Şah Tahmasb’ın hükümdarlık dönemi süresince Kürtleri yok etme siyaseti yerini sığınmacı siyasetine bırakarak çok önemli bir güce haiz olan Kürt aşiretlerini Osmanlı ve Özbeklere karşı kullanabilmişlerdi. Kürtler de bu sayede Safevi ile Osmanlı devletleri arasında koşullar gereğince sürekli taraf değiştirmişlerdir.” (SUNĞUR, 2019, s. 107)
“Şah Abbas (1587-1629), Türklerin önünü kesmek için 15.000 Kürt'ü (İran’dan) Horasan sınırına yerleştirdi.” (MINORSKY, 2004, s. 82)
“Şah Abbas (1587-1629), memleketi Türkmen ve Özbekler'in akınlarından korumak için, Kürtleri ülkenin batı yörelerinden bu taraflara göçürmeğe karar verdi. Buradaki hâkimlerin (Kürtlerin oturduğu yerler) en muktediri Kuçan hâkimi olup, Türkçe ‘İlhan’ lakabını taşıyordu.” (BARTHOLD, 1978, s. 57)
Aynı makalede Horasan şehirlerinde pek çok Türkçe yer adı geçmektedir.
“Kürtler, Afganistan sınırındaki Horasan’da bulunmaktadırlar; buraya (Horasan) Büyük Şah Abbas ve Nadir Şah zamanında nakledilmişlerdir.” (NIKITIN, 1991, s. 278)
Geniş bilgi için (BARTHOLD, 2010, s. 329, 428), (ŞEREF HAN, 1971, s. 367-368), (AYDIN, 2005, s. 211), (JAVANSIHIR, 2007, s. 271), (ALLUCHE, 2001, s. 11), (PİYADEOĞLU, 2012, s. 199, 321, 333)…
İran’ı yöneten Türkler Horasan bölgesini de yönetiyordu.
Barthold, pek çok kaynağa dayanarak aşiret olarak Kuçan’da Zâferanlu, Bucnurd’da Şadillu Kürtleri adlarını verir. (BARTHOLD, 2010, s. 428) Ve doğrusu da budur. Kim bu aşiretler?
“Zaferanlu, 1450’li yıllarda Erzurum sancağında Dodurga Türkmeni kolu. Zağferanlu, aynı yıllarda Urfa ve Diyarbakır’da yaygın Bayındır Türkmeni cemaati.” (HALAÇOĞLU, 2009, s. 121, 2470)
“Zağferanlu, 1500’lü yıllarda Diyarbakır’da Bozulus Türkmeni.” (SAKİN, 2012, s. 337)
“Zeferan, Şaman izlerini taşıyan Uygur Türklerinde mitolojik varlık.” (İNAYET, 2009, s. 43)
Şadili, aynı aşiret günümüzde Tunceli’nde ikamet etmektedir. (Bk. Şadili, Dersim Aşiretleri)
Günümüzde bile Kürtlerin oturdukları köylerinden birinin adı Garasu (Karasu) dur.
Sonuç olarak Horasan’a Kürt aşireti olarak gönderilenler İran’dan gönderilmiş Kürtleşmiş Türkmenlerdi. Günümüzde bile kıl çadırlardan yaşayıp, hayvancılıkla geçinmekteler ve göçer olduklarıdır.
Horasan’da Kızılbaş Türkler:
https://www.youtube.com/watch?v=vON34HpzAVc
“Firdevsi’nin destanlaştırdığı milattan önceki yıllarda meydana gelen İran ve Turan arasındaki savaşlar Horasan bölgesinde cereyan etmiştir.” (USLU, 1977, s. 18)
“Türklerin yaşadıkları ülkeye Turan adı verilir.” (VAMBERY, 1993, s. 49)
Yabacı kaynaklara göre Horasan’da Kürtler ve Türkler
Belirtilen kaynaklar Horasan tarihinden ve Horasan’da ki Türklerden uzun uzun bahsederken; Kürt adının geçmediği yabancıların eserlerinden ulaşabildiklerim:
Ebu Bekr Muhammed b. Ca'fer en-Narşahi’nin (ö. 959) ‘Tarih-i Buhara’ da,
Cahiz’in, ‘Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri’nde,
Oghlu’nun, ‘IV-XI. Yüzyıllarda Horasan’da,
Javansıhır’ın ‘Horasan Türkçesi’sinde,
Melikoff’un ‘Ebu Müslim’ inde,
Belazuri’nin (850’li yıllar), ‘Fütuhul Buldan’ında,
Mesudi’nin (900’lü yıllar) ‘Muruc Ez-Zeheb’inde,
Golden’in ‘Türk Halkları Tarihine Giriş’inde,
Golden’in ‘Hazar Çalışmaları’ında,
Gumilev’in ‘Eski Türkler’de,
Gumilev’in, ‘Büyük Bozkır Halkları’ nda,
Agacanov’un ‘Oğuzlar’ ında,
Alexander Berzin’in ‘Moğol İmparatorluğu’ndan
Bonvalot’un ‘Orta Asya’ya Seyahat’ ında,
Gibb’in ‘Ortaasya'da Arap Fütuhatı’ ında,
Klyashtorrny, ‘Türkün Üç Bin Yılı’ esrinde,
Hammer’in, 18 ciltlik dev eserinde,
Cafer en Narşahi’nin ‘Tarihi Buhara’ sında,
Amin Maalouf’un ‘Semerkand’ ında,
Morris Rossabi’nin ‘Kubilay Han’ında,
Vambert ‘Orta Asya Gezisi’nde,
Findley’in ‘Dünya Tarihinde Türkler’inde,
Barthold’un ‘Moğol İstilasına kadar Türkistan’ ında
Grousset’in ‘Cengiz Han’ ında,
Grousset’ın, ‘Bozkır İmparatorluğu’ nda,
Alexander Berzin’in ‘Moğol İmparatorluğu öncesi…’ kitabında,
Ligeti’nin ‘Bilinmeyen İç Asya’ sında,
Berthold Spuler’in, ‘İran Moğolları’ ında,
E. Zachariadou’nun, ‘Osmanlı Beyliği’ inde,
Rasonyi’nin ‘Tarihte Türklük’ünde,
Necef’in, ‘Karahanlılar’ ında,
Zahoder’in ‘Selçuklu Devleti Kuruluşu Sırasında Horasan’ında,
Barbaro, (1470’li yıllar) ‘İran’a Seyahat’ ında,
Lambout’un, ‘Kürdistan’ ında,
Chaliand’ın ‘Göçebe İmparatorluklar’ ında,
Cahen’in, ‘Türkler Nasıl Müslüman Oldular’ ında,
Lamartine’nin 6 ciltlik eserinde,
Thierry Zarcone’nin (1830-1888), ‘Yasak Kent Buhara’ sında,
Houari Touati’nin ‘Ortaçağda İslam ve Seyahat’ ında,
1220’li yıllarda Irak ile Horasan’ın anlatan ‘Zübdetünnusra ve Nühbetül-usra’ da ve Barthold’un ‘Türkistan’ adlı eserinde yığınla Horasan adı geçerken Kürt adı geçmez.
“İran Türkmenistan’ında (Horasan) Türkmenlerin yerleşim alanlarından bazıları: Kalele, Gergelan, Ayderviş, Gildağı, Karabalhan, Muravetepe, Hisarca, Göklen, Kümbet. Gorgan ırmağına akan Etrek, Sarı Su, Uluçeşme, Soğan, Horhor ve Hacı Bet Sulan.” (ANNABERDIYEV, 2004, s. 235-236)
“el-Yakubi; 'Horasan'ın her tarafı bir Türk cephesidir' derken Harzem ve Aşağı Türkistan bölgelerini kasdetmektedir. el-Cahız'ın bahsettiği Horasan Türkleri, daha çok Harzem, Maveraünnehir, (Aşağı Türkistan) Sistan ve Afganistan bölgelerindeki Türklerdir. İslam coğrafyacılarının eserlerinde Cürcan ve Harzem ile Hazar denizi arasındaki bölgeye 'Oğuz Çölü' denilirdi. el Beyruni, Gazneliler'in Harzem hakimiyetini tamamen bir Türk hakimiyeti olarak kabul etmiştir.” (KİTAPÇI, 2005, s. 140)
İran’ın en önemli şehirlerinden biri Kum’dur ve Türkçe’dir. (DLT. c. III s. 150)
DLT’te (1074 yılı): “Yenkent’ten Semerkand’a ‘Semiz Kend’ denir. Şaş şehrine ‘Taşkent’ denildiği gibi. Özkent, Tünkent adları da vardır.” (DLT. c. III s. 150) Bu şehirleri Türkler yaparak adlarını kendileri koymuşlardır. Türkler azalıp Farslılar çoğaldıktan sonra Acem şehirlerine dönüşmüşlerdir.
“Bir dönemde eyâletin (Horasan) değişik bölgelerinde görev yapan Türkler arasında; Afşin, İnak, Boğa el-Kebir, Boga es-Sagir, Tekin el-Buhari, Ağartmişet- Türki, Kayıglıg, Asâtekin, Kuncur et-Türki'yi tanımaktayız.” (YAZICI, 1992, s. 25)