7 DİYARBAKIR VE MARDİN'DE KÜRTLER

TARİHSEL YÖNDEN DİYARBAKIR VE MARDİN’DE KÜRTLER


Diyarbakır müzesindeki tarihi sanat eserleri


Diyarbakır’da camiler, Türk taş işçiliği, kitabeler, figürleri


Diyarbakır köprüleri, hanları, çarşıları


Mardin müzesi ve camiler, medreseler…


Çömçe/ çemçe gelin Diyarbakır’da


Türklerin ve Kürtlerin bölgedeki eski iskân izleri


TARİHSEL YÖNDEN DİYARBAKIR VE MARDİN’DE KÜRTLER
Bölgede adı çok geçen şehirler oldukları için üzerlerine durmayı uygun gördük ve Kürt aşiretlerinin ne gibi izler bıraktığını araştırdık.


5000 yıllık tarihi geçmişi olan Diyarbakır çeşitli kültür ve medeniyetlere beşiklik etmiştir. 1500’lü yıllarda Diyarbakır sanat ve ticaretin zirvesindeydi.


“Kent (Diyarbakır), ticaret ve zanaat merkezidir. Diyarbakır kentinin kapıları, herhalde, Kürtler karşısında duyulan korkudan, akşamdan kapatılıyordu.” (GORDLEVSKI, 1988, s. 227) Şehirde Kürt yok demekti.
Kürtçülerimiz Diyarbakır’ın antik isminin anlamını bilmedikleri halde bu isme aşıklar çünkü Türkçe olmadığı bellidir ama Kürtçe hiç değildir. Binlerce yıllık Kürt yurdu dedikleri Anadolu’da adı Kürtçe olan değil bir şehir bir ilçe yoktur.


Farsça amed: Gelme, geliş, devlet merkezinde bulunan il memuru ve Arapça amid: Önder, komutan. Belli başlı nokta. Arapça emed: Son, nihayet. İbranice amid: Müreffeh, zengin, varlıklı ve amit: Meslektaş.


Amed’ten sonraki adı “Diyar-ı Berk, Arapçadır. 700’lü yıllarda Berk adlı Arap aşiretinden adını almıştır. Yöresel ağızda önce Diyarbekir'e döndü.” (UMAR, 1993, s. 218)


Diyarbakır, bilinen tarihi ile birlikte Romalıların, Perslerin, Bizanslıların, Arapların ve son olarak Türklerin şehri olmuştur.


Evliya Çelebi (1650) “Diyarbakır, ekseriyyâ halkı Ekrâd u (göçebe) Türkman ve Arab u Acem’dir. Re‘âyâ vü berâyâsı cümle Ermeni’dir. Anınçün diyâr-ı E[r]men add olunur.” (IV. cilt, Robert DANKOFF - Seyit Ali KAHRAMAN - Yücel DAĞLI)


“Amid (Diyarbakır) bir Hıristiyanlık merkeziydi.” (APRIM, 2008, s. 157)


“Diyarbakır'ın Kürdistan ile tarihinin hiç bir devrinde ilgisi olmamıştır.” (MANSIZ, 2015, s. 19)


“Emeviler döneminde Malatya, Maraş, Adana… şehirleri Arapların elindeydi ama bu dönemde bu ve benzeri yerlerde Kürtlerden bahsedilmemektir.” (ÖZÇAMCA, 2007, s. 30)


“31 Temmuz 1084 yılında kalabalık Türkmen orduları Amid'e giderek Arap ordugâhını ağır yenilgiye uğratıp Diyarbakır'ın çeşitli bölgelerini ellerine geçirdiler. Diyarbakır, Ortaçağ Türk tarihinde bir Türk yurdu oldu.” (ATTAR, 2004, s. 443)


“Kent, Türk uygarlığının ileri kalesi olmuştur.” (HEYD, 1979, s. 25)


“Karakoyunlular’ın merkezi, Van Gölü’nün kuzeydoğusundaki bölgeydi. Akkoyunluların başkentiyse Amed’di (Diyarbakır).” (BRUINESSEN, 2013, s. 205)


İtalyan papaz, 1810 yılı Diyarbakır (merkez), “Otuz bini Türk, yirmi bini Hıristiyan ve birkaçı da Yahudi olan toplam elli binden biraz fazla insan burada yaşar. Tüm ahalinin teni sarımtıraktır.” (CAMPANILE, 2009, s. 50)



Diyarbakır müzesindeki madeni takılar, cam eşyalar, ahşap eserler, çiniler…


Diyarbakır müzelerinde çeşitli dönemlere ait ve değişik metallerden yapılan “Tepelikler, küpeler, alınlıklar, saç tokaları, kolyeler, gerdanlıklar, hamaylılar, bilezikler, yüzükler, halhallar, kadın kemerleri, kemer tokaları, kemer sallamaları” (ÇALIŞ, 2016) yer almaktadır.


“İbrikler, leğenler, sabunluklar, su güğümleri, havanlar, havaneli, cezveler, kutular, sahanlar, tabaklar, lengerler, tepsiler, siniler, mangallar, üsküre/ taslar, kazanlar, sefertası, hamam tasları, şerbetlikler, kömürlü semaverler, kandil altlığı, bakraçlar/ sitiller, badyalar bulunmaktadır.” (BAŞAK, 2004)


“Müzede yer alan (Diyarbakır) altın broş, altın küpeler, altın yüzükler, altın bilezik, altın takı parçası, altın kolye parçaları” (GÜNDEM, 2020) mevcuttur.


Davison: “Cam yapım teknolojisine dair en erken kayıtlar Mezopotamya’da bulunan çivi yazılı tabletlerde yer almaktadır. Sırlama yapımı için bir formül içeren en erken tablet Dicle Nehri üzerindeki Tell-Umar (Seleucia-Silifke)’de bulunmuştur. M.Ö. 17. yüzyıla tarihlenen bu tablette, cam yapımını iyi yapılandırılmış bir gelenek olduğundan söz edilmektedir.”


“Diyarbakır Müzesi'nin cam eserler koleksiyonunda yer alan 583 adet eser yer almaktadır.” (HANAR, 2018)


Diyarbakır müzelerinde “Ahşap Rahle, Sini altlığı, Ahşap Beşik, Çekmeceli Sandık, Kapaklı Çekmeceli Ahşap Sandık, Ahşap Kalkan, Demir-Ahşap Dibek, Sedef Kakmalı Ahşap Sandalye, Ahşap Mücevher Kutusu, Sedef Kaplamalı Ahşap Sehpa, Ahşap Kafes, Ahşap Koltuk Takımı, Ahşap Kaşık Sapı, Ahşap- Cam Kitap Dolabı, Ahşap Masa (Sehpa), Sedef Kakmalı Tabanca, Çakmaklı Tüfek, Takunya.” (KORKMAZER, 2021)


Bunlara kandiller ve seramikler de dahil edilebilir. Bunlar arasında Kürtler tarafından yapılan her hangi bir esere rastlanılmamıştır.


Diyarbakır Arkeolojik müzesinde saraylara, mabetlere, türbelere ait tarihi çiniler incelenmiş ve Kürtlerle bir bağlantı kurulamamıştır. (GÜRSOY, 1993) (YILDIRIM, 2001)


Diyarbakır ve bölge müzelerinde sikkeler


Bir devletin devlet olabilmesi için iki vazgeçilmezi vardır. Kendi adına sikke basmak ve camilerde hutbe okutmaktır.


“Mardin müzesinde 1075-1308 bulunan toplam 162 sikke incelenmiş ve hepsinin Selçuklular ile Artuklulara ait oldukları tespit edilmiştir.” (ÖNCÜ, 2017)


950 yıl öncesinin Alpaslan’ın sikkesi Bitlis müzesindedir.


Rahime Gökçe’nin incelediği, Diyarbakır ve Mardin Müzesinde bulunan 11.-14. yy döneme ait sikkeler arasında Kürt sikkesine rastlanmamıştır.


Bölgenin diğer müzelerinde de Kürt sikkeleri yoktur ve Kürt devleti olup kendi adlarına hutbe okuttuklarına dair bir kayıt da Anadolu’da yoktur.


Diyarbakır’da camiler


Emeviler kiliseyi camiye çevirip adını Ulu Camii verdiler.


“Nisanoğulları; Ömer Şeddad, Hz. Süleyman ile Akkoyunlular; Nebi, Parlı (Safa), Kasım Padişah, Hoca Ahmed Camiini inşa etmişlerdir.” (TOP, 2011, s. 230…)
Diyarbakır, “Surlar, Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından ele geçirildikten sonra tümüyle yeniden inşa edilmiştir. Artuklu eseri Kale Camii (s. 219). Ulu Camii, Mesudiye ve Zinciriye medreseleri Artukluların eseridir.” (FREELY, 2012, s. 220)


Bölgede Müslüman dini mimari eserler Emeviler, Abbasiler, Artuklular’dan başlayarak Osmanlılara kadar geliyor ama Kürtlerden bahsedilmiyor. (HAN, 2011)


1900 tarihli Diyarbakır Salnamesi’nde kentte 24 cami ve 21 mescit adı geçmektedir. Bütün bu camiler ve mescitler Türkler tarafından yapılmıştır.


Diyarbakır içinde 22 türbe Türk mimari tarzında yapılmıştır. (ÇIĞ, 2017)
 


Diyarbakır’da çeşitli eserlerde Türk taş işçiliği


Diyarbakır’da “Zamanın sanat anlayışına göre zengin bir süsleme görülür. Mezar taşları, Türk sanat tarihinin en ilginç bölümlerinden birini oluşturur. Bitkisel, geometrik motifler, yazı ve figürler ile halı, kilim, çorap ve heybelerde görülen tüm işlemeleri taş işlemeciliğinde geometrik süslemeler, hayvan motifli kabartmalar ve gömme çiniler yer almıştır.” (MERCİN, 2004, s. 376, 381)


“Diyarbakır'a hâkim oldukları dönem içerisinde giriştikleri imar faaliyetleriyle kentte birçok eser vücuda getiren Artuklular, bu eserlerin bir nevi kimlik kartı olan ve dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hayatına dair son derece önemli bilgileri ihtiva eden kitabelere yansıtmışlardır. Günümüze ulaşan şehir merkezi ile birlikte Silvan, Çermik ve Lice ilçelerinde olmak üzere Diyarbakır sınırları içerisinde Artuldulara ait 28 adet kitabe bulunmaktadır.” (KARAÇAM, 2016, s. 373)


Diyarbakır surlarının kitabeleri, figürleri


Diyarbakır surlarının uzunluğu Çin seddinden sonra dünyada ikinci sıradaır.


“Melikşah Burcu’nda at, kartal-tavşan mücadelesi figürleri görülür. Figür gruplarının hayvan çiftlerini, Büyük Selçuklu Burcu’nda boğa, Melikşah Burcu’nda dörtnala koşan koşumlu at, ceyla, aslan ve doğan kabartmaları bulunur. Selçuklu Burcu, kartal, taht, hükümdar, boğa, aslan figürleri vardır.” (PARLA, 2014, s. 867-876)


Diyarbakır köprüleri


“Roma dönemi Kara ve Sancak Köprüsü; Mervaniler dönemi Dicle (Romalılar tarafından yapılmıştır, bk. Mervaniler kimdir). Artuklular dönemi Silvan'daki Malabadi; Çermik'te Haburman; Silvan’da Ambar Çayı; Mardin Kırmasın’da Kara Köprü; Devegeçidi Suyu üzerindeki Halil Viran ve Osmanlılar döneminde Devegeçidi; Çüngüş ve Sinek Köprüsü'dür.” (DALKILIÇ, 2009, s. 370)


Diyarbakır hanları


Şehrin önemli yollar üzerinde bulunması ve gelişmiş ticaretinden dolayı Osmanlı döneminde Diyarbakır’da birçok han yapılmıştır. Bunlar, Hasan Paşa Hanı 1500’lü yıllarda), Deliller Hanı, İbrahim Paşa Hanı, Tütün Hanı, Çifte Han, Rüstem Paşa Hanı, Melek Ahmet Paşa Hanı, Kayseriye Hanı, İpekoğlu Hanı, Han-ı Cedid... Bu eserleri yapanlar ve yaptıranlar arasında Kürt ismi geçmemektedir.


“XVIII. asır Diyarbakır vakfiyeleri Şeriyye sicillerine göre araştırılmış ve 3l vakıf bulunduğu tespit edilmiştir. Hiçbir vakfiyede Kürt adı geçmemektedir.” (YILDIZ, 2006, sayı:l5, s. 97)



Osmanlı Şeriyye Sicillerinde Diyarbakır’ın çarşıları


“Hasan Paşa Çarşısı, Sipahi Pazarı, Buğday Pazarı, Arpa Pazarı, Sinek Pazarı, Kürkçüler Çarşısı, Semerciler Çarşısı, Palancılar Çarşısı, Melek Ahmet Çarşısı, Yoğurt Pazarı, Yeni Çarşı, Kılıççılar Çarşısı, Meyveciler Çarşısı, Yahudiler Çarşısı, İplik Çarşısı, Kitapçılar Çarşısı, Haşim Zade Çarşısı, Soğan Pazarı, Üzüm Pazarı ve Yüncüler Çarşısı.” (ALAKAŞ, 2012, s. 46)


“Dönemin kaynaklarında Kürtlerin şehir ve kasabalarda cemaat şeklinde bulunduklarına dair bir ipucu yoktur. Ancak bir veya birkaç aile şeklinde şehirlere yerleşiyorlar, bunlar da zamanla şehrin hâkim diline göre ya Arapça yahut da Türkçe öğrenmek mecburiyetinde kalıyorlardı.” (ÖZDEMİR, 2014, s. 114)


Kürt aşiretlerinin kervanları kurup her hangi bir malın ticaretini yaptıklarına tarih şahit olmamıştır, aksine kervanları soyup, yağmalamışlardır. Denizle de tanışıklıkları yoktu.


MARDİN MÜZESİ


“Mardin şehri ve havalisi Roma İmparatorluğu'nun, daha sonra Bizanslıların Sasanilerle (224-642) mücadelelerinde ehemmiyetli bir yer işgal eder. 640 İslam ordusu tarafından sulhen fethedilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah 478'de (1085) şehirdeki Mervani (Arap) hakimiyetine son verdi. Mardin, 496'dan (1103) itibaren Türkmen ailelerinden Artukluların eline geçti.” (DEMİR, 2016, s. 5)


Müzede Bizans, İslami dönem, Safevi ve Avşar dönemi ile Karakoyunlu, Musul Atabeyliği, İlhanlı, Artuklu, sikkeleri; lüleler; metalik kaplar; Osmanlı dönemi silah ve erkek aksesuarları; Antik çağ kandilleri; Asurlulara ait silindir mühürler, Osmanlı mühürleri; farkı uygarlıklara ait madeni mutfak eşyalar bulunmaktadır.


Mardin müzesinde 1075-1308 bulunan toplam 162 sikke incelenmiş ve hepsinin Selçuklular ile Artuklulara ait oldukları tespit edilmiştir. (ÖNCÜ, 2017)


Rahime Gökçe’nin incelediği, Diyarbakır ve Mardin Müzesinde bulunan 11.-14. yy döneme ait sikkeler arasında Kürt sikkesine rastlanmamıştır.


Mardin’de camiler, medreseler…


Mardin, çeşitli uygarlıkları içinde barındıran açıkhava müzesidir.
[Mardin'de Türk egemenliğinin ilk cami Necmeddin ve Ulu camidir. Süslemeli minaredeki bir kitabede kayıtlıdır. İsa Bey ve Kasımiye medresesi Artuklu eserleridir. Selçuklu, beylikler ve Osmanlı döneminde dönemi eserleri arasında Hüsamiye, Hatuniye, Nizameddin Begaş, Süleyman Paşa, Şehidiye, Hatuniye, Muzafferiye, Kale, Şeyh Çabuk, Savur Kapı, Melik Mahmud, Latifiye, Küçük Sultan Hamza, Sultan Hamza Türbesi, Tekiye ve Cihangir Camii, medrese ve türbeler bulunmaktadır. Mardin' deki en eski ticari yapı, Akkoyunlu hanıdır. Hamam ve en az çeşme Artuklularlular yapmıştır.] (FREELY, 2012, s. 221-222)


Mardin’de “Dara I. Köprü ve Dara II. Köprü Roma dönemine ait eserlerdir. Kızıltepe İlçesi’ndeki Dunaysır Köprüsü ile Harzem Köprüsü, Artuklu döneminde inşa edilmiştir. Savur İlçesi’nde bulunan Başkavak (Ahmedi) Köyü Köprüsü, Hisarkaya Köyü Köprüsü, Sürgücü Ahmet Ağa Köprüsü ile Dargeçit İlçesi’ndeki, Dargeçit Köprüsü ise, Osmanlı döneminden kalmadır.” (YILDIZ, 2010, s. 97)


“Mardin’de (1100’lü yıllardan) birçok köy, mezra, dağ, tepe, dere, vadi adlarının çoğunun Türkçe’dir.” (YEDİYILDIZ, 2008, s. 426) Köy adları verilmektedir.
Kürtçüler gökten yağmur şeklinde Kürt yağdırıyorlar fakat yre bir tanesinin izi düşmüyor.


Kürtçülerin binlerce yıllık Kürt yurdu dedikleri ve cismani varlıklarından başka hiçbir izlerinin bulunmadığı topraklar, bu topraklardır.


Çömçe/ Çemçe gelin Diyarbakır’da


“Diyarbakır’da, yağmur duasında ise, çocuklar tahtadan bir bebek yaparlar. Bunun adı ‘Çemçe Gelin’dir. Kapı kapı dolaşarak, şu tekerlemeyi söylerler:


Çemçe gelin ne ister,


Allah'tan yağmur ister,


Bir parça bulgur ister.” (DEĞER, 1999, s. 420)

Bingöl’de, “Mahalle veya köyden bir gurup toplanarak bunlardan biri erkek diğeri kadın kılığına girerek tüm mahalle veya köyü dolaşarak;


Çomça gelin nar ister, çomça gelin su ister.


Ver Allah’ım ver! Yağmur ile sel.


Koç koyun kurban, göbekli harman,


Yaz yağmuru yalancı gavur kızı dilenci.


Ver Allah’ım ver! Yağmur ile sel,


Koç koyun kurban, göbekli harman.” (KAHRAMAN, 2010, s. 50)

Rize Hemşin’de güneş duası için kapı önlerinde bu tekerleme söylenirdi:


“Babra bubrik ne isder?
Kaşuk kaşuk yağ isder,
Folden yumurta isder,
Tekneden kaymak isder,
Verenin oğli olsun,
Vermeyenin de kör topal kızı olsun,
Allah’dan güneş isder.” (CAFEROĞLU, 1946, s. 265)


Maçka’da Güneş duası (Kuçkuçura):
“Kuçkuçura ne istersin?
Yağ isterim bal isterim,
Allah’tan güneş isterim,
Verirsen ver gidelim,
Vermesen kov gidelim,
Verenin teknesine bin bereket,
Vermeyeninkine de başım kadar bir pospol (sıçan) düşsün.
Akşamları kemençe çalarak, horon oynayarak, ev ev dolaşılarak yiyecekler toplanırdı.” (DUMAN, 2014, s. 279)

Hopa/ Hemşin’de güneş duası:
“Avra bubrik ne ister
Kaşuk kaşuk yağ ister,
Allahtan güneş ister,
Verenin oğlu olsun, (amin)
Vermeyene kör topal.” (YILMAZ, 2003, s. 163)

Yomra’da Güneş duası:
“Guza guza gus guruza,
Allah’tan güneş isteruz,
Hatunnardan guymak isteruz,
Verenin teknesine bereket,
Vermeyenin teknesine başum kadar kokmiş sıçan düşsün.” (DUMAN, 2014, s. 279)

Ardanuç’ta yağmur duası:
“Sahan sahan un istar
Kepça kepça yağ istar
Harolar toli istar
Harmannar ağır istar
Ala gozlum Allah'tan yağmur istar
Veranın koç oğli toğsun
Vermiyanın kor topal kızi
O da bacadan düşsün
Kırılsın koli kıçi.” (ŞENOL, 2015, s. 366)

Azerbaycan’da yağmur duası:
“Çömçe hatun ne ister
Allah’tan yağış ister
Koyunlara ot ister
Kuzulara süt ister
Me. Me. Me. “ (MAKAS, 1996, s. 95)

Horasan’da yağmur duası:


“Köse gelin, ne ister, Tanrı’dan yağış ister


Köse işi qessabdı, qar da yağsa hesabdı


Köse yazıq kasıbdı, çok qerz onı basıbdı


Allah yağış verginen, nezrim qebul edginen.” (RAHİMİ, 2022, s. 883)


Nereden nereye.


TÜRKLERİN VE KÜRTLERİN BÖLGEDEKİ ESKİ İSKÂN İZLERİ


Bismil Basmil Türklerinden (Z. Gökalp). Basmıl, ünlü Türk boyu. Battal Gazi Ocağı Bismil'dedir.



Siverek “İran dilinin ‘kara yıkıntılar’ anlamında iken Ermeni ağzında Sevaverak, Süryani ağzında Şebhabherak, Türk ağzında Siverek olmuştur.” (UMAR, 1993, s. 735)


1500’lü yıllarda Siverek sancağının köy adları tamamına yakını Türkçedir. “Avşarcık, Çepni, Gökdepe, Karğılu, Iğdir, Salur, Otağlu, Kurtçıktı, Kazancı, Kırkpınar, Kabaağaç, Susuzca, Kızıldepe, Karahan…” (ÖZAĞAÇHANLI, 2010, s. 78…)


Türkçe adların yoğunluğu karşısında hayrete düşmemek mümkün değil.



Ergani “İngilizlerin Erzurum konsolos Taylor, 1866 yılı gözlemi: Maden ve civarda Türkmenlerin yanı sıra az sayıda Kürt, Yörük ve Ermeniler var.” (BEŞE, 2011, s. 207)


Ergani, Uzun Hasan’ın doğduğu yerdir ve Kılleş (Şölen) köyüdür. Kızı Şah İsmail’in annesidir. Ergan-i. Farsça –i, aitlik, ilişkinlik gösteren takıdır. (UMAR, 1993, s. 322) Tebriz-i, Şiraz-ı, Nesim-i gibi kökü ‘Ergan’dır.


1500’lü yıllarda ‘Ergan’ yazılıdır. (ÜNAL, 1999, s. 281) (MİROĞLU, 1990, s. 118)


“Emir Ergan, Büyük Selçuklu döneminde ünlü komutanlardan Karasungur’un kayınpederi.” (BURSLAN, 1999, s. 175)


“Osmanlı döneminden günümüze camiler, türbeler, çeşmeler, evler, hükümet konağı, vb. eserler ulaşmıştır.” (YILDIZ, 2017, s. 646)


1518 yılı Ergani köylerinden bazıları
“Eymür, Avcu Eymür, Menteşalu, Danişmend, Karkın, Timur, Timur Taş, Gökçe, Çakır, Kızıl, Kızılcalu, Kızılkent, Doğan, Kayan, Demircü, Türkan, Akpınar Türk… (ERPOLAT, 1993, s. 1…)


“Kürt Alevi köylerinin pek çoğunun Türkmen oymak ve yer isimleri taşımaktadır (s. 9). 1518-1565 tarihleri arasında Müslüman köylerin 5 i Kürtçe, 70 civarında köy adları Türkçe idi. Bu tahrir defterlerinde Zaza sözcüğü hiç geçmemektedir.” (ŞENER, 2010, s. 11)


“Ergani dağları: Maden, Karacadağ, Zülkifl (Peygamber), Sakız, Amedi, Kıleş, Belagür, Kızılca, Hilar, Bervan, Mil, Zilan, Salihli ve Divana Dağı. Açan Pişman, Açmayan Pişman Mağarası, Kara Cehennem Suyu, Sultan Pınarı, Kızıl Kaya.” (UÇAR, 2007, s. 7…)



Çermik Ermenicedir. Eski köy adları: “Mısır Kendi, Kancooğlu, Rıza Türk, Sakız Ağacı, Keskin, Beyamlu, Gözerek, Yenice, Gözübüyük, Avnioğlu, Beyli, Dut Ağacı, Kuru Viranı, Beyliği, Kürt Hasan, Melik Ahmet, Kara Musa, Duru Viranı.” (ERPOLAT, 1994)



Harput Harp-ut: Savaşlar, harpler! Eski Türkçe –ut eki çoğul edatıdır. Harput’un dağ ve tepe adları: “Ankuzu, Aslan, Bahtıyar, Balkaya, Bey yurdu, Boztepe, Bulutlu, Buzluktaşı, Çelever, Çiçtepe, Çilemelik, Çöke, Karga, Deveboynu, Gavurtaşı, Hasret, Haroğlu, Hazarbaba, itminik, Karababa, Karakaya, Karaoğlan, Kıraç, Kırklar, Kızıl, Kuşakcı, Mahlu, Mastar, Meryemi, Meteris, Naldöken, Perçene, Rıdvantepe, Seyran, Sivrice, Yalavuz, Yarbaşı, Yassıca.” (SUNGUROĞLU, 1958, s. 16)
“Harput'ta Belek Gazi ve Ahi Musa mescidi, Arap Baba mescidi ve türbesi, Esediye camii ve Mansur Baba türbesi bulunmaktadır.” (FREELY, 2012, s. 226)



Varto Vart-o. Arapça verd: Gül. Ermenice vard: Gül. Gürcüce vardi: Gül. Farsça’dan diğer dillere geçmiştir. Farsça verintili dil olup köklü geçmişe sahiptir.


“Varto ve civarında yatan Kuru Baba, Hazır Baba, Köşkar Baba, Mehmet Gazi, Meydan Şehidi, Şeteri Şehidi, Yedi Kardeşler, Gülahmet, Gülmustafa, Karaboğa Şehidi, Saf Baba, Uzun Şehit. Bu havali Türklüğün en canlı şahitleridir.” (FIRAT, 1961, s. 52)


Diyarbakır’da eski yerleşim yeri adlarından bazıları


1518 yılı Tapu Tahrir kayıtlarında Diyarbakır yerleşim yeri adları: “Yalnız ‘kara’ (Türkçe) ile başlayan yerleşim adlarından bazıları: Kara Amid, Karacadağ, Kara Ağaç, Kara Baş, Kara Duş, Kara Göz, Kara Koç, Kara Koyun, Kara Pınar, Kara Viran, Karaca Viran, Kara Hamza, Kara Hisar, Kara Kilise, Kara Musa…” (İLHAN, 1990, s. 214)


1565 yılı Vakıf Defterlerine göre bazı Diyarbakır’da köy adları, “Dögercük, Danişmendlü, Köpeklü, Karamani, Pürnak Depesi, Tatar, Yuvalu, Yıvacık, Güvençoğlu, Karagöz, Karakoç, Karataş, Kırkpınar, Oğulbey, Üçtepe, İl Basdı, Arık Baba, Timur Han.” (KIRKIL, 2008, s. 421)


1518-1568 yıllarda adı Türkçe olan Amid köylerinden bazıları, “Kırkpınar, Salur, Tatar, Döğercük, Toğan, Danişmendlü, Kabasakal, Arık Baba, Kankurd, Karakoç, Karataş” (YILMAZÇELİK, 2018, s. 1783…) devam ediyor.


Bingöl gölleri ve dağları
Eski adı çapak-çur. Çapak, Türkçe ve çur: Su, Ermenice. “Kerkis, Zırlır, Sar, Kuş, Haren, Er, Kıllı, Manastır, Belli, Karlı ve İçme Gölü en önemlileridir.” (Bingöl İl Yıllığı, Tarihsiz: 10)



1500’lü yıllarda Hınıs ve Malazgirt Sancaklarında A ve B ile başlayan köylerden birkaçı


“Adgün, Ağ Viran, Ağca, Ağca Bey, Ağca Kaya, Ağca Pınar, Ağıl, Ak Bulak, Ak Pınar, Ak Taş, Ak Viran, Ak Yar, Ak Yokuş, Ala Kalkan, Alaca, Alagöz, Alanlu, Alpagud, Arduç Pınarı, Arpa Deresi, Ayu Bükü, Ayu Çukuru, Balcı, Balı Danişmend, Bardakçı, Barmaksız, Baş Kend, Baş Pınar, Baş Yurd, Başsuz, Bayanlu, Baydırlu, Bayındırlu, Beğ, Beğ Yurdu, Beş Depe, Boynu Uzun, Boz Viran, Bulak, Bulanık, Bulduk, Büyük Göl…” (BAYKARA, 1991, s. 9…)
 


1600’lerde 730 no’lu icmal defterinde Van, Adilcevaz, Muş, Bitlis’te yer adları
Çoğu Türkçe olup aralarında Ermenice olanlar çoktur hatta Rumca olanlar vardır.


“Avşar, Aydınlu, Kayhan, Salur, Eymir Gölü, Saruhan, Teke, Kağan, Uğur Bey, Tatar Gazi, Hatun Bulağı, Kızıltaş, Kızıl Bulak… yığınla Türkçe ad.” (KILIÇ, 1989)


“Gaziantep yer adları arasında Yunanca, Ermenice, İbranice, Hititçe, Farsça, Arapça ve ağırlıklı olarak Türkçe yer adları konu edilirken; Kürtçe bir yer adından bahsedilmemiştir.” (KALKAN, 2014)


Osmanlı devletinin çeşitli dönemlerinde Bitlis’te pek çok camiler, medreseler, kervansaraylar (hanlar), köprüler, türbeler, kümbetler, farklı mezar taşları (Ahlat), kaleler, sikkeler, koç-koyun heykelleri, yer adlarının pek çoğu Türk izlerini taşır. (YAŞA, 1992, s. 39…)


🔇