1. BAŞYAZI-ÖNSÖZ

Tarih ‘Kürt milleti’ varlığından söz etmez çünkü millet kavramının içeriğini dolduracak arkeolojik kalıntılara, sanatsal yapıtlara, siyasi-idari-askeri unvanlara, birlik şuuruna, bağımsızlık ülküsüne, ortak yasalara ve devlet kurma geleneğine rastlanılmaz. Kürt ordusundan da tarih bahsetmez çünkü millet yoksa ordu, ordu yoksa devlet yoktur. Bu nedenle Kürt tarihinde halife, şah, padişah, imparator, hakan, kağan, hükümdar, sultan gibi unvanlılar görülmemiştir. Mete Han, Oğuz Kağan, Bilge Kağan, Atilla, Alpaslan, Atatürk benzeri liderler çıkmamıştır. Başkentleri olmamıştır.


Kürt tarihi, halkın içinde yer alamadığı ve tamamen dışlandığı aşiretlerin tarihidir. Halkın varlığı etkin, yetkin, seçkin sınıf olan ağa, şeyh, seyit içindi. Bunlar ne derse halkın inancı onu söylerdi. Halk soru soramaz, sorgulayamaz ve kendi adına karar alamazdı. Aşiretler arasında haklıya-haksıza bakılmadan temel kural, hüküm galip gelenindi. Bu ilkel yapı içinde en bol ve en ucuz olan insan hayatı idi. Kürt halkının reislerinin elinden, Alevilerin devlet zulmünden, Türklerin mollaların baskısından kurtulup insan yerine konmaları için Atatürk’ün gelmesi beklenecekti.


Türkiye’de Kürtler daha az eşit de Lazlar, Gürcüler, Çerkezler, Türkler daha çok eşit değildir. Kürtler Türklerin yanında kendilerini güvende, özgür, eşit ve huzurlu hisseder. Doğuda Kürt’e huzur vermeyen yine Kürt’tür, ağadır, PKK’dır, DEM’dir, Hüdapar'dır, muhtardır, belediye başkanıdır.


Mezhep farklılığını kullanıp İslam ülkelerini kan gölüne çeviren ABD, bizde de dil farklılığından faydalanıp 50 bin insanın katili PKK’yı kurdurup silah, yiyecek ve giyecekleri ile niçin besler?


Tarih Kürt uygarlığından bahsetmez çünkü aşiret yapısını kıramayan, okul ve şehirle tanışamayan Kürt halkının Anadolu’da saray, kale, şehir, ilçe, mabet, han, hamam, kervansaray, kümbet, hastane, anıt, köprü vb. tarihi izleri mevcut değildir.


Arkeolog: “Dünya müzelerinde Kürtlere ait kırık bir ok ucu bile yok.”


Kürtçe köylü/ pazar dili olduğu için içeriğinde bilimsel, edebi, felsefi, sosyolojik, sportif, hukuki, ticari, ekonomik, matematiksel, sanatsal, siyasi, idari, askeri terimler yoktur. Bu nedenle Kürtçe ile modern eğitim mümkün değildir.


Türkler Anadolu’yu yurt edinirken Ermenilerle ve Kürtlerle bir savaşını tarih yazmamıştır çünkü Ermenilerin devleti yoktu, Kürtler de Anadolu’da yoktu.


Kürt aşiretlerinin vatanları için savaştıklarına tarih şahit değildir çünkü vatanları olmamıştır. Vatan yerine aşirete bağlılık vardı. Malazgirt savaşı akabinde İran’ın Zağros dağlarından çıkarak Türklerin peşinden Anadolu’ya gelmişlerdir. Yerin altında kimlerin şehitleri varsa üstü de onlarındır. Kimse hazıra konmasın.






ÖNSÖZ


Hakikati duymaya, bilmeye tahammülünüz var mıdır? Yıllarca emperyal kurguların, terörün, silahların, ideolojilerin gölgesinde yapılan gürültülü tartışmalar arasında kaybolmuş gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız?


Konumuz Kürtler, Zazalar, Dersimliler ve onlarla birlikte anılan Alevilik- Kızılbaşlık inançları. 1980 ihtilali ile birlikte ABD’nin oluşturduğu PKK ile gündeme gelen Kürt sorunu, gerçekte bu Batının Türk Sorunudur. Batının Türklere karşı açtığı yeni Haçlı savaşında Kürtlere biçmek istediği kaftan sorunudur. Dünyada hangi terör örgütü emperyalizmin her türlüsü için kullanışlı bir aygıt olabilir? Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya, ABD, İsrail, İran hatta kimi Arap ülkeleri. Yunanistan, İsveç, Norveç, Danimarka’yı saymaya bile gerek yok. Bu kırk benzemezin ortaklaşa olarak Türkler üzerine çullanma çabalarının oturduğu zemin bellidir. Sevr ile kazanıp Lozan ile kaybettikleri Doğu, yani Türk sorunudur


Terörden ve terör örgütlerinden bağımsız olarak, Kürtler hakkında gerçekleri dile getirmenin zamanı gelmiştir. Başta İran, Irak, Suriye ve Türkiye olmak üzere bölgemizin farklı ülkelerine serpilmiş bu halklar çevresinde yürütülen tartışmaları gerçeklik süzgecinden geçirmek elzemdir.


Kürtlerle ilgili yapılan her tartışmada kaçınılmaz olarak Türklerden söz etmek gerekir. Zira tarihsel olarak Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada hâkim unsurlardan biri Türklerdir. İnanç ve kültür bakımından bu iki unsur arasında yüzyıllara yayılmış yoğun bir etkileşim mevcuttur. Bu alanda bir çalışma yapılacaksa Kürtleri tekil bir olgu olarak incelemek doğru olmayacaktır. Onların etkileşimde olduğu farklı etnik, sosyolojik ve kültürel olgulara dokunmak şarttır.


Kürtlerle birlikte mutlaka Zazalardan da söz etmek gerekir. İnanç ve sosyoloji söz konusu olduğunda Türkmenleri, Alevileri, Bektaşileri ve Kızılbaşları da denkleme dahil edilmelidir. Ancak bütüncül bir yaklaşımla Kürtler hakkındaki gerçekleri sağlıklı bir zeminde ele almak mümkün olur.


Bu eser, akla, mantığa ve bilime dayanmayan ideolojik hayaller yerine, konu ile yapılmış yerli ve yabancı ciddi çalışmalardan doğrudan alıntılar yapmaktadır. Böylece konuya ilişkin kalıcı bir başvuru kaynak kitap ortaya çıkmıştır.


 


Prof. Dr. Recai Coşkun


 


🔇